Felsefe Bölümü Ve Öğrencileri Hakkında Yanlış Bilinen 10 Gerçek
Sizlerin de bildiği gibi ülkemizde sokağa çıkıp vatandaşlarımıza 'felsefe nedir?' şeklinde bir soru sorsak çook geniş bir yelpazede cevap alabiliriz. Peki aradığımız cevabı alabilir miyiz? İşte bu önemli soruya aradığımız yanıtı bulma olasılığımız, felsefeye ilgi duyan veya felsefe eğitimi almış, bu alanda aktif rol alan birileriyle karşılaşma ihtimalimizle doğru orantılılıdır.İşte bu kadar az bilgi sahibi olunan bir alanda, felsefe bölümüne ve öğrencilerine karşı ön yargılar da kaçınılmaz olarak vatandaşlarımızın zihinlerinde yer edinmiştir. Bakalım Einstein'ın zorluğuna dikkat çektiği ön yargıları yıkma alanında ne kadar başarılı olacağız.Bu bağlamda elimizi taşın altına koyup bir içerik hazırladık. Umuyoruz ki felsefeye bakış açınızda az da olsa bir değişim gerçekleşir.
Güllüce'nin 'İztuzu Tweeti' Ölüdeniz Yöneticilerini Harekete Geçirdi
Muğla'nın Fethiye ilçesindeki yerel yönetimler, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin İztuzu Plajı ihalesinin iptaline ilişkin sosyal paylaşım sitesinden attığı tweet'in, ilçedeki Ölüdeniz, Belcekız, Kumburnu, Kıdrak ve diğer koylara emsal teşkil etmesi istedi.Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin Ortaca ilçesindeki İztuzu Plajı ihalesinin iptaline ilişkin attığı tweet üzerine, Fethiye'deki yerel yönetimler Ölüdeniz mahallesindeki plaj işletmelerinin sorumluluklarına verilmesini talep etti.Fethiye Belediye Başkan Yardımcısı Mete Atay, gazetecilere yaptığı açıklamada, Bakan Güllüce'nin İztuzu Plajı ihalesinin iptal edileceğini duyurmasının kendilerini mutlu ettiğini söyledi.Bakan Güllüce'nin yerinde bir karar verdiğine değinen Atay, kararın İztuzu ile sınırlı kalmamasını istedi. 'GELİRLER AZALDI'Atay, kararın ülkenin hazinesi olan Fethiye'deki Ölüdeniz, Belcekız, Kumburnu, Kıdrak ve diğer koylar için de emsal teşkil etmesi gerektiğini belirterek, 'Biz buraların işletmesi her türlü ticari kaygıdan ve ranttan uzak düşünen yerel yönetimlere verilirse doğa ve çevreyi koruyarak halkımızın en uygun şekilde yararlanmasını taaddüt ediyoruz' dedi.Belediye olarak söz konusu yerlerin bakım ve temizliğini yaptıklarını kaydeden Atay, Muğla'nın büyükşehir statüsüne kavuşmasıyla ilçe belediyelerinin sorumluluk alanlarının genişlediğini, gelirlerinin ise azaldığını vurguladı.
BMW Araçlarında Güvenlik Güncellemesi
PC veya ceplerde çıkan açıklara alıştık ama BMW'lerde ortaya çıkan açık, çok daha tehlikeli olabilirBMW'nin Connected Drive sistemindeki bir güvenlik açığı, kötü niyetli kişilerin, BMW sunucularını taklit ederek araçlara uzaktan kilit açma komutunun verilebilmesine olanak tanıdığı ortaya çıktı. Problem, Allgemeiner Deutscher Automobil-Club (ADAC) olarak adlandırılan bir Alman otomobil birliği tarafından fark edildi ve birkaç BMW modelinde varlığı doğrulandı.Sistem, araçlar istem dışı kilitli kaldığında BMW yardım hattından uzaktan kilit açma isteminde bulunmalarını sağlıyor. BMW sözcüsü Dave Buchko'nun söylediğine göre bu açığı bulan kişiler, BMW'nin telematiklerinde kullandığı yazılımlardan bazılarını tersine mühendislik işlemleri ile çözmeyi başardı. Böylelikle de BMW sunucusunu taklit etmeyi başarmışlar.Araba üreticisi, şimdiden Connected Drive yüklü 2.2 milyon arabaya güncellemeleri göndermeye başlamış durumda. Söylenen göre, bu açıktan faydalanılarak arabaların kilitlerinin açıldığı veya açılmaya çalışıldığı bir durum rapor edilmiş değil.Bu yeni güncelleme, BMW ile araba arasındaki bağlantıya HTTPS şifrelemesi ekliyor ve bu da sorunu ortadan kaldırmak adına oldukça fazla işe yarıyor. Eklenen bu şifreleme ile beraber sadece mesajların güvenliği arttırılmakla kalmıyor, aynı zamanda arabanın sadece doğru güvenlik sertifikasına sahip sunuculardan bağlantı kabul etmesine sebep oluyor. Bu da en nihayetinde sorunu ortadan kaldırmış oluyor.Ancak bu açığın ortaya koyduğu önemli bir durum var. Araba üreticileri, önümüzdeki yıllarda bu ve benzeri sorunlarla sık sık karşılaşmak durumunda kalabilirler. Var olan açıklıklar ile yapılabilen tek şey kilitleri açmak olduğu sürece, her ne kadar bu durum endişe yaratıcı olsa da, çok büyük bir sorun gibi gözükmüyor. Asıl önemli olan sorun, bu açıklar ile arabaların frenlerinin çalışmalarının engellenmesi gibi sorunların ortaya çıkmasında yaşanabilir. Böyle bir sorun, tahmin edilebileceği gibi oldukça acı bir şekilde sonlanabilir.Chip
