Umut Nur Sungur Yazio: Kendimizle Dost Olabilme Sanatı
Şiddetin, nefretin ve vahşetin olduğu bu dünyada, şefkat kelimesi daha da fazla anlam ve önem taşıyor, öyle değil mi? Peki, şefkat nedir sizce?  Şefkat, acı çekenlere empati, sevgi ve ilgi gösterme becerisi olarak tanımlanabilir. Dünyamızda şefkatin iyileştirici gücünün etkisinin hissedilebilmesi için hepimizin öncelikle kendimize sevgi ve şefkat beslemesi gerekir mi sizce? O zaman şimdi bir de günümüzde sık sık duyduğumuz özşefkat kavramına değineyim. Özşefkat, kendimize karşı anlayışlı olmak, kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmektir. Kişinin kendisine sevdiği birine davrandığı şekilde destekleyici ve anlayışlı davranmasıdır. Başka bir deyişle, kişinin kendisiyle dost olma becerisidir.   Özşefkatli Farkındalık eğitiminin kurucusu Prof. Kristin Neff’e göre “Kendine şefkat göstermek, acıyı azaltmaz ama onu narin bir battaniyeyle sarar.”  Ancak kendimize şefkat göstermek her zaman kolaylıkla yapabileceğimiz bir şey değildir.  Çünkü başkalarına söylemediğimiz şeyleri kendimize çok kolaylıkla söyler, hatta çoğu zaman kendimize karşı daha acımasız davranırız. Örneğin, piyano çalmayı öğrenmeye başladığımızı ve öğrendiğimiz ilk piyano eserini çalmaya çalıştığımızı düşünelim. Bazılarımız daha ilk denemede iyi yapamadığımızı, beceriksiz olduğumuzu söyleyerek kendimizi eleştirebiliriz. Ne kadar da acıtır canımızı bu eleştiriler aslında, özellikle tekrar tekrar duyduklarımız. Bu eleştirilerin bize hissettirdiği acı bizi motive edip yaratıcılığımızı ortaya çıkarabileceği gibi, harekete geçmemizi engelleyebilir hatta içimize kapanmamıza neden olabilir. Şimdi bir de arkadaşınızı öğrendiği ilk piyano eserini çalmaya çalışırken hayal edin. Onu mükemmel çalamadığı için eleştirir misiniz yoksa çok iyi bir iş çıkardığını söyleyerek ona cesaret mi verirsiniz? Belki, kendimize de arkadaşımıza davrandığımız gibi şefkatle yaklaşırsak, o zaman önümüze koyduğumuz engelleri aşıp, yeteneğimizin gelişmesine izin verebiliriz.
Bilimsel Kategorilerde Ödül Alan 3 Kadın, 2020 Nobel Ödüllerine Damgasını Vurdu
ANKARA (AA) - EMEL GÖZELLİK - 'Fizik' ve 'kimya' kategorilerinde ödül alan 3 bilim kadını, bu seneki Nobel Ödüllerine damgasını vurdu.Nobel Ödüllerinin internet sitesindeki bilgilere göre, 1901 ila 2020 yıllarında kadınlara 58 kez Nobel Ödülü verildi. Marie Curie, 1903 Nobel Fizik ve 1911 Nobel Kimya olmak üzere 2 kez ödüle layık görüldüğü için şimdiye kadar 57 kadına Nobel verildi. Kategorilere bakıldığında kadınlar 17 Barış, 15 Edebiyat, 12 Tıp, 7 Kimya, 4 Fizik ve 2 Ekonomi Ödülü kazandı. Şimdiye kadar 57 kadından sadece 23’ü 'temel bilimler' olan fizik, kimya ve tıp alanında Nobel’e layık görüldü. 1901-2020'deki dönemde 'bilim' kategorisinde 23 kadına verilen ödülden 3'ü bu yıl verildi.Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna, Crispr-Cas9 genom düzenleme tekniğinin geliştirilmesindeki emekleri için Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülürken, Nobel Fizik Ödülü kara deliklerin keşfine katkı sağlayan çalışmalarından dolayı aralarında Amerikalı gök bilimci Andrea Ghez’in de bulunduğu 3 araştırmacıya verildi. Nobel Tıp Ödülü ise Hepatit-C virüsünün keşfinden ötürü 3 erkek araştırmacı arasında paylaştırıldı. Böylece 2020 Nobel Bilim Ödülleri'nde cinsiyet dağılımı 3 kadın ve 5 erkek şeklinde gerçekleşti.Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, 'kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek' olduNobel Kimya Ödülü bu yıl, 'genom kurgulamasına olanak sağlayan yöntemin geliştirilmesine katkılarından ötürü' Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna'ya verildi.İsveç Kraliyet Bilimler Akademisinden yapılan açıklamada, Charpentier ve Doudna'nın DNA zincirlerini kesmeye ve yeniden birleştirmeye olanak sağlayan 'CRISPR/Cas9' sisteminin geliştirilmesine katkılarından ötürü ödüle layık görüldüğü belirtildi. Açıklamada, 'hayvanların, bitkilerin ve mikro-organizmaların DNA'larının çok hassas şekilde değiştirilmesine imkan sağlayan sistemin yaşam bilimleri üzerinde devrim niteliğinde bir etki yarattığı, kanserin ve kalıtsal hastalıkları tedavi etmeye yönelik umutlara katkı sağladığı' belirtildi. 'Kazandığım ödül, bilim yolunda ilerlemek isteyen kadınlara olumlu mesaj olsun'Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek oldu. Biyokimyacı Charpentier, ödülle ilgili yaptığı açıklamada, 'Nobel ödülüne layık görülmemin, bilim yolunda ilerlemek isteyen genç kadınlar için olumlu bir mesaj olmasını ümit ediyorum.' dedi. Charpentier, bu ödülün bilim kadınlarının yaptıkları araştırma yoluyla da önemli bir etkiye sahip olabileceklerini göstermesine vesile olmasını dilediğini belirtti.Emmanuelle Charpentier, 1968'de Fransa'da dünyaya geldi. Sorbonne Üniversitesinde biyokimya, mikro biyoloji ve genetik eğitimi alan Charpentier, ABD'de New York Üniversitesi ve Viyana Üniversitesinde klinik çalışmalar yürüttü.Charpentier, halen Almanya'da Max Planck Enstitüsünün enfeksiyon biyolojisi bölümünün direktörlüğünü yapıyor.Jennifer A. Doudna, 1964'te ABD'nin Washington kentinde dünyaya geldi. Ponoma Üniversitesindeki eğitiminin ardından Harvard Tıp Fakültesinde doktora yaptı. RNA çalışmalarında uzmanlaşan Doudna, halen Kaliforniya Üniversitesinde öğretim üyeliği yapıyor. Nobel Kimya Ödülü'ne Charpentier ve Doudna'dan önce 5 kadın layık görülmüştü. Marie Curie 1911'de, kızı Irene Joliot-Curie 1935'te, Dorothy Crowfoot Hodgkin 1964'te, Ada Yonath 2009'da ve Frances H. Arnold 2018'de ödülün sahibi olmuştu. - 'Fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim'Andrea Ghez, Nobel Ödülü'ne layık görülmenin sorumluluğunun farkında olduğunu belirterek, 'Umarım, fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim. Fizik, çok keyif alınabilecek bir alan. Eğer bilim konusunda hırslıysanız, tutkularınız varsa yapılacak çok fazla şey var.' ifadesini kullandı.1965'te ABD'nin New York şehrinde doğan Andrea Ghez de ilk kadın astronot olma hayaliyle başladığı bilim yolculuğunda, Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (MIT) fizik dalında lisans ve Kaliforniya Teknoloji Üniversitesinde (Caltech) yüksek lisans dereceleri aldı. Ghez, Hawaii eyaletindeki W. M. Keck Gözlemevindeki optik ve kızılötesi teleskoplarla Sagittarius A bölgesini incelemek üzere çalışmalar yürüttü.Ödül sahiplerinden Amerikalı gökbilimci Ghez, 1901'den bu yana Fizik Ödülü'nü kazanan 4. kadın oldu. 1903'te Marie Curie, 1963'te Maria Goeppert-Mayer ve 2018'de Dana Strickland ödülün sahibi olmuştu.
