Muhtemelen Daha Önce Görmediğiniz 32 İlginç Şey
Çoğumuz dünyada olup biten pek az şeyin farkındayız. Neyse ki teknoloji ve fotoğrafçıların sayesinde daha fazlasını öğrenebilme şansımız var. Bu galeride sizler bilmediğiniz ilginç şeyleri sunmaya çalıştık.İyi eğlenceler...
Akıllı Telefonların Şarj Edilmesiyle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar
Akıllı cep telefonlarında meydana gelen patlamaların temelinde yan sanayi ürünleri yatıyor. Kısa sürede aşırı ısınan bu bataryalar her an patlayabiliyor. İşte doğru bilinen yanlışlar Cep telefonunuzu gece boyunca şarj edebilirsiniz. Çünkü akıllı cep telefonlarında pilinin şarjı dolduktan sonra, şarj işlemi sonlandırılır ve sadece şehir akımından gelen elektrikle işlemlerini sürdürür. Bu sebeple de pil herhangi bir zarar görmez. SIFIRI TÜKETMEYİN Cep telefonlarını şarj etmeden önce pilin tamamen bitmesini beklemek hata olur. Çünkü akıllı telefonların çoğunda kullanılan Lityum-İyon bataryalar, “pil kritik düzeyde azaldı” (%10-20) uyarısını görmeden önce şarj edilecek şekilde tasarlanmaktadır. Bu tür ürünlerin bataryaları %0'a ulaştıktan sonra şarj edildiklerinde dengesizleşir. Bir ürünü ilk aldığınızda 24 saat kadar uzun süreler şarj etmenize gerek yok. Eski bataryalarda bile bu abartılır; en fazla 16 saat “ilk şarj” yeterlidir. Modern bataryalarda ise bu en fazla 6 saattir.teknolojioku
Türkiye'nin İlk Yerli Otomobili 'Devrim Arabaları' Neden İptal Edildi?
Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim’in hikayesini duymuşsunuzdur. 2008′de sinemaya da uyarlanan Devrim arabalarının hikayesinin sonunu herkes başarısızlıkla bilir. Aslında otomobil yapılmıştır ama sonrasında mühendislerin benzin koymayı unutmalarından dolayı araba yolda kalmıştır ve sonunda Türklerin araba sevdası hüsrana uğramıştır. Tabi durum bu olunca her zamanki gibi ağzımıza sakız olmuş bir lafı otomobil üretimi konusunda da sıkça tekrar etmeye başlamışız: Türkler otomobil yapamaz. Siz de hala Devrim arabalarının başarısız olduğunu zannediyorsanız, olayın iç yüzünü bir de derlediğimiz bu yazımızdan okuyun. BANA BİR OTOMOBİL YAPIN Sene 1961. Cemal Gürsel cuntası işbaşındadır ve Menderes’in idamının üzerinden henüz çok kısa süre geçmiştir. Çeşitli firmalarda çalışan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla “mühim bir konuyu istişare etmek üzere” Ulaştırma Bakanlığı’na davet edilirler. Mühendislerin bazıları yurt dışında görev yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes “devletin isteği başımız üstüne” diyerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelir. 16 Haziran 1961 günü Bakanlıkta biraraya gelen mühendislere, toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, bizzat Cemal Gürsel’den gelen “çok gizli” damgalı bir yazıyı okur. Yazıda : “Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarımı hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum.” Mesajı vardır. Ayrıca mektupta bu görevin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla dönemin rakamlarıyla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı da yazmaktadır. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri “Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma” olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları’nın Eskişehir’deki Cer Atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır, Cumhuriyet Bayramı’na kadar yalnızca 129 günü vardır ekibin… TÜRKİYE’NİN İLK YERLİ OTOMOBİLİ HANGİ ŞEHİRDE ÜRETİLDİ ? İşyeri olarak seçilen atölyenin hazırlanması için Eskişehir’e talimat verilir ve otomobili olanların 19 Haziran’da Eskişehir’ de bulunmaları istenir. Atölyenin bulunduğu Dökümhane binası zemini, lokomotif kazanlarında kullanılmak üzere alınan saç levhalarla döşenir. Kapının üzerine, kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren bir levha asılır ve projenin bitimine dek bu levha, her gün bir azalarak, proje sonuna kadar orada kalır. Atölyede bir baş üstü gezer vinç, çeşitli bankolar ve birtoplantı masası bulunmaktaydı. Yakınında bir de çay ocağı bulunan bu masa dört ay süreyle hem toplantılar, hem dinlenme, hem de gerektiğinde çalışma masası olarak kullanıldı. Atölyede yapılan ilk toplantıda “Yönetim Grubu” açıklandı. Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU başkanlığında, Fabrikalar Dairesi Başkanı Orhan ALP, Cer Dairesi Başkanı Hakkı TOMSU, Cer Dairesi Başkan Yardımcısı Nurettin ERGUVANLI, Eskişehir Demiryol Fabrikaları Müdürü Mustafa ERSOY, Adapazarı Demiryol Fabrikası Müdürü Celal TANER, Ankara Demiryol Fabrikası Müdürü Mehmet NÖKER’den oluşan grupta iki de emekli subay vardı: Genel Müdürlük Müşaviri Hüsnü KAYAOĞLU ve Necati PEKÖZ. Ardından çalışma grupları belirlendi: Dizayn, motor-şanzıman, karoseri, süspansiyon ve fren, elektrik donanımı, döküm işleri, satın alma işleri ve maliyet hesapları grupları. Bu arada tüm ülkede, Üniversiteden basınına, bir avuç sanayicisinden politikacısına, sesi duyulabilen herkes ne otomobil ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu. Görüşlere aldırış etmeyen ekip atölyede ki yapılaşmayı kurdu. İlk çalışmalara önce otomobilin ana hatları saptanarak başlandı. Dört ila beş kişilik, toplam 1000-1100 kg-ağırlığında, orta boy denilebilecek bir tip üzerinde mutabık kalındı.Motor 4 zamanlı ve 4 silindirli olmalı, 50-60 BG vermeliydi. Karoseri için hazırlanan 1:10 ölçekli maketlerden seçilen birinin 1:1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, bu modelden alınan kalıplarla yapılıp beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi. Bir yandan da Willy’s Jeep, Warswa, Chevrolet, Ford Consul, Fiat 1400 ve 1100 motorlarınınincelenmesinden sonra Warswa motoru örnek alınarak yandan supaplı bir 4 silindirli motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp,Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG’den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikasıaynı gövde ve krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi. B motoru adı verilen üstten supaplı bir üçüncü motorda Eskişehir’de imal edildi. Süspansiyon grubu ön takımlar için ”Mc Pearson” sistemini önerdi ve numuneye göre Eskişehir’de imal edildi. Eylül sonlarına doğru ön ve arka camları piyasada bulunabilenlere intibak ettirme zorunluluğu nedeniyle modele göre biraz değiştirilmiş, iki gövde çakılmış ve biri A, öteki B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı. Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorun, gövde-motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi ise kabul edilmedi. ( İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu .) Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi. Ekip günde sadece birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir “aile otomobili” üretir. Hem de bir tane değil, tam üç tane! Üç araç da insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim’in akşam saatlerinde tamamlanmıştır. Araçlara “Devrim 1“, ”Devrim 2” ve “Devrim 3” isimleri verilir. Mühendislerden biri Cumhurbaşkanı’nın alternatif bir renk isteyebileceğini de düşünerek, araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder. Böylelikle, iki otomobil krem rengi kalırken, üçüncüsüise onu 29 Ekim geceyarısı Ankara’ya götüren “Karakurt” treninde binbir güçlük içinde siyah renge boyanır. Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan Türkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları, o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e gidilecekti. 29 Ekim sabahı, Devrim arabaları motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberdar olmadığı için, Mobil’e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, alelacele getirilenbenzin ilk otomobile kondu. İkinci otomobile benzin konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı benzini henüz konamamış Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’nın ”Ne oluyor ?” sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU sıkılarak ”Paşam, benzin bitti.” cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim arabasına geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’e bu otomobil ile gitti. Cemal Paşa Anıtkabir’de araçtan inerken “Garp kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama Şarklı olduğunuz için benzin koymayı unutuyorsunuz” diyerek hışımla aracı terkeder. Oysa, o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayıda bilmektedirler elbette. Fakat, kimse aksiliğin yaşanan panikten kaynaklandığını cunta liderine anlatamaz veTürkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülürler. Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş 23 tane gözüpek mühendisi bırakarak… Devrim Otomobili Nerede ? Ulaşım ve ziyaret 1961 yılında üretilen Devrim otomobillerinden sadece birisi günümüze kadar ulaşmıştır. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. Tülomsaş / Eskişehir bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen Devrim otomobili halen çalışır durumdadır. Devrim Otomobili’nin sergilendiği fabrikaya ulaşım ve ziyaret gayet kolaydır. Şehir içinden geçen 19 ve 23 numaralı minibüslerle Porsuk Meslek Yüksekokulu istikametine çalışan otobüsler buraya ulaşımı sağlamaktadır. Ayrıca kent merkezindeki her hangi bir noktadan da buraya yürümek mümkündür. Otomobili görmek ücretsiz olup mesai saatleri içinde ziyaret mümkündür.teknolojioku
Anlaşma Tamamlandı, Beats Artık Resmen Apple'ın
Son birkaç ayın en büyük satın almalarından birisi Apple ile Beats arasında yaşanmıştı. Yaklaşık 2 ay gibi bir süre önce Apple , tüm söylentilerden sonra Beats Music' i 3 milyar dolar gibi büyük bir paraya satın aldığını duyurmuştu . Bu rakam aynı zamanda Apple tarihindeki en pahalı satın alma anlamı taşıyordu. Öte yandan aradan geçen 2 ay gibi bir sürenin ardından bu anlaşma bugün itibarıyla tamamlandı ve Beats Music resmen Apple'ın oldu. Ya da başka bir deyişle, bugün Beats resmi olarak Apple ailesine girmiş oldu. Bugün gelen bu haberle birlikte Beats 'in kurucularından ünlü rap yıldızı Dr. Dre bir dolar milyarderine dönüştü ancak Beats çalışanlarının hepsi Dr. Dre kadar şanslı değil. Çünkü birçoğu işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıya. Şu an için yaklaşık 700 Beats çalışanının olduğu biliniyordu. Apple'ın bu 700 çalışandan 200'ünün işine son vereceği söyleniyor. Kalanlar ise Apple çatısı altında çalışmaya devam edecek.teknokulis
Reklam
22 Adımda İYTE'li Olmak
'Hayır özel değil. Hayır Dokuz Eylül'e veya Ege'ye de bağlı değil. Hayır 2 yıllık da değil. Balçova mı? Hayır Balçova'daki de değil!'
Reklam
Kafanızı Kurcalayacak 10 Paradoks
etiket
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Kimi zaman kendiliğinden oluşan paradokslar olduğu gibi matematikçilerin ve ünlü düşünürlerin oluşturduğu dünyaca ünlü paradokslar da vardır: Bu tip paradokslar matematikte yeni buluşlara yol açarken, soyut düşünceyi de beslemiştir. Ne tür paradoks olursa olsun ortaya çıkan sorular ve karışıklık hem ilginç, hem de eğlendiricidir.
Bu Bayram da Cepten Bayramlaştık
Cep telefonuyla bayram kutlamalarını tercih edenlerin sayısı giderek artıyor. Turkcell ve Vodafone Türkiye tarafından açıklanan verilere göre Ramazan Bayramı süresince cep telefonu aboneleri 1.87 milyar dakika konuştu. Yine aynı tarihler arasında 1.43 milyar SMS gönderip yaklaşık 2.4 milyon GB internet kullanıldı. Bunun önemli bir bölümünün bayram mesajlarından oluştuğu tahmin ediliyor. İnternet kullanımı ve konuşma trafiğinde İstanbul ve Ankara başı çekerken, bu iller SMS gönderiminde de lider oldu. İnternet ve sosyal ağlar üzerinden video ve fotoğraf paylaşımında patlama yaşanırken, Turkcell abonelerinin 3.5 milyon MMS gönderdiği açıklandı. Kaynak: Sabah
Facebook'a Erişim Geçici Olarak Sağlanamadı
Facebook'a bir süredir erişim sağlanamıyor. Sosyal paylaşım sitesinin ana sayfasında yaşanan sorunun giderilmeye çalışıldığı belirtildi. 1.3 milyar kullanıcısıyla dünyanın en büyük sosyal ağı olan Facebook'a bir süredir erişim sağlanamıyor. Sosyal ağa TSİ 19.00 sularında erişim kesildi. Yaşanan sorunun nedeni henüz bilinmiyor. Sosyal ağın açılış sayfasında bir sorun yaşandığı ve giderilmeye çalışıldığı belirtildi. TechCrunch sitesinin verdiği bilgiye göre Facebook'un mobil uygulaması da çalışmıyor. Kullanıcılar web veya mobil üzerinden ana sayfayı açabilse bile içerikler güncellenmiyor, bir sayfa veya içerik açılmak istendiğinde hata mesajı alınıyor. aljazeera
