onedio
Martin Cooper ve İlk Cep Telefonu
Neredeyse her yeni günde akıllı telefonlar ile ilgili haberler yapıyoruz ve yeni gelişmeleri aktarıyoruz peki bizim için bu kadar önemli olan akıllı telefonların atasını merak ettiniz mi? Bizde ilk kişisel cep telefonunu merak ettik ve Motorola DynaTAC 8000X bir diğer değişle ilk taşınabilir telefonu sizler için araştırdık. Taşınabilir telefon fikri ilk olarak 1973 yılında Martin Cooper tarafından ortaya atıldı. Cooper daha önce Motorola’da çalışırken Polis departmanları için polis telsizleri gibi birçok ürün geliştirmişti. Zamanla Motorola iletişim bölümünde yukarılara yükselen Cooper  1973 yılında ilk taşınabilir cep telefonunu tasarlardı ve cihazın piyasaya çıkması için geçen 10 yıllık süreci yönetti. İlk Telefon GörüşmesiCooper ve Motorola Taşınabilir Haberleşme Ürünleri Başkanı J. F. Mitchell, 3 Nisan Pazar günü New York Manhattan’da bulunan Hilton otelinde basın toplantısı gerçekleştirdi. Hilton yakınında bulunan 6. Caddede bulunan Cooper, Motorola Burlingame House’ın çatısında bulunan AT&T sabit telefon sistemi yüklü olan bir baz istasyonuna bağlandı ve o dönemde rakipleri olan Bell Laboratuvarlarında görevli Dr Joel S. Engel’i aradı tuşları çevirirken gazeteciler ve izleyiciler dikkatle takipteydi. Cooper telefonda “Joel benim Marty, Seni bir cep telefonundan arıyorum,  gerçek elde taşınabilir cep telefonu” bu tarihi görüşmeyi yaptı ve DynaTAC o dönemde bilim teknoloji dergilerinin kapaklarını süslemeye başladı. İlk tasarlanan DynaTAC 1.14 kilogramdan fazla ve 25.3 cm uzunluğundaydı “Tuğla” ve “Ayakkabı” olarak adlandırılıyordu, şarj olması 10 saat sürüyordu ve 20 dakika boyunca konuşmak mümkündü. 10 yıllık sürecin sonunda DynaTAC 8000X piyasaya sürüldüğünde 850 gram ağırlığa düşürülmüş ve 30 dakika konuşma yapılabiliyordu. Motorola DynaTAC 8000X için 21 Eylül 1983 tarihinde ABD Federal İletişim Komisyonu’ndan(FCC)  ilk ticari taşınabilir telefonun onayını aldı ve 1984 yılında satışa sunulan ilk kişisel cep telefonu olma unvanını elde etti.
Bu Yazıyı Okurken Bir Şeyler İçmemeniz İçin 15 Sebep
Dünya garipliklerle dolu, oturduğumuz yerden gün içerisinde çok farklı bilgiler öğrenebiliyoruz. Şaşırırken içtiği şeyi püskürtmek hepimizin başına gelmiş ve gelebilecek bir durumdur. Bu yazıyı okurken ağzınıza büyük bir yudum içecek alın bakalım ne kadar dayanabileceksiniz;
Murat 131'den Tır Yaptı
Van'da bir vatandaş, kendi imkanlarıyla Türkiye'nin ilk yerli TIR'ını imal etti. Van'ın tuşba ilçesinde yaşayan İsmail Mescioğlu, Murat 131 marka otomobili hurda malzemeler kullanarak 6 metrelik TIR'a dönüştürdü. İlçeye bağlı Abdurrahman Gazi Mahallesi'nde oturan ve servis şoförlüğü yapan Mescioğlu'nun kendi imkanlarıyla evinin bahçesinde yaptığı mini TIR, vatandaşların ilgi odağı oldu. Gerekli teknik malzemeleri satın alarak önce su motoruyla çalışan otomobil yapmayı planlayan Mescioğlu, bunu gerçekleştiremeyince satın aldığı Murat 131 marka bir otomobilin sadece motorunu kullanarak bir araba yapmaya karar verdi. TIR'A KENDİ İSİMİNİ VERDİ Daha sonra projesini büyüterek 6 metrelik TIR yapmaya çalışan Mescioğlu, 'Profil demirler kullanarak aracın şase kısmını oluşturdum. Motor aksamını da şaseye monte ettikten sonra TIR'ın diğer kısımlarını zamanla oluşturmaya başladım. Bu çalışmalar bir yılımı aldı ve 6 bin liraya mal oldu. Yapacağım birkaç rötuşla