Somali'nin Mülkiye Mezunu Bakanı, İlk Röportajını Aa'ya Verdi
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN ALİ MOHAMED - Somali'nin yeni kabinesinde Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan ve Türkiye mezunu olan Abdulkadir Muhammed Nur, 'Ülkelerimiz arasındaki ilişkinin ahlaki bir temeli bulunuyor. Türkiye’nin Somali’deki yeri asla siyasi bir yer değil. İki ülke ilişkisi, hiçbir zaman menfaat veya mükafat temelli bir ilişki olmadı.' dedi.Türkiye'de Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) bursuyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olan Nur, göreve geldikten sonra ilk röportajını Mogadişu'daki Anadolu Ajansı (AA) muhabirine verdi. Türkiye-Somali ilişkilerinde kırılma noktasının, o dönemde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Somali'ye 2011'de yaptığı ziyaret olduğunu belirten Nur, Türkiye’nin izlediği politikalarla Batılı ülkelerin Afrika ülkeleriyle kurduğu ilişki biçimini tamamen değiştirdiğini söyledi.Nur, birçok Somalili öğrencinin kendisi gibi Türkiye’de eğitim aldığını ifade ederek 'Türkçe, Somali’nin ikinci dili oldu' desek yalan olmaz. Ben bile artık Türkçe rüyalar görüyorum.' dedi. AA muhabirinin, Somali Adalet Bakanı Nur'a yönelttiği sorular ve onun verdiği cevaplar şöyle: 'Birçok önemli isim, Mülkiye mezunuydu'SORU: Türkiye ile ilk tanışmanız nasıl oldu?CEVAP: Aslında Türkiye’ye ilk olarak diplomatik görevim nedeniyle geldim. 2011’den 2018’e kadar Somali’nin Ankara Büyükelçiliğinde en son maslahatgüzar olmak üzere farklı pozisyonlarda görevler aldım. Türkiye’deki görevim sırasında iyi bir üniversitede, kendi alanımda yeniden eğitim almak istedim. Türkiye tarafından verilen Türkiye Bursları, birçok yabancı öğrenci gibi benim de Türkiye’de eğitim almamın önünü açtı. Bu yüzden her zaman YTB’nin vesilesiyle Türk halkına teşekkür etmeyi borç bilirim.1 yıllık dil eğitimi aldıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden kabul aldım. Mülkiye'nin tarihi geçmişi, benim için oldukça önemliydi. Bu konuda hem Türkiye’deki yakın çevremden hem de kişisel araştırmalarımla detaylı bilgiler edindim. Bir kere Osmanlı’dan günümüze kadar Türkiye’nin siyasal ve diplomatik geçmişinde iz bırakan birçok önemli isim, Mülkiye mezunuydu. Hatta şunu diyebilirim ki; diplomat olmam nedeniyle doğal olarak Türk Dışişleri Bakanlığında çalışan birçok diplomatla muhatap oluyordum ve onların da birçoğu Mülkiye mezunuydu. Bu yüzden çok yerinde bir tercihti.SORU: Mülkiye tecrübenizle ilgili ne söylersiniz?CEVAP: Her ne kadar Türkçe dil eğitimi almış olsam da Mülkiye'de Türkçe eğitim almak benim için hiç kolay olmadı. Hatta ilk yıllarımda ayrılıp, İngilizce eğitim veren bir üniversitede eğitimime devam etmeyi bile düşündüm ve bunun üzerine birkaç girişimde bulundum. YTB’de bu konuyla ilgilenen görevli arkadaşımla konuştuğumda bana verdiği cevap, Mülkiye'de kalmamı sağladı. Kendisi de Mülkiye mezunu olan görevli, “Eğer büyük bir devlet adamı olmak istiyorsan, bizim gibi sen de Mülkiye mezunu olmalısın.' demişti.Mülkiye, Türkiye’yi yakından tanıma serüvenimde kilit bir konumda. Bu asla değişmeyecek. Çünkü okulda, bir yandan dünya siyaseti ve tarihi üzerine okumalar yapıyorduk. Diğer yandan da buradaki eğitimim sayesinde Türk siyasal hayatını yakından tanıyordum. Bir öğrenci olarak sabah derste öğrendiklerimi, bir diplomat olarak öğleden sonra iş hayatımda uygulama fırsatı buluyordum. SORU: Hem siyasetçi hem de uzun süre Türkiye’de yaşayan bir Somalili olarak Türkiye-Somali ilişkilerinin pozitif yönde gelişmesini sağlayan kırılma neydi?CEVAP: Coğrafi olarak iki uzak bölgede bulunuyormuş gibi görünse de tarihi sürece baktığımızda sanılanın aksine Türk-Somali ilişkileri, çok eskiye dayanıyor. Türkiye-Somali ilişkilerinde kırılma günü hangisiydi diye soracak olursak, bu kesinlikle 19 Ağustos 2011'dir. Uzun, yorucu ve kanlı bir iç savaş yaşayan ülkemizin yıkılmış havaalanına inen ay yıldızlı bir uçakta, uzun süre sonra ilk defa Somali insanı umudu gördü. O gün, o kırmızı beyaza boyanmış uçakta başka bir millete umut olmak için kendi canını tehlikeye atan bir Başbakan, ailesi, bakanlar ve beraberindeki heyet vardı. Ben bunların hepsine kendi gözleriyle tanık olmuş, bu sürece katkı sunmuş birisi olarak bu günleri hala gururla hatırlıyorum. Bu ziyaretle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü ve Türk halkının dostluk, muhabbet ve yardımseverliğini gördük. SORU: İki ülke arasındaki ilişkilerde kırılma noktasının 2011 olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Geride kalan 10 yıla yakın dinamik sürecin temel prensibi size göre ne oldu?CEVAP: Bu anlamda şunu belirtmeliyim ki; ülkelerimiz arasındaki ilişkinin ahlaki bir temeli bulunuyor. Türkiye’nin Somali’deki yeri, asla siyasi bir yer değil. İki ülke ilişkisi, hiçbir zaman menfaat veya mükafat temelli bir ilişki olmadı. Aksine Türkiye’nin Somali’deki yeri, Somali halkının gönlünde. Türkiye, Somali halkının derdiyle hemhal olmuş, tüm politikasını insani temeller üzerine inşa etti. Bu sürecin en temel mayası, bu anlamda iki ülkenin geliştirmiş olduğu 'insan insanın yurdudur' anlayışı. Biliyorsunuz, bir Afrikalı ülke ve Batılı ülkenin adı yan yana ifade edilince bunların yanına gelecek üçüncü kelime 'sömürgeciliktir'. Bunları sadece bir Afrikalı olarak değil, bu alanda akademik okumalar yapmış birisi olarak da söylüyorum. Fakat Türkiye’nin izlediği politikalar, bu algıyı tamamen yıktı. Türkiye ve Somali isimleri yan yana geldiğinde bunlardan sonra gelen her kelime dostluk, kardeşlik, ortaklık, muhabbet gibi kelimeler oluyor. Bir halk düşünün ki; çocuklarına Erdoğan, Recep, Tayyip, Emine, İstanbul gibi isimler veriyor.Türk tipi kalkınma modeli çerçevesinde izlenen yardım politikaları oldukça önemliydi. Türkiye, bu süreçte Somali’nin kalkınmasına önemli bir destek verdi. SORU: Türkiye’de yaşadığınız sürede hiç unutamadığınız bir anınız var mı?CEVAP: Türkiye’de yaşadığım her günüm güzel ve değerliydi ancak size 3 önemli günden bahsetmek isterim. Birincisi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011'de Somali’ye ziyaret gerçekleştiği gündür. Ülkemin tarihine altın harflerle geçen bir güne, genç bir diplomat olarak şahit olmak benim için çok önemliydi. Hiç unutmayacağım bir diğer gün ise 15 Temmuz 2016’da Türk demokrasisine karşı gerçekleşen darbe günüydü. Başta darbe söylentilerini duyduğumda, açıkçası bana çok inandırıcı gelmedi. Fakat bir diplomat olarak bu söylentileri duyunca hemen ülkemi bilgilendirmek için ne olduğunu anlamaya çalıştım ve birkaç arkadaşımı aradım. Onlar da açıkçası ne olduğunu tam anlayamamıştı. Durum böyle olunca ben dayanamayıp diplomatik aracımla neler olduğunu anlamak için biraz gezintiye çıktım ve o sırada üzücü gerçeği görüp, hemen bu konu hakkında Cumhurbaşkanımızı bilgilendirdim. Somali’nin, cesur ve onurlu Türk halkının darbe karşısındaki haklı direnişini acilen desteklemesi gerektiği hakkındaki düşüncelerimizi Cumhurbaşkanımıza ilettim. Zor zamanımızda gecikmeden yanımızda olmuş bir milletin bu zor gününde Türk halkına ilk destek olan biz olmalıydık. Bu benim için diplomatik olmanın yanında ahlaki bir sorumluluktu. Diğer önemli gün de Mülkiye'den mezun olduğum gündü. Diploma için yılların emeğini harcamıştım. Heyetlerle birlikteyken, uçaktayken ya da arabada bir toplantıdan diğer toplantıya giderken ders çalıştığım çok olmuştur. Bazen öyle günler oluyordu ki, uçaktan inip direkt sınava yetişiyordum. Bunca işin arasında Mülkiye gibi zor bir okulda okumak benim için kolay olmadı.