Barış Erbil Yazio: Anathema Bıraktı: Geride Kalan İzler
Özellikle 1990’lı yıllarda ve akabinde bu yılları takip eden 2000’li yıllarda genç olmuş neslin eğer rock müziğin herhangi bir türevini dinliyor ise mutlaka ilgisini ve dikkatini çekmiş bir gruptu Anathema. Doom Metal ve Progresif Metal tarzını kendi duygu yüklü tarzlarıyla birleştirmiş ve çoğumuzun içinde derinden izler bırakmışlardır. Özellikle Türk dinleyicilerinin gözünde Anathema nasıl özelse grup için de Türkiye çok daha fazla anlam ifade ediyordu turneleri kapsamında ziyaret ettikleri ve Türk dinleyicileriyle kurdukları bağın yanına yaklaşamayacak konserler verdikleri ülkeler arasında.
Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığından Kabakçıoğlu'nun Ölümüne İlişkin Açıklama:
GÜMÜŞHANE (AA) - Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda vefat eden Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma ile ilgili bazı bilgi ve belgelerin kamuoyuna sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını bildirdi.Başsavcılık Medya İletişim Bürosundan yapılan yazılı açıklamada, Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda 29 Ağustos 2020 tarihinde vefat eden hükümözlü Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümüne dair bazı basın yayın organları ve sosyal medyada haberler yer aldığı anımsatıldı.Bu haberler üzerine açıklama yapma ihtiyacı hissedildiği belirtilen açıklamada, Kabakçıoğlu'nun 27 Temmuz'da Şebinkarahisar K2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na nakil olarak geldiği ve vefat ettiği tarihe kadar burada bulunduğu bilgisi paylaşıldı.Kabakçıoğlu'nun 20 Ağustos'ta rahatsızlandığını bildirmesi üzerine 112 Acil Servis ekiplerinin arandığı, ambulanstaki görevlilerin Kabakçıoğlu'nun hastaneye gitmesi gerektiğini bildirdiği ancak kendisinin iyi olduğunu beyan ederek hastaneye gitmeyi kabul etmediğinin ve oksijen verildiğinin altı çizilen açıklamada, şunlar kaydedildi:'Kovid-19 ile ilgili bugüne kadar alınan tedbirler kapsamında Ceza İnfaz Kurumumuzun rutin uygulaması olan dışarı ile hastane, duruşma veya Ceza İnfaz Kurumuna yeni girme şeklinde temas eden hükümlülerin 14 gün boyunca tekli odaya alınması uygulamasına istinaden hükümözlü oksijen verilme işlemi sonrası tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği, bahçesi bulunan yaklaşık 50 metrekarelik tekli odaya verilmiştir. 24 Ağustos'ta yoğun nefes darlığı şikayeti olduğunu söylemesi üzerine tekrar 112 ekipleri çağırılmış ancak hükümözlü yine hastaneye gitmeyi reddetmiştir. Bunun üzerine hükümözlünün kaldığı koğuşa gerekli sağlık önlemleri alınarak kurum doktoru tarafından girilmiş, muayenesi yapılarak reçete düzenlenmiş ve reçete haricinde revirde bulunan ilaçlardan da gerekli olanlar kendisine verilmiştir.'Kabakçıoğlu'nun günlük genel durum takiplerinin de yapıldığına işaret edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'27 Ağustos'ta tekrar rahatsızlanması üzerine kurum doktoru tarafından Gümüşhane Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniğine acil olarak sevk edilmek istenmiştir. Ancak hükümözlü sevk olmak istemediğini söylemiş ve kendi rızası ile hastaneye gitmemiştir. Ayrıca hastaneye gitmek istemediğine dair dilekçe vermiş, bu durumda revir görevlileri ve Ceza İnfaz Kurumu infaz koruma memurları tarafından tutanak altına alınmıştır. 29 Ağustos tarihinde saat 05.45 sıralarında hükümözlünün kalmakta olduğu odaya girildiğinde sandalyede hareketsiz bir şekilde oturur durumda olduğu görülmüş, herhangi bir tepki vermemesi üzerine 112 Acil Servis görevlileri kuruma davet edilmiş, yapılan kontrollerde şahsın vefat ettiği anlaşılmıştır.'Vefat eden Kabakçıoğlu'na 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde Karadeniz Teknik Üniversitesi Klinik Laboratuvarı tarafından Kovid-19 tespiti amacıyla iki PCR testi yapıldığı ve sonuçlarının negatif olarak tespit edildiği belirtilen açıklamada, cenazenin otopsi işlemi yapılmak üzere Trabzon Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına gönderildiği, otopsi sonucunun ise henüz Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşmadığı aktarıldı.Açıklamada, şunlar kaydedildi:'Müteveffanın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma ile ilgili bazı bilgi ve belgelerin basına ve sosyal medya platformlarına sızdırılması ile ilgili soruşturmanın gizliliğini ihlal ve TCK'nın sair hükümleri doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmış olup, bu tip haberlerin kasıtlı ve marjinal gruplar tarafından toplumda infial yaratmak amacıyla yapıldığı değerlendirilmektedir. Kovid-19 vakasının ülkemizde ilk görüldüğü 11 Mart'tan bu tarafa Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun tavsiyeleri ve Adalet Bakanlığımızın talimatları doğrultusunda salgınla mücadelede gerekli tüm tedbirler tarafımızdan titizlikle alınmış olup, bugüne kadar Ceza İnfaz Kurumumuzda herhangi bir hükümlü veya tutukluda Kovid-19 vakasına rastlanılmamıştır. Hükümlü ve tutukluların sağlıkları ile ilgili tüm tedbirler bugüne kadar alındığı gibi bugünden sonra da tarafımızdan hassasiyetle alınmaya devam edecektir.'
