Emekli Maaşı Haberleri

Emekli Maaşı ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Emekli Maaşı ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Yüzde 4 Daha Fazla Emekli Maaşı Almak İçin Kritik Tarih
Milyonlarca vatandaş emekli maaşını artırmanın formülünü araştırıyor. Emekli maaşı hesaplamaları, yalnızca prime esas kazançlar ve çalışma süresiyle sınırlı kalmıyor. Dilekçenin sunulduğu yıl, bağlanacak aylık miktarı üzerinde doğrudan belirleyici bir rol oynuyor. Takvim'den Faruk Erdem'in haberine göre 2026 ve 2027 yıllarında emekli olacakların maaşları arasında fark oluşabilir.Kaynak
Temmuz 2026 Güncel Emekli Promosyonları: Hangi Banka Ne Kadar Promosyon Veriyor?
Temmuz 2026 emekli zammının belli olmasıyla birlikte bankalar arasındaki promosyon yarışı yeniden hız kazandı. Milyonlarca SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı emeklisi, ''En yüksek emekli promosyonunu hangi banka veriyor?' sorusunun yanıtını araştırıyor.Peki HalkBank, Garanti Bankası, Yapı Kredi, Ziraat, Denizbank, Akbank, İş Bankası gibi bankaların emekli promosyonları ne kadar oldu? En yüksek emekli promosyonunu hangi banka veriyor?İşte, banka banka emekli maaşı promosyon kampanyaları:Uyarı: Bankaların resmi sitelerinden derlenen ve 3 yıllık taahhütle ödenen promosyon bilgileri dönemsel olarak değişebilir. Bu yüzden işlem yapmadan önce en güncel kampanya şartlarını ve ek ödül detaylarını doğrudan bankanızdan teyit etmeniz gerekmektedir! 
Venezuela Büyükelçisi'nden Deniz Gökçe'ye Yanıt
Venezuela Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe'ye, Venezuela hakkındaki yazıları nedeniyle yanıt verdi. Reyes, şiddet kullanılarak yapılan protestoların halkçı anayasayı faşistçe değiştirmeye çalıştığını vurguladı. Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe, 14 Şubat 2014 tarihinde yazdığı 'En 'perişan zengin' ülke Venezüella!' ve 23 Şubat 2014 tarihinde yazdığı 'Petrol var ama enflasyon %305' başlıklı yazılarda, Venezuela'yı 'ideolojik siyasetin ekonomiyi nasıl perişan ettiğinin en güzel örneği' olarak nitelendirmişti. Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Gökçe'nin bu iddiasına bir yazıyla cevap verdi. Büyükelçi'nin yazısının tamamını okurlarımızla paylaşıyoruz: Sayın Deniz Gökçe, Venezuela saygıdeğer bir ülkedir, Aşağıda, hizmetiniz karşılığı paranızı ödeyenler tarafından aldığınız emirler doğrultusunda, geçtiğimiz günlerde yayınlama görevi tarafınıza verilmiş olan bir dizi yalana açıklık getirecek bazı gerçeklerden bahsedeceğim. Komutan Chavez, sadece geleceğe mutluluk ve inançla bakan bir Vatan’ın yaratıcısı olmakla kalmadı, aynı zamanda, bugün itibariyle hiçbir zaman sahip olamadığı kadar çok güce sahip olan, 19. yy’da Simon Bolivar tarafından düşlenen ve önerilen Latin Amerika Birliği Projesi’nin de mimarı oldu. CELAC, UNASUR, ALBA, PETROCARIBE, BANCO DEL SUR ya da TELESUR ’un ne anlama geldiği hakkında bir fikriniz var mı? Hugo Rafael Chavez Frias gerçeği olmasaydı, bugün bu entegrasyon mekanizmalarının varlığından söz edemezdik. Aşikâr olan, sadece Başkan Chavez iktidara geldiğinde petrol fiyatlarının yerlerde olduğu değil (8 dolar), aynı zamanda emperyalist istihbarat teşkilatlarının marifetiyle OPEC’in de ağır yaralı bir organizasyon haline getirilmiş olmasıydı. Chavez sayesinde, OPEC’e yeniden can verildi ve değeri bu kadar yüksek olan, yenilenemeyen bir doğal kaynak adil fiyatlara ulaştırıldı. Diyorsunuz ki Venezuela’da “petrol halka dağıtılıyor” ve bununla bizi dünyaya ifşa ettiğinizi hatta bundan utanacağımızı düşünüyorsunuz. Aksine, herkesin refahını ve iyi yaşam koşullarını garanti altına almak için, petrolle üretilen zenginliği tabii ki vatandaşlarımıza paylaştıracağız. Aynı zamanda sizi temin ederim ki, Chavez öncesinde, yani IV. Cumhuriyet döneminde, Venezuela petrolünden elde edilen kazanç, sadece Venezuela elitlerinin yurtdışındaki banka hesaplarını şişirmeye hizmet etmekteydi ve 90’lı yıllarda Venezuela’da yoksulluk oranı %80 gibi utanılacak bir seviyeye erişmişti. Bununla beraber, nüfusun genelinin beslenememe oranı %21’i geçecek seviyeye dayanmıştı. Size bir takım rakamlar ve bilgiler vereceğim, çünkü gördüğümüz kadarıyla, konuştuğunuzdan ve de yazdıklarınızdan konuyla ilgili hiçbir fikriniz olmadığını anlıyoruz, zira Çağdaş Venezuela tarihini okuma zahmetinde bulunmamışsınız. Size ödeme yapanlar için önemli olan, tam bağımsızlığı mümkün kılacak tek yol olan sosyalizm ile yolu kesişmiş olan bir ülkeyle ilgili bir dizi fikir oluşturmaktır. Venezuela’da biz “petrol ekiyoruz” ve diğer birçok şeyin yanı sıra bahsettiklerimizin tümünü aşağıdaki örneklerde görmek mümkündür: •Venezuela’da okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim-öğretim ücretsizdir. •Yaşları 15 ila 24 arasında değişten gençlerin % 79’u okumakta ve bunların % 67’si devlet okullarında öğrenim görmektedir. Bütün okullar yemekhaneye sahiptir. Bunun dışında öğrencilerin büyük bir kısmı burslardan veya devlet yardımlarından yararlanmaktadır. •15 yılda hükümet 58.236 devlet okulu inşa etmiştir. •Venezuela üniversiteye kayıt oranında tüm Latin Amerika’daki en yüksek kayıt rakamlarına ulaşan ikinci ülke konumundadır. Temel eğitim kayıt oranı ise % 85 olup, bu oran Venezuela’yı en yüksek kayıt olma oranına sahip ülkeler arasında beşinci sıraya yerleştirmektedir. •2005 yılında UNESCO Venezuela’yı kardeş Küba halkının işbirliği ve Devrimci Hükümetin etkili faaliyetleri sayesinde nüfusunun tamamı okur-yazar ülke ilan etmiştir. •Venezuela’da 1999 ile 2013 yılları arasında Sosyal Yatırım %62 oranında artmıştır. Dikkat edin “Sosyal Harcamalar”dan değil yatırımdan bahsediyoruz. •Venezuela’da kayıtlı olarak çalışmış olsun olmasın bütün yaşlılara emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş asgari ücretin %60’ına tekabül etmektedir. On yılda üç yüz bin emekli sayısını neredeyse üç milyona dayanmıştır. •Çocuklarda yetersiz beslenme bugün % 3 oranının altındadır. •Doksanlı yılların sonunda skandal diye nitelendirebileceğimiz % 21’e dayanan yetersiz beslenme oranı bugün %3 oranında bile değildir. •Bebek ölümleri 1000’de 25’den, 1000’de 13’e düşürülmüştür. •Venezuela, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından (Roma, Haziran 2013) bölgede açlığa karşı en büyük çabayı gösteren ülke olarak tanımlanmıştır. •Nüfusun %96’sı içme suyuna erişime sahiptir ayrıca bu anayasal bir haktır. Suyun özelleştirilmesi kanunla yasaklanmıştır. •Sosyalist hükümet gelmeden önce Venezuela’da kişi başı et tüketimi yıllık 14 kilo iken bugün bu rakam kişi başı yıllık 44 kiloya çıkarılmıştır. •Sağlık hizmetleri tüm Venezuelalılar için ücretsizdir. •Devrimci hükümet idaresinde geçen 15 yılda 13.700 kamu sağlık merkezi kurulmuştur. 4. Cumhuriyet zamanında geçen 40 yıl süresince ise sadece 5000 merkez kurulabilmiştir. •Kayıtlı istihdam %62 oranına çıkmış, işsizlik oranı ise %9 ila %7 arasında değişmektedir. •Bolivarcı hükümet 2011 yılından günümüze kadar 549.608 konutu ücretsiz olarak ülke çapında bulunan dar gelirli ailelere vermiştir. •Fakat en önemlisi itibarımızı yeniden kazanmamız ve Venezuela’nın Latin Amerika’nın Entegrasyon Süreci'ne liderlik etmesidir; entegrasyon olmadığı takdirde bu, kısa zamanda “ABD'nin arka bahçesi” olması durumuna dönebilir. İnanın ki size devrimin birçok başarısını sıralamaya devam edebilirim ama ortaya koyduğum tablonun sizin parçası olduğunuz medyatik maskaralığa yeteceğine inanıyorum. Tabii ki Venezuela, politik olarak kutuplaşmış bir ülkedir. Biliyoruz ki birçok insan “Vatan Planı”mızı paylaşmayıp karşı çıkmaktadır, ancak siz dünyada böyle olmayan bir ülke biliyor musunuz? Kültürel veya politik olarak yekpare olan bir ülke tanıyor musunuz? Vatan Projemize karşı çıkanlar bugün -hiç olmadığı kadar- demokratik yollarla hoşnutsuzluklarını ifade edebilirler. Venezuela dünyanın en modern ve şeffaf seçim sistemine sahiptir. Bunu da ben söylemiyorum, Jimmy Carter söyledi. On beş yıllık dönem içerisinde girilen on dokuz seçimin, on sekizini bugün Nicolas Maduro’nun liderliğini üstlendiği ve temsil ettiği Sosyalizm Projesi kazanmıştır. Seçim süreçleri AB, MERCOSUR, BM, OAS ve Carter Center gibi uluslararası kuruluşlar tarafından gözlemlenmiş ve garanti altına alınmıştır. Bu size bir şey anlatıyor mu? Ayrıca Bolivarcı Anayasamız, halk tarafından seçilmiş herhangi bir kamu çalışanının hizmet süresinden önce geri çekilmesine olanak sağlamaktadır. Bu yüzden, şiddet kullanılarak yapılan protestoların asıl nedeni, huzur içinde yaşamak isteyen bir ülkenin anayasasınca şart koşulmuş düzeni faşistçe bozmak istemeleridir. Sayın Deniz Gökçe, ülkemizin imajını kötülemek amacını güderek yazdıklarınızın, ekonomik kaygılara bağlı olduğunu anlayabiliriz ama inanın bana, bunu spor yorumculuğu yaparak daha iyi bir şekilde başarabilirsiniz. Başka bir alana yoğunlaşın. Çünkü tüm dünya halkları gibi Türkiye Halkı da artık gözlerini açtı ve sizler gibi basın korsanları tarafından yapılan medya manipülasyonlarını önlemek için verilecek cevapları öğrendi. Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Hükümeti, halkı, şahsım adına Devrimci selamlarımızı kabul ediniz. Saygılarımla Jose Gregorio Bracho Reyes Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi(soL - Haber Merkezi) 
Bonzai Kullanım Yaşı 10'a İndi, Okullar Boşaldı
Uyuşturucuyla Mücadele, Kimsesizlere Bakma ve Koruma Derneği Başkanı Abubekir Demirci, operasyon düzenleyen polisi davullarla zurnalarla karşılayarak gündem olan Bursa’nın Meydancık Mahallesi’ndeki uyuşturucu kullanımıyla ilgili, “Kullanım yaşı 10’a kadar düştü. Bonzai bulamayan çakmakgazı, tiner kullanıyor” dedi. Bonzai kullanımının artması üzerine aileler çocuklarını mahallenin ilkokulu olan Şerif Artış İlkokulu’nda aldığı ortaya çıkarken, 1300 olan okul mevcudu 274’e kadar düştü. Milliyet gazetesinde Burcu Ünal imzasıyla yayımlanan haber şöyle: Haziran başında, Bursa’da bonzai adlı uyuşturucu belasının yayıldığı ilçeye operasyon düzenleyen polisi davullarla zurnalarla karşılayarak gündem olan mahalleyi ziyaret ettik. Mahallede iki evin penceresinde sürekli bir trafik yaşanıyor. Günün her saatinde bir alışverişe tanık olmak mümkün. Bursa’nın Meydancık Mahallesi’nde elektrik direğinin aydınlattığı, daracık ara sokakta sıradan bir apartman... Apartmanın önünde bir o yana bir bu yana gidip gelen bir kedi... Akşamüzeri gayet sıradan bir görünüme sahip bu apartmanın önü; karanlık iyice çöküp, saatler geceyarısına yaklaştığında birden hareketlenmeye başlıyor. Önce genç bir çocuk geliyor, giriş kattaki camı tıklatıyor. Cam açılıyor. Kısa bir sohbet. Ardından elden ele bir şeyler veriliyor. Genç çocuk aldığı şeyi cebine atıp gidiyor. Bir süre sonra bir taksi yanaşıyor kapıya... Taksiden yine genç bir çocuk iniyor. Apartmana giriyor. İçeride en fazla 5 dakika kalıyor. Çıkıyor. Taksinin içerisindekilere bir şeyler veriyor. Sonra dönüp arkasını gidiyor. Taksi de oradan uzaklaşıyor. Çok değil bir yarım saat sonra aynı taksi tekrar geliyor. Aynı sahne tekrarlanıyor. Mahalleli, geçen eylülde Meydancık ve Kamberler Mahallesi’nde 18 eve 200 kişilik bir ekiple operasyon düzenleyen polisin, bu eve de baskın yaptığını anlatıyor. Satışın genellikle evlerden yapıldığını anlatan mahalleliyi doğrular şekilde gerçekleştirilen bir başka operasyonda tuvalet deliğine saklanmış 3 kilo 80 gram esrar, 790 gram bonzai, 127 adet uyuşturucu hap ele geçiriliyor. O sırada sadece birkaç ay önce polisin fayanslarının altında gizlenmiş uyuşturucu paketleri bulduğu mahallenin en işlek caddesi olan İncirli Caddesi’nde saatler hafta içi geceyarısını göstermiş olmasına karşın taksiler, arabalar vızır vızır... Caddenin girişinde sabahtan beri duran polis arabası halen bekliyor. Polis arabasının 10 metre uzağında öbek halinde bir grup genç duruyor. Sonra bir araba geliyor. Gençlerin az ilerisinde duruyor. Gençlerden bir tanesi arabanın yanına gidiyor. Başını camdan içeri sokuyor. Yaklaşık 5 dakika süren bir konuşmanın ardından arabaya biniyor ve gidiyorlar. Yarım saat sonra bir başka araba daha aynı şekilde grubun az ilerisinde duruyor. Bu defa iki kişi arabanın yanına gidip konuşmaya başlıyorlar. Aynı sahne defalarca tekrarlanıyor, duran bazen bir özel araba, bazen de taksi oluyor. Mahallenin sıradan görünümünü ‘bozan’ tüm bu manzaranın sebebi başta Bonzai olmak üzere çeşitli uyuşturucu maddeler. Meydancık iki yıldır uyuşturucuyla boğuşuyor. Uyuşturucu satışının merkezine dönüşen semtte, mahallelinin şikâyetiyle polis ardı ardına operasyonlar düzenliyor ama bu satıcıları engellemiyor. Uyuşturucu belası mahalleliyi o kadar çileden çıkarmış ki, denetime gelen emniyet mensupları davul-zurnayla karşılanıyor. Son dönemde 10 kişinin uyuşturucu komasına girdiği, bir kişinin uyuşturucudan öldüğü bölgeye denetime giden İl Emniyet Müdürü Sabri Durmuşlar’ın davul-zurnayla karşılanmasıyla Gündeme gelen mahallede uyuşturucu gerçeğini araştırdık. Meydancık Mahallesi, Bursa’nın en eski ve merkezi yerleşim yerlerinden bir tanesi... 