Somali'nin Mülkiye Mezunu Bakanı, İlk Röportajını Aa'ya Verdi
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN ALİ MOHAMED - Somali'nin yeni kabinesinde Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan ve Türkiye mezunu olan Abdulkadir Muhammed Nur, 'Ülkelerimiz arasındaki ilişkinin ahlaki bir temeli bulunuyor. Türkiye’nin Somali’deki yeri asla siyasi bir yer değil. İki ülke ilişkisi, hiçbir zaman menfaat veya mükafat temelli bir ilişki olmadı.' dedi.Türkiye'de Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) bursuyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olan Nur, göreve geldikten sonra ilk röportajını Mogadişu'daki Anadolu Ajansı (AA) muhabirine verdi. Türkiye-Somali ilişkilerinde kırılma noktasının, o dönemde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Somali'ye 2011'de yaptığı ziyaret olduğunu belirten Nur, Türkiye’nin izlediği politikalarla Batılı ülkelerin Afrika ülkeleriyle kurduğu ilişki biçimini tamamen değiştirdiğini söyledi.Nur, birçok Somalili öğrencinin kendisi gibi Türkiye’de eğitim aldığını ifade ederek 'Türkçe, Somali’nin ikinci dili oldu' desek yalan olmaz. Ben bile artık Türkçe rüyalar görüyorum.' dedi. AA muhabirinin, Somali Adalet Bakanı Nur'a yönelttiği sorular ve onun verdiği cevaplar şöyle: 'Birçok önemli isim, Mülkiye mezunuydu'SORU: Türkiye ile ilk tanışmanız nasıl oldu?CEVAP: Aslında Türkiye’ye ilk olarak diplomatik görevim nedeniyle geldim. 2011’den 2018’e kadar Somali’nin Ankara Büyükelçiliğinde en son maslahatgüzar olmak üzere farklı pozisyonlarda görevler aldım. Türkiye’deki görevim sırasında iyi bir üniversitede, kendi alanımda yeniden eğitim almak istedim. Türkiye tarafından verilen Türkiye Bursları, birçok yabancı öğrenci gibi benim de Türkiye’de eğitim almamın önünü açtı. Bu yüzden her zaman YTB’nin vesilesiyle Türk halkına teşekkür etmeyi borç bilirim.1 yıllık dil eğitimi aldıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden kabul aldım. Mülkiye'nin tarihi geçmişi, benim için oldukça önemliydi. Bu konuda hem Türkiye’deki yakın çevremden hem de kişisel araştırmalarımla detaylı bilgiler edindim. Bir kere Osmanlı’dan günümüze kadar Türkiye’nin siyasal ve diplomatik geçmişinde iz bırakan birçok önemli isim, Mülkiye mezunuydu. Hatta şunu diyebilirim ki; diplomat olmam nedeniyle doğal olarak Türk Dışişleri Bakanlığında çalışan birçok diplomatla muhatap oluyordum ve onların da birçoğu Mülkiye mezunuydu. Bu yüzden çok yerinde bir tercihti.SORU: Mülkiye tecrübenizle ilgili ne söylersiniz?CEVAP: Her ne kadar Türkçe dil eğitimi almış olsam da Mülkiye'de Türkçe eğitim almak benim için hiç kolay olmadı. Hatta ilk yıllarımda ayrılıp, İngilizce eğitim veren bir üniversitede eğitimime devam etmeyi bile düşündüm ve bunun üzerine birkaç girişimde bulundum. YTB’de bu konuyla ilgilenen görevli arkadaşımla konuştuğumda bana verdiği cevap, Mülkiye'de kalmamı sağladı. Kendisi de Mülkiye mezunu olan görevli, “Eğer büyük bir devlet adamı olmak istiyorsan, bizim gibi sen de Mülkiye mezunu olmalısın.' demişti.Mülkiye, Türkiye’yi yakından tanıma serüvenimde kilit bir konumda. Bu asla değişmeyecek. Çünkü okulda, bir yandan dünya siyaseti ve tarihi üzerine okumalar yapıyorduk. Diğer yandan da buradaki eğitimim sayesinde Türk siyasal hayatını yakından tanıyordum. Bir öğrenci olarak sabah derste öğrendiklerimi, bir diplomat olarak öğleden sonra iş hayatımda uygulama fırsatı buluyordum. SORU: Hem siyasetçi hem de uzun süre Türkiye’de yaşayan bir Somalili olarak Türkiye-Somali ilişkilerinin pozitif yönde gelişmesini sağlayan kırılma neydi?CEVAP: Coğrafi olarak iki uzak bölgede bulunuyormuş gibi görünse de tarihi sürece baktığımızda sanılanın aksine Türk-Somali ilişkileri, çok eskiye dayanıyor. Türkiye-Somali ilişkilerinde kırılma günü hangisiydi diye soracak olursak, bu kesinlikle 19 Ağustos 2011'dir. Uzun, yorucu ve kanlı bir iç savaş yaşayan ülkemizin yıkılmış havaalanına inen ay yıldızlı bir uçakta, uzun süre sonra ilk defa Somali insanı umudu gördü. O gün, o kırmızı beyaza boyanmış uçakta başka bir millete umut olmak için kendi canını tehlikeye atan bir Başbakan, ailesi, bakanlar ve beraberindeki heyet vardı. Ben bunların hepsine kendi gözleriyle tanık olmuş, bu sürece katkı sunmuş birisi olarak bu günleri hala gururla hatırlıyorum. Bu ziyaretle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü ve Türk halkının dostluk, muhabbet ve yardımseverliğini gördük. SORU: İki ülke arasındaki ilişkilerde kırılma noktasının 2011 olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Geride kalan 10 yıla yakın dinamik sürecin temel prensibi size göre ne oldu?CEVAP: Bu anlamda şunu belirtmeliyim ki; ülkelerimiz arasındaki ilişkinin ahlaki bir temeli bulunuyor. Türkiye’nin Somali’deki yeri, asla siyasi bir yer değil. İki ülke ilişkisi, hiçbir zaman menfaat veya mükafat temelli bir ilişki olmadı. Aksine Türkiye’nin Somali’deki yeri, Somali halkının gönlünde. Türkiye, Somali halkının derdiyle hemhal olmuş, tüm politikasını insani temeller üzerine inşa etti. Bu sürecin en temel mayası, bu anlamda iki ülkenin geliştirmiş olduğu 'insan insanın yurdudur' anlayışı. Biliyorsunuz, bir Afrikalı ülke ve Batılı ülkenin adı yan yana ifade edilince bunların yanına gelecek üçüncü kelime 'sömürgeciliktir'. Bunları sadece bir Afrikalı olarak değil, bu alanda akademik okumalar yapmış birisi olarak da söylüyorum. Fakat Türkiye’nin izlediği politikalar, bu algıyı tamamen yıktı. Türkiye ve Somali isimleri yan yana geldiğinde bunlardan sonra gelen her kelime dostluk, kardeşlik, ortaklık, muhabbet gibi kelimeler oluyor. Bir halk düşünün ki; çocuklarına Erdoğan, Recep, Tayyip, Emine, İstanbul gibi isimler veriyor.Türk tipi kalkınma modeli çerçevesinde izlenen yardım politikaları oldukça önemliydi. Türkiye, bu süreçte Somali’nin kalkınmasına önemli bir destek verdi. SORU: Türkiye’de yaşadığınız sürede hiç unutamadığınız bir anınız var mı?CEVAP: Türkiye’de yaşadığım her günüm güzel ve değerliydi ancak size 3 önemli günden bahsetmek isterim. Birincisi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011'de Somali’ye ziyaret gerçekleştiği gündür. Ülkemin tarihine altın harflerle geçen bir güne, genç bir diplomat olarak şahit olmak benim için çok önemliydi. Hiç unutmayacağım bir diğer gün ise 15 Temmuz 2016’da Türk demokrasisine karşı gerçekleşen darbe günüydü. Başta darbe söylentilerini duyduğumda, açıkçası bana çok inandırıcı gelmedi. Fakat bir diplomat olarak bu söylentileri duyunca hemen ülkemi bilgilendirmek için ne olduğunu anlamaya çalıştım ve birkaç arkadaşımı aradım. Onlar da açıkçası ne olduğunu tam anlayamamıştı. Durum böyle olunca ben dayanamayıp diplomatik aracımla neler olduğunu anlamak için biraz gezintiye çıktım ve o sırada üzücü gerçeği görüp, hemen bu konu hakkında Cumhurbaşkanımızı bilgilendirdim. Somali’nin, cesur ve onurlu Türk halkının darbe karşısındaki haklı direnişini acilen desteklemesi gerektiği hakkındaki düşüncelerimizi Cumhurbaşkanımıza ilettim. Zor zamanımızda gecikmeden yanımızda olmuş bir milletin bu zor gününde Türk halkına ilk destek olan biz olmalıydık. Bu benim için diplomatik olmanın yanında ahlaki bir sorumluluktu. Diğer önemli gün de Mülkiye'den mezun olduğum gündü. Diploma için yılların emeğini harcamıştım. Heyetlerle birlikteyken, uçaktayken ya da arabada bir toplantıdan diğer toplantıya giderken ders çalıştığım çok olmuştur. Bazen öyle günler oluyordu ki, uçaktan inip direkt sınava yetişiyordum. Bunca işin arasında Mülkiye gibi zor bir okulda okumak benim için kolay olmadı.
