onedio
Kenan Doğulu ve Zeki Müren Yılbaşında Aynı Sahnede
İstanbul’da sokak partisinin adresi bu yıl Şişli değil, Beşiktaş. Zeki Müren’in hologram teknolojisi ile ‘canlandırılacağı’ bir parti organize ediliyor.Her yıl Nişantaşı’nda gerçekleştirilen sokak partisi Beşiktaş Belediyesi tarafından Nispetiye Caddesi’nde düzenlenecek. Organizasyon dahilinde 20 metrelik bir yılbaşı ağacı hazırlanıyor ve binaların dış cephelerine video mapping uygulanacak. DJ performanslarla başlayacak yılbaşı eğlencesi saat 21:00’de Ozan Doğulu DJ performansı ile devam edecek. Ardından 23:00’te Kenan Doğulu sahnede yerini alacak ve hologram teknolojisi kullanılarak Zeki Müren’le düet gerçekleştirecek.Hologramla ‘canlandırma’ işine sıcak bakmak pek mümkün değil ancak, Zeki Müren/Kenan Doğulu düeti neye benzer meraklanmamak imkansız.Hafifmüzik
Bahçeli: 'Erdoğan Konuştukça Türkiye'nin Tansiyonu Yükseliyor'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın maksadını aşan, sabır ve tahammülleri zorlayan konuşmaları' başlığı altında yazılı bir açıklama yaptı.Bahçeli açıklamasında, 'Erdoğan'ın sürekli polemik üretmesi, bulduğu her fırsatta ucube değerlendirmeler yapıp ülkemizi anlam kargaşasına mahkum etmesi kabul edilecek bir hal değildir. Açıktır ki Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan kaynaklı bir bunalım çemberine, üslup kirliliğine, hakaret çıkmazına mahkûm edilmiştir. Erdoğan konuştukça Türkiye'nin tansiyonu yükselmekte, görüş ayrılıkları keskinleşmektedir' ifadelerine yer verdi.'HARAM LOBİSİ KUDURMUŞ GİBİ REZALET YARIŞINDADIR 'Bahçeli, 'Türkiye her gün yeni bir sorunla, yeni bir tartışma ve anlaşmazlıkla karşılaşmakta, adeta imtihana çekilmektedir. Milletimizin asıl ve öncelikli gündemleri ötelenmekte, örtbas edilmektedir. Artan yoksulluk, azan yolsuzluk, kademe kademe çoğalan bölücü terör sorunları hasıraltı yapılırken; yapay konular, mesnetsiz ve uyduruk yorumlar kurnazca dolaşıma sokulmaktadır. AKP zihniyeti 'tavşana kaç tazıya tut' politikasıyla yalanı, dolanı ve riyayı meslek edinerek bu alanda rekorlar kırmaktadır. Namertlik sivrilirken nezaket ve nezahet yerlerde sürünmektedir. Maneviyat dolandırıcılığı terfi alırken, dürüstlük ve doğruluk mumla aranmaktadır. İhanet alkışlanıp ilgi ve takdir gördükçe; sadakat ve sağduyu irtifa kaybetmekte, milli ve manevi değerler çürümeye terk edilmektedir. Ne hazin bir gerçektir ki, rüşvetçiler revaçta; yolsuzluk çeteleri, aldatma kadroları, haram lobisi kudurmuş gibi rezalet yarışındadır. Ülke yönetiminde akıl ve ahlak kenara itilmekte, öfke ve kutuplaşma girdabı önüne ne gelirse çiğneyip yutmaktadır' dedi.'KONUŞTUKÇA TÜRKİYE'NİN TANSİYONU YÜKSELİYOR'Bahçeli, 'Gidişat hayırlı ve umut verici değildir. Gelişmeler her açıdan, her yönden esef ve kaygı vericidir. Türkiye'nin ağır meselelerini çözüme kavuşturma, milletimizin beklenti ve özlemlerini karşılama konusunda devlet ve hükümet ricali acziyet ve yetersizlik içindedir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden, kaçak sarayda saltanat süren Recep Tayyip Erdoğan; söz ve fiilleriyle, tavır ve davranışlarıyla, tutum ve sinsi taktikleriyle ülkemizi kısır tartışmalarla boğmaktadır. Cumhurbaşkanlığının saygınlığını zedeleyen, milli ve tarihi vasfını aşağılara çeken bu şahıs, Türkiye'nin başına çöreklenmiş, bahtını ve ufkunu hepten perdelemiş durumdadır. Erdoğan'ın sürekli polemik üretmesi, bulduğu her fırsatta ucube değerlendirmeler yapıp ülkemizi anlam kargaşasına mahkum etmesi kabul edilecek bir hal değildir. Açıktır ki Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan kaynaklı bir bunalım çemberine, üslup kirliliğine, hakaret çıkmazına mahkûm edilmiştir. Erdoğan konuştukça Türkiye'nin tansiyonu yükselmekte, görüş ayrılıkları keskinleşmektedir' dedi.'SAĞLIKSIZ DÜŞÜNCELERİ ARTIK KATLANILMAYACAK BOYUTLARDADIR'Bahçeli, 'Anayasal yetki ve sorumluluklarını çiğneyerek keyfiliği ve başına buyruk bir yönetimi kendisine rehber edinen bu sakil zihniyet Türkiye'nin altını oymakta, Türk milletinin dirliğine suikast düzenlemektedir. 