Apple'ın Patent Davasına Türk Profesör Damga Vurdu
ABD’de Apple’ın Samsung’a açtığı patent davasına Türk profesör damga vurdu. Davanın bilirkişisi Prof. Tülin Erdem, ‘İstediği 2.2 milyar dolar çok, 37 milyon dolar Apple için yeterli’ tezini savunarak dünya devine adeta soğuk duş aldırdı. ABD’de devam eden ikinci Apple-Samsung patent ihlali davasının sekizinci gününde sahneye bilirkişi olarak bir Türk profesör çıktı. Pazarlama gurusu akademisyen Prof. Tülin Erdem, 31 Mart 2014’te jüri seçimi sonrası başlayan davanın bilirkişisi seçildi. Davayı duruşma salonundan takip eden CNET editörü Shara Tibken’in bildirdiğine göre tanık kürsüsünde, davanın sadece söz konusu patentler etrafında şekillendirilmek istenildiğini söyleyen Prof. Erdem marka sadakati, kamera kalitesi gibi tüketici seçimini etkileyen daha önemli akıllı telefon özelliklerinin gözardı edildiğini öne sürdü. Dava konusu patentlerin çok detaylı, tüketici talebini artırmayacak özellikler olduğuna dikkat çeken Erdem, Apple avukatlarına “Bu özelliklerin önemini, değerini yapay olarak abartıyorsunuz” diyerek “Kilidi açmak için kaydırın” gibi özelliklerin tüketici seçimini etkilemeyecek cinsten fonksiyonlar olduğunun tüketiciler tarafından bilinmesini, bu gibi özelliklerin ürün satın alırken tüketicinin ilgi alanına bile girmediğinin bilinmesi gerektiğini belirtti.Erdem’e göre sadece “garip” insanlar, “tekno-kolik” tarzı insanlar ürün satın alırken “arka plan eşleştirme” “otomatik düzeltme” veya “Apple veri tarayıcısı” teknolojilerini referans alarak ürün seçimini değiştirebilir. Apple avukatları tedirgin “Talebi sürükleyen küçük özellikler değil, büyük özelliklerdir” diyen Prof. Erdem bilimsel verilere değil, sadece izlenimlerine dayanarak çıkardığı sonuçları da jüriyle paylaştı. “Ürün inceleme siteleri verilerine göre hareket edemeyiz, cihaz üzerindeki ikinci bir kamera, tüketicinin o ürünü tercih etmesi için yeterli bir argüman değildir” dedi. Apple avukatları ise Türk profesörün saptamalarına mahkeme karşısında şüpheli yaklaşıyor. İşlemci, dokunmatik ekrandaki QWERTY klavye, GPS gibi faktörlerin akıllı telefon satışlarını etkilemediğini iddia eden Prof. Erdem’in Samsung’un getirdiği diğer bilirkişiler ile çeliştiği iddiasında bulunuyor. ‘İhlal üstüne ihlal’ iddiası Söz konusu patent ihlali davasında Apple avukatları, Samsung’un kendilerine ait toplam beş adet patenti ihlal ettiğini iddia ediyor. Bu patent ihlalleri neticesinde Apple’in büyük zarara uğradığını ve bu zararın tazmin edilmesi için 2.2 milyar dolar tazminat ödenmesi gerektiğini savunuyor. Samsung ise Apple’in bu iddialarına karşılık, Apple’ın da kendilerinin iki adet patentini ihlal ettiğini, bu ihlal sonucunda Apple’in kendilerine toplam 7 milyon dolar tazminat ödemesi gerektiğini savunuyorlar. Hak ettikleri rakam bu değil Apple avukatları, yine bir akademisyen ve Ekonomist Christopher Vellturo’nun hesaplamalarına dayanarak, toplam 37 milyon cihazda Samsung’un patent ihlalinde bulunduğunu, toplamda 2.2 milyar dolar zarara uğradıklarını, Jüri ve mahkeme yargıcından Samsung’un bu zararı tazmin etmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Samsung’un bilirkişi heyeti ve avukatları ise bu miktarın sadece ve sadece 38.4 milyon dolar olabileceğine, ancak bu tutarın ödenmesine hükmedilebileceğini iddia ediyor. Hocadan yorum yok! Dava ile ilgili olarak bir Türk profesörün, bilirkişi olarak davada yer almasının Türkiye açısından önemli bir gelişme olduğuna inanarak Tülin Erdem hocamızla temas kurduk. Anında geri dönüş yaparak, “Dava hakkında bilirkişilerin dava hakkında konuşması yasak. Dava sonuçlanınca konuşabiliriz” dedi. Dava sonrasında konuşmak için sözleşildi. Jüri kararı geciktirmezse, iki veya üç hafta içerisinde dava sonuçlanabilir. Prof. Tülin Erdem kimdir? 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olan Prof. Tülin Erdem, ABD’nin Alberta Üniversitesi’nde lisansüstü derecesini tamamlamış. 1993 yılında ise yine aynı okulda İşletme alanında doktorasını vermiş. 2006 yılında New York Üniversitesi Stern Business School’da ders vermeye başlayan Prof. Erdem pazarlama ve işletme alanında dersler vermeye devam ediyor. Bir dönem INFORMS adındaki pazarlama derneğinin başkanlığını da üstlenen Tülin Erdem, Journal of Marketing Research isimli akademik yayının da bir dönem yayın yönetmenliği görevinde bulunmuş. Tülin Erdem’in uzmanlık ve araştırma alanları Reklam, marka yönetimi, tüketici seçimi, müşteri ilişkileri yönetimi, belirsizlikte karar almak, ekonometrik modelleme ve fiyatlandırma konularını kapsıyor. İlk davadan 290 milyon $ ABD’deki ilk Apple-Samsung patent davasında jüri, Samsung’un Apple’a 1.05 milyar dolar ödemesine karar vermişti. Ancak daha sonra bölge mahkemesine taşınan davada yargıç ödenmesi gereken rakamın jüri tarafından hatalı hesaplandığını söyleyerek yeni bir hesaplama gerçekleştirilmesini istedi. Bu davada Apple patent ihlallerinden dolayı Samsung’dan 380 milyon dolar talep ederken, Samsung ödemesi gereken rakamın 52 milyon dolar olduğunu iddia etti. Kasım 2013’te jüri Samsung’un patent ihlallerinden dolayı elde ettiği kazanç ve Apple’ın gördüğü zarar karşılığında 290 milyon dolar ödenmesine karar verdi.veteknoloji
Dünden Bugüne En İyi 10 Savaş Uçağı
Havacılık tarihine sahip oldukları tasarımla, dizaynları ve hava çatışmalarında sergiledikleri performansla adlarını altın harflerle yazdıran  bu savaşçı uçaklar en çetin hava şartlarında ve çatışmalarda kendilerini ispat eden uçaklardır. Günüzmüzde gelişmiş aviyonik sistemlere sahip olan jet uçakları umarız ki kendilerini ispat edebilecek hava çatışmaları bulamazlar ve üzerlerine düşen gereklilikleri barışı koruyarak ve sağlayarak yerine getirirler.İşte havacılık tarihinde dünden bugüne adlarını gözkyüzüne altın harflerle yazdıran en iyi 10 savaş uçağı...
SPK'da Başkan Yardımcıları ve Daire Başkanları Görevden Alındı
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), bugün gerçekleştirdiği kurul toplantısında dört başkan yardımcısından üçünün ve 12 daire başkanından 11′inin görevlerinden alınmasına karar vererek yerlerine yeni atamalar gerçekleştirdi.Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), bugün gerçekleştirdiği kurul toplantısında dört başkan yardımcısından üçünün ve 12 daire başkanından 11'inin görevlerinden alınmasına karar vererek yerlerine yeni atamalar gerçekleştirdi. SPK'dan yapılan resmi açıklamada, değişikliklerin 'yönetimde görülen lüzum üzerine' yapıldığı kaydedildi. ATANAN İSİMLERYeni görevlendirmelerle birlikte Kurul Başkan Yardımcıları Tevfik Kınık, Ayşegül Ekşit, Bora Oruç ve İ. Ömer Gönül'den oluştu. Daire Başkanları ise Uğur Yaylaönü, Gül Ertan, Enver Usca, Fatma Akgün Olum, Hasan Seyman, Esra Ada Vural, Yusuf Kaya, Ali İhsan Güngör, Emre Önyurt, Ahmet H. Halaçlıoğlu, Yalçın Ay ve Hüseyin Emre Üzer oldu.Haber Türk
Mimarlık mı Mühendislik mi?