Reklam
Sağlık Bakanı Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın Ardından Açıklamada Bulundu: (6)
ANKARA (AA)- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadelede şu an herhangi bir ilave kısıtlama ve sokağa çıkma yasağı gibi bir durumun asla düşünülmediğini bildirdi.Koca, Bilkent Yerleşkesi'nde yapılan Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.Avrupa'da bazı kısıtlamaların yeniden getirildiğinin anımsatılması ve Türkiye'de bir kısıtlama döneminin gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine, Bakan Koca, 'Şu an herhangi bir ilave kısıtlamayı, sokağa çıkma yasağı gibi bir durumu asla düşünmüyoruz.' ifadesini kullandı.Koca, Avrupa'da son haftalarda vakaların giderek arttığına işaret ederek şunları söyledi:'Önümüzdeki haftalar ben daha da artacağı kanaatini taşıyorum. Çünkü bizim dışımızdaki ülkeler bu anlamda tedbir almama noktasında bir çaba içindeler. Maske uygulamaları bazı ülkelerde İspanya, Hollanda gibi daha yeni yeni devreye girmeye başladı. Biz kaç aydır toplumda yaygın olarak kapalı ve açık ortamlarda temasın olduğu durumlarda uygulama zorunluluğu getirmiştik biliyorsunuz. Bu anlamda daha erken tedbiri almıştık.'Bakan Koca, Türkiye'nin Avrupa'dan ve yurt dışı ülkelerinden farklı olarak yaygın test yaptığını da anımsattı.Dünyanın birçok ülkesinde olmayan filyasyon denilen temaslı takibinin de Türkiye'de yapıldığını vurgulayan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Avrupa bunu yapmıyor. Özellikle solunum sıkıntısı veya semptomu belirginleşmedikçe, solunum sıkıntısı başlamadıkça İngiltere ve benzeri ülkelerde olduğu gibi kişinin hastaneye gelmesi bile istenmiyor ve o dönem test yapılıyor. Biz ise iki semptomu olduğunda test yapmaya başlıyoruz. Bu kişilerin hepsine semptomu olan ve de pozitif bulduğumuz kişilerin hepsine de temaslı takibi yapıyoruz. Bu kişileri izole ettiğimiz gibi, temaslı olan kişileri de izole edip kolluk kuvvetleriyle takip ederek 10 ve 14 günlük duruma göre değişen, bir izolasyon dönemini geçirmiş oluyoruz.'Bakan Koca, Avrupa ülkelerinin hiçbirinin bu anlamda bir takip sistemi yapmadığına işaret etti.'Türkiye antiviral ilaçlarını erken dönemde kullanıyor'Türkiye'nin erken dönemde antiviral ilaçlarını kullandığını da vurgulayan Koca, 'Dünyanın herhangi bir ülkesinde ücretsiz erken dönemde semptomu gelişen kişilere ilaç veren bir başka ülke var mı? Bütün bunlar pandemi ile mücadelemizde bizi yurt dışındaki ülkelere karşı farklı kılıyor, avantajlı kılıyor.' diye konuştu.Koca, Avrupa'da vakaların artışını 3-4 hafta önce öngördüğünü aktararak, şöyle devam etti:'Avrupa bu yaklaşımla sürdürürse daha ciddi tedbirler almak zorunda kalacağını da konuşmuştuk. Bizim burada özellikle Avrupa'da artışın olduğu ve ınfluenzanın, mevsimin değişikliğinin olduğu dönemde, biz de 3-4 hafta öncesinden başlayan düşüşler söz konusu oldu. Niye? Bu tedbirlerdeki farklılığımızdan dolayı oldu. Ankara, İstanbul'un iki katı demiştim, şimdi yarısına düştü dedim. Yüzde 60 oranında Ankara düşmüş oldu. Avrupa her geçen gün artarken Ankara'nın artışın 3-4 hafta da bu noktalara indirebilir olduk.'Bu düşüşlerin ciddi kısıtlamalar yapmamakla da mümkün olduğuna dikkati çeken Koca, maske, mesafe ve el hijyenini tekrar hatırlattı.'Ev içinde en fazla 10 kişi olmalı'Sağlık Bakanı Koca, havanın değişikliği ile ev içi bulaşların arttığını belirterek, 'Bilim Kurulumuzun, 'evlerde 10 kişiyi geçmemek' şeklinde aile içi temasın azaltılması tavsiyesi oldu.' ifadesini kullandı.Açıklanan tabloda vaka ve hasta sayılarının görülüp görülmeyeceği sorusu üzerine Bakan Koca, şu bilgileri verdi:'Bizim test politikamız başından beri değişmedi. Test politikamız rehberimizde belirtildiği şekliyle semptomlu olan kişilere yapılan test politikasıydı. Bu hem rehberimizde yazdığı gibi Dünya Sağlık Örgütü de bunu biliyor ve biz Dünya Sağlık Örgütü'ne de bu çıkan sonuçları ilk günden itibaren bildirmiş oluyoruz. Bunun dışında temmuz ayında değişiklik oldu. Yeni normalleşmeyle birlikte olan değişiklikle ülkeler arası geçişle birlikte, kesitsel taramaları yapma ihtiyacı hissedildi. Bu kesitsel taramalar ve saha çalışmaları semptomlu olan kişilere yapılan çalışmalar değil. Bulgusu olan kişilere değil, tarama anlamında. Bunu ayırmak anlamında temmuz ayında semptomu olan, testi pozitif olan kişileri biz rehberimizde hasta olarak tanımlamıştık zaten. O nedenle vatandaşa karşı sorumluluğumuzun gereği olarak o taramaları ilave etmediğimiz için hasta olarak kullanmış olduk.'Bakan Koca, Milli Eğitimin devreye girmesiyle birlikte okullarda ve üniversitelerde benzer şekilde taramaların yapılabileceğini söyledi.Salgın ile mücadelenin dinamik bir mücadele olduğunu ifade eden Koca, şunları kaydetti:'Saha çalışmaları dışında bu tarz kesitsel çalışmaların niteliği de artmış olacak. Onları vatandaşımızla paylaştığımız gibi Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) de bildirmiş olacağız. Bugün havaalanında yapılmış olan 490 bin testten bahsettim ve pozitif oranlarını söyledim. Bu daha önce hasta