'Üç çocuk dayatması, ABD'nin keşfi meselesi, doğum kontrolü konusu, Türkçe'nin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapılmayacağına' dair köhnemiş bakışı Erdoğan'ın son marifetlerinden bazıları olarak dikkat çekmektedir. Erdoğan'ın gündem saptırmak için tedavüle soktuğu sapık ve sağlıksız düşünceleri artık katlanılmayacak boyutlardadır. Türkçe'ye şaşı bakan, Türkçe'yi aşağılayan, Türk dilini küçümseyen birisinin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini taşıyor olması tarihe, millete ve gelecek ülkülerine resmen kast etmektir. Erdoğan'ın içinde 'Türk' kelimesinin geçtiği her kavram ve değere alerji duyması, çarpıtmaya ve çökertmeye çalışması hazmedilemeyecek milli ve ahlaki noksanlıktır. Üstelik bu şahsın sözlerine keramet ve keyfiyet atfederek televizyon ve gazetelerde tartışmaya açan sözde aydın ve uzmanların, kurgulanan propaganda mekanizmasına köle gibi hizmet ettikleri ortadadır' dedi.'ERDOĞAN YA SUSMALI YA DA SAKAT FİKİRLERİNDEN ÇOK ACİL VE DERHAL VAZGEÇMELİDİR'Bahçeli, 'Ayrıca TÜBİTAK 2014 Yılı Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri Töreni'nde Erdoğan'ın 'ihanet ve ahlaksızlık' temalı konuşmasının, bilim ve bilim insanlarına suçlayıcı ifadelerinin bizatihi bilime ömrünü verenler tarafından alkışlanması da utanç vericidir. Erdoğan akli ve kalbi melekelerini kaybetmiş bir görüntü çizmektedir. Sağlıklı düşünme, sağlıklı karar ve irade oluşturma yeteneğinden mahrum olduğu da anlaşılmaktadır. Aziz milletimiz, şimdilik Türkiye'yi esaret altına alan, çocuklarla uğraşan, rüşvet ve yolsuzluk iddialarından kaçan 17-25 Erdoğan'a kesinlikle mecbur ve müstahak olmayacaktır. Erdoğan ya susmalı ya da sakat fikirlerinden çok acil ve derhal vazgeçmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi Recep Tayyip Erdoğan'ın ciddiye alınacak bir yanının artık kalmadığına yürekten inanmaktadır. Bu kapsamda olmak üzere, yandaş medya dışındaki basın ve yayın kuruluşları Erdoğan'ı gündeme taşımaktan, manşetlere yerleştirmekten tamamen uzak durmalıdır. Erdoğan ıslah olmadan, makul bir terbiye ve teenni düzeyine gelmeden Milliyetçi Hareket Partisi'nin muhatabı olamayacak, gündem oluşturmak amacıyla sarfettiği temelsiz sözlerine asla itibar edilmeyecektir. Bu konuda kararımız kesin ve kat'idir' dedi.DHA
20 Video İle Yeşilçam'da Şener Şen
Şener Şen (d. 26 Aralık 1941, Adana) Türk sinema ve tiyatro oyuncusu.Sinemaya ilk adım attığı yıllarda figüranlık dahil her işi yaptı. Beş yıl boyunca - bazı filmlerde sadece dans etmek veya başrol oyuncusundan dayak yemek gibi- küçük rollerde yer aldı. Kariyerinde büyük bir dönüm noktası olan 1975 yılında Ertem Eğilmez'in unutulmaz filmi Hababam Sınıfı'nda ‘'Badi Ekrem'’ tiplemesi ile büyük sükse yaptı. Aynı filmde İnek Şaban tiplemesi ile ün yapan Kemal Sunal ile müthiş bir ikili oluşturdu ve o yıllarda büyük gişe hasılatı yapan Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Kibar Feyzo, Çöpçüler Kralı ve Davaro gibi filmlerde oynadı.