onedio
Yabancı Futbolcu ve Kulüplerden Soma Mesajları
Soma'da Yaşadığımız derin acı için sosyal medyadan bir çok taziye mesajı atıldı. Ünlü futbolcu ve kulüplerin facebook ve twitter hesaplarından paylaştıkları soma mesajlarını sizler için derledik
Survivor'da Kim Elendi?
Survivor 2014'den bu hafta kimin elendiği belli oldu. Survivor Ünlüler Gönüllüler'den bu hafta Duygu Bal elendi. Survivor 12 Mayıs SMS birincisi Turabi, Sahra'nın ismini söyledi. SMS sonuçlarında Sahra'dan az oy alan Duygu Bal Survivor 2014 Ünlüler Gönüllüler'den son elenen isim oldu. İşte Survivor 2014 Ünlüler Gönüllüler'in son bölümü ada konseyinde yaşanan olaylar... Survivor 2014'den Duygu Bal Elendi? Duygu Bal Kimdir?-Star TV ekranlarında yayınlanan dünyanın en zor yarışması Survivor 2014 Ünlüler Gönüllüler yeni bölümüyle izleyicisiyle buluştu. Acun Ilıcalı'nın yapımcılığını üstlendiği Survivor'ın son bölümünde eleme heyecanı yaşandı. 2014 Survivor Ünlüler Gönüllüler'de bir ayrılık daha yaşandı. Dokunulmazlık oyununu kaybeden Gönüllüler Takımı ada konseyine gitti. Ada konseyinde en çok Ünlüler Takımı'ndan gelen Duygu Bal'ın ismi çıktı. Yapılan SMS oylamasında birinci gelen Turabi, Duygu Bal'ın karşısına Sahra'nın ismini söyledi. SMS sıralamasında 5. son sırada olan Duygu Bal adaya veda eden isim oldu. Survivor Ünlüler Gönüllüler'in 12 Mayıs 2014 Pazartesi sms sonuçları şu şekilde sıralandı; 1- Turabi Çamkıran, 2- Yiğit, 3- Sahra, 4- Akın, 5- Duygu Bal, 6- Müge Üzel... 2014 SURVİVOR DUYGU BAL KİMDİR? 2014 Survivor yarışmacısı Duygu Bal, 1987 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Voleybola da ilk kez Ankara'da başladı. Vakıfbank Güneş Sigorta altyapısından yetişen Survivor Duygu, Emlak Toki'de oynadıktan sonra 2007-2008 sezonunda Vakıfbank Güneş Sigorta takımına transfer oldu. Mevkii orta oyunculuk olan Duygu Bal milli formayı yüzden çok kez giymiştir. 2010-2011 sezonunda İtalya A1 Ligi takımlarından Riso Scotti Pavia'ya transfer olmuştur. Survivor Duygu Bal, 2011-2012 sezonunda Fenerbahçe'ye transfer olmuştur. Fenerbahçe ile 2012 yılında CEV Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu yaşamıştır. Ayrıca Doha'da düzenlenen Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda 3.lük elde eden Fenerbahçe kadrosunda yer almıştır. Milliyet
Bir Erkek Bir Kadın'ın Yeni Kanalı Fox TV
Geçen sezon Star'da yayınlanan ve seyirci tarafından beğenilen 'Bir Erkek Bir Kadın' dizisi yeni sezonda Fox TV'de yayınlanacak. Önce TurkMax'ta, ardından geçen sezon da star'da yayınlanan 'Bir Erkek Bir Kadın' dizisi yeni sezonda fox tv'de yayınlanacak. Sevilen dizinin başrollerinde Demet Evgar ve emre karayel yer alıyor.2008 yılında '1 Kadın 1 Erkek' adıyla TürkMax'te yayın hayatına başlayan dizi 2012 yılında Star TV'ye transfer olarak 'Bir Erkek Bir Kadın' adını almıştı. 8 Aralık 2013 tarihinde 375. bölümde final yapan komedi dizisi Zeynep ve Ozan arasındaki ilişkiyi ve yaşadıkları hayatı konu alıyor.Milliyet
Game of Thrones'u Bir de George R.R. Martin'den Dinleyin
Son yılların bir numaralı dizisi Game Of Thrones’un nisan ayında başlayan 4. sezonu, beklentileri şu ana kadar fazlasıyla karşıladı. Geçmiş üç sezonda, duygusal olarak bağlandığımız karakterlerin birer birer ölümü bizleri sarsmış olsa da, antipatik Kral Joffrey’in, geçtiğimiz bölümlerde zehirlenerek ölmesi sonucu herkes derin bir nefes aldı. Game Of Thrones, diğer dizilere bu yüzden benzemiyor. Dizide, ilk bölümden son bölüme kadar, her türlü zorluğu aşan, tehlikeleri birer birer savuşturan, herkes ölürken, kendisi hayatta kalan bir kahraman