TOBB Haberleri

TOBB ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. TOBB ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Gençlik Aşısı Kendi Hücrelerinizde
TOBB ETÜ Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Afşin Uysal, küçük bir dokuyla güzelliğe, canlı bir görüntüye kavuşturan 'Fibrocell tedavisi'ni anlattı.Doku mühendisliği sayesinde artık yüzün biyolojik saatine müdahale edilebildiğini belirten TOBB ETÜ Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Afşin Uysal, 'Fibrocell tedavisi ile güvenli, güzel, kalıcı ve şaşırtıcı sonuçlar almak mümkün' dedi.Kan tahlilleri sonrası tedavi sürecinin başladığını ifade eden Doç. Dr. Afşin Uysal, fazlaca ilgi gören uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi; 'Tahlillerin ardından steril şartlar sağlanarak, lokal anestezi ile kulak arkasından alınan küçük bir deri parçası, özel nakil şartlarında, laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda, kişiden alınan deri parçasındaki bağ dokusu hücreleri yani fibroblastlar 3-4 hafta süren işlemlerle, yaklaşık 60 milyon hücre içeren sıvı bir madde haline getirilir. Elde edilen sıvı, hiçbir ek materyal içermeyen, kişinin kendisine ait dokulardan oluşan, enfeksiyon ya da başka hastalığa yol açmayacak bir canlı dolgu maddesidir. Toksik, karsinojenik, teratojenik, alerjik olmaması nedenleriyle en ideal biyolojik materyaldir.'Fibrocell tedavisini 'gençlik aşısı' olarak niteleyen Doç. Dr. Uysal, 'Fibrocell ile kırışıklar azalır, yara, yanık, çatlak ve akne izleri silinir, cildiniz daha parlak, dolgun ve gergin hale gelir' diye konuştu. Tedavinin yan etkisi bulunmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Uysal, işlemin sonuçlarının 4-5 yıl süre ile kalıcı olduğunu sözlerine ekledi.Uluslararası standartlarda korumaUygulama yapılan kişinin doku örneklerinin güvenlik ve ileride aynı uygulamanın daha kolay yapılabilmesi için özel doku bankasında saklandığını vurgulayan Doç. Dr. Uysal, 'Doku mühendisliği ile gerçekleştirilen hücresel tedavilerde en öncelikli basamak güvenliktir' dedi. Doç. Dr. Uysal, olası güvenlik endişeleri için de şu bilgileri paylaştı; 'TOBB ETÜ Hastanesi'nin çözüm ortağı olan Atigen-cell Hücre ve Gen Merkezi, rejeneratif tıp ve hücresel tedavi alanında uluslararası standartlarda ürün ve hizmet sunmayı amaçlayan, Avrupa İyi Üretim Uygulamaları (GMP) kalite standardına sahip ve Sağlık Bakanlığı tarafından faaliyetleri kapsamında ruhsatlandırılmış ülkemizin ilk biyoteknoloji şirketidir.'
Erdoğan: 'Bana Diktatör Diyen Şu An Tam Karşımda'
Soma faciasıyla ilgili açıklamada bulunan Erdoğan 'Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var' dedi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) 70. Mali Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Erdoğan, Soma faciasında sorumlu olanların bunun hesabını vereceğini belirtti. 'BİR SEFERDE BU KADAR ÇOK KAYBIN YAŞANMASI...' Konuşmasında 'Tayyip Erdoğan kaza ve kadere iman eder' diyen Erdoğan 'Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var. Bir çok köşe yazarı bununla alay ediyor. Şu gerçeği görmeliyiz. Bir seferde bir çok can kaybının yaşanması medyanın dikkatini çekti' dedi. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; TOBB'a, gerek sayın başkan ve ekibinin Soma'ya yaptığı ziyaret ve gerekse başlattığınız yardım kampanyasından dolayı şükranlarımı ifade ediyorum. Tüm oda ve borsalarımıza, reel sektörün temsilcilerine, sanayicilere esnafa Soma'ya olan maddi manevi desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. 'MİLLETİMİZ BİR BÜTÜN OLDU' Soma'daki kazanın ardından milletimiz gerçekten örnek bir dayanışma sergiledi. Geçmişte yaşadığımız acı hadiselerde olduğu gibi Soma kazasında da milletimiz bir oldu bütün oldu. Toplumun her kesimi, her kademede her sektörde nefes alıp verdiği her yerde ve ortamda milletimiz vakar içinde birbirine kenetlendi hem acıyı sahiplendi hem de acıyı azaltma gayreti içine girdi. 'BUNU HESABINI VERECEKLER' Acılardan fırsat devşirmeye çalışanlar milletin hissiyatını yaralayanlar da oldu. Ancak milletin feraseti bütün bu olumsuzlukları bastırmaya yetti. Şimdi önümüzde bir kaç önemli husus var. Birincisi bu hadise tüm boyutlarıyla aydınlatılmalı. İdari ve adli soruşturmalar başladı. Hem kazanın sebebi tam olarak aydınlatılacak hem de ihmali olanlar sorumluluğu olanlar bunun hesabını vereceklerdir. 'ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ' Hükümet olarak bunun bizzat takipçisiyiz. Hiçbir ayrıntı atlanmayacak. Detaylar gözden kaçmayacak kaçırılmayacak, üzerinin örtülmesine asla izin verilmeyecektir. Bir başka konu şehit aileleleri... Ne yaparsak yapalım o canlar geri gelmeyecek. Ancak geride kalanları biz şehit yakınlarımız gibi kutsal emanet olarak değerlendiriyoruz. Şehitlerimizin yakınlarının acılarını hafifletmek adına bu adımları atıyoruz. Bir tek şehit yakınımızın dahi mağdur olmaması için dün bakanlar kurulumuzda meseleyi etraflıca ele aldık. Gereken yasal düzenlemeleri yapacağız. 'TBMM'DE BİR ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURDUK' Bu kazanın ardından en fazla üzerinde durmamız gereken konu iş sağlığı ve güvenliği konusudur. TOBB'un genel kurulunda böyle elim bir kazanın hemen ardından iş sağlığı ve güvenliği konusu temenni ediyorum en önemli gündem maddesi olacaktır. TBMM'de bir araştırma komisyonu kurduk. Hızla büyüyen bir ekonomi var. Üretim, ihracat artıyor. İstihdam edilen nüfus sayısı da artıyor. Ekonomi büyürken üretim yatırım istihdam artarken çalışma hayatı koşullarının buna paralel bir gelişme göstermediğini biliyoruz. Güvenlik ve iş sağlığı, işverene maliyet yüklüyor ve ciddi ihmaller yaşanıyor. İş sağlığı konusunda hükümetlerin yapacakları bellidir. Biz yasaları çıkartırız denetimleri yaparız. Mevzuata aykırı işleyişi tespit ederek mevzuatı uygularız. Bunun ötesi işverenin sorumluluğu altındadır. 'TEDBİR PAHALIDIR, MALİYETLİDİR AMA...' Trafikte her araç belli sürelerde muayeneden geçiyor. Ama bazı vatandaşlarımız araçlarını muayeneye götürmeden önce gidip eşten dostan ilk yardım çantası yangın tüpü alıyor öyle muayeneye giriyor. Trafikte bir sorun yaşandığında o cihazların eksiği can kaybına yol açıyor. Bunu hayatın her alanında her yerde yaşıyoruz. Tedbir pahalıdır, maliyetlidir ama tedbirin eksikliği çok daha maliyetli olabiliyor. Dünyadaki her ülke savunma sanayiine trilyonlarca dolar harcıyor. Savunma sanayi araçlarının çoğu çürüyor atılıyor. Ama her an hazır ve müteyakkız tedbirli donanımlı olmanız gerekiyor. Yani şu anda savaş yok vesaire gibi temennilerle siz hazırlıksız olamazsınız. Tevekkül asla ve asla tedbirsizlik anlamına gelmez. Kaza ve kadere iman asla herşeyi akışına bırakmak tedbiri elden bırakmak anlamına gelmez. 'KAZA VE KADERE İNANMAYANLAR DA VAR' Tayyip Erdoğan kaza ve kadere iman eder. Kadere iman edenler de bu toplum içinde kahir ekseriyette. Ama buna inanmayanlar da var. Bir çok köşe yazarı bununla alay ediyor. Şu gerçeği görmeliyiz. Bir seferde bir çok can kaybının yaşanması medyanın dikkatini çekti. Hepimizin canını acıttı. Her gün ortalama iki işçimizi iş kazalarında kaybediyoruz. Son 12 yılda ülkemizdeki iş yeri sayısı yüzde 111 arttı. 727 bin iş yeri vardı şu anda 1,5 milyonun üzerinde. Çalışan sayısı da arttı. 2002 yılıdna 5 milyon istihdam vardı, şu anda 12 milyon kişi istihdam ediliyor. İşçi sayısı artarken iş kazası oranı yüzde 55 oranında azaldı. Bu yeterli mi? Elbette değil. Hedef sıfıra doğru bunu yaklaştırmak. Dünyada hiçbir ülke bunu başaramıyor. Buna rağmen bizim hedefimiz bunu başarma istikametinde olmalıdır. 'SENDİKALARIMIZIN ÇOK HASSAS OLMASI ŞART' İnsan hayatını tedbiri öne çıkaran gayet modern bir yasayı ülkemize kazandırdık. Kanunu çıkarmakla kalmadık 81 ilde tanıtım ve bilgilendirme yaptık. 