onedio
Altın Portakal Yönetiminden 'Özür ve Uzlaşı' Çağrısı
Cuma günü başlayacak 51’inci Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden 6 ayrı ödül kategorisinden 11 jüri üyesinin istifası, Belgesel Sinemacılar Birliği’nin festivalden çekilme kararı ve çeşitli sinema platformlarının aldığı boykot kararına, dün akşam saatlerinde yenisi eklendi.BELGESELCİLER ÖZÜR VE ÖZELEŞTİRİ İSTEDİFestivalin Ulusal Belgesel Film Yarışması kategorisinde yer alan 15 belgeselin 13’ünün yönetmeni, Festival Komitesi’nden özür ve özeleştiri metni sunulmadığı takdirde yarışmadan çekileceklerini deklare etti. Açıklamada belgeselciler, filmlerinin Türk Ceza Kanunu’nun maddelerine göre değerlendirilmesini kabul etmediklerini, festivallerin bağımsızlık ve özgürlükten yana bir anlayışa sahip olması gerektiği belirtildi.FESTİVAL KOMİTESİNDEN YANITBelgeselcilerin, dün saat 20.00 sıralarında ’51’inci Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali Komitesi ve Kamuoyuna’ başlığı altında yaptığı açıklamaya, festival komitesi sabah saatlerinde karşılık verdi. ’Kamuoyuna önemli duyuru’ başlığıyla yapılan açıklama, uzlaşı çağrısıyla başladı. Reyan Tuvi’nin ’Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeselinin Ulusal Belgesel Film Yarışması’ndan çıkartılmasıyla başlayan sürece ilişkin net ifadelerin yer aldığı açıklamada şu sözler yer aldı:'Günlerdir içinde bulunduğumuz üzücü ve yıpratıcı tartışmalara bir son vermek ve sektörün tüm unsurlarıyla birlikte bir uzlaşma noktası yakalamak ve sinemamızın 100’üncü yılında en köklü festivalimizin sağlıklı bir ortamda yapılmasını sağlamak için bir çağrıdır bu.''BİZ DE SORUMLUYUZ'Sansür konusunda eleştiride bulunan, tavır koyan herkesle aynı fikirde olduklarını açıklayan Festival Komitesi 'Sansür kabul edilemez' diyerek devam ettiği açıklamasında çok kısa sürede büyük bir festival hazırlığı içine girdiklerini ve hiç beklemedikleri bir krizle karşılaştıklarını dile getirdi. 'Yanlış bir iletişim zinciri oluştu ve işin bu hale gelmesinde bizim de sorumlu olduğumuzu kabul ediyoruz' denilerek, beklenen özür bir şekilde dile getirildi. Açıklama şöyle devam etti:'Sayın Reyan Tuvi’nin ’Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli daha önce festival dahilinde özel gösterim programı yerine ulusal belgesel yarışma bölümüne davet edilmiş ve bu davetimiz kabul görmüştür. Yönetmenin sanatçı iradesine herhangi bir baskı ya da otosansür dayatması yapılmamıştır, yapılması da düşünülemez, bu noktada yönetmenin kendi açıklamaları da ortadadır. Ne festival tarafından ne de eser sahibi tarafından söz konusu filmin ne mesajına, ne içeriğine, ne kurgusuna, ne de bütünlüğüne dokunulması asla ve hiç bir zaman talep edilmemiş, net bir biçimde adını vererek ve yazılı olarak kişilik haklarına yönelik bir hakarete dair ortak bir hassasiyet sonucu söz konusu küfür kaldırılmıştır. Filmin ilk başta açıklandığı gibi halka açık gösterime çıkartılmaması ile ilgili gerçek bununla sınırlıdır.'SİNEMA BAYRAMI OLSUNHülya Uçansu, Zeynep Özbatur Atakan, Alin Taşçıyan’dan oluşan Festival Komitesi adına yapılan açıklama, 'Hepimizin ve sinemamızın ortak çıkarı, bir tartışmaya tüm festivali kurban etmemektir. Karşılıklı suçlamalar ve ithamlar yerine, konuşup tartışarak çözemeyeceğimiz bir konu ve sorun olmadığı inancındayız. Meselenin tüm taraflarını 51. Antalya Altın Portakal Film Festivalimizi bir sinema bayramı biçiminde kutlamaya davet ediyoruz' ifadeleriyle sona erdi.Emre BAYLAN/ ANTALYA, DHA
Dünyada Tanınmalarını Sağlayan Yapımları ile 28 Ünlü Yönetmen
Geleceğe Dönüş Zemeckis ilk kez seksenli yıllarda çektiği Geleceğe Dönüş filmleri ile ismini duyurdu. 1994 yılında yönettiği Forrest Gump filmi ile En İyi Yönetmen Oscarını aldı, film ayrıca en iyi film ve en iyi senaryo da dahil olmak üzere toplam altı oscar ödülünün sahibi oldu.
Altın Portakal'da Sansür ve Otosansür Tartışması Sürüyor
Altın Portakal’daki belgesel yarışmasından çıkarılan “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” adlı film küfürlü bir İngilizce altyazının çıkarılmasıyla yeniden yarışmaya alındı. Belgesel Sinemacılar Birliği “Sansür kadar sansür baskısıyla oluşan otosansüre karşı da daha güçlü kararlılık” gerektiğini açıkladı. Birlik, benzer uygulamalara davetiye çıkarmamak adına festivalden çekildi.Reyan Tuvi’nin yönettiği ve Gezi Direnişi belgeseli “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”in yarışma seçkisinden çıkarılmasıyla büyük bir kriz yaşayan 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali, filmin yeniden yarışmaya alınmasıyla çöküşün eşiğinden döndü.Ancak, Altın Portakal yönetiminden yapılan açıklamada, belgeselin “yeniden gönderilen versiyonunun yapılan değerlendirmesi sonucunda” yarışmaya davet edildiğinin belirtilmesi, kafalarda soru işaretleri uyandırdı.Tuvi’nin filminin, “bir İngilizce altyazının kaldırılması” sonucunda festivalde yarışabileceği öğrenildi.Yönetmen Reyan Tuvi ise, twitter hesabından yaptığı açıklamada konuya açıklık getirdi:“Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması’nda yarışacak. Bir haftaya yakın süredir devam etmekte olan ve sinema sektöründe topyekûn çok önemsediğim bir tartışma başlatan bu durum, filmin İngilizce altyazısındaki bir küfür çevirisini kaldırmamla sora erdi. Belgeselimiz, İstanbul Film Festivali ve diğer festivallerde izleyici ile buluştuğu haliyle, kurgusuna dokunulmadan Antalya izleyicisi ile buluşacak. Sokaklarda, duvarlardan küfürleri boyayarak silen ve “küfürle değil, inatla diren” diyen kadınları selamlıyorum. Bana destek veren, yanımda duran herkese, içtenlikle teşekkür ederim.”Ceren Çıplak/Cumhuriyet
Bu Kitabı Okuyan 500 Bin Dolar Kazanabilir
500 bin dolar ödüllü kitap 'Endgame', dünyayla aynı anda yarın Türkiye'de satışa çıkıyor.Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Pena Yayınları'ndan çıkacak kitabın okuyucuları, bulmacayı çözüp 500 bin dolar değerindeki altını kazanmak için yarışacak.Sinema, bilgisayar oyunu, sosyal ağlar, bir dizi hikaye ve sayısız interaktif uygulamayı kapsayan yapısıyla dünyada şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap projesi olduğu belirtilen Endgame'in oyun platformu Google tarafından hayata geçilirken, filmin çekimini ise 20th Century Fox üstlenecek.ABD'li yazar James Frey'in üç kitaplık dizisinin ilk romanı olan Endgame, 38 ülkeyle aynı anda yayımlanacak.Genç yetişkinleri hedefleyen dizi, dünyanın sonunu getirecek felaketlerin başlamasıyla 12 kadim uygarlığın temsilcisi olan 12 özel gencin, dünyanın ve kendi ırklarının kurtuluşu olan 3 anahtarı arama mücadelesini anlatıyor.Türkiye'deki ismiyle 'Endgame: Çağrı', bir maç sırasında Fenerbahçe Stadı'na düşen bir meteorla başlıyor ve bu, dünyanın sonunu getirecek felaketlerin ilki oluyor. Doğduklarından beri dünyayı kurtarmak için yetiştirilen, farklı niteliklere ve güçlere sahip 13-20 yaş arası gençler, bu işaretin ardından 3 anahtarı bulmak için amansız bir mücadeleye girişiyor.Romanın satırlarında gizli ipuçlarını bulan ve şifreleri çözen okuyucular, dünyanın herhangi bir yerinde saklanan anahtarla, Las Vegas'taki bir otelin lobisinde duran ve içinde 500 bin dolar değerinde altın bulunan kasayı açma şansına sahip olacak. İkinci kitap 1 milyon dolar, üçüncü kitap 1,5 milyon dolar, toplamda ise 3 milyon dolar değerinde altın kazanma fırsatı sunulacak.Açıklamada görüşlerine yer verilen James Frey, birçok platformda var olacak bir proje şeklinde tasarlanan kitabın, roman ve hikaye kitabının yanı sıra bilgisayar oyunları, sinema filmi, sosyal ağlar ve e-kitapları kapsayacağını ifade etti.Kitap, Uğur Mehter tarafından Türkçe'ye çevrildi.AA