olarak bizim ifade ettiğimiz tabloda yer almayan bir sayıydı. Çünkü bu vakaydı. Semptomu olmayan taşıyıcı olan kişilerdi, bunu da bugün söylemiş oldum.''Bu başarıyı lütfen gölgelemeyelim' Yarın veya daha sonraki günler kesitsel çalışmalar ve taramaların yapılacağını aktaran Koca, şöyle konuştu:'Hatta geçmişe dönük kesitsel taramaları da yer yer vatandaşımızla paylaşıp DSÖ ile paylaşacağız demiştik. Temmuz ayından itibaren kesitsel taramalar yani OSB, havaalanı, sporcular hatta özel sektörün önünü açtık biliyorsunuz daha önce özel sektörde yapılmıyordu. Tercihe bağlı olarak semptomu olmayan kişilerin yaptığı testler var. Bunlar da bizim sistemizin içinde. Bunları da yer yer açıklayacağız.'Bakan Koca, şu değerlendirmelerde bulundu:'Vatandaşımız şundan emin olsun, testi pozitif olan semptomu, bulgusu olsun olmasın pandemiyle mücadelede bizim sonuç almamız gerekiyor, testi pozitif olan veya temaslı olup bulgusu olan veya bulgusu olmayan biz herkesi izole ediyoruz. Bu kişilerin temaslılılarını bulduğumuz gibi, izole ettiğimiz gibi, HES sistemine de hepsini kayıt ediyoruz. HES sisteminde sadece pozitif kişiler yok, semptomu olan pozitif kişiler var semptomu olmayan pozitif kişiler var, semptomu olan ya da olmayan pozitif kişilerle temas etmiş olan riskli olarak adlandırdığımız herkes var. Mücadelede sonuç almak için bunu yapmak zorundasınız.'Bu mücadelede rakamların gizlenmeyeceğini vurgulayan Koca, 'Biz ötesini yapıyoruz. Mücadelede şuna inanalım, bütün bu dünyadaki artışa rağmen bu başarı 83 milyonun başarısı 1 milyon 100 bin sağlık çalışanımızın başarısı. Bu başarıyı lütfen gölgelemeyelim hepimiz gurur duyalım. Bundan sonra da 83 milyon bir ve beraber olalım birlikte mücadele edelim. Pandemi ile ancak böyle mücadele edilebilir böyle sonuç alınabilir. Gizlenerek olmaz, mücadeleyi sahada daha dinamik yapıyor olmalıyız.' ifadelerini kullandı. Yoğun bakım yatak doluluk oranlarıSağlık Bakanı Koca, açıklanan yoğun bakım yatak doluluk oranlarına özel hastanelerin dahil olup olmadığı yönündeki soru üzerine, 'Bu bizim üniversiteler dahil olmak üzere olan oranlar, özel sektör bunun içinde yok.' dedi. Koca, şöyle devam etti:'Burada şunu söylemek istiyorum, bizim bu oranlardan bahsederken, 'erişkin yoğun bakım, yüzde 65,4' diyoruz. Yüzde 65 gibi bir rakamın yüzde 100'e yakın olduğunu 3'te 2'sinin dolu olduğunu, 3'te 1 vaka ilavesi veya hasta ilavesiyle kapasitenin dolacağı gibi bir yanlış algı oluşabilir. Yani ağır hastamız 1418, 'yüzde 50 artarsa yataklarımız dolacak' gibi bir algı asla oluşmasın. Yüzde 65'ten kasıt 28 bin 500'e yakın erişkin yoğun bakım yatağımız var, çocuk ve yenidoğanı kast etmiyorum, 44 bin toplam. 28 bin 500'ün yüzde 65'inden bahsediyorum. Dolayısıyla 18-19 bin sadece Kovid hastalarıyla ilgili ayrılmış olan yataklar değil, bunun içinde 1400 ağır hasta, geri kalan hafif olan yatan hasta grubu da var ama yoğun bakımda değil, gerisi bizim normal, rutin devam eden hastalarımızın müdahaleleri sonrası yoğun bakıma giren hastalar. Yani kovid olmayan, ağırlıklı kovid olmayan hasta. Geriye 11 bine yakın boş yatak demektir. Ağır vakamız 1400. Bu durumda 7 kat daha, ağır hastanız olduğunda ve bu hastaları, kovidli hastaları bu boş yataklara ayırdığınızda, kullanabilir olduğunda dolabilir olacak. Dolayısıyla bu anlamda bir sorun yok. Toplam yatağımız 244 bin. Yani yaklaşık 122 bin yatağımız boş demektir.'Koca, Türkiye'nin sağlık altyapısıyla fedakar ve özverili çalışan güçlü bir sağlık ordusunu olduğuna tekrar vurgu yaptı. Gözleri dolarak rakamları açıkladı Bakan Koca, test sonucu pozitif çıkan ve hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısına ilişkin soruyu ise gözleri dolarak yanıtladı.Kovid servisi, yoğun bakım, acil servis gibi alanlarda çalışan sağlık personelinin talepleri halinde haftalık taramalarının yapıldığını bildiren Koca, şunları kaydetti:'Sağlık çalışanlarımız içinde testi pozitif olanların sayısı 40 bini geçti. Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımızın sayısı da son dönem arttı maalesef. Sayıları 100'ü geçti. Hayatını kaybedenlerin sayısının 107 olduğunu söyleyebilirim. Yakınlarına ve hepimize başsağlığı, Allah'tan rahmet diliyorum.' (Bitti)
Sağlık Bakanı Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın Ardından Açıklamada Bulundu: (3)
