Daha önce de galerisine yer verdiğimiz Michael Grab isimli sanatçının icra ettiği çok ilginç ve kendine hayran bırakan taş dengeleme sanatını izliyoruz...
Bazıları bira yapımını sanat olarak görür; fakat geniş çaplı üretim söz konusuysa orada bilim devreye girer.İster hevesli bir amatör, ister ünlü bir bira üreticisi olsun asıl olan şey ürünün bilimsel analizini yapmak ve gerçekleşen kimyasal tepkimeleri anlamaktır.Bira yapımında, özellikle büyük uluslararası bira markaları açısından daha fazla geçerli olmak üzere, biraya her yerde ve her zaman aynı tadı vermek büyük önem taşır. Bunu sağlamak da bira mayasının aynı özellikte olmasına bağlıdır. Maya örneği dondurulup saklanır ve birkaç ayda bir çoğaltılarak yeniden kullanılır.
Bir kağıt 7‘den fazla katlanmaz diye bilgi içeren yazılara denk gelmişsinizdir. A4 boyutlarında bir dosya kağıdından bahsediyorsak evet bu varsayımın doğru olduğu söylenebilir. Ama yeterli büyüklükte bir kağıt ve bolca zamana sahipseniz , belli bir kalınlığa ulaştığında hala 2'ye katlayabilecek kadar gücünüzde varsa katlamaya devam edebilirsiniz. Bu varsayımdan yola çıkarak aşama aşama katlanan kağıdın kalınlığı göreceğiz.
NASA bilim insanları Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nden (SDO) güneşin üç yıllık gözlemlerinin verilerini birleştirip mükemmel bir video oluşturdular. Videoda Güneş’in her günü için 2 resim kullanılarak 1095 günü içeren üç dakikalık bir video oluşturdular. Videoda rastgele günaş patlamalarının olduğunu ve Güneş Maksimimu denilen Güneş patlamalarının en fazla olduğu zamanlara gelindiğinde bu patlamaların daha da arttığını gözlemleyebilirsiniz
İrlandalı ünlü U2 grubunun solisti Bono Kasım ayında New York’ta geçirdiği ve kolunu altı yerden kırdığı bisiklet kazasının ardından bir daha hiç gitar çalamayabileceğini söyledi. Grubun internet sitesinde 2014′ü değerlendiren bir yazı yayınlayan Bono, “korkunç kaza” olarak tanımladığı olaydan bu yana rahat hareket edemediğini söyledi. Bono bununla birlikte U2′nun 2015 turnesi öncesinde tam olarak iyileşmek için elinden geleni yaptığını belirtti.54 yaşındaki İrlandalı sanatçı kazada hem kolunu kırmış; hem de el tarak kemiğini, kürek kemiğini ve göz çukurunu çatlatmıştı. Bono hayranlarına hitaben yazdığı yazıda, “Artık dirseğim titanyumdan” dedi.TAHMİN ETTİĞİMDEN DAHA ZORİyileşme sürecinin Tahmin ettiğinden daha zor geçtiğini belirten Bono, “Size bu satırları yazarken bir daha gitar çalıp çalamayacağımı bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Kazanın ardından Bono’nun yatırıldığı hastaneden “Çok yüksek hızla giderken başka bir bisikletliyle çarpışmış” açıklaması gelmişti. Bono iyileşmeye odaklanabilmek için 2015′in ilk yarısı için planlanan tüm etkinlik katılımlarını iptal ettiğini açıkladı ve “Zamanı kendi kendime şarkılar mırıldanarak geçireceğim” dedi.
Müzik dünyasını maalesef en az 10 sene geriden takip eden ve popüler kültürün kurbanı bir müzik piyasasına sahibiz milletcek. Feci yetenekli gruplarımız var, çok önemli etkinlikler de yok değil. Güzel şeyler oldu 2014’te ama gelin biz bakalı bu sene kimler gelmiş, hatta ağırlığı gecikmeli gelenlerden oluşan 2014 misafir listemize bir bakalım.