İnsanlık tarihinin en eski disiplinlerinden biri olan Mimarlık ve popülaritesini kaybetmeyen, geleneksel Mühendislik programları, ortaöğretimde Fen Bilimleri alanına yönelen öğrencilerin sıklıkla tercih ettikleri programlar arasında bulunuyor. Mühendislik alanları ve Mimarlık programı arasında seçim yapmak konusunda kararsız olan adaylar için programları dersleri, gerektirdiği kişilik özellikleri ve yetenekler ve kariyer seçenekleri gibi çeşitli açılardan detaylı olarak inceledik.Mimarlık programlarında statik, matematik, mimari proje ve anlatım teknikleri, mimarlık tarihi, mukavemet, yapı ve yapım yöntemleri, tarihi çevre koruma ve restorasyon, şehircilik ve imar hukuku, yapım yönetimi ve ekonomisi, mimari tasarım bilgisi, tasarım ve yapım üretim teknikleri gibi temel derslerin yanı sıra bilgisayar destekli tasarım, mimari tasarım kuram ve yöntemleri ve malzeme ve teknoloji gibi seçmeli dersler yer alıyor. Mimarlık programlarında eğitim alan öğrenciler dersliklerin yanı sıra stüdyo, atölye ve laboratuvarda proje dersleri ve uygulamalı dersler alıyorlar. Mimarlık eğitimini başarıyla tamamlamak için öğrencilerin bir bitirme projesi hazırlaması da gerekiyor.Makine, endüstri ve inşaat gibi mühendislik alanlarında uzmanlık alanına yönelik olarak farklı dersler yer alıyor. Fakat genel olarak mühendislik fakültelerinde fizik, genel kimya, matematik, analiz, istatistik, tasarım, lineer cebir ve ekonomi gibi temel dersler bulunuyor. Ayrıca öğrenciler seçtikleri alan doğrultusunda çeşitli zorunlu ve seçmeli dersler alıyorlar.Mimarlık eğitimi almak ve Mimar olmak isteyenlerin matematik ve geometri gibi fen bilimlerine, güzel sanatlara ve bilgisayar bilimlerine ilgili olması, el-göz koordinasyonunun yüksek olması, şekil ve uzay ilişkilerini görebilmesi, analitik ve sayısal düşünebilmesi, yaratıcı olması, tasarım becerisine sahip olması; dikkatli, titiz ve yeniliklere açık olması, sözlü ve yazılı iletişim becerilerinin gelişmiş olması, analiz etme becerisine sahip olması, problemleri fark edebilmesi, sorumluluk sahibi olması, estetik algısının kuvvetli olması, zaman yönetiminde başarılı olması ve eleştiriye açık olması gerekiyor.Mühendislik programlarında eğitim almak ve Mühendis olmak isteyenlerin ise matematik, fizik ve kimya gibi fen bilimlerine ilgili olması, deney yapmaktan hoşlanması, problemleri fark edebilmesi ve alternatif çözüm yolları geliştirebilmesi; yaratıcı, meraklı ve sorgulayıcı olması, disiplinler arası çalışmaya yatkın olması, analitik ve sayısal düşünebilmesi, analiz etme ve yorumlama becerilerinin gelişmiş olması; dikkatli, ayrıntıcı ve disiplinli olması, teknolojik gelişmeleri takip etmesi, yeniliklere ve hayat boyu öğrenmeye açık olması, grup çalışmalarında başarılı olması, soyut düşünebilmesi, şekil uzay ilişkisini görebilmesi, el-göz koordinasyonunun yüksek olması, plan yapabilmesi ve uygulayabilmesi ve zaman yönetiminde başarılı olması gerekiyor.Mimarlar şantiyelerde, inşaatlarda, atölyelerde ve ofislerde çalışabilirler. Mimarlık programından mezun olanlar hem kamuya hem de özel sektöre ait kurum ve kuruluşlar için projeler yürütebilirler. Mühendisler de benzer bir şekilde ofislerde, atölyelerde, fabrikalarda, şantiyelerde ve laboratuvarlarda çalışabilirler. Uzmanlık alanları doğrultusunda savunmadan enerjiye ve bilişimden otomotive kadar pek çok sektörde; kamu kurum ve kuruluşlarında, özel sektöre ait kuruluşlarda, uluslararası şirketlerde ve araştırma-geliştirme laboratuvarlarında görev yapabilirler.
Hukuk mu Tıp mı?
Hukuk ve Tıp Fakülteleri Türkiye’de en fazla tercih edilen ana dallar arasında yer alıyor. Üniversite sınavlarında en yüksek puana sahip olan öğrencilerin yerleştiği bu iki geleneksel ana dal aynı zamanda popülaritesini her zaman koruyor. Tıp ve Hukuk ana dalları arasında kararsız kalan adayların öncelikle ilgi alanlarını, yeteneklerini ve kişilik özelliklerini bilmeleri gerekiyor. Ayrıca, bu iki ana dal arasında bir seçim yapmak için öncelikle ortaöğretimde Tıp için Matematik-Fen,  Hukuk için ise Türkçe-Matematik alanına yönelmek gerekiyor.Hukuk ve Tıp Fakültesini arasında bir tercih yapmayı düşünen adayların kendileri için doğru bir karar vermelerine yardımcı olmak amacıyla bu iki ana dalın özellikleri, lisans eğitimindeki dersleri ve gerektirdiği kişilik özellikleri gibi konularda detaylı olarak inceledik.Hukuk Fakültesi eğitimi 4 yıl sürüyor ve öğrenciler Anayasa, Aile, Ceza, Vergi ve İnsan Hakları Hukuku gibi temel hukuk derslerinin yanı sıra tarih, ekonomi, sosyoloji ve genel kültür alanlarında da dersler alıyorlar. Tıp Fakültesi eğitimi ise, üç aşamadan oluşuyor ve 6 yıl sürüyor. Eğitimin ilk aşaması, yani birinci ve ikinci sınıflar, temel tıp bilimleri eğitimini: ikinci aşaması, yani üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıflar, klinik bilimleri eğitimini; ve üçüncü aşama yani altıncı sınıf, öğrencilerin tıp fakültesi hastanelerinde, gözetim altında üstlendikleri görev ve sorumlulukları içeriyor.Hukuk Fakültelerinden mezun olan bireyler Hukukçu, Tıp Fakültesinden mezun olanlar ise Pratisyen Doktoru unvanını taşıyorlar. Hukukçular ulusal ve uluslararası kamusal ve özel kurum ve kuruluşlarda görev yapabiliyor. Hukuk okuyanlar, mezun olunca serbest ve kurumsal avukat olabilmenin yanı sıra, birer hakim, savcı, noter, uzman hukukçu, hukuk uzmanı ve hukuk müşaviri gibi çeşitli hukuk formasyonu ile ilgili mesleklere de yönelebiliyorlar. Pratisyen Doktorlar ise, akademik kariyerlerine devam edebilme seçeneklerinin yanı sıra Tıpta Uzmanlık Sınavında başarı kazandıkları takdirde farklı sürelerde eğitimlerine devam edecekleri onkoloji, nöroloji ve  endokrinoloji gibi çeşitli alanlarda uzmanlaşabilirler. Uzmanlık eğitiminin ardından ise Uzman Doktor unvanı kazanırlar.Hukuk eğitimi almak isteyen bir bireyin genel olarak yerel sorunlara yerel bakış açısı ile, global sorunlara ise global bakış açısı ile bakabilmesi; bağımsız düşünebilmesi, eleştirel bir bakış açısına sahip olması, birey haklarına saygı gösteren ve toplumsal değerlere karşı duyarlı biri olması, adalet duygusuna sahip olması ve toplumsal ve bireysel problemlere duyarlı olması gerekiyor. Tıp eğitimi almak isteyen bir bireyin ise kimya ve biyoloji gibi temel bilimlere ilgili olması, hayat boyu öğrenmeye açık olması, insanlığa hizmet etmeye arzu duyması, empati yeteneğinin gelişmiş olması, güvenilir ve sorumluluk sahibi olması, insanları dinleyebilmesi ve insanlarla rahat iletişim kurabilmesi, detaylı araştırmalar yapabilmesi ve gelişmeleri takip etmesi gerekiyor.Hukukçu olmak isteyenlerin detaylı araştırmalar yapmaktan hoşlanması; bilgileri toplama, organize etme, analiz etme ve yorumlama becerisine sahip olması, sözlü ve yazılı iletişim becerilerinin gelişmiş olması, problem çözme ve problemlere alternatif çözüm yolları bulma konularında yetenekli olması ve analitik düşünme ve değerlendirme yeteneklerine sahip olması gerekiyor. Pratisyen Doktor olmak isteyenlerin ise güçlü iletişim yetenekleri olması, anatomi ve insan sağlığına karşı ilgili olması, hastalıklar hakkında bilgi sahibi olması, medikal tedavi ile ilgili olarak farklı kültürlerin tutum ve davranışları ile ilgili farkındalığa sahip olması, güncel bilgileri ve gelişmeleri takip etmesi, analitik zekası ve yorumlama becerisinin kuvvetli olması, hızlı ve doğru kararlar alabilmesi, araştırma yapmaktan hoşlanması, zaman yönetimi konusunda başarılı olması, bireysel çalışmalarda ve takım çalışmalarında başarılı olması, acil durumlarda soğuk kanlı olabilmesi ve baskı ve stres altında çalışabilmesi gerekiyor.
Tıp mı Mühendislik mi?