Meslek Lisesi Tercihi İkiye Katlandı
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Osman Yıldırım, üniversiteye girişte (28 Şubat süreciyle birlikte) getirilen katsayı uygulamasının 2009'da kaldırılmasıyla, mesleki ve teknik eğitime devam eden öğrenci oranının yüzde 27'den yüzde 54'e çıktığını bildirdi.MEB Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nce Sakıp Sabancı Basın Merkezi'nde düzenlenen toplantıya katılan Yıldırım, gazetecilere çalışmaları hakkında bilgiler verdi.Mesleki ve teknik eğitim okullarında 2014-2015 eğitim öğretim yılında 3 bin 296 okul ve 1 milyon 875 bin 599 öğrencinin bulunduğunu belirten Yıldırım, mezunların işgücüne katılım oranının yüzde 65 düzeyinde olduğunu dile getirdi. Yıldırım, mesleki ve teknik lise mezunlarının yüzde 25-30'unun üniversiteye devam ettiğini söyledi.Mesleki ve teknik eğitimde geçen yıl yapılan düzenlemeyle 22 okul çeşidinin 'mesleki ve teknik anadolu lisesi' altında birleştirildiğini dile getiren Yıldırım, hazırlanan Mesleki ve Teknik Eğitim Strateji Belgesi ve eylem planının uygulanmaya başladığını vurguladı. Eylem planına göre, mesleki ve teknik eğitimde kalite güvence sisteminin kurulacağını ifade eden Yıldırım, böylece okulların belli standardın üzerinde kalması ve bu standardı taahhüt etmelerine ilişkin çalışma yapılacağını ve okulların dış denetçilere açılacağını belirterek, 'akredite'ye dayalı bir sistemin kurma çalışmalarını da sürdürdüklerini bildirdi.Yıldırım, (28 Şubat süreciyle getirilen) üniversiteye girişte katsayı uygulamasının 2009'da kaldırılmasının ardından mesleki ve teknik eğitimi tercih eden öğrenci sayısında büyük artış yaşandığına dikkati çekerek, '2009'dan itibaren yüzde 27'lere düşen mesleki ve teknik eğitim öğrenci oranı, katsayının kaldırılmasının ardından kademeli olarak artarak, geçen eğitim-öğretim yılında yüzde 54'e ulaştı. Böylece Türkiye, mesleki ve teknik eğitimde okullaşma oranında, yüzde 46 olan OECD ortalamasının üzerine çıktı' dedi. TEOG sonuçlarına göre mesleki ve teknik eğitimi tercih eden öğrenci sayısının 2014-2015 döneminde 638 bine ulaştığını bildiren Yıldırım, mesleki ve teknik liselerin, kısa vadede meslek edinmek isteyenler için değil, aynı zamanda üniversiteye devam etmek isteyenler için de fırsatlar içerdiğini ifade etti.Meslek lisesi 9. ve 10. sınıf öğrencilerinin fizik, kimya, matematik ve biyoloji derslerini zorunlu olarak, 11. ve 12. sınıf öğrencilerinin de seçmeli olarak alabildiğini; teknik lisesi öğrencilerinin de bu dersleri 4 yıl boyunca zorunlu olarak aldıklarını bildiren Yıldırım, böylece lise eğitiminin ardından üniversiteye gitmek isteyen öğrencilerin akademik eğitimine de destek verildiğini kaydetti.Yıldırım, yapılan araştırmalara göre, mesleki ve teknik eğitim mezunu ve sektörde çalışan öğrencilerin okulda edindikleri becerilerden memnuniyet oranının yüzde 80 düzeyinde, sektörün öğrencilerden memnuniyetinin ise yüzde 70'in üzerine çıktığını bildirdi.Almanya'daki Türklere sertifika müjdesiAvrupa Birliği ülkelerinde özellikle 'usta' istihdamı için sadece meslek lisesi diplomasının yetmediğini, bunun yanında ayrıca belgeler gerektiğini aktaran Yıldırım, bu sebeple Ulusal Referans Noktası (URN) ile çalışmaların tamamlandığını ve URN sitesinde mesleki ve teknik eğitim alan ve dallarına ilişkin EUROPASS sertifika eklerinin yayımlandığını bildirdi. Yıldırım, bu uygulamanın Avrupa ülkelerinde işe girme ya da ücret artışı için gerekli olduğuna işaret ederek, özellikle Almanya'daki Türk vatandaşlarının mesleklerinde ilerlemeleri için büyük önem taşıdığını kaydetti.Enerji Meslek Lisesi'nin temeli atılacakOsman