211 bin iş yerine ve işveren örgütlerine organize sanayi bölgelerinde bilgilendirme yaptık. Teftişler aynı şekilde devam etti. Sadece geçen yıl madenlerde 1047 teftiş yapıldı. Konunun asıl tarafı olan işverenlerimizin bu mesele üzerinde durup düşünmesi gerekiyor. İşçilerimizin de kendi sağlıkları adına durup düşünmesi gerekiyor. Sendikalarımızın çok daha hassas olması şart. 'CANIN TELAFİSİ YOKTUR' Ekonomi büyürken iş sağlığı ve güvenliği standartlarının da büyüyeceği böyle bir vizyonun iş dünyasına hakim olması gerekiyor. Müfettiş geldiğinde bir takım cihazlar çıkarılıyor. Müfettiş gidince bunlar ortadan kayboluyorsa sendika ve işçi kardeşim buna itiraz edecek. İşçi bana bir şey olmaz diyerek baretsiz çalışıyorsa sendika ve işveren buna itiraz edecek. Hiçbir şey candan daha değerli değil. Kaybolan kar yapılan masraf telafi edilir ama canın telafisi yoktur. Hastalığın sakatlığın telafisi yoktur. 'OY KAYBETMEYE RAZIYIZ' Biz hükümet olarak kentsel dönüşüm yapacağız deprem çalışması yapacağız dedik. Hiçbir hükümet bu kararı alamamıştır. Oy uğruna gecekonudulaşma teşvik edilmiştir. Ama biz popülist davranmayacağız dedik itirazlara rağmen, evimizi yıktırmayız diyenlere rağmen, muhalefet ve STK'lara rağmen oy kaybetmeye razıyız dedik kentsel dönüşümü başlattık. 'BİZ ADIM ATMADAN İŞVERENİMİZ ADIM ATSIN' Şimdi aynı şeyi iş sağlığı konusunda da hep birlikte göstermek zorundayız. Biz adım atmadan işverenimiz adım atsın. Bizim zorlamamıza gerek kalmadan iş veren yasalardan kaynaklanan sorumluluğu yerine getirsin. Bu konuda Türkiye'nin en büyük çatı örgütü olan TOBB'dan bugüne kadar gösterdiği duyarlılığı daha fazla bir şekilde bekliyoruz. 'ÇOK ACI BİR HADİSE YAŞADIK' Bu milli bir sorumluluk. 77 milyon olarak hepimizin canını acıtan bir sorun. Bu acı kazaları artık Türkiye'nin gündeminden çıkaralım. Siyasetçiler de bu işin takipçisi olsun. Medya sadece büyük kazalarda değil her zaman bu konuda duyarlı olsun. Sendikalar da inat eylem çatışma ile gündeme gelmek yerine bu tür konularla gündem oluştursun. En önemlisi işçiler haklarını bilsin korkmadan çekinmeden mücadeleye omuz versin. Bu facianın ardından Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Çok acı bir hadise yaşadık. Bunun artım minimize olması noktasında çalışmalıyız. 'BU DA ADİL DEĞİL' Bu işin bir de haksız rekabet boyutu var. Bir işyeri sigortasız işçi çalıştırıyor bir başkası sigortalı çalıştırıyor. Başkası da çocuk işçi çalıştırıyor. Bir başkası tedbir almıyor. Aynı şeyi üretiyor ama biri bire bir kar ederken diğeri haksız şekilde 10 kar ediyor. Bu da adil değil. Dürüst olmayan her üretim bu salondaki tüm dürüst kardeşlerimin alın terinden emeğinden, ekmeğinden çalıyor. Son 12 yılda birlikte çok büyük işler başardık. Büyük reformlar yaptık. Kanayan bu yarayı da hep birlikte tedavi edeceğiz. Bir kez daha Soma'daki şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum. Mekanları cennet olsun. Bu konudaki dayanışmamızın da ziyadeleşmesini temenni ediyorum. 'SİZLERE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUM' Burada bütün destekler AFAD'da toplanmaya başladı. Bu desteklerle birlikte gerek mağdur durumda olan tüm şehit ailelerine konut yapımından tutunuz yavrularımızın okumasına kadar herşeyi planlamış vaziyetteyiz. 12 yıl boyunca Türkiye Odalar ve Borsalar birliğinin mensupları ile çalıştık. Türkiye'nin ekonomisini 3 kattan fazla büyüttük. Ekonomiye sağladığınız büyük katkıdan dolayı teşekkür ediyorum. Binlerce insanın sofrasındaki ekmeği büyüttüğünüz için sizlere şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupa Birliği sürecinde ToBB ile yürüdük. Ay yıldızlığ bayrağın daha özgür dalgalanması için, birlikte yürüdük. Ecdadımız tarih boyunca nereye ulaştıysa biz de oralara ulaşmaya gayret ettik. Sizler de oraya ulaşmaya gayret ettiniz. Mazlumun elinden tutuk ecdad eserlerini ayağa kaldırdık, gümrük kapılarını elden geçirdik, vizeleri birlikte kaldırdık. 'DEMOKRASİ STANDARTLARINI BÜYÜTTÜK' 2002 yılında 42 ülkeye vizesiz giriyorduk. Fakat şu anda 70 ülkeye vizesiz girebilen bir ülke konumuna geldik. Bunlar durup dururken olmadı. Bu ilişkilerin ne denli olumlu geliştiğinin ifadesidir. Birlikte Filistin dedik Somalı, Suriye, Myanmar, Bosna dedik. Kamu ve özel sektör bir araya gelik sadece ekonomiyi değil refahı artırdık demokrasi standartlarını büyüttük. 'DELEGELER ARASINDAKİ ANKETİNİ İNCELEDİM' Son 1 yıl içinde yaşadığımız özellikle bir tecrübeyi hatırlatmak istiyorum. 30 Mayıs 2013-30 Mart 2014 hadiseleri çok önemli mesajlar verdi. TOBB'un delegeler arasındaki anketini inceledim. Anket yapılan delegelerin yüzde 32'si son bir yılda satışların arttığını söylüyor. Yapılan ankette gelecek yıla dair umutların çok yüksek olduğunu gördük. TOBB delegeleri çoğunlukla satışların ve istihdamın ihracatın yükseleceğini düşünüyor. Umutların yüksek olduğunu görüyoruz. Bu tablo çok şey anlatıyor. Sokak eylemlerinin içerde ve dışardaki karalama kampanyalarının, seçilmiş hükümete yönelik darbe girişimlerinin ekonomiye nasıl bedel ödettiğini bu anket ortaya koyuyor. 2013 Mayıs'taki gelişmeleri tekrar hatırlayalım. Mayıs ayında borsa tarihinin en yüsek faiz en düşük seviyesine geldi. Faiz yüzde 6'ya kadar geriledi. İhracatta rekorlar kırdık. IMF'ye borcu sıfırladık. '130 MİLYON DOLAR REZERVİMİZ VAR' Merkez Bankası rezervimiz 135 milyar dolar ile rekor kırmıştı. Şu anda herşeye rağmen hamdolsun 130 milyar dolar rezervimiz var. 2002 sonu itibariyle 27 buçuk milyar dolardı. Aynı ay içinde Japonya ile nükleer santral mutakbakatına vardık. 2 buçuk milyar dolarlık yatırımla Yavuz Sultan Selim köprüsünün temelini attık. Kredi derecelendirme kuruluşları üst üste kredi notumuzu yükseltti. Türkiye tarihi başarıları yaşarken gezi olayları adı altında şiddet eylemleri başladı. İçerde ekonomiyi sarsmak için elinden geleni arda koymayanlar oldu. Dışarda yatırımcıları etkilemek için sistematik kampanya yürütüldü. Bu saldırının etkilerini telafi ettiğimiz noktada 17-25 Aralık darbe girişimleri oldu. 30 Mart ile bu darbe girişimlerine ve destekçilerine milletimiz tarafından gereken ders en güzel şekliyle verildi. 'MİLLET TAVRINI ORTAYA KOYDU' Gerek gezi olayları gerek 17-25 aralık darbesi şahsım kadar ailem arkadaşlarım hükümetimiz kadar demokrasi milli irade ülkedeki istikrarı büyüyen ekonomiyi hedef aldı. Sizler de hissettiniz. Benzeri saldırıların tahriklerin Mısır'ı hangi noktaya getirdiğini görüyorsunuz. Ukrayna'yı görüyorsunuz. Bu saldırılar 77 milyon için en başta sizin emeğinizi hedef almıştır. Bu saldırıları karşı durması gereken de sadece şahsım değildir. Millet bunu gördü ve net bir şekilde tavrını ortaya koydu. 'BUNLAR YA DESTEK VERDİLER YA DA...' Bu gösterilerin yapıldığı yerlerde camı çerçevesi kırılan kim? Benim esnaf kardeşim. Bu camlar indirilirken tekrar bunları koymak isteyen kim. Devlet... Kime karşı yapılıyor bunlar? Hatta bazı yerlerde bankalara işyerlerine varıncaya kadar soygun yaptılar. Toplumun her kesiminden insanımız tavrını ortaya koydu. Kenarda bekleyip bu saldırıların kendisine rant sağlayacğaını umanlar da oldu. Bunlar ya destek verdiler ya da sessiz kalarak onayladılar. 'BİZİM ELEŞTİRİDEN KORKUMUZ YOK' Aynı manzarayı şu anda Soma kazasının ardından görüyoruz. Madenciler işçiler oradaki şehitlerimiz aileleri inanın umurlarında dahi değil. Buradan nasıl bir siyasi sonuç çıkarırız diye iftiralar atanlar var. Provokasyon yapanlar var. Bunlara karşı ortak tavır hepimizin vazifesidir. Bizim eleştiriden korkumuz gösteriden korkumuz yok. Ama eleştiri adı altında protesto adı altında eğer demokrasimiz ekonomi hele hele istiklalimiz hedef alınıyorsa kusura bakmayın buna biz de müsade etmeyiz sizlerin de müsade etmeyeceğinize inanıyorum. 