Şener Şen, 1984'e kadar yardımcı roller oynadı. O dönemde Anadolu piyasasına hâkim olan işletmecilerin, Arzu Film ve Ertem Eğilmez'e yaptıkları baskı sonucunda artık başrollerde oynaması gündeme gelir. Ancak o güne kadar özellikle Kemal Sunal ve İlyas Salman'la birlikte yaptığı filmlerde oynadığı uyanık, üçkâğıtçı, sahtekâr, dolandırıcı tiplemleri canlandırmış olan Şen bu kez halkın istediğini yapmamayı seçti. “Onların istediği filmi yapmam, başrol oynayacaksam kendi istediğim filmi yaparım” diyerek isyan bayrağını çekti ve Başar Sabuncu'nun Namuslu filminde ilk kez başrole çıktı. Filmde canlandırdığı Ali Rıza Bey karakteri işine son derece bağlı bir mutemettir. Bu nedenle çevresindekilerce hor görülür. Zimmetine para geçirdiği söylentileri ortalığa yayılınca itibar görür ve el üstünde tutulmaya başlar. Ertem Eğilmez'in bu film için ona “Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter. Bir daha bir fırsat yakalayamazsın. Ama öbürünü seçersen yılda beş, altı film yaparsın, para da kazanırsın” demesine rağmen, Namuslu o yılın en iyi iş yapan filmleri arasına girdi ve Şener Şen'in sinema kariyerindeki ikinci perde açıldı.Namuslu filmiyle üçkağıtçı, sahtekar karakterleri canlandırmaktan sıyrılan Şener Şen artık iyi, insanları kandırmayan, saf, temiz yürekli karakterleri canlandırmaya başladı. Nesli Çölgeçen’in Züğürt Ağa 'sında saf bir köy ağasını, Milyarder 'de piyangodan büyük ikramiye kazanan istasyon şefini, Muhsin Bey 'de şöhret olmak isteyen bir gence yardım eden organizatörü başarı ile oynadı. Bu yıllarda moda olan müzikallerde de gözüktü.Ertem Eğilmez'in son filmi olan ve Türk sinema seyircisinin sinema önlerinde uzun kuyruklar oluşturduğu taşlamalarla dolu Arabesk filminde Müjde Ar ile başrolleri paylaştı. 1996'da ise Türk sinemasında bir devrim yaratan “Eşkıya” filminde Uğur Yücel ile birlikte oynadı. Yavuz Turgul'un senaryosunu yazdığı ve yönettiği bu film Türk sinema sektöründe o dönem için bir rekor kırarak ve 2,5 milyonu aşkın seyirciyi sinemalara çekti.Gaziantepli kebap üstadı Ali Haydar'ı canlandırdığı İkinci Bahar (1998-2001) dizisinde diğer başrol oyuncusu Hanım adlı Trakyalı bir mezeciyi canlandıran Türkan Şoray'dı.Yönetmenliğini Yavuz Turgul'un yaptığı Gönül Yarası (2005) filmindeki emekli öğretmen Nazım rolüyle 42. Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Erkek Oyuncu ödülü'nü kazandı. Bu filmi yönetmenliklerini Yavuz Turgul'un yaptığı, 'nesli tükenen bir kabadayıyı' canlandırdığı Kabadayı (2007) ile başrollerini Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz'la paylaştığı Av Mevsimi (2010) izledi.
Reklam
Yeteneği Somut Hale Getiren Jessie J'den 9 Akustik Performans
Jessie J, İngiltere topraklarının en rahat şarkı söyleyen kadını görüntüsü çiziyor. İzlerken duyduklarınıza inanamıyorsunuz ama ekrandaki Jessie J sanki sohbet ediyormuşcasına şarkıları seslendiriyor. Yeteneğin bu kadar somut bir şekilde karşımıza çıktığı her işi sevdiğimiz gibi, Jessie J’yi de sürekli olarak takdir ediyoruz. İşte kendisinin en muhteşem akustik performanslarından bazıları…Hem gözlerinize hem de kulaklarınıza inanmakta güçlük çekeceksiniz!
Reklam
Hayvanlar Tarafından Büyütülen 10 İnsan ve İnanması Güç Hikayeleri
İnsanların doğada yalnız başlarına yaşayıp yaşayamayacakları hep merak konusu olmuştur. Doğduğu andan itibaren doğada yalnız başına yaşayan insanların anlatıldığı pek çok roman ve öykü yazılmış, filmler çekilmiştir. Bazıları gerçek bazıları da efsanedir. Hazırladığımız listede her iki türden yaşanmışlıklar bulacaksınız.
