Can Dündar Haberleri

Can Dündar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Can Dündar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Nazım Hikmet'in Renkli Görüntüleri Yayınlandı
1952'de Kırım'da çekilen Nazım Hikmet görüntülerinde usta şair, ilkokul ve lise öğrencileri için oluşturulan yaz kamplarından birinde çocuklarla Rusça konuşuyor. Görüntüler ilk kez Artı Bir TV ekranlarında yayınlanan ve Can Dündar'ın sunduğu Canlı Gaste programında ekranlara geldi. RUS ÇOCUKLARA TÜRKİYE'Yİ ANLATIYOR Nazım Hikmet, o yıllardaki Türkiye'yi şu sözlerle çocuklara anlatıyor: 'Bakın çocuklar, deniz orada. Denizin öbür tarafında benim ülkem Türkiye var. Orada ARTEK yok, piyoner kampı yok. Orada Türk halkının çocukları çok kötü yaşıyor. Çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlıyorlar. Mesela, senin yaşındaki çocuklar fabrikada çalışmaya başlıyor. Günde 12 saat. Sizin gibi kız çocukları da çalışıyor. Fabrikalarda, tarlalarda...Çoğu okuma yazma bilmiyor. Hatta, ömürlerinde defter, alfabe kitabı nedir görmemişler. Çocuklarımız, Türk çocukları açlık çekiyor. Hatta çok erken yaşlarda çeşitli hastalıklardan ölüyorlar. Doğru dürüst hastane yok. Peki neden böyle? Neden çocuklarımız bu kadar kötü yaşıyor?Çünkü bizde Amerikan emperyalizmi hüküm sürüyor. Ve onların yerli işbirlikçileri..Ama sadece Türkiye'de böyle değil. Pek çok başka ülkede de ; Afrika'da, Avrupa'da, Asya'da.. Kapitalistlerin ve Amerikan emperyalizmin hüküm sürdüğü kapitalist ülkelerde Oralarda da çocuklar çok kötü yaşıyor.' Vatan
Ece Temelkuran'ın Berkin İsyanı: 'Bu Çocukları Ölmeden Tanımak İstiyorum'
Berkin Elvan'in hayatını kaybetmesinden sonra Türkiye'nin dört bir yanında eylem vardı. Sokaklarda Berkin Elvan'ı anmak isteyen binlerce kişi ağladı, ellerindeki dövizlerde, pankartlardaki mesajlarla ağlattı. Can Dündar'ın sunduğu Canlı Gaste programına bağlanan gazeteci Ece Temelkuran, canlı yayında isyan etti. ' AĞLAMADAN KÜFRETMEDEN NE SÖYLEYEBİLİRİM' ' Yayına bağlanmadan önce ağlamadan ve küfretmeden ne söyleyebilirim diye düşündüm. Çok özür dilerim çok kötüyüm.' diyen Temelkuran 'Bu parti tutucu, muhafazakar olabilir, ama her ilde sevilen saygı duyan insanları bünyesine kattılar. AKP'nin taraftarları ne bekliyor. Elbette içimiz yandı ve bu ilk değil. Söylenecek hiç bir şey kalmadı yani. Bu ülkenin zalimlikle yönetilmesine izin veremeyiz. Bu ülkede bir çocuğun ölmesine dayanamayan insanlar yaşıyor. ' şeklinde konuştu. 'BEN BU ÇOCUKLARI ÖLMEDEN ÖNCE TANIMAK İSTİYORUM' AKP'ye oy verenlere seslenen Temelkuran, 'Artık bu lideri destekleyenler kendilerine gelsinler ve insanlığa geri dönsünler. Hiç değilse bugün ve yarın için. Yarın cenaze töreni var ve çok korkuyorum. Kimsenin bir ölü çocuk daha taşıyacak sabrı kalmadı. Ben bu çocukları ölmeden önce görmek istiyorum ölmeden önce sevmek istiyorum. Bugün sokağa çıkan ve acısını bizlerle paylaşanların alınlarından öpüyorum.' dedi. HALKIN POLİSİ OLDUKLARINI UNUTMASINLAR Temelkuran şunları söyledi; 'Polislerin içinde sesleri çıkmasa da namuslu insanların da olduğunu biliyorum. Çocukların ölüm emrini verenlerin değil halkın polisi olduklarını unutmasınlar. Bir gün bu polisler çocukları öldürdükleri için değil çocuklarının yüzüne bakamayacak duruma gelebilirler. ' Artı 1
Twitter'da Çılgın Atan 20 Hesabın İlk Tweetleri
Twitter'ın 6. yaşına özel olarak yayınladığı Discover hizmeti ile ilk attığınız tweetlere ulaşabiliyorsunuz. Burada da sizin için yirmi güzel hesabı derledim. Tweetlerin gözükmemesi ihtimaline karşı ekran görüntüsü ile yüklenmiş olup, başlığa tıklamanız durumunda orijinal tweete gidebilirsiniz....Sizin için önemli olduğunu düşündüğünüz hesapları yorumda paylaşabilirsiniz...