yok. İyiler her zaman kazanmıyor… en azından şimdilik. Game Of Thrones’un ait olduğu A Song of Ice and Fire (Buz ve Ateşin Şarkısı) serisini okuyanlar bilir, ileride bizi daha bir çok sürpriz bekliyor olacak. Serinin birinci cildini 1996 yılında yayınlayan ve her fırsatta, yavaş ve acele etmeden yazmayı sevdiğini belirten George R.R. Martin, bir yandan kalan iki kitabı bitirmeye çalışırken, bir yandan da dizinin getirdiği şöhretle uğraşıyor. Ünlü müzik ve sanat dergisi Rolling Stone’a bir röportaj veren Martin, çocukluğundan, Hollywood’da geçirdiği yıllara, J.R.R Tolkien’le kendisini ayıran özelliklerden, kitapların sorguladığı ahlaki değerlere kadar bir çok konuda düşüncelerini paylaştı.  Game Of Thrones’un en önemli temalarından biri aile kavramı. Karakterlere anlamlarını veren ama bir o kadar da onları yıkan şey aile. Sizin aileniz ve evinizle ilişkiniz nasıldı? 1948′de New Jersey’de; Bayonne’da doğdum. Manhattan’a otobüsle 45 dakika uzaklıkta olsa da, Bayonne kendi içinde bambaşka bir dünyaya sahipti. New York çok yakın olduğu halde pek sık gitmezdik. Dört yaşımdan itibaren, Birinci Sokak’taki sosyal konutlarda yaşadım. Babam bir Martin’di, İtalyan ve Alman asıllıydı. Annem ise Brady’ydi, İrlanda kökenli. Annemden, Bayonne tarihinde önemli bir yere sahip Brady ailesinin hikayelerini dinlemişimdir. Çok küçük yaşta fakir olduğumuzu anladım. Okuluma yürürken, annemin içinde doğduğu, bir zamanlar bize ait olan evin önünden geçmem gerekiyordu. Her geçişimde o eve bakardım, onun için de hikayelerimde kaybolmuş bir altın çağın nostaljisi vardır. Annemin bana anlattıkları, hayal gücüme yerleşti. Ailenize yakın mıydınız? Babam her zaman mesafeli biri olmuştur. Sanırım beni hiçbir zaman anlamadı, aynı şekilde muhtemelen ben de onu hiçbir zaman anlamadım. O zamanlar bu terimi kullanmıyorduk ama babamın sağlam bir alkolik olduğunu söyleyebilirim. Kendisini görüyordum ama çok az konuşuyorduk. Ortak bir noktada buluştuğum konu herhalde spordu.  Bayonne’dan üniversiteden önce mi ayrıldınız? Hiçbir zaman arabamız olmadı. Babam, içkiliyken araba kullanmanın kötü bir şey olduğunu söylerdi, ve hiçbir zaman içmeyi bırakmayacağını da (gülüyor). Yıllarca evimin penceresinden Staten Island’ı seyrettim, ışıklarına baktım. Benim için o ışıklar Shangri-La, Singapur, Şanghay ya da her neresiyse orayı temsil ediyordu. Kitap okuyordum ve kitaplardaki Mars gezegenini ve diğer gezegenleri hayal ediyordum. Sonraki yıllarda Robert E. Howard’ın Conan kitaplarını ya da Orta Dünya’nın renkli yerlerini hayal ettim.  1966 yılında Northwestern Üniversitesi’ne giriş yaptınız. Takip eden yıllarda, Vietnam savaşına olan karşı tutumunuz nedeniyle politik ve moral değişimler yaşadığınızı biliyoruz… Ben de, dönemin bir çok çocuğu gibi, bir şahindim. Amerika’nın ‘iyi’ler olduğunu kabul etmiş ve orada bulunmamızı doğru karşılamıştım. Üniversiteye girdikten sonra, Vietnam savaşı gerçekleri öğrendikçe, savaşın anlamı bana yanlış gelmeye başladı. O dönemde orduya alımlar arttı ve ben de vicdani ret için başvurdum. Tam anlamıyla bir pasifist değildim ve bunu da iddia edemezdim. Ben daha çok belirli bir savaşa karşı çıkan biriydim. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nda görev almış olmak isterdim. Sonuç olarak, kesinlikle geri çevrileceğini düşünerek, vicdani ret için başvurumu yaptım. Bunu üç seçeneğin izleyeceğini biliyordum: ordu, hapis ya da Kanada. Ne yapardım, hangisini seçerdim gerçekten bilmiyorum. Bunlar gerçekten zor seçimlerdi ve her genç bu konuda bir karar vermek zorundaydı. Sonra bütün beklentilerimin aksine başvurumu kabul ettiler. Bana daha sonra dendiki – bu arada bunu kanıtlamamın imkanı yok – başvurumun kabul edilmesinin sebebi, muhafazakarların, vicdani reddin isteyen herkese verilmesinin yeterince ağır bir ceza olacağına olan inancıydı. Böylece, kayıtlara geçecek vicdani reddin, kişinin hayatı boyunca “komünist” ve “retçi” damgası taşımasına neden olacağı düşünülüyordu. Amerika’nın Vietnam savaşından sonra gerçek anlamda toparlanabildiğini sanmıyorum. Benim dönemimin çocukları için gerçek dışı bir tecrübeydi. Gerçeklere, adalete ve Amerikan sistemine olan inancıyla liseyi bitiren ‘ideal’ bir çocuk, üniversiteye girdiği anda gençliğinin bütün bu süperkahraman değerlerinin yıkıldığını gördü.  İlk romanlarınız ‘Dying of the Light’ ve ‘Fevre Dream’ çok beğenildi. Ancak ‘The Armageddon Rag’, bir bakıma yazarlık kariyerinizi askıya almanıza neden oldu. Daha sonra uzun yıllar Hollywood’da dizi yazarlığı yaptınız. O yıllarda edindiğiniz tecrübeler, size daha sonraki kitaplarınızda – bu durumda Game of Thrones’un da dahil olduğu ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ (A Song of Ice and Fire) oluyor – yardımcı oldu mu? Kesinlikle. Televizyon dizilerine senaryo yazmanın sırrı, bir roman kaleme almaktan daha kolay oluşudur. William Goldman, herşeyin strüktürden, yani strüktür ve diyalogdan oluştuğunu söylerdi. Hollywood’da bulunmuş olmam benim bu yönümü geliştirdi. Öncesinde, yıllarımı tek başıma bir daktilonun ya da bilgisayar ekranının önünde, tek başıma yazı yazarak geçirdim. İnsanların olduğu bir ofise gidip, bir fincan kahve eşliğinde dizi hakkında fikirler paylaşmak, projeyi kolektif bir şekilde geliştirmek beni canlandırdı. Bir yandan da sürekli sınırlamalarla uğraşıyorduk. Bu beni çok yordu. Sansür hakkında tartışmalar vardı, sahneler çok mu açık, ya da politik olarak hassas bir konu mu, ya da çok mu şiddet var, gibi bir çok sorun vardı. Kimse rahatsız olmasın düşüncesi hakimdi. ‘Güzel ve Çirkin’ dizisinde bunu yaşadık. ‘Çirkin’ insanları öldürüyor. Karakterin önemli bir özelliği bu. O kötü biri, bir cani. Ama CBS dizide kesinlikle kan olmasını istemiyordu, oysa ‘Çirkin’ insan öldürüyor. Bu gerçekten çok saçmaydı. Karakterin sempatik kalmasını istiyorlardı. Game of Thrones’un başlangıç noktası olarak, bir infaza şahit olduktan sonra karlı bir ormanda kurtlar gören bir çocuktan yola çıktığınızı söylemiştiniz. Bir hikaye için ilginç bir başlangıç. 1991 yazıydı. Hala Hollywood’da çalışıyordum. Menajerim fikirlerimi hayata geçirebileceğim projeler arıyordu. Mayıs, haziran aylarında yapacak hiçbir işim yoktu ve bir roman yazmayalı yıllar olmuştu. Avalon adlı bir bilim kurgu romanı üzerinde çalışmaya başladım, herşey yolunda giderken bir anda, Game Of Thrones’un ilk bölümü olacak bu sahne gözümün önüne geldi. Bran’in (Ned Stark’ın küçük oğlu) gözünden, kafası kesilen bir adamın infazına şahit olduğunu gördüm, daha sonra ormanda, kardaki ayak izlerini takip ederek bir kurtla karşılaşıyor. Sahne beni o kadar etkilemiştiki üzerine çalışmam gerektiğini düşündüm ve yazmaya başladım. Neredeyse üç günde, okuduğunuza çok yakın haliyle, kitabın birinci bölümünü yazdım.  