Galatasaray'a Burak'tan Kötü Haber
Galatasaray Kulübü Burak Yılmaz'ın sol ayağında yırtık ve ödem olduğunu bildirdi. Futbolcunun tedavisine başlandı.Burak Yılmaz'ın sol ayağında yırtık ve ödem olduğu bildirildi.Galatasaray resmi internet sitesinden Sağlık Raporu: Burak Yılmaz başlığıyla verilen bilgide, 'Oyuncumuz Burak Yılmaz'ın bugün sponsor hastanemiz Liv Hospital'da yapılan MR tetkiklerinde; sol ayak bileği dış ön yan bağında yırtık, eşlik eden ayak bileği ödemi ve ayak bileği kemiklerinde kemik iliği ödemi tespit edilmiştir.' denildi.Burak Yılmaz dünkü Erciyesspor maçında bir pozisyonda rakibinin ayağına basmış ve uzun süre yerde kalmıştı. Yıldız oyuncunun Türkiye kadrosundan çıkarılıp çıkarılmayacağı ise henüz belli değil.Eurosport
Reklam
Galatasaray Moral Depoladı
Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor ile Galatasaray Spor Toto Süper Lig'in 5.haftasında kozlarını paylaştı.Kadir Has Stadı'nda oynanan zorlu mücadelede sarı-kırmızılılar 2-1'lik galibiyete ulaştı.Galatasaray'ın gollerini 52. dakikada Burak Yılmaz ile dakikalar 67'yi gösterdiğinde frikikten Wesley Sneijder kaydederken, Erciyesspor'un golü 81'de Caner Osmanpaşa'dan geldi.Alınan bu sonucun ardından Erciyesspor 3 puanda kalırken Galatasaray ise 10 puana yükseldi.Ligin bir sonraki haftasında Bülent Korkmaz'ın öğrencileri deplasmanda Gençlerbirliği ile karşılaşacak olurken, sarı-kırmızılılar Türk Telekom Arena'da Fenerbahçe'yi ağırlayacak.ERCİYES'TE 2 EKSİKEv sahibi Erciyesspor'da sakatlıkları bulunan Jacques Zoua ve İlhan Parlak bu karşılaşmada forma giyemedi.Konuk ekip Galatasaray'da ise sakat ve cezalı oyuncu bulunmazken Emre Çolak, Gökhan Zan, Hakan Balta ve Bruma teknik direktör Cesare Prandelli tarafından Kayseri'ye gelen kafileye dahil edilmedi.ESKİ TAKIMINA KARŞIGalatasaray teknik direktörü Cesare Prandelli, sezon başında Erciyesspor'dan transfer edilen Yasin Öztekin'e ilk 11'de görev verdi.Geçen sezon Erciyesspor formasıyla gösterdiği performansın ardından sezon başında Galatasaray'a transfer olan Öztekin'i, Prandelli eski takımına karşı yapılan maçta ilk 11'de görevlendirdi. Öztekin, ileri uçta Burak Yılmaz ve Olcan Adın ile takımı için gol aradıNECATİ HARCADIErciyesspor, Galatasaray'ın ataklarını engellerken bir yandan da rakip kalede gol aradı. İlk tehlike Necati Ateş ile geldi. 14. dakikada ceza alanı üzerinde Muslera ile karşı karşıya kalan Necat'nin şutuna Chedjou müdahale ederken mutlak bir golü önledi.YASİN NET FIRSATI HARCADI!Kanatlardan etkili olmaya çalışan Galatasaray, rakip kalede gol arasa da ilk devrede sadece net 1 fırsat yakalayabildi.Felipe Melo, savunma arkasına koşu yapan Yasin Öztekin'i topla buluştururken, net bir gol kaçtı. 24. dakikada ceza alanı içinde kaleci Gökhan ile karşı karşıya kalan orta saha oyuncusu, topu kalecinin üzerine vurunca skor 0-0'da kaldı.İlerleyen dakikalarda daha dengeli bir oyun oynanırken savunma oyuncularının başarılı hamleleri, etkili pozisyonları önledi ve ilk devre golsüz tamamlandı.BURAK YILMAZ ÖNCE KAÇIRDI, SONRA...Galatasaray ikinci devreye etkili başlarken henüz ilk dakikalarda Burak Yılmaz gole yaklaşan isimdi.Rakip savunma arkasına çok iyi kaçan Burak'a atılan pasta golcü futbolcu topu göğsüyle alıp ceza alanına girdi ama karşı karşıya pozisyonda vuruşu sağ direğin dibinden dışarıya gitti.Sarı-kırmızılılar golü ise kornerden buldu! 52. dakikada kullanılan köşe vuruşunda Selçuk'un ceza alanına ortasında Semih topu kafasıyla kale sahasına indirdi. Burak topu kontrol etmek isterken top biraz yükseklik kazandı ama Burak yükseklik kazanan topu ayağıyla ağlara gönderdi.SNEIJDER FRİKİKTEN YAZDITeknik direktör Cesare Prandelli son yarım saatlik bölümde Yasin'in yerine Hamit Altıntop'u oyuna sürdü. Erciyesspor'da ise Edinho ve Kader Mangane oyundan çıkarken Cem Can ve Barış Memiş sahaya girdi.Değişikliklerin ardından Galatasaray'da Wesley Sneijder skoru 2-0'a taşıdı. 67. dakikada kaleyi karşıdan gören noktadan şutunu çeken Sneijder, Gökhan'ı mağlup ederek harika bir frikik golüne imzasını attı.MELO ISKALADI, FARK 1'E DÜŞTÜSon bölümde savunmasında ciddi boşluklar veren ev sahibi ekip, sarı-kırmızılılara birçok fırsat sağladı ancak Galatasaray hücumda organize olamayınca goller kaçtı.Ev sahibi ekip 81'de kullandılan kornerde ise farkı 1'e düşürdü. Ceza alanına yapılan ortada savunmanın karşıladığı topu ceza alanı içi son çizgi yakınlarında Murat aldı ve kale sahasına pasını verdi. Melo'nun ıska geçtiği topa Caner yakın mesafeden vurarak golünü attı.Son dakikalarda Erciyesspor daha fazla risk alırken, Prandelli; Sneijder'in yerne Dzemaili'yi oyuna aldı.Çabalar sonuç vermezken mücadele Galatasaray'ın 2-1'lik üstünüğüyle bitti.Sporx
Can Candan, Altın Portakal Belgesel Jüri Başkanlığı'ndan Çekildi