30 yılı aşkın süredir bu mahallede yaşayanlara göre 1-2 yıl önce bölge Bursa’nın ‘en nezih’ mahallelerinden biriymiş. Bizim karşımızda ise insanların birbirlerine tedirgin gözlerle baktıkları, dükkânların ve evlerin birçoğunun camında ‘Satılık’ yazısı olan, gece belli bir saatten sonra sokaklarına çıkılmaya korkulan bir mahalle duruyor. Türkiye’nin “Uyuşturucu baskınında Emniyet Müdürü’ne davullu zurnalı karşılama” haberi ile adını duyduğu Meydancık Mahallesi sakinleri, mahalle hayatını ‘tehdit eden’ uyuşturucu ile aslında uzun zamandır mücadele ediyorlar. Meydancık Mahallesi için uyuşturucu satış manzaraları artık ‘sıradanlaşmış’. Hatta biz oradayken gece yaşanan hareketliliği şaşkınlıkla izlerken onlar başlıyorlar anlatmaya: “Esas 6 ay önce olacaktınız burada... O zaman daha hava kararmadan, gün ortasında (İncirli) şu caddede insanların yanına gelip, ‘Bonzai var, şeker var ister misiniz’ diyorlardı. Sonra polis devriyelere başlayınca biraz daha gizli yapmaya başladılar.” Yıldırım İlçesi Kaymakamı Mehmet Yapıcı ise mahallede yaşanan bu uyuşturucu trafiğini, “Mahalleli çok şikâyetçiydi. Eylül-Ekim aylarında düzenlenen operasyonlardan sonra o şikâyetleri bitirmiştik ama son 1-2 ayda tekrar bir canlanma oldu” cümlesiyle mahallelinin anlattıklarını doğruluyor. Son aylarda 10 kişinin komaya girmesiyle bölgede yaşayanların tepkisini daha da çeken uyuşturucu ticareti konusu, Bursa’daki yerel basında da yer aldı. Polisin çeşitli operasyonlar düzenlediği evlerde şu sıralar halen uyuşturucu satışı devam ediyor ve tabii ki tacirler alıcının yaşına bakmıyor. Her ne kadar tüm mahalleli bir şekilde durumdan rahatsız olsa da bir de ateş evine düşenler var. Uyuşturucuyla Mücadele, Kimsesizlere Bakma ve Koruma Derneği Başkanı Abubekir Demirci, “Sabahtan beri 6 aile aradı ‘Çocuğumu kurtar’ diye. Kullanım yaşı 10’a kadar düştü. Bonzai bulamayan çakmakgazı, tiner kullanıyor” diyor. Demirci’ye başvuranlardan biri de son 2 senedir ağabeyi Bonzai kullanan Yasemin. Yasemin yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bonzai çok kötü... İlk içtiğinde çocuk gibi oluyor, sevecenleşiyor. Biraz uykulu bir hali oluyor. Fakat etkisi geçince agresif davranmaya başlıyor. Sinirli oluyor. Annem de rahatsız. Babam yok. Babamdan kalan emekli maaşı ile geçiniyoruz. Benden para istiyor. Vermediğimde ya bağırıp çağırıyor ya da yalan söylüyor. ‘Kimliğimi kaybettim, çıkartacağım, para lazım’ dedi bir gün ama o para ile gidip Bonzai aldı. Ayakkabısı yırtık geziyor ama yine de onu alıyor. Bunların fiyatları 5 TL ile 100 TL arasında değişiyor. Ben de Antidepresan kullanıyorum, ancak öyle dayanabiliyorum.” Yasemin’den daha ‘şanslı’ bir anne ile konuşuyoruz. Gözlerinin içi gülüyor. “İki hafta önce ağlıyordum ama artık oğlum kurtuldu” diyen anne, oğlunun uyuşturucu kullandığı günleri ve yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Ben çok perişan oldum o dönemde. Sokaklarda ağladım, yardım edin diye. Kime gideceğimi ne yapacağımı bilemedim. Çok perişan oldum. Şimdi artık kullanmıyor, inşallah bir daha tekrar olmaz.” Yıldırım İlçesi Kaymakamı Mehmet Yapıcı, mahallede yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “Bu uzun konuşulması gereken bir mevzu. Bugüne kadar o mahallede bir çok operasyon yapıldı. Evden satış yapılanlar da vardı, sokakta da vardı. Mahalleliden bu konuda çok şikâyetler vardı. Bu operasyonlarla o şikâyetleri bitirmiştik ama son 1-2 ayda tekrar bir canlanma var. Ama bu her yerin problemi. Sadece buranın değil. Uyuşturucu bütün ülkelerin el birliği ile uzun vadeli çözmesi gereken bir problem. Uzun süreli üzerinde durulacak bir konu.” “Her şey Kamberler Mahallesi’nin kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılmasıyla gelişti” diye başlıyor anlatmaya bir mahalle sakini; “Romanların orada bir yaşamı, bir düzeni vardı. Çalgıdan para kazanırlar, kendi mahallelerinde, kendi düzenlerinde yaşarlardı. Biz de o mahalleden rahat rahat geçerdik, bir sorunumuz olmazdı. Fakat bu insanlar kentsel dönüşümle yerlerinden edilince dağıldılar. Gelir için bir kısmı uyuşturucu satmaya başladı. En fazla göç bizim mahallemize olunca da burası uyuşturucunun en çok satıldığı yer haline geldi.” Mahalledeki uyuşturucu trafiğini sorduğumuz hemen herkes aynı hikâyeyi anlatıyor ama bir şartla; adımı yazmayacak, fotoğrafımı çekmeyeceksin. İlk cümle genellikle, “Evimi satıp gitmek istiyorum ama alıcı bulamıyorum” oluyor. Mahalledeki evlerin büyük bir kısmının camlarında ‘Satılık’ ilanları asılı. ‘Adımı A.E. diye yazın’ diyen bir esnaf, “Bizim apartmanda bu uyuşturucu satıcıları 85 bin liraya bir daire aldılar. Sonra ikinci daireyi 70 bine, üçüncüyü de 65 bine aldılar. Şimdi bana da ‘50 bin TL’ye sat bize’ diyorlar. Onlara satmam. Ama çocuklarım için de korkuyorum” diyor. ‘Alıcısı olmayan’ sadece evler değil. Mahallenin ilkokulu olan Şerif Artış İlkokulu’nda 1300 olan mevcut 274’e inmiş. Veliler bir yolunu bulup, ikametgâhlarını başka mahallelerde gösterip, çocuklarını okuldan alıyorlar. Okul çıkışında yanlarına gittiğimiz velilerden biri yine adının yazılmaması şartıyla anlatıyor: “7 yaşındaki oğlum birkaç ay önce geldi, ‘Anne Bonzai ne’ diye sordu. Ne diyeceğimi şaşırdım. 10 senedir burada yaşıyoruz. Gitmek istiyoruz ama eve alıcı bulamıyoruz.” Okul aile birliğinde görevli bir veli de, “Geçenlerde okula gittim, 15 yaşında uyuşturucu kullanan D. adlı öğrenci kapının önünde duruyordu. Önce güvenliğe küfretti. Ben kızınca bana bıçak çekti. İçtiği şeyin etkisiyle böyle davrandığı için daha sonra yaptığını hatırlamıyor” sözleriyle yaşananları özetliyor. Ö. adeta isyan ediyor; “Başbakan 3 çocuk yapın diyor. Benim 2 çocuğum var, 2’sini de göremiyorum, nasıl 3 çocuk yapayım? Kızıma bir defa anneannesinden eve tek başına gelmesini söyledim. Trende yanına gelip, ‘Bonzai mi istersin şeker mi’ diye sormuşlar. Gitmek de istemiyoruz, biz de burayı bırakıp gidersek bu mahalleye kim sahip çıkacak?” 2011’den itibaren uyuşturucu madde listesine giren Bonzai, uluslararası polisiye literatüründe ‘Spice’ adıyla tanımlanıyor. Bonzai, sıklıkla Bonzai ağacının yapraklarından üretiliyor. Son dönemde tarım ilaçları, fare zehiri gibi kimyasal maddeler de bu bitkilerin ilaçları emmesi sağlanarak Bonzai adıyla piyasaya sürülüyor.Burcu Ünal | Milliyet
Sadece Hemşirelerin Karşılaşabileceği 15 Durum
Hemşirelik mesleği halk arasında çok basitmiş gibi düşünülür. En büyük zorluğu doktor çeker, hemşireler onların yancıları gözüyle bakılır. Şunu kabul edebiliriz ki doktorların işi gerçekten de kolay değil. Ancak hemşireler oturduğu yerden mi maaş alıyor da böyle bir yanılgıya düşüyor insanlar şaşırtıcı. Hemşireler meslek hayatlarında bir çok zorluklarla karşılaşarak büyük sorunlar yaşayabiliyorlar. Bu sorunlar hemşireleri hem fiziksel hem de psikolojik yönden etkileyebilir. İşini hakkıyla yapan bütün hemşirelerimizin değerini bilmemiz gerektiğini söyleyerek meslek hayatlarında yaşadıkları zorlukları sizlerin de görmesini istedik.
'Türkiye Kınamaktan Kına Evine Döndü'
Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu seçim çalışmaları için geldiği Balıkesir’de Ak Parti hükümetini eleştirerek, “Dünyada pilotları kaçırılan başka başka ülke var mı, uçağı düşürülen ülke, diplomatı insanları rehin alınanlar var mı? Biz ancak kınıyoruz, kınamaktan başka bir şey yapmıyoruz. Kınaya kınaya kına evine döndük” dedi. İhsanoğlu ayrıca, “Biz baş pehlivan seçmiyoruz. Hakem seçiyoruz” dedi. Özel uçakla Balıkesir Havalimanı’na inen Ekmeleddin İhsanoğlu’na, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak da eşlik etti. İhsanoğlu’nu, havalimanında adaylığına destek veren siyasi partilerin milletvekillerinin yanı sıra il yöneticileri ve vatandaşlar karşıladı. Ekmeleddin İhsanoğlu, vatandaşların sevgi gösterileri arasında, kent turu attı. Ardından Ali Hikmet Paşa meydanına gelen Ekmeledin İhsanoğlu, burada vatandaşlara seslendi. Balıkesir’in Kuvayi milliyeninin ortaya çıktığı il olduğunu söyleyen İhsanoğlu, “Kahramanların, milli mücadelenin, milli istiklalin, ilk kurşunun, son kurşununun atıldığı yer olarak kabul ediyoruz. İnşallah istikbalimizin de ilk ve son adımı da burada olacaktır. Demokratik, laik huzurlu bir Türkiye istiyoruz. Bölünmüş, kavgalı, zıtlaşmış bir Türkiye değil. Birlik mesajı veriyoruz. 76 milyon insanı bir olarak kabul ediyoruz. Sen şusun bucusun demiyoruz. Türkiye tarihinde hiçbir siyasi egemenin ayrımcılık yaptığını, size sen sucusun bucunun diye hakaret eden lider gördünüz mü? Biz iyi bir idareye layıkız. Demokrasinin nimetlerinden yararlanmak için, 81 vilayete yaymak için, yarışıyoruz. Devlet büyüklerimiz 30 gün veriyor, devletinin bütün imkanlarını bütün tahsisatını kullanıyorlar, ama bize hiçbir şeyi imkan vermiyorlar. Sizlerin verdiği bir liradan 9 bin liraya kadar o paralarla yaptığımız şu afişleri bile indiriyorlar. Geceleri belediye adamlarıyla, afişlerimizi toplatıyor. Kireç suyuyla kapatıyorlar, hile yapıyorlar, iftira atıyorlar. Ama bir şey daha var. Bunu sessiz milyonlar görüyor. Sessiz milyonlar bunun cevabını verecek. Milleti korkutuyorlar, ben söyleyeyim millet korkmuyor, sabırla bekliyor, pazar günü mührü kime basacağını biliyor. Mührü İhsanoğlu’nun altına basacak. Biliyor ki çıkış yolu budur. İstikrar yolu budur. Türkiye bu son çaresini kaybetmemeli. Bu şansımızı kaybettiğimiz zaman Türkiye daha büyük sıkıntılar yaşar. Bakın etrafımızda neler oluyor. ABD, Irak’ta askeri müdahale ediyor. Eğer Kürtlere bir şey olursa Yezidilerde bir şey olursa bombardıman yapacak. Peki Türkmenlere niye yok. Onları kim koruyacak. Peki bizimim rehin olan 50 küsur diplomatımız, insanımız. Niye biz müdahale etmiyoruz? Onları kurtarmadık. Yezidi kardeşim başımızın üstünde yeri var ama niye Yezidilere, Filistinlilere bir saldırı ettiği zaman müdahale var da Türkmenler yerlerinden edildiğinde, gencecik kızlara tecavüz edildiğinde niye sahip çıkmadık? Hep Gazze deyip İsrail’i kınıyoruz. Ondan sonra İsrail’in mallarını piyasaya sürüyoruz. Sonra birileri çıkıp ambargo koyalım diyor. İyi de sen ambargo koyuyorsan da ihracatı niye artıyor? İsrail malları bizim piyasamızda dolaşırken birileri cılız sesle boykot diyor. Öbür taraftan malı götürüyorlar. İsrail’i kınayacaksın, ondan sonra cesaret madalyası alacaksın. Kudüs madalyasını, Abbas’ın verdiği Kudüs madalyasını hafife alacaksın. Bu kadar zulüm, iftara olur mu? Bunun cevabını kim verecek? Siz vereceksiniz. Ne zamana vereceksiniz? (vatandaşlardan pazara günü cevabı üzerine) İşte cevap bu” dedi. Kendisinin şunun bunun değil milli mutabakatın adayı olduğunu da söyleyip Babakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığını eleştiren İhsanoğlu, “Bu seçim bir parti seçimi değil. Ben parti adamı değilim. Hiç birisine de üye değilim. İki parti anlaştı. ‘Biz İhsanoğlu’nu istiyoruz’ dediler. Çünkü İhsanoğlu hiçbir partiye üye değil ve vatandaşın inanacağı bir insan. Eksik olmasınlar benim adımı verdiler. Adımı açıkladıktan sonra 12 parti daha oy birliği ile beni desteklediklerini açıkladı. Aynı zamanda Ak Parti’nin kurucuları da destek verdi. Onlara teşekkür ediyorum. Ak partiye yakınlığım, MHP’ye yakınlığım, bütün partilere yakınlığım birdir. Ben herkesin adayıyım, Türk milletinin adayıyım Türk milletinin. Milli mutabakatın projesiyim. Başka bir projenin adayı değilim. Büyük orta doğunun adayı değilim. Ne mutlu Türküm Diyene. Ne mutlu Türküm diyene” dedi. Ak Partililerin vatandaşları da korkuttuğunu söyleyen Ekmeleddin İhsanoğlu, “Bunlar gece gündüz 24 saat TRT ekranlarında, medyaları, gazeteleri iftiralar sıralıyorlar. Bunun hiç kıymeti yok. Biz buna metelik bile vermiyoruz, ama korkunun ecele faydası yok. Bizim vatandaşları korkutuyorlar. Vatandaşlarımızın namuslu dürüst ve vicdan sahibi insan olduklarını biliyorum, belki açıktan destek veremiyor olabilir, o sandıkta baş başa kaldığında oyunu İhsanoğluna basacak bunu biliyorum. Korkutuyorlar, ‘bizim verdiğimiz bu yardımı, emekli maaşı, ihtiyar maaşını bize oy vermeseniz keseriz’ diye. İşte en büyük zulüm bu. Allaha şirk koşmak gibi bir şey. Bu yardımlar, sosyal yardımlar devletin kasasından yapılıyor. Hiç kimsenin cebinden yapılmıyor. Kimsenin lütfu değil, sadakası değil, nafaka değil. Sosyal devlet, laik devlet yardımı olarak yapılıyor. Bu hükümetle başlamadı. Rahmetli Turgut Özal başlattı. Fakir fukara fonu olarak. Bu haktır kimse kesemez” dedi. Türkiye’de parti seçimi yapılmadığını, cumhurbaşkanı seçimi yapıldığını dile getiren İhsanoğlu, “Biz zaten parti seçimi yapmıyoruz ki. Cumhurbaşkanı seçimi yapıyoruz, hakem seçiyoruz. Balıkesir’in uluslararası pehlivanları var. Uluslararası pehlivan olmak başka, hakem olmak başka. Siz pehlivan seçmiyorsunuz, hakem seçiyorsunuz. Pehlivan seçmenin zamanı 2015 yılında. Ak Partili kardeşlerime sesleniyorum. Pehlivanın devam etmesini, 10 sene daha devam etmesini isteyebilirsin. O başka. Pehlivana değil aile reisine ihtiyaç var. Sabah kahvaltısında, akşam yemeğinde, sağcısını, solcusunu toplanacak, ailenin reisi oturacak, fark gözetmeden herkesi toparlayacak, eşit mesafede olacak. ‘Bana oy veren vatansever, bana oy vermeyen vatan haini’ demeyen bir insan olmalı. Problem çözen olmalıyız. O zaman kime oy vereceğinizi biliyorsunuz. Siz bana gösterir misiniz? Pilotları kaçırılan başka bir hava yolları var mı? Bizim hava yollarımız. Neden? Türk bayrağını taşıdığı için bizim uçaklarımız düşürülüyor, bizim insanlarımız rehin tutuluyor. Ve biz bir şeyler yapamıyoruz. Ve boyuna kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz. Kına, kına, kına evine dönüştü, döndü Türkiye” dedi. Vatandaşlardan Pazar günü sandık başına gitmelerin isteyen Ekmeleddin İhsanoğlu, “Pazar günü seçim var. Oy sayımında şişko farelere şişko kedilere karşı dikkatli olun. Seçim sandığa sahip çıktığımız zaman yüksek oranda bunu kazanacağız. Bizim yolculuğumuz sevgi ekmek için, dirlik ekmek için, birlik ekmek için. Ekmeğimizi öyle biri attıralım ki herkese düşen dilim daha büyük olsun. Hatta muhtaç olan komşularımızla paylaşalım. Her şeyimizi paylaşmaya varız ama toprağımızı vatanımızı paylaşmayız” dedi. CHP ve MHP’nin ortak cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, seçim çalışmaları için Balıkesir’in ardından Savaştepe İlçesi’ne geçti. Burada sağanak yağmur nedeniyle konuşmasını iptal eden İhsanoğlu, vatandaşların isteği üzerine girdiği kahvehanede onlarla sohbet etti. Bu sırada yanına gelip kendisine kırmızı gül hediye eden İmran Özer ile İhsanoğlu, sohbet etti. Genç kadının kendisini televizyondan izlediğini, söylediklerini çok beğendiğini ancak Almanya doğumlu olduğu için oy kullanamayacağını söylemesi üzerine, Ekmeleddin İhsanoğlu, “O zaman babana selam söyle. Ondan destek bekliyorum” dedi. Bu arada İhsanoğlu’na eşlik eden eşi Füsun İhsanoğlu da özelilikle kadın ve çocukların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Füsun İhsanoğlu, kendilerini bekledikleri sırada yağmurdan ıslanan bir çocuğa hasta olup olmadığını sordu ardından da yanağını okşayıp, alnını elleyerek ateşine baktı. Zete
Erdoğan Köşk’e Çıkınca Maaşı 26 bin 800 TL Olacak