aracım gerçeğini aratmayacaktır. Boş zamanlarımda yaptığım ve benzinle çalışan TIR'ın patentini almak için yetkililerden yardım bekliyorum' dedi. Yaptığı TIR'a İsmail Mescioğlu'nun kısaltması 'İMES' adını veren Mescioğlu, modelini de İstanbul'un fetih tarihi 'Şah 1453' olarak belirledi. İlk etapta küçük ama farklı bir araç yapmak istediğini ancak hergün yeni bir fikir üreterek bugüne geldiğini anlatan Mescioğlu, 'TIR'ın yapımında sadece eksik kaldığım birkaç noktada bazı arkadaşlarımdan yardım istedim. Onun dışındaki herşeyi kendim bulup, montajladım' diye konuştu. PLAKAYA BAŞBAKAN'IN İSMİ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Yerli otomobil yapacak bir babayiğit arıyorum' sözünden etkilendiğini ifade eden Mescioğlu şunları kaydetti: 'Bu nedenle aracıma 65 RTE 65 plakasını yazdım. Kendimi babayiğit olarak görmüyorum ama benim de elimden bu kadar geliyor. Plakayı da sırf Başbakanımıza hediye olsun diye böyle yazdım. Arka kısmında 'Made in Turkey' yazıyor. İnşallah ilerde imkanlarım artar ve daha güzel projeleri hayata geçiririm.' TrtHaber
Uludağ Sözlük ve Dikkat Çeken Yazarları
Uludağ Sözlük'ün kurucusu Zall tarafından sözlükte başlatılan 'Kitabınla Bombala' kampanyasıyla birçok okula kitap yardımı yapıldı. Uludağ Sözlük yazarlarının kitap desteğiyle öğrenciler kitaplarına kavuştu. Uludağ Sözlük, bir sosyal sorumluluk projesini gerçekleştirmiş oldu.
Reklam
Paranın Gücü ile Kazanılan Bir Dava
Çıplak Silah serisinden de hatırlayabileceğimiz O.J. Simpson, Amerikalı eski futbol oyuncusudur ve Amerikan hukuk tarihinin en medyatik, üzerinden en çok konuşulan davalarından birine 1994 senesinde konu olmuştur. Kendisinden 12 yaş küçük eski karısı Nicole Simpson ve onun sevgilisi olduğunu düşündüğü garsonluk yapan Ronald Goldman’ı, ‘boğazlarını keserek’ öldürüşü sonrası, 20 milyon doların üzerinde bir para (daha doğrusu servetini) harcayarak ağır hapis cezası almaktan kurtuldu. Zamanında Amerikan NFL’in en değerli oyuncusu olan Simpson, sempatik oluşunun yanı sıra şiddete de eğilimliydi ve eski karısı Nicole’ı öldüresiye dövüyordu. Söz konusu davadan kurtulmasına rağmen kendisinden neden “katil” olarak bahsettiğimi makalenin sonunda daha iyi anlayacaksınız.Göbekli tepe; Ermeni Kim Kardashian’ın da vaftiz babası olan orange juice lakaplı O.J. Simpson davasında sadece mahkeme tutanakları 50.000 sayfa tuttu! Dokuz ay sürecek bu aklama sırasında meşhur yargıç jürideki üyelere acımış olacak ki dinlenmeleri için onları tatile, sonrasında film izlemeye bir kerede katalanya adasına sayfiye gezisine yolladı. 1930’lardaki Lidberg, ve 70’lerdeki Manson davasından daha çok izleyici çeken O.J. Simpson komedisi CNN’de de canlı yayınlanır. Kanalın ayakta kalmasına ve gelirlerini ikiye katlamasına yol açar. Bu şanslı CNN 1990’da da Körfez Savaşı’dan voleyi vurmuştu hatırlarsınız. 141 milyon kişi yani tv karşısında olanların yüzde 91’i Simpson’un mahkeme kararını TV ve radyolardan takip eder. Bir tez çalışmasına göre, işi gücü bırakıp bu serserinin davasını izleyen işçiler yüzünden ABD ekonomisi zamanında 25 milyar dolar kayıba uğradı. İş o kadar trajik bir hal aldı ki katliam gecesi evde misafir olan ‘alakasız bir isim’ Kato Kaelin Amerikan halkının yüzde 74’ü tarafından [ABD başkan yardımcısından bile daha çok ] tanınmaktaydı!O.J. Simpson, 12 Haziran 1994 Pazar gecesi, eski eşi güzel sarışın