Reklam
iPhone İçin En Çılgın Klavye Projesi Satışa Başladı
Apple iPhone'un ekranını 3,5 inçten 4 inçe iPhone 5 ile geçiş yapmıştı ama bu büyüme yata düzlemde değil dikey düzlemde olmuştu. Bu tarz büyümeyi Oppo'nun da tercih ettiğini belirtelim. Özellikle Android ekosisteminden iPhone tarafına geçen kullanıcıların küçük klavye tuşlarından dolayı yazım yanlışları yaptıkları ve sürekli şikayette bulunduğu bir ortamda KickStarter projesi olarak başlayann Typo 2 fiziki klavye sonunda hayat buldu. 99 dolara satılan aparatı telefonunuza Lightning girişinden takıyorsunuz ve sistem otomatik olarak klavyeyi algılıyor. Bundan sonrası ise tamamen klavyenin yeteneklerinize kalıyor. BlackBerry telefonların klavyesine benzer yapıda olan bu klavyenin iPhone 5 ve iPhone 5S için yapıldığının altını çizelim. Typo 2'nin en büyük özelliklerinde biriside klayenin arkadan aydınlatmalı olmasıdır. Sizde fiziksel klavye ile iPhone kullanmak istiyorsanız bu aparatı değerlendirmenizde fayda görüyoruz. teknojioku
Reis Sarayı 500 Yıldır Ayakta
Cezayir’in Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunduğu yıllarda deniz kuvvetlerinin karargâhı olarak Kasbah’ta inşa edilen “Reis Sarayı”, aradan 500 yıl geçmesine rağmen tüm ihtişamıyla ayakta duruyor. Cezayir’in Osmanlı Devleti sınırları içinde yer aldığı yıllarda deniz kuvvetlerinin karargâhı olarak inşa edilen “Reis Sarayı”, aradan yaklaşık 500 yüz yıl geçmesine rağmen bütün ihtişamıyla ayakta duruyor.Yaklaşık 3 yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti içinde yaşayan Cezayir’de, kültürel beraberliğin izlerini en fazla taşıyan kentler arasında Kasbah geliyor. Osmanlı Devleti zamanında “Reis Mahallesi” olarak anılan bölgede inşa edilen küçük evlerden birkaçını günümüzde de görmek mümkün. REİS SARAYI’NDAN GÖZETLEME Cezayir Üniversitesi Arkeoloji Profesörü Buraye Latife, Akdeniz’in kıyısında yer alan “Reis Sarayı” hakkında yaptığı açıklamada, “Reis Sarayı”nın, deniz hareketlerini gözetlemek, denizden gelen düşman saldırılarını püskürtmek gibi amaçlarla deniz karargâhı olarak, 1576’da Ramazan Paşa tarafından yaptırıldığını belirterek, şöyle devam etti:“Osmanlı Cihan Devleti, 1500’lerin başlarında Cezayir’i topraklarına kattığı zaman başta İspanyol ve Portekiz olmak üzere Avrupalıların, ülkenin sahil kentlerine yönelik saldırılarını fark etti. Halkın şikâyetlerine kulak veren Ramazan Paşa, denizden gelen düşman saldırılarını püskürtmek amacıyla Kasbah’ta büyük bir kalenin inşa edilmesini emretti” dedi. MAHALLE İLE UYUMLU Reis Sarayı’nın tarihi hakkında araştırma yaptığını dile getire Prof. Latife, şöyle devam etti:“Osmanlı Cihan Devleti zamanında bölge, Reis Mahallesi olarak anılıyordu. Sarayın sırasında konforlu küçük evler inşa edilmişti. Bu evler, mimari olarak birbirini tamamlaması, kendisine has yapısal özelliklerinin bölgeye uyumu için dikkatli bir şekilde yapılmıştı.” Osmanlı mimarisi Reis Sarayı’nın 3 farklı bölümden oluştuğunu belirten Prof. Buraye Latife, yapının iç kısımlarındaki duvarların mermer ve özel bir çini türüyle süslendiğini, sarayın küçük bahçesinde ise bir fıskiyenin yer aldığını kaydetti. Latife, Osmanlı’nın mimariye verdiği ehemmiyete dikkati çekerek, Osmanlı mimari eserlerinin kendisine has sanat ve estetik özellikleri olduğunu dile getirdi.“Osmanlı mimarisinde süsleme sanatı önemli bir yer teşkil ediyor. Sarayın sütun, duvar, kiriş kavisleri başta olmak üzere pek çok yerinde Osmanlı süslemeleri görülebilir. Kavislerde birbirine yakın, zirve noktasında kesilen desenler yer alıyor. Taçlarda ise kireç taşı ve mermer süslemeleri bulunuyor. Tavanlar ise bitkisel desenlerin yer aldığı rengarenk süslenmiş çizimlerle veya oyma işçiliğiyle süsleniyor. Sarayın tepesinde ise toplar hâlâ yerinde duruyor.”