Hikayeyi çevreleyen dünyayı inşa etmeniz ne kadar zamanınızı aldı? O yaz, neredeyse yüz sayfa yazdım. Bende bütün bu süreçler aynı anda işler. Önce dünyayı inşa edip sonra yazmam. Öncelikle yazmaya başlarım ve daha sonra bütün parçaları bir araya getiririm. Bir harita çizmek mesela yarım saatimi alabilir. Yazdıkça, hayal ettiğin şeyleri o haritaya yerleştirebilirsin. Böylece haritanın her geçen gün daha da canlandığını görürsün. Bütün bunlar olup biterken bir yandan Hollywood’da çalışmaya devam ediyordum ama aklımda sürekli bu hikaye vardı. Karakterleri ve sahneleri düşünüyordum. Bu romanı gerçekten bitirmek istediğimi anladım. O andan sonra bir üçleme olacağını biliyordum. O zamanlar herkes üç ciltlik romanlar çıkarıyordu. Bu konuda standartları Yüzüklerin Efendisi’yle J.R.R Tolkien koymuştu. 1994 yılında, yazdığım yüz sayfayı ve hikayenin olası devamını anlatan iki sayfalık bir özeti menajerime verdim. Dört yayınevi ilgilendiklerini söylediler. Bir anda hem bir avansa hem de kitabı bitirmem gereken son teslim tarihine sahip olmuştum. Böylece Hollywood’daki patronlarıma, bu romanı bitirene kadar dizi senaryolarına ara veriyorum diyebildim.  Hikayenin karmaşıklığı göz önüne alındığında, dizinin inandırıcı olmayacağından korktunuz mu? Üçüncü kitabı yazdığım dönemde Hollywood’dan teklifler almaya başladım. Bu ilgi, Yüzüklerin Efendisi beyaz perdede büyük bir başarıya ulaşınca, daha da arttı. Filmler, izleyicinin dragonlara ve o tarz yaratıklara açık olduğunu gösteriyordu. Oysa ben, yazmaya başladığım ilk günden beri, hikayenin televizyona uyarlanabileceğini bir an olsun düşünmemiştim. Bunun imkansız olduğunu düşünüyordum. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, benim Kılıçların Fırtınası kitabım kadar ediyor. Çok daha fazla karakter var, daha fazla şehir var, herşeyden daha fazla var, onun için filmi çekilemez dedim. Bazı insanlar hikayenin özüne odaklanmamız gerektiğini söylüyordu. Hangi karakter daha önemli? Bazıları Dany’nin asıl karakter olduğunu, diğerlerini bir kenara bırakıp onun hikayesini anlatmamız gerektiğini söyledi. Ya da Jon Snow. Bu iki karakter, herşeyin etraflarında inşa edilebileceği ana karakterler ama o zaman hikayenin yüzde 90′ını kaybediyorsunuz. Bir başkası “O zaman birinci kitabı film olarak yapalım, eğer başarılı olursak cevabını çekeriz” dedi. Ama film başarısız olursa kimse devamını seyredemeyecek ve yarıda kalmış bir hikaye olmuş olacak. Şanslıydım çünkü evimin kredisini vermekte zorluk çekmiyordum. Bütün teklifleri geri çevirdim. Uyarlanacaksa, ancak televizyon için yapılabilir diye düşündüm. Ama CBS ya da NBC için değil çünkü çok fazla cinsellik ve şiddet var. Bana göre ancak HBO için yapılabilirdi. Hikayedeki ilk şok edici olay, Jaime Lannister’ın Bran Stark’ı, Jamie’nin kardeşi Cersei’yle ensest ilişkiye girdiğini gördüğü için camdan itmesiyle yaşanıyor. İzleyiciyi çok etkileyen bir sahne oldu. Bir çok kişi, “Daha önce binlerce kez okuduğumuz hikayelerden farklı” diyerek bana bu sahnenin kendilerini diziye bağlayan sahne olduğunu söyledi. Dizi, Bran’in gözünden başlıyor. Herkes bir anda Bran’in hikayenin kahramanı olduğunu düşündü. Genç Kral Arthur. Tam bu küçük çocuğun yaşadıklarını takip etmeye çalışırken, baam! Kimse böyle bir şeyin Bran’in başına gelebileceğini beklemiyordu. O açıdan çok başarılıydık. (gülüyor) Jaime ve Cersei’nin yaptıkları çok alçakça bir davranış. Ancak çok daha sonra, Jaime’nin düşmanı olan bir kadını tecavüzden kurtardığına tanık oluyoruz. Haliyle hakkında ne düşüneceğimizi bilemiyoruz. Jaime ve daha bir çok karakterle, değinmek istediğim, geliştirmek istediğim konulardan biri de hataların telafisi, affetmek ve affedilmekti. Yaptığımız şeyin bedelini nasıl ödeyebiliriz? Telafi mümkün müdür? Gerçekten bir cevabım yok. Peki insanları ne zaman affederiz? Bunu toplumumuzda sıklıkla görebiliyoruz. Michael Vick’i affetmeli miyiz (yasadışı köpek dövüşlerine düşkün ve güçsüz köpekleri öldürdüğünü