Doğu Anadolu'daki 4 İlde Kovid-19 Önlemleri Kapsamında Toplu Taşıma Araçları Denetlendi
ARDAHAN (AA) - Kars, Ardahan, Erzincan ve Tunceli'de, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında toplu taşıma araçlarına yönelik denetimler gerçekleştirildi.Ardahan'da, İçişleri Bakanlığının ek genelgesine göre, şehir içi ve şehirler arası taşımacılık yapan toplu taşıma araçlarına yönelik Vali Yardımcısı Cem Gümrükçü başkanlığında gerçekleştirilen denetimler, Kars Garajı ve otobüs terminalinde yapıldı.Burada vatandaşlar ve taşımacılık yapan firmaların görevlileri, Gümrükçü ve beraberindekilerce salgına karşı bilgilendirildi. Gümrükçü, denetimlerde yaptığı açıklamada, yeni genelge doğrultusunda ilde kontrollerin yapıldığını söyledi.Normal hayata dönmek için söz konusu çalışmaların yapıldığını dile getiren Gümrükçü, şöyle konuştu:'Bu denetimler ve çalışmalar vatandaşımızın sağlığı için yapılıyor. Amacımız en kısa sürede normal hayatımıza dönmektir. Bunun için de herkesin kurallara azami derecede uyması gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yaparsa o kadar hızlı şekilde normal hayatımıza döneriz.'Denetimler sırasında ekip araçlarından da kurallara uyulması konusunda anonslar yapıldı.TunceliTunceli'de, şehir içi ve şehirler arası yolcu taşımacılığı yapan ulaşım araçları denetlendi.Valilik koordinesinde, jandarma, polis ve kamu kurumlarının müdür ile personelinden oluşan ekipler, il merkezi ve 7 ilçede Kovid-19 denetimi yaptı.Kent genelinde şehir içi ve şehirler arası yolcu taşımacılığı yapan araçları ve otogarları kontrol eden ekipler, vatandaşlara kurallara uyulması uyarısında bulundu.Denetlemelere katılan ekipler, sürücü ve yolcuları maske, hijyen ve sosyal mesafe konusunda uyardı.Vali Mehmet Ali Özkan da Kovid-19 salgını ile ilgili valiliğin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, 'Kıymetli hemşehrilerim, havaların soğuduğu bu dönemde hastalıkla mücadele hususunda hepimizin tedbirli ve özenli davranması gerekiyor. Lütfen komşu ve akraba ziyaretleri, apartman toplantıları, altın günleri ve hasta ziyaretleri gibi alışkanlıklarınızı bir süreliğine erteleyiniz.' uyarısında bulundu.ErzincanErzincan'da ise ekipler, kent merkezinde yoğunluğun yaşandığı Ordu, Fevzipaşa, Halitpaşa ve 13 Şubat caddelerinde toplu taşıma araçları ile okul servislerinde kontroller yaptı.Ekipler toplu taşıma araçlarına binerek vatandaşları maske takmaları ve sosyal mesafe kuralına uymaları hususunda uyarıp, otobüs şoförlerinden kural ihlallerini '155 Polis İmdat' hattına ihbar etmelerini istedi.Kars Kars'ta da polis ekiplerince, Kovid-19 tedbirleri kapsamında toplu taşıma araçlarında maske ve sosyal mesafe kuralına uyulup uyulmadığına ilişkin denetim gerçekleştirildi.İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri, kentin birçok noktasında şehir içi yolcu taşımacılığı yapan otobüs, minibüs ve taksilerde sosyal mesafe ve maske kullanımına ilişkin uygulama yaptı.Uygulamada Kovid-19 tedbirlerini anlatan polis ekipleri, sürücü ve yolculara kurallara uymaları konusunda uyarılarda bulundu.
Nijerya'da Devam Eden Protestolar 1,8 Milyar Dolar Zarara Neden Oldu
ABUJA (AA) - Nijerya'da polis bünyesinde oluşturulan Özel Hırsızlıkla Mücadele Ekibini (SARS) protesto etmek amacıyla devam eden gösterilerin, 12 günde ekonomiye 1,8 milyar dolara mal olduğu bildirildi.Lagos Ticaret ve Sanayi Odasından yapılan açıklamada, 7 Ekim'den bu yana ülke genelinde özel polis birimi SARS karşıtı eylemlerin sürdüğü ve bundan dolayı 12 günde ülke ekonomisinin 1,8 milyar dolar zarara uğradığı belirtildi.Açıklamada, ülkenin farklı eyaletlerinde devam eden protestoların, özellikle ticari faaliyetleri olumsuz etkilediği kaydedildi.Ekonomi uzmanı Shuaibu Idris, AA muhabirine yaptığı açıklamada, protestoların ekonomiyi vurduğunu belirtti.Protestoların insanların ve malların hareketliliğini etkilediğini ifade eden Idris, 'Protesto nedeniyle büyük şehirlere giden ana yolların kapatılması milyonlarca zararı neden oldu.' dedi.Idris, protestoların son bulunması için hükümetin acilen harekete geçmesi ve göstericilerin isteklerini yerine getirmesi çağrısında bulundu.Nijerya'nın Delta eyaletinde iki hafta önce, bir gencin SARS ekibi tarafından öldürülmesinin ardından sosyal medyada ünlüler ve aktivistlerin çağrısıyla Lagos ve başkent Abuja'da başlatılan gösteriler, ülke geneline yayılmıştı.Uluslararası Af Örgütüne göre geçen haftadan bu yana ülkenin farklı eyaletlerinde devam eden protestolarda 15 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.
Sakarya'da Dolandırıcılık Operasyonunda 2 Irak Uyruklu Tutuklandı
SAKARYA (AA) - Sakarya'da polis tarafından düzenlenen operasyonda, ihtiyaç sahiplerine yardım etme bahanesiyle dolandırıcılık yaptıkları öne sürülen Irak uyruklu 2 zanlı tutuklandı. Alınan bilgiye göre, Adapazarı ilçesinde Iraklı kadına, tanımadığı Irak uyruklu 2 erkek, ihtiyaç sahiplerine para yardımı yapmak istediklerini söyleyerek yanlarındaki 96 bin Belarus rublesini verdi. Yardım parasının bir miktarını ihtiyaç sahiplerine vermesini, geri kalanını da kendisinin almasını ancak yardımlar dağıtılana kadar da teminat isteyen 2 şüpheli, kadından yaklaşık bir kilogram ağırlığında altın aldı. Aldığı yardım paralarını Türk lirasına çevirmek için döviz bürosuna giden Iraklı kadın, kendisine verilen paranın değersiz olduğunu öğrendikten sonra emniyete başvurdu. Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik-Dolandırıcılık Bürosu ekiplerince başlatılan çalışmada, yüzlerce aracın incelenmesinin ardından eşgale uyan 2 kişinin içinde bulunduğu aracın İstanbul'a gittiği tespit edildi. Şüphelilerin adreslerini belirleyen ekipler, Esenyurt ilçesindeki 2 adrese operasyon düzenledi. Operasyonda dolandırıcılık olayını gerçekleştiren Irak uyruklu A.H. (41) ve Ö.H.T. (42) yakalandı. Evlerdeki aramalarda, yüklü miktarda dolar ve çok sayıda ziynet eşyası ele geçirildi.Sakarya'ya getirilen zanlılar, işlemlerinin ardından çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
Reklam
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 1300 Mahkum Hapishaneden Kaçtı
ANKARA (AA) - Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin (KDC) doğusundaki Beni Hapishanesi'ne isyancı grubun saldırısından sonra yaklaşık 1300 mahkumun kaçtığı belirtildi.Beni Belediye Başkan Vekili Modeste Bakwanamaha, basına yaptığı açıklamada, Beni Hapishanesi'nin isyancılarının saldırısına uğradığını bildirdi.Yaklaşık 100 isyancının hapishaneye saldırdığını belirten Bakwanamaha, hapishanenin kapısının patlatılarak yıkılmasının ardından 1300 mahkumun kaçtığını ifade etti. Bakwanamaha, cezaevinde çoğunlukta Demokratik İttifak Güçleri (ADF) isyancı grubunun üyelerinin bulunduğunun altını çizerek saldırıdan ADF'yi sorumlu tuttu.Aynı cezaevinden 2019’da ADF saldırısı sonrası 900 mahkum kaçmıştı. ADF'nin bölgedeki saldırılarında, 2014'ten bu yana 3 bin sivil hayatını kaybetti. Ülkenin Ruanda, Uganda ve Burundi sınırının bulunduğu doğusu, 20 yıldır altın ve kobalt gibi yer altı kaynaklarının kontrolünü sağlamaya çalışan silahlı grupların saldırıları ve çatışmalarına sahne oluyor.