‘Gezi belgeseli ‘ Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’in Altın Portakal Film Festivali’nde sansürlenmesine karşı ilk somut tepki, Ulusal Belgesel Yarışması Ana Jüri Başkanı Can Candan’dan geldi. Candan, yönetmenliğini Reyan Tuvi’nin yaptığı belgesel filmin sansürlenmesine tepki olarak görevinden çekildi.Belgesel yarışması ana jüri başkanı, “Sansürün, sorumsuzluğun, manipülasyonun ve baskının olduğu yerde ben yokum” ifadelerini kullandı.Candan, yaptığı yazılı açıklamada yaşanan süreci dikkatle takip ettiğini belirtip, festival komitesinin ön jürinin iradesine müdahale etmesinin meşrulaştırılmaya çalışıldığını ve festival yönetiminin de sorumluluğu yönetmenin üzerine atarak sansüre ek olarak bir de Tuvi üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı.Candan , “Varılan bu noktada Ulusal Belgesel Film Yarışması Ana Jüri Başkanı olarak benim gönül rahatlığıyla görevime devam edebilmem ve 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin bir parçası olabilmem mümkün değildir” ifadelerini kullandı.AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festivalin yönetimi, Reyan Tuvi’nin belgeselini ön jüri tarafından yarışmaya değer bulunmasına rağmen Türk Ceza Kanunu’nun şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen ‘125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik’ nedeniyle yarışma programına alınmamıştı. Yönetimin bu kararı, ön jüride bulunan üç ismin yazılı açıklamasıyla ortaya çıkmıştı.Yönetim dün yazılı bir açıklamayla kararını filmde ‘insan haklarının rencide edilmesi’ ne bağlarken, aynı zamanda festival komitesinde görev alan SİYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Alin Taşçıyan da Diken’e ortada sansür değil, filmi korumaya yönelik bir karar bulunduğunu söylemişti.SİYAD üyesi 59 yazar da bugün yazılı açıklamayla sansürü protesto edip, ‘Çağdışı, kabul edilemez’ demişti.Bir protesto da festivalde jüri üyesi olarak görev yapan 11 isimden gelmiş, ortak açıklamayla, kararın geri alınması istenmişti.Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma Jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan ise ‘ortaya karışık’ konuşmuş, bir yandan, “Sansür varsa ben yokum” derken, bir yandan da, kendisinin söz konusu kararla ilgisinin bulunmadığını söyleyip filmin tekrar değerlendirilerek uzlaşmaya varılmasını önerdi.Diken
Reklam
Gürkan Şef'ten Kurban'da Lezzet Tüyoları
Kurban Bayramı gelir de kavurma yapılmaz mı? “Bir türlü beceremiyorum, ya lastik gibi ya da taş gibi oluyor.” diyenler için ete dair ne varsa Türkiye’nin diplomalı ilk kasabı, ünlülerin etçisi Gürkan Şef’e sordum. Hem kavurdu hem cevapladı.Yemek Bahane'nin bu haftaki konuğu Türkiye'nin ilk diplomalı kasabı Gürkan Topçu. Nişantaşı'ndaki mekanında ziyaret ettiğim Gürkan Şef bildiğiniz üzere kısa süre önce Kanal Türk ekranında ‘Mangal Zamanı' adlı yeni bir programa başladı. Her hafta bir ünlüyle mangal eşliğinde sohbet eden ve izleyicileriyle mangal yapımına dair püf noktaları paylaşan ‘etin jönü’nü yakalamışken ve hazır da Kurban Bayramı'yken ete dair bilinen bilinmeyen ne varsa sordum. Nefessiz geçen söyleşimiz sonrası Kurban Bayramı'nın olmazsa olmazı kavurma pişirdi Gürkan Şef, her adımında yapılan hataları anlattığı kavurmayı yedirmeden de göndermedi bizi. Bu arada suşiden hoşlanmayan şefimiz kendi icadı etşisini ve son günlerde ünlü futbolcularla meşhur olan ilik suyunu da tattırdı bana. Et suyunu meyve suyu gibi içmek biraz garip gelse de hoşuma gitti. Etşiye gelince benim gibi karpaçyodan hoşlanmayanlara şiddetle tavsiye ederim. Dış panesi susamla, iç dolgusu ise göbek marul, özel bir sos, salatalık ve avakodo ile yapılan, yanında galeta ve soya sosuyla servis edilen etşiye bayıldım. Kısa keseyim. Biliyorum daha et kesecek kavurma yapacaksınız. Son bir tavsiye; bu röportajı okumadan kavurma pişirmeyin sakın. Zira Gürkan Şef bir sürü tavsiyesi var sizlere. Bayramınız mübarek, kavurmanız lezzetli olsun.Türkiye’nin diplomalı ilk kasabısınız. İngiltere’de et akademisini bitirmişsiniz. Kasaplık hayalleri süsleyecek bir meslek değil. Çocukken sorduklarında kasap olmak istiyorum demiyordunuz herhalde değil mi?Hayır, ama yalnızca et yemeği değil doğramayı da çok severdim. Ailem gıda işiyle uğraşıyor. Sebze meyve topluyor. Bu açıdan mutfağa uzak değildim. Ama etle ilgilenen yoktu. Kurban bayramlarında çocuklar hayvan kesilirken uzaklaşır ya da uzaklaştırılır. Ben acayip meraklıydım. Durur izlerdim. 11 yaşımda başladım et doğramaya. Kasapla birlikte deri yüzerdim. Denizliliyim, Anadolu’da büyümüş biri olarak antrikot, bonfile vs. nedir bilmem zordu ama kendi kendime et keşfi yapardım. Burası çok lezzetli, burası çok yumuşak derdim.Anneniz kızmaz mıydı et doğramanıza?Hayır, 13 yaşıma geldiğimde evde etle ilgili bütün işleri ben yapar, etleri ben doğrar olmuştum.İtalya’ya mutfak eğitimi almaya gidip bir ay sonra geri dönmüşsünüz. Makarna ve pizza kesmedi mi sizi?(Gülüyor) Aynen. Makarna ve pizza değildi içimdeki aşk. Doğru zamanda doğru insanlarla tanıştım ve kararımı et eğitimi almaktan yana kullandım. Cenab-ı Allah yeniden dünyaya getirse yine bu mesleği seçerdim. Günde abartısız en az 16 saat çalışıyorum.Gözünüzü et bürümüş desenize…(Gülüşmeler) Kırmızı etle ilgilenmeyi de, yemeyi de çok seviyordum. Etçilim, aslan burcuyum.Et okulu açarsınız artık…İnşallah. 2015 yılı hedeflerim arasında hem bir et sanatları akademisi hem de kırmızı et ve steak hakkında A’dan Z’ye her türlü bilginin yer aldığı bir kitap projesi var. Akademi projesiyle hem bu mesleğe gönül vermiş gençlere eğitim vereceğiz hem de şubelerimizde çalıştırılmak üzere kendi şeflerimizi yetiştirmiş olacağız.Eskiden ayağını bacağını kıran, ya kırıkçıya ya çıkıkçıya giderdi. Şimdi kırığını alan size geliyor…(Gülüyor) Et suyu daha doğrusu ilik suyu içmeye geliyorlar. Kemikler çabuk kaynasın, güçlensin diye. Aslında herkesin bildiği bir şey ama ünlü futbolcular içti diye patladı bir anda. Ayrıca sadece bu maksatlı değil, et yemeye başlamadan önce minik shot bardaklarında bundan ikram ediyoruz ki midemiz ete hazırlansın. Kış mevsimi için ise doğal antibiyotik.Fenerbahçeli futbolcu Caner Erkin, sakatlığı sonrası sizden 12 litre et suyu satın almıştı. Ne var Allah aşkına içinde bu kadar etkili?Kaval kemiklerini kök sebzelerle birlikte 72 saat boyunca kaynatıyoruz. Ardından süzüp 1 gün dinlendiriyoruz. İçinde inanılmaz bir emek var. Başka futbolcu arkadaşlarımız da geliyor. Oyuncular da. Şükrü Özyıldız da küçük bir çatlak problemi yaşamıştı. Bir buçuk ay her gün içti.Ünlülerden konu açılmışken kim ne yer ne sever?Alişan, kuzu pirzola çok sever. Hayatımda bu kadar kuzu pirzola âşığı bir insan görmedim. Hastası resmen. Çok et tüketiyor. Gerçi şu ara ameliyat oldu, az ama sık yiyerek devam ediyor. Şükrü Özyıldız, bonfileci. Ayrıca iliği acayip seviyor. İlik suyuyla pişirilmiş eti ver bir kilo yer tek oturuşta. Haftada dört gün yiyor bunu. Burak Yılmaz, lokumcu. Caner, sakatlığından dolayı daha çok kuzu incik ve soslu etler yiyor. Işın Karaca da lokumcudur.Yiyecekleri eti onlar mı seçiyor, siz mi yönlendiriyorsunuz?Hepsini uzun zamandır tanıdığım için ne yiyeceklerini gayet iyi biliyorum. Bu yüzden geldiklerinde sipariş almam kesinlikle.Mekânın girişinde ünlülerin isimlerinin yazılı olduğu camdan bir dolap var…Bu ilk olarak Avustralya’da yapılan bir sistem. Kuru dinlendirme olarak adlandırılıyor. Etleri isim ve tarihleyip asıyoruz. Karşısında da Himalaya tuzundan oluşan bir duvar var. Dolabın içi 0-2 derece. Tuz etin nemini alıyor ve kurumasını sağlıyor. Etler 28 günde kuruyor. Süre dolduktan sonra sahibini çağırıyoruz süre doldu gel ye diye. Grup olarak yenmesi lazım. Çünkü kesildi mi bitmek zorunda.Herkesi ete doyuruyorsunuz, siz ne yersiniz?Her gün et yiyorum. Diyebilirim ki 365 günün 360 günü ete dokunan, yiyen biriyim.Dikkat edin, et komasına girmeyesiniz…Yıllardır böyle. 