itiraf eden NFL oyuncusu)? Köpekleri çok seven arkadaşlarım var ve Vick’i hiçbir zaman affetmeyeceklerdir. Oysa Vick bir kaç senesini hapiste geçirdi ve devletin gözünde cezasını çekti, affedildi. Peki yeterince özür diledi mi? Ya da Woody Allen. Woody Allen, alkışlamamız ve övmemiz gereken biri mi, yoksa toplumun dışlaması gereken biri mi? Peki ya Roman Polanski, ya da Paula Deen. Toplumumuz, öyle ya da böyle hayatlarının bir anında yanlış yapmış insanlarla dolu ve biz bu insanlarla ne yapıyoruz? Bir kötü hareketi telafi etmek için kaç tane iyi hareket yapmamız lazım? Bir Nazi suçlusuysan ve hayatının 40 yılını sadece hayır işleri yaparak, fakirlere yardım ederek geçiriyorsan, bu senin Nazi kamplarında yaptıklarını telafi eder mi? Ben bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama soruların üzerinde kafa yorulmaya değer olduğunu düşünüyorum. Ben bir noktada, telafinin, affın olmasını istiyorum çünkü hepimiz hayatımızda yanlışlar yapıyoruz. Onun için de herkesin affedilebilmesi gerekir. Af dediğimiz şey olmasaydı… o zaman ceza vermenin manası ne?  Jaime ve Cersei gibilerinin affedilebileceğini sanmıyorum. Cersei’nin çok sağlam bir karakteri var, Lady Macbeth gibi. Affedilme, kimin için? Bazılarının gözünde hiçbir zaman affedilmeyecek. Çocuklarına gelince, inanılmaz koruyucu bir yapısı var. Tartışabilirsin, çocuklarını gerçekten seviyor mu, yoksa kendi çocukları oldukları için mi seviyor? Cersei’de gerçek bir narsisizm var. Dünya ve toplum hakkında neredeyse sosyopatlığa varan bir görüşü var. Diğer yandan da Jaime’nin yaptıkları oldukça ilginç. Benim çocuğum yok ama olan arkadaşlarımla konuştum. Unutmayın ki, Jaime, Bran’i sıkıcı küçük bir çocuk olduğu için öldürmeye çalışmıyor. Bran’in gördükleri aslında, Jaime, Cersei ve bu ensest ilişkiden doğan üç çocukları için ölüm fermanı anlamına geliyor. Onun için de çocuğu olan arkadaşlarıma sordum “Jaime’nin yerinde olsanız ne yapardınız?”. Dediler ki “Ben kötü biri değilim, öldürmezdim”. Emin misin? Asla mı? Eğer Bran, Kral Robert’a gördüklerini anlatırsa, sen, çok sevdiğin kız kardeşin ve üç çocuğunuz öldürülecek… O aşamada bir çoğu kararsız kaldı. Muhtemelen bir çok insan “Evet, kendi çocuklarımı ve ailemi kurtarmak için, masum da olsa başkasının çocuğunu öldürmeye hazırım” derdi. Bunlar insanların zor durumlarda verebileceği kararlar ve incelenmesinin uygun olacağını düşündüm.  Konuştuklarımıza kontrast olarak, dizinin ilk sezonunda Ned Stark, ‘Night Watchman’in kellesini uçurduğunda, ya da daha sonra oğlu Robb aynı şeyi yaptığında, bu infazların ikisini de çok etkilediğini ve kayıtsız kalmadıklarını görüyoruz. Omuzlarında ağır bir yük oluşuyor. Haliyle öyle, olması gereken de bu zaten. İnsan hayatına son vermek oldukça ciddi bir iş. Orta Çağ’a yakın bir durum söz konusu. Keskin bir demir parçasıyla birinin kafasını kopartıyorsunuz, kanı üzerinize sıçrıyor ve çığlıklıklarını duyuyorsunuz. Kendimizi bundan soyutlamamız belki daha da feci bir durum doğuruyor. Bugün artık insanları, oturduğun yerden bir düğmeye basarak, dronlarla, füzelerle öldürebildiğimiz teknolojiler yaratıyoruz. Artık hiçbir zaman çığlıklarını duymayacağız, annelerini çağırarak can vermelerine tanık olmayacağız. Bunun iyi bir şey olduğundan emin değilim. Bu moral ve etik konularını tarih boyunca görebilmek mümkün. Soru her zaman bu olmuştur, savaş sırasında kazanmak için herşeyi yapmaya hazır mısın yoksa herşeye rağmen belli bir etik seviyesini ve ideallerini koruyabilir misin? İnsanlara ‘waterboarding’ (CIA’in, insanlara boğulma hissi veren, su kullanarak uyguladığı bir işkence) uygulamalı mıyız? Ya hayatlarımızı kurtaracak önemli bilgilere sahip olursak? Peki böyle bir durumda aslında kendimize ihanet etmiş olmuyor muyuz? Peki ya ikinci bir 11 Eylül’ü önleyebilecekse, işkence uygun mudur? Hayatta kalabilmek ve savaşı kazanabilmek için, korkunç cinayetler işlemeye hazır mısın? Ben bilmiyorum ama bu soruları ele almak kanımca önemli. ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ ve ‘Game of Thrones’ların önemli bir noktası da güç ve iktidar. Neredeyse herkesin, belki denizin diğer tarafındaki Daenerys dışında herkesin, gücünü, iktidarını kötüye kullandığını görüyoruz. Hükmetmek zordur. Her ne kadar saygı duysam da, Tolkien’e cevabım budur. Yüzüklerin Efendisi, Orta Çağ düşünce yapısına sahip, öyle ki eğer kral iyi bir adamsa, o zaman topraklar bereketli olur ve herkes refah içinde yaşar. Gerçek tarihe baktığımızda bunun bu kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien kitaplarında, Aragorn’un kral olup yüzlerce yıl saltanat sürdüğünü, ne kadar iyi kalpli ve güçlü bir kral olduğunu söyleyebilir. Ama Tolkien bazı soruları sormayı unutuyor: Aragorn’un vergi politikası neydi? Daimi bir ordusu var mıydı? Kıtlık ve sel dönemlerinde ne yapıyordu? Peki ya orklar? Savaşın sonunda Sauron’dan kurtuluyoruz ama orklar pek de uzağa gitmiyorlar, dağlarda yaşamlarına devam ediyorlar. Peki Aragorn, orkların kökünü kazımak için sistematik olarak soykırıma başvuruyor mu? Peki ya küçük bebek orklar, onları da öldürüyor mu? Gerçek hayatta, gerçek kralların, ilgilenmeleri gereken gerçek sorunları vardır. Sadece iyi bir adam olmak sorunu çözmez. Çok çok zor kararlar almanız gerekir. Bazen iyi olduğunu düşünürek aldığınız kararlar, ileride tersine dönerek size karşı işleyebilir. Bu tarz durumları kitaplarımda kullanmak istedim. Benim hikayelerimde iktidar olmak hiç de kolay bir şey değil, zor bir hayata sahipler. Sadece iyi kalpli olmak, sizden iyi bir kral yapmaz. Rolling Stone'dan Çeviren: Cem Gelgün Zete
Reklam
NBC'nin Yeni Dizisi ”Constantine”den İlk Fragman Geldi
DC Comics’in Hellblazer serisinden televizyona uyarlanan Constantine , NBC’de yayınlanacak. Başrollerinde Matt Ryan, Lucy Griffiths ve Harold Perrineau’nun yer alacağı Constantine , çizgi romana sadık kalışıyla serinin hayranlarını sinema filmine nazaran daha çok sevindirecek gibi görünüyor.Bantmag
Kenan Işık'sız Kim Milyoner Olmak İster'de Duygu Dolu Anlar
Tiyatro sanatçısı Kenan Işık , 21 Mart'ta beyin kanaması geçirerek Amerikan Hastanesi'ne kaldırılan ve halen yoğun bakımda rehabilitasyonu süren sanatçının sağlık durumunun netleşmemesi nedeniyle Kim Milyoner Olmak İster'in sunuculuğunu bir önceki gece Zafer Ergin üstlendi. Kenan Işık sağlığına kavuşana kadar Kim Milyoner Olmak İster'i yakın arkadaşları sunacak. Yeni bölümdeki en dikkat çekici ayrıntı sesli soruda Kenan Işık'ın okuduğu şiir oldu. Seyircilerin duygulandığı anlar dikkatlerden kaçmadı.T24
Reklam
Game Of Thrones'un Tarihteki 7 Paralel Hikayesi
Lancaster'lı Edward, VI. Henry'nin ve Anjou'lu Margaret'ın oğludur,aynı zamanda tıpkı Joffrey gibi gayrimeşru çocuk olduğu konuşulmaktadır. Edward da tıpkı Joffrey gibi deli,kötü huylu ve düşmancıl tavırlara sahipti. Milan elçisi bir kere Edward hakkında 'Bu çocuk, 13 yaşında olmasına rağmen, sadece kafa koparmaktan ve savaş çıkarmaktan bahsediyor, sanki her şey ona bağlıymış ve avucunun içindeymişçesine.' demiştir. Aynı zamanda hikaye tatmin edici bir sonla bitiyor, Edward, York'lu IV.Edward tarafından tokatlandıktan sonra bıçaklanarak öldürülüyor.