'POLİS, ASKER ŞEHİT EDENLERE HAPİSTEKİ GAZETECİ OLUYOR' Basın özgürlüğü yok denilen ülkede son 1 yıldır hükümet ve Başbakan için ağza alınmayacak hakaretler manşete çekiliyor. Madende şehit olan kardeşlerimiz için, onlar AK Parti mitingine geldiler müstehaktırlar diyen köşe yazarları çıktı. Acaba onlar CHP mitingine gitmiyor mu? Onların mitinglerine de bu madenciler gidiyordu. Bu nasıl bir köşe yazarlığı... Bir diğeri yine aynı patronun köşe yazarları, o da ne şehit ne gazi ... niyazi oldular diyebiliyor... Bu da köşe yazarı. Bu ne densizliktir. Böyle bir nefret suçu aleni olarak işleniyor. Bütün bunlar yaşanırken hala bu ülkede basın özgürlüğü yok deniliyor. Polis asker şehit edenler hapse giriyor. Adları hapisteki gazeteci oluyor. Her gün sokaklarda terör estiriliyor, esnaf mağdur ediliyor, huzur bozuluyor her nasılsa o ülkede özgürlük olmuyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu operasyonun hedefi de şahsım hükümetim değil 77 milyondur. O 77 milyon içinde de en başta siz iş dünyasının mensupları var. 'DERDİMİZ YENİ ANAYASA' Kimin ne olduğunu çok iyi tanıdık. Sizin bağışlarınızla hibelerinizle büyüyenlerin nasıl ihanet sergilediklerini gördünüz. Allah'a hamdolsun kazanımlarımızı kaybetmeden bu süreçten çıktık. Her kesim daha dikkatli olmalı. Kim ne derse desin biz samimiyetle ekonomiyi ve demokrasiyi büyütmeye devam edeceğiz. Birlikte yaptık yapmaya da devam edeceğiz. Susanlar mahçup olacaklar. Az önce sayın Başkan yeni anayasadan bahsetti. Bakın ben şu anda TOBB'un genel kurulunda söylüyorum. Ana muhalefetin başkanı da burada. Muhalefet partilerinden de temsilciler var. Düşünebiliyor musunuz? Bir Anayasa uzlaşma komisyonu kuruluyor ve kurulduğu zaman bizim 326 üyemiz var. Biz 3 üye verdik. Diğer üç siyasi partinin 220 üyesi var onlar 9 üye veriyor. Biz böyle bir anlayış gösteriyoruz. Derdimiz yeni anayasa... 'KARŞIMDA ŞU AN BULUNUYORLAR' Bütün bunların yanında sayın Başkan konuşması esnasında, TOBB başkanı özellikle bir kusurdan bahsetti. Bu ülkenin başbakanına diktatör diyen muhalefet var. Karşımda şu an bulunuyorlar. Tayyip Erdoğan diktatör olacak sen meydanlarda dolaşcaksın öyle mi? Diktatörün olduğu bir ülkede bunları yapamazsın. Bu tür yakıştırmalarla ülkenin huzurunu bozarsınız. Önce ağzınızdan çıkanı kulaklarınızın duyması lazım. Bütün bu toplumsal huzur ve adalet duygusu kadar bütün bunlar iş dünyamızı da rahatsız ediyor. 'HADİ ADAY OL, BEN DE SİVİLİM' Şimdi Cumuhrbaşkanlığı seçimleri hepimizin gündeminde. Ne diyor başkan? Sivil bir cumhurbaşkanı diyor. Sen nesin sivil değil misin? Hadi aday ol. Ben de sivilim. Sayın Demirel, Özal sivil değil miydi? Sezer sivil değil miydi? Siz siville neyi kastediyorsunuz? Bir siyasi parti başkanını da aday gösterir, içinden başka birini de aday gösterir. Nitekim biz en son olarak Abdullah Gül'ü aday göstermiştik. Dışişleri bakanımızdı sivildi... Bütün engellere rağmen seçildi ve 7 yıldır başarıyla yürüttü. Şimdi ilk defa millet seçecek. Milletin seçtiği cumhurbaşkanına da hep birlikte saygı duymak zorundayız. Saygı duyacağız. Beğenirsin beğenmezsin ama milletin seçtiğini beğenmek zorundasın. İnşallah Ağustos ayında halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilecek. Dah güçlü bir ülke olarak 2023 hedeflerine ilerleyeceğiz. haberler.com
'Türkiye'de Basın Özgürlüğü Yok Diyenler Teröre Destek Veriyor'
Başbakan Tayyip Erdoğan , Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu. 15 bin kişinin katıldığı miting, kent genelinde 20 binden fazla kişi tarafından protesto edildi. Erdoğan, konuşmasında Alman dergisi Der Spiegel'in manşetini ağır bir dille eleştirerek, 'Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi' dedi. 'Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür?' diyen Erdoğan, 'Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar' ifadesini kullandı. Erdoğan, 'Almanya belki 'Cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir kez görüyor. Türkiye, her gün böyle manşetlerin atıldığı bir ülke' diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamasının satırbaşları şöyle Sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Üzerimdeki bir emaneti bugün bir kez daha sizlere, emanetin sahiplerine teslim etmek istiyorum. Evet, Türkiye’nin sizlere selamı var. 77 milyon kardeşinizin sizlere selamı var. Türkiye’deki akrabalarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın sizlere selamı var. Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle, özlemiyle, inanın on yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz. Yarın, 25 Mayıs’ta vefatının 31. Seneyi devriyesine ulaşacağımız, rahmetle, minnetle bir kez daha hatırladığımız üstat Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş: Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. Sizler çok büyük çileler çektiniz, çok büyük sıkıntılara maruz kaldınız ama direndiniz. Tahammül ettiniz. Sabrettiniz. Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor, her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün, bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için, şahsım, ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı tahammülünüzü artırsın, Rabbim hasretinizi hafifletsin. Rabbim sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum. Kardeşlerim, geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi, Manisamızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 31 canımızı kardeşimizi o elim kazada Hakk’a uğurladı. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştı. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için, özellikle de ettiğiniz dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma’dan 10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti, onlarla oturduk, dertleştik. Onlar da madenci, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından, Sayın Şansölye Merkel ile telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, hükümetine başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi işbirliği yapabiliriz, bunları konuştuk. Kendisine şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği bu organizasyonla hem kendi 10. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, bir diğer yandan da bizim değerler silsilemiz içinden gelen bir anlayışla yaklaşım sergiledi. Hatm-i Şerifler indirildi, Kuranı Kerim okundu, dualar edildi, ezanı Muhammedi burada okundu. Rabbim inşallah bunları kabul buyursun. 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir kez de burada sizlere şu sözü vermek istiyırum. Bu elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak. Hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda, AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için her türlü tedbiri aldık, alacağız. Almanya’da şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabır temenni ediyorum. Fakat bir gerçek var. Nedir o? Biz orada bu elim faciayı yaşarken, ülkemizin içerisinde bu ızdırabı duyamayanlar da oldu. Ha bunlar, Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmaya çalışan kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar, şurada İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’nda, Şişli Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler ve bir gencimiz orada maalesef, o da öldü. Ardından bir gencimiz daha öldü. Ölenlerden bir tanesinin kız kardeşi şöyle diyordu: Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti diyor. Bakıyorsun hemen buraya yansıması olmuş ve bazı bu tür örgütler ve buradaki bir kısım medya ne yazık ki Soma faciasını kendileri için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaretler ediyorlar. Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil, ya? İşin manidar olan yanı şu. Ülkemdeki bazı medya ile bunların aralarında koordine olması çok anlamlaydı. Yarın Almanya’da Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Oradan oy devşiremezsin. Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz, 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz, 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak. Sandıktan çıkan neticeye saygı duyuyorsan, Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkımın verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz, arıyoruz, tebrik ediyoruz. Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duyacaksınız . Olay bu. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, birileri kalkıp buradan suiistimal etmeeye çalışıyor. Aynen benim ülkemdeki gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz, biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var ve biz kardeşlerim bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini anlattılar. Şu anda Tayyip Erdoğan, o kömür ocaklarının havasını bilir. Masada oturarak kömür ocağını tanımadım, kömür ocağını bildim ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre, 5 kilometre gittik. Orada kömür çıkardım, çıkardıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturduk orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar, Boğaz’ın sularına bakarak demlenenlerdir. Benim bakanım Soma’da ocaklara girdi. O da girdi, o da orada çalışanlarla beraber iftarını yaptı. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu senin iyi anlaman lazım. Ülkendekiler ne yazarsa yazsın, çizsin 30 Mart’ta cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar. Kardeşlerim, bakın biz burada şu anda hangi merasimi yaptık? Hatimler, Kuranlar, dualarla biz Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, iki gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. Molotof kokteyliyle aracın içine Molotof düştü, iki polisimiz yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde de Güneydoğu’da bir polisimiz yandı, hala yatıyor. Bütün buı terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz? Gel bizi yak mı diyecekti? Emniyet amirini nasıl dövüyorlar belki televizyonda izlediniz. Bunlar illegal örgütler, toplumu terörize etmeye çalışanlar. Orası semtim, çok iyi bilirim oraları, herhangi bir şey yok. Bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek, ama öyle ama böyle. 10 yıl önce Avrupa’da sayıları 6 milyona yaklaşan Türklerin hakları için mücadele etmek üzere, bir çatı örgüt olarak Avrupalı Türk Demokratlar Birliği kuruldu. Genel merkezi dönemin Şansölyesi Sayın Schroder ile birlikte açmıştık. Nefes alıp verdiğimiz her yerde, uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan, özünde, öz kültüründen, öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk. Entegrasyona devam edeceğiz ama bunu bazı medya unsurları ne yazık ki farklı yerlere çektiler. Bakın, entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız. Bundan sonra da çıkarmayacaksınız ama asimilasyon dersek, bu konuda hayır. Ben aynısını söylemiştim, yine aynısını söylüyorum. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz. Sevgili kardeşlerim, 2014’te 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Hem Türkiye için hem Almanya için çok büyük anlam ifade ediyor. 1914’te Osmanlı Devleti, Almanya ile 1. Dünya Savaşı’nın tarafı oldu. Bu savaşın ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yüzyıllar boyunca aslında Almanya ile kader ortağı olduk. Sadece savaşlarla değil, ekonomi ve kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun işbirliği yaptık. Şu anda da yapıyoruz. 1960’larda yeniden inşa edilen Almanya’ya Anadolu’dan Trakya’dan gelen kardeşlerimizin mücadelesiyle destek verdik. Şu an karşımda 2. Kuşak, 3. Kuşak var. Sizin babalarınız buralara 60’lı yıllarda geldiler, bu işin temellerini attılar. İşçi vatandaşlarımız burada sadece işçi olarak kalmadılar. 80 bin işletme açtınız. 40 milyar Euro ciroya ulaştınız. 400 bine yakın istihdam sağladınız. Sadece ekonomi değil, siyasette de vazifeler üstlendiniz. Bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli başarılara imza atan insanlarımız oldu. Buradaki varlığınız, başarılarınız Türkiye’nin Almanya’yla işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdı. İkili ticaret hacmimiz 30 milyar Euro’nun üzerine çıktı. G-20’de Almanya’yla beraberiz. Ve şu anda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında 17. sırada, şu anda 16’ya doğru tırmanıyoruz. Ve çok daha enteresanı, her yıl 4 milyon Alman turist Türkiye’yi tercih etti, çok sayıda Alman vatandaşı Türkiye’ye yerleşti. NATO’da, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde, Almanya’yla birlikte örnek bir işbirliği sergiliyoruz. AB sürevcinde sizler sayesinde, burada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkiyi her alanda inşallah çok daha üst seviyeye taşıyacağız. Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler, hep birlikte Türkiye’de çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. On yıllarca siyasi tercihlerimiz, beklentilerimiz yok sayıldı. On yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inancımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler, Laz dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, değerlerimiz iyok saydılar. Müteddeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler, maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler bilirim, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniveristede güvenlik güçleri tarafında başörtüleri başlarından sökülüp alınan yavrularımız ıbilirim. Ne dediler? İşçisin işçi kal, yoksulsun yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın, öğretmen olamazsın, herhangi bir kurumda yönetici olamazsın, avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler ve biliyorsunuz parlamentoda ne dediler? Unutmayın. “Atın şu kadını dışarı” dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler, sorunlarını reddettiler, onları asimile etmek istediler. Siyasete yaklaşma, bürokrasiye yaklaşma, sorunlarını dile getirme, mücadele verme dediler. Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz, çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Kardeşlerim, bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor, Rüştü Zorlu unutulmuyor, Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu, onları kimse hatırlamıyor. Ne zaman ki Anadolu’nun milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar, milli iradeye sınır çizdiler. Ne dediler, sandık her şey değildir diyerek milletin önüne engeller koydular. 12 yıl boyunca, demokrasi için, hukuk için, milli irade için yoğun mücadele verdik. Tüm garipler için, yoksullar için samimi mücadele verdik. Kardeşlerim, güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler, geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl Gezi olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek, Türkiye’nin istiklaline, büyüyen ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kast ettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeşile önem veren bir hükümet ne geldi ne gelir. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Darbe heveslilerine gereken cevabı milletim verdi. Kardeşlerim, bu arada biliyorsunuz, bir de karşımıza bir şey çıktı. Pensilvanya… Pensilvanya’da uluslararası çevrelerin maşası olanlar benim ülkemin istiklaline kast etti, kendi ülkesine ihanet etti. Onlara fırsat tanımadık. Türkiye’de kendisini milletin üzerinde gören, kendi tercihini, yaşam tarzlarını milletin yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir kesim var. Alışmışlar millete tepeden, kibirle bakmaya. Türkiye’ye millete rağmen, istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Bu mütekebbirlere, kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere dur dedik. Bu ülkede biz de varız dedik. Biz milletiz dedik, 77 milyon bu ülkenin sahipleriyiz dedik. En önemlisi de kardeşlik dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikli reformlar yaptık. Terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Başörtüsünü sadece üniversitede değil kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, devlet dairelerinde çalışabiliyor. Zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu görüyoruz. Türkiye’ye parmak sallamayı kendisine hak görenler var. Türkiye’nin büyümesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya çalışanlar var. Onlara da söylüyorum. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti.” Avrupa'da büüyüme oranlarına bakıyoruz. En büyüğü ilk çeyrekte 0,8 Almanya. Bizim daha kesin olarak açıklanmadı ama görünen o ki en az 4 olacak. Çalışıyoruz be! Durmak yok yola devam dedik. Devam ediyoruz. Hani o Gezi olayları oldu ya işte 14 Mayıs'ta biz ne yaptık IMF'e borcu sıfırladık. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik sıfırladık. Merkez Bankası'nın kasasında 27. 5 milyar dolar vardı... Şimdi ne var 130 milyar dolar. Şunu da unutmayın Gezi eylemleri olduğunda adeta tavan yapmıştı 135 milyar dolar olmuştu. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Ve faiz neredeydi? % 63 faiz vardı. Tek haneli rakama indirdik. bu olaylarla gene tırmandı gene indirdik. Yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok gündem belirleyen bir Türkiye var. Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse hiçbir ülke hiçbir uluslararası çevre parmağını sallayarak kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz Kendisine hak gördüğünü hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez Bizim eleştiriden korkumuz yok. Biz AB'ne tam üye olmayı önüne hedef koymuş bunun için çalışan bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın. İnsan haklarından başka gayemiz yok bizim. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile Türkiye dışında kibirle bakanlar çok kötü bir işbirliği içindeler. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdakilerle bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeridekilerle dışardakiler aynı tarz manşet atıyorlar. Köln'den soruyorum: Polis öldürmek bekçi öldürmek askere kurşun sıkmak evrakta sahtecilik yapmak basın özgürlüğü müdür? cinayet şebekesi kurmak basın özgürlüğü müdür? Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde polise askere kurşun sıkana müsamaha gösterilir? Hepsinin belgesi var ha. Resmi videosu hepsi var. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde gösteri hakkı adı altında yakanlara kıranlara dökenlere müsamaha gösterilmiş? Diktatör sıfafı bu kadar rahat kullanılabilir? Almanya belki 'cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor. Ama Türkiye her gün böyle manşet atılan bir ülke. Buna kim basın özgürlüğü yoktur diyebilir. Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. Vakti gelince ölecektir. Ama Türkiye Cumhuriyeti hedefflerine ilerleyecektir. Benim üzerimden devlete operasyon çekmeye çalışanlar milletin asil duruşunu karşısında bulacaklardır. Biz iktidara manşetlerle gelmedik. Dünkü gittiği yer TOBB değil Barolar Birliğiymiş. TOBB dedim heralde Sehven, Barolar Birliği de beni çok sever malum. Biz istiyoruz ki Avrupa Türkiye üzerine değerlendirme yaparken çıkar kesimlerinin ideolojilerinin etkisinde kalmasın. hakkaniyetle karar versin. Belli zümreleri değil 77 milyonun tamamını görebilsin. “Büyüme rakamlarımız henüz açıklanmadı ama yüzde 4 gibi olacak. Çalışıyoruz be, durmak yok yola devam dedik, devam ediyoruz. Bu bölgede, bu coğrafyada biz de varız. Unutmayın sene 2002, Türkiye’nin IMF’ye borcu neydi, 23,5 milyar dolar. O Gezi olayları oldu ya, 14 Mayıs’ta biz ne yaptık. Bu borcu sıfırladık, bitti. Merkez Bankamız’ın kasasında ne vardı, 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi 130 milyar dolar var. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı, 134 milyar dolara çıkmıştı. Düştü, tekrar toparlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Demokrasi, özgürlükler, hukuk bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi artık herkes kabullenmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir uluslararası güç bize parmağını sallayarak istikamet çizemez, Türkiye’yi azarlayamaz, kendisine hak gördüğünü Türkiye’den esirgeyemez. Bütün engellemelere rağmen AB üyelik sürecinde reformlarını kararlılıkla yapan bir ülkeyiz. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile kibirle bakanlar maalesef çok kirli bir ittifakın içindeler. Algı operasyonlarıyla iktidarı ve demokrasiyi zayıflatmak ve geçmişte olduğu gibi millete tahakküm etmek istiyorlar. Dikkat edin içeridekiler ne söylüyorsa dışarıdakiler de aynı şeyi söylüyor. İçeride çıkarları zedelendiği için yalan, iftira atan medya ile dışarıdaki işbirlikçileri aynı dili kullanıyor. Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Avrupa’nın neresinde bunlara müsamaha gösteriliyor. 'Elimde hepsinin belgeleri var' Elimde hepsinin belgeleri var, resimli belgeleri var, videoları var. Vakti geldiğinde onları da gösteririz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kongresinde ana muhalefetin başkanı karşımdaydı, sen Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına diktatör diyeceksin, sonra da konuşmaya devam edebileceksin. Ya diktatörün olduğu bir ülkede sen böyle konuşabilir misin? Recep Tayyip Erdoğan fanidir, vakti geldiğinde bir an bile erken ya da geç değil ölümü mutlaka tadacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti kutlu yolculuğuna mutlaka devam edecek ve hedefleriyle buluşacaktır. Benim şahsın üzerinden millete operasyon çekme k isteyenler milletin kararlı duruşunu karşılarında bulacaklardır.”“Biz iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ve dışarıda atılan manşetler de bize istikamet çizemeyecek, Türkiye’ye rota çizemeyecektir. Az önce TOBB demişim, Barolar Birliği olacaktı. Barolar Birliği de beni çok sever biliyorsunuz. Geçen onlarla da bir muhabbetimiz yok. Medyayla, sosyal medyayla ilgili uygulamalarımızı eleştirenlerin kendi yaptıklarına bakmalarını istiyoruz. Mısır’da darbeye darbe diyemeyenlerin Türkiye’de bir kısım emniyet ve yargı mensupları yoluyla yapılmak istenen darbe girişimini iyi okumalarını istiyorum. Mısır’daki idamlara niye susuyorsunuz? Bak hamile hanımlara bile idam kararı verdiler ya, Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler ya. Türkiye’de olanlarla ilgili ey Batı sesin çıkıyor da Mısır’da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Hak neredeyse biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Tüm tuzakların önünde iki önemli tuzak vardır, bir halkın tuzağı, iki hakkın tuzağı. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.T24
'Dünyanın En Kalabalık Kahvaltı Sofrası' Rekoru Kırıldı
Van'da gerçekleşen 'Dünyanın en kalabalık kahvaltı sofrası' rekoru denemesi, 51 bin 793 kişi ile kırıldı.VAN Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO) öncülüğünde Van Valiliği, Van Büyükşehir Belediyesi ile çok sayıda kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütünün desteklediği etkinlik, Atatürk Kültür Parkı'nda yapıldı. Sabah 07.00'den itibaren başlayan etkinlik kapsamında turnikelerden geçerek alanı dolduran kalabalık, aynı sofrada bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. Çeşitli müzik gruplarının sahne aldığı ve halk oyunları gösterilerinin yapıldığı etkinlikte, binlerce kişi, saat 09.00'da turnikelerin kapanması ve Guinness Türkiye Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici'nin startı ile kahvaltı yapmanın keyfini sürdü. Guinness Türkiye Temsilcisi ve Tescilli Hakemi Gemici, yaptığı açıklamada, 2001 yılından beri rekorun kırılmadığını belirterek, 'Bu rekor 18 bin 941 kişiyle Amerika'ya aitti. Amerika için üzülüyorum, Van'a hayırlı, uğurlu olsun. Yeni bir dünya rekoru. Van 51 bin 793 kişi ile rekoru kırdı' dedi. Gemici, konuşmasının ardından Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ile Van TSO Başkanı Necdet Takva'ya Guinness tarafından hazırlanan sertifikayı verdi. Van TSO Başkanı Takva da tüm katılımcılara teşekkür ederek, 'Bu rekoru hep beraber kırdık. Bu rekor ile barış ve kardeşlik sofrasını birlikte kurduk. Van'a hayırlı, uğurlu olsun' diye konuştu. Guinness rekorunu sevinçle karşılayan vatandaşlar ise halk oyunları ekipleri ile halay çekip horon tepti.AA
'Konuşun Be! Cemaat Kimden, Ne Aldı?'