3 ayda bir sağlık kontrolünden geçiyorum. Allah’a şükür hiçbir sağlık problemim yok. Güne sucuk ile başlıyorum. En az 200-250 gram sucuk yiyorum. Toplamda günde bir kilo 200 gram et tüketiyorum.Maşallah!20 çeşit menü var burada. Her birinden 80 gram yeseniz bir kilo altı yüz gram yapar. Demek ki 50 gram yiyorum. Tadına bakmak zorundayım. Sonuçta işim bu. Yeni bir ürün geliyor vs.Katlanamadığınız bir et yemeği var mı?Olabilir mi? Hepsine bayılıyorum.Steak houselarda neden etler ya az pişmiş ya da kanlı oluyor?Eti ne kadar pişirirseniz o kadar lezzeti gider.Biz kadınlar da tam tersini düşünüyoruz ama…Bu arada steak houseların et restoranlarından farkı ne?Steak demek doğal et demek. Steak houselarda yapılan etin içine hiçbir baharat girmez. Sadece yağ ve tuz. Et servis edilirken ara sıcaklar falan gelmez önden. Yanında sadece salata olur.Et pişirmeye dair püf noktalarıDana ve kuzuyu birlikte pişirmeyin: Zira biri yumuşak, biri serttir. Lezzetler yenik çıkar o etten keyif alınmaz.Dana etini önce haşlayıp sonra kavurmayın: Yumuşasın ve daha kolay pişsin diye bu yönteme başvuruluyor ama oldukça yanlış. Çünkü etin bütün lezzeti suyunda kalıyor.Kavurma yaparken bunlara dikkat!-Kavurma için sac, döküm tava da kullanılabilir ama çelik olması çok daha iyi, çünkü ısıyı çok daha hızlı alır. Döküm geç ısınır. Et çelik tencerede daha keyifli pişer.-Teflon tavada kavurma kesinlikle yapılmamalı. Teflon tava yeterli ısıyı sağlayamadığı için mühürlemeyi gerçekleştiremeyecek, bu yüzden etiniz suyunu tavaya bırakacak. Siz etinizin piştiğini zannedeceksiniz oysa bu sırada sıvı kaybediyor olacak. Sıvı kaybetmesi lezzet kaybı da demek.-Tencere iyice ısıtıldıktan sonra (hafiften dumanlar yükseldiği zaman) sırasıyla önce kavram yağı, sıvısı çıktıktan sonra da (iyice sarımtırak bir hal aldığı ve kuruduğu vakit de) etler eklenmeli. Sadece kavurma yaparken değil, sebze yemeklerinde bile tencere soğukken malzeme asla tencereye konulmamalı.-Neden yüksek ateş? Çünkü bir nevi mühürleme işlemi yapılmış oluyor. Mühürleme neden önemli? Çünkü bu işlemle sıvı, etin içine hapsedilir. Bu şekilde de et yumuşak ve lezzetli olur. (Et yemeklerinde ve ızgaralarda yüksek ateş gerekli.)-Kavurma yaparken et de yağ da eşit parçalar halinde doğranmalı ki parçalar eşit sürede pişsin. Aksi takdirde küçükler daha erken pişecek büyük parçayı pişireyim derken de küçükleri yakacaksınız.-Kavram yağı kavrulduktan ve sıvısını tencereye bıraktıktan sonra tüm taneleri tencereden alınmalı. Zira etler ilave edildiğinde, et pişerken yağ yanıp siyah noktalar haline dönüşebilir.-En önemli püf noktalarından biri tuz. Izgaralık ette iri taneli tuz kullanılmalı (kaya ya da deniz tuzu), etli tencere yemeklerinde ise sofra tuzu. Izgaralık ette tuz önceden atılırken tencere yemeklerinde ise sonradan konulmalı. Bu yüzden kavurmaya da tuz en son eklenmeli.-Kuzu kavurma yapıyorsanız kuzu etinin o keskin kokusunu yumuşatmak için kavururken bir miktar limon sıkabilirsiniz. Asidik özelliği olduğundan bu kokunun gitmesine yardımcı olacak. Birkaç dal biberiye de ilave edilebilir.Ne kadar yağ o kadar lezzet!En iyi kurban kavurması hayvanın neresinden olur?Koldan. Buttan da olur ama kol buta göre daha lezzetlidir. Çünkü but kaslı olabilir. Kolda ise kas mevcut değildir. Bu yüzden kol etiyle yapılan kavurma çok daha keyiflidir.Küçükbaş büyükbaş fark eder mi?Hayır. Sonuçta anatomileri aynı.Uzmanlar kavurma yaparken yağa dikkat diyor, yağsız mı kavrulmalı et?Ben yağı, eti lezzetlendirmek için kullanıyorum. Piştikten sonra zaten posa haline geliyor. Hoşlanmayanlar ya da sağlığına dikkat edenler çıkarabilir. Sıvılaşan kısmı lezzet katıyor, bize de lazım olan bu kısım. Dana etinin sırt kısmından elde edilen antrikotun kenarında yer alan yağ da ızgara yapılırken çıkarılmamalı, lezzetsiz olur. Piştikten sonra isterseniz yemeyin. Yağ, ızgarada pişen etin hava almasını sağlıyor.Kavurmaya kattığımız yağ kuyruk yağı mı?Hayır, kavram yağı. İç bölgeden, böbreklerin üzerinden çıkan yağ ama kuyruk yağı da kullanılabilir.Kurban etinin ne zaman yeneceği konusu her sene tartışılır. Uzmanlar dinlendirilmesini söylüyor. Etin ustası ne diyor?Kurban kesildikten sonra âdet yerini bulsun diye akabinde kavurma yapılır. Sakatat kısmını ise akşam tüketilmeli. Ancak normal koşullarda kurban kesildikten sonra dört parçaya ayrılmalı, delikli tülbent bezine sarılarak artı dört dolabında (dipfrizde değil) 72 saat dinlendirilmeli.Meraklı çocuk gibi olacak ama eti neden dinlendiriyoruz, ne oluyor dinlendirince?Kurbanınız kesildikten sonra et seğirmeye devam eder. Yani kaslar hâlâ yaşar. Kaslarının ölmesi için en az 48, en fazla 72 saate ihtiyaç var. Kaslar öldükten sonra et parçalanmalı. Bu şekilde zayiat yani lezzet kaybı daha az olacaktır. Ayrıca dinlenmiş eti kesmek, kürek kemiğinden ayırmak çok daha kolay olur. Taze taze kestiğinizde kemik etin içine girebilir. Etin kendini çekmesi lazım. Dinlenmiş et elle bile kemiğinden ayrılabilir.Hangi eti ne yapmalı?Bonfile, antrikot, kontrfile asla tencere yemeklerinde kullanılmamalı. Kemikli büyük etler kesinlikle ızgaralık olmalı. Kaburga kısmından pirzola, but, gerdan ve incikten haşlama, koldan kavurma, antrikottan ızgara. Döş kısmından ise kıyma çektirilmeli. Tek seferlik kullanımlar için kıyma 250, 500 gram ve 1 kiloluk olarak paketlenmeli. Fazlası buzluktan çıkarıldığında kullanılmazsa bir dahaki sefere lezzet kaybına uğrar. Döş kısmından çektiğimiz kıyma dolma için uygun. Dolmalık kıyma ise dişe gelir olması açısından tek sefer çekilmeli. Köftelik ise iki sefer çekilebilir.En değerli parçası neresi?Kuzu ve dana küşlemesi yani bonfilesi çok kıymetlidir.Neden değerli?Sırt kısmında 2 kemik arasındaki uzantıda sıkıştığı için çok yumuşaktır. Hayvan hareket ettikçe et kasa dönüşür ama bu bölgedeki et kemik arasında sıkıştığında, hareket etmez dolayısıyla kas oluşmaz. O yüzden insanların tercihi hep bonfiledendir ama favorim antrikot. Çünkü ne kadar yağ o kadar lezzet.Lezzetli et pişirmenin altın kuralı nedir?3 kuralı var: Doğru kasap, doğru et, doğru ekipman.Zaman
Altın Portakal'ın Salt Film Festivali Olmadığını Kanıtlayan 7 Olay
Ülkemizin en popüler ve en fazla kıymet gören 'film' festivali Altın Portakal uzun yıllar boyu polemik ve tartışmaların da odak noktası oldu aslında. Geçtiğimiz senelere dair hatırımda kalan bu olayları yan yana koyunca en son Altın Portakal'da ne zaman yalnızca filmleri konuştuğumuzu unuttum ve aşağıdaki liste doğdu.