Holokost İle İlgili Çekilmiş En Akılda Kalan 13 Film
Yakın tarihin en büyük katliamı Holokost, ya da felaket manasına gelen İbranice adı ile Şoa.II. Dünya Savaşı’nda Avrupa Yahudilerinin Alman savaş makinesi tarafından kitlesel olarak imha edilmesi...6 milyon insanın Yahudi oldukları için gaz odalarında katledildikleri 20. yüzyılın bu en büyük katliamı onlarca filme konu oldu.Kimi yönetmen belgelemek, kimisi ortaya çıkarmak, kimisi ise kafasındaki sorulara yanıt alabilmek için yaptı filmlerini. Yönetmenlerinin çoğunu filmini çekerken bile etkileyen Holokost ve sonrasını anlatan bu hikayeler beyazperdeye yansıtıldıkları ilk günden yıllar geçse bile unutulmayacak filmlerdir.İşte çoğunluğu yakın geçmişte yapılmış Holokost’la ilgili en çarpıcı akılda kalan filmler.
Reklam
Kardeş Payı'nda Fuat Avni Sürprizi
Star TV'nin sevilen dizisi Kardeş Payı'nda müşteri kapmak üzere birbiriyle yarışan rakip tesisatçının müşterisine 'Fuat Avni'nin kim olduğunu söylerim' diyerek müşteri kapmaya çalışması herkesi kahkahalara boğdu.  Rota Haber
İspanyollar RTÜK'ü Eleştirdi
İspanyollar Shakira ile Rihanna’nın birlikte söylediği “Can't remember to forget you” adlı video klibi eşcinselliğe çağrışım yapıyor gerekçesiyle yasaklayan RTÜK’ü eleştiri yağmuruna tuttu. İspanyollara göre RTÜK’ün gerekçeli kararının yazılı içeriği videokilpten daha erotik. Shakira’da videoklibinin yasaklanması ile ilgili ilk defa konuşarak “gelişmeleri izliyorum” açıklaması yaptı. Türkiye’de Shakira ve Rihanna’nın videokliplerini yayınlayan üç televizyon kanalına ceza verildiğini hatırlatan ABC gazetesi, “iki kadın sanatçı ellerini sık sık bacaklarının arasına götürüyor, duvara yaslanarak bellerini ve kalçalarını kıvırtmaya başlıyorlar ,aynı yatağın içine transparan bir giysi ile beraber giren bu kişiler göğüslerini saçları ile kapatarak ritmik hareketlerle kıvrılmaktalar” bu sözler Türkiye’de bu videoklibi yasaklayan RTÜK’e ait hangisi daha erotik yorumunda bulundu. La Razon gazetesi ise, Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği başkanı olan Cem Keçe’yi eleştirerek Shakira’nın videoklibinin yasaklanmasında bu kişinin görüşünün önemli rol oynadığını belirtti. Gazete eşcinselliği tabiata aykırı gören ve bunu ailedeki yetiştirme tarzına bağlayan Cem Keçe’nin hükümetin vizyonunu yansıttığını ileri sürdü. Barselona’da çocuğu Milan ile yürüyüş yapan Shakira’nın etrafını çeviren gazeteciler de ünlü sanatçıya Türkiye’deki yasaklama ile ilgili sorular sordu. Olaylardan haberdar olduğunu belirten Shakira polemiğe girmek istemediğini ve gelişmeleri sadece izlediğini söyledi.  (DHA)
Reklam
Eurovision'da Conchita Wurst Finale Kaldı
Bu yıl 37 ülkenin katılımıyla 59'uncusu yapılan Eurovision Şarkı Yarışması'nın ikinci yarı finali gerçekleştirildi. Danimarka kamu yayıncı kuruluşu DR tarafından organize edilen Eurovision'da finalde yarışacak 10 ülke daha belli oldu. Finale kalmayı başaran Avusturya temsilcisi Conchita Wurst izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Cumhuriyet
Naruto'dan Öğrendiğimiz 11 Hayat Dersi
etiket
Naruto , şahsen benim izlediğim ilk anime serisidir. Eğer izlemeyen varsa kesinlikle öneririm. Naruto sadece basit bir anime değil , insanın hayatını değiştiriyor ve bir sürü şey öğretiyor insana işde bunlardan bazıları.
