Football Manager 2015 Kasım ayında satışa sunulacak.Oyuna ait yeni içeriklerin de Ekim ayında açıklanması bekleniyor.Oyunun önsiparişleri şimdiden açık olan oyunda nelerin değiştiği merak ediliyor. FM 2015'le ilgili şu ana kadar bilinen tek şey oyunun daha interaktif olacağı.CNN Türk
İpek böceği larvaları yıllardır ipek üretiminde kullanılmaktadır. Ancak ipek üretiminde kullanılan bu larvalar büyüdüklerinde oyuncak ayıya benzeyen güveler haline gelir.
Gazetelerde zaman zaman görmüşsünüzdür, 'bu bölümü bitirenler havada kaplıyor' türünden haberleri. İşte sizler için, geleceğine yön vermek isteyen arkadaşlar için medyada bitirenlerin işsiz kalmadığı söylenen 20 bölümü derledik. Kariyer planlamanızı yapmadan okumanızda fayda var.
Sahildeki kumlar, “çokluk” kavramını betimlemek için mükemmel bir araçtır. Aynı benzetmeleri gökteki yıldızlar için de kullanırız, çünkü geceleri gökyüzüne baktığımızda gökteki yıldızlar gerçekten de sayılamayacak kadar çok gözükür. Peki hangisi daha fazla olabilir?Aslında bu iki kavramın da sayısını tam olarak bilmemiz mümkün değil.Ancak bir takım bilgileri kullanarak çıkarımlar yapabilir ve iki kavramı bu bilgiler ışığında karşılaştırabiliriz. Bulduğumuz sayılar %100 doğru olmayacaktır ancak yine de durumu kavramamızı sağlamaya yetecektir. Önce kumlarla başlayalım :Elbet hayatınızda bir kere sahile gitmişsinizdir. Elinize bir avuç kum aldığınızda, bunun çok büyük miktarda taneciği barındırdığını da farketmişsinizdir. Evet, gerçekten de bir avuç kum bile çok fazla tanecik içerir.Deniz kumu, sahilde bulunan ve boyutları 0,0625 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kaya ve mineral parçacıkları olarak tanımlanmaktadır. Hesapların kolaylığı açısından, bir kum tanesinin çapını 1 milimetre olarak kabul edelim. Bu hesaba göre 1 cm3 kumda 1.000 adet kum tanesi bulunmaktadır. Avucunuza alabildiğiniz kumların hacmini 100 cm3 olduğunu varsayarsak, bu tek seferde avucunuzda 100.000 adet kum tanesini tutabileceğiniz anlamına gelir.Ortalama bir sahilin uzunluğunu 100 metre, genişliğini 10 metre ve derinliğini de 5 metre kabul edelim. Bu varsayımlarla, bu standart sahilimizde 5×10 üzeri (12), yani 5 trilyon kum tanesi bulunmaktadır. 2012 yılında yapılan bir çalışmada ise Dünya’daki toplam sahil uzunluğunun 356.000 km. olduğu bilim insanları tarafından açıklanmıştır. Bu iki değeri çarptığımızda ise tüm Dünya’daki toplam kum tanesi sayısını 17,8×10 üzeri (18) olarak buluruz. Yani neredeyse 17,8 kentilyon kum tanesi. Evet “kentilyon”. 1 kentilyon yazmak için 1’in yanına 18tane sıfır “0” koymalısınız.Şimdi de yıldızların sayısına bir bakalım. Kendi gökadamız Samanyolu’nda en az 10 üzeri (11) yani 100 milyaryıldız olduğu kesin bir şekilde bilinmektedir. Gerçek rakamın 200 milyar ile 1 trilyon arasındaolduğu tahmin ediliyor. Biz en kötü ihtimali hesaplayalım ve 100 milyar yıldızı ele alalım. Evrendeki toplam galaksi sayısının ise 100 milyarile 1 trilyon arasında olduğu bilinmektedir. Biz tekrar en düşük sayıyı (100 milyar) baz alarak hesap yapacak olursak, evrendeki toplam yıldız sayısı 100 milyar X 100 milyar, yani 10 üzeri (22) adet çıkar. Bu sayıya 10 sekstilyon denmektedir. 1 sekstilyon = 10 üzeri (21)Gördüğünüz gibi evrendeki yıldız sayısı, en asgari şartlarda bile Dünya’nın tüm sahillerindeki kum tanelerinden daha fazladır. Hem de çok daha fazladır. Öyle ki, Dünya’daki her bir kum tanesi başına evrende tamı tamına 1.000 adet yıldız bulunmaktadır.