7. Ticaret ve Sanayi Şurası'nda konuşan Erdoğan, 'İş adamlarına şantajlar kumpaslar yapılıyor. İş adamlarından haraç alınıyor. Bunları konuşun be!' dedi. TOBB Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası'nda TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nın ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan söz aldı. Başbakan Erdoğan, 'Sadece siyaseti değil, emniyeti, yargıyı değil iş dünyasını da dizayn etmeye çalışmışlar. Ananaslar, rafineri işleri gelip gidiyor. Tehditler, şantajlar, kumpaslar yapılıyor. İş adamlarından haraç alınıyor. Kusura bakmayın birçok iş adamı bu konuda konuşmuyor, konuşun be, kimden ne aldılar, konuşun' ifadelerini kullandı. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Erdoğan, sert olduğu yönündeki eleştirilere 'Ortada alçakça ihanet var. Bu ihanet karşısında susanlar varsa durumlarını gözden geçirsinler. 'Tayyip Erdoğan sert' diyorlar. Ben bunlar karşısında sert olmaya devam edeceğim' dedi. ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN SATIRBAŞLARI; 'TOBB'un Filistin ve Türkmenler konusundaki duyarlılığını takdir ediyoruz. Yurtdışında birçok seyahate gittik oralarda sizlerle birlikte temasta buluntuk. İş dünyamızın sorunlarını dile getirdik. 'TÜRKİYE DAHA HIZLA UÇUŞA GEÇECEKTİR' Sadece iki gün sonra milletimiz sandığa gidiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. cumhurbaşkanı seçilecek. Sizlerin de desteği ile 2007 yılında Anayasa'yı değiştirdik. Tarihimizde ilk kez ilk elden milletimiz asaleten cumhurbaşkanını seçecek. 12 yıllık Başbakanlık döneminin ardından görev değişikliği gerçekleşecek olursa hiç kuşkuşuz toplumun farklı kesimlerinden bazı sorular geliyor. Türkiye'nin geleceği için son derece önemli olan çözüm sürecinin geleceği, paralel yapıyla mücadelenin geleceği merak ediliyor. Seçilmiş bir cumhurbaşkanı ile seçilmiş hükümet el ele gelmek suretiyle Türkiye'yi çok daha hızla uçuşa geçirecektir. Ekonomik istikrarının korunması konusunda tüm önceliklerimiz aynen devam ediyor. 'BU TÜRKİYE'NİN MÜCADELESİ' Genel başkanlar bakanlar başbakanlar değişebilir. Ancak ilkeler partisi olarak partimizin politikaları asırlar boyunca devam edenyürüyüş ile şekillenmiştir. İsimler değişse de istikrar devam edecektir. Ak Parti çok köklü bir siyasi hareketti. Bizim partimiz istişarelerin partisi olmuştur. Bundan sonra partimizin yetkili organları belirlediğimiz hedefler doğrultusunda geleceği biçimlendirmeye devam edecektir. Çözüm sürecinin bizzat takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bunu nihayete erdirmek için mücadelemiz sürecek. Paralel yapıyla mücadele benim ya da partimin mücadelesi değil Türkiye'nin mücadelesidir. Milli güvenlik meselesidir. ZEKERİYA ÖZ GÖNDERMESİ Paralel yapının hedefi Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bir savcı çıkıp edep dışı devlet ahlakından öte bir başbakana saygısızlık yapabiliyorsa bu ülkede yargı artık şüpheleri üzerine çekmeye başlamış demektir. Yargı kararlarıyla konuşulur. Siyaset yasama yürütmedeki varlığı ile görevi yasalar çerçevesinde yürütür. Ülkenin bağımsızlığı söz konusu olduğunda hiç kimse şantaja tehdide boyun eğmez. Benim veya başkasının olamsı önemli değil. Bir başbakanın yabancı devlet başkanlarıyla yaptığı konnuşma neden dinlenir? Eğer dinleniyorsam uluslararası sorunu çözmemiz mümkün olabilir mi? Bunu rahatlıkla dinliyorlar, dinlemekle kalmıyorlar uluslararası servislere de aynen servis ediyorlar. Utanmadan sıkılmadan vatanseverlikten bahsediyorlar. Kendi organlarında da yayınladılar. 'SERT OLMAYA DEVAM' Bakanımla kriptolu telefonla yaptığım konuşma aynen servis edildi .Bu dinlemeler casusluk faaliyeti değil de nedir? Sayın Mahmud Abbas ile yaptığım konuşmaları bunlar ne için kullanacak. Ortada alçakça ihanet var. Bu ihanet karşısında susanlar varsa durumlarını gözden geçirsinler. 'Tayyip Erdoğan sert' diyorlar. Ben bunlar karşısında sert olmaya devam edeceğim. 'İŞ ADAMLARINDAN HARAÇ ALINIYOR' Sadece siyaseti değil, emniyeti, yargıyı değil iş dünyasını da dizayn etmeye çalışmışlar. Ananaslar, rafineri işleri gelip gidiyor. Tehditler, şantajlar, kumpaslar yapılıyor. İş adamlarından haraç alınıyor. Kusura bakmayın birçok iş adamı bu konuda konuşmuyor, konuşun be, kimden ne aldılar, konuşun. CHP, MHP 'düşmanımın düşmanı dostumdur' diyip bu vatan hainleriyle iş görüyorlar. Dün bizi sırtımızdan hançerlediler. Yarın ellerinden imkan gelirse şimdiki yol arkadaşlarını sırtından bıçaklayacaklar. 'ANLAMIYORSAN, SANA DA YAZIKLAR OLSUN' CHP, MHP içinde milletvekillerini izlediler, dinlediler, kaydedip şantaj yaptılar. Sayın Baykal, seni gözetleyenlerin de bunlar olduğunu anlamıyorsan sana yazıklar olsun. Seni gözetleyeneler de bunlar. Bu ihanet çetesiyle birlikte yürümek en başta kendine ihanettir. 30 Mart'ta Pensilvanya ile işbirliği yapanlar gereken cevabı milletten aldı. 10 Ağustos'ta milletten daha ağır cevap alacaklar. Biz sizden cesur kararlı adımlar bekliyoruz. Emeğinizle alın terinizle bu vatanı büyütüyorsunuzz. Paralel ihanet cephesiyle mücadelede de en ön safta yerinizi almanız gerekir. 12 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlar ekonomiyi her türlü dalgalanmaya karşı korunaklı hale getirdi. 8 tane seçim yaşadık 9'uncuyu yaşıyoruz. Ekonomi seçimlerden etkilenmiyor. Biz seçim ekonomisi tesis etmiyoruz. Darbe girişimlerini, çete tehditlerini yaşadık ekonomi bu badireleri atlattı. Bölge krizleri yaşıyoruz ekonomi dimdik ayakta duruyor. İki gün sonra seçim var hamdolsun ekonomide sıkıntı yok. Çünkü piyasalar bize güveniyor. 'BİR ZAHMET ANAYASA'YI OKU' Ekonomide elde ettiğimiz başarılar benim için çok önemli. Aday arkadaşlardan 'benim yolla, enerjiyle ilgim olmayacak' diyenler var. Bir zahmet buyur da Anayasa'nın 104. maddesini aç oku. Cumhurbaşkanı'nın neden sorumlu olduğunu görürsün. Biz cumhurbaşkanlığı makamına süs eşyası vazo yerleştirmiyoruz. Bu ülkenin kalkınmasından tutun, birliği, bütünlüğünden sorumlu olacak, Bakanlar Kurulu'nu toplantıya çağıracak gerektiğinde. Benim ardımdan gelecek Başbakan ve ekibinin de istikrar en önemli hedeflerinden biri olacak. Türkiye'nin milli gelirini 12 yılda 3 kattan fazla artırdık.'haberler.com
Sadece TOBB ETÜ'lülerin Anlayabileceği 23 Güzide Durum
TOBB ETÜ Ailesinin güzide mensupları, uzun bir tatilin ardından hasretiyle yanıp tutuştuğumuz cağnım okulumuzun tez elden açılması şerefine, aramıza yeni katılan gencolara küçük bir fikir vermek, sizlerin de biraz olsun okul hasretini dindirmek adına hazırlanan bu 23 maddeyi huzurlarınıza gururla sunarız.