10 Maddede Star Wars Walkers
Her Star Wars filminde gördüğümüz olmazsa olmaz olan Walker (Yürüyücü) 'lara kısaca bir göz atalım. Ünlü kısaltmalarının açılımlarını öğrenelim.
Reklam
Reklam
Bu Hafta 4 Yeni Film Vizyonda
Bu hafta 1'i yerli 4 film, vizyona girdi.''Toprağa Uzanan Eller'' Ömer Can'ın yönettiği, Şerif Sezer, Nail Kırmızıgül, Melih Selçuk ile Medya İzgi'nin rol aldığı ''Toprağa Uzanan Eller'', Çukurova'daki mevsimlik işçilerin yaşamları ve çalışma koşullarını, çocuk gözünden masalsı bir dille anlatıyor. Senaryosu Eda Tezcan ile Ramazan Demirli tarafından kaleme alınan dram türündeki film, özetle şöyle: ''Toprak, Urfa'dan Çukurova'ya mevsimlik işçi olarak giden bir ailenin ortanca çocuğudur. Sekiz yaşına gelmesine rağmen, hiç okula gitmemiş ve nüfusa henüz kaydedilmemiştir. Ablası Zehra, başlık parası için babası yaşında bir adam ile sözlenmiştir. Toprak'ın küçük kardeşi Zeliha ise geçirdiği çocuk felci sonrası görme yetisini kaybetmiştir. Toprak, Zeliha'ya karşı her zaman koruyucu bir tavır takındığından ve bir nevi babalık rolü üstlendiğinden, kardeşinin üzülmesine hiç dayanamamaktadır. Yaşadıkları sefalet ve sıkıntıları anlamaması için Zeliha'ya bir masal anlatmaya başlayan Toprak, hayatlarındaki tüm olumsuzlukları, gözleri görmeyen kardeşine farklı anlatır. Masalda, hasta prensesi kurtarmak isteyen aile, 'Pamuk Kralı'nın ülkesine gitmek ve ona bir 'Pamuk Denizi' yapmak zorundadır. Böylece kraldan bir dilekte bulunabilecekler ve prenses iyileşecektir. Bu aslında kendi yaşamlarının masalsı ve süslü bir anlatımıdır. Bir süre sonra, masal öyle bir hal alır ki Toprak da Zeliha gibi bu masala inanmaya başlar.'' ''Keşke Burada Olsam'' Yönetmenliğini Zach Braff'ın yaptığı ''Keşke Burada Olsam''ın oyuncu kadrosunda, Kate Hudson, Zach Braff, Mandy Patinkin ile Pierce Gagnon bulunuyor. Dünya prömiyerini 2014 Sundance Film Festivali'nde yapan filmin konusu şöyle: ''Aidan Bloom, yetişkin sorumluluğunu pek de taşıyamayan iki çocuklu bir aile babasıdır. 35 yaşına gelmiş olmasına rağmen, hayattaki yönünü bulamamıştır. Güzel karısı Sarah, kocasının aklı beş karış havada hallerine sinirlense de aileyi bir arada tutmaya çalışır. Babası torunlarının okul masraflarını ödeyemeyince, Aidan çocuklarını kendi eğitmeye karar verir. Onlara bildiklerini aktarmaya çalışırken, aslında kendisinin de hayata dair pek az şey bildiğini fark edecektir.'' ''Galaksinin Koruyucuları'' 'Iron Man', 'Thor', 'Kaptan Amerika' ve 'Yenilmezler' gibi film serilerini sunan ABD'li çizgi roman yayımcısı Marvel, yeni yapımı ''Galaksinin Koruyucuları'' ile aksiyon ve macera tutkunlarını sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. James Gunn'un yönettiği film, izleyicileri maceraperest Peter Quill'in tüm evreni tehdit eden hırslara sahip, güçlü bir kötü karakter olan Ronan'ın çok istediği esrarengiz bir gök cismini çaldıktan sonra acımasız bir ödül avının nesnesi haline geldiği maceraya götürüyor. ''Attila Marcel'' ''Belleville'de Randevu'' ile 'Sihirbaz' animasyonlarıyla tanınan ve dört Oscar adaylığı bulunan yönetmen Sylvain Chomet, ilk canlı aksiyon filmi ''Attila Marcel'' ile sinema