ANKARA (AA) - Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 'Bilim Kurulumuzun daha çok özellikle Türkiye olarak toplumsal farklılığımızı da göz önüne alarak, evdeki kişilerle birlikte 10 kişiyi geçmemek şeklinde aile içi temasların mümkün mertebe azaltılması şeklinde bir tavsiye ve önerisi oldu.' dedi.Koca, Bilkent Yerleşkesi'nde yapılan Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.Türkiye'nin günlük koronavirüs tablosunu açıkladıktan sonra bazı verilere ilişkin bilgileri de paylaşan Koca, illere göre özellikle zatürre ve vaka oranı dağılımının yer aldığı tabloyu gösterdi.Koca, İstanbul'da büyük oranda belirgin artışın olduğunu bildirerek, 'Balıkesir, Bilecik, Bursa illerimizde artışı daha belirgin görüyoruz. Ankara, Kayseri, Malatya'nın daha aşağıya düştüğünü görmüş oluyoruz.' diye konuştu.Vaka sayılarındaki son durumu değerlendiren Koca, şu bilgileri verdi:'İstanbul'da son 1 ay içindeki artış ortalama yüzde 50 oranında, Ankara'da azalma yüzde 60 kadar oldu. Yani yüzde 40'a kadar, neredeyse üçte birine kadar inmiş durumda. Fakat son 3 günde yüzde 60 azalıştan sonra, yüzde 4 gibi bir artışı görüyoruz. Yatışlarda daha bir değişiklik olmadığını, yatışa yansımadığını görmüş oluyoruz. O nedenle bu azalışla birlikte bu artışın önümüzdeki günlerde daha yakın tedbirlere uyarak azalmasını mutlak sağlamalıyız. İzmir son 1 ay içinde yaklaşık yüzde 50 azalış. İzmir'de de son 3 günde yüzde 5'e yakın bir artış görüyoruz. Genel seyrin İzmir'de iyi olduğunu ama orada da özellikle son günlerdeki bu kısmi artışla tedbirlerin daha yoğun bir şekilde, hassasiyetle devrede olması gerektiğini görmüş oluyoruz. Bursa'da yüzde 35 artış, Kocaeli'nde yüzde 30 artış, Denizli'de yüzde 35 artış, Balıkesir'de yüzde 50'ye yakın artış, Kahramanmaraş'ta yüzde 25'e yakın artış, Bilecik'te sayı az olmak birlikte yüzde 50 artış olduğunu son aya göre görmüş oluyoruz.''İstanbul'da kısıtlama anlamında herhangi bir tedbiri düşünmüyoruz'İstanbul'daki vakalarda artış olması dolayısıyla yeni önlemlerin alınıp alınmayacağına ilişkin soru üzerine Koca, genel olarak vakalarda bir artış beklentisi içinde olduklarını hatırlattı.Hava değişimiyle birlikte kapalı ortamlara geçişin de aile içi bulaş dahil olmak üzere vakaları artırdığına işaret eden Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Biz özellikle şu an kısıtlama anlamında herhangi bir tedbiri düşünmüyoruz ama bu dönemde özellikle sahada yaygın şekilde filyasyon ekiplerimizi daha da arttırdık. Geçen hafta İstanbul'da Koordinasyon Toplantısı yaptıktan sonra daha da arttırmış olduk. Sahadaki filyasyon ekipleriyle birlikte temaslarını özellikle tespit edip erken dönemde izole etmeyi ve filyasyon süresi ile temasları tespit etme süresi de İstanbul'da 7-7,5 saatlere düşmüş oldu. Şu an hastane yatışlarında ciddi bir artışın, vaka sayısının artışıyla birlikte olmadığını görüyoruz. Bu anlamda yatışlarda doluluk oranlarında bir sorun olmadığını çok rahat söyleyebiliriz. O nedenle bu dönemde bulaşmayı önlemek için maske kullanımını ve mesafenin son derece önemli olduğunu, kalabalık ortamlara da mümkün mertebe girilmemesi gerektiğini ve o kalabalık ortamları da oluşturmamak anlamında önemli olduğunu görüyoruz.''Bilim Kurulu Toplantısı'nda aile içi bulaş ele alındı'En fazla bulaşın aile içinde olduğunu vurgulayan Koca, bu konunun Bilim Kurulu Toplantısı'nda ele alındığını kaydetti. Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu anlamda Avrupa ülkelerinde biliyorsunuz 6 kişiden daha fazla aile içinde olunmaması şeklinde bir yaklaşımın olduğunu biliyoruz. Bilim Kurulumuz daha çok özellikle Türkiye olarak toplumsal farklılığımızı da göz önüne alarak, evdeki kişilerle birlikte 10 kişiyi geçmemek şeklinde aile içi temasların mümkün mertebe azaltılması şeklinde bir tavsiye ve önerisi oldu. Şu dönemde artış olan illerimizde, tedbirlere uymakla ve filyasyonu sahada yoğun yapmakla sonuç aldığımızı çok iyi biliyoruz. Bunu Diyarbakır'da gördük, Şanlıurfa'da gördük. Ankara'da çok belirgin gördük, yüzde 60'lara kadar düştüğünü gördük. Herhangi bir kısıtlama yapılmadan görmüş olduk. Ankara'daki yüzde 4 dediğim artışın, hastanelerdeki, sağlık kuruluşlarındaki yatışlara da herhangi şekilde bir yansıması olmadı.''Maskenin yüzde 90'ın üzerinde koruduğunu biliyoruz'Toplumun artık vakalardaki yükselişin nasıl düşürülebileceğini bildiğini vurgulayan Koca, şu ifadeleri kullandı:'Vatandaşımızla birlikte tedbirlere özellikle hassasiyetle uymalıyız. Maskenin altını çiziyorum. Çünkü önümüzdeki dönem viral enfeksiyonların yoğun alacağı bir dönem ve başladı zaten. Ama bu üst solunum yolu enfeksiyonu yani damlacık enfeksiyonuna bulaşan bütün enfeksiyonlara yönelik maskenin ve mesafenin son derece önemli olduğunu, yüzde 90'nın üzerinde koruduğunu biliyoruz. Bu anlamda önümüzdeki dönemde bu üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha da azalabileceğini tedbirlere ve maske kuralına uyarsak göreceğimizi düşünüyoruz.'(Sürecek)
Reklam
Sağlık Bakanı Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın Ardından Açıklamada Bulundu: (1)