İnsan sağlığının korunması, sürdürülmesi ve bozulan sağlığın düzeltilmesi ile ilgilenen Tıp ve insanların ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yapılar, gıda, fen ve sosyal alanlarda uzmanların yetiştirilmesini sağlayan Mühendislik alanları fen bilimleri alanında eğitim alan üniversite adaylarının hayalini süslüyor. Her iki bölüm de MF puanı ile öğrenci almasına rağmen MF-3 ve MF-4 puanlarının konu ağırlıkları arasında önemli farklılıklar olması, adayların bu iki alan arasındaki seçimlerini önceden yapmaları çalışma stratejilerini oluşturmaları konusunda önem arz ediyor. Biz de birbirinden farklı olan Tıp ve Mühendislik alanları arasında seçim yapmak isteyen adaylar için bu iki disiplinin lisans derslerini, gerektirdiği kişilik özellikleri ve yetenekleri ve kariyer seçeneklerini detaylı olarak inceledik.Mühendislik alanlarında eğitim 4 yıl sürüyor. Endüstri, Elektrik Elektronik, Makine ve İnşaat gibi çeşitli alanların bulunduğu Mühendislik Fakültelerinde genel olarak fizik, mekanik, tasarım, kimya, lineer cebir, ekonomi, istatistik, analiz ve matematik gibi temel mühendislik dersleri bulunuyor. Ayrıca öğrenciler seçtikleri alan doğrultusunda çeşitli zorunlu ve seçmeli dersler de alıyorlar. Tıp Fakültesinde ise eğitim 6 yıl sürüyor ve üç aşamadan oluşuyor. Eğitimin ilk aşamasını oluşturan birinci ve ikinci sınıfta, temel tıp bilimleri; ikinci aşamasını oluşturan üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfta klinik bilimleri eğitimi ve üçüncü aşama olan altıncı sınıfta öğrenciler tıp fakültesi hastanelerinde, gözetim altında üstlendikleri görev ve sorumlulukları yerine getiriyorlar.Tıp eğitimi almak isteyen bir bireyin ise kimya ve biyoloji gibi temel bilimlere ilgili olması, hayat boyu öğrenmeye açık olması, insanlığa hizmet etmeye arzu duyması, empati yeteneğinin gelişmiş olması, güvenilir ve sorumluluk sahibi olması, insanları dinleyebilmesi ve insanlarla rahat iletişim kurabilmesi, detaylı araştırmalar yapabilmesi ve gelişmeleri takip etmesi gerekiyor.Mühendislik alanında eğitim almak ve Mühendis olmak isteyenlerin matematik, fizik ve kimya gibi fen bilimlerine ve bilgisayar bilimlerine ilgili olması, teknolojik gelişme ve değişimleri takip etmesi; disiplinli, dikkatli ve ayrıntıcı olması, deney yapmaktan hoşlanması, analiz etme ve yorumlama becerilerinin gelişmiş olması, problemleri fark edebilmesi ve problem çözme becerilerine sahip olması; yaratıcı, sorgulayıcı ve meraklı olması, disiplinler arası çalışmaya yatkın olması, grup çalışmalarında başarılı olması, analitik ve sayısal düşünebilmesi, el-göz koordinasyonunun yüksek olması, plan yapma ve uygulama becerilerinin kuvvetli olması, şekiller arasındaki ilişkiyi görebilmesi ve zaman yönetiminde başarılı olması gerekiyor.Tıp Fakültesinde eğitim almak ve Tıp Doktoru olmak isteyenlerin ise fen bilimlerine, anatomi ve insan sağlığına ilgili olması, iletişim kurma becerilerinin gelişmiş olması; esnek, açık fikirli ve yeniliklere açık olması, yaşam boyu öğrenmeye istekli olması, güncel bilgileri ve gelişmeleri takip etmesi; dikkatli, ayrıntıcı ve sorumluluk sahibi olması, analitik düşünebilmesi, hızlı ve doğru karar alabilmesi, analiz etme ve yorumlama becerilerinin gelişmiş olması, zaman yönetimi konusunda başarılı olması, araştırma yapmaktan hoşlanması, hem bireysel çalışmalarda hem de ekip çalışmalarında başarılı olması, acil durumlarda soğukkanlı olabilmesi ve baskı ve stres altında çalışabilmesi gerekiyor. Eğitim aldıkları alan doğrultusunda Gıda Mühendisi, Endüstri Mühendisi ve Makine Mühendisi gibi unvanlar alan Mühendislik mezunları ofislerde, atölyelerde, fabrikalarda, şantiyelerde ve laboratuvarlarda gibi çalışabiliyorlar. Uzmanlık alanları doğrultusunda savunma, bilişim, enerji ve otomotiv gibi çeşitli sektörlerde; kamu kurum ve kuruluşlarında, özel sektöre ait kuruluşlarda, uluslararası şirketlerde ve araştırma-geliştirme laboratuvarlarında görev yapabiliyorlar. Tıp Doktorları ise Tıpta Uzmanlık Sınavında başarılı olduklarında farklı süreler devam eden eğitimlerin ardından onkoloji, nöroloji ve  endokrinoloji gibi çeşitli alanlarda uzmanlaşabiliyorlar. Uzmanlık eğitiminin ardından ise Uzman Doktor unvanını kazanıyorlar.
Reklam
Hukuk mu Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (PDR) mı?
Hukuk ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (PDR) programları son yıllarda yüksek tercih edilme oranları ile en popüler programlar arasında yer alıyorlar. Ayrıca her iki program da eğitim sonrası iş imkanları ve sağladığı kazanç ile Türkçe-Matematik alanında öğrenim gören çok sayıda öğrencinin hayallerini süslüyor. Birbirinden farklı kişilik özelliklerine, yeteneklere ve ilgi alanlarına sahip olan bireylerin yönelebileceği; farklı lisans derslerine ve kariyer seçeneklerine sahip olan bu iki ana dal arasında bir seçim yapmayı düşünen adaylar için Hukuk Fakültesini ve PDR programını detaylı olarak inceledik.Hukuk Fakültesi TM-2 puanı ile öğrencileri kabul ederken PDR programına yerleşmek isteyen öğrencilerin TM-3 puanı önem taşıyor. Her iki programın da eğitim süresi 4 yıl; ancak lisans dersleri arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Hukuk Fakültesinde Türk Anayasası Hukuku, Uluslararası Hukuk ve Borçlar Hukuku gibi temel derslerin yanı sıra günümüzdeki kültürel, teknolojik ve sosyal değişimlere göre Medya ve İletişim Hukuku, Spor Hukuku ve Uluslararası Örgütler Hukuku gibi dersler de yer alıyor. Bunların yanı sıra Hukuk Fakültesi öğrencileri Tarih, Ekonomi ve Sosyoloji gibi dersler de alıyorlar.Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık programında ise Öğretmenlik Meslek Bilgisi, Eğitim Felsefesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlığın Temelleri gibi derslerin yanı sıra Kişilik Kuramları, Kültürlerarası Akımlar ve Araştırma Yöntemleri gibi dersler yer alıyor. Bunların yanı sıra PDR programında rehberlik ve danışmanlık uygulamaları ve psikoeğitim grup çalışmaları gibi uygulamalı dersler de bulunuyor.Hukuk Fakültesinde eğitim almak ve Hukukçu olmak isteyenlerin araştırma yöntemlerini bilmesi, eleştirel bakış açısına sahip olması, analitik düşünebilmesi, analiz etme ve yorumlama becerilerinin gelişmiş olması, uzun okumalar yapabilmesi, aktif dinleme becerisinin olması ve hayat boyu öğrenmeye açık olması gerekiyor. Bunların yanı sıra bir Hukukçunun sorunlara gerektiğinde yerel gerektiğinde global bir bakış açısıyla bakabilmesi; objektif olması, bilimsel ve bağımsız olarak düşünebilmesi, birey haklarına saygılı olması ve birey haklarını önemsemesi, adil olması, toplumsal ve bireysel problemlere karşı duyarlı olması gerekiyor.PDR programında eğitim almak isteyen ve Rehberlik Öğretmeni olmak isteyenlerin ise empati yeteneğinin bulunması, aktif dinleme becerisinin olması; sabırlı, anlayışlı ve hoşgörülü olması, iyi ilişkiler kurabilmesi ve sır tutabilmesi gerekiyor. Bunların yanı sıra bir Rehber Öğretmenin problem çözme yeteneğinin gelişmiş olması, sosyal konulara karşı ilgili olması, kendisini doğru ifade edebilmesi, gözlem yapabilmesi; pozitif ve açık fikirli olması ve sağlıklı iletişim ortamı sağlayabilmesi gerekiyor. Hukuk Fakültesi mezunları Hukukçu, PDR programı mezunları ise Rehber Öğretmen olarak lisans programlarından mezun oluyorlar. Hukukçular ulusal ve uluslararası kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra özel kurum ve kuruluşlarda da çalışabiliyorlar. Hukuk Fakültesinden mezun olanlar avukat, hakim, savcı, noter, hukuk uzmanı ve hukuk müşaviri gibi çeşitli mesleklere yönelebiliyorlar. Ayrıca lisansüstü eğitimlerine devam ederek akademik kariyer yapabiliyorlar. PDR programı mezunları ise Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim ve ortaöğretim okullarında, özel eğitim kurumlarında, özel eğitim merkezlerinde ve psikolojik danışma merkezlerinde görev yapabilmelerinin yanı sıra Sivil Toplum Örgütlerinde, eğitim politikaları geliştiren kuruluşlarda ve kamu kurum ve kuruluşlarında çeşitli alanlarda çalışabiliyorlar. PDR programı mezunları da lisansüstü eğitimlerine devam ederek akademik kariyer yapabiliyorlar.
İstanbul'da Lale Devrini Yaşayabileceğiniz 8 Mekan
Beykoz Korusu ya da Abraham Paşa Korusu ,   İstanbul'un Beykoz ilçesinde yer alan koru İstanbul Boğazı sırtlarında, Beykoz ile Paşabahçe semtleri arasında geniş bir arazi üzerine yayılmıştır. Boğaz'a bakan yamaçlardan başlayarak içlerde Riva'ya kadar uzanır. Doğuda doğal ormanlarla bütünleşir. Koru adını, Mısır Hıdivi Mehmet Ali Paşa'nın yakın adamlarından olan Ermeni kökenli Erem Amira'nın torunu Abraham Paşa'dan (1833-1918) almaktadır. Abraham Paşa, dönemin Osmanlı padişahı Abdülaziz'le dostluk kurmuş ve bir rivayete göre padişahla oynadığı bir tavla oyununda galip gelmesi üzerine bu korunun bulunduğu geniş araziyi kazanmıştır. :) Abraham Paşa'nın mülkiyetindeyken, koru Fransız bahçe uzmanları tarafından düzenlenmiş, içinde köşkler, kuşhaneler ve havuzlar inşa edilmiştir. Türkiye ikliminde doğal olarak yetişmeyen, yurtdışından getirilmiş egzotik bitki ve ağaçlar dikilmiştir.İki büyük yapay mağara, beş havuz, kayalarla oluşturulmuş 3 yapay çağlayan bulunan korudaki havuzlardan birinin içinde küçük bir yapay ada vardır. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan koru, halkın ziyaretine açıktır. İçinde iki otopark, iki kır kahvesi, bir restoran, iki sera, açık spor alanları, çocuk parkı, oturma terasları ve piknik alanları bulunmaktadır. Koruda bulunan ağaçlar arasında sekoya, kırmızı yapraklı karaağaç ve Japon saforası gibi nadide türler bulunur. Bunların yanı sıra çok miktarda at kestanesi,çınar,ıhlamur,meşe, erguvan ve akasya türü de bulunur. Bu özelliklerinin yanı sıra Lale festivali kapsamında Beykoz Korusu'na 16 farklı türde toplam 250.000 lale dikildi. Bu görsel şöleni kaçırmayın :)
Reklam
Ölmeden Önce İzlemeniz Gereken 16 Yabancı Dizi
Yabancı dizi keyfine de doyum olmuyor diyenler için izlemeden sakın ölmeyin dediğim dizileri bir liste halinde topladım. Her biri bizzat benim izleyip tavsiye ettiğim diziler olup muhteşemler dediğim diziler arasındadır. Az ve öz olan bu listede ki dizileri mutlaka izlemenizi öneririm.