Yıldırım, mesleki ve teknik eğitimde Türkiye'de bir ilki hayata geçireceklerini bildirerek, Ankara'da 'yeşil teknoloji' konusunda uluslararası eğitim merkezi olarak faaliyet gösterecek bir okul yapmayı planladıklarını bildirdi.Bu okulun iş ve işlemleriyle ilgili ihale aşamasının Ankara Valiliği tarafından yürütüldüğünü belirten Yıldırım, 'Burada yenilenebilir enerji ile ilgili 3 yıl önce bir alan açtık. Öğrenciler, bu okulda rüzgar ve güneş enerjisi gibi dallarda eğitim alacaklar, bina ise kullandığı enerjiyi tamamen kendi üretecek. Yani okul tamamen akıllı bir okul olacak' bilgisini verdi.3. havaalanına personel yetiştirilecekMesleki ve teknik eğitimde ilk defa uygulamaya konulacak 'sivil havacılık' alanı yer hizmetleri öğretim programının geliştirileceğini ve uygulamaya konulacağını kaydeden Yıldırım, 'Ülkemizde dünyanın en büyük 3. havaalanı yapılacak. Bununla birlikte yer hizmetleri alanında çok fazla elemana ihtiyaç olacak. Bu ihtiyacı karşılayabilmek için sivil havacılık yer hizmetleri öğretim programını taslak olarak hazırladık. Önümüzdeki yıl, bunu uygulamaya koyacağız' ifadesini kullandı.Eğitime 3. boyut geliyorOsman Yıldırım, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın 1. eğitim öğretim dönemi karnelerini dağıttığı Kızılcahamam Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde aynı anda 3D Laboratuvarının açılışını da yaptığını anımsatarak, 'Burada mesleki ve teknik eğitimde 3 boyutlu materyal hazırlama projesini tüm alanlar için yaygınlaştırıp video olarak tüm okullara yaygınlaştıracağız. Bundan sonra tüm meslek liselerinde 3 boyutlu eğitim materyalleri kullanılacak. Bu eğitimler bir perde üzerinde üç boyutlu görüntülerle verildiğinden gerçekten de sinema keyfi veriyor ve öğrencilerin motivasyonunu da arttırıyor' dedi.Genel Müdür Yıldırım, proje kapsamında bir ekip kurulacağını ve öğretmenlere eğitimler verileceğini sözlerine ekledi.Selma Kasap, AA
Nissan'dan Karla Mücadele Aracı: Juke Nismo RSnow
Eğer karlı bir yolda mahsur kaldıysanız, Nissan’ın yeni canavarı Juke Nismo RSnow size bu konuda yardımcı olabilir. Japon otomobil şirketi Nissan’ın karlı yollarda kullanılmak amacıyla tasarladığı Juke Nismo RSnow, Nismo modelinin özel bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor.Finlandiya’da gerçekleşecek buzda sürüş etkinliği için geliştirilen Juke Nismo RSnow, tank benzeri devasa büyüklükteki lastikleriyle göze çarpıyor. Dört tekerlekten çekiş sistemine sahip olan bu araçta, Xtronic CVT (Continuously Variable Transmission) otomatik şanzıman kullanılıyor. American Track Truck’ın Dominator Track sistemini kullanan araç, turbo benzinli 1,6 litre DIG-T motorla 218 beygir güç ve 280 Nm tork üretiyor. Juke Nismo RSnow’un saatteki maksimum hızı ise 100 km.
'iPad Küçük Çocuklarda Gelişimi Engelleyebilir'
'Küçük yaşta bir çocuğu oyalamak için iPad kullanmak çocuğun davranışlarını kontrol yetisinin gelişmesini engelleyebilir.'Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi'den bir grup uzmanın yaptığı araştırma, ayrıca taşınır elektronik cihazların çok küçük yaştan itibaren yoğun şekilde kullanılmasının çocukların gelişimi ve davranışlarında tahminlerin çok ötesinde etkiler yapabileceğini söylüyor.Uzmanlar televizyon ve videonun çocuk gelişimindeki olumsuz etkisi hakkında bu kadar veri varken, taşınır elektronik cihazların okul öncesi çocuklar tarafından kullanımının bu kadar yaygın olmasının bunların çocuk beyni üzerindeki etkileri konusundaki toplumsal farkındalığın yetersiz olduğuna işaret ettiğini söylüyorlar.Araştırmayı yürütenler çocuğu oyalamak için tablet ya da akıllı telefon kullanmanın çocuğun sosyal-duygusal gelişimine büyük hasar verebileceği, davranışlarını kontrol etme becerilerini geliştirmesini engelleyebileceği uyarısında bulunuyor.Araştırmalar yetersizAyrıca üç yaşın altındakilere interaktif ekranlı cihazlar kullandırmanın çocuğun matematik ve fen bilimleri için ihtiyacı olan becerileri geliştirmesini engelleyebildiğini gösteren deneyleri hatırlatıyorlar.