Herhangi bir bilimsel araştırma ile ispatlanmış olmasa da, herhangi bir yolla ölçmek mümkün olmasa da erkek milletinin ortalama 7-10 saniyede bir seks düşündüğü kabul görmüş bir gerçek. Belki bu şüyuu vukuundan beter bir durumdur bilemem ancak erkeklerin 7-10 saniyede bir seks düşündüğü bir dünyada yaşamanın bir takım zorlukları olduğundan eminim. İşte o zorluklar!!Gerçi burada yazdıklarımız, bu içeriği okuyan hiçbir erkeğin yaşamadığı şeyler. Biz diğer erkeklerden bahsediyoruz. Eminiz ki siz hep bilim, hep kültür, hep sanat düşünüyorsunuz.
Türkiye’de değerler eğitimi ilk kez 2010’da dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş tarafından yayımlanan bir genelge ile uygulanmaya başladı. Genelgede, öğrencilere yaptırılması istenen etkinlik örnekleri arasında, “rol model olma”, “karşılıklı güven, hoşgörü ve dürüstlük ilkeleri”, “sınıf içinde uyulması beklenen davranışlar listesi”, “yardım organizasyonları, doğum günü ve özel günlerde etkinlikler düzenlenmesi” gibi konu ve faaliyetlere yer verildi. Eğitimin içeriği ise illerde oluşturulan, “değerler eğitimi komisyonlarının” yetkisine bırakıldı. Bu kapsamda, illerdeki komisyonlar, yıl boyunca işlenecek değerleri ve zamanlarını belirleyip örnek yıllık plan hazırlayarak okullara gönderdi. Okullar da örnek plan çerçevesinde kendi planlarını hazırladı. Bu nedenle değerler eğitimi bugüne kadar, komisyonların oluru ile her okulda farklı konu başlıklarında farklı şekillerde uygulanabildi.MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hizmet Vakfı arasında geçen temmuzda imzalanan protokol ile değerler eğitimi uygulamasına yeni bir yön verildi. Protokol uyarınca MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “değerler eğitimi” seminer konularını içeren 39 sayfalık kitapçık, Genel Müdür Mustafa Kemal Biçerli imzasıyla 81 ilin valiliğine gönderildi.Türkiye’deki tüm örgün ve yaygın eğitim kurumlarındaki öğrencilere seminer şeklinde verilmesi planlanan değerler eğitimi için bakanlık dokuz konu ve bunların alt başlıklarını belirledi. Bu başlıklar arasında, “Sabır”, “Hastalık ve musibetin anlamı”, “Bir hayat gerçeği: Ölüm ve ötesi”, “İnancın bireysel ve toplumsal hayata etkileri”, “Dua ve ibadetin hayatımızdaki yeri”, “Ramazan ayı ve oruç”, “Peygamber sevgisi” gibi konular yer aldı. Kitapçığın gönderildiği birçok kentte seminerler verilmeye başlandı.daha fazla...Peki yeterli mi? Biz de üzerine basıp geçtiğimiz bir ot, karınca, taş parçası olabilecekken insan olmuşuz.Evlerimizi, yuvalarımızı İslami ölçülerle ve imanın ışığında kurduğumuz takdirde yuvalarımız bir cennet köşesi, saadet ve huzur bahçesi olur.Zaman ve şartlar müsait olunca çocuklarını dini ölçülere uygun bir şekilde evlendirmek anne ve babaların çok önemli vazifelerinden biridir. Dininden ve ahlakından razı olduğumuz bir kimse kızımıza ve oğlumuza talip olursa, ‘Kolaylaştırınız, güçlük çıkarmayınız’ hadisiyle