Yılmaz Erdoğan 'Sansür' Sessizliğini Bozdu: Sorumlu Değilim
Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanı Yılmaz Erdoğan, Gezi belgeseline uygulanan sansür için “Sorumlu ben değilim” dedi.Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' belgeseline uygulanan sansür nedeniyle tepki çeken Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını yapan Yılmaz Erdoğan sessizliğini bozdu. Tartışmanın kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını öne süren Erdoğan, “Sorumlu ben değilim” dedi.Suskunluğu nedeniyle eleştirilen Erdoğan, “Ben, Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj yarışmasının jüri başkanıyım. Yapılan tartışmanın benim jürimle ilgisi yok. Olayın sorumlusu olarak beni yansıtmaları doğru değil. Konu, belgesel bölümündeki bir filmle ilgili. Filmi izlemediğim için herhangi sanatsal bir tartışmaya girmem mümkün değil' diye konuştu.'KİMSE BİRBİRİNİ DİNLEMİYOR'Erdoğan, “Sansürün olduğu yerde ben olmam. Ben de diğer jüri arkadaşlarım da herhangi bir sansür çabasına hiçbir zaman ortak olmadık, olmayız. Ama kimse birbirini dinlemiyor, sosyal medyada bana hakaretler ediliyor. Amacımız sonuç almaya çalışmak mı, kavga etmek mi?” dedi.Yılmaz Erdoğan, çözüm olarak ise filmin tekrar izlenmesi ve jüriyle uzlaşmaya varılması yolunu gösterdi.Reyan Tuvi’nin yönettiği 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı belgeseli, bu yıl 51'incisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma bölümünden çıkarılmıştı.BirGün
Reklam
Tottenham - Beşiktaş Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Beşiktaş dün gece Tottenham karşısında çok doğru bir oyun oynadı...Gerek savunmada gerek hücumda, açılırken ve kapanırken doğru zamanda ve çok doğru şekilde oynadı. İlk 11'de forma giyen Sosa'yı da çok beğendim. Arjantinli oyuncu performansı ve güzel paslarıyla dikkat çekti. Tabii devamlılığını beklemek lazım.Devamı...
Demba Ba'dan Bayram Hediyesi
Arsenal karşısında olduğu gibi Londra'da bu kez Tottenham'a futbol dersi veren Beşiktaş, sayısız gol fırsatından yararlanamadığı maçta Tottenham karşısında 1 puanı 88. dakikada Demba Ba'nın penaltı golüyle kurtardı.UEFA Avrupa Ligi C Grubu ilk maçında Asteras ile berabere kalan temsilcimiz Beşiktaş, gruptaki ikinci maçında deplasmanda Tottenham'la karşılaştı. İngiltere'nin başkenti Londra'nın White Hart Lane Stadı'nda oynanan karşılaşmada Harry Kane'in 27. dakikadaki golüyle 1-0 geriye düşen Beşiktaş, Demba Ba'nın 88. dakikadaki penaltı golüyle sahadan altın değerinde 1 puanla ayrıldı.DEMBA BA DİREĞE NİŞANLADIMaça fırtına gibi başlayan Beşiktaş, Olcay Şahan'la ikinci dakikada, Demba Ba ile 12. dakikada iki net pozisyondan faydalanamadı. Olcay Şahan karşı karşıya pozisyonda yaptığı vuruşta topu direğin bir karış yanından auta gönderirken, Demba Ba'nın 12. dakikada ceza sahası içerisinde çektiği şut direkte patladı.Ev sahibi ekip Tottenham kaleyi bulan ilk şutunda Harry Kane ile golü buldu. Genç oyuncu, 17. dakikada ceza sahası dışından yaptığı yerden düzgün vuruşla topu Tolga Zengin'in solundan ağlarla buluşturdu.ALTIN DEĞERİNDE PENALTIİlk yarıyı 1-0 geride kapatan siyahbeyazılar, rakip kaledeki baskısını ikinci 45 dakikada iyice arttırdı fakat kaleci Lloris engelini bir türlü aşamadı. Olcay-Demba Ba ortaklığında art arda pozisyonlarda Fransız kaleci Hugo Lloris'in koruduğu kalede aradığı golü bulamayan Beşiktaş, maçın 88. dakikasında Tottenham'ın Rumen savunmacısı Criches'in topa elle müdahale etmesi sonrası penaltı kazandı. Penaltıda topun başına geçen Demba Ba, topu ağlara göndererek maçın skorunu belirledi: 1-1Fotomaç
Jüri Üyelerinden Altın Portakal Sansürüne Tepki
Reyan Tuvi'nin Gezi belgeseli “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”in belgesel ön jürisi tarafından seçilmesine karşın 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali yönetimince yarışmaya alınmamasına tepkiler büyüyor.Belgesele sansür tartışmaları, bazı jüri üyelerini festivalden çekilme noktasına getirdi.Festivalin çeşitli bölümlerinde görev alan 10 jüri üyesi, yaptıkları açıklamada yaşananları 'vahim' olarak nitelendirdi ve jürilikten çekilebileceklerinin sinyalini verdi.10 jüri üyesinin imzasıyla yapılan açıklamada, belgeselin listeden çıkarılmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği vurgulandı.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Bir film festivalinden beklenen, filmlerin gösterim hakkını, seyircininse filmlere erişim hakkını savunmak ve filmin yaratıcılarının sanatsal ifade özgürlüğünü korumaktır. Bir filmin Türk Ceza Kanunu gerekçe gösterilerek yarışmadan ihraç edilmesi ise, festivalin kendini bir sanat kurumu değil, hukuki bir ceza mercii addederek hareket ettiğini gösterir.Altın Portakal yönetiminin, yarışmasına başvurmuş ve ön elemeyi geçmiş bir filmin yaratıcılarını zan altında bırakması son derece vahimdir. Halihazırda birçok festivalde gösterilmiş olan ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’, festival yönetiminin bu tutumuyla sadece yarışmadan çıkarılmış olmuyor, aynı zamanda söz konusu sanat eserini kriminalize etme anlamına geliyor. Filmin ileride başka etkinliklerde seyirciyle buluşmasının önünü kesebilecek ya da belli bölümlerinin sansürlenmesine zemin hazırlayacak bir uygulama.Tüm bu nedenlerden, bu açıklamayı sadece filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’na geri alınması için yapmıyoruz. Aynı zamanda festivalden, Reyan Tuvi’nin sanatsal ifade özgürlüğüne sahip çıkan bir açıklama bekliyoruz. Sanat eserlerinin suç unsuru olarak görülmesine davetiye çıkaran bu kararın geri alınmasını ve filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda, sanatçının kurguladığı özgün haliyle gösterilmesini talep ediyoruz.Ayrıca, festivalde jüri üyeliği yapmak üzere davet edilen bizlerin, bu uygulamanın ardından karar irademizi güvence altında hissetmesi mümkün değil. Festival yönetiminden, film gösterimlerinin her türlü baskıdan muaf bir şekilde yapılacağını ve seçici kurulların kararlarının manipüle edilmeyeceğini garanti eden, tavizsiz bir açıklama bekliyoruz.”AÇIKLAMAYA İMZA KOYAN JÜRİ ÜYELERİBelmin Söylemez (Ulusal Yarışma, Ana Jüri)Can Candan (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri Başkanı)Ayla Kanbur (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri)Zeynep Dadak (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Belma Baş (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Emre Akay (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Mehmet Açar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Evrim Kaya (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Kaya Özkaracalar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Fırat Yücel (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Demokrat Haber