Mutluluğa İlk Kez 'Maddi Değer' Biçildi
London School of Economics üniversitesindeki araştırmacılar öncelikle insanları en çok hangi etkinliğin mutlu ettiğini araştırdı İngiltere'de London School of Economics üniversitesindeki yapılan araştırmayla, mutluluğa ilk kez 'maddi değer' biçildi. Araştırmaya göre en 'zengin' hissettiren etkinlik dans etmek. Sonra insanların mutluluğunun oranı, bu histe en çok payı olan başka bir etken olan, 'para' ile karşılaştırıldı. BBC Türkçe'de yer alan habere göre, yapılan hesaplar sonunda, sanatsal ve kültürel aktiviteler ile sporun insanlara, yıllık gelirlerinde 5 bin sterlin (yaklaşık 18 bin TL) artış olmuşçasına' mutluluk verdiği ortaya çıktı. Mutluluk kaç paraya denk geliyor? 40 bin İngiliz aile üzerinde yapılan araştırma, The Daily Telegraph gazetesinde yayımlandı. Yaş, sağlık ve eğitim gibi mutlulukta etkili olan diğer faktörler dışarıda tutularak hangi etkinliğin insanları daha çok mutlu ettiği soruldu. Araştırmaya göre iyi hissettiren etkinliklerin başını dans etmek çekiyor. Bu kişilerde benzer bir mutluluğu sağlayabilecek para miktarı ise bin 670 sterlin (yaklaşık 6 bin TL). Mutluluk araştırmasında dans etmeyi, yüzmek izliyor. Haftada bir gün yüzmek size maaşınızda bin 630 (yaklaşık 5 bin 800 TL) artış olmuş kadar iyi hissettirebilir. Yüzmek, futbol ve bisiklete binmekten iki kat daha mutlu ediyor. Mutluluk ölçümünde dans ve yüzmenin ardından ise kütüphaneye gitmek geliyor. Müzik dinlemek ise araştırmacıların tahminlerinin aksine, daha geri sıralarda yer alıyor. Maddi değeri 742 sterlin (yaklaşık 2 bin 500 TL). Araştırma, İngiliz hükümetinin sosyal politikaların, halkın mutluluğu üzerindeki etkilerini ölçme girişimi açısından da önemli. London School of Economics'ten Daniel Fujiwara, 'Soyut verileri somutlaştırarak, uygulanan sosyal politikaların halka faydalarını daha iyi anlayabilir ve buna göre yeni politikalar üretebiliriz' diyor. 'Mutlu insanlar daha sağlıklı' Araştırmada, insanları mutlu eden bu faaliyetlerin sağlık üzerindeki etkisi de hesaplandı. Düzenli olarak kültürel etkinliklere katılanların ve spor yapanların, toplum ortalamasından daha sağlıklı olduğu ortaya çıktı. Fujiwara, 'İnsanlara daha çok spor olanağı sunarsak, bu onların daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Bu da devletin sağlığa ayırdığı bütçeyi azaltacaktır. Ancak bu, sporun insan hayatında sağladığı mutluluk hissinin yanında önemsiz kalıyor' diyor. Araştırmaya göre spor yapan her bir kişi, İngiltere ulusal sağlık sistemine (NHS) yılda 100 sterlin (yaklaşık 360 TL) tasarruf ettiriyor. T24
Bizans İmparatorluğu Hakkında 10 İlginç Gerçek
Bizans İmparatorluğu 1125 yıl boyunca ayakta kalan gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklardan biridir fakat hakkında az şey bilinir. İlk başta Roma İmparatorluğunun doğu merkezi olan imparatorluk ve merkezi İstanbul, batı roma karanlık çağlara girerken kendine ait bir kültür oluşturabildi. Daha sonra da bu merkez rönesansı ve aydınlanmayı başlatan ana sebeplerden biri oldu. Çoğu tarihçi Bizans olmasa Avrupa'nın doğudan gelen İslam imparatorluklarına teslim olacağını düşünüyor.
Reklam
En Yaratıcı 30 Kartvizit
İşinizi anlatan yaratıcı kartvizitler basmak, sizi kariyer anlamında daha iyi yerlere getirebilir. İşte bu taktiği kullanan 30 kişiyi listeledik.Listenin devamı için tıklayın
Türkiye'de Yata Yata Para Kazanan 15 Meslek Erbabı
etiket
Başlığın kinayeli olduğunu belirtmek zorumuza gidiyor ama maalesef anlamayanlar olabiliyor. Ekşi Sözlük'te son günlerde bazı meslek erbaplarının yattığı yerden para kazandığı iddiaları alıp yürüyünce böyle bir galeri hazırlamamız zorunlu oldu. İşte size yattığı yerden para kazanan 15 meslek dalı.
Jodie Foster Evlendi
Oscar ödüllü sanatçı Jodie Foster, geçen yıldan bu yana birlikte olduğu fotoğrafçı ve oyuncu sevgilisi Alexandra Hedison ile evlendi.E!News’ün haberine göre çiftin nikahı geçtiğimiz hafta sonu kıyıldı. 51 yaşındaki Foster, geçen yıl düzenlenen Altın Küre Ödülleri’nde Cecil B. DeMille Onur ödülü’nü alması nedeniyle yaptığı teşekkür konuşmasında, eşcinsel olduğunu kamuoyu önünde ilk kez açıklamıştı. Hiç evlenmeyen ve babalarının kimliğini açıklamadığı iki erkek çocuk annesi olan Foster’ın, Hedison’dan önce Cydney Bernard ile birlikte olduğu biliniyordu. Foster’ın evlendiği Alexandra Hedison ise televizyoncu Ellen DeGeneres’in eski sevgilisi. 44 yaşındaki Hedison ve Foster, ilk kez geçen yıl birlikte görüntülenmişlerdi.Zete
Reklam
Kilo Vermek İçin Gerekli Olan 12 Bilgi
Diyete başlamak, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını hayatımıza adapte etmek, fiziksel aktivitemizi arttırmak için hep planlar yapar ve bu planları hep pazartesileri başlamak için erteleriz. Artık ertelemek bitti! Hangi günde olduğumuz önemli değil, bu işe hemen başlıyoruz… Önünüzde yeni bir başlangıç yapmak için mükemmel bir fırsat. Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in vereceği sağlıklı beslenme tüyolarıyla yeni bir yaşama merhaba diyebilir ve formunuza kavuşmaya başlayabilirsiniz! Günde 6 öğünden fazla beslenmeyin Son yapılan bilimsel araştırmalar, uzun süre aç kalmak kadar zararlı olan bir başka gerçek ortaya çıkardı. Çok sık beslenmek. Günde 8 öğünden fazla beslenmenin pankreası yorabileceği ortaya çıktı. Üç saatten uzun aç kalmayın ama dakika başı da atıştırmayın. Meyve çok sağlıklıdır gerçeği değişti Meyve günlük beslenme düzenimizde yeteri kadar olması gereken bir vitamin ve lif kaynağıdır. Fakat sürekli meyve tüketmek ve meyve diyeti yapmanın da, pankreası yorabileceği düşünülüyor. Özellikle meyvenin yanında tüketilebilecek süt veya peynir gibi bir besin kaynağının şeker yükselmesini dengeleyebileceği de biliniyor. Her öğününüzde mutlaka bir parça protein olmalı Proteinli besinler, diğer besinlere göre sindirim sistemini daha uzun süre çalıştırdıklarından ötürü metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olurlar. Bu nedenle her öğününüzde az miktarda da olsa süt ve süt ürünleri veya et, tavuk, balığa yer vermelisiniz. Ekmek cevize eşit değildir Ekmek, karbonhidrat kaynağıdır, ceviz ise bitkisel protein ve yağ kaynağıdır. Bu nedenle ikisi birbiri yerine kullanılmamalıdır. Kimi zaman değişiklik olması için ceviz kahvaltı öğününe de eklenebilir ama bu sürekli yapılacak bir değişiklik değildir. Bu sene kahvaltı yapmaya başlayın Kahvaltı günün altın öğünüdür kuralı yıllar geçse de değişmeyecek bir gerçek. Bu nedenle güne kahvaltı ile başlamayı ihmal etmeyin. Kahvaltı yapacak vaktiniz olmadığında en azından bir bardak süt veya 1 porsiyon meyve tüketin. İlk fırsat bulduğunuzda kahvaltınızı yapın. Mucize ürün yoktur Bu senede önceki senelerde olduğu gibi zayıflama kapsüllerinden ne yazık ki canlar yitirdik. Hiçbir besin veya besin takviyesi tek başına zayıflatmaz. Eğer bir besin takviyesi aldığınızda ciddi iştahsızlık ve ağız kuruluğu yapıyor veya kalp çarpıntısı yaratıyorsa ondan uzak durmalısınız. Doktorunuzun ve diyetisyeninizin önermediği hiçbir takviyeyi kullanmayın. Anne sütü ile zeytinyağı eş değer değildir Anne sütünün içerisinde zeytinyağında bulunan omega-9 yağ asitleri bulunsa da; aynı zamanda protein, değişik yağ asitleri, bağışıklık sistemini destekleyen unsurlar, vitaminler ve mineraller yer alır. Bu nedenle “anne sütü ve zeytinyağı” birbirine eşittir diye bir söylem doğru değildir. Egzersizden önce kahve için Egzersizden 30 dakika önce içilen kafein içerikli bir kahvenin egzersiz sürecinde yağ dokusu kaybını daha hızlı başlattığı biliniyor. Sizde deneyebilirsiniz. Egzersizden hemen sonra light süt ürünleri tüketin Egzersizden hemen sonra tüketilen light süt ürünlerinin yağ yakımını bir süre daha devam ettirdiği araştırmalarca kanıtlandı. Ananas tüketin Ananas içerdiği bromalin pigmenti ile yağ dokusunun yıkımına ve düzenli tüketildiğinde selülit görünümünde düzelmeye yardımcı olur. Günde 2 dilim tüketin. Probiyotiklerden yararlanın Yeni yılla birlikte hem sindirim sisteminizin düzene girmesi hem de bağışıklık sisteminizin güçlenmesi için probiyotik yoğurtlardan faydalanın. Lif alın Çiğ sebze, kuru meyve ve taze meyvelere beslenmenizde yer verin. Liflerin düzenli tüketimi hem zayıflamaya hem de kilo korumaya yardımcı olur.
Reklam
"Keşke O Filmde Oynamasaydım" Diyen 19 Ünlü Oyuncu
Kariyer basamaklarını tırmanırken pek çok projede çalıştılar. Ama bazı filmlerde rol almak onlara göre büyük hataydı. Brad Pitt, Nicole Kidman, Ben Affleck, Halle Berry, Will Smith ve daha birçok oyuncu, kariyerlerinin en kötü projelerini anlattı. İşte ünlülerin rol aldıkları filmlerle ilgili itirafları!