Köşk’e çıktığında Erdoğan’ın alacağı maaş, şu anda aldığı başbakanlık maaşından 13 bin TL fazla olacakBaşbakan Tayyip Erdoğan ’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin 12’inci Cumhurbaşkanı olmasıyla 14 bin lira olan maaşı 26 bin 800 liraya yükselecek. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ’ün şu anda aylık brüt geliri 40 bin lira civarında. Vergiler düşüldüğünde Cumhurbaşkanının maaşı aylık net 26 bin 800 liraya denk geliyor. Cumhurbaşkanı Gül ise emekli Cumhurbaşkanı olarak 15 bin 980 lira alacak. Neşe Karanfil ’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, cumhurbaşkanlarının maaşı her yıl TBMM’ye sunulan Cumhurbaşkanlığı bütçesine göre belirleniyor. Cumhurbaşkanlığı aylık ödeneğinin Cumhurbaşkanlığı bütçesine toplam olarak konuluyor bunun 12’ye yani aylara bölümü ile de Cumhurbaşkanının brüt maaşı ortaya çıkıyor. Brüt maaş üzerinden Maliye Bakanlığı’nın her yılın başında belirlediği gelir vergisi dilimlerine göre de maaşından vergi kesiliyor, bu kesintilerden sonra net maaş görülüyor. Vergi dilimlerine göre yapılan hesapta Cumhurbaşkanının aldığı maaş 26 bin 800 liraya denk geliyor. Cumhurbaşkanının maaşı memur maaşına yapılan artışlardan etkilenmiyor. Cumhurbaşkanının emekli maaşı ise 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 39. maddesine göre hesaplanıyor. Maddeye göre yaş ve hizmet şartlarını yerine getiren Cumhurbaşkanları emekli aylığına hak kazanıyorlar. Cumhurbaşkanının emekli aylığı ilgili yıl içinde bağlanmış olan ödeneğin yüzde 40’ına göre hesaplanıyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün aylığı şu anda brüt 39 bin 950 lira. Bunun yüzde 40’ı da 15 bin 980 liraya denk geliyor. Gül, bütçenin yüzde 47’sini harcadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün döneminde Çankaya’nın salonları, koridorları, protokol kapısı, Cumhurbaşkanlığı Makam Odası ve mutfağı yenilendi. Yenilemede neo klasik ve Selçuklu mimarisi etkili oldu. Cumhurbaşkanlığı’nın 7 aylık harcamaları (Bin TL) Cumhurbaşkanlığı ödeneği: 279,6 Genel Bütçe: 95.357 Personel: 25.516 Sosyal güvenlik prim gideri: 2.278 Mal ve hizmet alımı: 39.768 Cari transferler: 1.231 Sermaye gideri: 26.562 TOPLAM: 95.636 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 31 Temmuz 2014 tarihi itibariyle yaptığı harcamaları Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesinden yayınladı. Gül’ün yılın başında bütçe başlangıç ödeneği 199 milyon 500 bin lira olarak belirlenmişti. 31 Temmuz 2014 tarihi itibariyle harcama tutarı 95 milyon 636 bin lira olarak gerçekleşti. Gül yılın ilk 7 ayında bütçesinin yüzde 47’sini harcamış oldu. Cumhurbaşkanlığı ödeneği adı altında 279 bin 650 liralık harcama yapılırken, genel kamu hizmetleri adı altında 95 milyon 357 bin liralık harcama gerçekleşti. Bu kalemde en büyük pay 39.8 milyon lira ile mal ve hizmet alım giderlerinde oldu. Sermaye giderleri yani yatırım harcamaları ise 26.5 milyon lira oldu. 1.2 milyon lira cari transfer olurken, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri de 2.3 milyon lira olarak gerçekleşti. Yılın kalan ayları için 103.8 milyon liralık ödenek kaldı. Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı son harcama ise eylül ayında belli olacak.T24
"Yeni Türkiye Kazanmıştır"
Başbakan Davutoğlu, 'Bugün eski Türkiye'nin tüm vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyeti kaybetmiş, Yeni Türkiye kazanmıştır' dedi.TBMM Genel Kurulu'nda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun sunumunu yaptığı 62. hükümet programında, 10 Ağustos 2014 tarihinin, ülke siyasi tarihinde iftiharla hatırlanacak son derece anlamlı bir gün olduğu ve 12. Cumhurbaşkanı'nın ilk turda halk tarafından doğrudan belirlendiği kaydedildi.Bu sayede, geçmişte krizlere konu olan, vesayet odakları tarafından suistimal edilen Cumhurbaşkanlığı makamının yepyeni bir anlam kazandığı ifade edilen programda, 'Seçimler, huzur içinde, özgür ve adil bir şe­kilde, hiçbir vesayet tartışmasına konu olmadan gerçekleşmiştir' denildi.'10 Ağustos'ta milletimizin iradesi hiçbir tereddüde mahal verme­yecek bir netlikte tecelli etmiş, halkın tercihi yönetime güçlü bir şekilde yansımış ve demokrasimiz ileri bir aşamaya geçmiştir. Bu seçim ile 'Yeni Türkiye'nin kapıları ardına kadar açılmıştır. 1O Ağustos ile birlikte 'Yeni Türkiye'yi inşa süreci başlamıştır' ifadesine yer verilen programda, son 12 yılda atılan adımlar ve yapılan reformlar olmasa bugün 'Yeni Türkiye'den bahsedilemeyeceği belirtildi.Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:'Halkın doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanımız ile Hükümetimi­zin birlikte ve uyumlu çalışması, hiç şüphesiz, büyük bir siner­ji ortaya çıkaracaktır. Bu sinerji, milli gücün ve milli iradenin daha da tahkim edilmesini sağlayacaktır. Yeni dönemde; seçilmiş ve güçlü bir Cumhurbaşkanı, seçilmiş ve güçlü bir başbakan ve hükümet olarak halkımıza çok daha etkili bir şekilde hizmet etmenin gayreti içinde olacağız. Şunu önemle belirtmek isterim; bugüne kadar görev yapan AK Parti hükümetleri, sadece bir devleti, bir siyaseti, bir otoriteyi tesis etmek üzere değil, yeni bir medeniyet ihyası için ayağa kalkmış ve yeni bir yola koyulmuştur. Bu çerçevede, 62. Hükümet de, önceki AK Parti Hükümetleri gibi ülkemizin kritik bir döneminde tarihi bir sorumluluk üst­lenmektedir. Hükümetimiz, üzerinde yükseldiği parlak geçmi­şi, önüne hedef olarak koyduğu parlak gelecek ile buluşturan güçlü bir köprü olacaktır.Son 12 yılda yapılanları yeni bir atılım dönemi ile taçlandır­mak hükümetimizin temel misyonu olacaktır. İkinci bir de­ğişim ve dönüşüm dönemi ile ulaşmayı öngördüğümüz 2023 Vizyonu artık uzak bir vizyon olmaktan çıkmıştır. Geçmişte elde edilmiş olan başarılarımız dolayısıyla asla reha­ vete kapılmayacağız. Yeni dönemde de ülkemizin hızlı, istik­ rarlı ve insan odaklı bir şekilde kalkınması için, bizden önce gelen dört AK Parti hükümetinin tecrübesine yaslanarak aşkla, heyecanla çalışma azmindeyiz. Bizden önce gelen hükümetle­rin başarısı çıtamızı yükseltmekte, daha ileri adımlar atma ka­rarlılığımızı güçlendirmektedir. Amacımız çok daha güçlü, müreffeh, saygın ve demokratik bir Türkiye'ye ulaşmak; ekonomisi, bilim ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel politikaları ile örnek alınan bir ülke olmak­tır. Tüm politikalarımızın temeli halkımızın bizlerden talep ve beklentilerini karşılamak olacaktır. Sorumluluğumuzun bü­yüklüğünün farkında olduğumuzu, omuzlarımıza yüklenen mukaddes emaneti titizlikle ve onurlu bir şekilde taşıyacağımızı ifade etmek istiyorum.Küresel kriz ortamında büyümeye devam eden ve milyonlarca insanımıza yeni istihdam imkanları sunan ekonomimiz temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecektir. 'Yeni Tür­kiye'nin güçlü ekonomisi, güven ve istikrar içinde çok daha rekabetçi ve yenilikçi bir zeminde 2023 Hedeflerine emin adımlarla yürüyecektir.Çözüm süreci başta olmak üzere ülkemizin iç meselelerinin çözümüne yönelik güçlü adımlar kararlılıkla atılacak, millet olarak dünyadaki yarışta konumumuz güçlendirilecektir. Milletimiz, odağında, çokluk içinde birlik ve kardeşlik olan büyük bir medeniyerin mirasçısı ve taşıyıcısıdır. Biz de Hükümet olarak devletimizin tüm kurum ve kuruluşları ile bu medeniyet mirasına sahip çıkacak, vatandaş­larımızın kadim medeniyet değerlerimize aidiyetlerini güçlendirmek için var gücümüzle çalışacağız. Zira, devletler ve milletler ancak ve ancak aidiyet bilinciyle ayakta dururlar, eğer bir toplumda aidiyet bilinci zayıflamışsa, devlet bir grup vatandaşını dışlamışsa, ötekileştirmişse, o andan itibaren o devletin ayağa kalkması, o milletin felah ve sükun bulması mümkün değildir.Dünyada hiçbir ülke medeniyet mirası bakımından bizim ül­kemiz kadar şanslı ve birikimli değildir. Eğer insanlık tarihi ka­dim, modernite ve küreselleşme gibi evrelere ayrılırsa şunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz ki, bu ülke, bu aziz topraklar, je­ostratejik önemi kadar jeokültürel önemi de haiz bu topraklar, kadimin bütün renklerini bünyesinde barındırırlar.''Eski ve yeni tüm vesayet unsurlarıyla mücadele kararlılığı''Şimdi büyük ve yeni bir kültürel uyanışın arifesindeyiz. Bu yeni kültürel uyanış, bütün insanlığa evrensel bir medeniyet çağrısıdır. Bu bakımdan, içselleştirici ve bütünleştirici kültürü egemen kılacağız' ifadelerinin kullanıldığı Hükümet programında, müstesna bir coğrafyada genç ve dinamik nüfusu ile mille­tin sahip olduğu muazzam enerjinin iç çekişmelere değil, 2023 Vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni hedeflere yönlendirileceği kaydedildi.Bir tek ülke insanının bile kendisini kıyıda köşede kalmış hisset­mediği, fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti en üst düzeyde yaşayan bir ülkede, vatanımızın her karışını, milletimizin bütün kesim­lerini kucaklayan bir hükümet olma azminde olunduğunun kaydedildiği programda, 'Bir yandan ekonomik ve sosyal politikalarımızı etkili bir şekil­de uygularken, diğer yandan nereden gelirse gelsin, ülkemizin bu kutlu yürüyüşünü akamete uğrarmaya çalışan ve ulusal gü­venliğimizi tehdit eden eski ve yeni tüm vesayet unsurlarıyla mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz' denildi.Türkiye'nin, köklü tarih ve medeniyetini, insanlı­ğın evrensel birikimi ile harmanlayarak, bölgede ve dünya­ da barış ve istikrara aktif katkı sağlayan bir ülke olarak yoluna devam edeceğinin belirtildiği programda, 'Dış politikada temel ilkemiz, politikamızın Ankara merkezli olmasıdır. Hükümetlerimiz döneminde dış politikamız çok bo­yutlu olmuştur, çok boyutlu olmaya devam edecektir; bu, aynı zamanda coğrafyamızın bir zaruretidir. Türkiye belli bölge ve kı­talar arasına sıkıştırılamaz. Bununla birlikte, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi stratejik bir hedeftir ve kararlılıkla sürdürülecektir' ifadelerine yer verildi.'Millete efendi değil hizmetkar olmaya devam edeceğiz''Gündemi başkaları tarafından belirlenen bir ülke olmayacağız. Bir yandan ülkemizin hızla yükselmesi için çalışırken, diğer yandan daha müreffeh, adil ve barış içinde bir bölge ve dünya için el birliği ile katkı sunmaya devam edeceğiz' denilen hükümet programında, şunlar kaydedildi:'Bugün eski Türkiye'nin tüm vesayet kurumları ve vesayetçi zihniyeti kaybetmiş, Yeni Türkiye kazanmıştır. Ülkemizin bü­tün sorunlarının özgürce görüşülüp, farklı çözüm önerilerinin ortaya konduğu ve milli iradenin tecellisiyle nihai kararların alındığı yegane çatı TBMM'dir. Eski Türkiye'nin vesayetçi anlayışını ve uygulamalarını değişik kılıklar altında yeniden canlandırmaya çalışanlar karşılarında milleti ve temsilcilerini bulacaklardır. Aziz milletimiz, demokrasi tarihimizde görülmemiş, dünyada da eşine az rastlanır bir şekilde birbiri peşi sıra üç dönem partimizin oylarını artırarak iktidarımıza olan güvenini tazelemiştir. 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi halkımızın yönetimde istikrarı güçlü bir şekilde sürdürme kararlılığını açıkça ortaya koymuştur.Siyaset tarihimize silinmez harflerle yazılan tüm bu başarılar, aynı zamanda sorumluluğumuzu ve aziz millerimize olan hizmet aşkımızı artırmaktadır. Sahip olduğumuz kişisel ve kurum­sal tecrübe ile hiç eksilmeyen heyecanımızı birleştirerek, bu millete efendi değil hizmetkar olmaya devam edeceğiz.Milletimiz, Meclisimizi tüm sorunların çözüm adresi olarak görmekte ve Meclisimize dair büyük beklentiler içindedir. Biz­lere düşen milletimizin bu beklentisi doğrultusunda millet ile devleti kucaklaştırmak, iktidarı ve muhalefeti ile yeni Türki­ye'yi inşa etmektir. AK Parti başından beri yeni bir siyaset an­layışını temsil etmiştir. Yıllarca hırpalanan, güven erozyonuna uğrayan, milleti temsil etme yeteneğini yitiren siyaset, AK Parti kadrolarıyla birlikte milletle olan bağlarını güçlü bir şekilde kurmuş ve siyasi alanı yeniden inşa etmeye başlamıştır. Bu yeni inşa sürecinin temelinde insanı, insan onurunu merkez kabul eden bir anlayış yer almaktadır. İnsan onurunu korumak bizim asli görevimizdir. Bu onurun esası da özgürlük ve gü­venliğin teminidir. Özgürlüğü garanti edilmemiş insanın onur duyması, güvenliği tehdit altında olan birinin de özgürlüğü­nü yaşaması mümkün değildir. Onun için daha ilk hükümet programlarında bugüne kadar hep özgürlük, güvenlik dengesi dedik. Şimdi bir kez daha söylüyoruz, Türkiye'de düşünce öz­gürlüğü, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, girişim özgürlüğü AK Parti hükümetlerinin teminatı altındadır. Biz, köklü tarihimizden ve medeniyerimizden aldığımız özgüven­le hareket ettik ve insanımızın özgüvenini pekiştirdik. Ülkemizin sahip olduğu muazzam potansiyeli harekete geçirmek üzere şeffaf, ülke gerçekleri ile tutarlı ve güven verici politikalarla milletimizin huzuruna çıkmayı en önemli ilke olarak benimsedik. Milleti esas alan bir siyaseti hayata geçirdik Siyaset kurumu­ nu milletle, milleti devletle kucaklaştıran bir anlayışla hareket ettik. Siyasetimizde insanımızın değerlerini, talep ve beklenti­ lerini esas aldık, siyaset kurumuna güvenin ancak böyle sağla­nacağına inandık. Ülkeler arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığı dünyamızda kaybedecek bir tek günümüz yoktur. Hükümetimiz 2023 perspektifi ile 2015 Haziran ayında yapılacak seçimlere kadar icraatını yoğun bir şekilde gerçekleştirecek ve reformlara devam edecektir.''AK Parti ezber bozmaya devam edecektir'İstikrar ve süreklilik içinde yenilenme ve daha ileri hedeflere yürüme anlayışı ile hareket eden hükümetin, geçmiş başarılar ile gelecek vizyonu arasında köprü olacak ve ülkeyi 2015 ve sonrasına hazırlayacağı ifade edilen programda, 'AK Parti kurulduğu günden bugüne ezber bozan bir parti oldu, bundan sonra da ezber bozmaya devam edecektir. 62. Hükümet de alışılageldik kalıplarla değil, ülke­mizin ve milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda hareket edecektir. Hükümetimiz değişimin gerektirdiği cesaret ve dirayeti göstermeye devam edecektir' denildi.AK Parti iktidarıyla birlikte devletin büyük bir restorasyondan, ihya sürecinden geçtiğini, AK Parti hükümetlerinin dirayeti devlet­te karar alma yeteneğini geliştirdiğini, fakat şimdi o geçmiş vesa­yetler bittikten sonra yeni vesayet türlerinin çıkmaya başladığı belirtilen Hükümet programında, 'Ancak, kimden kaynaklanırsa kaynaklansın ve hangi niyetle olursa olsun devlet otoritesinin parçalanmasına yönelik hiçbir faaliyete asla izin vermeyeceğiz' ifadesi yer aldı.'Hem kadim kültürümüzün siyaset felsefe metni olan Nizamül­mülk'ün Siyasetname'sindeki ehliyet esasları açısından, hem de modern rasyonel bürokrasinin şartları açısından bürokraside aranacak temel nitelikler ehliyet, liyakat ve dürüstlüktür' denilen programda 'İktidara geldiğimiz günden bugüne birçok iç ve dış badireyi dirayetle atlattık. Milletin iradesine ve bizlere yüklediği emane­te sahip çıktık, milletimizin ekmeğinden de özgürlüğünden de taviz vermedik. Çeşitli kılıflarda sergilenen ve demokratik siya­set kurumunu bir bütün olarak zayıftatmaya yönelik her türlü tahrik ve tertibi aştık. Bundan sonra da milletimizle birlikte aşmaya kararlıyız. Demokrasimize ve ulusal güvenliğimize kas­teden yapılanmalara karşı, hukuk içinde kararlılıkla mücadele etme görevi halkımızın bizlere yüklediği bir sorumluluktur' denildi.62. Hükümet programında şunlar kaydedildi:'Yaptığımız tüm reformlarda, yaşadığımız sessiz devrimde mil­letimiz ve milli iradenin tecelligahı olan Meclisimiz en büyük desteğimiz oldu. Bundan sonra da Yeni Türkiye'nin inşa süre­cinin adresi TBMM ve onun çok değerli üyeleri olacaktır.Anti demokratik hiçbir baskıya boyun eğmeden, gerekli adım­ları atacak, meclisimizin çizdiği ratada ilerleyeceğiz. Önümüz­ deki dönemde de Meclisimiz içinde diyaloğa, uzlaşma arayışına ve işbirliğine önem vermeye devam edeceğiz.Şu anda sizlere sunmakta olduğum Hükümet Programımız, 2023 Vizyonuyla şekillendirdiğimiz son Seçim Beyanname­mizde yer alan hedeflerimizi, 61. Hükümet programımızı, 10. Kalkınma Planımızı ve kamuoyu ile paylaştığımız çeşidi taah­hüderimizi ve politika belgelerimizi esas almaktadır. 