onedio
6. Trans Onur Haftası: "Translık, Solaklık Kadar Normaldir"
Sırma Karasu, sırma bisüreyancıyan (@sirmalinka) | TwitterAngelina Jolie ve Brad Pitt'in biyolojik kızları Shiloh'nun erkek kardeşlerine benzeme isteği uzun süredir basına yansıyor. Yakın zamanda kendisine John denmesini istemesiyse, bu durumun bir çocuk hevesinden öte bir vaka olduğunu göstermesi nedeniyle şaşırttı. Çoğu kişinin çevresinden duyduğu ısrarla pantolon giymek isteyen kız çocuk veya bebeklerinden vazgeçemeyen erkek çocuk hikâyeleri ilk kez bu kadar somut bir tabloyla karşımıza çıkıyordu. İki ünlü yıldızın kızı sayesinde ilk kez kamuoyu çocuk yaşta bir bireyin cinsel kimliği farklılığıyla tanıştı. Oyuncu Nil Erkoçlar'ın cinsiyet geçiş sürecini tamamlayıp Rüzgâr oluşu, geniş zamana yayılmış doğuştan gelen cinsiyet özelliklerini reddetmesinin sonucuydu.Bu dosyada; 'Çocuklarda cinsel kimlik gelişimi ne zaman başlar?' 'Ailesel, biyolojik ve sosyolojik faktörler nelerdir?', 'Oyuncakların cinsiyet gelişimi üzerinde etkileri var mıdır?' 'Cinsel kimlik farklılığı neden tedavi edilemez?', 'Trans gençleri açmazlarından nasıl kurtarabiliriz?' gibi sorular Prof. Dr. Şahika Yüksel, Prof. Dr. Bengi Semerci ve Uzm. Dr. Seven Kaptan'ın sunduğu uzman görüşleriyle cevap bulacak. Trans çocuk yetiştirmeyi ilk elden deneyimleyen Lori Duron'la, 'Gökkuşağımı Büyütmek' adlı kitabını ve yaşadıklarını konuşacağız. Cinsiyet ayrımcılığının yok denecek kadar düşük olduğu İsveç'in süreci de mercek altına alınacak.
Bir Adam ve Şişme Bebeğinin Sıradışı Aşk Hikayesinden İlginç Fotoğraflar
Alman fotoğrafçı Sandra Hoyn ''Yok artık!'' diyeceğiniz bambaşka bir çiftin ilişkisini belgeledi. Dirk ve Jenny bu fotoğraflarda herkese örnek olabilecek gibi görünseler de çağımızın çiftleri ile aralarında bir fark var o da; Jenny'nin bir insan değil bebek olması.Fotoğrafçı Sandra internet üzerinden Dirk ile tanıştığında, onun bu ilginç aşk hikayesini fotoğraflayarak tüm dünya ile paylaşmak istedi. Gerçek ismini bilmediğimiz Dirk; 40 yaşında, Jenny'den önce evlenip boşanmış ve çalışan bir adam. Yaşadığı psikolojik bir çöküntünün ardından satın aldığı bebeğin yani Jenny'nin de onu sevdiğine ve başka bir gezegenden bu dünyaya geldiğine inanıyor.Dirk, Jenny'yi başta ailesi, arkadaşları, çocuğu ve eski eşi olmak üzere herkesten saklamak zorunda tabi ki. Ama en büyük hayallerinden biri onu toplum içine çıkarabilmek. Ayrıca yaşlandığında Jenny'ye ne olacağını düşünüp endişeleniyor da. Çünkü ona göre, Jenny hem fiziksel hem de ruhsal olarak oldukça hassas. Sandra ise; Dirk ve Jenny'nin herkes gibi sıradan alışkanlıkları olan, sıra dışı bir çift olduğunu düşünüyor ve çektiği fotoğrafların bu ilişki seçimine karşı oluşabilecek ön yargıları kırmasını umuyor.
Kaliteli Bir Cinsel Yaşam İçin Oldukça Basit Ama Bir O Kadar da Etkili 18 Tavsiye
Size uçuk kaçık şeyler söyleyecek değiliz. Sekse ara verip çay için, sevişmeden önce 2 saat pilates yapıpı buz dolu küvette on dakika geçirin, seks öncesi penisinize kuyruk yağı sürün, vb. önerilerimiz yok. Biz size herkesin yapabileceği, son derece basit şeyler söyleyeceğiz. Sonuçlarını hemen göreceğinizi de garanti ediyoruz.