izleyicisinin karşısına çıkıyor. Başrollerini Guillaume Gouix, Anne Le Ny ve Bernadette Lafont'un paylaştığı film özetle şöyle: ''30'larındaki Paul, iki yaşından beri ona bakan iki aristokrat halasıyla Paris'te bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Halalarının en büyük hayali, Paul'u bir piyano virtüözü olarak görmektir. Apartmanlarındaki Madame Proust ile tanışana dek dış dünya ile bağını kesen Paul, hayatın diğer yönlerini hiç deneyimlememiştir. Bu sıradışı kadının müzikle harmanlayarak Paul'a sunduğu bitki çayı, Paul'un bastırdığı hatıralarını su yüzüne çıkartır.'' AA
Kitlesel Yok Oluş Süreci Başlamış Olabilir
Bilim insanları Dünya'nın tanık olacağı altıncı kitlesel ölüm sürecinin başlamış olabileceğini belirtti. Bitki ve hayvan türlerindeki hızlı azalmanın kitlesel ölüme işaret edebileceği ifade edildi. Dünya bugüne kadar beş defa tanık olduğu ve yeryüzündeki tüm bitki ve hayvan türlerinin sonunu getiren kitlesel yok oluşa yeniden tanık olabilir. Uluslararası bir araştırma ekibi, dünyanın altıncı kitlesel ölüm sürecinin başlangıcında yer aldığını düşünüyor. Science dergisinde yayımlanan araştırmada, 1500 yılından bu yana karada yaşayan 320'den fazla omurgalı hayvanın yok olduğuna dikkat çeken bilim insanları, omurgalı hayvan türlerinin yüzde 25 azaldığını belirtti. Araştırmada kabuklular, solucanlar, kelebekler ve daha birçok omurgasız canlı türünün sayılarının da azaldığına dikkat çekildi. ABD'nin Stanford Üniversitesi'nden Biyolog Rodolfo Dirzo, 65 milyon yıl önce dünyaya hükmeden dinozorlarla birlikte kitlesel ölüme neden olan meteor çarpmasının aksine, altıncı kitlesel ölümün insan kaynaklı olacağını vurguladı. Nature dergisinde Mart 2011'de yayımlanan ve fosil kayıtlarıyla modern gözlemlere dayanan eski bir araştırma, yeni kitlesel yok oluşun 300 ila 2000 yıl arasında yaşanabileceğini öngörmüştü. Hayvanların nesli hızla tükeniyor Bilim insanları, hayvan türlerinin üçte birinin yok olma tehlikesi yaşadığını ve başta filler, gergedanlar ve kutup ayıları olmak üzere büyük hayvanların en fazla risk altında olduğunu belirtti. Zebra, zürafa ve fil gibi hayvanların arınması halinde toprakların yabani otlar ve kemirgenlerle dolacağını belirten araştırmacılar, bu durumun insanlar için çok ağır sonuçlar doğuracağını belirtti. Kemirgenlerin istila edeceği bir dünya, salgınların da kısa sürede tüm insanlığa bulaşmasına neden olabilir. Araştırmanın başında yer alan Biyolog Dirzo, 'bitki örtüsünün azalması çok ciddi sonuçlara yol açan bir döngü başlatabilir' ifadesini kullandı. Araştırmalar, son 50 yıl içinde insan nüfusu iki katına çıkarken, omurgasız hayvanların oranının yüzde 45 azaldığını gösterdi. Bu azalmanın en büyük nedenleri, iklim değişikliği ve yaşam alanlarının daralması. Duke Üniversitesi'nden Biyolog Stuart Primm'in mayıs ayında yaptığı araştırma, insan etkisi nedeniyle hayvanların yok olma hızının neredeyse 1000 kat arttığına işaret etmişti. Dirzo, altıncı kitlesel ölümü yavaşlatmanın birlikte çalışma gerektirecek uzun bir zaman alacağını ifade ederek, hayvanlara ait temel yaşam alanlarının korunması gerektiğini belirtti. Kaynak: Al Jazeera
Reklam