Başbakan Erdoğan: 'Taksim'den Ümidinizi Kesin'
Parti grubunda konuşan Erdoğan, Mısır'daki idam kararlarıyla ilgili 'Bizden neden ses çıkıyor? Bizim ciğerimiz yanıyor ciğerimiz' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis'teki grup toplantısında gündemi değerlendiren açıklamalarda bulundu. 1 Mayıs kutlamaları konusunda son sözü söyleyen Erdoğan 'Taksim'den umudunuzu kesin. Devletle bir gerilime girmeyin. Kanun benim diyemezsin. Her zaman söylüyoruz. Başkalarının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece herkes dilediğini yapar. Dilediğini ifade eder. Ancak başkalarının özgürlüğüne müdahale ediyorsa sokaktaki insana dükkandaki esnafa rahatsızlık veriyorsa emniyet güçleri ve hukuk devreye girer gerekeni yapar. Açık net söylüyorum biz bu konuda bir defa ilan ettiğimiz yerler dışında, Yenikapı ve Maltepe dışında yeri kabul etmiyoruz. Ben orada yapmayacağım illa burada yapacağım dersen bu çatışmaya ben hazırım anlamına gelir' dedi. 'CİĞERİMİZ YANIYOR' Mısır'daki idamlar konusunda sessiz kalan Avrupa ülkelerini de eleştiren Erdoğan '20 dakikada 529 idam kararı. AB'de idam yasak ama onlardan ciddi bir ses görmüyoruz. Diğer ülkelere bakıyoruz onlardan ses yok. Bizden neden ses çıkıyor? Bizim ciğerimiz yanıyor ciğerimiz. İman sıradan bir olay değil. Akif diyor ya imandır o cevher ki ilahi ne büyüktür imansız paslı yürek sinede yüktür. Biz inancımızın gereğini yapmaya mecburuz. Bunlara sessiz kalamayız' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; Geçtiğimiz yıl Nisan ve Mayıs'ta Türkiye ekonomisi tarihin en başarılı dönemlerinden birine şahit olmuş ve her alanda tarihi rekorlar kırılmıştı. Gösterge faiz en düşük seviyeye düşmüş, BIST endeksi 93 binin üzerine çıkarak tarihi rekor kırmış, Merkez Bankası rezervimiz 136 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştı. 14 Mayıs'ta IMF'ye borcumuzu sıfırlamıştık. 'HUZUR KADAR EKONOMİ DE HEDEF ALINDI' Gezi olaylarında ve 17 Aralık sürecinde Türkiye'deki huzur kadar ekonomi de hedef alındı. Bu hadiseler cereyan ederken belli odaklar uluslararası platformlarda karalama kampanyası başlattı. Uluslararası medyada boy boy ilanlar yayınlandı. Bunu ülkenin içinden birileri yaptı. Türkiye bir kriz ülkesi gibi gösterilmek istendi. İşveren örgütleri Türkiye'ye uluslararası yatırım gelmez diyerek bizi tehdit ettiler ve yatırımcıya gelmeyin çağrısı yaptılar. Ekonomiyi durduralım çağrıları yapıldı. 'BÜYÜMEYE DEVAM' Bütün bu kampanyalara rağmen moral bozma görüntüsü oluşturma kampanyalarına rağmen ihanet girişimlerine rağmen ekonomimiz dim dik ayakta kaldı. İstikrarla büyümeye devam etti. 2013 yılının tamamında yüzde 4 büyüme kaydettik. Milli geliri biz 2002 yılında 350 milyar lira olarak devralmıştık. Yani 350 katrilyon. 2013 sonunda 1 buçuk trilyon lira sınırını aştı. 1 trilyon 562 milyar yani eski parayla 1 katrilyon 562 milyar liraya ulaştı. Dolar bazında milli gelir 230 milyar iken şu anda 820 milyar dolara yükseldi. Kişi başına gelir ise 3500 dolardan 2013 itibariyle 10.800 dolara çıktı. 'TURİST SAYISI YÜKSELDİ' Borcun milli gelire oranı yüzde 73 idi. Şu anda yüzde 36... Bakın nereden nereye gerilemiş bulunuyor. Bunlarla beraber turizme bakıyoruz. Turizmde hamdolsun 2002'de gelirimiz 8 buçuk milyar dolardı. 2013'te 35 milyar dolara yükseldi. 13 milyon kişi gelirken 2013'te 35 milyona turist sayısı yükseldi. Şu anda biz oteller itibariyle yetiştiremiyoruz. Böyle bir konumdayız. 'ORANLAR ESKİ SEVİYEYE İLERLEMEKTE' Dünyanın ülkemize olan teveccühü anlamlıdır. Kampanyalara rağmen dünya ülkemizi önemli bir destinasyon olarak görüyor. İşsizlik enflasyon ve faiz de gerilimden çok ciddi derecede etkilendi. Şu anda da oranlar eski seviyelerine doğru ilerlemekte. MB rezervini biz 2002'de 27 buçuk milyar dolar olarak devralmış ve 136 milyar dolara çıkarmıştık. Yaşanan süreçte rezerv bir miktar düşse de 128 milyar dolar seviyesini yeniden yakaladık. Geçmişte bir anayasa kitapçığı fırlatıldığı için milyar dolarla kaybeden toplumun fakirleştiği ekonomi vardı. Şu anda ise demokrasi tarihinin en kirli darbeleri karşısında bile sarsılmadan ayakta duran bir yapımız var. 'YATIRIMLARIMIZ KATLANARAK DEVAM EDECEK' 30 Mart seçimleri demokrasi dış politika ve çözüm süreci için olduğu kadar ekonomi için de bir milat olma özelliği taşıyor. Artık ekonomi önünde de hiçbir engel yoktur. Türkiye istikrarla büyümeye ve milli gelirini artırmaya göstergelerini ileriye ulaştırmaya devam edecek. Küresel yatırımlarımız hızla devam ediyor. Bunun yanında eğitim sağlık adalet ve emniyet başta olmak üzere 81 vilayetteki yatırımlarımız da katlanarak devam edecek. Gezi olaylarında ve darbe girişimlerinde başarısız olanların inatla huzuru bozmak için çırpındıklarını görüyoruz. Acaba sokakları nasıl hareketlendiririm nasıl bir kaos ortamı oluştururm diye çaba sarfedildiğini görüyoruz. Mayıs ve Haziran yaklaşırken huzuru bozmak cam çerçeve kılmak esnafa zarar vermek gayesiyle birileri gerilim siyaseti üretiyor. Bunlar 30 Mart'ta gereken cevabı aldılar. Demokrasiye milli iradeye sandığa saygıları olmadığı için hala başka yerlerden medet umuyorlar. 30 Mart'ta millet söyleyeceğini sandıkta zaten söyledi. Bu aziz millet sokakta çatışma görüntüsü görmek istemiyor. Millet taşın sopanın molotofların egemen olduğu sokaklar istemiyor. Sokaklara şiddet görüntüsünün egemen olmasına izin vermedik vermeyeceğiz. Bazı STk'lar emekçi örgütler artık demokratik mücadele kültürünü demokratik gösteri kültürünü öğrenmelidir. 'EMNİYET GÜÇLERİ GEREKENİ YAPAR' Her zaman söylüyoruz. Başkalarının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece herkes dilediğini yapar. Dilediğini ifade eder. Ancak başkalarının özgürlüğüne müdahale ediyorsa sokaktaki insana dükkandaki esnafa rahatsızlık veriyorsa emniyet güçleri ve hukuk devreye girer gerekeni yapar. 'KARANLIK ÖRGÜTLERİN ÜZERİNE BİZ GİTTİK' Türkiye'nin yakın tarihindeki karanlık noktaları aydınlatmak AKP olarak bizim en başından beri gayemiz oldu. Biz darbelerin üzerine giden bunları araştıran bir hükümetiz. Hatta darbe yapanların cezalandırılması için anayasayı değiştirdik. Faili meçhullerin üzerine biz gittik. Karanlık suç örgütlerinin üzerine biz gittik. Maraş olayları Sivas Çorum Gazi mahallesi olaylarını aydınlatmak için samimi girişimlerde bulunduk. 1 Mayıs 1977 taksim olaylarının aydınlatılması da gayretimiz oldu. Bütün bunlarda karşımızda statükoyu gördük. Karşımızda statüko partisi CHP'yi statükonun sivil toplum örgütlerini gördük. Biz Ergenekon ile kıyasıya mücadele ederken bu CHP ve yandaşları Ergenekon avukatlığı yuaptılar. Biz anayasayı değiştirirken aynı çevreler itiraz ediyor hayır diyorlardı. Biz karanlık olaylar aydınlansın diye çırpınırken birileri inatla ve ısrarla statükoyu savundular. 1 Mayıs'a hak ettiği değeri biz verdik. Sol mu verdi? CHP mi verdi? Aşırı uçlar mı verdi? MHp mi verdi? 1 Mayıs'ı 2008 yılında tatil ilan eden bizdik. Bunu biz yaptık. İşçilerimiz emekç.ilerimiz sendikalarımız için tarihi düzenelemeleri biz yaptık. Net asgari ücret yüzde 359 oranında arttı. Bizden önce asgari ücretler artmıyordu. Reel olarak asgari ücreti yüzde 69 oranında artıran biz olduk. Her zaman iş barışı ve diyalogtan yana olduk. Biz işçinin emekçinin kazanımlarını nasıl artırırız ekonomiyi nasıl büyütürüz diye çaba gösterirken birilerinin emekçi görüntüsü altında huzura istikrara kastetmesini asla kabul etmeyiz. Emek ve dayanışma gününü kutluyorum diyerek esnafa sokaktaki insana zarar verilmesini sineye çekemeyiz. 'İSTANBUL'DA MİTİNG YAPILACAK ALANLAR BELLİDİR' Buradan ekranları başında bizi izleyen milletime de sesleniyorum. Sendikalara sesleniyorum. STK'lara sesleniyorum. Ülkemizde miting yapılacak alanlar bellidir. İstanbul'da miting yapılacak yerler bellidir. 