WWF: Türkiye Su Fakiri Olacak
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), son 40 yılda su kaynaklarının yarısını kaybeden Türkiye’de su arzı ve su kirliliği tehlikelerine dikkat çekti.Kişi başına düşen yılda bin 519 metreküplük su miktarı ile Türkiye 'su sıkıntısı çeken' ülkeler arasında yer alıyor.Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), Türkiye nüfusunun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörüyor. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının bin 120 metreküp olması bekleniyor.WWF, Türkiye'nin, artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle 'su fakiri' ülke olma yolunda ilerlediğini belirtti.Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu için hazırlanan Küresel Risk Raporu 2014, olası bir su krizini, dünya ekonomisi için en çok endişe yaratan riskler arasında ilk üç içerisinde gösteriyor.Su kaynaklarının etkileri genellikle yerel ölçekte yaşansa da, su güvenliği artık küresel bir mesele. Örneğin, 2010 yılında Rusya’da yaşanan kuraklık, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki tahıl fiyatlarını doğrudan etkiledi.Türkiye’de 25 su havzası var ve her havza kendi içerisinde farklı dinamiklere ve öncelikli sorunlara sahip. Örneğin, Büyük Menderes ve Ergene havzalarında kirlilik sorunu daha ön plandayken, yarı kurak iklime sahip Konya Kapalı Havzası’nda tarımda aşırı su kullanımı veya havzalar arası su transferi gibi farklı sorunlar ön planda.WWF, artan kentsel nüfusla birlikte, içme suyu arzında sıkıntı yaşandığına dikkat çekerek büyükşehirlerde ortaya çıkan su sıkıntısının, havzalar arası su transferi ile giderilmeye çalışıldığını hatırlattı. Arıtma ve suyu verimli kullanma konularında da sorunlar yaşandığı belirtti.Türkiye’deki bin 396 belediyeden sadece 296’sının atık su arıtma tesisi var.En fazla su tarım sektöründe kullanılıyor (yüzde 73) ve bu sektörde suyu verimli kullanan modern sulama yöntemleri (damla veya yağmurlama) yaygın değil. Kentsel, endüstriyel ve tarımsal nedenlerle su kalitesinin düşmesi de bir başka risk.Su kirliliği, yalnız biyolojik çeşitliliği değil aynı zamanda geçimleri suya bağlı çok sayıda insanı da doğrudan etkiliyor.Sürdürülebilir olmayan su altyapı projeleri (enerji, sulama, içme suyu temini veya taşkın kontrol amaçlı yapılar) hidrolojik sistemleri doğrudan etkiliyor ve bazı durumlarda dere ve sulak alanların yok olmasıyla sonuçlanıyor. Bu tür müdahaleler ekonomik, ekolojik ve sosyal sorunlara yol açıyor.WWF, tatlı su kaynaklarının gezegendeki varlığının sadece yüzde 2,5’ini oluşturduğuna dikkat çekerek dünyadaki su miktarı aynı kalmakla birlikte, nüfus ve tüketim artışı ile kirliliğin, tatlı suları üstündeki baskıyı her geçen gün arttırdığını belirtti.WWF tarafından yayımlanan Yaşayan Gezegen Endeksi’ne göre, 1970 yılından bu yana tatlı su kaynaklarına bağlı yaşayan canlı türlerinin yüzde 37’si yok oldu. Bu canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri için yeterli miktarda temiz suyun bulunması gerekiyor.WWF, su kaynakları içerisinde kritik öneme sahip sulak alanların iyi korunması gerektiğine dikkat ekerek 'Yeterli miktarda ve nitelikli suyun varlığı, tatlı su ekosistemlerinin olduğu kadar, gıda güvencesi ve sürdürülebilir gelişmenin; dolayısıyla geleceğimizin de temel koşulu' dedi. Bianet
FSM'de Çalışmalar Bitti, Trafik Normale Dönüyor