TEB, Bigg Girişimcilerine Destek Vermeye Devam Ediyor
İSTANBUL (AA) - Türk Ekonomi Bankası (TEB), TÜBİTAK Bireysel Genç Girişim (BiGG) Programı'nda 2 yıl daha uygulayıcı kuruluşlar arasında yer alarak girişimcilere destek verecek.Bankadan yapılan açıklamaya göre, TEB, Girişim Bankacılığı ile yenilikçi iş fikirlerini ekonomiye kazandırmaya ve girişimcilik ekosistemini güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. TÜBİTAK'ın BiGG Programı kapsamında 2015 yılından bu yana çok sayıda girişimcinin hibe desteğinden yararlanmasına aracılık eden TEB, başarısıyla 2 yıl daha uygulayıcı kuruluş olmaya hak kazandı. Bu doğrultuda TEB, ülke genelinde bulunan 7 TİM-TEB Girişim Evi ile farklı bölgelerden teknolojik iş fikri sahibi girişimcilerin BiGG Programı'na başvurularını kabul edecek ve çeşitli desteklerle 200 bin TL hibe desteğinden yararlanmalarını sağlayacak.İlk olarak 2015 yılında BiGG Programı'nın uygulayıcı kuruluşları arasında yer alan TEB, bugüne kadar Türkiye'nin 77 ilinden 4 binin üzerinde teknolojik iş fikri başvurusu topladı ve 89 girişimcinin 14,8 milyon TL hibe desteği almasında köprü rol oynadı. Ayrıca, TEB'in desteklediği BiGG girişimcilerinin toplam cirosu 23 milyon TL'ye ulaştı. 'Bugüne kadar 89 girişimcinin 14,8 milyon TL hibe almasına destek olduk' Açıklamada görüşlerine yer verilen TEB KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Ali Gökhan Cengiz, TEB Girişim Bankacılığı ile girişimcilik ekosisteminin her alanında yer aldıklarını, yenilikçi ve parlak fikirlerin ekonomiye katılımına destek verdiklerini belirterek, şunları kaydetti: '2015 yılından bu yana TÜBİTAK'ın BiGG Programı kapsamında akredite kuruluşlardan biriyiz. BiGG Programı'nda geçen yıllarda sunduğumuz desteklerle en fazla girişimcinin desteklenmesini sağlayan uygulayıcı kuruluşlar arasında yer aldık ve bugüne kadar 89 girişimcinin 14,8 milyon TL hibeden yararlanmasına aracı olduk. Önümüzdeki dönemlerde bu rakamları daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz.' TEB olarak program kapsamında elde ettikleri başarılı sonuçlarla 2 yıl daha uygulayıcı kuruluş olma hakkını elde ettiklerini aktaran Cengiz, 'Daha fazla girişimciye 2 yıl boyunca destek sunmaya, özel programlarla fikirlerini nasıl işe dönüştürebileceklerinden projelerini nasıl pazarlayacaklarına kadar her konuda yanlarında olmaya devam edeceğiz.' ifadesini kullandı. TİM-TEB Girişim Evi, girişimcileri Step Up Programı ile TÜBİTAK'a hazırlıyorÜlkenin dört bir yanında projelerini gerçekleştirmek isteyen parlak fikirli girişimcilere 7 ilde faaliyet gösteren TİM-TEB Girişim Evleri ile destek verdiklerini bildiren Cengiz, şunları kaydetti:'TİM-TEB Girişim Evi'nin bulunduğu illerde, yenilikçi, yüksek katma değerli ve ihracat potansiyeline sahip girişimler ile girişimci işletmeleri geliştirmek ve güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Özellikle TÜBİTAK BiGG Programı'na başvuran girişimcilerimizi kabul ettiğimiz Step Up programı ile yenilikçi teknoloji iş fikri sahiplerine danışmanlık, teknik mentorluk, ofis desteği, yatırımcılarla buluşturma gibi iş fikirlerinin hayata geçirilmesinden projenin tanıtımına, projenin yatırımcılara sunulmasından müşteri bulunmasına kadar her aşamada destek veriyoruz.' TÜBİTAK BiGG Programı kapsamında hibeden yararlanmak isteyen girişimciler, girişim hızlandırma merkezleri TİM-TEB Girişim Evleri’nden bilgi alabiliyor, www.teblegirisim.com adresinden başvuru yapabiliyor.
Reklam
İsrail İle Bae Arasında Vize Muafiyet Anlaşması İmzaladı
KUDÜS (AA) - İlişkileri normalleştirme anlaşmasının ardından Birleşik Arap Emirlikleri'den (BAE) İsrail'e yapılan ilk üst düzey ziyarette iki ülke arasında vize muafiyet anlaşması da dahil olmak üzere toplam 4 anlaşma imzalandı. ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin'nin de aralarında bulunduğu bazı ABD'li yetkililer, Ekonomi ve Maliye Bakanı'nın öncülük ettiği BAE heyetiyle aynı uçakla Abu Dabi'den Tel Aviv'e geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'li ve BAE'li yetkilileri taşıyan uçağı havalimanında karşıladı. BAE'den İsrail'e yapılan ilk üst düzey ziyaret nedeniyle Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion havalimanında tören düzenlendi. Törene İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi, Maliye Bakanı Yisrael Katz ve ABD'nin İsrail Büyükelçisi David Friedman da katıldı. Başbakan Netanyahu törende yaptığı konuşmada, Abu Dabi ile varılan, ilişkileri normalleştirme anlaşması dolayısıyla ABD Başkanı Donald Trump ve BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed'e teşekkür ederek, 'ABD'nin desteği olmasa bugün burada olamazdık.' ifadesini kullandı.Karşılama töreninin ardından İsrail ile BAE arasında vize muafiyeti, havacılık, ekonomik iş birliği ve yatırımların korunması olmak üzere 4 anlaşmaya imza atıldı.Böylece İsrail, ilk kez bir Arap ülkesiyle vize muafiyet anlaşması imzalamış oldu.
Grafikli - İlk Türk Balesinin Bestecisi: Ferit Tüzün
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - Besteci ve orkestra şefi Ferit Tüzün'ün vefatının üzerinden 43 yıl geçti.Ferit Tüzün, 1929'da İstanbul'da doğdu. Müzikle yakından ilgili bir ailede yetişen Tüzün, ablası Bedriye Tüzün'ün İstanbul konservatuvarının şan bölümünden mezun olması nedeniyle erken yaşlarda müzik ile tanıştı.İlkokul eğitimini Kınalıada ve Heybeliada'da alan Tüzün daha sonra Ankara Atatürk Lisesi'ne geçti. Tüzün, ablası aracılığıyla bu sıralarda Ulvi Cemal Erkin ile tanıştı ve onun da önerisi ile Ankara Konservatuvarına piyano bölümü öğrencisi olarak girdi. İlk önemli eserini 22 yaşında verdiErkin ve Necil Kazım Akses'in önerileri ve yardımları ile aynı zamanda kompozisyon bölümüne de kaydolan Tüzün, 1949'da piyano yüksek bölümünden ve 1951'de de kompozisyon bölümünden birincilikle mezun oldu. Tüzün ilk önemli eseri 'Ninni'yi 22 yaşında konservatuvar son sınıftayken besteledi. Bu eser 1952'de Cemal Reşit Rey yönetiminde İstanbul şehir orkestrası tarafından seslendirildi.Usta besteci, konservatuvarda bir süre Necil Kazım Akses'in asistanlığını yaptı, bu sıralarda Milli Eğitim Bakanlığının yurt dışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazanarak 1954'de Münih Müzik Akademisine gitti. Tüzün burada, Fritz Helmann, Kurt Eichhorn, Adolf Mennerich ve G. E. Lessing'in yanında öğrenim gördü.Yurt dışında yaşadığı dönemde Münih Filarmoni Orkestrası şefi Adolf Mennerich ve Gotthold Ephraim Lessing ile orkestra şefliği çalışmalarına devam eden Tüzün, kompozisyon konusunda da çalışmalarını sürdürdü.Dünya prömiyerleri Münih Filarmoni tarafından yapıldıFerit Tüzün Münih'teyken Leucart yayınevi ile anlaşma imzaladı ve eserlerinin basım hakkını buraya devretti, bu sayede bazı eserleri korundu ve yurt dışında çeşitli yerlerde çalındı. Tüzün'ün orada kaldığı süre içinde bestelediği 'Anadolu Süiti' ve 'Türk Cappriccio'sunun dünya prömiyerleri Münih Filarmoni tarafından yapıldı. Sanatçının, bu orkestradan aldığı sipariş üzerine bestelediği 'Humoresque' (1957) adlı eseri de büyük başarı kazandı. Eserin adı daha sonra 'Nasreddin Hoca' olarak değiştirildi. Münih'teki eğitimini 1958'de tamamlayan Tüzün bursunun bir yıl daha uzatılması için başvuruda bulundu ve Münih Devlet Operası'nda şef yardımcılığı yaptı. Ayrıca başka kentlere de giderek çeşitli orkestraları yönetti.Tüzün, 1959'da Türkiye'ye dönerek önce Ankara Devlet Operasında Şef yardımcısı, daha sonra da 1976'da Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü oldu. Bir yandan da bestecilik çalışmalarına devam eden Tüzün, ilk Türk balesi olan 'Çeşme Başı'nın yanı sıra, 'Midas’ın Kulakları' operası ve 'Esintiler' gibi çeşitli eserler verdi.Üç bölümden oluşan ve dans süiti tarzında bir eser olan 'Esintiler', TRT'nin 1965'te açtığı yarışmada birincilik ödülü kazandı. 'Kınalı Eller' ilk defa 2004'te seslendirildiFerit Tüzün'ün önemli eserleri arasında konusunu Elazığ dolaylarından alan bir bale olan 'Çayda Çıra' için bestelediği bir bale süiti ile ilk defa 2004'te seslendirilen 'Kınalı Eller' adlı bir bale süiti de yer aldı. Bilinen son yapıtı olan 'Söyleşi' ise Kültür Bakanlığı tarafından Cumhuriyetin 50. yıl dönümü için istenen, senfonik orkestra için yazılmış bir eserdi.Ankara konservatuvarında da 1974'te öğretmenlik yapan Tüzün, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevindeyken 1977'de hayatını kaybetti.Türk kültüründen kopmadan eserler vermeyi seçtiTürk kültüründen kopmadan eserler vermeyi seçmiş bir besteci olan Tüzün, henüz 48 yaşında hayata gözlerini kapadığında arkasında 20 kadar eser bıraktı. Tüzün bir eser üzerinde çalışma yolunu ise şu sözleri ile açıklamıştı:'Ağır çalışırım. Önce kafamda tasarlarım ve tasarılar şekilden şekle girer. Unutmamak için bazı fikirleri not ederim, bunlar olgunlaşınca da doğrudan doğruya üzerinde çalışırım. Yerli ezgileri tematik gereç olarak kullanmam. Böyle bir şey gerekiyorsa onu kendimden yaratmak isterim.' Ölümünden 23 yıl sonra Sevda - Cenap And Müzik Vakfı tarafından Onur Ödülü Altın Madalyası ile ödüllendirilen Tüzün'ün başlıca eserleri şöyle:'Anadolu Süiti' (1954), 'Çeşmebaşı Bale Suiti' (1958), 'Türk Kapriçiyosu' (1956), 'Humerosque' (Nasreddin Hoca) (1957), 'Midas'ın Kulakları Operası' (1966-1969), 'Esintiler' (1965), '6 Çoksesli Türkü' (1964)'