1 Mayıs'ı kutlamak isteyen yasaların izin verdiği yerde kutlamasını yapar. Kutlamaya mani bir hal yok. Şu an itibariyle Yenikapı özel hazırlanmı miting alanıdır. Denize dolgu yapılarak bir alandır. Yaklaşaık 750 bin metrekarellik bir alandır. Gel burada mitingini yap. Burası bana ufak geliyor diyorsan o zaman Maltepe'de 1 milyon 250 bin metrekarellik bir alan ar. Orada da miting yapabilirsin. 'BUNDAN SONRA KADIKÖY'DE MİTİNG YAPILMAYACAK' Bu sene son olarak Kadıköy miting alanı olarak müsade edildi. Çünkü Maltepe bitmemişti. Bundan sonra Kadıköy'de de miting yapılmayacak. Çünkü burada yaşayan insanlar çok bedel ödedi. Bayram günü eza cefa günü olamaz. Eğer barışı kutlayalım diyorsak en güzel şekliyle adeta festival havasında eğleneceksek buyrun Yenikapı buyurun Maltepe diyoruz İstanbul için... 'TAKSİM'DEN BİR DEFA ÜMİDİNİZİ KESİN' Biz AK Partili belediyelere gelin daha küçük alanlar da oluşturalım dedik. Buralar kendisine büyük gelenler oralarda mitinglerini yapsınlar dedik. Bunun da hazırlıkları yapılıyor. Başbakan olarak söylüyorum. Taksim'den bir defa ümidinizi kesin. Gelin buyurun Yenikapı... Orası olmazsa Maltepe... Buyurun orada yapın. Devletle bir gerilime lütfen girmeyin. Halkın huzurunu kaçırmayın. Barış gününü çatışmaya dönüştürmeyelim terörize etmeyelim. 'İLLA ORADA YAPACAĞIM DERSEN...' Açık net söylüyorum biz bu konuda bir defa ilan ettiğimiz yerler dışında, Yenikapı ve Maltepe dışında yeri kabul etmiyoruz. Ben orada yapmayacağım illa burada yapacağım dersen bu çatışmaya ben hazırım anlamına gelir. Ki buna da biz asla müsade etmeyiz. Bunu bilmeleri gerekir. Çünkü herkes yapacağı her işi hukuk içinde yapmalıdır. Ben hukuku zorlayarak kanun benim dersen kusura bakma kanun sen değilsin. Bu ülkenin kanunları vardır sen de bu şekilde yaparsın. 'BELKİ SENEYE GİDİP MALTEPE'DE YAPACAĞIZ' Biz nasıl gidip mitinglerimizi gösterilen yerde yaptıysak sen de yapacaksın. Orada Biz Yenikapı'da yaptık 2 buçuk milyon kişi toplandı yetmiyor. Belki seneye gidip Maltepe'de yapacağız. 'TAKSİM ISRARINA İYİ NİYETLE BAKAMAYIZ' Taksim ısrarına biz hiç kimse kusura bakmasın artık iyi niyetle bakmayız, bakamayız. Sokak eylemleri şiddet ve vandalizimle bir yere varılamayacağını herkes anlamıştır. Sendika başkanı burası bizim kutsalımızdır diyor. Lafa bak ya. Nasıl bir kutsalsa... Yani orada eğer belli bir kabir ziyareti yapacaksan veya orada bir anıtı ziyaret edeceksen Yönetim Kurulu olarak gider çelenk koyarsınız ondan sonra da orada biliyorsunuz metro da var. Bak sizin için metro da yaptık. Taksim'den Yenikapı'ya metroyla geçersin. O gün hatta resmi taşıma araçlarını ücretsiz de yaparız. E daha ne yapacağız ya. Her şeyi yapıyoruz. Bütün imkanları hazırlıyoruz. İlla ben burada yapacağım diyorsun. Kusura bakmasın. Birileri Türkiye'yi Mısır ve Ukrayna'daki neticelere ulaştırmanın gönüllerinden geçtiğini biliyoruz. Millet bir yıldır sabır ve tahammülle sokaklardaki şımarıklığı izliyor. Bu millet sokağa çıkmadı ama sandığa giderek mesajını net olarak verdi. Millet huzur ve istikrar istediğini gayet net biçimde ortaya koymuştur. 'BAŞTA MUSTAFA KEMAL OLMAK ÜZERE...' Yarın TBMM'nin açılışının 94. yıl dönümünü bu vesileyle de Milli Egemenlik ve Çocuk bayramını idrak edeceğiz. Bu vesileyle Gazi M. Kemal başta olmak üzere Kurtuluş savaşı gazi ve şehitlerini minnetle yad ediyorum. Çocuk bayramının ülkemiz ve dünya çocukları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 94 yıl önce ilk Meclis'te vazife alan Kurtuluş Savaşı'nı sevk ve idare eden tüm vekillere de buradan bir kez daha rahmet ve şükran duygularımı iletiyorum. 16 Mart 1920'de 600 yıllık Osmanlı'nın son başkenti olan İstanbul işgal edilmiş bir dönem sona ermiş bir devlet resmi olarak tarihe karışmıştır. Ankara'da yeni bir devletin şekillenmesi için yeni bir mücadele başladı. Bir meclis için çalışma yapılırken Osmanlı Meclisi Mebusanından milletvekilleri bu meclise çağrılmış ayrıca Anadolu'nun çeşitli vilayetlerinde seçimler yapılmıştır. 'DIŞLAYAN BİR MECLİS KABUL GÖRÜR MÜYDÜ?' Türkler ve Kürtler gibi Lazlar Çerkezler Boşnaklar Arnavutlar Romanlar ve Gürcüler.. Velhasıl tüm etnik gruplar kurucu unsur olarak var oldular. İlk meclis kimsenin kimseye üstünlüğü olmayan bir meclisti. Kibirle yaklaşmadığı bir meclisti. Eğer ilk meclis böyle bir hoşgörünün üzerine bina edilmeseydi Kurtuluş savaşı yapılamaz yapılsa da zafer mümkün olmazdı. Misak-ı Milli içindeki Kürtleri Arapları Lazları Gürcüleri Romanları diğer tüm etnik grupları dışlayan bir Meclis kabul görebilir miydi? Kuvayı Milliyeyi sevk ve idare edebilir miydi? Mütedeyyinleri sakallıları başörtülüleri dışarda bırakan bir meclis düşman önüne çıkaracak kahraman neferleri bulabilir miydi? İşte biz 12 yıldır 23 Nisan 1920'deki bu manzararnın bu fotoğrafın üzerinde hassasiyetle duruyor ve hatırlatıyoruz. 'BUGÜN BUNU GÖRMEYENLER VAR' İlk meclis rasgele açılan bir meclis değildi. Hatmi şeriflerle binlerce onbinlerce salatı tefriciyeler ve kurbanlar kesilerek cumayı müteakiben Hacı Bayram Camiinden yürüyerek birinci meclise geliniyor ve öyle açılıyor. Bina edildiği o manevi yapı ortada. Bunu bugün göremeyen bir halk parti zihniyeti var. Bunu bugün göremeyenler var. Bu parlamentoda olup da göremeyenler var. Niye? Görmek istemiyorlar. 'İNANCIMIZDAN KAYNAKLANAN BİR GÖREVİMİZDİR' Bizim Suriye'ye uzanan elimizi inkar edenler var. Mısır Libya Tunus'a Myanmar'a uzanan elimizi görmek istemeyenler var. Bu sabah Patani'de Budistlerin baskısı altında olan ve son günlerde yüzlerce binlerce oradaki Müslümanın öldürüldüğü bir tabloyu izliyorum. Orada bir yaşlı Müslümanın Türkiye'ye duasını izledim. Bizlere duasını izledim. İsim vererek o duayı izledim. Düşünebiliyor musunuz o oradan bize dua ediyor. Şu ifadeyi kullanıyor: Erdoğan sabret... Ve ağlıyor. Ve Türkiye'ye dua ediyor. Türkiye bizim yanımızda oldu diyor. Yalnız bırakmadı diyor. Ama bunu bu çatının altında anlamayacak kadar zavallı olanlar var. Çünkü onların böyle bir derdi sıkıntısı yok. Ama biz tevarüs ettiğimiz bir miras var. Biz devleti aliyeyi osmaniyenin bıraktığı miras üzerine gelmiş bir nesiliz. Dolayısıyla bizim ecdadımız Açe'ye nasıl gitmişse Hint Yarım Adasına nasıl gittiyse dünyanın her hangi bir yerinde zulüm varsa oralara gitmek tarihi görevimiz olduğu gibi inancımızdan kaynaklanan bir görevimizdir. 'KAPIMIZI AÇARIZ, YEDİRİRİZ, BARINDIRIRIZ' Şu anda Suriye'den ülkemize gelenlerin sayısı nerdeyse 1 milyona yaklaştı. Biz Suriye'den bize sığınan bu kardeşlerimize kapılarımızı kapatıp Suriye'de ölün mü diyeceğiz? Bunu diyebilir miyiz? Böyle bir hakkımız var mı? Bırakın Suriye'deki Müslümanı bir başkası imdat diye kapına sığınsa ona kapını açmak zorundasın bizim insanlık anlayışımız bu. İnancımızdan gelen anlayışımız bu. Kapımızı açarız, yediririz ve barındırırız. Ama bu CHP'de bu anlayış yok. O zalim Esed'in yanına adamlarını göndermekle beraberlik mesajı verdi. Darbecilerin yanında oldu. Bunlar geçimişi itibariyle darbeci. Mısır'da Sisi'nin yanında oldu. '20 DAKİKADA 529 İDAM KARARI' Şimdi o darbeci Mısır'da Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Orada binlerce insan öldürülecek Esmalar öldürülecek 529 idam ilan edilecek dünyanın sesi çıkıyor mu? Dünyaya sesleniyorum. ülkeme sesleniyorum 529 idam kararı, daha onaylanmadı, onaylanır veya onaylanmaz işte bir kısım yargı belası demek ki her ülkede var. 20 dakikada 529 idam kararı. AB'de idam yasak ama onlardan ciddi bir ses görmüyoruz. 'CİĞERİMİZ YANIYOR CİĞERİMİZ' Diğer ülkelere bakıyoruz onlardan ses yok. Bizden neden ses çıkıyor? Bizim ciğerimiz yanıyor ciğerimiz. İman sıradan bir olay değil. Akif diyor ya imandır o cevher ki ilahi ne büyüktür imansız paslı yürek sinede yüktür. Biz inancımızın gereğini yapmaya mecburuz. Bunlara sessiz kalamayız. Bu adımı atmak için bu ülkede biz her bir sorumluluk makamında olan sesini yükseltmek durumundayız. STK'lar sesini yükseltmelidir. Türkiye'de bazı STK'ların dışında bakıyorsunuz diğerlerinden özellikle solla dans edenlerden ses çıkmıyor. Hani idamlara karşıydınız. Hadi konuşsanıza. Sesinizi yükseltsenize. Bütün bunlara rağmen ne diyoruz? Zalimler için yaşasın cehennem. Olay budur. 