Nicole’un Santa Monica’daki evine gider; çocukları Sydney ve Justin o sırada uyurlarken kurbanlarını öldürür. Bir rehineyle birlikte polisten kaçan Simpson’un bu halini bile TV’da milyonlar canlı olarak izler. Johnnie Cochran liderliğindeki; kendilerine Drem Team denen, sonrasında hepsi milyoner olacak avukatlar ordusunun başarılı savunma stratejisi, olay yeri incelemesindeki büyük hatalar, özensiz laboratuvar çalışmaları, eksik otopsi ve en önemlisi de, “beyaz polisler zenci düşmanıydı” tezi sayesinde O.J. Simpson kurtulur.Dava öncesinde 250 jüri üyesi adayıyla tek tek görüşülerek 300 soruluk bir anketi cevaplandırmaları istenir. Onu kadın sadece ikisi erkek jüri böylece oluşturulur. Dokuzu zenci, biri Meksika kökenli, ikisi beyaz üyelerin zenci kanadı; beyaz polislerin yakaladığı, beyaz savcının suçladığı ve bir zencinin savunduğu siyah adamı tabi ki suçsuz bulacaktır. Bunda elbet başarılı savunmanın da rolü büyüktür. Daha önce ceza almış, siyahlara yönelik bir aşağılama biçimi olan “nigger” sözcüğünü de ‘meslektaşlarına dahil’ sık kullanan dedektif Fuhrman, Hitler hayranı bir zenci düşmanınıydı algısı davanın şeklinin değişmesinde büyük rol oynar. Evin bahçesindeki bizzat kendi ayakabısına ait ayak izleri, kanlı eldivenleri, olay yerindeki kanı, bin bir delile rağmen 3 Ekim 1995 sabahı 133 gün sonra katili aramıza salar. Burada konuya ait +18 fotoğraflar bulunmakta. İzlemeden önce bunu göz önünde bulundurmanızda fayda var.Dünya’daki milyonlarca zencinin sevinç çığlıklarıyla kutladığı O.J. Simpson beraat kararından iki yıl sonra, ölen kişilerin aileleri tazminat davası açtı. Hukuk davalarında, ceza davalarından farklı olarak, jüri üyelerinin, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kişinin suçlu olduğuna inanması gerekmiyor. Eldeki delillerin yanı sıra, O.J.’in bir gazeteci tarafından çekilmiş, ayağında Bruno Magli ayakkabılarını gösteren fotoğrafının ortaya çıkması üzerine, bu kez çoğunluğu beyazlardan oluşan bir jüri, 33.5 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. Simpson, tazminatı ödemedi, suçsuz olduğunda ısrar etti. Savcıdan polislere, ölenlerin ailelerinden jüri üyelerine, davaya karışan herkes bir kitap yazdı, televizyon programları yaptı, dolar milyoneri oldu ve olmayı sürdürüyor. O.J. Simpson’un “Ben yapmış olsaydım” (If I did it) adlı kitabını ise, kamuoyunun baskısı yüzünden, henüz kimse dağıtmaya cesaret edemiyor.O.J. Simpson şimdilerde 2007′de gerçekleştirdiği silahlı soygun nedeni ile aldığı 33 yıllık hapis cezasını çekmekte.
Messi Filminin Fragmanı Yayınlandı
Barcelona'nın Arjantinli yıldızı Lionel Messi'nin hayatını anlatan 'MESSI' filminin fragmanı yayınlandı. Arjantinli yıldız Lionel Messi'nin hayatını konu alacak olan film, 2 Temmuz'da gösterime girecek. Yapımını Mediapro şirketinin üstleneceği filmin senaryosunu Álex de la Iglesia ve Jorge Valdano'nun yazdığı ifade edildi. Messi'nin çocukluğuna dair görüntülerin de yer alacağı filmde, Arjantinli yıldızın hayatına yön veren kişilerle röportajlara da yer verileceği belirtildi.
Reklam
'Du Hast' Eşliğinde Halay Çekmek
etiket
Böylesi ilk defa görebileceğiniz türden. Her şarkıda halay çekildiğini gördük ama bu tarz müzikte halay çekilmesi enteresan. Hadise o kadar absürt ki 'acaba şarkı videoya sonradan mı eklenmiş olabilir mi?' diye sormadan edemiyoruz. Fakat her halükarda eğlenceli...