amel etmeliyiz.Avrupa modası yüzünden, yuva kurarken yapılan israflar ve ölçüsüzlükler yüzünden müminlerin dünya ve ahiret hayatları tehlikeye düşmektedir.Gibi konular gençliğe değerler aşılamak için kafi mi? Değil elbette, ama her şeyi devletimizden beklememeliyiz. Bunun için biz de Onedio ekibi olarak Değerler listesine eklenebilecek bazı alternatif maddeler belirledik. Eminiz ki Milli Eğitim Bakanlığımız bunları dikkate alacak, yeni neslin eğitiminde bu konulara da yer verecektir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu dönemde kriptolu telefonlarının dinlenmesinin ardından, TÜBİTAK tarafından yüksek güvenlikli yeni kriptolu telefonlar için çalışma başlatıldı ve çalışmalar tamamlandı. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kriptolu telefonları hazırladıklarını söyleyerek, bugün Başbakan Ahmet Davutoğlu'na sunulacaklarını söyledi. Işık, Davutoğlu'nun talimatlarını aldıktan sonra MGK Genel Sekreterlik aracılığıyla kaç tane telefon isteniliyorsa üretileceğini ve ilgili kişilere dağıtılacağını kaydetti.Eski kriptolu telefonlarda bulunan yazılımda yaratılan açıktan yaralanılarak IMEI numaraları üzerinden dinlemelerin yapıldığı tespit edilmişti. Yeni yazılımda, dinlemeye imkan veren açık kapatıldı. IMEI numarası bilinse bile dinlemenin önüne geçildi. Önceki kriptolu telefonlarda TÜBİTAK yazılım sertifakasını, başka bir kuruma test ettirmeden kendisi vermişti. Bu kez sertifika işlemi MGK Genel Sekreterliği veya telefonu kullanan kurum tarafından yapılacak.Nasıl çalışıyor?Vatan Gazetesinden Kenan Butakın'ın haberine göre, cihazın çalışma sistemi şöyle: 'Görüşme başlangıcında iki cihaz karşılıklı olarak birbirlerinin sertifikalarını kontrol edip tek kullanımlık kripto anahtarı oluşturuyor. Sonra, cihazın mikrofonundan alınan ses, matematiksel fonksiyonlardan oluşan kripto algoritmalarıyla verilere dönüştürülüyor. Matematiksel bilgiler GSM şebekesinin veri kanalından diğer cihaza aktarılıyor. Aktarılan cihazdaki kripto anahtarı, bu matematiksel verileri tekrar sese dönüştürüyor. Görüşme sonlandıktan sonra iki tarafta da kripto anahtarı siliniyor. Dinlenilmeye çalışılan cihazın kripto anahtarı elde edilemediğinden, kriptolu veriler çözülemiyor.'
Sene boyunca, her yerde olan ve çarpıcı kareleriyle bizlere durumu resmeden AFP fotomuhabiri Bülent Kılıç, Guardian tarafından 2014’ün Fotoğrafçısı seçildi!2014 senesi nasıl geçti sorusuna en güzel yanıt, gerçekten de Bülent Kılıç’ın objektifinden verilebilir. Kiev’deki gösterilerden, Soma’daki maden cinayetine, oradan Suruç’a kadar, kronolojik bir 2014 senesine buyrun.
Dünyanın Çatısı olarak da bilinen 27 milyon nüfuslu Nepal, dünyanın en yüksek dağlarından sekizine ev sahibi olmasıyla, zengin ve mistik bir kültüre sahip. Şimdi sizleri Nepal'in manzaralarından, insanlarından ve düzenlenen Hindu festivallerinden derlenen bir fotoğraf serisiyle baş başa bırakıyoruz.