Türk Sanatçıdan Birbirinden Enfes 25 Dizi-Film Karakteri İllustrasyonu
Fırat Bilal Eskişehir Anadolu Resim Öğretmenliği mezunu ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde Grafik Tasarım  Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi son zamanlar da özellikle dizi ve film temalarına yoğunlaşmış durumda, yaptığı çalışmalarla da göz dolduruyor.Sadece dizi ve film illüstrasyonları değil kişisel portreler ve sıra dışı farklı çalışmalarda sergiliyor. Fırat Bilal’in çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz.Kaynak: http://yaz.ma/dfj5s
Reklam
Bir Tarikatın Toplu İntiharı: Jonestown Katliamı İncelemesi
etiket
18 Kasım 1978 günü Guyana toprakları üzerinde kurulmuş Jonestown kasabasında yaşayan People's Temple (Halkın Tapınağı) Tarikatı'na mensup 900'den fazla kişi, tarikat liderleri Jim Jones  (James Warren Jones)'un vaazı üzerine siyanür içerek intihar etti. İntihar etmek istemeyen üyeler silahla vurularak öldürüldü. UYARI: Bu galeride yer alan içeriğin bazı bölümleri küçük yaştaki kullanıcılar için uygunsuz olabilir.
Dış Dünyaya Kendini Kapatmış Kuzey Kore'den 26 İlginç Fotoğraf
etiket
Basın mensuplarının fotoğraf çekmesinin bile yasak olduğu Komünist bir ülkenin fotoğraflarını dijital hafıza kartları kullanarak yasadışı bir şekilde dünyaya gösteren bir fotoğrafçıdan bahsediyoruz.Kuzey Kore'ye 6 kez girme şansı bulan o fotoğrafçının ismi Eric Lafforgue.Lafforgue, çektiği fotoğraflarla Kuzey Korelilerin de birer robot değil, acı çeken insanlar olduğunu gösteriyor.'Son ziyaretim Eylül 2012'de çektiğim bazı fotoğrafları internette yayınladığım için sınır dışı edildim. Bazı Kuzey Koreliler, fotoğrafları silmemi yoksa başımın çok belaya gireceğini söyleseler de, ülkenin gerçek halini göstermemenin adil olmayacağını düşünerek reddettim. ' diyor Lafforgue.Pyongyang gibi büyük şehirlerin kırsallarında yaşayanlar için hayatın hiç de kolay olmadığını belirtiyor.'Kuzey Kore'deki yaşam şartları batıya oranla çok daha kötü' Birçok kez ziyaret ettiği küçük balıkçı köyünde, Eric Lafforgue onur konuğu olarak karşılanıyor. Dünyadan soyutlanmış, hayatlarında cep telefonu görmemiş bu köyün insanları geçimlerini balıkçılık yaparak ve su yosunu yetiştirerek sağlıyorlar.'Olumsuz yaşam standartlarına, gözlerindeki yaşlara ve çoğu zaman yiyecek bir şeyler bulamamalarına rağmen liderlerine hala taparcasına saygı duyuyorlar.'
Türkiye'de En Fazla Bilim Dergisi Ankara'dan
Hazırlanan bir kitapta yer alan bilgilere göre Türkiye'deki bilimsel dergilerin yüzde 30'u Ankara'da yayınlanıyor. Bilimsel dergilerin yarısı ise sosyal alanlardaki konuları içeriyor. Üniversiteler arasında ise en fazla dergiyi ise İstanbul Üniversitesi çıkarıyor. Veriler, yeni çıkan Türkiye Akademik Dergiler Rehberi-2014 adlı kitaptan.Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nazmi Kozak tarafından hazırlanan Türkiye Akademik Dergiler Rehberi-2014 kitabında Türkiye'de yayınlanan 1679 bilimsel dergiye ait bilgiler yer alıyor. Kitaptaki bilgilere göre ülkemizdeki bilimsel/akademik dergilerin yüzde 30’u Ankara’da yayınlanıyor.Bilimsel dergilerin yarısı sosyal alanlarda yayınlanıyorKitapta yer alan bilgilere göre bilimsel/akademik dergilerin yüzde 50,8’i (861 dergi) sosyal bilimler alanlarında yayınlanıyor. Sağlık bilimleri yüzde 25,4 (430 dergi), teknik bilimler yüzde 7,9 (154 dergi) ve matematik ve fen alanlarında yayınlanan dergilerin oranı ise yüzde 4,7 (79 dergi). Bilimsel/akademik dergilerin yüzde 43,4’ü (736 dergi) Türkçe-İngilizce olmak üzere iki dilli yayınlanıyor. Türkçe yayınlanan dergilerin oranı yüzde 30,5 (517 dergi), dergilerin yüzde 14,7 (249 dergi) ise İngilizce yayınlanıyor (249 dergi).Araştırma sonuçlarına göre bilimsel/akademik dergilerin yalnızca yüzde 22,8’i (387 dergi) kağıda basılı olarak yayınlanıyor. Öte yandan, bilimsel dergilerin yüzde 49,3’ü (835 dergi) hem kağıda basılı ve hem de online ortamda yayınlanırken, dergilerin yüzde 19,2’si (325 dergi) tümüyle online ortamda yayınlanıyor.En fazla dergi Ankara’daAraştırma bulgularına göre en fazla bilimsel/akademik dergi Ankara’da (511 dergi) yayınlanırken, Ankara’yı 459 dergi ile İstanbul izliyor. En çok bilimsel/akademik derginin yayınlandığı diğer iller şu şekilde sıralanıyor: İzmir (75 dergi), Konya (43 dergi), Elazığ (27 dergi), Bursa yüzde (26 dergi), Isparta (25 dergi), Eskişehir (25 dergi), Erzurum (22 dergi), Sakarya (20 dergi), Malatya (16 dergi), Diyarbakır 17, Mersin (16 dergi) ve Antalya (15 dergi) dergi. Bu arada 62 derginin ise yayımladığı yer belirlenemedi.