2023 Vizyonumuz çerçevesinde bu dönemde atacağımız her adım bizi Cumhuriyetimizinı 100. yılı hedeflerine daha da yak­laştıracaktır. 2053 ve 2071 gibi çok daha uzun vadeli bir bakış açısından hareketle istikrarlı bir şekilde hedeflerimize yürüyoruz. Takdirinize sunduğumuz ve güveninizi beklediğimiz bu prog­ram, Yeni Türkiye'nin ikinci atılım dönemini açacaktır. 21. yüzyılın yükselen ülkesi olarak, bölgemizde ve dünyada hak ettiğimiz konumu pekiştirecektir.Bu ikinci atılımın ana kaynağı, gücü, insanımız ve coğrafya­mızdır. Dünyada hiçbir güç ekonomik anlamda insan kayna­ğından daha önemli değildir. Bu nedenle eğitim reformu en öncelikli alanlarımızdan biri olacaktır. Rekabet gücümüzün artırılması, katma değeri yüksek ürünlerin üretimi için ar-ge yatırımlarına da öncelik vereceğiz.Ekonomide, sosyal hayatta, siyasette ve dış politikada devletin rolü yeniden tanımlanmakta, milletin her alanda çok daha et­kili olduğu bir dönem şekillenmektedir. Devlet ile millet ara­sındaki mesafenin giderek azaldığı bu yeni dönem devletin güç kaybetmesi anlamına gelmemektedir. Tam aksine milli irade ve değerler üzerinde, demokratik ilkelere ve hukuk normları­na dayalı devlet eskisinden de güçlü bir konuma yükselmiştir. Meşruiyetin sağladığı bu güç, devletin milleti yerine milletin devleti olmanın bir sonucudur.Bizim için siyaset bir erdem ve ahlak vesilesidir. Siyaset, ahlak ve erdeme dayandığı zaman anlam taşır, var oluşumuza cevap teşkil eder. Onun için siyasetimizin ahlakı Şeyh Edebali'nin ah­lakıdır; 'İnsanı yaşar ki devlet yaşasın' ahlakıdır. Siyasetimizin odağında yer alan kavramlardan biri de adalettir. 'Adalet mülkün temelidir' dendiğinde sadece şahsi mülk kaste­ dilmez, aynı zamanda devlet kastedilir. Adaletin olmadığı yerde devletin yaşaması mümkün değildir.Uzun tarihi ve kültürel tecrübemiz, milletimizin temel değerleri, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve demokratik dönüşüm sü­recimiz Yeni Türkiye'nin temel parametrelerini oluşturmaktadır.21. yüzyılın evrensel standart ve normları ile birleştiğinde bu te­mel parametreler çeşitli alanlarda atmamız gereken ilave adımları ve yapılacak ileri reformları büyük oranda ifade etmektedir.Önümüzdeki dönemde yapacağımız temel tercih açıktır. Yeni Türkiye'yi her alanda büyütmek ve güçlendirmek... 2015 genel seçimlerine kadar ve sonrasında ortaya kanacak politikalar ile yapılacak reformlar bu temel tercihi tereddütlere yer bırakma­yacak bir şekilde netleştirmiş olacaktır.''Hastanelerde rehin alınma dönemi geride kaldı'Sağlık alanında daha kaliteli, daha adil ve kolay ulaşı­labilir hizmet sunma yolunda hayal edilemeyen başarılar elde edildiği belirtilen programda, iktidar olarak sağlık hizmetlerinin 'temel insan hakkı' olarak kabul edildiği ifade edildi. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında pek çok yapısal düzenlemenin gerçekleştirildiğinin altı çizilen programda, parası olma­yanların hastanelerde rehin alındığı dönemlerin geride bırakıldığı vurgulandı. Kamu hastanelerinin tek çatı altında birleştirerek bütün vatandaşların bu hastanelerden hizmet almasına imkan verildiğinin altı çizilen programda, şunlar kaydedildi:'Üniversite ve özel hastane kapılarını bütün vatandaşlarımıza açtık. Vatandaşlarımızın sağlık sigortalarıyla tüm sağlık kuru hizmet almasını sağladık.Sağlık çalışanlarımızın çalışma ve iş yeri güvenliği şartlarını iyi­leştirdik, gelirlerini artırdık. Önümüzdeki dönemde de iyileştirmelerimiz devam edecektir.İlaçtaki KDV oranını düşürdük ve ilaç fiyatlarında önemli oranda indirim sağladık. İlacı, geçtiği her aşamada izleyen İlaç Takip Sistemi (İTS) kurduk. Eczane bulunmayan kırsal bölgelerde yaşayan halkın ilaca ula­şımını kolaylaştırmak için mobil eczane uygulaması başlattık.'Aile Hekimliği uygulamasına geçildiği ifade edilen programda, halkın tümünün sağlık hizmetlerinden aynı standartta faydalandığı, yoksulların primlerinin devlet tarafından karşılandığı, 18 yaşın altındaki çocukların tamamının sağlık güvencesi altında olduğu Genel Sağlık Sigortası Sistemi'nin hayata geçirildiği belirtildi.Sağlık personeli sayısı artırıldıProgramda, sağlık personeli sayısında önemli artışlar elde edildiğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:'Tam Gün Yasası ile hekimlerin kamu ve özelde aynı anda çalış­maları ortadan kaldırılarak vatandaşlarımızın özel muayenehanelere gitme mecburiyetini büyük ölçüde azalttık.Merkezi Hastane Randevu Sistemi (MHRS) uygulamasını baş­latarak, tüm yurda yaygınlaştırdık. Güvenli ürüne erişimi sağlamak ve kayıt dışı ekonomiyle mü­cadele kapsamında ülkemizde üretilen veya ithal edilen tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin piyasaya sürülmesi, deneti­mi, takibi ve gözetimini yapmak üzere Ürün Takip Sistemi'nin (ÜTS) kurulması çalışmalarına başladık.Cumhuriyet tarihimizde inşa edilen toplamı 10,5 milyon metrekare sağlık alanının yarısı AK Parti iktidarları döneminde gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında 161 bin olan hasta yatağı sayısını 2013 yılı itibarıyla 205 bine yükselttik. Mevcut yatakların 89 bininde koğuş sisteminden, banyosu tuvaletleri içinde olan oda sistemine geçilmiş ve eski olan hastaneler bu anlayışla yeniden düzen­lenmektedir. Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığının nitelikli yatak oranı yüzde 6'dan yüzde 43'e yükselmiştir.'Koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçesinde yaklaşık 9 kat artış sağlandığı vurgulanan programda, 2010 yılında başlatılan evde sağlık bakımı hizmetleriyle ya­tağa bağımlı hastaların evlerinde kaliteli, etkin, ulaşılabilir ve güvenli sağlık hizmeti alınmasına olanak sağlandığı ifade edildi. Programda, evde bakım hizmetlerinin tüm yurda yaygınlaştırıldığına işaret edildi.Tüm vatandaşların birinci basamak sağlık hizmetlerinin ücretsiz alınmasının sağlandığı belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:'Yalnızca şehirlerde değil, köylerde de '112 Acil Sağlık' hizmeti sunmaya başladık. Bu kapsamda istasyon sayısını artırıp ambulanslarımızı en son teknolojilerle donatırken, sisteme hava ve deniz taşıma araçla­rını ekledik.2002 yılı sonunda 618 olan tam donanımlı 112 ambulans sa­yısını 3 bin 858'e ulaştırdık. 2015 yılında 4 bin 600 ambulans sayısına ulaşmış olacağız. Ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde 295 adet kar paletli ambulansı halkımızın hizmetine sunduk. Bu geliş­melerle 112 Acil Sağlık Hizmeti sadece şehirlerde değil, köyler­ de de yaygın olarak verilen bir hizmet niteliği kazanmıştır.2002 yılında 112 istasyon sayısı 481 iken, şu an itibariyle 2 bin 147'ye çıkardık ve daha da artıracağız. 112 Acil hizmetleri ile 2002 yılında 350 bin hastaya tahliye ve sağlık hizmeti sunulurken, bu rakam 2013 yılı itibariyle 3.665.000'e ulaşmıştır.'Programda, hava ambulans sisteminin 2008 yılında faaliyete geçirildiği anımsatılarak, mevcut durumda ülke geneline hizmet verecek şekilde 17 ambulans helikopter ile 3 ambulans uçağın mevcut olduğu belirtildi. Helikopter ambulans sistemiyle bugüne kadar yaklaşık 18 bin, uçak ambulanslarla ise 6 bin hasta taşındığı aktarılan programda, 2014 sonuna kadar helikopter ambulansların gece uçuşlarının da başlatılacağı vurgulandı. 2015 Haziran'ına kadar 4 bölgede gece hizmet verebile­cek niteliğe erişileceğinin altı çizilen programda, ücretsiz gezici sağlık hizmetlerinin de tüm yurda yayıldığına işaret edildi.Memnuniyet oranı 2013 yılında yüzde 74,7'ye ulaştı2003 yılında yüzde 39 olan sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının 2013 yılında yüzde 74,7'ye ulaştığına dikkat çekilen programda, 'Cumhuriyetimizin 100. yılında ülkemizi sadece kendi halkımız için değil, bölge ülkeleri için de cazip bir sağlık üssü haline getireceğiz' ifadesine yer verildi.Programda, kapsamlı Koruyucu Sağlık Stratejisi'nin çok sektörlü bir yaklaşımla hayata geçirileceğine işaret edilerek, şöyle devam edildi:'Hizmet kalitesini artırmak ve maliyet-etkin sağlık hizmeti sunabilmek amacıyla temelleri atılmaya başlanan Şehir Hastaneleri'ni ülkenin dört bir tarafına yaygınlaştıracağız.Yeni Türkiye'de toplum temelli sağlık hizmetlerini geliştirmeye devam edeceğiz. Yurt sathında oluşturulacak 29 sağlık bölgesinde istisnalar hariç, hastaların diğer bölgelere gitmesini gerektir­meyecek seviyede gelişmiş bir hizmet altyapısı kurmuş olacağız.Aile hekimi başına ortalama 2015'te 3 bin 500 nüfusun düştüğü bir yapıyı gerçekleştireceğiz. Koruyucu sağlık, tedavi ve bakım hizmetlerinde sağlanan iler­lemelerle, hamileliğe bağlı anne ölüm oranını ve bebek ölüm oranını daha da düşük seviyelere çekeceğiz.Tütün, alkol, uyuşturucu ve diğer madde kullanımlarını azalt­mak için risk faktörleri ile mücadeleye devam edeceğiz. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel faaliyeti teşvik ederek obe­zite ile mücadeleye etkin bir şekilde devam edeceğiz. Evde bakım ve tele-tıp gibi uygulamalarla sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artıracak, maliyetini düşüreceğiz.'Sağlık turizminde TürkiyeYeni Türkiye'de sağlıkta küresel marka haline gelen Türkiye'nin, sağlık turizmi alanında dünyanın önde gelen ülkeler arasına girmesi için gerekli adımların atılacağı kaydedilen programda, 'Türkiye'nin son dönemde sağlıkta yakaladığı başarıyı Ar-Ge alanında sürdürmesi, sağlık alanında teknoloji merkezi rolünün güçlendirilmesi, dünyada tıp alanında meydana gelen bilimsel gelişmelere uyum sağlanması, kanser ve diğer hasta­lıkların artan maliyetlerinin kontrolü ve yönetimi amaçlarıy­la sağlık bilimlerinde üst düzey eğitim ve araştırma merkezi oluşturacağız' ifadesine yer verildi.İthal yolla temin edilen ürünlerinin, kamu özel işbirliği modeli ile Türkiye'de üretecek teknolojileri elde etmek ve bu ürünlerin ihracatında dünya ölçeğinde söz sahibi olmak üzere çalışmalara başlandığı vurgulanan programda, çalışmaların en kısa sürede sonuçlandırılacağı belirtildi.Programda, şunlar kaydedildi:'Sağlıkta dönüşüm programıyla gerçekleştirdiğimiz daha adil ve daha kolay ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin sunumunda baş aktör olan sağlık personelimizin çalışma standartlarını düzenle­yen ve memnuniyetlerini artıracak yenilikler yapılacaktır.Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmak amacıyla, demog­rafik yapıyı, gelişen tıbbi teknolojiyi ve klinik yöntemleri dik­kate alarak, sağlık sistemimizin finansal yapısının sürdürülebi­lirliği güçlendirilecektir.''Demokrasi mücadelesi devam edecek'62. Hükümet programında, geçmiş dört hükümet döneminde gerçekleştirilen demokrasi mücadelesinin 2023 vizyonu çerçevesinde derinleştirerek devam ettirme kararlılığında olunduğu vurgulandı. Demokrasi yürüyüşünün, toplum-siyaset-devlet arasındaki en­gellerin kaldırılması, toplumsal talep ve eğilimlerin siyasette ve devlet idaresinde esas alınması anlayışı üzerine bina edildiği belirtildi.Toplumu siyasetin öznesi kılmak için bütün hükümetleri döneminde siyaseti ve toplumun iradesini rehin alan vesayet sistemine karşı aktif bir mücadele yürütüldüğü ifade edildi. Vesayet sistemine temel teşkil eden sivil ve askeri bürokratik kurumları dönüş­türme ve demokratikleştirme mücadelesi verildiği vurgulanarak, siyasete, siya­set dışı yollardan müdahale etme ve onu etkileme döneminin sona erdirildiği belirtildi. Bunun sonucu olarak, bugün artık ne bürokratik kurumların siyasete yön verebildiği ne de Meclis'in, iradesini seçilmemiş kurumlara devrettiği vurgulandı.-'Yeni Türkiye'nin harcına katacağız'Ortaya konulan 12 yıllık demokrasi mücadeleleriyle, siya­sete itibar, Meclis'e saygınlık kazandırıldığı vurgulanan programda, millete güven aşıladıkları, halkı hakem, demokratik süreç ve mekanizmaları yegane yol belirledikleri kaydedildi. Geçmiş AK Parti hükümetlerinin oluşturduğu bu demokratik mirası derinleştirerek devam ettirecekleri, bu mi­rası yeni Türkiye'nin harcına katacakları ifade edildi.Yeni Türkiye'de kurumlar ve aktörlerin, ancak milletten aldıkları yetki ve meşruiyet ölçüsünde siyasal güç sahibi olabileceğine işaret edilen programda,'Geniş halk kitlelerini dar kadrolara karşı güçlü kılan ve tüm dünyada demokrasinin olmazsa olmazı kabul edilen sandığın onurunu korumaya devam edecek, çoğunluğun yönetme haklarının gasp edilmesine müsamaha göstermeyeceğiz' denildi.'Demokratik katılım ile taçlandırmak'AK Parti Hükümetleri'nin, temsili demokrasiyi katılımcı demokrasinin bir alternatifi değil, hazırlayıcısı olarak gördüğü belirten 62. Hükümet programında, 'Katılımcı demokrasinin hayata geçmesi için öncelikle temsili demokrasi­nin kurumsallaşması, milli iradeyi örseleyen siyaset dışı odak­ların etkinliklerinin sınırlandırılması, toplumsal eğilimlerin demokratik süreçlerle siyasete yansımasının garanti altına alın­ması gerektiğine inanıyoruz' ifadeleri yer aldı.Yeni dönemde demokrasinin artık yeni bir evreye geçtiğine işaret edilerek, temsili demokrasiyi, siyasi ve demokratik katılım ile taç­landırmanın, bu dönemdeki ana hedefler olacağı bildirildi. Bu hedefe yönelik olarak, hükümetin, sivil toplum kuruluşlarının yönetime daha aktif katılımı ile temsili demokrasinin katılımcı demokrasiye doğru gelişmesine katkı sağlayacağına vurgu yapıldı.'Yeni Türkiye yolunda hedefimiz'Türkiye'de demokrasi açığına kaynaklık eden ana nedenin, devleti yönetenlerin kimlik dayatan, toplum mühendisliği yapan zihni­yeti olduğu vurgulanan programda, şunlar kaydedildi:'Bu zihniyet ve uygulama, siyasetimizi zayıf, de­mokrasimizi ayıplı, devlet-toplum ilişkilerimizi sorunlu kılmıştır. AK Parti hükümetleri, iktidara geldiği günden beri, devletin topluma kimlik biçme, dikte etme hakkının olmadığını dile getirerek, bu vesayetçi zihniyetle mücadele etmiş, siyaseti de­mokratik meşruiyete kavuşturma hedefini öncelemiştir. İktidarımız döneminde, topluma kimlik dayatmadığımız gibi, daha önce izlenen ret ve inkar siyasetini de sona erdirdik. Hiçbir insanımızın kendisini dışlanmış veya ikinci sınıf hissetmediği, kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı bir vatandaşlık anlayışı içerisinde birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştiriyoruz. Artık devlet kapılarından geri çevrilen başörtülü kızlarımız, anadilini konuştuğu için zulüm gören kardeşlerimiz yok. Alevi vatandaşlarımız artık kimliklerini gizlemek zorunda kalmıyor. Gayrimüslim cema­at vakıflarının malları iade ediliyor. Avrupa'da Romanlara karşı ayrımcı politikaların uygulandığı bir ortamda, Roman Dili ve Kültürü Enstitüleri kurarak, Roman vatandaşlarımızın yaşam koşullarını iyileştirme kararı aldık.Bütün etnik, mezhebi ve dini kesimlere, başörtülü veya başı açık, köylü veya şehirli, kadın veya