Türkiye'den ve Dünyadan Gündeme Bomba Gibi Düşen 13 Büyük Politik Skandal
Siyasetçiler her zaman gündemimizde. Verdikleri kararlar, uyguladıkları politikalar hayatımızı biçimlendiriyor. Sözleri ve davranışları çok konuşuluyor. Fakat tüm bunların ötesinde, özellikle ülke aleyhine atılan bazı adımlar, yapılan hukuk dışı kimi zaman ise karanlık işler, yolsuzluklar, kimi zaman ise cinsel içerikli birtakım olaylar hem ülkelerin gündemini hem de o siyasetçilerin kaderlerini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Biz de bu galeride, Dünyadan ve Türkiye'den gündemde bomba etkisi yaratmış politik skandalları bir araya getirdik. İşte karşınızda Türkiye'den ve dünyadan 15 büyük politik skandal...
Reklam
Bir Erkeğin Hayatındaki 15 Büyük Dönüm Noktası
Erkek egemen toplumun kahrını en çok kadınlar çeker. Ancak erkek üstünde de çeşitli hakimiyetler kurar ve onu da belli konularda kısıtlar. Erkek, toplumsal hiyerarşideki üstünlük ve egemenlik adına kendi hayatını da zehir eder. Bu düzenin erkeğe yüklediği misyonlar, erkeklik tanımı ve oluşturduğu algılar, hayatın birçok noktasında sorunlara neden olmaktadır. Bu içerikteki maddelerin çoğu da bu sorunların bir sonucudur. Şimdi hep birlikte bir erkeğin hayatındaki travmalara ve önemli dönüm noktalarına göz atalım...
Reklam
Hakkı Yenen 12 Kötü Kalpli Kraliçe
Sinema perdesinden, roman sayfalarından yada televizyon ve bilgisayar ekranlarından hayatımıza giren saf kötülükleriyle bizleri çevreleyen dünyayı küçümseyen; yalancı, düzenbaz, hilekar ve bir o kadar çekici kötü kalpli kraliçeler, kraliçelerimiz...Onları okuyup tanıdıkça hayata hazırlandığımız, karşılacağımız kötü insanları tanıdığımız, yaşayacağımız pişmanlıklar öncesinde kendimizi hazırladığımız bu karakterler tüm kötülüklerine rağmen bizleri hayran etmeyi sürdüren nitelikler taşırlar. Bu özellikleriyle hem nefret ettiğimiz hem de aşık olduğumuz insanlar gibidirler. Ne uzak ne yakın...Sözlü edebiyattan sessiz sinemaya, renkli televizyondan bilgisayar oyunlarına ve mitolojik yazından best-seller romanlara kurgunun olduğu her alanda tarih boyunca kötü karakterler hep mevcut olmuştur. Öznel kriterlerle oluşturulan bu içerikte akıllara kazınmış kötülükleri kadar sahip oldukları kadınsı cazibeleriyle de kurgusal tarihin unutulmazları arasında yer alan karakterleri inceliyor ve hatırlıyoruz.İyi seyirler.
Reklam
Fantastik Edebiyattan Esinlenen 5 Oyun
Bazı oyunların hikayeleri sizi derinlerden etkileyebiliyor. Anlatıda yakalanan harikalıklarla bir başka güzel olan video oyunları arasından birkaçı ise kitaplardan esinlenme yoluyla ortaya çıkmış yapımlar. Listede yer alan oyunlardan kitap bağlatılı olduğunu bilmediklerimiz ise bizleri koşa koşa kitap aldırmaya götürecek cinsten.