İstanbul Üniversitesi 56 dergi ile öndeBilimsel/akademik dergilerin yüzde 43,5’i üniversitelerce yayınlanırken, yayınevleri tarafından yayınlanan dergilerin oranı yüzde 15,5, derneklerin oranı yüzde 19,4 ve özel kişilerin oranı ise yüzde 4,2 şeklinde sıralanıyor. En çok dergi 56 dergi ile İstanbul Üniversitesi tarafından yayınlanırken, bu üniversiteyi sırasıyla 44 dergi ile Ankara Üniversitesi, 30 dergi ile Hacettepe izliyor. En çok bilimsel dergi yayınlayan diğer üniversiteler ise şu şekilde sıralanıyor: Gazi Üniversitesi (29 dergi), Süleyman Demirel Üniversitesi (24 dergi), Selçuk Üniversitesi (20 dergi), Dokuz Eylül Üniversitesi (19 dergi), Marmara Üniversitesi (18 dergi), Atatürk Üniversitesi (17 dergi), İnönü Üniversitesi (13 dergi), Cumhuriyet Üniversitesi (12 dergi), Ege Üniversitesi (12 dergi), Fırat Üniversitesi (11 dergi) ve Düzce Üniversitesi (10 dergi).Bilimsel dergi alanı bütünüyle denetimsiz1997 yılından bu yana bilimsel/akademik dergiler konusunda beşer yıllık aralıklarla dört ayrı araştırma gerçekleştirilen Prof. Dr. Nazmi Kozak, bilimsel dergi yayımcılığının dergi sayısının artmasıyla denetimi zor bir alan haline geldiğini açıkladı. Bilimsel dergi yayını ile ilgili uygulamaların Türkiye ve dünyada akademik çevrelerin iç denetimine bırakıldığı açıklayan Prof. Dr. Kozak, 2002 yılından sonra bilimsel makalelere akademik yükseltmelerde yüklenen işlevin bu alandaki keyfiyetin inanılmaz boyutlara ulaşmasına yol açtığını söyledi.Bilimsel süreli yayıncılık alanında ULAKBİM tarafından 1990’ların başından itibaren Türk Tıp Dizini ile başlayan önemli birtakım çalışmaların yapıldığını, ancak bu çalışmaların dergiler üzerindeki yaptırım gücünün kapsadıkları dergilerle sınırlı kaldığını açıklayan Prof. Dr. Kozak,bilimsel dergilerin nitelikleri ilgili olarak akademik yükseltmelerde görev alan jüri üyelerine önemli bir sorumluluk düştüğünü belirtti.“Günümüzde bilimsel dergi çıkarmak o kadar kolaylaştı ki; bir domain satın alınarak, bir hosting kiralanarak herkes bilimsel dergi çıkarabiliyor artık” diyen Prof. Dr. Kozak konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Dergicilik çok da ucuza geliyor! İstediğiniz adı verebiliyorsunuz; ‘uluslararası dergi yayınlıyorum’ diyerek bütün makaleleri Türkçe yayımlayabiliyorsunuz. Adı İngilizce, yayımlanan bütün makaleleri Türkçe olan pek çok ‘uluslararası dergimiz’ var! Hatta durum öyle boyutlara ulaştı ki, biri çıkıp dergisinin ilk sayısına ‘Yıl 5, Sayı 1’” diyebiliyor.”Denetim yapan bir otorite olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kozak “Uluslararası dergi olmanın ölçütleri nedir? diye sorduktan sonra şunları söylüyor: Uluslararası makale olmanın ölçütleri nedir? Belli değil. Herkes kendi kuralını koyuyor. “Elbette bilimsel yayıncılık teamüllerine uyan pek çok online dergi var; bunları ayırmak lazım. Bilimsel dergilerin niteliği konusunda bütün sorumluluk akademik yükseltme jürilerinde; haliyle her bir jüri üyesinin alanıyla ilgili bütün bilimsel/akademik dergiler konusunda ayrıntılı bilgiye sahip olamaması, sorunu içinden çıkılmaz kılıyor. Örneğin ülkemizde sosyal bilimler alanında 861 bilimsel/akademik dergi yayınlanıyor, dolayısıyla sosyal bilimlerin herhangi bir alanındaki bir akademisyenin bütün bu dergiler hakkında bilgili olması beklenemez.”Güleriz ağlanacak halimizeTarandıkları indekslere göre bilimsel dergilere atfedilen değeri (puanı) elde etmek için yanlış veya bilimsel etik kurallarına uygun olmayan birçok uygulama olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kozak, “Öyle örnekler var ki, güler misiniz, ağlar mısınız? Örneğin bir arkadaşlık sitesi olan ‘FriendFeed’i, herkesin bildiği ‘Google Scholar’ı, ‘PHD Library’ı, bir dergi rehberi olan ‘Ulrich’s Periodical Directory’ı ‘indeks’ gibi gösteren çok sayıda bilimsel dergi var” diye uyarıyor.Al Jazeera Turk
Reklam
Arctic Monkeys’den Kısa Belgesel
2013 yılında yayımladıkları “AM” isimli albümüyle beğeni toplayan ve 2013 yılının Mayıs ayında başlayan “AM” turnesini  15 Kasım 2014’te sonlandıran Arctic Monkeys, turnenin son konseri olan Güney Amerika konserini ve sahne arkasını kısa film haline getirdi.Yönetmeliğini Ben Chappell’in yaptığı film 6,5 dakikadan oluşuyor. Filmin içinde son albümlerinin çıkış şarkısı “R U Mine?” performansına da yer veriliyor.