Reklam
Kızları, Ahmet Taner Kışlalı'yı Aa'ya Anlattı
ANKARA (AA) - BARIŞ KILIÇ - Eski kültür bakanlarından, siyaset bilimci ve yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın suikast sonucu ölümünün üzerinden 21 yıl geçti.Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan, akademik çalışmalarının yanı sıra güncel siyaset üzerine kaleme aldığı yazılarıyla dikkati çeken Kışlalı, 1977'de CHP'den İzmir milletvekili seçildi. Bir yıl sonra Kültür Bakanı olan Kışlalı, bu dönemde de yazmayı sürdürdü.Kışlalı, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde siyaset bilimi derslerine girdi, 1991'de Cumhuriyet gazetesinde haftalık köşe yazılarına başladı.Fransa'da akademik çalışmalarını sürdürdüğü dönemde Nicole (Nilgün) ile evlenen Kışlalı'nın, bu evlilikten Altınay ve Dolunay adlı kızları dünyaya geldi. Ahmet Taner Kışlalı, 1995'te geçirdikleri trafik kazasında eşini kaybetti, kendisi ise ağır yaralandı.Kışlalı, 1997'de Nilüfer Kışlalı ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de kızı Nilhan Nur dünyaya geldi.Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999'da otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybettiğinde 60 yaşındaydı. Türkiye'yi yasa boğan saldırının ardından Ankara'daki cenaze töreninde Kışlalı'yı ebediyete binlerce kişi uğurladı.Kışlalı, vefatına kadar Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını yazmayı ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders vermeyi sürdürüyordu.'Babamla fotoğrafımız yok'Kışlalı hayatını kaybettiğinde 29 günlük olan kızı Nilhan Nur Kışlalı, bugün Kanada'da siyaset bilimi ve ekonomi eğitimi görüyor. Pandemi dolayısıyla derslerini Ankara'daki evlerinden takip eden Nilhan Nur Kışlalı, babasının çalışma odasında Ahmet Taner Kışlalı'nın kendisi için ne ifade ettiğini AA muhabirine anlattı.İlk cümleleri, '29 günlüktüm babamı kaybettiğimde. Babamla fotoğrafımız yok. O kadar küçüktüm.' olan Nilhan Nur Kışlalı, buna rağmen babasını iyi tanıdığını düşünüyor. Babasını birebir tanıma fırsatı olmadığı için tanıyan herkesin kendisine babasından bahsettiğini belirten Kışlalı, 'Gerek aileden gerek arkadaşlarından gerek üniversitedeki çevresinden, herkesten babamı dinleme fırsatım oldu. O yüzden çok iyi tanıdığımı düşünüyorum. Hatta onu yaşarken tanımış insanlardan bile belki biraz daha iyi tanıdığımı düşünüyorum. Çünkü insanlar, onu tanıyan insanlara onu anlatmıyor. Ama benimle karşılaşınca öyle bir sorumluluk duyuyorlar.' diye konuştu.Nilhan Nur Kışlalı, Ahmet Taner Kışlalı'nın kendisi için ne ifade ettiği sorulduğunda, 'Hem bir baba, ailemden dinlediğim, kuzenlerimden dinlediğim hem de bu ülke için canını kaybetmiş ve savaş vermiş bir aydınımız. O yüzden 2 farklı insan benim için aynı zamanda.' dedi.Siyaset bilimi eğitimi görmesinde babasının etkisi bulunduğunu dile getiren Kışlalı, içinde büyüdüğü atmosfer dolayısıyla küçüklüğünden beri siyasete ilgi duyduğunu anlattı. Babasının kitaplarını ve yazılarını okuduğunu, onun gibi akademisyen olmayı düşündüğünü kaydeden Kışlalı, 'Akademik bir kariyer düşünüyorum. Tabii şu an tam emin değilim, ne yapmak istediğim konusunda. Ama akademisyen olmak beni çok heyecanlandırıyor, çok da ilgimi çekiyor. Üniversitede kalıp, araştırma yapmak, daha da öğrenmek istiyorum.' ifadelerini kullandı.Nilhan Nur Kışlalı, babasının arkadaşlarıyla zaman zaman görüştüklerini söyledi. 'Öğrencilerinden adeta beslenirdi'Prof. Dr. Kışlalı'nın İstanbul'da yaşayan kızı Dolunay Kışlalı Edis ve hayatını Kanada'da sürdüren kızı Altınay Kışlalı Erginbilgiç de, AA muhabirine, babalarını ve onunla olan ilişkilerini anlattı. Dolunay Kışlalı Edis, babasını düşündüğünde aklına iyimserlik, sevgi doluluk, dürüstlük kavramlarının geldiğini vurgulayarak, 'Onun kadar özü sözü bir insan tanımadım. Belki çok kısa bir zaman geçirdik beraber ama çok yoğundu. Annemin ölümü de dahil olmak üzere zor anlarımız oldu, çatışmalarımız da oldu. Ama hep güçlü bir iletişimimiz vardı.' şeklinde konuştu.Annesi ve babasını trajik koşullarda kaybettiği için insanların bazen acıyarak baktıklarını ifade eden Dolunay Kışlalı Edis, oysa kendisine hayatta kalma gücü veren ve yaşamayı sevdiren iki insanın çocuğu olduğu için şükrettiğini belirtti.Dolunay Kışlalı Edis, 'baba Ahmet Taner Kışlalı'dan bahsederken, şu anısını aktardı:'Bir akşam evde misafirler varken ben odamda Şeker Portakalı kitabını okuyorum ve kitaba öylesine üzüldüm ki ağlıyorum. Aşağıya indim. Babam tüm misafirlerini bırakıp beni kucağına oturttu ve teselli etti, benimle hüzünlendi.'Babasının hayatı boyunca sorunlar karşısında yılmadığını, çözümün parçası olmaya çalıştığını belirten Dolunay Kışlalı Edis, 'Doğaya, hayvanlara, insanlara, vatanına karşı çok hassas ve sevgi doluydu. 'İnancı yıkılmış, umudunu yitirmiş bir insan ruhsal açıdan sakat bir insandır.' derdi. Her türlü yasağa karşıydı. Kural koyardı ancak yasakla hiçbir yere varılamayacağını bilirdi. Ablamla bana kurallar koydu ama en önemlisi kendi sorumluluğumuzu almamızı teşvik etti. Bize saygı duyardı ve önemserdi.' dedi. Edis, babasının tüm gençlere, özellikle de öğrencilerine karşı inancı ve saygısının çok derin olduğuna, gençliğin enerjisine, ilgisine ve bilgisine güvendiğine, onlardan adeta beslendiğine işaret ederek, şunları anlattı: 'Sınıfında her görüşten öğrenci özgürce kendini ifade edebilirdi. Kimse yargılanmaz, suçlanmaz veya aşağılanmazdı. Sınıf ortamında öğrencilerinin birbirlerinin düşüncelerine saygı göstererek tartışmalarını sağlardı. Herhangi bir düşünce veya bir grubun hakimiyetine izin vermezdi. 'Bir gücün tek başına egemen olduğu yerde demokrasiden söz edilemez.' derdi. 'Gençlik sesini yükselttiğinde değil, asıl sustuğu, pıstığı zaman ülkenin geleceği için endişelenmek gerekir.' derdi. Bence tam da bu nedenle birileri tarafından sakıncalı görüldü diye düşünüyorum. Çünkü demokratik platformda tartışma zemini bulan düşünceler sivrilerek silahlanmazlar. Ancak birbirlerinden beslenebilirler.''İnsanlığın ve Türkiye'nin güzel yüzünü simgeliyor'Altınay Kışlalı Erginbilgiç ise 'çözmekte zorlandığı sorunları olduğunda yanına ilk gittiği kişinin hep babası olduğunu' aktararak, 'Onun sözleriyle rahatlardım. Ölümünden sonra da sözlerini ve duruşunu anımsayarak rahatlamaya çalışıyorum.' ifadelerini kullandı.Erginbilgiç, şunları kaydetti: 'Babam bugün benim için insanlığın ve Türkiye'nin en güzel yüzünü simgeliyor sanki. İnsancıllığı, yardımseverliği, ayrımcı olmaması, dürüstlüğü, her türlü canlıya sevgiyle yaklaşabilmesi ve her şeyden önce kendisine ve diğerlerine gerçek saygı duyabilmesi. İşte bu özellikleriyle benim için evrensel olarak güzel bir insan.Doğduğu koşullardan çevrenin, kalıtımın ve kendi kişiliğinin etkileri ile vardığı nokta itibarıyla da Türkiye'nin güzel yüzünü temsil ediyor. Hem Allah'a inanıyor hem de bilimsel düşünceyi önemsiyor, yaşamının tüm alanlarında devreye sokuyor. Ülkesinin kültür birikimini daha fazla tanımaya ve tanıtmaya çalışıyor. Ülkesinin bağımsızlığı için çaba harcayanları unutmadan, kendisi de aynı amaçla uğraş veriyor. Türkiye'nin dünya üzerinde saygın bir yer edinmesi için hem örnek bir elçi oluyor hem de gelecek kuşağın yetişmesine katkı sağlıyor.'Babasıyla olan bir anısını aktaran Erginbilgiç, annesinin hayatını kaybettiği kazada yaralanan babasını bir süre kontrol için hastaneye götürdüklerini, son gidişlerinde tetkikler için babasına rahatlatıcı bir ilaç verildiğini belirtti. Erginbilgiç, şöyle devam etti:'Eve dönüş yolumuzda ara sıra uyuyakalıyor, uyanınca da çok bilinçli olmadan bir şeyler mırıldanıyordu. Hüzünlü ve gözü yaşlı olarak söylediğini anlamak için dikkat kesildim, 'Bir gemi kalkar bu limandan... Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler. Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...' Meğer Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirini okurmuş. Bitiremeden mısraları tekrar uyuyakalmıştı. Birden heyecanla ve elini hafif kaldırarak bu sefer de 10. Yıl Marşı'nı okumaya başladı. Evimize vardık, dinlenmek için odasına çekildi. Uyanınca ona arabada olanları anlatınca hayretle yüzüme baktı, farkında bile değildi.'Suikastle ilgili davaKışlalı suikastına ilişkin ilk yargılama Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) yapıldı. Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok'un öldürülmesi eylemlerinin de arasında bulunduğu çok sayıda olayı kapsayan dava, 'Umut Operasyonu' olarak tarihe geçti.DGM'lerin kapanmasının ardından yargılamaya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Davada, 3 sanık 'yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek' suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapse mahkum edildi.Anayasa Mahkemesi, gözaltında tutuldukları tarihlerdeki mevzuatın, gözaltı süresinde avukata erişim imkanı tanımadığı gerekçesiyle 5 sanığın yeniden yargılanmasına karar verdi.Yargılama halen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.