Irvine Welsh'in Romanından Uyarlanan 'Pislik' Vizyonda
Irvine Welsh'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Pislik (Filth) bugün vizyona girdi. James McAvoy, Jamie Bell ile Jim Broadbent'in oynadığı filmin yönetmeni ise John S. Baird. 2013 yılında İngiliz Bağımsız Film Ödülleri'nde En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında iki ödül alan Pislik'in konusu şöyle: Entrikacı polis memuru Bruce Robertson terfi beklemektedir. Bir cinayeti çözerken meslektaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalan Bruce, diğer polislerin sonunu getirecek bir olay tezgahlar. Hepsinin sırlarını ortaya çıkartan ve onları birbirine düşüren Bruce, kontrolünden çıkan hile ağında kaybolmaya başlar. Çevirdiği oyundan şüphelenen meslektaşları, geçmişi, kayıp eşi ve uyuşturucu alışkanlığı içinde yitip giden Bruce Robertson'a bir oyun oynarlar.Sabit Fikir
'Sanat Zehirlenmesi' Deneyle Kanıtlandı
Bir tablonun, heykelin karşısında kalp atışları hızlanan, başı dönen ve hatta baygınlık geçirip halüsinasyon gören insanlar… İtalyan rönesansının başkenti Floransa'yı gezen sanatseverlerde zaman zaman bu belirtilere rastlanıyor, hatta kimileri hastanelik oluyor. 'Stendhal sendromu', 'Floransa sendromu' ya da 'sanat zehirlenmesi' adı verilen bu rahatsızlığın gerçekten var olup olmadığı ve belirtileri bilimsel bir araştırmaya konu oldu. İtalya'daki bir sanat araştırmaları merkezinin, psikolog ve teknik uzmanlarla işbirliği içinde yaptığı deneyde, Floransa'da bulunan Medici Riccardi Sarayı'nın ziyaretçileri gözlemlendi. Medici Riccardi Sarayı'nda, fresklerle süslü şapeli gezen ziyaretçilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketleri incelendi. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları da istendi. Deneyde, bazı ziyaretçilerin eserlere bakarken yüz kaslarının gevşediği, gözbebeklerinin küçüldüğü, kalp atışı, nefes alış hızı ve tansiyonlarında değişiklikler olduğu belirlendi. Görsel sanat eserlerine işitsel uyarıcılar da eşlik ettiğinde ise beyindeki aktivitenin daha da arttığı görüldü. Ziyaretçilerin bazıları da hislerini 'aşırı duygulanma' ve 'tatlı bir yorgunluk' olarak tanımladı. Floransa'daki Studi Uniti araştırma merkezinden Perla Gianni, klinik psikolog Andrea Bonacchi ve teknik uzmanlar tarafından yapılan araştırmanın sonuçları halen incelenmeye devam ediliyor. Ancak ilk bulgular, 'Stendhal sendromu'nun gerçek bir psikosomatik bozukluk olabileceğini gösteriyor. 'Yüksek sanata maruz kalma' sonucunda görülen bu belirtiler, Stendhal mahlasıyla yazan Fransız yazar Marie-Henri Beyle'in Floransa'da yaşadığı bir tecrübe sebebiyle onun adıyla anılıyor. Stendhal, 1817'de Floransa'yı ziyareti sırasında, Michelangelo, Machiavelli ve Galileo Galilei'nin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası'nı gezmiş ve Giotto'nun freskleriyle süslü bazilikayı gördükten sonra kalp çarpıntısı ve halsizlik hissi yaşadığını yazmıştı. Rahatsızlık bu yüzden Stendhal sendromu olarak anılıyor, ancak en sık rastlanan yerlerden birinin Floransa olması nedeniyle Floransa sendromu olarak da biliniyor.Övgü Pınar | BBC Türkçe
Reklam
Android'e Yeni Tehdit
Uzmanların 'Selfmite' adını verdiği kötü amaçlı yazılım, Android tabanlı mobil cihazları tehdit ediyor. Selfmite, kullanıcının adres defterindeki numaralara zararlı bağlantılar göndererek yayılıyor. Güvenlik uzmanları, gelişmişlik seviyesi bakımından nadir rastlanan kötü amaçlı bir yazılımın Android cihazlara yayıldığı konusunda uyarıda bulundu. Selfmite olarak adlandırılan yazılım, bir akıllı telefona bulaştığı anda kullanıcının adres defterinde bulunan 20 kişiye metin mesajı yoluyla zararlı bağlantılar gönderiyor. Uzmanlar, kendiliğinden yayılma özelliği bulunmayan birçok kötü amaçlı yazılım ve truva atı uygulamalarının resmi olmayan uygulama platformlarından yayıldığını belirtti. Öte yandan, Android SMS solucanı adı verilen kötü amaçlı yazılımların nadir görüldüğü ve Selfmite'ın bu özelliğe sahip olduğu belirtilen ikinci solucan olduğuna dikkat çekildi. Computer World sitesinin haberine göre, son iki ay içinde ortaya çıkarılan iki benzer