'KİMSENİN KİMSEYE ÜSTÜNLÜĞÜ YOK' Bizim yeni Türkiye anlayışımız 23 Nisan 1920'deki anlayışla birebir uymaktadır. Her bir ferdin bu ülkenin kurucu unsuru olduğu anlayışıdır. Elinde silahı olanın elinde silahı olmayana üstünlüğü yoktur. Elinde parası olanın olmayana üstünlüğü yoktur. Gazetesi televizyonu olanın olmayana üstünlüğü yoktur. Okumuşun ümmiye Türkün Kürde şehrilinin köylüye üstünlüğü yoktur. Hiçbir zümrenin diğeri üzerinde üstünlüğü yoktur. 77 milyonun her bir ferdi kurucu unsurdur. Türkiye cumhuriyetinin sahibidir. Tek bir kişinin ve ailenin sultasını cumhuriyet sona erdirirken, yeni diktatörler yönetici elitler ya da milli şefler tesis etmek için kurulmamıştır. 'BENİM ÖYLE BİR HAYALİM VAR Kİ..' Ailesi gelir durumu etnik kökeni ayırt etmeksizin herkes eşittir. Türkiye'nin istikbalini tayin hususunda dağdaki çoban da üniversitedeki profesör de aynı derecede söz sahibidir. Cumhuriyetin hemen ardından tek parti öyle bir baskı oluşturmuştur ki bu ülkenin asıl sahipleri kurucu unsurları yani çoğunluk kendini dışlanmış hissetmiştir. Darbeler azınlığı iktidara taşırken çoğunluğun hukukunu ayaklar altına almıştır. İşte Yeni Türkiye bu çarpık gidişin son bulduğu bir Türkiye'dir. Biz 12 yıldır Türkiye'yi hayalleriyle buluşturmanın mücadelesiniv eriyoruz. Benim öyle bir hayalim var ki gerçek olmasını çok arzu ediyorum. 77 milyonun her ferdinin bu ülkenin asıl sahibi olarka hisssetmesini başını öne eğmeden dimdik durmasını arzu ediyor samimi hayaliyle yaşıyorum. 'BU HAYALİNİ MÜMKÜN HALE GETİRMENİN GAYRETİNİ VERİYORUZ' Biz böyle bir haylin peşindeyiz. Bu hayali mümkün hale getirmenin mücadelesini veriyoruz. Çetelerle mücadele ederken bu hayalin peşinde koşuyoruz. Belli zümrelerin tahakkümüne son verirken bu hayalin özlemiyle gayret gösteriyoruz. Azınlığın çoğunluğa baskı kurduğu bir iklimden ülkeyi çıkarıp herkesin birbirine aynı nazarla baktığı bir iklimi inşa ettik ediyoruz. Hep söyledik Türkiye sesi çok çıkanların egemen olduğu bir ülke değildir. Türkiye sokaklara çıkıp şımarıkça camı çerçeveyi indirenlerin tahakküm kurduğu bir ülke değildir. Türkiye parası olanın düdüğünü çalacağın manşet atanın rota çizeceği bir ülke değildir. Kardeşlerimin bu hissiyat içinde olmasını istiyoruz. Dünyadaki tüm kardeşlerimizin güçlü bir devlet olan Türkiye'nin yanlarında olduklarını hissetmesini istiyoruz. 30 Mart öncesinde kendisini imtiyazlı zanneden kibir abideleri kaybetmiş milletten cevabını almıştır. Millet en ağır saldırılar karşısında gücünü iradesini tüm dünyaya hissettirmiştir. Azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği dönemler bir daha geri gelmemek üzere bitmiştir. 'ONLAR HİÇBİR ZAMAN İNŞAA ETMEYE GELMEZ' 2007 yılında cumhuriyeti daha da güçlendirmek milli egemenliği ve demokrasiyi tahkim etmek için çok önemli bir anayasa değişikliği yaptık. Türkiye büyük millet meclisinin her kurum ve iradenin üstünde olduğunu gösterdik. CHP MHP BDP karşı çıktı. AK Parti olarak biz 330'u yakalayarak millete gittik. Millet ne dedi? Yüzde 58 ile 26 maddelik paketi onaylıyourz dedi. Bu değişiklik ile bu güne geldik. Bir anayasa... Yeni anayasa yapalım dedik. Biz 327 vekille Anayasa uzlaşma komisyonunda 3 kişiyle temsil edildik. Toplamda 227 vekille karşımızda 9 kişiyle temsil edildiler. Ne oldu? Yeni anayasaya evet dediler mi? Mutabık kalınan 60 madde var. Meclis başkanı böyle yürümez dedi. Ana muhalefet dedi ki, bunları meclisten çıkarmaya varız. Öyle deyince ben de arkadaşlarıma tamam dedim. CHP'nin genel müdürü arkadaşlarım yanlarına gidince dediler ki hayır, MHP ve BDP de evet desin. İkimizin oyu buna yetiyor. Gel çıkaralım dedik. 4 parti bunlarda mutabık. 60 maddeyle ilgili mecliste çalışma yapalım 15 günde çıkaralım iki parti olarak. Orada da mızıkçılık yaptılar. Çünkü onlar hiçbir zaman inşa etmeye gelmez. Yıkmaya gelir. Olumsuzluğun yanında negatif olmanın yanında oldular. Ama biz ne yaptık Allah'ın izniyle Türkiye'de artık gerilim olmaktan çıksın. 20 milletvekili ya da siyasi partilerin göstereceği uygun her aday milletin huzuruna çıkacak milletten yetki alırsa Cumhurbaşkanı olacak. 'ONLARIN DA KANAATİNİ ALACAĞIZ' AK Parti olarak 10 Ağustostaki seçimler için istişarelerimiz yoğun şekilde devam ediyor. Biz bir istişare partisiyiz. Her işimizi istişare ile yaparız. Bugüne kadar böyle yaptık. Geçtiğimzi hafta milletvekillerimizle yani sizlerle görüştük. Ardından genişletilmiş ilbaşkanları toplantısı yaptık. Kanaatleri aldık. Büyük kongre delegelerimiz kadın ve gençlik kollarımızla bu hafta bir araya geliyoruz. Onların da kanaatini alacağız. Kanaat önderleriyle görüşmelerimiz oluyor ve olacak. Cumhurbaşkanımızla da bu konuyu ele alıp değerlendireceğiz. 'NEDİR BU TELAŞ O ZAMAN?' MHP'nin genel başkanı bu işe iki kişi karar veremez diyor. E sen mi vereceksin kararı? Yani biz bu kadar geniş bir istişare yapıyoruz bu arada da C.başkanımızla da böyle bir konuyu açık net değerlendiririz. Nihai kararı ise millet verecek. Bu kadar siyasetin acemisi bir çırak. Bu işlerden anlamıyor. Nihai kararı millet verir. Bu noktada cumhurbaşkanlığı çantada keklik değil. Millet verecek kararı. Nedir bu telaş o zaman? 'İŞTE BELGE, NE BELGESİ' Öbür tarafta CHP'nin genel müdürü de tutuşmuş. Kendi içlerinde de birbirlerine girdiler. Pensilvanyayla neden bir araya geldiniz. Olacak olan buydu. Bunlar kime yar oldu ki size yar olsunlar. Tek ceketle yola çıktı şu anda milyarlarca liralık dava açıyor. Bunların parasını nerden buluyorsun. Tek ceketi vardı onu da kaybedecek. Tazminat davalarıyla heralde ciddi bir rakam toplayacak inşaatın kalan kısmını tamamlayacak. Şu dönemde yargının tüm kurumları içinde olanlar ortadadır. Adana olayı ortadadır. Hala utanmadan sıkılmadan yazdıkları ortadadır. Neyi yazıyorsun neyi çiziyorsun sen bu ülkenin başbakanını bakanları dinleyeceksin bunu da kalkacaksınız dinleteceksiniz utanmadan sıkılmadan belge diyeceksin. İşte belge... Ne belgesi... Kalkıp da bunu söyleyemiyor. Bu ülkenin başbakanı nasıl dinlenir diyemiyorlar. 'NASIL GİRERSİNİZ İNSANLARIN MAHREMİNE?' Bakanların konuşmaları nasıl dinlenir diyemiyorlar. Devleti kendi dinleme seanslarını yapacak yer haline getirdiler. Bunu savunacak kadar alçaklar. Bunun savunulur bir yanı var mı? Sizin adalet anlayışınız bu mu? Nasıl girersiniz insanların mahremine? Bu denli bu işin maalesef şu anda istikameti kaybolmuş ve istikametini kaybetmiş bu takım son çırpınışlarını yapıyor. Biz gereğini yapacağız. Bunun için de tüm vekil arkadaşlarıma görev düşüyor. Siz milletin vekilisiniz. Bu millet yüzde 45 buçukla meydanlarda ne dedi, biz bunların yolsuzluk yaftalarına inanmıyoruz dedi. Bu iftirayı atanlara sizler gereken cezayı vermelisiniz. Bunların elinde hep söyledim şantaj kasetleri var. Bu devletin en tepesinden en aşağısına kadar. C. Başkanının da şantaj kasedi var benim de vardı genelkurmayın da vardı. Ben dedim ki açıklamazsanız namertsiniz diyorum. Açıklayın diyorum. Şahsımla alakalı bir şey bulamadılar bulamayacaklar. Benim bakanlarımla çocuklarımla konuştuklarımı verebildiler. Veremeyecekler bulamayacaklar çünkü bunlarda o şeref yok. Geçen söyledim ya düşman bile bu şerefsizliği yapmaz. Bunlar bunu yaptı! Değerli kardeşlerim bizim aldığımız terbiye farklıdır. Biliyorsunuz Hazreti Ali düşmanı öldürmek için yatırıyor tam boynunu vuracak düşman tükürüyor. Tükürdüğü anda Hazreti Ali onu öldürmekten vazgeçiyor. Şu ana kadar seni inancımın gereği için öldürecektim ama nefsim karışır diye vazgeçiyorum diyor. Tablo budur. Vicdansızca hareket ettiler. Şimdi de farklı gayretlerin içindeler. Biz de AK Parti olarak elimizden geleni yapacak bu devleti bu Haşhaşilerden Allah'ın izniyle temizleyeceğiz. haberler.com