21 yaşında dünyanın ön önemli müzik okulu Berklee’de profesör unvanı kazanan cazın ünlü ismi Esperanza Spalding, İstanbul’a geliyor. 3 Şubat’ta Cemal Reşit Rey’de sahne alacak olan Spalding, caz dalında Grammy alan ilk isim.Henüz 30 yaşında ve kariyerine dört Grammy Ödülü sığdırmış, son yılların en genç caz süperstarı Esperanza Spalding, bu yıl ikincisi gerçekleşecek CRR Caz Şubatı konserlerinin yıldızı olacak. Sanatçı, 3 Şubat’ta sahneye çıkacak. İkinci Caz Şubatı konserlerinin açılışını 1 Şubat’ta, “Cazın Bakülü Prensesi” olarak bilinen meşhur Aziza Mustafa Zadeh yaparken, 3 Şubat’ta Obama’nın da favorisi Spalding ile buluşuyoruz. Genç bir bas virtüözü, besteci ve şarkıcı olarak Esperanza Spalding, eleştirmenlere göre cazı yeniden parlatan isimlerden biri ve özellikle Radio Music Society albümüyle radyo dostu caz şarkılara da imza atarak, uzun zamandan sonra caz dünyasının hızla parlayan tek yıldızı oldu.36 YIL SONRA İLK KEZ O KAZANDI2011 yılında yayınladığı üçüncü stüdyo albümü Chamber Music Society albümüyle 53’üncü Grammy ödüllerinde, tam 36 yıl aradan sonra “En İyi Çıkış Yapan Sanatçı” ödülünü alan ilk caz şarkıcısı olarak büyük bir sürpriz yapan Spalding, aynı zamanda bu ödülü alan ilk caz müzisyeni olarak da müzik tarihine adını yazdırmış oluyor. Sürpriz ödülle aynı kategoride aday gösterilen ve bir pop fenomeni haline gelen Justin Bieber’a ve kendilerine “Belieber” diyen milyonlarca hayranını soğuk bir duşla kendine getiren Spalding, 2011 yılında ayrıca Boston Müzik Ödülleri, “En iyi caz sanatçısı” ödülüyle de itibarına itibar katmış oldu.İNGİLİZCE, İSPANYOLCA VE PORTEKİZCE SÖYLÜYOREsperanza Spalding’i, eleştirmenler dünyaca ünlü Berklee müzik okulunun en yetenekli mezunlarından biri olarak övüyor. Spalding, burslu okuduğu ve başarıyla tamamladığı okulunun en genç hocalarından biri olarak da ayrıca Berklee müzik okulun tarihine geçmiş durumda. İngilizce, İspanyolca ve Portekizce şarkılar söyleyen Spalding’i ilk olarak 19’uncu İstanbul Caz Festivali’nde izlemiştim ve CRR Caz Şubatı için gün sayıyorum. Spalding, son olarak 2013 Grammy Ödülleri gecesinde En İyi Caz Vokal Albümü Ödülü alan Radio Music Society isimli albümünün satış başarısıyla da popüler müzik piyasasında caza uyandırdığı ilgiyle caz dünyasının da sevgilisi. Esperanza Spalding’in, Bruno Mars’ın Grammy Ödüllü ve 2013 yılının en çok satan albümleri arasına giren Unorthodox Juke Box albümünde Old & Crazy isimli şarkıda nefis bir düete de imza atmıştı. Spalding yeni yılın caz hediyelerinden olacak.Esperanza SpaldingHenüz 21 yaşında dünyanın en önemli müzik okulu Berklee’de profesör olmayı başaran caz müzisyeni Esperanza Spalding, İstanbul’a geliyor. Spalding, caz müzisyeni olarak 36 yıl sonra Grammy Ödülleri’nde, “En İyi Çıkış Yapan Sanatçı” ünvanına sahip olmuş, Justin Bieber’ı alt etmeyi başarmıştı.Taraf
R2-D2, Yıldız Savaşları'nda fıçı şeklinde kurgusal bir robottur. Yıldız Savaşları evrenindeki ana karakterlerden biridir. R2-D2'yi Britanyalı cüce aktör Kenny Baker canlandırmıştır.