Gündeminde Askıda Ekmek, Azerbaycan ve AYM Vardı: Meral Akşener Grup Toplantısında Konuştu
İYİ Parti lideri Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırılarını, Anayasa Mahkemesi tartışmasını, 2021 bütçesini, Karadeniz'de doğalgaz keşfini ve eğitim sisteminde yaşanan sorunları değerlendirdi. Akşener, 'Türkiye’yi, en büyük ilk 10 ekonomiden biri haline getireceksek, öncelikle eğitimde ilk 10 arasına girmeliyiz. Çünkü eğitimdeki sıramız, ekonomimizin geleceğidir.' ifadelerini kullandı.
Reklam
ABD, Bahreyn Ve İsrail'den "İsrail İle Bahreyn Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına" İlişkin Açıklama
WASHINGTON (AA) - ABD, Bahreyn ve İsrail, Bahreyn ile İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulması için imzalanan mutabakatla, iki ülke ilişkilerinde 'yeni ve umut vadeden bir döneme' girildiğini açıkladı. Beyaz Saray, ABD, Bahreyn ve İsrail heyetlerinin dün Bahreyn'in başkenti Manama'da yaptığı görüşmelere ilişkin bu 3 ülkenin yayımladığı ortak açıklamayı paylaştı.Bahreyn ile İsrail arasında diplomatik, barışçıl ve dostane ilişkilerin kurulmasına yönelik olarak mutabakat imzalandığı anımsatılan açıklamada, bu anlaşmayla iki ülke ilişkilerinde yeni ve umut vadeden bir döneme girildiği ifade edildi. İki ülkenin, ekonomi ve ticaret iş birliği, hava hizmetleri, tarım, telekomünikasyon, posta hizmetleri, vizeler, mali hizmetler, dışişleri bakanlıkları ve ticaret odaları arasında iş birliği konularında da mutabakat zaptları imzalandığına işaret edilen açıklamada, çalışma gruplarının da sağlık, liman hizmetleri, spor ve kültür gibi alanlardaki potansiyel iş birliklerini görüştüğü bildirildi. Açıklamada, 'Orta Doğu'nun en dinamik iki milleti arasında doğrudan ilişkilerin başlaması, her iki ülkenin ve bölgenin halkları için daha güvenli ve refah bir geleceğe katkı sağlayacaktır.' değerlendirmesinde bulunuldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın girişimiyle İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanan anlaşmanın iki ülkenin iş birliğinde yeni bir devir açtığı belirtilen açıklamada, 'Bahreyn ve İsrail, ABD'nin Orta Doğu'da barışı, refahı, ortak değerler ve çıkarlara bağlı iş birliği alanlarını genişletmeye yönelik stratejik ajandasını destekleyecektir.' ifadesi kullanıldı. Tarafların İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunması için çaba göstermeye devam edeceği, Bahreyn ve İsrail'in ABD'ye 'daha istikrarlı, güvenli ve refah bir Orta Doğu' sağladığı için teşekkür ettiği vurgulandı. BAE ve Bahreyn'in İsrail ile normalleşme süreciUzun süredir başta BAE olmak üzere Körfez ülkeleri ile İsrail arasında perde arkasında yürütülen ciddi temas süreci, ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ağustos’ta BAE'nin, 11 Eylül'de de Bahreyn'in İsrail ile ilişkileri normalleştirme anlaşmasına vardığını duyurmasıyla aleni hale geldi.15 Eylül'de Beyaz Saray'da düzenlenen resmi törende, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında 'ilişkilerin normalleştirilmesine' yönelik anlaşmalar imzalanmıştı.İsrail basını ve uzmanlara göre, İsrail ile normalleşme sürecinde sırada Umman, Sudan ve Suudi Arabistan var.
Reklam
Burdur Valisi Arslantaş'tan Kovid-19 Uyarısı:
BURDUR (AA) - Burdur Valisi Ali Arslantaş, kentteki yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarının yüzde 65'inin virüsü akrabalarından kaptığını belirterek, toplantı ve ziyaretlere bir süre ara verilmesi gerektiği uyarısında bulundu. Vali Arslantaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, maskenin yanı sıra sosyal mesafenin de salgınla mücadele çok önemli olduğuna dikkati çekti. Komşu ve akraba ziyaretlerinin bir süreliğine yapılmamasını öneren Arslantaş, paylaşımında şu ifadeye yer verdi: 'Maske için teşekkürler ama mesafeye uymuyoruz. Apartman toplantıları, altın günleri, hasta ziyaretleri, komşu, esnaf ziyaretleri gibi alışkanlıklara lütfen ara verelim.İlimizde koronavirüse yakalanan hastalarımızın yüzde 65'i virüsü akrabalarından ev ortamında kapmışlar.Tedbirlere uyarak mücadeleyi güç birliği ile sürdürelim.'
Fas Dışişleri Bakanı Burita, ABD'li Yetkili İle İki Ülke Arasındaki İş Birliğini Görüştü
RABAT (AA) - Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita ile ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu'dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı David Schenker, iki ülke arasında ekonomi ve güvenlik alanlarında iş birliğini görüştü.Fas haber ajansı MAP'a göre, Burita, resmi temaslarda bulunmak üzere Fas'a gelen Schenker ile başkent Rabat'ta bir araya geldi.Görüşmede, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi için güvenlik ve ekonomi alanlarındaki iş birliği konusu ele alındı.Fas basınına açıklamada bulunan Schenker, Birleşmiş Milletler (BM) öncüğündeki Libya siyasi diyalog sürecini desteklediklerini ve Rabat yönetiminin bu sürece verdiği desteği de takdir ettiklerini belirtti.Schenker, Fas'ın ABD'yle pek çok askeri tatbikat düzenlediğini bunlardan bir tanesinin de her yıl yapılan Afrika Aslanı askeri tatbikatı olduğunu sözlerine ekledi. Fas'ın, ABD ile serbest ticaret anlaşması yapan tek Afrika ülkesi olduğunu aktaran Schenker, 150 Amerikan şirketine ev sahipliği yapan ülkenin bu haliyle ABD'nin Afrika'ya açılan kapısı hükmünde olduğunu kaydetti.ABD Savunma Bakanı Mark Esper'in 2 Ekim'de Fas'a gerçekleştirdiği ziyarette, Rabat ve Washington arasında ortak tehditlere karşı 10 yıllık askeri iş birliğini güçlendirme anlaşması imzalanmıştı.