erkek, yoksul veya zengin, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlarımıza eşit mesafede duruyor, her bir bireyin temel hak ve özgürlüğünden en ileri derecede yararlanacağı bir Türkiye'yi hedefliyoruz. Etnik, dini ve mezhepsel aidiyetlerden önce tarihdaşlık ve vatandaşlık anlayışını benimsiyoruz. Bu anlayış, devletin bütün kimliklerle hakkaniyet ölçüsünde, eşitlik temelinde ve demokratik bir ilişki geliştirmesini gerekli kılıyor; bu da hükümetimizin toplumsal zenginliğimizin unsuru olan etnik, dini ve mezhepsel çoğulculuğumuza yaklaşımındaki temel felsefesini oluşturuyor. Yeni Türkiye yolunda hedefimiz; etnik kimliği, mezhebi ve inancı ne olursa olsun herkesi kucaklayan, onları eşit vatandaş­lık ile evrensel ilkeler ve değerler temelinde demokratik bir or­tak yaşam bilincine ulaştıran bir anlayışın hayata geçirilmesidir. Bugüne kadar nasıl toplumdaki her bir ferdin yaşam tarzına saygı gösterdiysek, bundan sonra da farklı yaşam tarzlarına say­gı gösteren, onları güvence altına alan bir Türkiye hedefliyoruz. Kişisel özgürlüklerin önünü kapatan değil, açan bir iktidar ol­maya devam edeceğiz.''Alevi vatandaşların talepleri'Hükümet'in, yeni Türkiye'yi inşa misyonu doğrultusunda diğer toplumsal kesimler gibi Alevi vatandaşların da inanç ve kültür temelli taleplerini karşılamayı hedeflediği bildirildi. Hükümet'in bu süreci, Alevi vatandaşların kanaat önderleri ve temsilcileriyle koordine ederek yürütmeye devam edeceği belirtildi.Demokrasi alanında atılacak adımların, aynı zamanda kalkınmaya da yeni bir ivme ve seviye kazandıracağına işaret edilen programda, dünya deneyimlerinin, demokrasi ile ileri derecede kalkınma arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koyduğu vurgulandı. Programda, 'Bir ülke demokrasisini tahkim etmeden ancak belli bir seviyeye kadar kalkınabilir, cazibe merkezi haline gelebilir. Bu çerçevede, in­sani kalkınma için demokrasimizin standartlarının daha ileri düzeylere taşınması şarttır' denildi.'Kazanımları kurumsallaştırmak'AK Parti Hükümetlerinin, iktidara geldiği ilk andan itibaren demokrasi ile kalkınmayı birbirinin karşısına konumlandırıp, birinden di­ğeri lehine feragat etmekten ziyade, ikisini içeren, hatta biri için diğerini gerekli gören bir söylem ve siyaset geliştirdiği kaydedildi. Bunun sonucunda Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihinin en hızlı ekonomik kalkınma ve demokratik gelişim dönemini yaşadığı ifade edildi.Yeni dönemde, son 12 yılda verilen demokrasi mücadelesinde elde edilen kazanımları kurumsallaştırarak, Türkiye demokrasi­sini sağlam, öngörülebilir ve kalıcı kılmanın hedeflendiği belirtildi. Demok­rasinin bu şekilde kurumsallaşmasının, toplumsal refahın daha da artmasına ve refahın daha adil dağılımına yol açtığına dikkati çekildi.Programda, 'Çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasi hedefimiz, Türkiye'ye dünya demokrasileri sıralamasında sınıf atlatacaktır. Bu bağ­lamda, daha önce gerçekleştirdiğimiz, iç hukukumuz ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar arasında ihtilaf çıkması halinde, uluslararası andaşmaları esas alan po­litikamızla uyumlu olarak, temel hak ve özgürlükler alanında uluslararası normlar, bundan sonra da tüm politikalarımıza te­mel teşkil edecektir' ifadeleri kullanıldı.'Demokrasiye derinlik kazandırdı'Programda, AB sürecine de yer verildi. Cumhuriyet'in ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projesi olan AB üyelik sürecinin, ilk kez AK Parti Hükümetleri döneminde sistematik bir çerçeveye oturduğu ve siyaset vizyonunun bir parçası haline getirildiği vurgulandı.Katılım müzakereleri başladığında ortaya konulan tam üyelik hedefinin, AB kaynaklı gecikmelere ve engellere rağmen, bugün de aynı şekilde devam ettiği bildirildi.AB müktesebatı çerçevesinde yapılan anayasal düzenlemeler, yargı reformları ve yasal değişikliklerin, Türk demokrasisine derinlik kazandırdığına işaret edilen programda, AB'nin tahsis ettiği mali yardımlardan etkili biçimde yararlanıldığı, Türkiye'ye 2014-2020 yıllarını kapsayan dönemde 4,5 milyar avro bütçe tahsis edilmesinin planlandığı vurgulandı.Programda, 'Avrupa'dan Ortadoğu'ya geniş bir coğrafyada tarihin yeniden yazıldığı bu kritik dönemde, AB üyeliğinin ülkemiz açısından stratejik önemi ortadadır. Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de çok yönlü dış politikamızın en önemli ayaklarından biri AB ile katılım müzakereleri olacaktır. Türkiye, her zaman Avrupa'nın üzerinde yükseldiği evrensel değerlerin arkasında olmuştur ve olmaya devam edecektir. AB sürecine ve bu süreçte yaşanan değişime, dönüşüme ina­nan Hükümetimiz AB üyeliği konusunda kararlı ve istikrarlı politikasını sürdürecektir. Sürecin tüm zorluklarına rağmen, bizim için AB ile yürütülen müzakerelerin amacı tam üye­liktir. Hedefimiz Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü AB üyeliği ile taçlandırmaktır' denildi.'Yeni bir anayasa yapılmalı'62. Hükümet programında, mevcut anayasanın, milletin ulaştığı olgunluğa, sahip olduğu beklenti, talep, anlayış ve hedeflere dar geldiği, eski anlayış ve yönetim araçlarının, yeni Türkiye'ye uyum sağlayamadığı vurgulandı.Milli irade­nin kendini gösterdiği zamanlarda, anayasa gerekçe göste­rilerek darbeler yapıldığı, farklılıklar düşman kabul edilip, tek tipçi bir toplum yaratılmaya çalışıldığı anımsatıldı.1982 Anayasası'nın, darbe ikliminin anayasası olduğu, Türkiye'ye dar geldiği konusunda, toplumun her kesiminde ciddi bir mu­tabakat bulunduğu ifade edildi.Mevcut anayasanın, demokratik denge ve denetim araçlarına sahip olduğu, temel mantığının, vesayetçi yapıların milletin iradesini denetim altında tutması olduğu vurgulandı. Katı merkeziyetçi yapısının katılımı engellediğine işaret edilen programda, yeni anayasaya dair şu değerlendirmeler yapıldı:'Biz, topluma dayatılan, dışlayıcı, toplum mü­hendisliğine dayanan bu anayasanın yerine yeni bir anayasa yapılması gerektiğine inanıyoruz. Yeni Türkiye, toplumsal barışın ve dinamiklerin önünü açan, yüzü geleceğe dönük bir anayasayı gerektirmektedir. Milletimizin güven duyacağı, milletimizin demokrasi, refah, güç ve gelecek beklentilerini ve taleplerini karşılayacak bir yeni ana­ yasaya ihtiyaç bulunmaktadır. Yeni Türkiye'de artık sivil, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü bir demokratik ve sivil anayasa vaat olmaktan çıkarılmalıdır. Yeni Türkiye, sivil ve demokratik yeni anayasası ile yönetilmelidir. Geçmiş hükümetlerimiz döneminde olduğu gibi 62. Hüküme­timiz de sadece AK Parti'nin değil bütün siyasi partilerin ve sivil toplum unsurlarının beklentisi olan bu vaadi gerçekleştirmeyi ana hedeflerinden birisi olarak görmektedir. Yeni bir anayasanın gerekliliği konusunda oluşan geniş toplum­sal uzlaşmayı, yeni anayasa konusundaki vaadimizin en temel meşruiyet kaynağı olarak görüyoruz. Hükümetlerimizin inisiyatifiyle gerçekleştirilen 2004, 2007 ve 2010 anayasa değişikliklerinin; ayrıca Meclis'te oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının, yeni anayasa için zemin hazırladığına inanıyoruz. Kapsayıcı, kucaklayıcı, bütünleştirici, özgürleştirici sivil bir anayasa hazırlamak için esasında önümüzde hiçbir engelin olmadığını görüyoruz. Bu çerçevede, milli iradeye rağmen üretilen kırmızı çizgiler anlayışının, yeni anayasa için engelleyici bir faktör olarak gösterilmesini kabul etmediğimizi belirtmek istiyoruz. Önceki hükümetlerimizde olduğu gibi 62. Hükümetimizin de bu konuda temel olarak kabul ettiği kıstasların, birisi haklar ve hürriyetler, diğeri de toplumsal beklentiler olmak üzere, iki ayağı vardır. Yeni Türkiye'nin yeni anayasasında her türlü temel hak ve hür­riyetin, demokrasinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve düşünce ile inanç özgürlüğünün temeli, toplumsal meşruiyet olacaktır. Diğer yandan, bireysel hak ve özgürlükleri esas alırken, Tür­kiye'nin son 12 yılda her alanda kat ettiği mesafe ve artan toplumsal beklentiler yanında, başta BM İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi ta­raf olduğumuz uluslararası normları gözeten demokratik bir anlayışa sahip olmamız da bir zorunluluktur. Yeni anayasanın şekil açısından kısa, açık ve her vatan­daş tarafından anlaşılabilir olması da hedeflerimiz arasındadır. Yeni anayasa, ortak aidiyetimizi en geniş kapsamıyla benimse­yen, eşit vatandaşlık anlayışını kendisine temel kabul eden bir anayasa olmalıdır.''Çözüm süreci bölünmenin değil birleşmenin anahtarı olacak'62. Hükümet Programı'nda, toplumsal bütünleşme ve çözüm sürecine de yer verildi.Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini geliştirmek, kimlik ve aidiyet sorunlarını ortadan kaldırmak, ayrımcılık ya­pılmaksızın tüm kesimlere siyasi katılım kanallarını açmak, ortak aidiyet temelinde herkesi eşit vatandaş olarak konumlan­dırarak ulusal bütünleşmeyi sağlamanın, yeni Türkiye'nin inşası açısından son derece önemli olduğu bildirildi.AK Parti hükümetlerinin, iktidara geldiği ilk günden itibaren ret, inkar ve asimilasyon politikalarına son vererek hak ve özgürlükleri tüm yurttaşlar için eşit düzeyde gerçekleştirmeye ça­lıştığı ifade edildi.Doğu ve Güneydoğu'da, yatırım teşvikleriyle, kamu yatırımlarıyla, özellikle eğitim, sağlık ve sosyal yardımları destekleyip, kayıpları telafi etmenin gayretinde olunduğu vurgulanan programda, bu çerçevede yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi.Yürütülen bu çalışmalarda esas ilkelerinin, toplumsal birlik ve bütünlüğü daha da sağlam hale getirerek güçlü Türki­ye'nin atağa kalkmasını sağlamak olduğu belirtilerek, şöyle devam edildi:'Bu anlayışla, 61. Hükümetimiz döneminde başlatılan çözüm süreci Türkiye'nin aydınlık geleceği açısından hayati önemdedir. Bu doğrultuda, 61. Hükümetin başlattığı ve çıkarılan çerçeve yasa ile birlikte artık devlet politikası haline gelen Çözüm süre­cini daha güçlü bir şekilde sürdürmek için ilgili tüm kurumları etkili bir şekilde koordine etmeye, çözümün ivedilikle sağlan­ması için gerek duyulan yeni yöntemleri devreye sokmaya ve en önemlisi toplumun her kesiminin bu sürece sahip çıkmaları için gerekli çalışmaları yapmaya devam edeceğiz. Hükümetimiz döneminde bu süreç yine aynı sorumluluk bi­linciyle ele alınacaktır. 62. Hükümet olarak çözüm süreci kapsamında yeni yol harita­sının hedeflerini; terörün bitmesi, silahsızlandırma, toplumsal hayata kazandırma ve demokratik siyasete katılımın önünü aç­mak şeklinde koyacağız. Çözüm süreci, bölünmenin değil birleşmenin, küçülmenin de­ğil büyümenin, parçalanmanın değil bütünleşmenin ve kalıcı bir bölgesel güç olabilmenin yegane anahtarı konumundadır. Çözüm süreciyle, makbul vatandaşlık kurgusunu bozup eşit vatandaşlık ve ortak aidiyet anlayışını hayata geçirmeyi hedefledik. Bu süreç, toplumda psikolojik restorasyon yaparak, yeni bir aidiyet bilincini ortaya çıkaracak ve tahkim edecektir. 62. Hükümet olarak bizler, Türkiye'nin kaderini değiştirecek bu Kardeşlik Projesine dört elle sarılmaya devam edeceğiz.''Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığı...'Programda, yargı alanında yapılan çalışmalar da yer buldu.Yargı hizmetlerinin hızlandırılması için elektronik tebligatın yaygınlaştırılacağı, yargı hizmetlerinin kalitesini artıracak olan adli ve idari yargı istinaf mahkemelerini süratle hayata geçirilmesinin hedeflendiği bildirildi.2002'den bu yana hakim-savcı sayısında yaklaşık yüzde 50 artış sağlandığı belirtilen programda, önümüzdeki süreçte 100 bin kişiye düşen hakim sayısının AB ortala­ması olan 20, savcı sayısının ise AB ortalaması olan 1O seviyesi­ ne çıkartılmasının hedeflendiği vurgulandı.Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığının da hayati öneme sahip­ olduğuna işaret edilen programda, şöyle denildi:'Yargı alanındaki temel sorunumuz, bazı yargı mensupla­rının siyasi-ideolojik bir misyon üstlenmesi ve hakem olma vasfını yitirerek taraf haline gelmesidir. Demokratik bir ülkede bireyi devlete, özgürlüğü güvenliğe ve adaleti statükoya üstün tutmak hepimizin ortak ideali olmalıdır.Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuk devletinin en önem­li vasfıdır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı görevi ya­panların anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatlere bağlı olmayı, bunun dışındaki bütün bağlılıkları reddetmeyi gerektirir. Yargı görevi yapanın anayasa, kanun ve hukuka bağ­lılık dışında başka bir bağlılıkla hareket etmesi, yargının ba­ğımsızlığını da tarafsızlığını da yok eder. Yargının bağımsız ve tarafsız olması, yargı üzerinde kurulmak istenen vesayetlerin yok edilmesi, yargının milletin yargısı ol­ması için yapılması gerekenleri tereddütsüz yapmak hükümeti­mizin ana öncelikleri arasında yer alacaktır.''Vesayetçi aktörlerin nüfuzunu kırmak için kararlı bir irade sergilendi'Hükümetlerinin bütün gaye ve hedefinin, ülkenin yönetil­mesinin ve ülkeyi yöneten iradenin denetlenmesinin, siyaset mekanizmaları yoluyla, milli iradeye dayalı şekilde gerçekleş­tirilmesi olduğu kaydedilen programda, bu mücadele neticesinde, Türkiye'nin tarihin­ de hiç olmadığı kadar demokratikleştiği, sorunlarının üzerine cesaretle gider hale gelindiği ve siyaset mekanizmasının önündeki engelleri kaldırılarak siyasi, ekonomik ve demokratik bir istikra­ra kavuştuğu belirtti.Türkiye'nin normalleşmesi ve demokratikleşmesi yolunda at­ılan adımların, bu çerçevede gerçekleştirilen reformların bir yandan toplumun önünü açmaya, halkın yargıya ve adalete güvenini tesis etmeye, diğer yandan da geçmiş dönemlerde ol­duğu gibi herhangi bir kurumun veya kuruluşun siyasi iradeyi zaafa uğratmasını engellemeye dönük olduğu belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:'Bu kapsamda, hükümetlerimiz, vesayetçi aktör ve kurumların siyaset üzerindeki nüfuzunu kırmak üzere kararlı bir irade ser­gilemiş ve siyasal sistemi demokratikleştirme hedefinde ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak, geleneksel vesayetçi aktör ve kurumlarla yürüttüğü mücadele neticesinde hükümetlerimiz, milli iradeye dayalı demokratik bir siyasal sistemi inşa etme hedefine odaklanmışken, 7 Şubat, 17-25 Aralık hadiseleri ve takip eden gelişmelerle yeni bir vesayet odağının saldırılarına maruz kalmıştır. Yargı ve güvenlik bürokrasisini ve sivil toplumun çeşitli kesimlerini tesiri altına almaya çalışan bu yeni vesayet odağının si­yaseti kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etme çabalarıyla, bürokrasi içinde şeffaflığı yok eden gayretleriyle, milli güvenliği tehdit eden faaliyetleriyle ve artık eski dönemlerde kalması ge­reken vesayetçi anlayışıyla, milli iradeden aldığımız güçle, hukukun içinde kalarak mücadele etmeye devam edeceğiz. Ne amaçla olursa olsun, hiç bir çeteleşmeye müsaade etmeye­ceğiz. Bu yeni vesayet odağının, toplumu, siyaseti ve devleti baskı altına almasına ve ulusal güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz.''Ulusal güvenlik sorununa dönüştü'Uluslararası bağlantıların da değerlendirildiğinde, bu yapılan­maların sadece AK Parti hükümetlerine yönelmiş bir tehdit olarak değil, devletin varlığına kast eden, onun yapısını çökertmeyi hedef­leyen bir ulusal güvenlik sorununa dönüştüğü belirten programda, 'Bu tür te­şebbüsleri, geçmişteki vesayet odaklarının oluşturdukları kadar tehdit olarak görüyor ve her türlü vesayete karşı mücadelemiz çerçevesinde ele alıyoruz. Bu konuda kararlı ve dirayetli dura­cağımız konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın' denildi.Güvenlik hizmetlerinin, ileri bir demokrasi hedefine ulaşmak amacıyla temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz bir biçimde kul­lanılabilmesi ve garanti altına alınabilmesi için ihtiyaç duyulan temel kamu hizmeti' olarak tanımlandığı programda, AK Parti iktidarları döneminde güvenlik hizmetinin bütüncül bir yakla­şımı içeren stratejik bir anlayışla ele alındığı ifade edildi. 