Reklam
59 Sinema Yazarı Gezi Belgeseline Sansürü Protesto Etti
Sinema Yazarları Derneği’ne (SİYAD) üye 59 yazar, Gezi eylemleri temalı belgeselin Altın Portakal Film Festivali’nin programından çıkarılmasını protesto etti.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli, ön jüri tarafından yarışmaya değer bulunup festival yönetimine bildirilmişti.Ancak AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festivalin yönetimi, filmi, Türk Ceza Kanunu’nun şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen ‘125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik’ nedeniyle yarışma programına alınmamıştı. Yönetimin bu kararı, ön jüride bulunan üç ismin yazılı açıklamasıyla ortaya çıkmıştı.Yönetim dün yazılı bir açıklamayla kararını filmde ‘insan haklarının rencide edilmesi’ ne bağlarken, aynı zamanda festival komitesinde görev alan SİYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Alin Taşçıyan da Diken’e ortada sansür değil, filmi korumaya yönelik bir karar bulunduğunu söylemişti.SİYAD üyesi gazeteci ve film eleştirmeni Uğur Vardan ve Şenay Aydemir ise festival yönetimince alınan karara eleştirel yaklaşmıştı.59 yazarın bugün yayınladığı açıklama şöyle:Aşağıda imzası bulunan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri olarak, sinemamızın 100 yaşına bastığı, en köklü film festivalimiz Altın Portakal’ın 51 yılı geride bıraktığı koşullarda, sansür denilen çağdışı uygulamayı protesto ettiğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adını taşıyan, Altın Portakal Film Festivali’nin üç kişilik ön jürisinin değerlendirmesinden ve onayından geçmiş belgeselinin, festival programının dışında bırakılmasını kabul edilemez buluyor, sorunun çözümü için tüm sinema kamuoyunun ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz.33. İstanbul Film Festivali, Documentarist-7. İstanbul Belgesel Günleri ve 21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde hiçbir hukuki sorunla ve ceza tehdidiyle karşılaşmadan gösterilen ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ filmiyle dayanışma içindeyiz.Sinema yazarları olarak ilk yılından itibaren çeşitli boyutlarda destek verdiğimiz ve katkıda bulunduğumuz Altın Portakal’ın 35 yıl aradan sonra bir kez daha sansür utancı yaşamamasını diliyor, festival yönetimini bu karardan vazgeçmeye çağırıyoruz.Saygılarımızla…Mehmet AçarKerem AkçaErkan AktuğOkan ArpaçTunca ArslanAlkan AvcıoğluŞenay AydemirBurcu AykarSenem AytaçJanet BarışMelis BehlilAbbas BozkurtBanu BozdemirYeşim BurulCumhur CanbazoğluCüneyt CebenoyanSungu ÇapanTuncer ÇetinkayaAyça ÇiftçiAtilla DorsaySenem ErdineMurat ErşahinEngin ErtanTalip ErtürkÖvgü GökçeBerke GölBurak GöralÇağdaş GünerbüyükSelin GürelYusuf GüvenAyla KanburEvrim KayaAli KocaSerdar KökçeoğluNil KuralEsin KüçüktepepınarGözde OnaranNadir ÖperliMurat ÖzerCeylan ÖzçelikÖzge ÖzdüzenFatih ÖzgüvenKaya ÖzkaracalarOlkan ÖzyurtBarış SaydamFırat SayıcıSelin SevinçNecati SönmezZeynep Tül Akbal SüalpUygar ŞirinYeşim TabakMüge TuranAlper TurgutAli Ulvi UyanıkUğur VardanBurçin S. YalçınDeniz YavuzRasih YılmazFırat YücelDiken
İspanya'da Gündem Arda Turan!
İspanyol takımında 4. sezonunu geçiren Arda Turan, lig öncesi yaşadığı sakatlığın ardından mükemmel bir dönüş yaparken, dünkü maçta oynadığı futbolla Şampiyonlar Ligi'nde de öne çıkmayı başardı.Marca gazetesi, Arda ismine atıfta bulunarak, 'Ardiente' (Ateşli) başlığını atarken, 'Juventus sahada egemen olan taraftı ama ilk yenilgisini aldı ve bu sezonki ilk golünü yedi. Arda Turan'ın belirleyici olan kalk borusuyla Atletico yürek ve görevini yerine getirme dersi verdi' ifadelerini kullandı. İç sayfasında ise 'Beyler, bu Arda' ve 'Dev ezici Arda' başlıklarını kullanan Marca gazetesi, 'Mükemmel bir taktik savaşını Türk sihri çözdü. Atletico'nun sahadaki en zor anında Tiago ve Juanfran'ın başlatığı pozisyonu Arda sonlandırdı. Türk futbolcu, Bernabeu'da Real Madrid'e karşı alınan galibiyetin golünü attıktan sonra şimdi de Juventus karşısındaki zaferin golünü kaydetti' değerlendirmesinde bulundu.El Mundo Deportivo gazetesi de 'satır başı işareti' anlamına gelen, Atletico Madrid'in stadı Calderon'a atıfta bulunarak, 'Arda, Calderon' başlığını attı. 'Arda finali kazanıyor' ifadesini de iç sayfalarında başlığa çıkaran gazete, 'Türk futbolcu, Atletico'yu ateşleyen golü attı ve yenilmez Juve'yi insanileştirdi. Mükemmel bir sezon başı geçiren Arda, kurtarıcı oldu' ifadelerini kullandı.'Arda'nın klası savaşı kazanıyor' başlığını kullanan AS gazetesi ise 'Kısır bir savaşa dönüşen maçta herkes koşup, çarpışıp, terlerken, Arda, bizlere küçük detaylar hediye ederek sahada uçuştu' yorumunu yaptı.İspanya'nın yüksek tirajlı siyasi gazetelerinden El Mundo, 'Arda saf altın' başlığını atarken, 'Arda sahada yavaş yürüyor ve her koşudan sonra sanki ölecekmiş gibi gözüküyor. Onda asla aceleci bir görüntü aramayın ama Arda, Atletico Madrid için saf altın. Önündeki engelleri aşan, farklı bir futbolcu. Yine Atletico için çok önemli bir gol attı' denildi.El Pais gazetesi de 'İlk futbol sonra Arda' başlığı altında 'Taktik yönü çok ağır basan bir maçta Juventus karşısında Atletico'ya galibiyeti Türk futbolcu kazandırdı' ifadesini kulandı.