Hayatımızı Etkilemiş Ama Aslında Hiç Yaşamamış 9 Karakter
Türkiye kültüründe yeri o kadar ağır olmasa da, batı kültürünün en etkileyici karakterlerinden birisidir Noel Baba. Biz sadece çoçukken yılbaşlarında uslu durmazsak Noel Baba'nın bize hediye bırakmayacağı ile korkutulduk belki, fakat batı kültüründe Noel Baba çok daha kutsal ve dinsel bir yere sahip. Sonuç olarak baktığımızda ise biz birazcık yaramazlık yapsak da “Noel Baba” her seferinde bize hediyemizi getirdiği için ona minnettar olmayı unutmamalıyız.Dipnot: Birçok tarihçi tarafından Noel babanın aslında Antalya, Demre’de yaşamış olan Aziz Nicholaos olarak düşünüldüğünü biliyor muydunuz?
Senin Yataktaki Kişiliğin Ne?
Günlük hayattaki karakterini az çok tahmin ediyorsun, peki ya konu cinsellik olduğunda nasıl bir kişiliğe sahipsin? Yatakta tam bir kaplana mı dönüyorsun, yoksa uysal bir kedi misin? Bunu öğrenmenin tek bir yolu var!
Reklam
Reklam
"Allah Düşmanımın Başına Vermesin" Dedirtecek Türden Dünyanın En Tuhaf 21 Alerjisi
Alerji,  normalde vücudu koruyan bağışıklık sisteminin, aslında zararlı olmayan bazı maddelerden veya hava şartlarından etkilenmesi ya da psikolojik etkenler sonucu bazı maddelere aşırı reaksiyon göstermesidir. Alerjiler bir insanın hayatını son derece olumsuz biçimde etkileyebilirler. Polenlere ya da arı ya da böcek ısırması gibi durumlara alerjik reaksiyon verilmesi hepimizin malumudur. Bir de öyle alerjiler var ki, insanın aklı gidiyor. Biz de işte bu 'Allah Düşmanımın Başına Vermesin', dedirtecek türden alerjileri bir araya getirdik. İşte onlardan bazıları;
Aslında Tiyatro Oyunu Olan 6 Şahane Film
Arthur Miller'ın şaheseri. Yayınlandığından itibaren büyük yankı uyandırmış bu eser ilk olarak 1949'da sahneye koyulmuş. Broadway'in gözbebeği olan bu oyun, Pulitzer dahil birçok ödülü silip süpürmüş. 'Satıcının Ölümü' ilk bakışta sıradan bir Amerikan ailesinin hikayesi gibi gözükse de döneminin ekonomik ve sosyal profili ile ilgili izleyiciye ipuçları verir. Zaten Miller'ın tarzına baktığımızda haşin toplumun içindeki 'küçük adam' profilini inceler, onların vicdanlarıyla yaşamasını, sorumlulukları ve hayallerini konu alır. Yazar, oyunu ile ilgili şunları söylemiştir:'Willy satıcı idi. Satıcı adamın hayatında dayanacak, temel olacak bir şeyi yoktur. Bir gülümseyişe bakar, bir cilâlı ayakkabıya. Gülümsemesine karşılık gülümsemediler mi işte o vakit dünyanın sonu gelmiştir. Ondan sonra başına iki delik, oldu bitti. Bu adamı kim kabahatli çıkaramaz. Satıcı adam hayal kurmaya mecburdur. Mesleğin icabıdır bu'Birçok kez sinemaya aktarılmıştır ama 1985 versiyonu dikkat çeker. Bunun en önemli sebebi de John Malkovich'in çıkış yaptığı film olması. Ülkemizde şu sıralar Ankara Devlet Tiyatrosu programındadır. Şiddetle tavsiye edilir!