ANKARA (AA) - Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 'Enfeksiyonun yaygınlığı ve bağışıklık durumunu ölçmek için 153 bin kişiyi kapsayan bir saha taraması yapmış, sonuçlarını da kamuoyuyla paylaşmıştık. 15 Ekim'de bu saha taramasını tekrarlıyoruz. Toplumun tamamını yansıtacak büyüklükte bir örneklem üzerinde çalışma yapıyoruz.' dedi. Koca, Bilkent Yerleşkesi'nde gerçekleştirilen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.Yaklaşık 10 aydır bütün dünyada ana gündemi pandeminin oluşturduğuna ve Kovid-19 hakkında artık çok fazla bilgiye sahip olunduğuna işaret eden Koca, 'Genel olarak yaşantımız ise dünya ölçeğinde etkili bu salgından giderek daha az zarar görüyor.' ifadesini kullandı.Salgının maske, mesafe ve temizlik tedbirlerine uyuldukça gerilediğinin, bu tedbirlerden vazgeçildikçe tırmanışa geçtiğinin hem Türkiye hem de dünyada görüldüğüne dikkati çeken Koca, 'Maskenin koruyuculuk özelliği konusunda yeni veriler ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü iki gün önce, 12 Ekim'de grip güncelleme raporunu yayımladı. Bu raporda grip mevsimini yaşamış olan güney yarım kürede Avustralya, Yeni Zelanda, Orta ve Güney Amerika gibi yerlerde bu yıl bu enfeksiyonun çok seyrek görüldüğü bildirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, grip vakalarının azalması sonucunu maske, sosyal mesafe ve el hijyenine bağlamaktadır. Yapılan bazı araştırmalar koronavirüs tedbirlerinin grip ve benzeri bazı enfeksiyonları yüzde 35 civarında, diğer bazı araştırmalarsa en az yarı yarıya azalttığını ortaya koymakta.' bilgisini paylaştı. 'Tedbirlere uyarsak iki hastalıktan birden korunmuş olacağız' Bakan Koca, 'Ekim ayındayız, gribin en yaygın olduğu günlere girdik. Koronavirüse karşı alacağımız tedbirler bizi gripten de koruyacak. Tedbirlere uyarsak iki hastalıktan birden korunmuş olacağız. İki ayrı virüse karşı tedbir aynıdır.' uyarısında bulundu. Gribin ölüme yol açabilen bir hastalık olduğuna, özellikle kronik karaciğer, kronik akciğer, kalp, hipertansiyon, diyabet gibi hastalığı olan, vücut direnci düşük kişilerin gribal enfeksiyonlar sonucu hayatını kaybedebildiğine dikkati çeken Koca, koronavirüs tedbirlerine uyarak bu hastalığa karşı da ciddi bir başarı elde edilebileceğini vurguladı. Koca, DSÖ'nün Türkiye hakkında yayımladığı rapora değinerek, bu raporun bütün Avrupa ülkeleri içinde bir ilk olma özelliğine sahip olduğunu, Türkiye'nin pandemiye karşı elde ettiği başarının raporda kapsamlı bir şekilde ele alındığını anlattı. Raporda Türkiye'nin en zengin ülkeler arasında olmamasına rağmen salgınla mücadelede en cömert davranan ülkelerden biri olduğunun vurgulandığını belirten Koca, Türkiye'nin temaslı taraması ile vaka tespiti, izolasyonla riski kontrol altına almaya yönelik stratejisi, erken tanı ve tedaviye dayalı klinik uygulamalarına raporda vurgu yapıldığını ifade etti. Koca, Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda da Türkiye'de mart ayında başlayan Kovid-19 pandemisi çerçevesinde Sağlık Bakanlığının halk sağlığını koruyucu ve sağlık kuruluşları ile sağlık personeli üzerindeki yükün artmasını önleyici tedbirleri vakit kaybetmeden uygulamaya geçirdiğinin aktarıldığına dikkati çekti. Raporda, 'Türkiye'nin sağlık sistemi Kovid-19 pandemisinin gereklerini sağlayabilecek güçtedir. Sosyal güvencelerine bakılmaksızın herkese ücretsiz test ve tedavi imkanı sağlamıştır. Türkiye krizin erken döneminden itibaren Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkeziyle iş birliği içinde çalışmaktadır.' ifadelerinin yer aldığını belirten Koca, bu hususların Türkiye'nin küresel salgına karşı savaşını küresel standartlarda verdiğini gösterdiğini vurguladı. '15 Ekim'de saha taramasını tekrarlıyoruz' Bakan Koca, bu standartların Türkiye'nin başarısının sadece bir kısmını değerlendirmeye dönük olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Temmuz ayından itibaren normalleşme dönemine geçtik, sınırlamalar kalktı, ülkeler arasında gidiş ve gelişler ülkelerin koyduğu günlük vaka sayılarının belli düzeyin altında olması şartıyla başladı. Bu yeni dönemin gereklerine uygun olarak kesitsel taramalar adını verdiğimiz virüs taramalarına başladık. Bu taramaları havaalanlarında yurt dışına gidenlere, cezaevlerinde bulunanlara, organize sanayi bölgesi çalışanlarına, asker, sporcu ve benzer diğer gruplara yapıyoruz. Bir örnek vermek isterim; bugüne kadar hava yoluyla yurt dışına gidenlere yaptığımız test sayısı 490 bin 480'dir. Bu taramalarda 1226 kişide test pozitif çıkmıştır. Bir diğer konumuz ise saha taramasıdır. Daha önce enfeksiyonun yaygınlığı ve bağışıklık durumunu ölçmek için 153 bin kişiyi kapsayan bir saha taraması yapmış, sonuçlarını da kamuoyuyla paylaşmıştık. 15 Ekim'de bu saha taramasını tekrarlıyoruz. Toplumun tamamını yansıtacak büyüklükte bir örneklem üzerinde çalışma yapıyoruz. Hem semptomsuz yani belirtisiz olduğu halde testi pozitif çıkan taşıyıcı vakaları hem de antikor testleriyle daha önce virüs kendisine bulaştığı halde bunu fark etmemiş fakat sonuçta bağışıklık geliştirmiş kişileri tespit etmiş olacağız. Bu çalışma bize toplumun tamamı hakkında fikir verecektir.' 