Reklam
'Türkiye Kendisini Kullandıracak Bir Ülke Değil'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Teröre karşı verilecek mücadelede her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke değildir' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade eden Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, 'Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir' dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti.'Sandık her meselenin çözüm yeridir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir.''Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur'Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, 'Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez' bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, 'Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır' dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı.'Milli iradeye hürmetsizliktir'Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır.''Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı.'Kültürel kimliklere gösterilen saygı'Erdoğan, Türkiye’nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:'İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır.''Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır'Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, 'Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur' diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, 'Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz' diye sürdürdü.'Şiddetle aralarına mesafe koymalı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi:'Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır.Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur.'Erdoğan, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi.'Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920’nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis’te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye’dir' ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:'Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye’dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye’ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye’nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye’ye direnç, eski Türkiye’den tevarüs edilen, eski Türkiye’ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye’nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye’ye kastetmek arzusundadır.Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır.Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis’in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye’yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye’yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye’ye denk düşecek yeni bir Anayasa’dır.''Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir'Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı’dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı’nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, '77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis’te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis’teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir' dedi.'Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz''İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye’nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye’nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya’da, Filistin’de, Mısır’da, Somali’de, Myanmar’da, Afganistan’da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye’de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan’daki Türk anıtlarından Bosna’daki köprülere, Myanmar’daki şehitliğinden Makedonya’daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin’de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım’da Zincirli Medrese, Makedonya’da Mustafa Paşa Camii, Kosova’da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek’te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova’daki Mehmet Akif’in köyüne, Makedonya’daki Gazi Mustafa Kemal’in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir.'Musul’un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46’sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, 'Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum' diye konuştu.Erdoğan, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Suriye'den Avrupa’nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, 'Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz' dedi.Türkiye'nin Irak ve Suriye’den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun,giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti.Erdoğan, şöyle konuştu:'Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD’in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir.Irak ve Suriye’de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye’dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye’nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak’ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak’ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak’ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye’nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff’te yapılan NATO Zirvesi’nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York’ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu. İnsanlığın can çekiştiği bölgelere yardım ulaştırma konusunda kararın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dudaklarında olması, küresel adaleti ciddi şekilde yaralamaktadır. Evet… Dünya 5’tenbüyüktür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi, küresel vicdan ve küresel adalet adına ertelenemez bir ihtiyaçtır. Her durumda Türkiye, tezlerini en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir.''Şam yönetiminin uzaklaştırılması önceliğimiz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek IŞİD terör örgütüne, gerek bölgedeki diğer terör örgütlerine karşı etkili mücadelenin öncelikleri olacağını vurguladı.Sadece Türkiye’de sayıları 1,5 milyonu aşan göçmenlerin ülkelerine dönebilmelerinin ya da ülkelerinde barındırılmalarının da öncelikleri olacağını belirten Erdoğan, 'Şamyönetiminin derhal uzaklaştırılması, Suriye’nin toprak bütünlüğü korunarak, Anayasal ve Parlamenter sistemle, herkesi kucaklayan bir yönetimin acilen tesis edilmesi de yine önceliğimiz olmaya devam edecektir' diye konuştu.'Tezkerelerin bu anlayışla değerlendirileceğine inanıyorum'Erdoğan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 1990 yılındaki yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada, 'Körfez bunalımında çekingen, kararsız, başkalarının karar vermesini bekleyen bir tutum ittihaz etmemiz düşünülemez. Aksi takdirde Türkiye'nin ali menfaatlerinin söz konusu olduğu bir meselede tesirli bir ülke olma imkanını büyük ölçüde kaybedeceğimiz aşikardır' dediğini anlatarak, Özal'ın dünya gerçeklerini ve geleceğin dünyasını görerek, Körfez bunalımında çok isabetli tavır sergilediğini söyledi.Özal'ın uyarı ve arzularının ne kadar yerinde olduğunu vefatından sonra tüm Türkiye'nin anladığını dile getiren Erdoğan, 'Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler, Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken, kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelmesi beklenen tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum' dedi.'Türkiye gelişmelere seyirci kalacak değildir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:'Birinci Dünya Savaşı’na sahne olan coğrafyanın, aradan geçen bir asırlık süreye rağmen, istikrar, huzur, barış ve refahtan halen yoksun olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. 100 yılın ardından, bölgemiz yeniden şekillenirken, Türkiye elbette gelişmelere seyirci kalacak değildir. Komşu ve bölge ülkelerimizde, olaylara mezhepçi ya da çıkar odaklı bir şekilde yaklaşmıyoruz. Her türlü ayrımcılığa, içeride olduğu gibi dışarıda da karşıyız. Halkın demokrasi taleplerine darbeci yöntemlerle set çekilen Mısır gibi ülkelere, tamamen insani ve ilkesel bir duruş sergiliyoruz.Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, şiddetin her türlüsüne karşı mücadele veriyoruz. Kıbrıs meselesinde, Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona erdirilmesinde,Ermenistan’la ilişkiler ve 1915 Olayları’nda, tamamen ilkeli, objektif ve barıştan yana yapıcı tutum izliyoruz.Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda kararlılığımızı muhafaza ediyor, sergilenen olumsuzluklara rağmen reformlarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir. Tesis ettiği güven, istikrar ve reformcu yapı sayesinde Türkiye, 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla ilerliyor.''Büyük projeler kesintisiz sürecek'Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra oluşan güven ve istikrar ortamının, milletin bizzat yaşayarak tecrübe ettiği büyüme ve kalkınma tesis ettiğini belirterek, '12 yıl önce telaffuz edildiğinde hayal gibi görünen, gerçekleşeceğine ihtimal verilmeyen nice hedef, bugün gerçeğe dönüştü' dedi.Türkiye'nin 230 milyar dolar olan milli gelirinin 820 milyar dolara, kişi başı milli gelirin 3 bin 500 dolardan 10 bin 500 dolara ulaştığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:'Türkiye, Uluslararası Para Fonu’yla yüksek faizli ağır borç anlaşmaları yaparken, bugün IMF’ye borcu olmayan, IMF’den borç istemeyen, hatta IMF’ye borç verebilecek bir ülke konumuna yükseldi. Merhum Turgut Özal’ın, 1990 yılında yaptığı yeni yasama dönemi konuşmasına baktığımda şunu gördüm; 80’li yıllarda döviz sıkıntısının olduğunu ifade ediyor, ardından da Merkez Bankası rezervinin 11 milyar dolar ile rekor kırdığını belirtiyor. 