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’dan İstanbulluları sevindirecek bir haber geldi. Elvan, 25 Ocak 2015’te Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki (FSM) ücret toplama sisteminde başlatılan çalışmaların tamamlandığını ve son rötuşların ardından köprüdeki trafik akışının bugün saat 16.30’dan itibaren normale döneceğini açıkladı.FSM’deki çalışmalar kapsamında serbest geçiş ücret toplama sistemi için köprü gişe alanındaki kanopiler ve gişe adalarının kaldırıldığını belirten Lütfi Elvan, işin planlanandan 6 gün önce bitirildiğini vurguladı.Çalışmaların sürücülerin can ve mal güvenliği için titizlikle yürütüldüğüne dikkati çeken Bakan Elvan, yapılan düzenleme ile sürücülerin büyük bir kolaylığa kavuşacağını ifade etti. Elvan, çalışmalar sebebiyle trafikte yaşanan sıkıntılar olduğunu hatırlattı ve gösterdikleri sabır için tüm İstanbullulara teşekkür etti.FSM üzerindeki gişe adalarının kaldırılması ile sürücüler 5 şeritli yolda şerit değiştirmeden ilerleyerek köprüye girecek ve böylece zaman kaybının önüne geçilecek. Zira yeni düzenleme ile araçların OGS veya HGS geçişine yönelmesine gerek kalmayacak, her şeridin üstünde iki sistemin de tanıyıcı sistemleri olacak.FSM’DEKİ ÇALIŞMALARDA NELER YAPILDI?5 Adet Gişe adası ekskavatörler ile kırıldı.Gişe adaları üzerindeki kanopilerde yer alan beton plaklara (10m genişliğinde 30m boyunda) karot delikleri açıldı.Plak Kirişlerinin tel testere yöntemiyle kesilerek birbirinden ayrılması sağlandı.Kesilen betonarme plak kirişlerinin 100 Tonluk Vinç yardımıyla yerinden alınması gerçekleştirildi.Plak kirişleri beton kırıcılı makinelerle yerde kırılarak moloz haline getirildi ve döküm sahasına nakledildi.İki adet yüksek dayanımlı ana taşıyıcı ayak kolon ve kirişinin tel testere yöntemi ile kesilerek moloz haline getirilip döküm sahasına nakli sağlandı.5 adet gişe adası ve 2 adet betonarme ayak temel betonlarının kırılıp zemin seviyesinin altına inilerek asfalta hazır hale getirildi.5 Adet gişe adasının kurulduğu tüm alandaki yıkım çalışmaları esnasında asfalt yüzeyinde meydana gelen bozulmalar tamir edilip trimer makinesiyle tüm yüzey kemirilip temizlenerek bu kesimdeki otoyol ana gövdesinin asfalt aşınma tabakası yapıldı.Eski gişe sistemlerine yönelik asfalt yüzeyindeki tüm işaretleme çizgileri sujeti yöntemiyle silinerek yeni geçiş projesine göre takların altından 5 şeritli geçişe yönelik yatay ve düşey işaretleme tamamlanıp otoyol şerit çizgileri çizilerek geçişe hazır hale getirildi.Tüm bu çalışmalar esnasında güvenlik önlemleri en üst düzeyde alınmış olup, çevreye ve trafikte seyreden araçlara kırılan parçaların sıçramaması için gerekli özen gösterilmiştir.OGS VE HGS AYNI ŞERİTTEÜcret toplama noktalarında şerit tercihi yapma zorunluluğu ortadan kalkacak.OGS ve HGS sistemleri sadece kendi abonelerini ücretlendirecek.Sistemin tamamına ilişkin kaçışları OGS sistemi tespit edecek.Geçiş yapan aracın öncelikle plakası OGS sistemine ait kameralarla tespit edilecek, araçta OGS etiketi var ise OGS sistemi tarafından ücretlendirilecek, HGS etiketi var ise HGS sistemi tarafından ücretlendirilecek.OGS sistemi, HGS sistemine ait araçlar ile kaçak geçiş yapan araçlara ait plaka bilgilerini bir program yardımıyla HGS sistemine sorgulatacak. HGS sistemi tarafından ücretlendirilen araç plaka bilgileri OGS sistemine tekrar bildirildikten sonra Kaçak Geçiş Yapan araçların plakası, cezalı geçiş uygulaması için kayıt altına alınacak.İHA
Bebeğim Neden Beni Emmiyor?