'Aşı konusundaki gelişmeler salgına karşı tam bir güvence olarak görülmemelidir' Sağlık Bakanı Koca, bazı törenler ve toplu etkinliklerin yapıldığı ayların geride bırakıldığına dikkati çekerek, 'Kapalı alanlar çok daha büyük önem kazandı. Aynı ortamda çalışan kişilerin karşılıklı güvence varmış gibi tedbir almadıklarını duyuyoruz. Bu konuda dikkatli olmalıyız. Bu dönemde virüsün yayılma mecralarına iş yerleri de eklenecek. Maske kuralından ödün verilmemelidir.' diye konuştu.Maskenin bazı bilim adamlarınca aşı benzeri bir koruyucu olarak kabul edildiğine dikkati çeken Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Aşı konusundaki gelişmeler salgına karşı tam bir güvence olarak görülmemelidir. Koronavirüs bulaştığı kişide iki veya üç hafta sonra iz bırakmayacağı hatta fark edilemeyeceği gibi bu süre hayatının en çetin günleri de olabilir. Aşı konusundaki gelişmeler ise çok yol alınmış olmasına rağmen böyle kısa günlerle ifade edilemez. En önemlisi aşı yaygın olarak yapılabileceği güne kadar kendini virüsten koruyabilenler için bir çare olacaktır. Aşı kendisini virüsten koruyamayanlar için çare değildir. Salgında baştan çok sıkı tutulan tedbirler yorgunluk sebebiyle gevşiyor. Virüsün yol açtığı hastalık ve tedavisi hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olmakla birlikte risk giderek geniş bir tabana yayılıyor. Testi pozitif çıkanların ve bunların temaslılarının izolasyon kuralına uyması şarttır. Bakanlık olarak gerekli önlemleri alıyoruz. Öte yandan belirgin semptomu olan kişilerin sağlık kuruluşlarına bir an önce başvurmalarını istiyoruz. Ağır hastalar bunlar arasından çıkıyor. İzlediğimiz strateji, tedbir ve korunma, tanı ve izolasyon, erken tedavi ile normal yaşama dönüştür.' (Sürecek)
Reklam
Bilim Kurulu Üyesi Kayıpmaz: 'Üniversitelerin Açılması Gündeme Gelebilir'
etiket
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, bu hafta itibarıyla hazırlık ve birinci sınıf dışındaki sınıfların da eğitime başladığını belirterek, 'Ümit ediyorum ki vaka sayılarında ciddi bir artış yaşanmaz, okullarda da kontrollü bir şekilde eğitimi sürdürebiliriz ve diğer sınıflar, ardından da üniversitelerin de açılması gündeme gelebilir' dedi.
Gülşah Elikbank Yazio: Sıradanlığın Zulmü Var Bu Topraklarda
etiket
Patronun köle gibi çalışmanı ister. Ailen, onların istediği gibi biri olmanı. Sevgilin ise sürekli değişmeni ister. Kimse olduğun gibi görmek istemez seni. Herkes kendi icat ettiği gibi bakar sana. Sonuç olarak bambaşka bir insan olursun, demişti Aziz Nesin.Ne kadar haklı değil mi? Hepimiz biricik özelliklere sahipken sıradanlığın zulmüne uğruyoruz. Peki ama neden kendimiz olamıyoruz? Neden dünya buna izin vermiyor? Yönetilmesi kolay olan, aynı olandır çünkü. Tek tip, tahmin edilebilir, parlak, gösterişli ama içi boş. İçi doldukça alıp bir yerden bir yere koymak zor olur ne de olsa.
Reklam
Hareketliliğiyle Duyduğunuz An Mezdeke Üyesiymiş Gibi Gerdan Kırmanızı Sağlayacak 15 Arapça Şarkı
etiket
90'lı yılların ortasında Mezdeke'yle ısındığımız Arapça dans şarkıları ülkemizde aynı ilgiyi görmeye devam ediyor. Arkadaş toplanmalarında, kına gecesinde, partilerde duyduğunuz anda mutlaka dans etme isteği uyandıran bir Arapça şarkı karşınıza çıkıyor.Hareketliliğiyle duyduğunuz an Mezdeke üyesiymiş gibi gerdan kırmanızı sağlayacak Arapça şarkıları sizler için derledik.Keyifli dinlemeler!
Reklam
Hak-İş'ten "Sendikalı Kadın Takım Kaptanları Yetiştirilmesi" Projesi
ANKARA (AA) - Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Toplum Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, 'Aşıda iyi noktadayız. Önümüzdeki hafta yerli aşının ilk uygulaması başlayacak.' dedi.Prof. Dr. İlhan, Hak-İş Kadın Komitesi tarafından üyelere yönelik gerçekleştirilen 'Yeterlilik Odaklı Sendikalı Kadın Takım Kaptanları Yetiştirilmesi' projesi eğitim programı kapsamında sunum yaptı.Prof. Dr. İlhan, sunumda virüsle mücadeleye değinerek, bu çerçevede gelinen ve ulaşılan noktayı 'çok iyi' olarak niteledi ve sorunun birlikte aşılacağını söyledi. Ancak konuyla ilgili bazı söylemleri anımsatan Prof. Dr. İlhan, 'İnsanlar toplumun gözünün içine baka baka gerçekler dışında farklı şeyler söylüyorlar.' ifadesini kullandı.'Vaka sayısı' tartışmasına değinen Prof. Dr. İlhan, şöyle devam etti:'Vakanın 10 bin ya da bin olması bizim maske takmamız, fiziksel mesafeye ya da kurallara uymamız konusunda bir engel değil. Bizim bunlara uymamız gerekiyor. Bu dönemde kamusal tedbirler üst düzeyde. İller arası dolaşımın kısıtlanması, okullar ve üniversitelerin kapatılması, hastalığın yayılmasında çok büyük önem arz etti. Ama hazirandan belli bir noktaya geldik. Bu nokta içerisinde belli bir rakama gelindiğinde herkesin günlük işlerine devam etmesi ama bu süreç içerisinde kurallara uymasının uygun olacağı bir yaklaşımı sergiledik.'Bu noktada sosyal destek ve iş göremezlik ödeneklerinin önerine değinen Prof. Dr. İlhan, her sendikanın bu konuya çok sahip çıkmadığını belirterek, bu çerçevede Hak-İş'i kutladı.