CHP Sözcüsü Öztrak, Myk Toplantısına İlişkin Açıklama Yaptı:
ANKARA (AA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 'Anayasa Mahkemesi, milletvekilimiz Enis Berberoğlu'nun seçme ve seçilme hakkının gasbedildiğine 'oy birliğiyle' karar verdi. Herkes Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara uyacak.' dedi.CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), parti genel merkezinde, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.Toplantıya ilişkin açıklamada bulunan Parti Sözcüsü Öztrak, KKTC vatandaşlarının oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilen Ersin Tatar'ı kutladı. Öztrak, CHP'nin Kıbrıs Türk'ünün haklı davasının yanında olmaya devam edeceğini söyledi.Hafta sonu Ermenistan yönetiminin Azerbaycan'ın Gence ve Mingeçevir kentlerine düzenlediği füze saldırılarıyla sivilleri bir kere daha vurduğunu, aralarında bebeklerin de olduğu 13 kişinin yaşamını yitirdiğini ve çok sayıda kişinin de yaralandığını hatırlatan Öztrak, bu terörü lanetlediklerini belirtti.Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dileyen Öztrak, 'Dünya kamuoyu, sivillere yönelik bu saldırılara sessiz kalmamalıdır. CHP olarak, Azerbaycan'daki kardeşlerimizin acılarını paylaşıyoruz. Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek için yürüttüğü meşru mücadelesini desteklemeye devam edeceğiz.' diye konuştu.Öztrak, bugün vefatının 17. yılı olan Bosna-Hersek'in kurucu Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'i rahmetle andı. Faik Öztrak, hayatını kaybeden gazeteci yazar Bekir Coşkun'a da Allah'tan rahmet yakınlarına ve sevenlerine sabır diledi.Ülkenin savrulduğunu, milletin sıkıntısının her geçen gün arttığını, devlette de kriz yaşandığını öne süren Öztark, şunları söyledi:'Anayasaya, yasalara ve adalete sadakatle bağlı kalması gereken savcılar ve hakimler, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyor. Yargı, hem kendi içinde hem de yasamayla kavga ediyor. Hakimler, sarayın tetikçiliğine soyunmuş. Devletin adalet direği, bu ucube rejimin elinde çöküyor. Türkiye Cumhuriyeti artık anayasal bir devlet olmaktan çıktı, kağıt üzerinde 'anayasalı' bir devlete dönüştü. Anayasa Mahkemesi, milletvekilimiz Enis Berberoğlu'nun seçme ve seçilme hakkının gasbedildiğine 'oy birliğiyle' karar verdi. Herkes Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara uyacak. Bunu biz demiyoruz. Bunu Anayasa kitapçığı söylüyor.' Anayasa'nın bir toplumsal sözleşme olduğunu, milletin hakkının, hukukunun, devlete verdiği yetkilerin ne olduğunun burada yazdığını dile getiren Öztrak, yasamanın, yürütmenin, yargının yetkilerini ve meşruiyetini, Anayasa'dan aldığını vurguladı.'Her şeyde resen harekete geçen HSK'den tık yok'Öztrak, 'İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hakimleri 'Ben bu Anayasa'nın maddelerini tanımıyorum' derse bu, Anayasa'yı tağyir, tebdil ve ilgadır. Anayasa suçudur. Baştan beri HSK resen harekete geçmelidir diyoruz. Ama her şeyde resen harekete geçen HSK'den tık yok.' dedi.Bu suçun mağdurunun sadece Enis Berberoğlu, CHP ve TBMM olmadığını, bu suçun gerçek mağdurunun o Anayasa'ya 'evet' diyen milli irade olduğunu öne süren Öztrak, şunları kaydetti:'Bu suçun gerçek mağduru, Anayasa ve hukuk devleti askıya alındığı için, 'Askıda ekmeğe' mahkum edilen millettir. Arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun davasına bakan hakim, sarayın icra memuru, adalet celladı olmuş. Saraya karşı çıkanlarla ilgili hangi dava varsa, kim varsa bunların davaları bu hakime veriliyor. Berberoğlu kararı bu hakimde, Kaftancıoğlu kararı bu hakimde, Sözcü gazetesi kararı bu hakimde. Bu hakim, Anayasa Mahkemesi kararını da tanımıyor. Bu suçtur, bu yargılanma hakkının ihlalidir, bu çıkmaz sokaktır, bu kaostur, bu devlet krizidir. Bir üst mahkeme olan 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, bu Anayasa'yı ihlal suçuna 'dur' demesini bekliyoruz.' Pazar sabahı 2021 bütçesinin Meclise sunulduğu haberinin geçildiğini, Bütçe Kanun teklifinin, Meclisin internet sitesine bu sabah konulduğunu aktaran Öztrak, Anayasa'nın 'Bütçe, mali yılbaşından, en az 75 gün önce Cumhurbaşkanı tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.' maddesini hatırlattı.Öztrak, 'Yani bütçenin en geç cumartesi gece yarısından önce Meclise teslim edilmesi gerekiyordu. Öyle gözüküyor ki saray ya bütçeyi Meclise zamanında yetiştiremedi ya da o da hakimler gibi Anayasa'ya uymaya gerek görmedi. Bu da devlet krizinin bir diğer cephesi.' dedi.2017'de 48 milyar lira olan bütçe açığının 2021'de beşe katlanarak 245 milyar liraya çıktığını ifade eden Öztrak, faiz harcamalarının ise aynı dönemde 58 milyar liradan üçe katlanarak 180 milyar liraya ulaştığını ifade etti.Bu bütçede milletin derdine derman bulunmadığın savunan Öztrak, 'Bu bütçede, tam gaz faiz lobilerinin, yandaşların cebini doldurmak var. Bu bütçe millete ekmeği ancak 'askıda' gösterecek bir bütçe.' ifadesini kullandı.Öztrak, 'Saray ittifakının büyük ortağı, millete yoklukta sabır telkin ediyor. Küçük ortak da millete 'askıda ekmek' vadediyor. Bunların milletin derdine derman olma niyetleri yok. Biri yapacağı işi yüce Allah'a, öbürü de millete havale ediyor.' değerlendirmesini yaptı.Denizli Valisi Ali Fuat Atik'e de tepki gösteren Öztrak, koronavirüs tedbirleri kapsamında denetim yaptığı sırada dönerci ile arasında geçen konuşmaları eleştirdi.'Bu düzenlemenin derhal değiştirilmesi lazım'Geçen hafta Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Sanayileşme İcra Komitesi kurulduğunu belirten Öztrak, Komite'nin görev ve yetkileri arasında oldukça müphem ifadeler olduğunu savundu.Öztrak, 'Ülke için de kritik öneme sahip şirketlerin ortaklık yapılarında, yurt içi üretimin sürekliliğini ve ulusal güvenliği riske atabilecek bir değişiklik olursa bu konuda karar alabileceklermiş. Bir komite, ortaklık yapılarıyla ilgili şirketlerin karar almaya başladığı zaman bu sıkıntıdır. Bu iş, milletin malını elinden alıp yandaşa verme noktasına kadar gider. Milletin hakkını, hukukunu tanımayan bunun gibi düzenlemeler olursa ülkeye kimse yatırım yapmaz. İş olmaz, aş olmaz. Bu düzenlemenin derhal değiştirilmesi lazım.' değerlendirmesinde bulundu.Uluslararası Para Fonu'nun, Türkiye'nin 2021’de ilk 20 ekonomi arasından düşeceğini söylediğini dile getiren Öztrak, 2021'de 24 milyon nüfuslu Tayvan'ın milli gelirinin, 83 milyon nüfuslu Türkiye'yi aşacağını öne sürdü.Salgında esnaf, çiftçilerin, besicilerin, emekçilerin bir başına bırakıldığını öne süren Öztrak, hükümetin vatandaşlara en düşük nakdi desteği verdiğini savundu.Hükümetin vatandaşları borca batırdığını ileri süren Öztrak, milletin bu borçları nasıl ödeyeceğini düşündüğünü söyledi.Salgın bahane edilerek yandaşlara milyarlarca liralık ihaleler verildiğini, vergi istisnaları getirildiğini iddia eden Öztrak, 'Tarlanın taşıyla, tarlanın kuşunu vuruyor bu yandaş. Ondan sonra da çıkıp Sayın Genel Başkanımıza ipe sapa gelmez laflar söyleme cüretinde bulunuyorlar. Sen iş adamı mısın? Varsa bir meramın doğru düzgün söylersin ama bir siyasi parti liderine ileri geri konuşamazsın. Siyaset mi yapacaksın? O zaman şirketini bırakacaksın geleceksin nerede istersen orada siyaset yapacaksın.' dedi.'Yeniden yapılandırma milleti rahatlatır ama sorunu çözmez'Hükümetin TBMM'ye bir torba yasa teklifi gönderdiğini belirten Öztrak, teklifin gerekçesinin salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılacağı olduğunu söyledi. Öztrak, 'Nasıl? Kısa çalışmayı, zorunlu ücretli izini uzatarak. Esnek çalışma getirip çalışanların kazanılmış haklarını tırpanlayarak. İşçinin kendi kumbarası olan İşsizlik Fonu'ndan verdikleri paralarla, işsizliğin görünmesini erteleyen pansuman tedbirler getirmişler. Adına da 'yeni istihdam paketi' demişler.' görüşünü savundu.