'Onur Haftası Sloganları Ortak Bir İsyandan Doğuyor'
1969 yılında, New York’taki Stonewall Inn adlı barda baskıya ve şiddete dayanamayan eşcinseller ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve dört gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapmıştı. LGBTİ mücadelenin dönüm noktalarından biri olan bugün dünyanın her yerinde Onur Haftası olarak kutlanıyor. Türkiye'de ise Onur Haftası ilk defa 'Cinsel Özgürlük Haftası' adı altında, 1993 yılında kutlanmak istendi. Ancak valiliğin izin vermemesi ve yurt dışından gelen konukların sınır dışı edilmesi sonucu etkinlikler gerçekleştirilemedi. Geçtiğimiz yıl İstiklal Caddesi'ndeki yürüyüşte 70 bin kişi özgürlük için yürüdü.Kültür- sanat haberleri sitesi Mürekkep Haber bu hafta Onur Haftası organize komitesi aktivistleriyle ile Onur Haftası konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.Türkiye'de düzenlenen Onur Haftası etkinlikleri, çeşitli aşamalardan geçti ve günümüze kadar geldi. Bu süreci bize özetler misiniz?İlk Onur Yürüyüşü, 2003 yılında 40 kişilik “kalabalık” bir grupla gerçekleştiğinde İstiklal Caddesi’ndeki insanlar “Kim bu deliler?” ya da “sapıklar” gözüyle bakmıştı bizlere. Beyoğlu’nda 2 Temmuz 1993’te ‘Cinsel Özgürlük Etkinlikleri’ adı altında yapılması planlanan ilk Onur Yürüyüşü ve üç günlük etkinlik programı, İstanbul Valiliği tarafından ‘‘Örf ve adetlerimize, toplumumuzun değer hükümlerine aykırı’’ olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Yürüyüşten önceki gece polis, aktivistlerin kapılarını kırıp evlerini basmış, yürüyüş günü de İstiklal Caddesi’ni ablukaya almıştı. Cadde'de eşcinsel olduğundan şüphelenilenler gözaltına alınmış ve yurt dışından gelen katılımcılar sınır dışı edilmişti. İlk Onur Yürüyüşü ancak on sene sonra 2003’te, yaklaşık 40 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilecekti.Haftanın etkinlikleri de oldukça kısıtlı imkanlarla gerçekleşmişti. Hafta diyoruz lakin birkaç günlük bir etkinlik dizisi idi. İlerleyen yıllarda LGBTİ hareketi büyüyüp geliştikçe Onur Haftası etkinlikleri de hem içerik hem de katılımcılar açısından zenginleşti, kalabalıklaştı. İlkini 40 kişiyle yaptığımız bu yürüyüşün bugün 80 binden fazla insanla gerçekleşiyor olması birçok zorlukla mücadele eden hareketin tüm bu olumsuzluklara rağmen nasıl direnç gösterdiği ve bugünlere geldiğini gösteriyor. Bu süreci kısaca özetlersek; Her yıl artan katılımcı sayısı sonraki yıllardaki etkinliklerin organizasyonuna daha fazla insanın katılması ve hareketin görünürlüğünün artması Onur Haftaları'nın da daha çok duyulmasına ve daha çok insan tarafından sahiplenilmesini sağladı. Elbette ki birçok olumsuzluk yaşandı lakin geldiğimiz noktada bizler bu olumsuzluklara değil, 80 bin kişinin barışçıl bir biçimde yürüdüğü fotoğrafa bakmayı tercih ediyoruz. Peki bu süreç içerisinde ne gibi zorluklarla karşılaşıldı?En sık yaşadığımız etkinliklerimizi yapmak için mekan bulamamaktı sanırım. “Sapıklara yer yok” diyen de oluyordu, “buraya aileler geliyor” diyen de. Birçok mekan bize kapılarını açmak istemiyordu. Yürüyüş öncesi ofisi arayıp tehdit edenler oluyordu. Bu birkaç yıl sürdü sektirmeden. Lakin tehditler telefonda kaldı şükür. Kalabalıklaştıkça o telefonlar da kesildi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle de istediğimiz her etkinliği yapamıyorduk. Yurt dışından katılımcı davet edemiyorduk, sanatçıları sahneye çıkartamıyorduk... Medyadaki sorunlu ve hedef gösterici haberler birçok kişinin etkinliklere katılmasını engelliyordu. Bu sene 22- 28 Haziran 2015 