Reklam
Daha Az Tecavüz Sahnesi Olsa Dizi Gerçekçi Olmazmış
Game Of Thrones ‘un yaratıcısı George RR Martin, geçtiğimiz günlerde New York Times’a verdiği röportajda, seride çok fazla seks ve tecavüz sahnesi olmasıyla ilgili gelen eleştirileri yorumladı. Martin’e göre hikayede daha az tecavüz olması durumunda anlatılanların gerçekliğini yitirebilirmiş. Ünlü yazar röportajda şunları söyledi: ”Bir sanatçının gerçeği aktarma gibi bir yetisi vardır. Benim yazdıklarım tamamen fantastik hikayeler olabilir fakat bunlar tarihte yaşanmış gerçek olaylardan ilham alınarak yazılıyor. Antik Sümerler’den günümze kadar gerçekleşen tüm savaşlarda tecavüz ve cinsel şiddet her zaman olmuştur. Tamamen savaş ve gücü merkezine almış bir hikayede bu gerçeği yok saymak samimiyetsiz ve yanlış olurdu.” Geçtiğimiz haftalarda tüm sosyal paylaşım alanlarının spoiler’larla dolup taşmasına sebep olan dizinin dördüncü sezonu yayınlanmaya devam ediyor. Bantmag
The Simpsons'ın LEGO Bölümü Yayınlandı
Amerikan ailesinin komik hallerini anlatmasıyla başlayan, ardından tüm dünyada bir fenomene dönüşen çizgi dizi The Simpsons ailesinin LEGO’lardan oluşan bölümünün haberini daha önce yapmıştık. İlk duyurulduğunda ve ilk karesi yayımlandığında yaptığımız haberlerden sonra bugün de yayımlandığının bilgisini vermek istedik. Ancak bilgisini verebiliyoruz zira ülkemizde son sezonu eş zamanlı bir kanalda yayımlanmadığı için ne zaman Türk kanallarında izleyebiliriz bilmiyoruz. İnternet içinse biraz beklemek gerekebilir çünkü bazı popüler dizilere göre The Simpsons biraz daha aşağılarda yer alıyor. Brick Like Me isimli LEGO bölümü aslında The Simpsons’ın evi ve karakterlerinden oluşan LEGO setinin bir anlamda tanıtımı diyebiliriz. 200 küsür dolara satılan (Avrupa fiyatı 240 Euro’ya geliyor) 2523 parçalık Simpsons LEGO seti geçtiğimiz aylarda satışa sunulmuştu. Bu bölümde ise hem çizgi film hem de LEGO stop motion tekniği birleştirilerek karışan hayatlar konu alınıyor. Superkarga
Game Of Thrones TV Dizisi ve Kitap Arasındaki 14 Ana Fark
HBO'nun efsane şovu Game of Thrones ve kaynak materyali olan George R.R. Martin'in 'A Song Of Ice And Fire' adlı kitabı arasında bir çok fark var.Westeros coğrafyası ve dünyası o kadar geniş ki, George Martin bile karakterleri düz bir çizgide tutmakta zorlanıyor.İşte kitapla tv show arasındaki büyük farklardan bir kaç tanesi.
Yarın Hangi Simpsons Karakteri Ölecek?
Dünyanın en çok izlenen televizyon dizilerinden The Simpsons’ ın karakterlerinden biri yarın yayımlanacak ‘ Yellow Wedding ‘ (Sarı Düğün) bölümünde aramızdan ayrılıyor. ‘ Acı haberi ‘, dizinin yapımcısı Al Jean sezon başında yaptığı açıklamada duyurmuştu. Jean, ipucu olarak da “ Ölecek karakteri seslendiren kişi o rolle Emmy kazanmıştı ” demişti. Ancak dizinin hemen hemen tüm seslendirme sanatçıları Emmy ödüllü olduğu için, bu bilgi tahminleri netleştirmeye yetmemişti. Homer, eşi Marge, çocukları Bart, Lisa ve Maggie’nin öldürülmekten ‘ yırtması ‘ muhtemel görünürken, seslendirme sanatçısı Hank Azaria da karakterlerinin son yolculuğuna uğurlanmayacağını açıkladı. Azaria, bar sahibi Moe, çizgi roman dükkanı sahibini (Comic Book Guy) ve Hint asıllı karakter Apu, komiser Wiggum ve Doktor Nick’i seslendiriyor. Ölebilecek isimler arasında birçok ihtimal bulunuyor. Ancak ismi en çok zikredilen karakterler şöyle: Simpsons ailesinin dedesi, komşu Ned Flanders, Figüran Bob, polis Lou, sürekli sarhoş gördüğümüz Barney Gumble. Bir karakteri öldürme kararının, dizinin düşük reytinglerinden kaynaklandığı ileri sürülüyor. Bol ödüllü dizinin en son bölümü sadace 3 milyon 400 bin kişi tarafından izlenmiş, bu da dizi tarihinde ‘en düşük seyirci’ olarak kayda geçmişti. Dizide daha önce Ned Flanders’ın eşi Maude, Homer’ın annesi, Bart’ın öğretmeni Edna Krabappel gibi karakterler öldürülmüştü.Diken
Reklam