62. Hükümet programında, AK Parti iktidarlarında çok yönlü güvenlik politikalarının uygulamaya konulduğu vurgulandı.'Toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk'Hükümet programında, güvenlik hizme­tini toplum desteğini içeren bir zihniyetle yeniden tasarlayıp, hizmetlerin sunumunda insan odaklı bir yaklaşım benimsendiğine işaret edilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu:'Kaygılar ve korkularda şekillenen güvenlik yaklaşımını vatan­daşa güven temelinde yeniden ele alarak, devlet-toplum-fert ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne çıkardık. Asayiş olaylarından terörle mücadeleye kadar her alanda daha etkin ve so­nuç alıcı güvenlik politikalarını hayata geçirerek, hem ülkemi­zin güvenliğini en üst düzeyde tesis etmenin, hem de toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti içinde olduk.'AK Parti hükümetlerinin güvenlik hizmeti alanındaki geçmişte yaptığı çalışmaları ve yasal düzenlemeleri hakkında bilgi verilen programda, 'Uluslararası ve bölgesel teröre destek veren çevre ve odaklarla, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla mücadele edeceğiz. Coğrafyamızda hangi nedene dayanırsa dayansın ve kimden gelirse gelsin terörün karşısında ilkeli duruşumuzu sürdüreceğiz' denildi.Suçla mücadelede temel politikaların suçları işlenmeden önce önleyebilmek olduğu belirtilen programda, önleyici kolluk hizmetlerine büyük önem ve öncelik verildiği ifade edildi.AK Parti hükümetlerinin uyguladıkları politikalarla, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT) tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye'nin, Avrupa'nın suç oranı en düşük ülkeleri arasında yer aldığı belirtilerek, suç aydınlatma oranları açısından da Avrupa'nın önde gelen ülkeleri arasında olduğu vurgulandı.Uyuşturucu ile mücadeleye yönelik güvenlik önlemleri artırı­larak, bu alandaki suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gidile­ceğinin aktarıldığı programda 'Uyuşturucu maddelerin yasadışı imal, ticaret ve kulla­nımıyla mücadelede personel ve teknik kapasite güçlendirile­cektir. Uyuşturucu ile mücadelede faaliyet gösteren kuruluşlar arasındaki koordinasyon geliştirilecek, çevre ülkelerle ve ulusla­rarası alandaki işbirliği artırılacaktır. Bu kapsamda yeni ortaya çıkan zararlı maddeler hızla tespit edilecek ve hukuki açıdan suç tanımına dahil edilip etkin tedbirler alınacaktır' ifadeleri yer aldı.'Profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının kurulması için çalışmaları sürdürüyoruz'Sınır güvenliği alanında çalışan birimlerin idari ve teknik kapasitelerini arttırmaya yönelik Avrupa Birliği katkı­sıyla çeşitli projeler yürütüldüğü aktarılan hükümet programında, 'Sınırlarımızın korunmasından sorumlu olacak yeni, profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının kurulması için çalışmaları sürdürüyoruz. AK Parti iktidarı, gü­venlik alanında organize suç örgütleriyle, çetelerle, illegal ya­pılarla etkin bir mücadele yürütmüştür. Ülkemizde, geçmişte görülen mafya ve çete örgütlenmeleri önemli ölçüde çökertil­miştir' denildi.Programda şu değerlendirmeler yer aldı:'Hükümet olarak demokratik hukuk devletinde asla kabul edi­lemez olan insan hakları ihlallerinin üzerine şimdiye kadar ol­duğu gibi bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gidilecektir. Hükümetimizin esas aldığı, işkenceye sıfır tolerans ilkesi ka­rarlılıkla uygulanmaktadır. Artık Türkiye işkence ile anılan bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bütün polis merkezleri ve jandarma karakolları gerçek anlam­ da modernize edilmiş, şeffaf hale getirilmiştir. Bu merkezlerin, güvenlik birimlerimizin topluma açılan pencereleri olduğu gerçeği ile bütün personel yeniden eğitilmiş, gelen vatandaşa nasıl davranılacağı yeniden tanımlanmış, bütün nezarethaneler evrensel insan hakları standartlarına uygun hale getirilmiştir. Uyguladığımız başarılı güvenlik politikaları sonucu gelinen nokta, vatandaşlarımız tarafından da takdirle karşılanmaktadır. 2013 yılında TÜİK tarafından yapılan Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, kamu hizmetleri sıralamasında vatandaşlarımızın en fazla memnun olduğu asayiş hizmetleri olmuştur ve yüzde 79,4 ile birinci sırada yer almıştır. Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bireylerin, kurum­ların ve mülkiyetin güvenliğini, özgürlük ve güvenlik arasın­daki hassas dengeyi dikkate alarak, insan haklarını ve evrensel değerleri esas alan bir asayiş ve güvenlik ortamının sağlanması temel amacımızdır. Özellikle mafya, çeteler ve organize suç örgütleri ile başarılı mü­cadelemiz sürecektir. Vatandaşlarımız için baskı ve tehdit oluştu­rabilecek bütün yapıların üzerine kararlı bir şekilde gidilecektir.'62. hükümet programında terörizm, örgütlü suçlar, siber suçlar, narkotik suçlar ve kaçak­çılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasında­ ki işbirliğinin güçlendirileceği, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu suçlarla ilgili kararlı mücadelenin devam edeceği belirtildi. 'Önleyici ve koruyucu güvenlik hizmetlerine öncelik verilecek ve risk yönetimine geçilerek, vatandaşla kolluk güçleri arasın­daki ilişki güven esasına dayalı olacaktır' denilen programda, güvenlik kuruluşlarının personelinin nitelik ve nicelik bakı­mından iyileştirilerek verimliliğin artırılacağı kaydedildi, vatandaşın kamu güvenliğine duyarlılığı artırılarak, toplum destekli kolluk yaklaşımının geliştirileceği bildirildi.'Kolluk teşkilatlarının fonksiyonları gözden geçirilecek'Güvenlik hizmetlerinde şeffaflık, katılımcılık ve hesap verebilirliği artıracak mekanizmaların etkili bir şekilde kullanılacağının da yer aldığı programda 'Kolluk teşkilatlarının fonksiyonları gözden geçirilecek, kamu ya­rarı ve kolluğun asıl misyonu gözetilerek yeniden düzenlenecektir. Bu bağlamda, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, özel­likle kadın, çocuk, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın güvenlik hizmetlerine erişimini kolaylaştıran politikalarımızı uygulama­ya devam edeceğiz' denildi.'Yönetimde güven kavramı­na büyük önem veriyoruz'AK Parti hükümetlerinin içe kapalı, halka tepeden bakan ve sorun üre­ten değil, halktan aldığı yetki ve güçle halkın taleplerine dayalı olarak sorun çözen bir anlayışı benimsediğine işaret eden programda, vatandaşların hayatını kolaylaştırmayı, temel hak ve öz­gürlüklerin kullanımının önündeki engelleri kaldırmayı kamu yönetiminin ana misyonu olduğu vurgulandı.Programda, 'Her alanda olduğu gibi yönetim konusunda da güven kavramı­na büyük önem veriyoruz. Yönetimde keyfiliğe, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşıyız. Yönetimde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten, öngörülebilirlikten ve her kademede katılımcı­lıktan yanayız' ifadelerine yer verildi.Vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışının gelecek dönemde de hız kesmeden devam edeceğini kaydeden programda, 'İdarenin bütünlüğü ilkesinden hareketle, bir yandan yerel yönetimleri hizmet odaklı bir anlayışla daha da güçlendirirken, diğer yandan merkezi idarenin strateji geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını geliştireceğiz. Merkezi idare reformlarımızda temel aldığımız ilke, merkezin görev ve yetkilerini tarif etmek, kalan bütün konularda yerel yönetimleri yetkilendirmektir. Yerel düzeyde ise değişik hizmet birimleri arasında tamamlayıcılık esas olacaktır' değerlendirmesinde bulunuldu.'Yolsuzlukla müca­dele temel gayelerden birini teşkil etmektedir'Geçen dönemde yolsuzlukla kararlılıkla mücadele edildiği ve bu alanda önemli uluslararası sözleşmeye taraf olunduğu ifade edilen programda, şu ifadelere yer verildi:'Yine, siyasal hesap verebilirlik, şeffaflık ve yolsuzlukla müca­dele, demokrasi ve siyasal mücadelemizin temel gayelerinden birini teşkil etmektedir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin geçtiği­miz 12 yılda kat ettiği ekonomik kalkınmanın sürdürülmesinin olmazsa olmaz koşullarından birini oluşturmaktadır. Bizden önceki dört hükümetimiz döneminde Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve refah alanında sınıf atlaması ancak şeffaftaşma ile yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetlerimizin ortaya koyduğu kararlılık ve dirayet sonucunda gerçekleşmiştir. Türkiye, Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 133 ülke arasın­da 77'inci sırada yer alırken, 2013 yılında 50'inci sıraya yük­selmiştir. Bu yöndeki çabalarımız 62. Hükümet döneminde de kapsamlı bir strateji çerçevesinde, kararlılıkla ve kesintisiz devam edecektir. Hükümetimiz, Türkiye'nin 2023 yılında amaçladığı ekonomik ve siyasal açıdan öngörülebilir, şeffaf, demokratik ma­nada tahkim edilmiş ve yolsuzluklara karşı sıfır toleranslı Türkiye hedefine yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.''E-devlet büyük oranda tamamlanacak'Büyüme ve istihdam odaklı hazırlanan 2014-2018 dönemini kapsayan yeni Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı'nın hayata geçirileceği, bilgi toplumuna dönüşüm alanındaki yatırımlara daha da ağır­lık verileceği ifade edilen programda, bu hükümet döneminde kamunun e-dönüşümünün (e-devlet) büyük oranda tamamlanacağı bildirildi.62. hükümet programında, şunlar kaydedildi:'Tüm vatandaşlarımıza Elektronik Kimlik Kartı dağıtımını gerçekleştireceğiz. Elektronik Kimlik Kartı, kamu hizmetleri­nin sunumunda kimlik doğrulama işlemleri için kullanılacak; vatandaşlarımız kamu hizmetlerine 7 gün 24 saat evlerinden ve işyerlerinden ulaşabilecektir. Bu uygulama ile aynı zaman­da kamu hizmetlerinde ve harcamalarında daha şeffaf bir yapı oluşturacağız. 2015 yılında, en gelişmiş güvenlik öğelerini için­de barındıran kimlik kartlarını üretip en kısa zamanda vatandaşlarımıza dağıtımını yapacağız.'Programda, ülke genelinde kısa sürede ortak bir standarda kavuşturulmuş coğrafi bilgi sistemi altlığını hazır hale getirileceği, kamuda 'kağıtsız ofis' döneminin başlayacağı ifade edildi.'Mer­kezi yönetim ile yerel yönetimler arasında sağlıklı bir işbirliği ve koordinasyon'62. Hükümetin yerel yönetimlere yönelik bakışının da aktarıldığı programda, şu değerlendirmeler yer aldı:'Türkiye'nin merkezi üniter devlet yapısını vatandaşların te­mel hak ve özgürlüklerini koruyan bir yapı olarak görüyoruz. Merkezi devlet ile çelişmeyecek ve onu tamamlayacak bir yerel yönetim sistemini aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin ge­nişletilmesi ve kamu hizmet sunumunda etkinliği sağlamanın bir aracı olarak görmekteyiz. Bu kapsamda hükümetimiz mer­kezi yönetim ile yerel yönetimler arasında sağlıklı bir işbirliği ve koordinasyonu esas almakta, yerel nitelikteki her türlü kamu hizmet sunumunun asıl sunucusunun da yerel yönetimler ol­ması gerektiğini düşünmektedir. Yerel yönetimlerde insan ve hizmet odaklı bir yönetim anla­yışına sahibiz. Partimizin programında yer aldığı üzere, daha önceki dört AK Parti hükümetinde olduğu gibi, bu hükümet döneminde de çağımızın bir gereği ve ileri demokrasinin temel şartı olan yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet yapısı içerisin­deki ağırlığını artırmaya yönelik faaliyet ve çabalarımız aynen devam edecektir.Ulusal öncelikler ile yerel farklılıklar barıştırılarak kamu hiz­metlerinin yerinden karşılanması temel ilke olmaya devam edecek, merkezi yönetim tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir. Yerel tercih­ler dikkate alınarak sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma, turizm, çevre köy hizmetleri, tarım, hayvancılık, imar ve ulaşım hizmetlerinde yerel yönetimlerin etkinliğinin artırılmasına yö­nelik çabalarımız devam edecektir.'Mahalli idarelerin daha etkin, hızlı ve nitelikli hizmet suna­bilen, katılımcı, şeffaf, çevreye duyarlı, dezavantajlı kesimlerin ihtiyaçlarını gözeten ve mali sürdürülebilirliği sağlamış bir ya­pıya kavuşturulması amacıyla düzenlemeler yapılacağı aktaran programda, yerel yönetimlerin başta öz gelirleri olmak üzere finansman ve hizmet imkanlarını kuvvetlendirileceği bildirildi.Programda hazırlıkları büyük oranda tamamlanan Köy Ka­nunu'nun da bu dönemde yenileneceği, köy yönetimleri güçlen­dirilerek köy yerleşim yerlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanacağı kaydedildi.'Dezavantajlı grupların, hizmetlere eşit ve adil ulaşımını savunma­ya devam edeceğiz'AK Parti'nin kapsamlı ve insani bir kalkınma an­layışına sahip olduğunun altı çizilen programda, yeni hükümetin önündeki hedefin en üst kategori olan çok yüksek insani gelişme eşiğini aşmak olduğu belirtildi.Programda, gelişmiş ülkelerde toplumun ancak bir kısmının satın alabil­diği hizmetlerin, Yeni Türkiye'de halkın tamamına büyük ölçüde bedelsiz sunulduğuna işaret edilerek, 'Hükümetimiz, dezavantajlı grupların, hizmetlere eşit ve adil bir şekilde ulaşımını bir demokratikleşme şiarı olarak savunmaya devam edecektir' denildi.Hükümetin insana yatırıma temel önceliği vereceği, bu alanda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağı, eğitim sisteminin okul önce­sinden yükseköğretime, her kademede erişim ve süre bakımın­dan geliştirmesinin yanı sıra, eğitimin çok boyutlu olarak kalite­sini artırma çabasının süreceği belirtilen programda, şöyle devam edildi:'Yeni Türkiye'de fikirlerini özgürce ifade eden, inancını özgürce yaşayan, başkasının fikrine ve inancına saygı gösteren bireyler, bilgi toplumu şartlarında teknolojik gelişimi ve yeniliği üreten insanlar olacaklardır. Sosyal adalet, fırsat eşitliği, dayanışma gibi değerler çerçevesinde, toplumun her kesimini kapsayan bir kalkınma süreci hayata