Reklam
Alkışlanacak Bir Proje: Askıda Kitap
Her kitap Anadolu’da yeni bir hayat, sloganı ile ünlü yazarları kitap severleri ile buluşturan, ‘ASKIDA KİTAP’ sosyal sorumluluk projesi, Anadolu’daki çocuklara umut ışığı oldu. 22 Kasım – 21 Aralık tarihleri arasında 212 İstanbul Power Outlet’te gerçekleştirilen “Askıda Kitap” sosyal sorumluluk projesi, birçok ünlü yazarı kitapseverler ile buluşturdu. Ünlü yazarlar 212 İstanbul Power Outlet’te avm ziyaretçileri ile buluşup kitaplarını imzalarken, imzalanan her kitap karşılığında yüz temel eserden bir kitap ise Anadolu’daki okullara bağışlandı. Nilgün Ilgaz, Aydın Ilgaz, Nilüfer Açıkalın, Ebru Cündübeyoğlu, Uğur Koşar, Kahraman Tazeoğlu, Kemal Siyahhan ve Yaşar İliksiz’in gerçekleştirdiği imza günlerinde toplamda 2005 kitap Anadolu’da çocuklara bağışlanmak üzere askıya çıktı. Askıda Kitap adresinden askıdaki kitaplardan ihtiyacı olanlar ücretsiz kitap talep edebilecekler.Askıda Kitap 2015 yılında Hermes’te212 İstanbul Power Outlet, okuma bilincini arttırmayı ve Anadolu’da ihtiyacı olan okullara ve çocuklara yüz temel eseri ulaştırmayı hedeflediği alkışlanacak bir proje olan Askıda Kitap ile 2015 yılında Hermes Creative Awards’a katılacak. 2014 yılında Hermes Creative Awards’da, “212’nin Girişimci Çocukları” projesi ile “İletişim Kampanyası” ve “Sosyal Pazarlama Kampanyası” kategorilerinde Platin; “Özel Etkinlik” ve “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Programı” kategorilerinde de Gold ödülünü kazanarak, toplamda 4 ödülle başarısını taçlandıran 212 Avm, 2015 yılında Askıda Kitap projesiyle de  Hermes’ten Türkiye’ye ödülle dönmesi bekleniyor.AVM Partners tarafından yönetilen ve yatırımı Edip Uluslararası Gayrimenkul tarafından yapılarak Ağustos 2009’da hayata geçirilen 212 İstanbul Power Outlet, etkinlikleri ve sosyal sorumluluk projeleri ile ziyaretçilerinin sosyal hayatlarına pozitif etki etmeye devam edecek.Pegarose
Beyaz Perde Tüm Zamanların Rekorunu Kırdı
Seyirci ilgisinin her geçen gün arttığı sinema sektörü, yerli yapımların da etkisiyle 2014'ü tüm zamanların rekoruyla kapatıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Cem Erkul, AA muhabirine sinemanın 100. yılında elde edilen büyük başarıları ve geride bırakılan 1 yılı değerlendirdi.Erkul, bir asrın geride bırakıldığı bu yılın başında, sinemada 2. yüzyıla iyi bir başlangıç yapmayı hedeflediklerini belirterek, 'Beyaz perdedeki 50 haftayı aşan vizyon yolculuğunda sinema gişelerinde, 58 milyona yakın bilet kesildi. Hem yerli hem de yabancı yapımların görücüye çıktığı bu sürede, bilet satışlarından yaklaşık 618 milyon lira hasılat elde edildi. Türk filmleri ise sektöre 345 milyon hasılat getirdi. Toplam film hasılatında yerli filmlerin payı yüzde 56'ya ulaştı' diye konuştu.Yerli filmleri 35 milyon kişi izlediErkul, seyircinin büyük ilgisiyle karşılaşan yerli yapımlar için bu yıl 35 milyondan fazla bilet satıldığını bildirdi. Erkul, şunları söyledi:'3 Ocak-18 Aralık tarihleri arasında 103'ü yerli olmak üzere 341 yeni film gösterime girdi. Beyaz perdeye gelen tüm filmlerin içinde yerli film izleme oranı yüzde 59 oldu. Ayrıca yerli film seyirci sayısı geçen seneye göre yüzde 30 arttı. Yine bu yıl en çok izlenen 10 film listesinin tamamı yerli filmlerden oluştu. Şahan Gökbakar'ın yönetmenliğini