Emzirme anne ve bebeği arasında tarif edilemez bir bağdır.Bazı bebekler bir anda annelerini emmeyi reddederler. Peki bebekler neden annelerini emmek istemezler.Nedeniz gibi görünsede mutlaka bir nedeni vardır.İşte buna neden olabilecek bazı nedenler.Bazen bebek memeyi ağzına alır, ancak emmez, yutmaz veya çok zayıf emer.Bazen siz emzirmeye çalışırken bebeğiniz ağlar ve memenizile adeta kavga eder.Bazen de bir dakika emer ve sonra emmeyi ağlayarak ya da sıkılarak bırakır. Bunuher emmede yapabilir.Bazen bebek sadece bir memeyi emer ama diğerini reddeder.Bir gün ansızın bebeğinizin meme emmeyi istemediğini fark edersiniz. Aç olduğu halde emmeyi reddeder. Her anne bu durumda korkuya kapılır. Bebeğin gelişmesi ve büyümesi için gerekli olan bu mucizevi besinden mahrum kalacağını düşünmek adeta bir kabus gibi annenin üzerine çöker. Böyle bir durum yaşıyorsanız, kesinlikle soğukkanlı davranmalısınız.Paniğe kapılmayın!Acaba neden emmiyor!Genellikle anne memesini reddetmenin önemli bir nedeni vardır. Bunun altında yatan nedeni bulmak anneye düşer. Bebeğinizi iyice gözlemleyin…Reddetmenin nedenleri hakkında sizlere bazı ipuçları vereceğiz…Yediklerinizle mi alakalı!Önce neler yiyip içtiğinizi düşünün. Her zamankinden farklı olarak baharatlı, acılı, ya da karnabahar, lahana gibi ağır kokulu yiyeceklerden yediniz mi?Unutmayın ki, yedikleriniz sütün bileşimini etkiler. Özellikle acı ve koku içeren besinler, sütlerinin tadını değiştirir. Eğer böyle bir yiyecek yediyseniz ve bebeğiniz emmek istemiyorsa, sütünüzü sağarak boşaltın. Ve birkaç saat sonraki sütünüzle emzirmeyi deneyin. Aç olduğu bu süreçte ne yapacağım diye fazla düşünmenize gerek yok.Eğer bebeğiniz ilk altı ayının içinde değilse, yani ek gıda alıyorsa, onu hazırladığınız besinlerle besleyin. Ancak yalnızca anne sütü aldığı dönemdeyse, acil durumlar için buzluğunuzda depo ettiğiniz sütünüzle besleyebilirsiniz. Eğer bu durumlara için sakladığınız sütünüz yoksa, bebekleri mama ile besleyin. Ancak unutmayın ki, bu en fazla bir ya da iki öğün içindir. Daha fazlasını vermeyi düşünmeyin bile. Eğer bebeğiniz bundan sonra da emmeyi istemiyorsa, başka bir sorun olduğunu aklınızdan çıkarmayın.Enfeksiyonu var mıKulağı ağrıyan bir bebek emmek istemez. Kulak ağrısı çeneye yayılır ve emerken yutkunarak çenesini oynatmak zorunda kalan bebek daha çok ağrı hissedebilir. Östaki borusu dar ve kısa olan bebeklerin kulak enfeksiyonuna yakalanma oranları çok yüksektir. Bazı alerjiler orta kulak iltihabına neden olsalar da, genellikle bakteri ve virüsler temel nedendir. Östaki borularının kısa ve dar oluşu, kulak iltihabına yol açabilecek üst solunum yolları hastalıklarına yakalanmalarını kolaylaştırır.Yaşadığı bu sorunu kulaklarını tutarak, oynayarak, ovarak yansıtırlar. Tabii ağlayarak ve emmeyi reddederek… Bu sebeple bebeğiniz emmeyi reddettiğinde kulağıyla ilgili bir sorun yaşayıp yaşamadığına dair belirtilere dikkat etmelisiniz.Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuzdan yardım isteyin.Burnu Tıkanık mı?Burnu tıkanık olan bebekler de emmek istemezler. Çünkü, emerken burundan nefes alamazlar. Burundan nefes alamayan bebek de, ağzından nefes almaya çalışır. Eğer bebeğinizin burnu tıkalıysa, bir aspiratör yardımıyla burnunu açmaya çalışın ya da burun damlası kullanın.Ağzında yara ya da pamukçuk var mı?Halk arasında pamukçuk denilen mantar enfeksiyonu, özellikle yenidoğan bebeklerde görülse de bazen büyük bebeklerde de oluşabilir. Bebeğin yanaklarının özellikle iç kızımlarında ve kimi zaman da dilinde ya da damak ve diş etlerinde beyaz peynire benzeyen beyaz lekeler şeklindedir.Ağzında pamukçuk görülen bebekler acı çektiği için meme emmeyi reddedebilir. Bu durumda mutlaka doktorunuzu arayın ve size geçmemesi için dikkat edin. Çünkü emzirme sırasında meme ucu çatlaması nedeniyle bu enfeksiyonun size geçme riski vardır.Diş çıkarıyor olabilirBebeklerin dişi genellikle 5. ayından sonra çıkmaya