yazılımdan biri olan Selfmite, bulaştığı telefondan diğer kullanıcılara gönderdiği mesajda, 'Sevgili [isim] self-time'a göz at' ifadesini kullanıyor ve 'goo.gl' şeklinde kısaltılmış zararlı bağlantıya yönlendiriyor. Google Play üzerinden tuzak Zararlı bağlantıya tıklayan kullanıcılar, hackerların kontrol ettiği sunucuda yer alan TheSelfTimerV1.apk adlı Android uygulama paketine yönlendiriliyor. AdaptiveMobile sitesi, APK'nın yüklenmesi halinde, 'The self-timer' adındaki uygulamanın uygulama listesinde yer almaya başladığını belirtti. Bu şekilde yayılmaya devam eden Selfmite, aynı zamanda kullanıcıları tarayıcı üzerindne 'mobogenie_122141003.apk' dosyasını indirmeye de ikna etmeye çalışıyor. Mobogenie'in yasal bir uygulama olması, kullanıcılar için riski daha da artırıyor. Uygulama, Android cihazların PC'lerle senkronize olmasını ve alternatif platformlardan uygulama indirilmesini sağlıyor. Google Play'de 50 nilyondan fazla indirilen Mobogenie Market uygulaması, paralı ödeme seçenekleri aracılığıyla hacker'lara niyetlerini gizleme imkanı sunuyor. AdaptiveMobile, 'bilinmeyen ve gayri resmi bir reklamcılık platformu kullanıcısının, yasal olmayan yollarla Mobogenie uygulamasının yayılmasını sağlamaya çalıştığını' tespit ettiklerini belirtti. AdaptiveMobile'a bağlı güvenlik araştırmacıları, şu ana kadar Kuzey Amerika'da Selfmite tarafından etkilenmiş çok sayıda cihaz tespit edildiği bilgisini verdi. Kullanıcılar ayarları kontrol etmeli Google, 2 bin 140 defa indirilmesinin ardından kötü amaçlı yazılımın yayılmasını sağlayan 'goo.gl' URL'sini iptal etti. Uzmanlar, hacker'ların yeni URL kısaltmaları alarak saldırılarına devam etmemeleri için bir engel olmadığını belirtti. Uzmanlar, Android kullanıcılarının Google Play dışındaki platformlardan da farkında olmadan uygulama indirdiğini ve bu seçeneğin ayarlardan kapatılması gerektiğini belirtti. Al Jazeera
'Otoyolların Parçaları': Yolda dinlenebilecek en iyi 15 Classic Rock parçası
Yaz mevsiminin gelmesiyle açan masmavi gökyüzü, şehirler arası yollarda sayısız saatin geçmesini sağlayan yolculukların başlamasını da beraberinde getiriyor! Radyo Gusto bazlı Classic Rock ve Heartland Rock programı 'Route 65 with Toykan Dogan' ın yapımcısı ve sunucusu Toykan Doğan, klişe Amerikan klasik rock tarihinde ortalığı kasıp kavuran ve yolculuklara en yakışacak 15 Classic Rock tarzı harika parçanın bir listesini hazırladı; işte, 'Otoyolların Parçaları':
Reklam
AKP Cepte Para Ağızda Tat Bırakmadı
İftar sofraları el yakıyor: 4 kişilik ailenin ramazanda iftar ve sahur sofrasının maliyeti 1900 TL’yi aşıyor! CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, bugün başlayan ramazan ayında iftar ve sahur sofralarının maliyeti ile ücretlilerin gelirlerini kıyaslayan bir inceleme yaptı. Umut Oran, 40 temel gıda maddesinin bir yılda yüzde 17 zamlandığını ve aylık iftar-sahur sofrası maliyetinin 4 kişilik ailede 1900 TL’yi aştığını bildirdi. Memur-Sen’in imzaladığı toplu sözleşme gereği memur ve emeklilerine Temmuz ayında zam yapılmayacağını da anımsatan Umut Oran, “AKP cepte para ağızda tat bırakmadı. İftar sofraları el yakıyor” dedi. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan CHP’li Oran, şunları kaydetti: - Oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin, gerekli günlük enerji, vitamin ve mineralleri alabilmesi ve sağlıklı biçimde yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi için günde yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı bulunuyor. Buna göre orta halli dört kişilik bir ailenin Ramazan ayı boyunca yapacağı mütevazı iftar ve sahur sofralarının maliyeti 1.900 TL’yi aşıyor. Bu tutarın 1.354 TL’sini iftar, 555 TL’sini de sahur sofralarının maliyeti oluşturuyor.