Hisarcıklıoğlu, DEİK Yönetiminden İstifa Etti
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Bakanlığına bağlı olarak kurulan yeni Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyeliği'nden istifa etti.Hisarcıklıoğlu, yazılı açıklamasında, Yeni DEİK'in bugün yapılacak ilk yönetim kurulu toplantısı öncesinde, 27 Eylül saat 19.00'da toplanan TOBB Yönetim Kurulunda yeni DEİK'in yönetim kurulunda yer almaması hususunda görüş birliğine vardığını bildirdi.DEİK'in yeni yapısıyla daha büyük başarılara imza atması ve Türkiye'nin dış ekonomik ilişkilerinde hareket alanını daha da geliştirmesi temennisinde bulunan Hisarcıklıoğlu, bugüne kadar ilgili tüm kamu kurumlarıyla eşgüdümlü çalıştıkları ve ellerinden gelen desteği verdikleri gibi bugünden sonra da yeni DEİK'e gereken desteği vereceklerini kaydetti. Torba Yasa ile feshedilen ve ekonomi bakanlığına bağlı olarak yeniden oluşturulan DEİK'in yeni yönetiminin 20 Eylül'de yayımlanan yönetmelikle Ekonomi Bakanlığı tarafından atandığını hatırlatan Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'ye gönderdiği istifa mektubunda şu ifadelere yer verdi:'Türkiye'nin 1980 sonrasında gerçekleştirdiği reformlar ve ekonominin dışa açılma hamlesinin bir parçası olarak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) 18 1986 tarihli yönetim kurulu kararıyla kurulan DEİK, 28 yılı aşan deneyimiyle Türk İş dünyasının yurt dışındaki faaliyetlerini destekleyici ana unsur olmuştur. Bu süreçte Türkiye'nin ihracatı 8 milyar dolar düzeyinden 150 milyar doların üzerine çıkmış; Türk müteahhitleri yurt dışı operasyonları ile dünyanın en büyük ikinci gücü olmuş; Türkiye, İtalya ile Çin arasındaki geniş coğrafyanın en büyük imalat gücü haline gelmiştir. DEİK de bu dönemde operasyonlarını giderek genişletmiş, Türk özel sektörünü küresel piyasalarda desteklemeyi kendisine şiar edinmiştir. Ayrıca DEİK, dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla Dışişleri Bakanlığımız, Ekonomi Bakanlığımız, Kalkınma Bakanlığımız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızla eşgüdüm içinde birçok faaliyet yürütmüştür. Özellikle 2001 yılında TOBB Başkanı olmam sonrasında DEİK'in yapısının güçlendirilmesi ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması için büyük bir çaba gösterdik. 2004 yılında TOBB Kanunu'nun yenilenmesi çalışmaları kapsamında DEİK'e ayrı bir tüzel kişilik kazandırılmasını sağlamak üzere, 5174 sayılı TOBB Kanunu'na DEİK'e ilişkin özel hükümler konulması önerimiz, yüce meclisimiz tarafından kabul gördü. Böylece, 1986'dan 2004'e kadar TOBB'un bir parçası olarak faaliyet gösteren DEİK, özel sektör kuruluşlarının ortaklaşa kurduğu ve yönettiği kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu kapsamda, 2001'de TOBB dahil 9 olan Kurucu Kuruluş sayısı, 2014 itibarıyla 42'ye yükseldi. 2001 öncesi finansal sıkıntılar çeken DEİK, 2014 itibarıyla kendi ayakları üzerinde durabilen bir kurum haline geldi. 81 ilimizdeki iş insanlarımıza daha iyi hizmet verebilmek adına kurucu kuruluşların Anadolu'daki teşkilatları nezdinde 265 DEİK temsilciliği oluşturuldu. Kurucu kuruluşlarımızla gerçekleştirilen ortak etkinliklerle söz konusu kuruluşların üye tabanlarının da DEİK koordinasyonunda dışa açılmaları sağlandı. 2001'de 65 olan ikili İş Konseyi sayımız, Türkiye'nin dünya genelinde artan etkinliğine bağlı olarak Ağustos 2014 itibarıyla 119'a yükseldi. Ülkemizin hizmet ihracat kapasitesinin arttırılmasına katkı sağlamak amacıyla sağlık turizmi, eğitim ekonomisi, enerji, lojistik, uluslararası teknik müşavirlik sektörel iş konseyleri kuruldu. 26 Aralık 2007 tarihli DEİK Yönetim Kurulu kararı ile yurt dışındaki Türk iş diasporasının etkin örgütlenmesini hedefleyen 'Dünya Türk İşadamları Konseyini (DTİK)' kurduk. Türk iş insanlarının olduğu her ülkede ülke ve şehir temsilcilikleri kurularak, örgütlenmenin tabana yayılması sağladık. Yurt dışındaki Türklerin bir araya getirilmesinde, aralarında kalıcı iletişim kurulmasında, ana Vatan ile bağlarının güçlendirilmesinde oldukça önemli ve anlamlı bir görev üstlendik. Bu gelişmeler sayesinde, 2001'de yurt içi ve yurt dışında düzenlenen toplam etkinlik sayısı 113 iken, 2013'te bu rakam 792'ye yükselerek, 7 kat arttı. 15 bini aşkın yabancı iş insanının katıldığı bu etkinliklerde, 28 yabancı devlet başkanı ve başbakan ağırlandı. Bakan seviyesinde de 120'yi aşkın katılım sağlandı. Tüm bu etkinliklerimiz Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi ve yönlendirilmesi dahilinde yapıldı. Bunları DEİK olarak tüm kurucu kuruluşlarımız, iş konseyi başkanlarımız ve üyelerimizin yanında çalışanlarımızın üstün gayretleri ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının desteğiyle başardık. Hep beraber Türkiye ekonomisinin daha da güçlenmesi, Türk iş insanlarının yurt dışında işlerinin kolaylaştırılması, muhatabımız özel sektör kuruluşları ile daha sağlıklı ve kurumsal bir ilişki kurmak adına yaptık. Türkiye'nin yazdığı başarı hikayelerinde bizim de tuzumuz olsun istedik. Geldiğimiz noktada 11 Eylül 2014'te yasalaşan 6552 sayılı Kanun ile Yüce Meclisimiz, mevcut DEİK'in kapatılmasını ve Ekonomi Bakanlığımıza bağlı yeni bir DEİK kurulmasını takdir etmiştir. 20 Eylül 2014'te Ekonomi Bakanlığımızın yayımladığı yeni yönetmelik ile de Ekonomi Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyet gösterecek yeni DEİK'in yapısı şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir parçası olarak, artık kamu gücünü ve devlet imkanlarını kullanabilecek DEİK daha fazla araç ve imkan ile donatılmış olacaktır. Tüm temennimiz DEİK'in yeni yapısıyla daha büyük başarılara imza atması, Türkiye'nin dış ekonomik ilişkilerinde hareket alanını daha da geliştirmesidir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak, ülkemizin başarılarının devam etmesi ve Türk özel sektörünün yurt içinde ve yurt dışında başarılarının artırılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugüne kadar ilgili tüm kamu kurumlarımızla eşgüdümlü çalıştığımız ve elimizden gelen desteği verdiğimiz gibi bugünden sonra da yeni DEİK'e gereken desteği vereceğiz. Yurt dışı özel sektör kuruluşları arası ilişkilerde özel sektörden özel sektöre ilişki kurulması esastır. Bu kapsamda, yeni DEİK'e desteğimizin dışarıdan sürdürülmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu çerçevede, yeni DEİK'te şahsıma lütfettiğiniz görevden istifamın kabulünü saygılarımla arz ederim.'Milliyet
6.5 Milyon İşçiye İyi Haber