2002 yılında 27,5 milyar dolara ulaşan o döviz rezervini, biz şu anda altın dahil 132,5milyar dolara yükselttik.Merhum Özal’ın başlattığı ve bin 500 kilometresini de inşa ettiği bölünmüş yol ve otoyol uzunluğu 2002’de 6 bin 100 kilometreye ulaşmıştı. 12 yıl içinde bu ağa 17 bin kilometre yeni bölünmüş yol ekledik. Türkiye’yi Yüksek Hızlı Tren ile tanıştırdık. Abdülhamit Han’ın hayali olan Boğaz’ın altına tüp geçidi, MARMARAY’ı inşa ettik.205 bin yeni dersliği, 99 yeni kamu ve vakıf üniversitesini eğitim sistemine kazandırdık. 633 bin konutun inşasını başlattık ve 12 yıl içinde bunların 535 bin tanesini hak sahiplerine teslim ettik. Burslarla, yurtlarla, nakdi yardımlarla, eğitimin önündeki engelleri kaldırdık. Sağlık sistemi yeniden yapılandı; vatandaşımız hastanelerden insan onuruna yaraşır hizmet almaya başladı.30 büyükşehrimiz dahil, ihtiyaç tespit edilen diğer illerimizle birlikte 52 bin yatak kapasiteli 64 şehir hastanesi ülkemize kazandırılmış olacak. Bu şehir hastaneleriyle birlikte, inşallah, Türkiye’nin sağlık altyapısı adeta yeniden kurulmuş olacak.12 yıl içinde 268 baraj ve 53 gölet inşa edildi; şu anda, 78 baraj ve 426 göletin inşası devam ediyor. Tarımda, sulamada, enerji alanında, çevre ve şehircilikte, savunma sanayinde Türkiye ilklerle, rekorlarla tanıştı. İnanıyorum ki Türkiye, istikrar ve güven içinde, tüm bu kazanımlarını hem koruyacak, hem de çok daha ileri seviyelere taşıyacaktır.İstanbul’a inşa edilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü, üçüncü havalimanı, Boğaz'ın altına inşa edilen iki katlı tüp geçit, İzmit Körfezi’ne inşa edilen asma köprü, İstanbul-İzmirotoyolu, yeni yüksek hızlı tren hatları, Ovit Tüneli, TANAP Projesi, GAP, DAP ve KOP projeleri ve diğer nice büyük projemiz kesintisiz sürecek; bu büyük projelere, Kanal İstanbul gibi yeni büyük projeler eklenecektir.''Türkiye ekonomisini büyüme yolundan alıkoyamaz'Türkiye ekonomisinin son derece sağlam, istikrarlı ve güvenli bir zeminde büyümesini sürdürdüğünü ve sürdürmeye devam edeceğini ifade eden Erdoğan, 'Türkiye'nin2015'te G-20 Dönem Başkanlığını üstlenecek olması, küresel ekonomideki belirleyici yerimizi bir kez daha teyit edecektir' diye konuştu.2023 hedefi olan 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başı milli gelir ve 500 milyar dolar ihracatın hayal olmadığını vurgulayan Erdoğan, Eylül ayı ihracat rakamlarına göre yeni rekor kırıldığını belirtti. Erdoğan, 2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatın bugün itibariyle 158 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını kaydetti.Erdoğan, 'içeriden ve dışarıdan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz. Emekle ve alın teriyle bugünlere ulaşan Türkiye ekonomisi, yine emekle, alın teriyle, çalışma barışıyla geleceğe yürüyecektir' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetin, muhalefetin, Meclis'in, tüm kurum ve kuruluşların bir arada çalışarak, millet için son derece önemli bu hedefleri tutturacağına dair inancını dile getirdi.Muhabir: Meltem Öztürk-Alp Özden-Ali Hakan Der | AA
Yaşamdan Kitaplara, Kitaplardan Sinemaya Aktarılmış 59 Seçmece Film
Jackass'e yaptığı katkılar ve unutulmaz video klipleri (Beastie Boys/Sabotage) yetmiyormuş gibi John Malkovich Olmak ile zekanın, tuhaf olan ile hayli ilgi çekici bir kesişmesini sunan yönetmen, ilk uzun metrajından pek de farklı olmayan bir filmle geri dönüyor. Üstelik senarist yine John Malkovich, filminin mucize adamı ise Charlie Kaufman.Öykünün merkezinde yer alan karakter bizzat senaryoyu yazan Charlie Kaufman. Susan Orlean'ın The Orchid Thief kitabını senaryolaştırmaya çalışmaktadır. Başındaki orkide belası yetmiyormuş gibi, bir de konvensiyonel bir gerilim senaryosu yazmaya çalışan ikiz kardeşiyle uğraşmaktadır.Filmin bu noktadan itibaren nerelere ilerlediğini öğrenmek için izlemeniz lazım, zaten söylesek de inanmazsınız ! Bir yaprağın damarları gibi çatallanıp budaklanan yapım, günümüz sinemasının en yaratıcı yönetmenlerinden biriyle, en çılgın senaristini bir araya getiriyor. Charlie Kaufman bu filmin senaristidir.
10. Yılını Kutladığımız Efsane, "GTA Vice City"
2004 Yılında PC'ye çıkmış bir efsanedir kendileri. hepimizin 1 kez değil 10 kez oynamışlığı vardır. Çoğumuz RC Helikopter görevini geçememiş, ama yine de zevkini çıkarmaya bakmıştır. İşte hadi oyunu biraz daha inceleyelim ve biraz nostalji yapalım!
Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?
Kış Saati Uygulaması 2014 – Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?Adını dağlara yazdığımız, kalbimizin tek sahibi, gelsin diye gözüne baktığımız bir yaz daha bitti.Yazın bitmesiyle beraber Yaz saati uygulamasının bitmesine günler kaldı. 26 Ekim Pazar günü 04.00’ten itibaren saatler 1 saat geri alınacak.Evet 26 Ekim de bir saat fazla uyuyacaksınız. Çoğumuzun bu yaz saati uygulaması hakkında merak ettiği tek şey bu; bir saat fazla mı yoksa bir saat az mı uyuyacağım. Aslında merak ettiğiniz çok şey var bu konuda ama iş, güç, sınavlar, altın günü derken insan merak etmeye bile zaman bulamıyor farkındayım.Merak etmeyin ben sizin yerinize merak ettim ve araştırdım. Yaz saati uygulaması nedir, neden yapılır? İlk ne zaman nerede hangi tarihte başlamış?Bütün bu sorular cevapsız kalmayacakYaz saati uygulaması (YSU) gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak için saatlerin bir saat ileri alındığı bir uygulamadır. Kış gelince bu uygulama biter ve saatler eski haline getirilir.Peki bu uygulama ilk ne zaman başladı? Tarihçilere göre günümüzdeki uygulamanın aynısı gibi olmasa da bu uygulama ilk defa Antik Roma’da başlamış. Romalılara uzun yaz günleri yetmemiş daha da uzun olsun demişler ve birbirinden farklı uzunlukta saat dilimleri kullanmışlar. Bu şekilde mevsime göre farklılık gösteren zaman ölçekleri hesaplamışlar. Ama bu uygulama yeni saat sistemlerine geçildikçe unutulmuş, yalan olmuş.Ta ki 1784 yılında Paris’te büyükelçilik yapan Benjamin Franklin’in aklına gelene kadar. Adam büyükelçi olduğu için sabahtan akşama kadar koltuğunda oturuyor ve doğal olarak yorulmuyor. Bu yüzden de sabahın köründe uyanıyor. Artık nasıl bir kişiliği varsa ben bu saatte uyanıyorum millet niye uyuyor onlar da uyumasın ben enayimiyim diyerek orada burada tatava yapmış. Neymiş panjurlara vergi konulsunmuş, mum karneye bağlansınmış (nasıl bir karneymiş arkadaş herşeyi bağlıyorlar bu merete) , gün doğarken kilise çanları çalınsınmış daha da beteri var insanlar top ateşiyle uyandırılsın demiş bu adam. Adam büyükelçi mi koğuş nöbetçisi mi nedir anlamadım gitti. Benjamin bu meseleyi baya ciddiye almış olacak ki vecize bile yumurtlamış, “Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar.” Buyurun burdan yakın, lan sanki Paris’teki işçi kardeşim bir saat erken kalksa zengin olacak. Adamın yevmiyesi belli, ne uzalır ne kısalır. Yok bunun derdi başka tabi, sabahın köründe kendi gibi herkesi ayağa dikmek.Bu fikirleri yüzünden Paris esnafının, işçisinin elinden zor mu almışlar, evine sabahın köründe top mu atmışlar yoksa Fransa bunu ABD‘ye ne biçim büyük elçi göndermişsiniz lan bize, her işimize karışıyor, ya susturun ya da adam gibi bi elçi gönderin diyerek şikayet mi etmiş, Amerika da Benjamin dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık mı demiş artık ne olduysa bu fikirleri kabul görmemiş.Dünyada cins mi biter, bir tanesi de 1895 yılında Yeni Zelanda’da çıkmış ortaya, George Vernon Hudson adlı bir bilim adamı böcek toplayarak çalışmalarını sürdürürken zamanın yetmediğinden şikayet etmeye başlamış ona göre gün erkenden kararmaktaymış. Günün son saatleri onun için çok önemliymiş. Halbuki şöyle bi iki saat ileri alınsa saatler daha çok böcek toplayacağını Yeni Zellanda’da daki cümle haşeratla akraba olacağını düşünerek kaymakamlığa dilekçe yazmış ama dilekçesini böcekler yemiş , yalan olmuş.1916 yılında ise Birinci Dünya Savaşında yedi düvele karşı savaşan Almanya aşırı kömür kullanımından kurtulmak için Benjamin’in ,Hudson’un yaz saati uygulaması önerisine balıklama atlar. Böylece bu yaz saati uygulaması ilk defa Almanya’da uygulanmaya başlar.Bu uygulamanın faydalarını gören diğer anasının gözü devletler de bu furyaya katılmış aynı yıl İngiltere, 1917 yılında Rusya, 1918 yılında ise Amerika derken yaz saati uygulaması yaygınlaşır.Türkiye bu uygulamaya Montreux’de 10.10.1946 tarihinde toplanan Avrupa Doğu Münasebetleri ve Tren seferleri konferansında alınan ve Avrupa’da yaz saati uygulamasının aynı tarihlerde yapılması kararına uyarak, 05.12.1946 tarihli ve 5049 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla başlıyor.
Reklam