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Çirkinlikte yarış kıyasıya devam ediyor. ‘Böylesi bir yarışın kazananı olmaz’ demeyin sakın, işin bu yanı ne kazanmanın peşinde oldukları, olduğunuz, olduğumuz! Nitekim,Türkiye’nin tüm yarışmacıları gözünü birinciliğe dikmiş, olmadı ikincilik, olmadı üçüncülük, en azından teselli mükafatı. Belki biz de ‘vicdan ödülü’ peşindeyizdir, ne dersiniz? Başta iktidar önde gidiyordu, asıl peşinde olduğu ‘büyük ödül’ yolunda ayağına takılabilecek her şeyi örtbas etmek için çok ama çok çirkinleşmek gerekti, gereği yapıldı. Bir yandan ‘kaza’ , ‘kader’ , ‘şehitlik’ , diğer yandan tekme, tokat, gözaltı… Sonunda bir rezaletten bir kahramanlık destanı bile çıktı. Bakan bey, üç gün aynı gömleği giymiş, ne büyük bir fedakarlık! Hem sanki her gün değiştirdikleri gömlekler temizmiş gibi. Gözü kara, vicdanı kara, aklı kara, fikri kara iktidarlarının kiri, değil gömleklerine, derilerine bile kazınmamış gibi.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 2010 yılı ağustos ayında “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat” adlı kitabında Fethullah Gülen cemaatinin devlet içinde devlet örgütlenmesine gittiğini ileri sürdüğünde, gerek hükümet sözcüleri, gerekse hükümete yakın kişiler tarafından bir nevi paranoyak muamelesi görmüştü. Önce Avcı, ardından cemaat hakkında yazıp çizdikleri yüzünden gazeteci arkadaşlarımız Nedim Şener ve Ahmet Şık içeri alındığında, bütün bunların yargı-polis-medya üçgeninde gerçekleşen birer cemaat komplosu olduğunu söylediğimizde aynı muameleyi bizler gördük. Yüzlerinde hafif bir sırıtmayla “Ne yani, her taşın altında cemaat mi var? Bunu mu iddia ediyorsunuz?“ diyen nice etkili ve yetkili kişi gördük.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Arap Baharı müthiş bir çuvallama oldu. Arap halklarına demokrasi filan getirmedi. Tam tersine yeni bir döneme kapı açtı: Mısır ’daki gibi darbeler, Libya ’daki gibi kaos ve bölünme ve Suriye ’den sonra Irak’ta gördüğümüz üzere iç savaş ve mevcut sınırların fiilen ortadan kalkmaya başlaması, Arap Baharının erken yükseliş ve çöküşünün sonuçlarıdır. Sadece bu da değil; Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi terör kavramını üst boyutlara sıçratan yeni nesil bir cihat örgütünün doğmasına ve bu örgütün mevcut Irak ve Suriye topraklarından bir kısmı üzerinde egemenlik ilan etmesi de bu dönemin sonucudur. Bu örgüt, 29 Haziran günü hem İslam devleti adıyla bir devlet kurduğunu ilan etti, hem de lideri Ebu Bekir el Bağdadi ’yi “Bütün Müslümanların Halifesi” olarak duyurdu. Aynı gün Türkiye’nin Akçakale sınır karakolunun Irak tarafına da kendi bayrağını çekti.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş , iki hafta önce SBF Dekanı Yalçın Karatepe hakkında soruşturma başlattı. Gerekçe: İzinsiz görev yerini terk etmek… Sanırsınız asker, nöbetçi kulübesini terk etmiş. Dekanın savunması istenmiş. Meğer, SBF Yönetim Kurulu’nun kararıyla atandığı Basın İlan Kurumu’nun genel kurul toplantısındaymış. Gideceğini, 10 gün önceden rektörlüğe bildirmiş, hatta yerine vekil tayin etmiş. Vekâlete rektörlükten onay da gelmiş. Bunun tartışması bitmeden, ikinci soruşturma geldi: Bu kez suçlama; “görevini ihmal ederek terör örgütlerinin SBF’de hâkimiyet kurmasına fırsat vermek...”
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
2 Haziran 2013’te Antakya’daki Gezi Parkı protestoları sırasında polisin başından biber gazı fişeğiyle vurup öldürdüğü Abdullah Cömert’in davası, Balıkesir’e taşınacak. Neden? Hep duyduğumuz gerekçeyle: ‘Güvenlik.’ Kimin güvenliği? Herkesin olabilir ama, öncelikle sanık, sanık müdafileri ve yakınlarının ‘güvenliği.’ Ölenin hakları? Ölenin canlıyken ‘güvenliği’ nin hiçe sayılması, öldürenin güvenliğine dair bu titizlenmenin bir sonucu aslen. Türkiye’de yargı göçebeleştiriliyor. ‘Önemli’ ceza davaları, ‘olağan mahkeme’ lerinde değil, başka başka yerlerde görülüyor. Şüphelileri kamu görevlisi olan davalarda artık kural haline gelmiş bir tuhaflık bu. ‘Şeklen’ kurallara uygun gibi duruyor, çünkü kanunlarda ‘güvenlik’ gerekçesiyle davaların taşınabileceği yazıyor. O halde önce basit kuralı hatırlatalım: Bir ceza davası, fiilin işlediği yerde görülür. Niçin? Bir yanıyla idari karışıklıkları önlemek nedeniyle. Basit çözüm, iyi çözümdür.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
25 Aralık yolsuzluk operasyonunun polis fezlekesi, yer yer komik, ama ciddi okunduğunda trajik sahnelere ve bir komedi dizisinden alındığı izlenimi veren diyaloglara yer veriyor. Bir yandan da ülkenin nasıl yönetildiğine, rantın nasıl dağıtıldığına, zirvede nasıl iş bitirildiğine dair somut kanıtlar sunuyor. Ekip işbaşında Kurnaz bir ekip düşünün şimdi… Polis tabiriyle “örgüt”… Başbakan’a mektup yazmaya çalışıyorlar. Aslında onu bir karara yönlendirecekler, ama bunu onu kızdırmadan yapmak zorundalar.