başlar. Bazen daha erken diş çıkarabilirler. Diş çıkaran bebek ise çektiği acı nedeniyle huysuzlaşır ve emmek istemez. Bu sebeple meme emmeyi reddeden bebeğinizin sık sık diş etlerini kontrol edin. Diş çıkarmaya yakın olanların damakları şiş olur. Parmağınızla dokunduğunuzda acı çektiğini hareketlerinden rahatlıkla anlayabilirsiniz.Biberona almaya mı alıştıbebeğinize biberonla mama ya da süt veriyorsanız, bebeğiniz biberona alıştığı için sizi emmeyi reddeder. Bu nedenle bebeğinizi mümkün olduğunca emzirmeye çalışın. Emziremediğiniz durumlarda da sütünüzü biberonla değil, kaşıkla vermelisiniz.Sütünüz yeterli mi?Doğum sonrası ilk günlerde sütünüzün az gelmesi doğaldır. Ama bazı sabırsız bebekler bu durumdan hoşlanmaz ve sütün daha çok gelmesini istediği için huysuzlaşabilir. Bu durumda da onun huysuzluğunu daha sık emzirerek gidermeye çalışın.Doğumdan sonraki günlerde bebeğinizi sık sık emzirdiğiniz sürece sütünüz çoğalır ve bebeğinizi rahatlıkla doyurur. Ancak bazen 4. aydan sonra iştahlı bebeklerin doymasına yetmez. İstediği miktarda sütü çekemeyen bebek huysuzlaşır ve emmek istemez. Ama bu durumda endişeye kapılmayın ve emzirmekte ısrarcı olun. Çünkü süt, ne kadar sık emilirse o kadar çok üretilir.Peki bu sorunu nasıl çözebilirsiniz?Önce bebeğinizi sakinleştirinBebeğinizi, yarı uykuya geçirmek, uyur pozisyondayken göğsünüzü vermektir. Bebeğinizin daha rahat kavradığı ve sütün daha bol geldiği memenizden başlayarak emzirmeye çalışın.Emzirme pozisyonunuza dikka edinBebeğinizinemmeyi reddetmesi yatış pozisyonuyla ilgili olabilir.onun daha mutlu olduğu yatış pozisyonunu bulmaya çalışın.Uyutarak emzirmeye çalışınUyanıkken emmek istemeyen bebeklerin % 99′u yarı uyur konumdayken memeyi çok rahat kavrarlar. O sebeple vazgeçmek yerine uygun, karanlık bir ortamda bebeği uykuya geçirip, devam etmek gerekir. Bu süreç maksimum 10-15 gün sürer. 10-15 gün sonra problem biter ve bebek tekrar emmeye devam eder.
Çocuklara Bir Yılda 600 Bin Kırmızı Reçeteli İlaç Yazıldı
Hiperaktivite teşhisi konan okul çağındaki çocuklarda ilaç kullanımı ürkütücü boyutlara ulaştı. Performans sistemi sebebiyle 5 dakikada yapılabilen muayenelere ailelerin baskısı eklenince hemen kırmızı reçete yazılıyor. Her hareketli çocuğun hiperaktif olmadığını belirten psikiyatristler, “Gereksiz ilaç kullanımı çocukları, suça, şiddete eğilimli hale getiriyor, hatta alkol bağımlısı yapıyor.” uyarısında bulundu. Çocuk ve genç psikiyatrisi uzmanı Doç. Dr. Osman Abalı, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü verilerine göre hiperaktivite teşhisiyle geçen yıl çocuklara 600 bin kırmızı reçete yazıldığını açıkladı. Oysa her hareketli çocuğun hiperaktif olmadığını belirten Abalı, “Birçok öğretmen, hatta doktor ebeveynler bile çocuğu hiperaktif olmadığı halde uzmana başvuruyor. Aileler, yanlış müdahalelere girişiyor.” dedi. Abalı’ya göre, sağlıktaki performans sisteminden dolayı bir çocuk sadece 5 dakika muayene ediliyor ve hemen kırmızı reçete veriliyor. Çoğu zaman hareketli çocuklara dikkat eksikliği ilacı yazılıyor. Fayda görülmeyince doktor dozunu artırıyor. Bu kez çocuklar mum gibi oluyor.Çocuk uzmanı psikiyatrist Hülya Bingöl Çağlayan bu sorunun, daha tam ruhsal gelişimi tamamlanmadan 5,5 yaşında okula başlayan çocuklarda sıklıkla görüldüğünü dile getirdi. Hiperaktivite teşhisinde ilaç tedavisine dikkatli başlanması gerektiği uyarısında bulundu: “Yapılan araştırmalar gereksiz ilaç kullanan bu çocukların, ileride suça, şiddete eğilimli olduğunu, hatta alkol bağımlılığına yatkın olduğunu gösteriyor.” Şişli Brainfit Studio Zihin Geliştirme Merkezi’nde görevli uzman psikolog Halil Güngör, hiperaktif teşhisiyle gelen birçok çocuğun aslında hiperaktif olmadığını ama hekimlerin ilaç yazdığını belirtti.Zaman Gazetesi'nden Aygül Han'ın haberine göre; Çocuktaki hareketlilik, çoğu zaman hem ebeveyn hem de doktor tarafından hiperaktivite olarak adlandırılıyor. Stresli