- Mutfak yangın yeri gibi: Halkın en fazla tükettiği 40 temel gıda ürünündeki yıllık ortalama fiyat artışı yüzde 17’ye yaklaşıyor. - Bir asgari ücret, dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan ayı iftar ve sahur maliyetinin yarısına dahi yetmiyor, aynı tarih itibariyle ortalama SSK emekli aylığı bunun ancak yarısını karşılayabiliyor. Ortalama memur emeklisi aylığının ancak yüzde 80’ine yetebildiği aylık iftar ve sahur maliyeti, ortalama memur maaşı ile ancak karşılanabiliyor. - Zengin-yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren AKP, lüks otellerde verdiği gösteriş ve israfa dayalı pahalı iftarlarla bu kutsal ayı da özünden kopardı, rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan’ı adeta festivale dönüştürdü. AKP’nin ihmal ettiği dar gelirli ve yoksul kesimler ise hayat pahalılığı yüzünden her yıl biraz daha güç ekonomik koşullarda iftarını açmaya çalışıyor. Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan, bu yıl uzun ve sıcak yaz günlerine denk geldi. Bu kutsal ayı adeta bir festivale dönüştürme gayretindeki “AKP zenginleri”nin gösteriş, israf ve şaşaasının aksine, iktidarın yıllarca ihmal ettiği dar ve sabit gelirli milyonlar, her yıl biraz daha pahalanan iftar ve sahur sofralarının maliyetini  karşılamaya, bu koşullarda Ramazan’ı idrak etmeye çalışacak. AYLIK İFTAR VE SAHUR MALİYETİ 2 BİN TL’YE YAKLAŞIYOR Oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin, gerekli günlük enerji, vitamin ve mineralleri alabilmesi ve sağlıklı biçimde yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi için günde yaklaşık yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) resmi verileri ve piyasadan derlediğimiz fiyatlarla yaptığımız araştırmada, günlük 3 bin kalori esasına göre orta halli dört kişilik bir ailenin iftar ve sahurda yapabileceği gıda tüketiminin günlük asgari maliyetini en uygun fiyatlarla yaklaşık 64 TL olarak hesapladık. Buna göre mütevazı koşullardaki bu ailenin Ramazan ayı boyunca yapacağı iftar ve sahurların toplam maliyeti 1.900 TL’yi aşıyor. Bu tutarın 1.354 TL’sini iftar, 555 TL’sini de sahur sofralarının maliyeti oluşturuyor. Orta halli dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan ayı iftar ve sahur sofralarının maliyetinin geçen yıla göre yüzde 20’ye yakın, son üç yılda ise yüzde 75 dolayında pahalandığı görülüyor. Hayat pahalılığı hız kesmezken, ücret, maaş ve aylıkları yerinde sayan çalışan ve emekli kesim, tarımsal faaliyetle geçinenler ve diğer dar ve sabit gelirlilerin alım gücü reel olarak geriliyor, bu kesimler giderek daha da yoksullaşıyor. Yıllardır izlediği politikalarla kendi yakın ve yandaşlarını zengin, yoksulları ise daha yoksul hale getiren AKP iktidarı, servet uçurumunu giderek daha da derinleştiriyor. İftar sofraları sürekli pahalanan halkın Ramazan ayını huzur içinde idrak etmesi giderek zorlaşıyor. AKP iktidarı, halka ağız tadıyla bir Ramazan geçirmeyi bile çok görüyor. MUTFAK YANGIN YERİ GİBİ...Mayıs sonu itibariyle son bir yılda TÜFE bazında genel enflasyon yüzde 9.66, Endekste yer alan 130 gıda ürünündeki ortalama artış ise yüzde 14.11 olarak açıklandı. Gofret, kraker, kek, tahıl gevreği, badem içi, cips, kakao, çikolata gibi fantezi ürünler dışarda tutulup, halkın en fazla tükettiği 40 temel gıda ürünü baz alındığında ise bu ürünlerdeki ortalama artış yüzde 17’ye yaklaşıyor. TÜİK’in “TÜFE madde sepeti ve ortalama fiyatlar” verisine göre Mayıs 2013-Mayıs 2014 döneminde gıda grubunda en çok pahalanan ürünlerin başında yüzde 71.9’la kuru fasulye ve yüzde 55.9’la patates geliyor. Son bir yılda kuru barbunya yüzde 50.2, pirinç yüzde 45.1, mercimek yüzde 32.8, yumurta yüzde 25.7, tereyağı yüzde 24.3, elma yüzde 19.6, balık yüzde 19.1, buğday unu yüzde 17.5, beyaz peynir yüzde 17, semizotu yüzde 16, kaşar peyniri yüzde 15.6, sucuk yüzde 14.1, şehriye ve ekmek yüzde 13.6, makarna yüzde 13.5, yoğurt yüzde 13.1, dana eti yüzde 12.5, çay yüzde 11.6, su yüzde 10.7, reçel yüzde 10.5, margarin yüzde 10 zamlandı. Bulgur, süt, baharat, zeytin, şeker, maydanoz, tuz, salça ve salatalıkta yüzde 2 ile yüzde 9.9 arasında değişen oranlarda yıllık fiyat artışları yaşanırken, domates, sivri biber, kuru soğan, patlıcan, limon, kabak, tavuk eti ve ay çiçek yağı ise ucuzladı. Halkın en çok tükettiği 40 temel gıda maddesinde son bir yıldaki ortalama fiyat artışı yüzde 16.8 olarak gerçekleşti. İFTAR SOFRASI KURMAK ZORGelirleri reel olarak gerileyen ücretli-maaşlılar başta dar ve sabit gelirli kesimlerin, ekonomik