geçirilecektir. Bu kapsamda özellik­le kadınlarımızın ve genç nesillerin kalkınma sürecine çok daha yoğun katılımı için çaba sarf edilecektir.''Ezber bozan yaklaşım bundan sonra da devam edecek'Türkiye'ni Avrupa, Asya ve Afrika bağlantılı eşsiz coğrafyası ile kıtaların, ticaret ve enerji yollarının, kültürel etkileşimlerin kavşağında olduğuna işaret edilen programda, 'Ulaşım ve enerji sistemlerinin en­tegrasyonu, kurumsal ve yasal altyapının geliştirilmesi ile bu coğrafi konum, daha fazla katma değere ve nitelikli bir kalkın­ma sürecine dönüştürülecektir. Bugüne kadar izlediğimiz ezber bozan yaklaşım bundan sonra da devam edecek ve doğal coğrafi havzamız ile çok boyutlu ve katmanlı ilişkiler geliştirilecektir. Esas itibarıyla normalleşme süreci devam edecektir. Belli bir bölge veya ülke ile geliştirdi­ğimiz ilişki diğerinin alternatifi olarak görülmeyecek, sinerji oluşturan tamamlayıcı ilişkiler güçlendirilecektir' değerlendirmesinde bulunuldu.Bölgede yaşanan siyasi dönüşüm ve çatışma süreçlerinin er veya geç yerini yeni bir ortama bırakacağına işaret eden 62. Hükümet programında, şu ifadelere yer verildi:'Bu süreçte hükümetimiz insani, ahlaki ve uluslararası hukuka dayalı duruşunu devam ettirirken, sorunların en kısa sürede ve kalıcı çözümü için gerçekçi politikalar geliştirme çabasını sürdürecektir. Dış politikamız da esasen bu temele dayanmaktadır. Bölgemizde yaşanan birçok sorunun temelinde yönetim krizle­ri, etnik veya mezhebi çatışmalar rol oynamaktadır. Kendi için­de insani kalkınmasını hızlandırmış, değişik dinlerden, mez­heplerden ve etnik yapıdan insanları demokratik hukuk devleti çerçevesinde bir arada yaşatabilen yeni Türkiye, bölgemiz için her bakımdan örnek bir ülke olacaktır. Siyasi sınırlara saygı duyarak, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda sınırları geçişken kılan politikalarımız, bölgesel ve küre­sel barışa hizmet edecek, ülkemizin ve coğrafyamızın refahını artıracaktır. İçinde bulunduğu coğrafyada tarihi bağları ve ağır­lığı olan bir ülke olarak Türkiye, kalkınma sürecini coğrafyası­na yayacak ve aynı coğrafyanın enerjisinden istifade edecektir.'Sosyal güvenlik alanındaki çalışmalarDavutoğlu'nun sunumunu yaptığı , 62. Hükümet Programı'nda sosyal güvenlik alanında, Kasım 2002'de hükümet olarak söz verdikleri tüm nüfusu ve tüm riskleri güvence altına alan ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma hedeflerini gerçekleştirdikleri bildirildi.Bu alanda yapılan reformların anlatıldığı programda, yeni dönemde sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tamamını kapsayacak bir yapıya kavuşturulmasının temel hedefleri olduğunu belirtildi.Sosyal güvenlik ve sağlık politikalarını ekonomi, istihdam ve sosyal yardım politikalarıyla uyumlu şekilde yürütmeye devam edeceklerinin kaydedildiği programda, 'Çalışanların emekli olduklarında oluşabilecek gelir kayıplarını en aza indirmek amacıyla tamamlayıcı emeklilik sistemini ku­rup yaygınlaşmasını sağlayacağız' ifadesi kullanıldı.Hükümetin sosyal politika ve yoksullukla mücadeleye özel önem verdiği vurgulanan programda, dar gelirli ailelere ve bireylere el uzattıklarını, sosyal yardımlarla yılda yaklaşık 3 milyon haneye ulaştıklarını, 100 milyar liralık sosyal yardım harcaması yapıldığı belirtildi.Sosyal Konut Programı ile 2010 yılından bu yana 20 bin yok­sul vatandaşı ev sahibi yaptıkları, barınma yardımları ile her yıl 7 bin kişiyi destekleyerek insan onuruna yaraşır me­kanlar temin ettikleri ifade edildi.'65 doların altında bir gelirde yaşamak zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır'AK Parti iktidarı döneminde uyguladıkları sosyal politikalar sonu­cunda gelir dağılımının düzeltilmesi konusunda çok önemli mesafeler kat ettikleri belirtilen programda şunlar kaydedildi:'2002 yılında kişi başına aylık 30 doların altında bir gelire sahip 136 bin kişi varken, 2012 yılında 30 doların altında bir gelire sahip nüfus kalmamıştır. Aylık 65 doların altında bir gelirde yaşayan nüfus 2002 yılında 2,1 milyon kişi iken, 2012 yılında 46 bin kişiye düşürülmüştür. 129 doların altında bir gelirde mutlak yoksulluk düzeyinde ya­şamak zorunda kalan kişi sayısı 2002'de 20,7 milyon iken, bu sayıyı 2012 yılında 1,7 milyona indirdik. 2012 yılında, kayıtlı çalışan yoksul vatandaşları da sosyal yar­dımlarla desteklemeye başladık. Sosyal Yardım Kartı ile 2 milyon vatandaşımıza ulaşarak banka­matik kartları ile yardım almaları ve alışveriş yapmalarını sağladık. 600 bin vatandaşımızı, sosyal yardım ödemelerine ilişkin kısa mesaj servisi ile düzenli olarak bilgilendirdik. Yardım alma kuyruklarını ortadan kaldırdık Konutunda sosyal yardım ve emekli maaşı ödenmesini talep eden vatandaşlarımıza evlerinde ödeme yapmaya başladık.2015 yılına kadar aylık 65 doların altında bir gelirde yaşamak zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır. 2023 için temel he­defimiz; hak ve sorumluluk temelli aileyi merkeze alan bütün­cül sosyal politikalarla mutlak yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sosyal destek ve hizmet alanında Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) modeli çerçevesinde sağlık, istihdam ve eğitim hizmetlerini aile odaklı bir sistemle ele alacağız. ASDEP modeli ile hizmete ulaşamayan vatandaşlarımızın sorunları hane ziyaretleri ile tespit edilecek ve çözülecektir. Aile yapımız, bizim diğer toplumlardan en büyük fark ve üs­tünlüklerimizden birisidir. Önümüzdeki dönemde ailenin korunması ve güçlendirilmesi sosyal politikalarımızın merkezinde olacaktır. Bu kapsamda, genç nüfus yapımızın korunması, aile kurumunun güçlendirilmesi ve aile refahının artırılmasına yönelik eylemler hayata geçirilecektir.Engelliler, yaşlılar, korunmaya muhtaç çocuklar, şehit ai­leleri, gazi ve malullerimiz AK Parti iktidarlarının özel önem atfettiği kesimlerdir. Bu kesimlerimizi anayasal ve yasal güvenceye kavuşturarak her türlü sağlık, rehabilitasyon, eğitim ve bakım hizmetlerini sağladık; insanca yaşayabilmeleri için gelir ve öncelikli olarak iş ve meslek sahibi olmaları ve kendilerini asla kimsesiz ve desteksiz hissetmemelerini temin ettik. Bundan sonra da desteğimizi ar­tırarak sürdüreceğiz. Özel ilgi bekleyen kesimleri toplumun saygın, aktif ve üretken unsurları haline getirmek hükümetimizin başlıca hedefidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sosyal hizmet alanında ev­rensel yaklaşımlarla model ülke haline getireceğiz. Tüm yaşlılarımıza evlerinden ve sosyal çevrelerinden ayrılmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri sosyal ve ekonomik şartları oluşturmak temel hedefimizdir.''Sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulacaklar'Engelli vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırmak için kentlerimizin fiziki çevrelerini engellilere uygun hale getirmek ama­cıyla çeşitli projeler yürütüldüğü anlatılan programda, ' Uygun büyüklükteki yerel yönetimlerin özel durumdaki engellilerin taşınması için dona­nımlı araç bulundurmalarını sağlayacağız. Kamu hizmet bina­larıyla kültürel ve sosyal tesislerin engelli kullanımına uygun projelendirilmesini sağlayacağız. Engellilerin sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulduğu bir Türkiye hedefliyoruz' değerlendirmesinde bulunuldu.Kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdikleri politikaları ve başlatılan çalışmaları karar­lılıkla uygulamaya devam edecekleri, önümüzdeki dönemde ka­dınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini artıracakları kaydedildi.Korunmaya muhtaç çocuklara yönelik yapılan hizmet­leri daha da artıracaklarını ve kalitesini daha da yükseltecekleri belirtilen 62. Hükümet Programı'nda, bu çocuklara yönelik eğitim, bakım ve sağlık hizmetlerini yaygınlaştıracaklarını ve fırsat eşitliğini güçlendirdikleri ifade edildi. 2014 yılı sonuna kadar yurtlarda 385 bin yatak kapasitesine ulaşılacağı bildirildi.'Her alanda gerekli tedbirleri alacağız'2002 yılında 74 olan gençlik merkezi sayısını 2014 yılın­da 182'ye çıkardıkları vurgulanan programda, bu sayının artırılacağı belirtildi. Üniversiteler ve meslek kuruluşları ile işbirliği içinde gençler için iş kurma ve geliştirme merkezleri kuracakları ifade edilen programda, gençler yönelik hedefler şöyle sıralandı:'Gençlerimizi toplumun değerlerine yabancılaşmadan, bilgi ve tecrübe ile donatarak meslek sahibi ve rekabet gücü yüksek bireyler olarak yetişmeleri için eğitimden istihdama kadar her alanda gerekli tedbirleri alacağız. Eğitim çağındaki gençlerimize, çalışan gençlerimize ve bilhassa eğitim ve istihdam dışında kalmış, herhangi bir kurumsal desteğe uzak olan gençlerimize yönelik sanat ve spor olanaklarını artırma, uygun şekilde rehberlik yapma ve kendilerine olan güvenlerini artırma yönünde her türlü hizmetlerimizi güçlendire­cek ve gençlerimize sahip çıkacağız.Bağımlılık yapan alışkanlıkları özendirici yayınlar ile medyada yer alan olumsuz rol modellerin ön plana çıkmasını önleye­ceğiz. Ayrıca, toplumun bütün kesimlerini kapsayacak sağlıklı yaşam programlarımızı hayata geçireceğiz. Yeni dönemde mad­de bağımlısı, eğitimini tamamlayamamış ve uygun şekilde is­tihdam olanaklarına erişememiş bir tek gencimizin kalmaması nihai hedefimizdir. Sporu sadece boş zamanları değerlendirme aracı olarak değil, aynı zamanda sosyalleşmenin ve sağlıklı bir toplum olmanın da önemli bir aracı olarak görmekteyiz.Hükümet olarak hedefimiz, sağlıklı ve hareketli bir yaşamın gereği olarak toplumda spor yapma kültürünün yerleştirilmesi, spor hizmetlerinin kalitesi ve çeşitliliği artırılarak sporun geniş kitlelere yaygınlaştırılmasıdır. Her alanda olduğu gibi, spor alanında da her geçen gün dünya­daki etkinliğimizi artırıyoruz. Bu çerçevede, uluslararası şampiyonalara ve üniversite oyunlarına başarılı bir şekilde ev sahipliği yaptık. Bundan sonra da bu tür organizasyonlara ülkemizin ev sahipliği yapması için her türlü girişimi yürüteceğiz.Spor eğitimini okul öncesine yaygınlaştıracak ve çocuklarımı­zın eğitim alırken farklı spor branşlarıyla uğraşmasını sağlayacağız. 4-8 yaş arası çocukları yetenek taramasından geçirerek uygun spor dalarına yönlendireceğiz.Sporda şiddetin ve etik olmayan davranışların azaltılması için gerekli önlemleri alacağız ve kararlılıkla uygulayacağız. Başarılı sporculara sağlanan burs imkanlarını daha da artıracağız.''Kültür toplumsal kimliğin en önemli unsurudur'Programının 'İnsani Kalkınma' başlıklı üçüncü bölümünde 'Medeniyet ve Kültür' konusu da yer aldı.Kültürün, toplumsal kimliğin en önemli unsuru olarak, sade­ce insan hayatına etki eden değil, insanı inşa eden bir alan olduğu belirtilen programda, kültürün insanları olduğu kadar geçmişi bugüne, bugüne de geleceğe bağladığı vurgulandı.'Güçlü toplum'un, 'güçlü düşünceler, işler, ürünler ve değerler' anlamına geldiği ifade edilen programda, 'Değerleri olmayan, geleneği bulunmayan, geleneğini gününe taşıyıp yeniden üretemeyen bir toplum dünyaya söz söyleyemez, geleceğe anlam katamaz. Tarihi ve kültürel mirasımızı korumak, bizi biz yapan, bizi başka­larından ayıran, bize has özelliklerimizi ve güzelliklerimizi bizden sonraki nesillere aktarmak için çok önem verdiğimiz bir meseledir' ifadesine yer verildi.Bu anlayış ve hedef kapsamında, AK Parti iktidarı döneminde tarihi ve kültürel eserlere sahip çıkıldığı kaydedilen programda, medeniyetin temel kaynağı olan yazma ve basma eserlerin dijitalleştirilme işlemi yoğunlaştırılarak, kataloglama çalışmalarına hız kazandırıldığı belirtildi.Yurt dışına kaçırılan 4 bin 157 eserin Türkiye'ye getirildiği bildirilen programda, kültürel varlıkların korunması için önemli destekler sağlandığına, kültür varlıklarının restorasyon çalışmalarına ayrılan ödeneklerin artırıldığına işaret edildi.'Vakıf mirasını korumalı, yeniden üretmeliyiz'Türkiye'de müzeciliğin geliştirildiğine dikkat çekilen programda, ziyaretçilerin gezi kalitesinin yükseltilmesi, eser teşhir ve tanziminde teknolojinin kullanılması çalışmalarının devam ettirildiği kaydedildi. Müze ziyaretçi sayısının 4 katına çıktığı vurgulanan programda, 30 ülkede, Türkiye'nin kültürünü tanıtan 38 Yunus Emre Türk Kültür Merkezi açıldığı bildirildi.Vakıf eserlerine yurt içinde ve dışında sahip çıkıldığına işaret edilen programda, 2003-2013 yılları arasında yaklaşık 4 bin vakıf eserinin restorasyon veya onarımının yapıldığı aktarıldı.Başlatılan çalışmaların kararlılıkla uygulanacağına vurgu yapılan programda, şu ifadeler kullanıldı:'Kültür alanında yaptıklarımızın üstüne yenilerini ekleyecek, başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulayacağız. 2023 yo­lunda, geleneğimizden güç alarak yeni bir uygarlığın inşasına başlayacağız. Toplumda var olan bütün kültürel dinamiklere eşit bir yaklaşım benimseyeceğiz. Devlet, bütün kültürel kimliklere demokratik bir perspektifle yaklaşacaktır.2023 hedefimiz, devletin, sivil toplumun kültürel çalışma ve gelişimine destek sağlaması, aynı zamanda kültürel faaliyetlerin toplumsal birliği güçlendirmek ve yeni bir uygarlık sentezi oluşturmak yönünde rol oynamasına öncelik vermektir.Bu bağlamda, önemli sosyal gayelere hizmet eden vakıfları sa­dece çok önemli bir kültür mirası olarak değil, aynı zamanda sivil toplumun kendini örgütlediği çoğulcu, demokratik bir yapı olarak telakki ediyoruz. Bu anlayış ile vakıf mirasımızı ko­rumalı, yaşatmalı ve yeniden üretmeliyiz.''Okuma zevki ve kültürünün yaygınlaştırılması için tedbirler sürecek'Programda, temel hedef, 'kültürel çeşitlilik ve zenginliğin korunup geliştirilerek ge­lecek nesillere aktarılması, kültür ve sanat faaliyetlerinin yay­gınlaştırılarak toplumun tüm kesimlerinin bu faaliyetlere katılımı, kültürel ve sanatsal değerleri muhafaza edip yeniden üretmek suretiyle evrensel kültüre katkıda bulunmak ve milli kültür ve ortak değerler etrafında toplumsal bütünlüğün ve da­yanışmanın güçlendirilmesi' olarak belirtildi.Yurt içi ve yurt dışındaki kültür mirasının, toplumun kültür, tarih ve estetik bilincini geliştirecek, kültür turizmine katkı sağlayacak ve afet riskini dikkate alacak şekilde korumaya devam edileceğine vurgu yapılan programda, şu değerlendirmeler yapıldı:'İktidarımız süresince kültürü, devletin yanı sıra bütün mille­timizin bir ortak faaliyet alanı olarak gördük ve özel kültürel oluşum ve faaliyetlere büyük destekler verdik. Bundan sonra da bu alandaki destekler artarak devam edecek, destek meka­nizmaları geliştirilecek, görsel, işitsel ve sahne sanatları başta olmak üzere tüm kültür sanat faaliyetlerinin gelişiminde ve sunumunda mahalli idarelerin, özel ve sivil girişimlerin rolü artırılacaktır.