tarihleri arasında Onur Haftası gerçekleştirilecek. Bu süre zarfında ne gibi etkinlikler düzenlenecek? Hafta programımız paneller, atölyeler, forumlar, piknik ve partilerden oluşuyor. Paneller kapsamında Türkiye'deki eşcinseller, translar ve seks işçilerinin sorunlarına odaklanan iki araştırmanın sunumu olacak. LGBTİ bireylerin toplumda yaşadıkları sorunları biliyoruz ama bu sorunlar ne düzeyde ve ne gibi çözümler gerekli bu anlamda rapor sunumları çok önemli. Hapisteki LGBTİ'lerin deneyimlerinin aktarılacağı panelde 'özel' hapishaneleri konuşacağız. Türkiye'deki LGBTİ örgütlenmeleri (Kocaeli'nden Mersin'e bu örgütlerin sayısı son yıllarda arttı) bir araya geldiği forum, bu yılın Onur Haftası teması Normal'in konuşulacağı forumlarımız var.  LGBTİ bireyler olarak toplumsal normlara uyum sağlamaya çalışmıyoruz, şöyle ki toplumsal normlar kadın-erkek ikiliğine, tek cinsel yönelime yani heteroseksüelliğe, tek aile biçimine, belirli davranış, giyiniş kalıplarına dayanıyor, bunlar aracılığıyla sınıflı, heteronormativ ataerkil toplum onaylanıyor. Forumumuzda hem bu bağlamda 'normal olmayı' hem de LGBTİ hareket içinde ne gibi normlar hayatımızı şekillendiriyor ya da tek tip eşcinsel ve trans algısı dışında varoluşumuzu ifade edebiliyor muyuz, bunları konuşacağız. Atölyeler arasında, liseli LGBTİ'lerin akran zorbalığını konuşacağı buluşma, lezbiyenler için cinsel sağlık atölyesi, beden atölyesi, ruh sağlığı çalışanlarının buluşacağı atölye, pedagojiye queer yaklaşım, şiddetsizlik, lgbtiqa (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks, queer, aseksüel) bireyler ve cinsel şiddet, sakatlık ve lgbti hareketi, Hiv, işaret dili konulu atölyelerimiz var. Ayrıca Onur Haftası sırasında düzenleyeceğimiz 'Nerdeen Nereye' sergisi kapsamında sergi sanatçıları, seçici kurul ve kuratörlerin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. 80'lerde 'Lubunya Olmak' tiyatro oyunu, 'Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim' tek kişilik gösterisi ve 'Seni Seviyorum' performansı gerçekleştirilecek. 24 Haziran Çarşamba akşamı Şişli Kent Kültür Merkezi'nde ise bu yılın homofobik, transfobiklerinin ödül olacağı 11. Hormonlu Domates Ödül Gecemiz var. Onur Haftası her yıl olduğu gibi bu yıl da kitlesel Onur Yürüyüşü ile sonlanacak. 28 Haziran Pazar günü 17.00'da hep birlikte Taksim'den Tünel'e şarkılarımız, sloganlarımızla yürüyeceğiz. Onur Haftası kapsamında bir de Onur Yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe sadece eşcinseller değil aynı zamanda heteroseksüel bireyler de katılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yürüyüşün eşcinsel sorunlarının anlaşılması noktasında bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? LGBTİ hareket olarak yıllardır yalnızca LGBTİ bireylerin özgürlüğü için mücadele yürütmüyoruz; homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, sınıf eşitsizliğine yıllardır esaslı eleştiriler yöneltiyoruz. Sınıflı ve eşitsizliğe dayalı bir toplumda herkesi heteroseksüel olarak gören, cinselliği belirli kalıplara sıkıştıran, erkekliğin yüceltildiği, dinsel normları dayatan sistem yalnızca LGBTİ'lerin değil, herkesin sorunu. Özgürlük ve eşitlik talebimize bu nedenle sadece LGBTİ'lere değil, herkese yönelik bir çağrı olarak yöneltiyoruz. Diğer yandan kendimiz dışında ezilen, yaşam hakkı başta olmak üzere hakları baskılanan her birey ve grupla da birlikte söz üretmeye çalışıyoruz, bu nedenle yıl boyunca çeşitli etkinlikler, eylemler ve işbirlikleri yapıyoruz: Gezi direnişi konusunda LGBTİ'lerin aktif bir bileşen olması, translara yönelik şiddete karşı çıkarken polis ve devlet şiddetinin son bulmasına yönelik söz üretmemiz gibi... Dolayısıyla LGBTİ'lerin sorunlarına destek verenlerle birlikte yürümek ve söz üretmek bizim için çok önemli. Özellikle Gezi eylemleri sürecinde eşcinsel bireyler bu eylemleri destekledi. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü'ne ise 70 bin kişilik rekor bir katılım gerçekleşti. Eşcinsellerin Gezi sürecini desteklemesi Onur Yürüyüşü'ne olan ilgiyi arttırmış diyebilir miyiz? Onur Yürüyüşü'ne yıllardır artan bir katılım var. Gezi'den önce de katlanarak artıyordu. Gezi zamanında farklı gruplarının birbirini tanıması etken olmuş olabilir. Gezi direnişinden sonra en yakın tarihli sokağa çıkma Onur Yürüyüşüydü. Ayrıca LGBTİ hareketin diğer sosyal hareketlerle birlikte iş yapması, taleplerine destek bulması, siyasi partiler ve sosyal hareketlerde (Gezi Direnişi'nde LGBT Blok gibi) LGBTİ oluşumlarının söz söylemesi ve görünürlüğünün artması da yürüyüşün kalabalıklaşmasına etken olabilir.Türkiye'deki  Onur Haftası kutlamaları ile dünya genelinde yapılan kutlamalar arasında ne gibi farklar var? Dünya genelinde kutlanan onur haftalarıyla kıyaslayacak olursak, Türkiye’deki haftanın özellikle Batı'daki haftalardan içerik ve söylem açısından ayrıldığını söyleyebiliriz. Batı'daki haftaların birçoğu artık sponsorlarla gerçekleştiriliyor ve içerikleri sadece partilerden oluşuyor. Daha çok bir kutlama havası hakim. Türkiye’de bizim hala bir derdimiz var. Dert ettiğimiz meseleler var ve sadece lokal dertler de değil bunlar. Dünyanın birçok yerinde LGBTİ’lerin yaşadıklarını da kendi derdimiz kabul edip onlar için da bağırıyor, slogan atıyor ve kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyoruz bunları. Sermayenin ya da sistemin değil kendi bildiğimizi okuyoruz hala. İstanbul Onur Haftası eğlenceyi politikayla harmanlayarak özellikle Batı'daki haftalardan ayrılıyor.  'Velev ki ibneyiz!', 'Ayşe Fatmayı, Ahmet Mehmedi; birbirlerini sevebilmeli', 'Çürük değil eşcinsel'...Onur yürüyüşü sırasında ortaya renkli görüntüler de çıkıyor. Sanırım bunlardan en eğlencelisi sloganlar. Bu sloganlar nasıl ortaya çıkıyor? Onur Haftası başlamadan önce yürüyüş için alınan toplantılarda, slogan atölyelerinde ya da bazen kendi aramızdaki  toplaşmalarda, partilerde ortaya çıkabiliyor. 'Velev ki ibneyiz' yürüyüş öncesi bir toplantıda bir arkadaşımız tarafından ortaya atılmıştı, herkesi heyecanlandırmıştı bu slogan. 'Nerdesin aşkım?'ı ilk kez bir doğum günü partisinde uyarlayarak kullanmaya başlamıştık. Belirleyici olan hepsinin ortak bir isyandan, coşkudan çıkıp sahiplenilmesi... Bu sene temamıza uygun olarak 'Normalleşmiyoruz - Genel ahlaksız', 'Yoldan çıktım - Böyle iyiyim', 'Direnişin O biçimi - yasak ne ayol!' lolipoplarımızla yürüyüşte olacağız. Eşcinselleri düzeltmeyi, normalleştirmeyi, gizlemeyi, küçük düşürmeyi amaçlayan sözleri alıp güçlendirici bir şekilde kullanmak istedik.Onur Haftası kapsamında bir dizi etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerin finansmanını nasıl sağlıyorsunuz? Ya da şöyle soralım: Bu etkinlikleri kimler destekliyor? Onur Haftası, sabit bir geliri olmayan, her sene sıfırdan yapılan bir organizasyon yapısına sahip olduğu için, destekleyen kurumlar ya da bireysel yardımlar her yıl farklılık gösteriyor. Bütçemizin en önemli kısmını yürüyüşte kullandığımız bayraklar, yerel örgütlerden aramıza katılacak olan aktivistlerin ulaşım masrafları, basılı materyaller oluşturuyor. Masrafları karşılayabilmek için, bu sene