Uzmanlar, hastanın kanını boşaltıp yerine tuzlu soğuk su enjekte etme yoluyla insanları ölümün eşiğinden hayata döndüren bir yöntem üzerinde çalışıyor.“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyor Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Rhee doğru söylüyor. Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherman ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kantlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse, ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson | BBC Future
MTV 2014’te yayına giren filmlerden çıplak bir derleme yapmış.2014’ün en çıklak 11 sahnesini derleyen MTV’nin videosunda Nymphomaniac’tan Scarlett Johansson’ın soyunmasına kadar birçok filmden karakter ve sahne yer alıyor.
Yeni bir araştırma, 40 bin yıl önce yaşanan dev bir yanardağ patlamasının sanıldığı gibi Neandertallerin sonunu getirmediğini öne sürdü.Modern insanın en yakın akrabası olarak bilinen ve en az Homo sapiens kadar akıllı olduğu ortaya çıkan Neandertallerin nasıl yok olduğunu açıklamaya çalışan bir teori yeni araştırmayla çürütülmek üzere.California Üniversitesi, Berkeley araştırmacıları tarafından yapılan çalışmada, 40 bin yıl önce yaşanan Campanian Ignimbrite (CI) patlamasının büyük lav akıntılarına neden olduğu ancak Avrupa genelinde hava sıcaklığını Neandertallerin yok olmasına neden olacak düşüremediği belirtildi.Livescience sitesine konuşan araştırma ekibinden Benjamin Black, 'patlamadan önce Neandertal nüfusunun zaten azalmaya başladığını ve Avrupa'nın birkaç bölgesine yayılmış toplulukların yanardağ patlaması sonucu yok olmasının zor bir olasılık olduğunu' belirtti.Nasıl yok oldukları halen sırMağaralara çizdikleri resimlerle Avrupa'daki ilk sanat eserlerini yapan, insan gibi konuşabildikleri ve gelişmiş ev aletleri yaptıkları bilinen Neandertallerin, 41 bin ila 35 bin yıl önce yok oldukları tahmin ediliyor. Nüfusları en fazla 70 bine ulaştıktan sonra azalmaya başlayan Neandertallerin Homo sapiens tarafından yok edildiği veya asimile edildiği de teoriler arasında.Halen tartışılan üçüncü teori ise 40 bin yıl önce bugün modern Napoli'de yaşanan dev yanardağ patlamasının atmosfer sıcaklığını önemli ölçüde düşürdüğü ve Nandertalleri ölüme götürdüğü. Patlamaya uzanan döneme ait kayaları modern kayalarla karşılaştıran Black ve ekibi, iklim modelleri hazırladı. Modellerde, Güneş ışığını emen ve dağıtan, böylece atmosferin soğumasına neden olan sülfürün Avrupa'daki havayı nasıl soğuttuğu incelendi.Modeller, Avrupa'da sıcaklığın 5-10 derece düşmüş olabileceğini gösterdi ancak Neandertallerin yok oluşu için yeterli kabul edilmedi. Black, patlamanın olduğu dönemde Neandertallerin İtalya'da zaten yok olduklarını, Avrupa'nın diğer bölgelerinde ise hava sıcaklığının daha yüksek kaldığını belirtti.Yanardağ yok etmiş olabilirBlack ve ekibi yüksek ihtimal vermese de, bazı bilim insanları yanardağ patlamasının uzun dönemde geride kalan Neandertal nüfusunu yok etmiş olabileceğini öne sürdü.İzlanda Üniversitesi'nden Thorvaldur Thodarson, 'patlamanın hava akımlarını değiştirmiş olabileceğini ve sonrasında ortaya çıkan iklim modellerinin Neandertalleri sanılandan daha fazla etkilemiş olabileceğini' belirtti.Amerikan Jeolojik Birliği toplantısında açıklanan verilerin, ilk insanların 40 bin yıldan bu yana soğuğa nasıl adaptasyon sağladığı hakkında da önemli bilgiler sunacağı ifade edildi.Livescience ve Al Jazeera