Çocuklarımızın ve gençlerimizin temel sanatsal becerileri haiz olmalarının ve okuma faaliyetinin bir kültür olarak yaygınlaşmasının toplumun kültürel gelişimi açısından önemi inkar edilemez. Bunun farkında olarak hükümetimiz okuma zevki ve kültürünün yaygınlaştırılması, çocukların erken yaşlarda kültür ve sanat eğitimi almalarını sağlayacak tedbirleri almaya devam edecektir.Tarihimizin önemli şahsiyetleri, olayları, masal kahramanları ve kültürel zenginlik unsurlarımızı belgesel, dizi ve çizgi filmlere dönüştürülecek, Türk sinemasının dünyada tanınan bir marka haline gelmesini sağlayacak yapımları yaygınlaştıracağız.'Yapılaşma politikalarıHükümet Programında, uzun yıllardır göç, gecekondulaşma, çarpık yapılaşma, kaynak yetersizliği, hukuki sorunlar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan kentleri yaşanabilir ve marka şehirler haline getirileceği kaydedildi.Önümüzdeki dönemde başta kadim şehirler olmak üzere tüm mekanlardaki politikalarının, dikey değil yatay bir yapılaş­ma olacağı belirtildi.Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik olarak, Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi çalışmalarına hız verileceğini kaydedilen programda, 'En temel e-Devlet projelerinden birisi olan Tapu Kadastro Bilgi Sistemi Projesi'ni (TAKBİS) tamamladık. Türkiye'nin her yerinden başka yerlerde bulunan gayrimenkullere ait sor­gulamalar ile tapu kaydı alınması işlemleri kolaylıkla yapılabil­mektedir. Vatandaşların tapu işlemlerini e-Devlet kapısı üze­rinden yapabilmesi için çalışmalara hız verilecektir' denildi.Kentsel dönüşümün kurumsal ve yasal yapısını tanımlayarak yeni bir dönem başlatıldığını belirtilen programda, kentsel dönüşüm kapsamında 6,5 milyon birim konutun 2023 yılına kadar dönüştürülmesi he­defi doğrultusunda çalışmalara devam edileceği açıklandı.'Kırsal dönüşüm çalışmalarını başlatacağız'Türkiye'yi demokraside, hukukta, ekonomide, dış politikada dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi haline getirmek anlamına gelen 2023 vizyonunun, yerel yönetimler için de geçerli olduğuna işaret edilen programda, 'Önümüzdeki dönemde şehirlerimizin ve insanlarımızın so­runlarını çözmeye kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Büyük projelerimizi sürdüreceğiz, yeni projelere başlayacağız. Bunun yanında, katılımcı, vizyoner, girişimci belediyecilik anlayışını daha da güçlü hale getireceğiz. Bizim hedefimiz öncelikle insan dostu şehir anlayışımızı hakim kılmaktır. Kimlikli ve kişilikli şehirler oluşturarak medeni­ yetimizin şehir tasavvurunu ihya etmektir. Bunu yaparken en modern, en ileri tekniklerden, yöntemlerden de yararlanacağız' ifadelerine yer verildi.Hükümet Programında şunlar kaydedildi:'Yeni Türkiye yolunda şehirlerin alt ve üst yapıları kadar, insan boyutuna daha çok ağırlık verecek, şehrin ruha, ruhun da şehre yansıyacağı projeleri hayata geçireceğiz. Biz, sadece bugünün şehirlerine, bugünün insanına, bugünün Türkiye'sine karşı sorumlu değiliz. Bizler, bugünden yarını inşa etmenin, yarını imar etmenin sorumluluğunu omuzları­mızda taşıyoruz.2023 yolunda hedefimiz, şehirlerimizi insan dostu, çevre dostu, estetik, katılımcı ve müreffeh marka şehirler haline getirmektir.Bu doğrultuda, imar mevzuatını günün ihtiyaçlarına uygun ola­ak revize edeceğiz. Kentsel tasarım ilkelerini ve uygulamalarını; engelli, yaşlı, hareket kısıdılığı olanlar gibi özel ilgi bekleyen ke­simlerin hizmetlere erişimini kolaylaştırmak üzere geliştireceğiz.Şehirlerde kamu arazilerinin imarlı yapılaşma, ekonomik kal­kınma, ortak sosyo-kültürel fayda temelinde daha aktif kullanımını sağlayacağız.Çevreye ilişkin düzenlemeler, işlemler ve denetimleri politika ve plan kararlarına uyumlu bir şekilde yürütecek, koruma-kullanma dengesini en iyi şekilde gözeteceğiz.Ülkemizin en büyük ağaçlandırma seferberliğini başlattık. Şe­hirlerimizin daha yeşil mekanlar haline gelmesi için politikalar geliştirmeye devam edeceğiz. Her ilde en az bir şehir ormanı oluşturulması projesi, her ilimizin ve ilçemizin en azından bir meydanının olması gibi şehirlerin canlılığını artıran projeleri hayata geçireceğiz.Çarpık kentleşmeyi düzeltmek ve deprem gibi afetlere karşı hazırlıklı olabilmek için kentsel dönüşüm çalışmalarına devam edilecek ve bu süreç yerel yönetimler ve özel sektör ile sağlıklı bir şekilde yönetilerek, alt ve orta gelir grubunun konut ihtiya­cının karşılanmasına öncelik verilecektir. Dönüşüm ve yenile­me projeleriyle tarihi veya geleneksel kent merkezlerini, özgün kimliğini koruyarak yeniden canlandıracağız.Yürütülmekte olan kentsel dönüşüm çalışmalarının yanı sıra, yöresel dokuyu ve kimliği de yansıtan kırsal dönüşüm çalışmalarını başlatacağız.Toplu konut uygulamalarımızın kapsamını genişleteceğiz. TO­Kİ'nin öncelikle nüfus artışının hızlı ve konut fiyatlarının yük­sek olduğu şehirlerde ve alt ve orta gelir grubunun temel konut ihtiyacına yoğunlaşmasını temin edeceğiz. Kalkınmada önce­likli bölgelerde sosyal konut üretimine ağırlık vereceğiz.''HES'te çevre duyarlılığı en üst düzeyde hayata geçirilecek'Programda, SUKAP projesiyle, şebekeli içme ve kullanma suyun­dan yararlanan belediye nüfusu oranının yüzde 100'e çıkarılacağı, içme ve kullanma suyunun, yeterli miktarda ve uygun standartlarda temin edilmesinin sağlanacağı belirtildi.Şehirlerde toplu taşıma altyapısının geliştirilmeye devam edileceği, yoğun hatlarda raylı sistemlerin hızla tamamlanacağı ve şehi­riçi-şehirlerarası bütünleşmenin sağlanacağı ifade edildi.Programda, çevreci bir ulaşım anlayışıyla, başta kentler olmak üzere yolcu ve yük trafiğinin yoğunlaştığı alanlarda gürültü kirliliği dahil olmak üzere kirliliğin azaltılmasına özel önem verileceği, başta karayolu olmak üzere tüm ulaşım türlerinde sera gazı emisyonlarına yönelik çalışmalara öncelik verileceği ve gerekli ta­kip sisteminin kurulacağı bildirildi.Büyükşehirlerde akıllı sistemlerle desteklenen bütünleşik top­lu taşıma sistemlerinin hayata geçirileceği, elektrikli demiryolu hatlarının yaygınlaştırarak sera gazı emisyonlarının azaltılacağı belirtilen programda, şu ifadelere yer verildi:'Atık yönetimi hizmetlerinin desteklenmesine devam edeceğiz. Atık yönetiminin, geri dönüşüm yoluyla hem enerji üretimini, hem de istihdamı artırıcı bir yatırım alanı olmasını sağlayacağız.Küçük hidroelektrik santrallere (HES) ilişkin olarak çevre duyarlılığını en üst düzeyde hayata geçirecek, bu amaçla ge­rekli düzenlemeleri hızlı bir şekilde yaparak etkili bir şekilde uygulayacağız.Su kaynaklarımızın daha etkin yönetimi ve korunması için havza esaslı su yönetimine geçiyoruz.Havza bazında entegre atıksu ve su yönetimi sistemi oluşturma çalışmalarına hız vereceğiz.Ormancılıkta 2023 hedefimiz orman alanlarını ülke yüzölçü­münün yüzde 30'una denk gelen 23,3 milyon hektara yükseltmektir. Bu amaçla, 2015 yılında orman varlığını 22 milyon hektara yükselteceğiz''Standart tip ve kalitede afet ve acil durum yönetim merkezleri'Programda, afet ve acil durumlara ilişkin hizmetlerin ve kurumlararası iş­ birliğinin yerelde tek merkezden etkin bir şekilde yürütülmesi ihtiyacına yönelik olarak her ilde standart tip ve kalitede afet ve acil durum yönetim merkezleri kurulacağı belirtildi.Hükümet Programında, 'Ülkemizin her yerine en geç 1,5 saat içerisinde ulaşabilmek için havadan arama-kurtarma kapasitesini geliştiriyoruz. Metanında kesintisiz iletişimi sağlamak amacıyla Kesintisiz ve Güvenli Haberleşme sistemini kuruyoruz. Bu kapsamda 4 ilde pilot çalışmamızı yılsonuna kadar tamamlayıp, 2017 yılı sonu­ na kadar da tüm illerimize yaygınlaştırıyor olacağız. Doğal afet sigorta sisteminin yaygınlaştırılması çalışmalarına devam edilecektir. Altyapı tesislerinin afetl daha dayanıklı olarak inşa edilmesi sağlanacak ve inşaatların denetimi bağımsız, ehil ve yetkili kişi ve kurumlar aracılığıyla güçlendirilecektir. Bu çerçevede, yapı denetimi mevzuatı yeniden düzenlenecektir' ifadelerine yer verildi.'Cum­huriyet tarihimizin en büyük kırsal altyapı hamlesini başlattık'Programda, kalkınma ajanslarının kaynaklarının ve imkanlarının artırılacağı, ajansların, halkın sosyal ve ekonomik kalkınma girişimle­rinin her yönden karşılık bulduğu öncü ve destekleyici kuru­luşlar olma işlevinin pekiştirileceği kaydedildi.Bölgesel ve sektörel teşvik sisteminin güçlendirileceği kaydedilen programda, 'Bütün böl­gelerimizde özel sektörün gelişmesi için, kredi garanti sistemi, girişim sermayesi, mesleki yatırımcılar gibi yeni mali araçları ve sistemleri bölgesel farklılıklara ve öncelikiere göre faaliyet göste­rebilecek yetkinliğe ve esnekliğe sahip bir şekilde yerel düzey­de yaygınlaştıracağız. KOBİ ağırlıklı bölgesel kümelenmeleri destekleyerek imalat sanayiinin ülke öncelikleri çerçevesindeki gelişim ve dönüşümünü hızlandıracağız. Ana-yan sanayi bağ­lantılarını güçlendirerek, Ar-Ge ve yenilik kültürünü tabana yayarak, yenilikçi girişimciler ve işletmeler için yerelde çalışan destek modellerini tesis edeceğiz' denildi.Programda, şunlar kaydedildi:'Kalkınma ajansları koordinasyonunda hazırlanan 2014-2023 dönemini kapsayan 26 bölge planını ilan edecek ve uygulamaya başlayacağız.Hükümetimiz diğer ülkelerle sınırları, ülkelerarası işbirliğinin yaygınlaşacağı, entegrasyonun güçleneceği alanlar olarak görmektedir. Bölgesel kalkınma çalışmalarını, özellikle sınır böl­gelerinde, komşu ülkelerle işbirliği içinde faaliyetler yaparak destekleyeceğiz. Sadece kara sınırını değil, adalar başta olmak üzere denizlerdeki sınır­ları da ekonomik refah ve sosyal etkileşim için potansiyel işbir­liği alanları olarak geliştirmeye gayret edeceğiz.Kırsal kalkınma konusunda da uzun soluklu bir dönüşüm sü­reci başlattık. Bunu yaparken kırsal alanda mahrumiyet duygusunu ortadan kaldırma, dünyayla irtibatı güçlendirme, ilave gelir kaynaklarını artırarak refah düzeyini yükseltme vizyonuy­la hareket ettik.Bu amaçla, bu dönemde ilk defa bir Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi ve Kırsal Kalkınma Planı hazırladık ve Kırsal Kalkınma Ajansını kurduk. KÖYDES Programını hayata geçirerek Cum­huriyet tarihimizin en büyük kırsal altyapı hamlesini başlattık.Önümüzdeki dönemde de kentler ve kırsal alanlar arasındaki gelir ve refah farkını dengelemek için özel gayret sarf edeceğiz.''Yeni Türkiye idealini gerçekleştireceğiz'62. Hükümet Programının sonuç bölümünde şu ifadelere yer verildi:'Eşsiz bir coğrafyada, köklü bir tarih ve medeniyet birikimine sahip, 21. yüzyıla iddialı hedeflerle girmiş büyük bir milletin vekilieri olarak ne kadar gurur duysak azdır. Bu aziz millete hizmet etmek, Meclisimizin güvenini boşa çı­karmamak için gece gündüz çalışacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.Ülkemiz 2023 yolunda, Yeni Türkiye kavramı ile ifade ettiği­miz ikinci atılım dönemine girmiştir. Yine ezber bozacağız ve değişimden korkmadan ülkemizin ihti­yaç duyduğu reformları birer birer hayata geçireceğiz.Geçmişte nasıl başardıysak, gelecekte de hedeflerimizi titizlikle takip edecek ve Allah'ın izniyle gerçekleştireceğiz. Daha özgür ve müreffeh, daha adil ve itibarlı Yeni Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz.Hükümet programımıza samimi bir şekilde bağlı kalırken, ge­nel perspektifimizi kaybetmeden, dünyanın ve ülkemizin geli­şen gündemi içinde gerekli esnekliği de göstereceğiz.Başta muhalefet partilerimiz olmak üzere, sivil toplum kuru­ luşları ve ilgili tüm tarafların görüş ve önerilerine, yapıcı eleştirilerine kulak verecek, çalışmalarımızı diyalog ve işbirliği içinde yürüteceğiz.Başarı, hepimize ait olacak, tüm tarafların katkısıyla milletimi­zin başarısı haline gelecektir. Her zaman olduğu gibi toplumumuzu oluşturan tüm kesimleri kucaklayan bir anlayış içinde çalışmalarını yürütecek olan Hükümetimiz, aziz milletimizden ve Yüce Meclis'ten bir kez daha güven ve destek beklemektedir.Yeni Türkiye hedefine yorulmadan, bıkmadan, yılmadan ilerle­yeceğiz. Milletimiz ile, hangi siyasi görüşten, hangi sosyal, dini, etnik kimlikten gelirse gelsin bütün vatandaşlarımızla birlikte, omuz omuza yeni Türkiye idealini gerçekleştireceğiz.Yeni Türkiye, büyümüş, kalkınmış ve güçlü Türkiye'dir. Yeni Türkiye, tüm farklılıkları ve renkleriyle, toplumun bütü­nünü kucaklayacaktır. Yeni Türkiye, toplumsal refah, büyük ekonomi, siyasi istikrar ve ileri demokrasi üzerinde yükselecektir. Yeni Türkiye, her insanının vatandaşı olmakla gurur duyacağı bir dünya devleti olacaktır.Yeni Türkiye, bilgisi, üretimi ve yönetimi ile lider bir Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye, eğitimden kültüre, enerjiden ulaşıma, sağlıktan çevreye her alanda artık dünyaya yeni aşamalar, yeni standartlar getiren bir ülke olacaktır. Yeni Türkiye, sanayiden spora, bilimden ihracata kadar dünya markası olan bir Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye, fınansta, sağlıkta, eğitimde, kültürde dünyanın en önemli cazibe merkezlerinden biri olacaktır. Yeni Türkiye; bütün farklılıkları ile birbirini seven, birbirine kenetlenmiş, kendine güvenen, özgür, sorumlu ve erdemli insanları yeniden dünyanın medeniyet merkezi olan bir Tür­kiye olacaktır. Yeni Türkiye, büyük ve öncü bir ülke olacaktır.'AA
Doğuş Ateş Püskürdü: 'Arkadaşın Uyuşturucu Sunuyorsa Yumruğu Yapıştıracaksın'
Ünlü şarkıcı Doğuş, uyuşturucu tacirlerine ateş püskürdü. Doğuş, 'Eğer uyuşturucu kullanan arkadaşın sana uyuşturucu sunuyorsa, direkt suratına yumruğu yapıştıracaksın' dedi.Yetiştirme yurdunda büyüyen ve yaşamının büyük bir kısmı sokakta geçen Doğuş, uyuşturucunun kötü bir alışkanlık olduğuna dikkat çekti. ’Aşkkopat’ filmi çekimleri arasında uyuşturucu hakkında açıklama yapan Doğuş, 'İyi bir şey zannedip kullananlar var. Sokaktan gelen bir adam olarak söylüyorum. Anne ve babalarımıza çok sorumluluk düşüyor. Uyuşturucu satanların Allah bin türlü belasını versin. Oradan gelecek para ile çocukların karınlarını mı doyuruyorsunuz diyorum' ifadelerini kaydetti.Son zamanlarda bir uyuşturucu maddesinin patlamasına dikkat çeken Doğuş, 'Öğrencilere uyuşturucu satanlar zaman zaman okul önlerinde yakalanıyorlar. Ağızları burunları kırılıyor. Hoşuma gitmiyor desem yalan olur. Sen o çocuğu zehirlersen gelir senin ağzını burnunu kırar yani. Kanunlarımız var o satanları tutup götürmek lazım. Aslına bakarsanız halkımız da artık bilinçli. Eskisi gibi gözü kapalı durmuyor kimse' dedi.Uyuşturucu kullanmada arkadaşlıkların etkili olduğuna dikkat çeken Doğuş, 'Eğer uyuşturucu kullanan arkadaşın sana uyuşturucu sunuyorsa direkt suratına yumruğu yapıştıracaksın. Bana bunu nasıl sunuyorsun diye. Ondan sonra o beladan arkadaşını kurtaracaksın. Kullanan arkadaşınız var ise önleyin. O anne baba çocuğunu ne zorluklarla okula gönderiyor. Emekli maaşı ile dolabına bir şey alamayacakken önlüğünü alıyor. Çantanı alıyor, kitabını alıyor, kalemini alıyor. Gençlerimiz bu kadar sorumsuz olmasın' diye konuştu.(İHA)