geçen senelerden farklı olarak kendimiz bütçe yaratma yoluna gittik. Uluslararası fonlama sitesi İndiegogo'ya '2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol' adında bir kampanya yükledik. Kampanya kapsamında ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdıp, yapılan bağış karşılığında destekçilerimize küçük hediyeler hazırladık. Ayrıca; LGBTİ hareketinin içinden açık kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, belediyelerin Onur Haftası'na destek olmalarını sağladı. Bu sene Şişli Belediye'si ve Beşiktaş Belediye'sinin desteğini alıyoruz. Bahsettiğimiz kaynaklara ek olarak, her sene hafta başlamadan yaptığımız Pre-Pride partileriyle hem eğleniyor hem de kendimize kaynak yaratıyoruz.Peki Türkiye'de eşcinseller ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor?Eşcinsel bireylerin yaşadıkları sorunların başında eşcinselliği hala hastalık olarak görülüp yansıtılması (Selma Aliye Kavaf ve hükümet üyelerinin bu yönde açıklamaları mevcut, bazı doktorların ve sözde terapistlerin bunun düzeltilebilecek bir durum olarak yansıtıp 'düzelme terapileri' sunması, ailelerin kişi eşcinsel olarak açıldığında reddetmesi, şiddet uygulaması -ne yazık ki bunun ölümle sonuçlandığını da görüyoruz-, eşcinsel ve trans bireylerin yaşadıkları baskılar sonucu intihar etmesi, kişilerin açık eşcinsel kimlikleriyle iş bulmakta zorlanması ve bunu saklamak zorunda kalmaları ya da işyerinde açıldıklarında işten atılabilmeleri, toplumun eşcinsel bireylere bakışının eşcinselliği kadınlıkla ve erkekliğe ihanetle eşdeğer görmesi nedeniyle ataerkilliğin de etkisiyle sokakta karşılaşılan şiddet ve genel olarak toplumda var olan ön yargılar diyebiliriz. Son olarak Boston Erkek Eşcinsel Korosu'nun Zorlu PSM'de konseri iptal edildi. Eşcinsellerin varlığına bile tahammül edilmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle birçok kişi kimliğini saklamak, ilişkilerini ve hayatını gizli yaşamak zorunda kalıyor. Vahdet gibi gazeteler eşcinselliği 'sapkın' olarak niteleyip her gün nefret dilini körükleyen haberler yapılıyor ve buna müdahele edilemiyor. Bizler dayanışma ağlarımızı ve yollarımızı genişleterek tüm bunlara karşı güçlü durmaya ve yalnız olmadığımızı birbirimize söylemeye devam ediyoruz, bu konuda kamuoyu oluşturma çalışıyoruz, eylemler yapıyoruz.Trans ve interseks bireylerin sorunlarını ise ayrı olarak ele almak gerekiyor. Translık ve intersekslik çok daha görünür olduğu için trans bireyler cinsiyet geçiş sürecini çok daha zor yaşıyor, trans seks işçileri çok sık olarak şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor, bu sayının ne yazık ki her gün arttığını görüyoruz. Trans kadın ve erkekler beden geçişi olmak için kısır olmak zorunda, 2 yıl zorunlu terapi görüyorlar. Ayrıca toplumsal normlara uygun şekilde giyinip davranarak mahkemede kendilerini kanıtlamaları gerekiyor. Kısır olma şartının kalkmasını, kişinin kendi beyanıyla kolayca cinsiyet geçişi yapabilmesini istiyoruz. İnterseks bireyler içinse kişinin kendini nasıl hissettiği ve beyanı sorulmadan aile isteğiyle zorla yapılan ameliyatlar söz konusu. Anayasada 'Cinsel yönelim' ve 'cinsiyet kimliği'ne yönelik ayrımcılık yapılamayacağına ilişkin bir düzenleme yapılmasını, böylece yaşam hakkımızın garantiye alınmasını istiyoruz. Ayrıca nefret suçlarına karşı bir yasanın çıkması talebimiz de var. Tabii en önemlisi devlet ve hükümet düzeyinde LGBTİ'lerin yaşam hakkının tanınması ve her türlü şiddet ve baskıya karşı önlem alınması, nefret ve ayrımcılık dilinden vazgeçilmesini istiyoruz.
Reklam