nedenlerle Ramazan’ın manevi hazzını yaşamaları da giderek zorlaşıyor. Mayıs 2014 itibariyle net 846 TL olan asgari ücret dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan boyunca iftar ve sahur maliyetinin yarısına dahi yetmiyor. Aynı tarih itibariyle 1.002 TL olan ortalama SSK emekli aylığı bu maliyetin ancak yarısını karşılayabiliyor. Aynı tarihte 1.529 TL olan ortalama memur emeklisi aylığının ancak yüzde 80’ine yettiği aylık iftar ve sahur maliyeti, 2 bin 167 TL olan ortalama memur maaşı ile ancak karşılanabiliyor, ancak diğer ihtiyaçlar için ise para kalmıyor. Ortalama Bağ-Kur tarım emekli aylığı aylık iftar ve sahur maliyetinin ancak üçte birine, ortalama Bağ-Kur esnaf emekli aylığı da ancak yarısına yetebiliyor. MEMURA TEMMUZ’DA ZAM DA YOK, ENFLASYON FARKI DA AKP’nin adeta yan kuruluşu niteliğindeki Memur-Sen’in, “kraldan çok kralcı” bir yaklaşım sergileyerek hükümetle yaptığı sözleşme yüzünden bu yıl Temmuz ayında memurlar ne zam ne de enflasyon farkı alabilecekler. Hükümetle Memur-Sen arasında Ağustos ayında imzalanan ve 2014 ile 2015’i kapsayan toplu sözleşme, kamu çalışanları açısından son yılların en kötü örneğini oluşturdu. Memur-Sen, hükümetin memur ve emeklilerine Ocak ve Temmuz aylarında “yüzde 3 + yüzde 3 + enflasyon farkı” önerisi yerine yılın tümü için 123 liralık seyyanen zammı kabul etmişti. Bu nedenle memurlar ve memur emeklileri, ilk kez bu yıl Temmuzda zam alamadığı gibi maaşlara enflasyon farkı da yansımayacak. AKP RAMAZANI DA ÖZÜNDEN KOPARDI Halkımızın yüzlerce yıllık kavram ve değerlerinin içini boşaltan, dini siyasete, siyaseti ise haram servetini büyütmeye alet eden AKP iktidarında Ramazanların da eski tadı kalmadı. Zengin-yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren AKP, yarattığı mutlu azınlığa lüks ve şatafat, milyonlara ise yoksulluk ve tevekkülü layık gördü. AKP döneminde bir yandan lüks ve savurganlık, öbür yandan açlık ve yoksulluk arttı. AKP, lüks otellerde verdiği gösteriş ve israfa dayalı pahalı iftarlarla bu kutsal ayı da özünden saptırdı. AKP, rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan’ı adeta festivale dönüştürdü. AKP’nin ihmal ettiği dar gelirli ve yoksul kesimler ise giderek artan hayat pahalılığı yüzünden her yıl biraz daha eriyen alım güçleri ile kıt ekonomik koşullarda iftarını açmaya, oruç ibadetini yerine getirmeye çalışıyor. Halkımızı oluşturan işçi, memur, çiftçi, emekliler ve diğer dar ve sabit gelirliler Ramazan ayı boyunca piyasadaki bazı fırsatçıların fahiş zamlarıyla karşı karşıya kalacaklar. Ramazan’ın bitiminde ise bayramı var. Bayramlar, küslerin barıştığı, uzak olanların kavuştuğu, özellikle çocuklar için bayramlıkların alınıp, harçlıkların verildiği günlerdir. Oysa dar ve sabit gelirli kesimler Ramazan ayını zor çıkaracak. Ağustos ayındaki Köşk seçimlerine odaklanan hükümetin, milyonların sıkıntılarına duyarsız kalma hakkı yoktur. Hükümet, bu kesimleri rahatlatacak ekonomik tedbirleri ivedilikle almalıdır.
Karpuz nasıl küp küp kesilir?
Yaz geldi,sofralar hafif yiyeceklerle dolmaya başladı.Karpuz ve peynir de bunların baş tacı.Peki karpuzu ekstra bir uğraş vermeden nasıl küp küp keser ve servis edebiliriz?Hem de bunu kabuğundan ayırmadan önce yapacağız,izleyin!
Reklam
Bu Hafta 7 Yeni Film Vizyonda
Transformers serisinin 4. yapımı ''Transformers: Kayıp Çağ', romantik komedi 'Hayatımın En Kötü Gecesi' ve haftanın tek yerli yapımı ''Göl Zamanı'', izleyiciyle buluşacak. ''Transformers: Kayıp Çağ' Michael Bay’ın yönettiği ve Nicola Peltz, Mark Wahlberg, T. J. Miller ile Stanley Tucci’nin oynadığı Transformers serisinin 4. yapımı ''Transformers: Kayıp Çağ'' izleyici ile buluşacak. Yönetmen Micheal Bay’in vizyona taşıyacağı son filmde, aktör Mark Wahlberg, Optimus Prime'a dönüşen terk edilmiş aracı bulan bir tamirciyi canlandırıyor. Ardından Autobots'ların lideriyle dost olan tamirci, dünyayı kurtarma mücadelesinin içine giriyor. ''Hayatımın En Kötü Gecesi'' Steven Brill'in yönettiği ve Elizabeth Banks, James Marsden, Gillian Jacobs ile Sarah Wright Olsen'in rol aldığı ''Hayatımın En Kötü Gecesi'', romantik komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Senaryosunu da Steven Brill'in kaleme aldığı film özetle şöyle: ''Haber muhabiri Meghan Miles, arkadaşlarıyla felekten bir gece çalar. Ancak sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Yaşadığı tek gecelik ilişkiden sonra arabasız, kimliksiz ve parasız hiç bilmediği bir mahallede kalakalır. Hayatının en önemli iş görüşmesine girmeden önce durumunu düzeltmesi için sadece 8 saati vardır.'' ''Aynı Yıldızın Altında'' Josh Boone'un yönettiği ve Shailene Woodley, Ansel Elgort, Nat Wolff ile Laura Dern'in rol aldığı ''Aynı Yıldızın Altında' vizyona giriyor. Dram ağırlıklı filmin konusu, özetle şöyle: 'Hazel ve Gus, kanserle ilgili bir destek grubunda tanışırlar. Hazel oksijen makinesine bağlı yaşayan bir kız, Gus ise protez bacağıyla dalga geçen bir erkektir. Bu tanışma sonrası mucizevi bir aşk başlar.' ''Sevgilinin Ardından'' Haftanın dram türündeki diğer filmi, Hong Khaou'nun yönettiği ve Ben Wishaw, Morven Christie, Peter Bowles ile Pei-Pei Cheng'in oynadığı ''Sevgilinin Ardından'' Bugünün Londrasında geçen evrensel aşk ve keder hikayesi, Kamboçya doğumlu İngiliz yönetmen Hong Khaou'nun ilk uzun metraj filmi. Filmde, zamansız ölümünden sonra oğlunu tanımaya çalışan Kamboçyalı-Çinli bir annenin hikayesi izlenebilecek. ''Pislik'' John S. Baird'in yönettiği ve Imogen Poots, James McAvoy, Jamie Bell ile Jim Broadbent'in oynadığı 'Pislik', polisiye meraklılarının ilgisini çekmeye aday. Yapımcı Irvine Welsh'in aynı adlı polisiye romanının şiddet yüklü sinema versiyonu olan filmin konusu şöyle: ''Entrikacı polis memuru Bruce Robertson, terfi beklemektedir. Bir cinayeti çözerken meslektaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalan Bruce, diğer polislerin sonunu getirecek bir olay tezgahlar. Hepsinin sırlarını ortaya çıkartan ve onları birbirine düşüren Bruce, kontrolünden çıkan hile ağında kaybolmaya başlar.'' ''Derindeki Yaratık'' Brian Yuzna'nın yönettiği ve Elke Salverda, Francis Magee, Janna Fassaert ile Michael Pare'in oynadığı 'Derindeki Yaratık' izleyici karşısına çıkacak. Filmin senaryosu, yönetmen koltuğundaki Brian Yuzna ile John Penney, San Fu Maltha ve Somtow Sucharitkul tarafından kaleme alındı. Filmin konusu, özetle şu şekilde: ''Bir sualtı biyologu olan Skylar Shane, Kuzey Sumatra Denizi'nde tarih öncesi çağlardan kalma canlı örnekleriyle ilgili araştırma yapmaktadır. Yanında kaptan Jack Bowman vardır. Yolculukları sırasında Tamal adında öksüz bir kıza rastlayıp onu gemilerine alırlar. Ancak Tamal'ın gelişinden sonra derinlerden gelen bilinmeyen bir yaratık, mürettebatı teker teker öldürmeye başlar.'' ''Göl Zamanı'' Haftanın tek yerli yapımı Cafer Özgül'ün yönettiği ve Emre Canpolat, Begüm Birgören, Cemil Büyükdöğerli ile Didem Balçın'ın oynadığı ''Göl Zamanı'' Türkiye'nin 1930'lardaki dömenlerini anlatan dram türündeki film, özetle şöyle: ''Ülke Atatürk devrimlerine geçişin acemiliklerini yaşamaktadır. Tıbbiyeden mezun olan iki arkadaş Ahmet ve Refik Anadolu’yu gezmeye çıkarlar. Yolları Ege’de bir kasabaya düşer ve eski İttihatçılardan Haşim Bey onları konağında misafir eder. Haşim Bey’in kızı Elif, melankolik bir kızdır. O gece Göl kenarında Refik’le karşılaşır ve aralarında bir aşk başlar. Kafası yeni fikirlerle dolu olan Refik’in aşk konusunda da kafası karışıktır.'' AA
Minyatür İnsanların Yiyeceklerin Dünyasındaki Fantastik Maceraları
Yiyeceklerle oynamak artık sadece çocukların yaptığı bir şey değil. Brezilya'lı sanatçı William Kass  “Minimize – Food” ismini verdiği fotoğraf serisinde minik oyuncak insanlar ve çeşitli gıdaları kullanarak harika çalışmalar ortaya koymuş.Bir portakal diliminin serin bir havuza dönüştüğü, acı biberlerin kamp ateşi olduğu bu fantastik dünyaya yakından bakalım...İyi eğlenceler dileriz... 
Yabancı Markaların Türkçe Okunuşlarıyla Logoları
Coca-Cola geçtiğimiz aylarda reklam kampanyasının bir parçası olarak logosunu değiştirmiş ve markanın Türkçe okunuşu olan 'Koka-Kola'yı logo olarak kullanmıştı. Peki diğer markalar da bunun gibi bir çalışma yapsaydı ne olurdu diye merak edenler için:
Reklam