Huawei Ascend Mate 3 özellikleri henüz bir resmiyet kazanmasada bazı test merkezleri örneğin AnTuTu testinde cihazın özelliklerinin dışarıya sızdığı söyleniyor.Birkaç gün önce cihazın resimleri sızmıştı ve arka panelinin metal olduğunu görmüştük.Aldığımız bilgilere göre de cihazın özellikleriAnTuTu testinde belli olmuş.Cihazda 6.1 inç full HD ekran bulunmakta.Ayrıca cihazda 8 çekirdekli Hi Silicon Kirin 920 yonga, 2 GB veya 3 GB Ram, Android 4.4.2 işletim sistemi, Mali T624 MP4 GPU gibi özellikler bulunmakta.Kameraya gelince de 13 MP arka kamera ve 5 MP ön kamera bulunmakta.İşlemci konusunda Huawei çok iddialı yorumlarda bulundu.Bakalım cihaz piyasaya çıkınca görüp değerlendireceğiz.Cihazın eski sürümleri orta seviyeli phabletlerdi fakat yeni sürümü bir üst seviyeye çıkmış durumda. Şimdi sizlerle Huawei Ascend Mate 3′ün resimlerini paylaşalım:
Kilolu olmak yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra erkekte ciddi estetik sıkıntılara da sebep oluyor. Erkeklerde büyük göğüslü olmak bunların başında geliyor. Gündelik yaşamda yarattığı zorluklar ve sıkıntılar erkekleri ciddi ciddi düşündürüyor. İşte bu sıkıntılardan birkaçı.
Google, Japonya ve ABD arasına deniz altından kablo döşenerek yapılacak bir proje için para ayırdı. Bu kablo Japonya ve ABD arasındaki internet bağlantı hızlarını arttıracak. Büyük bir fiber kablo ile 60Tbps veri çıkışı olacak. Google’ın projesine Çin Mobile International, Çin Telekom Global, Global Transit, Google, KDDI ve Singte dahil altı şirket katılacak. NEC ise bir sistem tedarikçisi olarak projeye katılıyor. Bu kablo, ABD'de Los Angeles, San Francisco, Portland, Seattle ve Japonya'da Chikura ve Shima’yı bağlayacak. Faster adı verilen proje yürütme komitesi başkanı Woohyong Choi,” Hızlı kablo sistemi şimdiye kadar dünyanın en uzun yollarından biridir.” Dedi. Bu projenin dünyada internet kullanıcıların yararına olacağını söyleyen Choi, projenin 2016’nın ikinci çeyreğinde tamamlanmış olacağını belirtti.teknolojioku
Bildiğiniz gibi ilk bilgisayarlar hem pahalı hem de devasa cihazlardı, teknolojinin ilerlemesiyle hem ucuzlayıp hem de kişisel kullanıma uygun maliyete gelmesiyle bilgisayarlar evlere girmeye başladı. Bu yazımda 1970 yılından günümüze kişisel bilgisayarların geçirdiği evrimi örneklerle aktarmaya çalışacağım. Bundan önceki Geçmişten Günümüze Bilgisayarlar – Bilgisayar Tarihçesi I başlıklı yazımda 1940′larda üretilen ilk bilgisayardan ve 1970′e kadar farklı teknolojilerle üretilen genellikle iş amaçlı kullanılan devasa bilgisayarlardan bahsetmiştim. Peki devasa bilgisayarlar nasıl oldu da cebimize girecek boyutlara geldi? 