üstlendiği Recep İvedik, 4 ilk sırada gelirken onu sırasıyla Ata Demirer ile Demet Akbağ'ın başrollerini paylaştığı Eyvah Eyvah 3, geçtiğimiz yıl vizyona giren Düğün Dernek, Cem Yılmaz imzalı Pek Yakında, Unutursam Fısılda, Birleşen Gönüller, Deliha, İncir Reçeli 2, Patron Mutlu Son İstiyor, Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı takip etti. En çok izlenen yabancı filmler ise başrolünde Russell Crowe'un yer aldığı Nuh: Büyük Tufan ile Karlar Ülkesi oldu.'13 film 1 milyon sınırın aştıCem Erkul, bu yıl gösterime giren yapımlardan 11'i yerli olmak üzere 13 filmin 1 milyon izleyici sınırını aşmayı başardığını da belirtti.En çok izlenen ilk 10 filmin, Türk filmi olduğunu dile getiren Erkul, 1 milyon sınırını aşan yerli yapımların bir kısmının da yılın bitmesine az süre kala 'seyirci kaygısıyla' vizyona geldiğini kaydetti.Sinema Genel Müdürü Erkul, 'Bizim sinema seyircimiz hala kışın film izlemeyi, yazın izlemeye tercih ediyor. Biz renkli bir ülkeyiz, hem iklim hem de yaşam olarak. Yazın daha az izlenmesini çok da yadırgamıyorum ama muhakkak bu kadar çok vizyon baskısı altında bir sektörün de vizyon tarihlerini biraz daha genişletmesi izleyicinin de buna inşallah adapte olmasını gerekir. Böyle olsaydı rakamlar en az yüzde 20 daha fazla olabilir.''Bütün hedeflerimizi tutturduk'Temel hedeflerinde şu ana kadar sektör olarak başarılı olduklarını anlatan Erkul, 'Temel hedefimiz ilk olarak sinema seyirci sayımızı 60 milyona çıkarabilmekti. Bu rakamın en az yüzde 60'ının yerli olmasını sağlamaktı. Vizyona giren yerli filmler içinde bakanlık destekli filmlerin en az yüzde 30 pay almasını sağlamak ve en çok izlenen ilk 10 filmin de yerli filmler olmasını sağlamaktı. Bütün hedeflerimizi tutturduk' değerlendirmesinde bulundu.Bakanlık sektörden desteğini esirgemediYıl sonunda vizyona giren film sayısının toplamda 348 olacağını anlatan Cem Erkul, bunlardan 32'sin Bakanlık destekli olduğunu dile getirdi.Erkul, bunlar arasında 'Kusursuzlar, Ferahfeza, Yunus Emre: Aşkın Sesi, Daire, Şarkı Söyleyen Kadınlar, Mavi Dalga, Köksüz, Soğuk, Mavi Ring, Peri Masalı, Mandıra Filozofu, Lal, Cennetten Kovulmak, Bensiz, İksir, Kış Uykusu, Göl Zamanı, Toprağa Uzanan Eller, Biz Babasız Büyüdük, Ben O Değilim, Balık, Hay Way Zaman: Dersim’in Kayıp Kızları, Sivas, Unutma Beni İstanbul, Deniz Seviyesi, Annemin Şarkısı, Kumun Tadı, Asfalt Çiçekleri, Seni Seviyorum Adamım, Fakat Müzeyyen Bir Derin Tutku, Yağmur Kıyamet Çiçeği, Evliya Çelebi' gibi yapımların bulunduğunu bildirdi.'Türk sineması 100. yılında mührünü bastı'' Türk sineması 100. yılın sonunda mührünü sinema sanatına bastı' diyen Erkul, sektörle belirledikleri hedefleri gerçekleştirmekten son derece mutlu olduklarını söyledi.Satılan bilet sayılarının gerçekten bir rekor olduğuna dikkat çeken Erkul, şöyle devam etti:'Yeşilçam'ın 'altın çağında' bile böyle bir şey yok. İnsanlar her gün değişik bir film izleme şansına sahip oldu. Sinemalarda dünya kültürünün örneklerini gördü vatandaşlar ama kendi duygularımızın, kendi kültürümüzün beyaz perdeye yansımasını da görme imkanı bulduk bu yıl. 109 yerli filme baktığınızda da neredeyse 2,7 güne 1 yerli film düşüyor. Bizim seyircilerimizin alışkanlığının senede 1,4 kere sinemaya gitmek olduğunu düşünürseniz, sinemaya gitme