bir ortamdaki çocukta da dikkat eksikliği olabileceğini belirten çocuk ve genç psikiyatrisi uzmanı Doç. Dr. Osman Abalı, her hareketli çocuğun hiperaktif olmadığına dikkat çekiyor. Abalı, “Bugün maalesef birçok öğretmen, hatta doktor ebeveynler hiperaktivite olmadığı halde çocuğu hiperaktif diye uzmana başvuruyor. Aileler, farklı şekillerde yanlış müdahalelere girişiyor.” diyor. Hastanelerdeki muayene sistemine yönelik eleştirilerde bulunan Abalı, bir çocuğun sadece beş dakika muayene edildiğini ve ardından hemen kırmızı reçete verildiğini söylüyor. Bu şekilde geçtiğimiz yıl Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 600 bin kırmızı reçete yazıldığını dile getiren Abalı, “Sağlık sisteminde performansından dolayı doktor çocuğa vakit ayıramadığından ilaç yazma ile yetiniyor. Çoğu zaman hareketli çocuklara dikkat eksikliği ilacı yazılıyor. Fayda görülmeyince doktor dozunu artırıyor. Bu sefer çocuk mum gibi sabahtan akşama kadar yerinde oturan donuk bir çocuk oluyor.” diyor. İnternette de en çok satılan ilaçlar listesinde hiperaktivite ilaçları ilk sırada yer alıyor.Çocuklardaki gizli depresyona dikkat!Kimi çocuklardaki gizli depresyonun da hiperaktivite ile karıştırıldığını kaydeden Osman Abalı, bu çocukları şöyle tarif ediyor: “Bu çocuklar mutsuzluğunu öfke patlaması, öfke nöbeti, uyumsuzluk, kızgınlık ve şiddetle dışarı aktarmaya çalışıyor. Bu durumlarda anne duygusal olarak çocuğa destek olmalı. Çocuğun mutsuzluğunun sebepleri araştırılmalı. Çabuk sinirlenme, çabuk tepki verme, acelecilik, sonunu düşünmeden hareket etme gibi durumlar fazlaca gözüküyorsa başka sorunları var demektir. Bu sorunları yaşayan çocuklara önce psikososyal müdahale yapılması gerekir. Anne ve babanın çocuğa karşı tutumu da araştırılmalı. Bu aşamalardan sonra ilaç tedavisine başlanılabilir.”Erkek çocuklar daha fazla ilaç kullanıyorDikkat eksikliği üzerine araştırmalar yapan Şişli Brainfit Studio Zihin Geliştirme Merkezi’ne de hiperaktif teşhisiyle gelen birçok çocuğun aslında hiperaktif olmadığı belirtiliyor. Merkezde görevli uzman psikolog Halil Güngör, “Öğretmenler, hareketli çocukları gördüğünde uğraşmak istemediği için psikiyatriye yönlendiriyor. Doktor testler yapıyor ve dikkat eksikliği çıkarsa hemen hiperaktivite için ilaç yazıyor. Ortalama hiperaktivite tanısı koyabileceğimiz çocuk sayısı 10 çocuktan 2 veya 3’tür. Özellikle 7-16 yaş arası erkek çocuklarda daha sık görülüyor. Hiperaktivite ile sık karıştırılan durum ise dürtüsellik. Dürtüsel çocuklar her istediğini elde etmek için ağlarlar, hareketlerle çeşitli göstermeler yaparlar. Doktorlar çoğu zaman dürtüselliğe dikkat etmeden hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı olarak algılayabiliyor.” diyor.Gereksiz ilaç kullanan çocuk, ileride suç ve şiddete eğilim gösteriyorHareketli çocukların her zaman hiperaktif olarak algılanmaması gerektiğini aktaran çocuk uzmanı psikiyatrist Hülya Bingöl Çağlayan, “Özellikle okula yeni başlayan 5,5 yaşlarındaki çocuklarda biz bunu sıklıkla görüyoruz. İlkokul birinci sınıflarda şu anda çok fazla problem yaşayan veli var. Çünkü çocuklar daha tam ruhsal gelişimleri tamamlanmadan okula başlıyorlar.” diyor. Oyun dönemini bitirmeden okul dönemine atlamak zorunda kalan çocuklarda, aşırı huzursuzluk, sınıf düzeni bozma, dikkatini toplayamama gibi sorunların da oluştuğunu vurgulayan Çağlayan, bu durumda öğretmen ve annenin gözlemleri ile ön görüş tanısı konulduğunu belirtiyor. Kış aylarında doktora başvuru sayısının arttığına değinen Çağlayan, gerçek tanı konulan hiperaktivite oranının az olduğunu söylüyor.Gerçek hiperaktivite tanısında da ilaç tedavisine dikkatli başlanması gerektiğini kaydeden Çağlayan, “Çünkü yapılan bütün araştırmalar gereksiz ilaç kullanan bu çocukların, ileride suça, şiddete eğilimli olduğunu, hatta alkol bağımlılığına yatkın olduklarını gösteriyor. O yüzden çocuğun gerçekten ihtiyacı varsa ilaç yazılması gerekiyor.” diyor.