1970′lerden itibaren bilgisayar teknolojisinde yaşanan bu büyük değişimi gelin beraber inceleyelim. İlk mikroçip 1958 yılında bulunmuştu fakat bilgisayar işlemcisinin her bir birimi için farklı mikroçipler kullanılıyordu, 1971 yılında Intel 4004 model işlemci ile mikroişlemci olarak da adlandırılan tek mikroçipten oluşan ilk işlemci üretildi. Mikroişlemcinin bulunması bilgisayarların boyutlarını çok daha küçülmesine mikrobilgisayarlar olarak adlandırılar günümüz kişisel bilgisayarlarının evriminin başlangıç noktasını oluşturdu. İlk mikrobilgisayarlar tuhaf cihazlardı, çoğu üzerinde ışıklar ve düğmeler bulunan kutulardan ibaretlerdi, binary kodlamadan anlayan mühendisler ve hobi bağımlıları tarafından kullanılabiliyorlardı. Çok az kısmı günümüzdeki bilgisayarlar gibi klavye ve monitör ile geliyordu. Dahası bu bilgisayarları satınalabileceğiniz bir bilgisayar dükkanı da bulunmamaktaydı. Satın aldığınız veya dergilerde bulduğunuz planları ve dizaynları takip ederek kendi bilgisayarınızın montajını kendiniz yapıyordunuz. İşte 1975 yılındaki bu ortamda ortaya çıkan ilk kişisel bilgisayar Altair 8800 sadece 475 $ gibi düşük bir maliyetle sizi bilgisayar sahibi yapıyordu. Altair 8800 bilgisayarınızı oluşturmanız herşeyi içeren bir kit halinde geliyordu, kitin içerisinde ise “herhangi bir elektronik dergisinde inşa projesi olarak sunulan en güçlü bilgisayarı” oluşturmak için gerekli kurulum talimatları, metal kasa, güç kaynağı ve diğer tüm gerekli kartlar ve bileşenler bulunuyordu. Altair 8800 2Mhz hıza sahip Intel 8080 işlemci içeriyordu. Yine 1975 yılında IBM’in ürettiği ilk minibilgisayar IBM 5100 entegre klavye ve 5 inçlik monitör ile geliyordu. Ayrıca IBM bu bilgisayarı taşınabilir bilgisayar olarak adlandırsa da 25kg ağırlığındaki bu alet tek parça olmaktan öteye gidemiyordu. 20.000 $ lık fiyatı da ev kullanıcıları için cazip değildi daha çok bilimsel amaçla kullanılıyordu. 1976 yılında Apple’ın kurucularından Steve Wozniak ( o zamanlar Hewlett-Packard’da mühendis olarak çalışıyordu) arkadaşı Steve Jobs ile sadece anakart olarak sattıkları Apple I bilgisayarı ürettiler. Apple I bilgisayar yaklaşık 200 adet üretildi ve 1 Mhz hızında bir işlemciye sahipti. Mikrobilgisayarlar geliştikçe daha kolay kullanılabilir hale geldi ve ışıklar ve düğmelerden ibaret olan kutu bilgisayarların yerini klavye,monitör ve mouse’dan oluşan günümüz bilgisayarlarının ataları aldı.Binary (0 ve 1 lerden oluşan ikilik sistem) kod bilmek zorunluluğu ortadan kalktı ve daha anlaşılabilir programlara yerini bıraktı. 1977 yılında tüm zamanların en popüler bilgisayarlarından olan Apple II üretildi, aslında Apple I ‘den çok fazla üstün olmasa da 6 renk destekleyen monitörü, klavyesi, floppy disk kontrolörleri ve 8 adet genişleme yuvası büyük bir fark yaratıyordu. Aynı zamanda Compucolor 8001 (1976) ‘in ardından gelen Apple II ilk renkli bilgisayarlardan biriydi. Ancak Apple II’nin satış patlamasını asıl sağlayan 1979 yılından itibaren Apple II ile beraber gelen Excel programının atası olan VisiCalc idi. VisiCalc sayesinde kolaylıkla oluşturulan elektronik tablolar iş dünyası için bir çığır açmıştı ve sadece VisiCalc bile Apple II bilgisayarlar için bir tercih sebebiydi. VisiCalc’ın neye benzediğini görmek ve detaylı bilgi için İşte Excel’in atası VisiCalc! başlıklı yazımı okuyabilirsiniz. Yine 1979 yılında piyasaya sürülen görünüşte daktiloyu andıran Atari 400 ve Atari 800 modelleri ise kullanıcılara programlama bilgisi olmadan sadece oyun kartuşlarını kullanarak oyun oynama imkanı sundu. Bu daha sonra gelecek oyun konsolları için ilham kaynağı olacaktı. 