potansiyeli sunan anormal bir sunum var. Bu kendi arzını üretecek inşallah. Beklentimiz de bu yönde. Bizim koyduğumuz 2023 hedefleri arasında 100 nitelikli film. Bunu söylerken gişe filmlerinin hepsini dahil etmiyoruz. Bunlar 'Hababam Sınıfı' gibi olsun, insanların gönlüne dokunabilmiş, yüreğinde yer edinebilmiş, uzun yıllar sonra da tekrar tekrar izlenebilecek nitelikte filmler olsun. Bunun yanında gişeye de yönelik olarak yapılabilmiş insanların eğlence ihtiyacını da karşılayabilecek bir eser, bunun yanında 100 milyon seyirci hedefimiz var. Sektörle birlikte çalışmayı sürdürebilirsek bu hedeflere daha erken ulaşabileceğimizi düşünüyoruz.'Yerli yapımların gişedeki başarısının yanı sıra yurt dışında önemli festivallerde ödüller aldığına değinen Erkul, Türk filmlerinin özgün senaryolarının Anadolu dışında bulunmasının mümkün olmadığını söyledi.Erkul, 'Türkiye'nin jeopolitik konumundan, siyasi duruşundan, 2023 hedeflerinden, büyük ülke hedeflerinden bahsedilen bir dönemde sinemanın da bu hedeflere kendisini yerleştirmiş olması ve bunu da kendi dili, etiği ve kaygılarıyla gerçekleştiriyor olması bence son derece anlamlı' ifadelerini kullandı.Şenay Ünal, AA
İki Yıl Önce Erdoğan: 'Türkçe ile Felsefe Yapılmaz Demek Irkçılıktır'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün yaptığı 'Türkçe felsefe yapamazsınız' açıklaması gündemdeki yerini korurken ilginç bir gelişme yaşandı. Erdoğan'ın 2 yıl önce 'Türkçe ile felsefe yapılmaz' fikrini 'ırkçılık' olarak değerlendirdiği ortaya çıktı...49. TÜBİTAK Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri Töreni'nde konuşan ve 'Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca ya da İngilizce, Almanca, Fransızca kelime ve kavramlara başvuracaksınız. Bu sorunlar devlet eliyle değil bilim insanları eliyle aşılacak sorunlardır' diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan 2012 günü yaptığı konuşmada ise tam tersi ifadeleri kullanmış ve Türkçe ile felsefe yapılmaz diyenleri 'ırkçı' olduğunu ifade etmiş.Erdoğan'ın 24 Nisan 2012 günü Türkiye Yazarlar Birliği, Türk Dil ve Edebiyatı Derneği ve AnkaraBüyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 'Anayasanın Dili' Sempozyumu'nda yaptığı konuşmadan bir bölüm:  'Diller arasında bir ayrıma gitmek, açık söylüyorum bir ırkçılıktır. Zaman zaman söyleniyor, 'Türkçe ile felsefe, bilim yapılmaz, bilim dili kurulmaz' deniyor. Bunların tamamı ırkçılık kokan açıklamalardır. Irkçılık ihtiva eden bir düşünüş biçimidir. Dünyadaki tüm diller gibi Türkçe de zengin kelime hazinesiyle, bu dili konuşan herkese sonsuz, sınırsız, engin bir muhayyile sunabilecek güce sahiptir' 
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Doğum kontrolü ya da aile planlaması kavramları Türkiye'de en çok 1960'lar ve 70'lerde konuşuldu; devlet bu yolda politikalar geliştirdi.Bunu yapanlar neslimizi kurutmak isteyen hainler miydi?Tarih laboratuvarına bir bakalım. Cumhuriyet 'ıssız Anadolu'da kuruldu. 11-12 milyon nüfus... 1912'den beri devam eden savaş yüzünden bu nüfusun 1 milyonu sakattı. Sıtma gibi hastalıklar yaygındı. Toprağı işleyecek nüfus yoktu. Atatürk ve İnönü nüfus artışını bütün güçleriyle teşvik ettiler; Müslüman olmaları şartıyla göç taleplerinin hepsine kapılarımızı açtılar. Elbette doğruydu bu politikalar.
Reklam