Anayasa Mahkemesi'nin Sendikalar Yasası'nın bazı maddelerini iptal etmesiyle KOBİ'lerde çalışan 6.5 milyon işçiye 'sendika tazminatı' geri geldi. Belediyeler başta olmak üzere şehir içi ulaşımı ile 200 bin banka çalışanına ise 'grev hakkı' tanındı. Bundan sonra şehir içi ulaşımında 'grev nedeniyle' belediye otobüsleri, şehir hatları vapurları çalışmayabilecek; bankalarda 'bu iş yerinde grev vardır' pankartı asılabilecek. İşte milyonlarca vatandaşı ve çalışanı ilgilendiren o kararlar...Hürriyet’ten Aysel Alp’in haberine göre Anayasa Mahkemesi (AYM), geçen hafta CHP’nin başvurusunu karara bağladı. CHP, 2012 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün imzasıyla yasalaşan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun bazı hükümlerini iptal etti.EN AZ 13 BİN LİRA EKSTRA TAZMİNATAYM’nin iptali milyonlarca çalışanın yüzünü güldürürken, banka patronları başta olmak üzere KOBİ’leri ve belediye başkanlarını üzdü. Mahkemenin en kritik kararlarından birini 30′un altında işçi çalıştıran iş yerlerine dair oldu. Mahkeme, bu iş yerlerinde sendikaya üye olma, sendikal toplantılara katılma gerekçesiyle işten atılan çalışanlara, ‘sendikal tazminat verilemez’ hükmünü iptal etti. Böylece bu iş yerlerinde çalışanlar da ‘sendikal’ gerekçeyle işten atılsalar bile, mahkeme kararıyla bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere ‘sendikal tazminat’ alabilecekler.Bu tür iş yerlerinde çalışan yaklaşık 6.5 milyon işçinin, ‘asgari ücretli’ gösterildiği göz önüne alındığında, bir işçi sendikal faaliyeti nedeniyle işten atılırsa, mevcut kıdem ve ihbar tazminat hakkına ek olarak, mahkemeye başvurması halinde bir de ‘sendikal tazminat’ alabilecek. Bu tazminat tutarının 1 yıllık ücretinden az olamayacağı hükmü dikkate alındığında, asgari ücretli bir çalışan tüm haklarına ek olarak, 1071 liralık brüt ücretin 12 ile çarpılması sonucu, 12 bin 852 liralık da ‘sendikal tazminatı’ alabilecek. Mahkemenin, 1 yıllık süreyi daha fazla da artırabileceği göz önüne alındığında sendikal tazminat tutarı daha da yükselebilecek.TOBB BASTIRMIŞ, TÜRK-İŞ’TE BAŞKAN DEĞİŞMİŞTİ2012 yılında Meclis’te kabul edilen 6356 Sayılı Sendikalar Yasası’nın 6.5 milyon işçiye sendika yolunu kapatan maddesi büyük tartışmalara neden olmuştu. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun bastırmasıyla bir gece yarısı tasarıya eklenen değişiklikle ilgili olarak, Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, Hak-İş ile birlikte TOBB ve TİSK’le ‘gizli bir protokol’ imzalamakla suçlanmıştı. Türk-İş Yönetim Kurulu bu protokolü gerekçe göstererek Kumlu’ya ‘istifa’ baskısı yapmış ve yaklaşık 1 yıl sonra Kumlu, Türk-İş Başkanlığından istifa etmek zorunda kalmıştı.BAŞKANLAR ÜZÜLDÜ, ÇALIŞANLAR SEVİNDİMahkemenin kararlarından bir diğeri de belediye başkanlarını üzerken, şehir içi ulaşım sektöründe çalışan işçileri sevindirdi. Mahkeme, bankacılık ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde grev ve lokavt yapılamayacağına ilişkin kanun hükmünü Anayasa’ya aykırı buldu. Buna göre şehir içi ulaşımında çalışan binlerce işçiye de ‘grev hakkı’ geldi. Böylece belediye başkanları ile toplu sözleşme masasında anlaşamayan işçiler, ‘grev hakkını’ kullanarak, kent içi ulaşımı durdurabilecek. Belediye otobüsleri, şehir hatları vapurları ‘grev nedeniyle’ çalışmayabilecek.Kaynak: Sözcü
Üniversitelere Camiden Sonra, Fuarlara da Mescit Geliyor
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) Yurtiçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Yönetmeliği’nde yapılan düzenleme ile 1 Ocak 2015’ten itibaren fuar alanlarına ibadethane yapılması zorunlu hale getirilecek.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu, aldığı bir kararla 2015 yılı başından itibaren bütün fuarlarda ihtiyaç ölçüsünde ibadet alanı, büfe, kafeterya ve lokanta bulunmasını mecburi hale getirdi.Resul Cengiz ’in Zaman’daki haberine göre, TOBB’un 3 Kasım 2014 tarih ve 94 sayılı kararına istinaden başlatılan uygulama ile özellikle fuar alanlarını gezen kişilerin, namazları kaçırmamak için çıkıp cami arama sıkıntısı çözülmüş oldu. TOBB, Yurtiçinde Fuar Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Yönetmeliği’nde düzenleme yaptı. Fuarcılığın ülke ve sektör genel menfaatlerine uygun biçimde geliştirilmesi, sektörün küresel standartlara ulaştırılması amacıyla yapılan düzenleme, ulusal ve uluslararası nitelikteki fuarları kapsıyor. Yönetmeliğin, Fuar Düzenlenebilir Alanlar bölümünün 7. maddesinde, “ihtiyaç ölçüsünde ibadet alanı, büfe, kafeterya ve lokantanın bulunması” şartı getirildi.TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı Necdet Özer, fuarların ulusal ve uluslararası birer organizasyon olduğunu, burada gezen kişilerin dinî vecibelerini yerine getirmekte sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Özer, “Örneğin namaz kılacak kişi, köşelerde bir karton üzerinde namazını eda etmeye çalışıyordu. Bu yönde talepler gelince biz yönetmelikte buna bir düzen getirdik. Bundan sonra fuarlarda ibadethane yeri yapılacak.” dedi. İbadethane uygulaması, 1 Ocak 2015’ten itibaren başlayacak.T24
Orman Bakanlığı Arka Bahçesindeki 500 Ağacı Kesti
Ankara’da Orman ve Su İşleri Bakanlığın merkez binasının arkasındaki ağaçlık ve yeşil alana lojman ve sosyal tesis yapmak için yaklaşık 500 çam ve meşe ağacının kesildiği öne sürüldü. İnşaattaki ilerlemeye paralel ağaç kesimine devam edileceği belirtildi.Zaman’dan İsmail Altunsoy imzasıyla yayınlanan habere göre; Bakanlığın, lojman ve sosyal tesis yapmak için arka bahçesindeki 500’e yakın çam ve meşe ağacının kesilmesine göz yumduğu ortaya çıktı. Bakanlığın Ankara Söğütözü merkez binasının arka bahçesinde olduğu için (Orman Genel Müdürlüğü arsası) anayol güzergâhından fark edilmeyen ağaçlar, sessizce kesildi. Kesilen ağaçların yerine hızlı bir şekilde inşaat çalışmaları başlatıldı. Bakanlık bahçesi ve çevresinde kalan çok sayıda ağacın da inşaattaki ilerlemeye paralel kesileceği belirtiliyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, konuyla ilgili ‘Bakanlık merkez bina sahasında başlatılan inşaat çalışmaları kapsamında kesilen ağaç sayısı ve inşaat süresince de ne kadar daha ağaç kesileceği’ içerikli soruları cevapsız bıraktı.Orman ve Su İşleri Bakan-lığı’nın, merkez bina alanında kesilen ağaçlar Google haritasından da net bir şekilde görülüyor. Haritada yeşil ve ağaçlık olarak görünen saha, kısa bir süre önce yapılan ağaç kesimleri sonrası iş makinelerinin çalıştığı inşaat sahasına dönüştü. Bakanlık çevrelerinden edinilen bilgilere göre proje, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Orman Genel Müdürlüğü işbirliğiyle geliştirildi. TOBB’un, proje kapsamında lojman inşaatlarından sonra aynı alana öğrenci yurdu yapacağı belirtiliyor. Yurt için de yeni ağaçlar kesilecek.İNŞAAT BAŞLADIAnkara’daki ağaç kıyımı devam ediyor. Özellikle kamu kurumları, lojman, sosyal tesis, hizmet binası gibi gerekçelerle yoğun bir ağaç kesimi yaptırıyor. Bunun son örneği, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nda yaşandı. Bakanlık çevrelerinden edinilen bilgiye göre, bakanlığa bağlı Orman Genel Müdürlüğü arsaları üzerine lojman, meteoroloji ve yangın koordinasyon merkezi, toplantı salonları, doğal afet ve koordinasyon merkezi gibi sosyal tesisler için inşaat başlatıldı. Halen devam eden inşaat çalışmaları kapsamına çok sayıda ağaç kesilirken yeni kesimler de devam ediyor. Orman Bakanlığı’nın hemen dibinde yapılan lojman ve sosyal tesis inşaat alanı, oda sayısı ve maliyeti ile kamuoyunda tartışma konusu olan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın hemen yanında yer alıyor. Bakanlık da Saray inşaatında olduğu gibi kendi projesi için ağaç katliamı yaptı.Zaman