Öztrak, son 18 yılda açıklanan istihdam paketlerinin işsizlik sorununu çözmediğini, ülkedeki pek çok alanda sorunları çözecek, güven uyandıracak bir programın da yönetim anlayışının da ortada olmadığını savundu.CHP Sözcüsü Öztrak, 'Son 10 günde 62 yurttaşımızı sahte içki nedeniyle kaybettik. Normal bir ülkede bu olsa yer yerinden oynar. Ama hükümetten çıt yok.' dedi.Arabadan, telefondan alınan vergilere dikkati çeken Öztrak, can güvenliğini tehlikeye atan bir vergi sisteminin olmaması gerektiğini, bu vergilerle büyüme ve istihdamın sağlanamayacağını ifade etti. Salgında vatandaşın bu vergileri ödeyemeyeceğini dile getiren Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Torba yasayı getirirken açıklamışlar, yeni bir vergi ve prim yapılandırılmasını da torba yasa görüşülürken ekleyeceklermiş. Vatandaş vergisini primini ödeyemeyince önce faiziyle ertelediler, şimdi vatandaş bunu da ödeyemeyince yeniden yapılandırma getirecekler. Yeniden yapılandırma milleti rahatlatır ama sorunu çözmez, halının altına süpürür. Derde deva olmaz. Yapılması gereken, pandemi nedeniyle ödenemez noktalara ulaşan bu borcun, faizini silmektir, hatta anaparasını silmektir, vatandaşa pandemi sonrasında sıfırdan başlama imkanını vermektir.' Türkiye’nin dış politikasını eleştiren Öztrak, dış politikanın iç siyasete malzeme yapıldığını savundu. Dış politikanın milletin çıkarları gözetilerek, ehil kadrolar eliyle yürütülmediğini ileri süren Öztrak, bu nedenle Türkiye'nin bölgede tek bir dostunun kalmadığını söyledi. Öztrak, Türkiye'nin yalnızlaştığını ve dış politikadaki bu tıkanıklığı en iyi Yunanistan'ın değerlendirdiğini dile getirdi. Öztrak, 'Suudi Arabistan çıkmış Türk ürünlerine boykot çağrısı yapıyor. Bu çağrıya Fas'tan Cezayir'e kadar, tarihi bağlarımız olan diğer Kuzey Afrika ülkeleri de katılıyor. Boykota karşı saray ittifakının gıkı çıkmıyor. En son Kanada çıktı. İHA ve SİHA'larımızda kullanılan çok kritik teknolojik parçalara ambargo koydu. Peki saray hükümeti buna bir şey diyebiliyor mu? Kanadalı firmaların Kaz Dağları'nda, Erzincan'da, Uşak'ta, Eskişehir'de, Samsun'da altın ve maden arama ruhsatlarını iptal etti mi? Hayır.' değerlendirmesini yaptı.'Tutumumuz barolar ile ilgili tutumumuzun tıpkısı olacaktır' Öztrak, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.'Bir anket çalışması yaptırdınız mı? Muharrem İnce geçtiğimiz gün katıldığı bir televizyon programında CHP'nin oy oranının yüzde 17 civarlarında olduğunu iddia etti. Bu iddiaya katılır mısınız?' sorusuna karşılık Öztrak, birçok anket çalışması bulunduğunu ancak özel olarak yaptırdıkları bir anket olmadığını söyledi.Öztrak, 'Sayın İnce bizim partimizin üyesi onun iddialarına burada cevap vermeyi doğru bulmuyorum. Çünkü bunlar partimizi eleştiren konular, partinin içinde tartışılması daha doğru olan hususlardır. Ama şöyle de demekten kendimi alıkoyamıyorum, keşke bunu Cumhur İttifakı'nın bir sözcüsü söyleseydi de biz de çıkıp Halep oradaysa arşın burada, hadi bakalım hodri meydan deseydik.' diye konuştu.'Eski CHP Milletvekili Şahin Mengü CHP'nin bir program çalışması yaptığını iddia etti. Böyle bir program çalışması var mıdır?' sorusu üzerine Öztrak, böyle bir program çalışmasının olmadığını söyledi.'Birkaç gündür sosyal medyada bir fotoğraf karesi tartışılıyor. Susurluk ve faili meçhul cinayetlere adları karışan bu isimler üzerinden sosyal medyada 'işte derin devletin fotoğrafıdır' diye tartışılıyor. Bu fotoğraf karesi hakkında ne söylemek istersiniz?' sorusuna Öztrak, 'Gerçekten kim kimlerle beraber bu fotoğrafta gördük. Ülke kimler tarafından yönetiliyor, kimler hangi görevlerde, kimlerin hangi sözleri hangi çerçevede ettiğini bu fotoğraf gerçekten ortaya koyuyor.' yanıtını verdi.'Türk Tabipleri Birliği için barolara benzer bir yasal düzenlemeye gidilebileceği yönünde haberler var. Bununla ilgili değerlendirmeniz nedir?' sorusuna Öztrak, 'Bu konudaki tutumumuz aynen barolar ile ilgili tutumumuzun tıpkısı olacaktır.' karşılığını verdi. Öztrak, CHP'nin böyle bir gidişin karşısında olacağını söyledi.'Olası bir erken seçimde Enis Berberoğlu'nun yeniden aday gösterme durumunuz olacak mı?' sorusuna Öztrak, şu yanıtı verdi:'Enis Berberoğlu'nu tekrar aday göstermek noktasına gireceğimizi zannetmiyorum. Enis Berberoğlu Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara uyularak milletvekilliğini geri alacaktır. Bunu bekliyoruz biz. Yani Enis Berberoğlu'nun gasbedilen seçme ve seçilme hakkının, milli iradenin ona vermiş olduğu milletvekilliğinin Anayasa Mahkemesinin herkesi bağlayan kararından sonra iade edilmesi gerekir.''Son dönemde özellikle valilerin yaptığı toplantılara konunun uzmanları yerine sadece AKP'lilerin çağrıldığını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?' sorusu üzerine Öztrak, 'Bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı olunca o memleketin valileri de o partinin eş il başkanı oluyor.' cevabını verdi.'AK Parti il ve ilçe kongreleri sürüyor. Dün de BBP kapalı salonda kongre yaptı. Bir yandan baroların seçimlerinin pandemi nedeniyle ertelenmesi diğer taraftan da yaşanan bu kongreler ile ilgili yorumunuz nedir' sorusuna Öztrak, şu yanıtı verdi:'Caddeleri, meydanları insanlar dolduruyor bu konuyla ilgili hiçbir önlem alınmıyor. AK Parti il ve ilçe kongreleri sürüyor, kapalı yerlerde yapılmasında hiçbir mahsur görülmüyor. BBP kapalı salonda kongre yapıyor, bunun da bir mahsuru yok ama barolar seçimlerini yaparlarsa salgın bulaşıyor. Ülkenin bu sıkıntılı günlerinde milletimiz salgınla boğuşurken salgından bir siyasi gerekçe üretmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır.'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eğitimde reform yapılacağına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Öztrak, 'Erdoğan 18 yıldır muhalefetteydi de biz iktidarda mıydık? 18 yılda memleketin eğitim sistemini nereden nereye getirdiklerinin açık ikrarıdır bu. İdeolojik saplantıları nedeniyle eğitim sisteminde kaosa yol açtılar. Kendi ülkesinin çocuklarını denek haline getiren tek hükümet AK Parti hükümetidir.' yanıtını verdi.Ülkenin eğitim sistemini milli olmaktan çıkarıp kendi ideolojilerinin vesayeti altına alanların Türk eğitim sistemine ihanet ettiğini savunan Öztrak, 'Bu ihanetin baş faili de Recep Tayyip Erdoğan'dır.' dedi.'Azerbaycan milli meselemizdir''İlham Aliyev ile görüşmek için Azerbaycan'a bir heyet gönderecek misiniz?' sorusunu Öztrak, 'Azerbaycan milli meselemizdir. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığındaki bir heyetle birlikte Grup Başkanvekili arkadaşımız Engin Altay da Azerbaycan'dadır. Genel Başkanımızın Sayın Aliyeve yazmış olduğu bir mektubu kendilerine sunmuşlardır. Sayın Aliyev de bundan duyduğu memnuniyeti ifade etmiş, selamını göndermiştir.' diye yanıtladı. Uygur Türkleri'ne ilişkin bir soruya karşılık Öztrak, 'Uygur Türkleri konusunda saray ve sarayın ortağı gerçek bir samimiyet testinden geçmektedirler. Özellikte bu 39 ülkenin imzası olan mektuba Türkiye'nin imza atmaması, daha önce Meclise sunulan Uygur Türkleri hakkındaki teklife red oyu vermeleri gerçekten soydaşlarımızla yakından ilgilendiğini iddia eden ve milli ve yerli söylemlerin arkasına sığınan sarayın, onun ortağının bu söylemlerinde ne kadar samimi olduğunu ortaya koymaktadır.' ifadelerini kullandı. Koronavirüs verilerinin paylaşımıyla ilgili bir soruya Öztrak, 'Bütün dünyada uygulama neyse bizde de o yapılması gerekir. Bir veriyi Dünya Sağlık Örgütü ile paylaşıyorsanız bu veri uluslararası standartlarda talep edilen bir veridir. Bu veriyi yabancılarlarla paylaşacaksınız ama kendi ülkenizin araştırmacılarıyla tıp insanlarıyla paylaşmayacaksınız. Bu son derece yanlıştır.' cevabını verdi.Öztrak, bu verilerin paylaşılmasının elzem olduğunu dile getirerek, 'Dünya Sağlık Örgütü'ne verdiğiniz neyi bu milletten saklıyorsunuz?' sorusunu yöneltti.
İki Bakanın Da Yer Aldığı Bae Heyeti İsrail'i Ziyaret Ediyor
KUDÜS (AA) - İlişkileri normalleştirme anlaşmasının imzalanmasının ardından aralarında iki bakanın da yer aldığı Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) bir heyetin resmi ziyaret kapsamında İsrail'e gideceği bildirildi. Yerel basında yer alan haberlere göre, BAE Ekonomi ve Maliye Bakanı'nın öncülük ettiği heyet resmi temaslarda bulunmak için yarın İsrail'e gidecek.Heyetin, Başbakan Binyamin Netanyahu, Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi ve Maliye Bakanı Yisrael Katz ile görüşeceği ifade edildi. Geçen ay imzalanan ilişkileri normalleştirme anlaşmasının ardından BAE'den İsrail'e yapılacak ilk üst düzey resmi ziyarette iki ülke arasında ticaretin geliştirilmesi için bir dizi anlaşmanın imzalanacağı kaydedildi. İsrail ile BAE arasında, 15 Eylül'de Beyaz Saray'da düzenlenen törenle ilişkileri normalleştirme anlaşması imzalanmıştı.
Reklam