Itzhak Perlman, 20 Milyon Dolarlık Kemanıyla Geliyor
HABERLER KÜLTÜR Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, Türkiye'ye geliyor. Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan'da İstanbul Kongre Merkezi'nde sahne alacak. 'Schindler'in Listesi' filminden de tanınan ve geçtiğimiz aylarda İstanbul'da konser veren Itzhak Perlman'ın konser biletleri, biletix.com üzerinden satılıyor. 20 MİLYON DOLARLIK 1714 YAPIMI SOİL STRADİVARİUS İLE GELİYOR Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin'e ait Stradivari'nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen ve değerinin 20 milyon dolar olduğu tahmin edilen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile müzik ziyafeti verecek. En İyi Oda Müziği ve En İyi Enstrümantal Solist Performansı gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü'ne sahip olan Perlman'ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerinde fahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Zaman
Müzik Meraklısına Görülmesi Gerekli 8 Yer
Londra, Abbey Road’da yürüyüp, Paris’te Jim Morrison’ın mezarını ziyaret ettiniz mi? O zaman Avrupa’da gizli kalmış müzik mabetlerini tavaf etmenin vakti gelmiştir. Bu araştırmayı Busabout (nereye gitmek istediklerine, nerede yaşamak istediklerine kendi karar veren özgür ruhlu gezginler) yapmış. Bir çok turist The Beatles’ın Abbey Road albümün canlandırmak için çaba harcıyor. Yine bir çoğu da Jim Morrison’ın Paris’teki mezarı başında içip sarhoş oluyor-du, artık korumalar buna izin vermiyor. Morrisson’ın mezarına doğru yolu gösteren diğer mezar taşlarına yapılan grafitileri bekçiler her gün silmek zorunda kalıyordu. Ki bu mezarlıkta Oscar Wilde, Edith Piaf gibi bir çok ünlü ismin ebedi uykularında olduğunu biliyoruz. O zaman neden kalabalıktan uzaklaşıp biraz da alt kültürün mekanlarını keşfe çıkmıyoruz? 1. John Lennon’ın Barış, Aşk ve Müzik Tapınağı – Rusya Kolya Vasin, Rusya’daki en büyük Beatles hayranı. 1964’ten beri, yani hem Beatles müziğinin, hem de grubun saç kesiminin memleketinde yasaklandığı günlerden beri, sabahtan akşama kadar Beatles dinlediğini iddia ediyor. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ardından Muhteşem Dörtlü’ye olan aşkını artık gizlemek zorunda kalmamış. St. Petersburg’da onların anısına bir tapınak yapmış. Puskinskaya’da, küçük bir odada, dünyanın dört bir yanından topladığı binlerce Beatles hatırasını biriktirmiş, sergiliyor. Bu malzemelerden bazıları zamanında sınırdaki X-ray’lerden dahice kaçırılıp ülkeye sokulmuş ve daha sonra plak formatına sokulmuştur. 2. The Rolling Stones’un Exile On Main St malikanesi “Nellcôte” – Fransa 1971 senesinde, The Rolling Stones elemanları, İngiliz Hükümeti’ne borçlu oldukları, gelirlerinin yüzde 93’ünü vermemek için sürgün hayatını seçmişti. Keith Richards’ın Fransız Rivierası’ndaki evine, Nellcôte’e gittiler. Exile On Main St. albümünün neredeyse tamamını bu evin rutubetli, karanlık bodrumunda kaydettiler. Ortaya çıkan sound üzerine Richards daha sonra “yapılmış ilk grunge albümüdür” diyecekti. Bu ev grubu ziyaret eden ünlüler için cennet gibiydi. Bir rivayete göre bir gece Richards’la çok içen John Lennon evin önündeki merdivenleri kusmuk içinde bırakmıştı. Elbette keyif verici madde satanlar için de bulunmaz bir mabetti, ta ki Fransız polisi olaya ayana kadar. 10 Louise Bordes Avenue, Villefranche-sur-Mer adresinde yer alan bu mabedi gidip ziyeret edebilirsiniz, ama şu anda malikaneye sahip olan Rus milyarderlerin sizi içeri sokmasını beklemeyin. 3. Erovizyon Birincisi Lordi Meydanı – Finlandiya Erovizyonu kazanan ilk ve şimdilik tek Finlandiya’lı grup, hard rock canavarları Lordi kendi memleketlerinde çok meşhur. Yüzlerini pulların üstüne görebilirsiniz, kendi çizgi roman, film ve hatta farklı aromalarda üretilen alkolsüz içecekleri bile var. Grubun eli baltalı solisti Bay Lordi’nin doğduğu yer olan Rovaniemi Kasabası’ndaki meydana da, onun şerefine adları verilmiş. Elemanların betona bıraktıkları el izleri bir duvarın dekoru haline gelmiş. Serinletici bir Lordi Kolası içerken, onların kalıbıyla karşılaştırıp kendi elinizin ne kadar küçük olduğuna bakabilirsiniz. 4. ABBA Müzesi – İsveç Elbetteki Liverpool’da George Harrison’ın ilk gitarı, John Lennon’ın ikonik gözlüklerinin sergilendiği ve Julia Lennon tarafından The Beatles’ın hikayesinin anlatıldığı bir sergi açılacaktır. Herkes böyle bir sergiye gider. Stockholm’deki Djurgården bulunan İsveç’in Music Hall Of Fame’inde de ABBA Müzesi var. Böyle bir müzede grupla ilgili görmek isteyeceğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Kostümler, altın plaklar, Benny Andersson’ın piyanosu, Polar stüdyosundayken kullandıkları mix masasını görebilir, grubun 5. üyesi olarak bir interaktif hologram tecrübesi bile yaşayabilirsiniz. 5. David Bowie ve Iggy Pop’un apartman dairesi – Almanya 1976’dan 78’e kadar David Bowie ve Iggy Pop; 155 Haupstrasse, Schonenberg’deki apartmanda yaşamışlardı. Bowie Berlin’e hem şehirden, hem de burada yapılan müzikten etkilendiği için taşınmıştı. Taşınmasının bir başka nedeni de uyuşturucudan uzak durabilmekti. Almanlar o kadar nazik insanlardı ki, henüz şöhretinin doruklarına ulaşmamış Bowie’ye öyleymiş gibi davranıyorlardı. Hatta öyle ki; hayranları Bowie’yi gittiği plak dükkanına kadar takip edip, içeri girdiği zaman peşini bırakacak kadar kibarlardı. Bowie çıktıktan sonra dükkana girip onun aldığı albümlerin aynısını sipariş eden kişilerden bahsediyoruz. Evlerinin bir kaç bina ötesinde, Neues Ufer vardı. Burası Bowie ve Pop’un hep takıldıkları, Avrupa’da açılmış olan ilk gay barlardan biriydi. Yine kibarlıklarından olsa gerek, bu bara giderseniz sadece Bowie’yle çekilmiş bir fotografı görebilirsiniz. Hepsi bu! 6. Sigur Rós’un Reykjanes Yarımadası – İzlanda Sigur Rós’un ‘Glósóli’ videosu, turistler için reklam filmi niyetine. “İzlanda’ya gelin, sıcak su kaynaklarını, rüzgarlı lav sahalarını görün, yosunla kaplı kayaların üstünde dinlenin.” Bu video, üçünden elektriğin üretildiği, bir çok jeotermal bölgenin olduğu Reykjanes Yarımadası’nda çekilmişti. Volkanik kraterler ve lagünler kadar görmek isteyeceğiniz bir diğer şey ‘Glósóli’nin zirvesini çerçeveleyecek falezlerdir. Reykjanesviti’den ülkenin en eski fenerini gören muazzam manzaraya da buradan bakabilirsiniz. 7. Black Metal’in Yaktığı Kilise – Norveç Fantoft Stave Kilisesi 1150 yılında yapılmıştı. Tahrip edileceği düşünüldüğünden 1883’te parça parça Bergen’e taşınmıştı. Yine de black metal’den kurtulamadı. 1992’de, death metal grubu Old Funeral’dan ayrılıp Burzum’a geçenlerin çetesi Varg Vikernes tarafından yakılan ilk kilise bu oldu. Kiliseden arta kalanlar Burzum’un EP’si Aske’ın kapağını süsleyecekti. Grup bastıkları ilk 1000 kopyanın yanında çakmak da verdi. Neredeyse orijinal gibi restore edilen kiliseyi, sabah 10:30’dan akşam 06:00’a kadar ziyaret edebilirsiniz. 8. Serge Gainsbourg’un Aşk Evi – Fransa Paris’te, 5 bis Rue de Verneuil’de bulunan ve Serge Gainsbourg’un 1969’dan ölene kadar, yani 1991 senesine kadar yaşadığı ev onun anısına türbe haline getirildi. Hayranları tarafından grafitilerle süslenen evin dış duvarında oldukça etkileyici portreleri de görmek mümkün. Bu arada evin içine neredeyse hiç dokunulmamış. Etrafta hala kültablaları ve polis rozetleri, silahlar, Fransa’nın dört bir yanından toplanmış kurşunlar gibi tuhaf koleksiyonlar duruyor. Duvarlarında ona ilham veren; birlikte şarkı söylediği, aşık olduğu kadınların fotografları asılı. Brigitte Bardot, Jane Birkin, Charlotte Gainsbourg gibi. Sadece piyanoları ve patlayan konserveler evden çıkarılmış. Sakızları ve naneli şekerleri gibi yatağının üstüne serptiği çiçekler bile, kurumuş olsalar da, hala evin içinde, bıraktığı yerde duruyor. Kaynak: fasterlouder | Eksen
Reklam