-'İyi bir yerdeyiz''Peki şu an neredeyiz?' diye soran Prof. Dr. İlhan, 'Ankara'da iyi bir noktadayız. Çevrenize baktığınızda daha az enfekte insan olduğunu gözlemliyorsunuz veya hastanede yer bulmada insanlar daha az sorun yaşıyorlar. Bunu da gözlüyorsunuzdur. Ama İstanbul'da şu anda bir artış söz konusu.' dedi.Prof. Dr. İlhan, artışın nedenlerine ilişkin, 'Ankara memur, çalışan şehri. Daha orta, ortanın altı ekonomik düzeye sahip insanlarız. Ama eğitim ve kültürün en yüksek olduğu yer. O yüzden Ankara'daki insanlar genelde izinlerinde memleketlerine, belki kısa süreli tatil beldelerine gidiyorlar. Döndüklerinde vakaları birlikte getirip enfeksiyonları artırdılar. Düğün sezonları ile birlikte enfeksiyonlarda ciddi artışlar oldu.' açıklamasını yaptı. Filyasyon ekiplerinin sahada olduğunu belirten Prof. Dr. İlhan, salgının üstesinden, filyasyonla sahada hastalıkların takibini yaparak geldiklerini söyledi.Prof. Dr. İlhan, tedavide de iyi bir noktada bulunulduğunu, esnek ve kademeli çalışmanın ciddi bir uygulama olduğunu belirten Prof. Dr. İlhan, 'Maalesef bazı özel sektör kuruluşları kademeli çalışma kurallarına uymuyor. Esnek çalışmaya uymayanlar var. Evden yapılacak işler bile olsa 'saat 09.00-17.00 arası işe gelsin' diyenler var. Bunu suistimal edenler de var. Ama bizlerin biraz daha vicdanlı davranıp, devletin sağladığı bu imkanları iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.' diye konuştu.Aşı çalışmalarıAşı çalışmaları konusunda bilgi veren Prof. Dr. İlhan, şunları kaydetti:'Aşıda iyi noktadayız. Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan açıkladı. Önümüzdeki hafta yerli aşının ilk uygulaması başlayacak. Yerli bir aşı olursa iyi bir üretim kapasitesi var. Hemen uygulamaya girmez ama bahar aylarına kadar ancak uygulamaya girer. O zamana kadar da Çin, İngiliz ve Amerikan aşısı ile iyi bir noktaya gelip, salgını konsolide edip günlük hayata döneceğiz. Ama yine tabii tedbiri elden bırakmamamız gerekiyor. Birçok insan 'hocam şu maskeden ne zaman kurtulacağız?' ya da 'Çocuklar okula ne zaman gidecekler?' diye soruyor. Çocukların bir bölümü okula başladılar ama maskeyi bir süre daha takmaya devam edeceğiz. Biraz insanımızı, ülkemizi severek, olumlu boyutuyla bakarsanız, mesela geçen ve bu senenin 1 Eylül-1 Ekim arası grip verilerini karşılaştırırsanız maske taktığımız için daha az insan grip oldu. Yani bu sürecin başka getirileri de var.'-Çalışma hayatına etkisiSürecin çalışma hayatına etkisinin de önemli bir boyut olduğuna işaret eden Prof. Dr. İlhan, çalışmanın biçim, yöntem ve kurallarının değiştiğini söyledi. Üniversitelerin de bu konuyu tartıştığına işaret eden Prof. Dr. İlhan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Çok ihtişamlı, çok büyük binalar, çok büyük yerlere gerek var mı acaba yoksa daha çok insana mı yatırım yapmak gerekiyor? Ya da insanın bireysel kullanabileceği ürünlere mi yatırım yapmak gerekiyor? Bunun farklı bir boyutu var. Evde bir insanı çalışmaya mecbur ediyorsunuz. Evde de işveren sanki çalışanını 24 saat çalışacakmış gibi hissediyor. Evde çalışan işyerindeki sürelerle sınırlı olarak işini yapmak zorunda. Aslında çok zor bir dönem. Daha açıkçası iş gücüne çok ihtiyaç var. Devlet, sendikalar, üniversiteler çalışanlar iş birliği ile umarım üstesinden gelebiliriz. Bu süreci kısa zamanda atlatırız.'Prof. Dr. İlhan, Çalışma Bakanlığı'nın yaptığı 'Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi'nin bu yıl koronavirüsten dolayı iptal edildiğini anımsattı.-'Türkiye'nin farkı bu sorunu kararlılıkla ele alması'Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı Osman Yıldız ise Türkiye'nin koronavürise karşı çok güçlü ve kararlı bir duruş sergilediğini belirterek, 'Bütün dünyada var ama Türkiye'nin farkı, bu sorunu kararlılıkla ele alması. 'Biz bununla topyekün mücadele edeceğiz' şeklinde bir kararlı duruşu ve bunu uygulaması söz konusu.' dedi.Konfederasyona bağlı sendikalarda bütün önlemleri kaçınmadan aldıklarını ifade eden Yıldız, şunları söyledi:'İlk günden itibaren Türkiye'de üretimden ve çalışma hayatında, Türkiye’nin kapanması yönünde önemli bir irade ortaya konulmuştur. Biz bu anlayışa karşı çıktık. Türkiye'nin bu anlamda bir OHAL'e dönüşmesine karşı çıktığımızı belirtmek istiyoruz. Bu virüs çok tehlikeli, çok öldürücü fakat bu virüse karşı önlem alınabiliyor. Önlem almak hepimizin elinde. Konfederasyon olarak Türkiye'nin üretim ve hizmetlerle yoluna devam etmesini istiyoruz.'-'Buna olağanüstü halle cevap vermeyeceğiz'Hem işveren hem de sendikaların bütün önlemlerini alarak yoluna devam ettiğini vurgulayan Yıldız, şu görüşlerini paylaştı:'Gördüğümüz işyerlerinde koronavirüs çok yayılmıyor. Daha çok sosyal hayatta işyerlerine taşıdığımız bir durum söz konusu. Olağanüstü bir süreçten geçtiğimiz doğrudur ama biz buna olağanüstü halle cevap vermeyeceğiz. Buna sıkı, dikkatli önlemler ve yenilenen ilişkilerle karşılık vereceğiz. Hak-İş olarak, Avrupa'nın yaptığı gibi OHAL ile değil, olağanüstü gayretlerle bu süreci atlatmak istiyoruz. 20 iş kolumuzun hepsinin üretimini, istihdamını koruyarak yoluna devam etmesini istiyoruz. Çünkü istihdamı korumanın en önemli yöntemi üretimden geçmektedir.'
İlginç Tasarımıyla “Hikayedeki Seni Bul” Raflarda
Betül Yergök’ün bilim kurgu, fantastik ve mistik hikâyeler ile meditasyonlar içeren “Hikayedeki Seni Bul” kitabı Müptela Yayınevi etiketiyle raflarda yerini aldı. Hikâyelerinsonunda ise başlıklar halinde (Neyi bilmen gerekiyor?), (Kendine sor), (Meditasyon) kısımlarıyla interaktif çözümleme ve çalışmalar veriliyor. Her okura hitap eden bu baş ucu kitabıyla Betül Yergök, okura 'Seni, beni, bizi bulmaya var mısın?' diyor.
Reklam