1981 yılı ise taşınabilir bilgisayarlar için önemli bir yıldı, daha önce “taşınabilir bilgisayar” etiketiyle bazı bilgisayarlar (22 kiloluk IBM 5100 veya sadece 10 adet üretilen Xerox Notetaker gibi) piyasaya sürüldüyse de gerçek anlamda taşınabilir olmadıkları ve yeterince ergonomik olmadıkları için piyasada tutunamadılar. Ancak 1981 yılında piyasaya sürülen Osborne 1 bilgisayar sonunda şeytanın bacağını kırmayı başardı ve ticari olarak başarı sağlayan ilk taşınabilir bilgisayar oldu. 11 kilogramlık Osborne1 üreticilerinin anlattığına göre ne devrimsel özellikler taşıyordu ne de mükemmel bir hıza sahipti, sadece yeterince iyi bir üründü. 5 inçlik ekrana sahip bu bilgisayarın fişini çekip, klavyesini kapattıktan sonra kulbundan tutup dilediğiniz yere götürebiliyordunuz hatta bir gazetecinini köşe yazısında belirttiği üzere uçakta koltuğunuzun altına bile sığabilecek küçüklükteydi :) Commodore 64 Yukarıda gördüğünüz klavye görünümlü kutucuk aslında bir Commodore 64 . Commodore 64 dünya genelindeki 17 milyonluk satış rakamıyla, firmanın 1993 yıllık raporuna göre dünyanın gelmiş geçmiş (günümüz dahil) en çok satan bilgisayar sistemi. Zamanının şartlarına göre yüksek çözünürlüğü destekleyen 2 görüntü modu, sayısız grafiksel özellik ve 3 kompleks ses kanalıyla mükemmel bir oyun bilgisayarı olmanın yanısıra aynı zamanda müzikle uğraşanlar için de ideal bir sistemdi. Ayrıca Commodore sağladığı ucuz modemlerle internet öncesi kullanılan Bulletin Board adlı forumlara, sohbet, download ve online oyun amaçlı erişimi mümkün kılıyordu. Belkide ilk nesil laptoplardan en şanslı olanı aslen işyerlerindeki yöneticilere hitaben geliştirilmiş GRiD Compass 1101 laptoplardı. 1983 yılında üretimine başlanan bu şanslı laptoplar hem Amerikan ordusu tarafından hem de NASA tarafından uzay mekiklerinde kullanılıyordu. Sadece 4,5kg ağırlığındaki bu laptoplar 8Mhz hızında Intel 8086 işlemci ve 256K RAM içeriyordu. 1984 yılının Ocak ayında Apple Macintosh ‘un piyasaya sürülmesi ile kişisel bilgisayarların evrimi son aşamasına geçiyordu. Apple Macintosh kendisinden önce gelen yazı-tabanlı yani sürekli siyah bir ekranda komutlar girerek kullandığınız bilgisayarları mouse aracılığıyla kullanılan Grafiksel Kullanıcı Arayüzü (GUI) ile tarihe gömüyordu. Aslında bu konsept yeni değildi, Stanford Araştırma Laboraturarından Doug Engelbart ve ekibi 1968 yılında ilk mouse’u geliştirmişti fakat o dönemin şartlarında fazla rağbet görmemesi nedeniyle bu teknolojiyi 1973 yılında daha da geliştirecek olan Xerox PARC ele aldı ve Xerox Alto adında mouse ve bir grafiksel arayüz kullanılan bilgisayarı ürettiler. Ancak Xerox yönetimi bu üründe yeterli potansiyeli görmedi ve piyasaya hiç sürmedi. Tam aksine bu sistemi daha da geliştirip kullanıcılarla tanıştırmak Xerox Araştırma Merkezinde bu sistemi gören Steve Jobs’a düştü. :) Her ne kadar 9 inç büyüklüğündeki siyah beyaz ekran ilk başta cazip gelmese de grafiksel kullanıcı arayüzü Macintosh ‘un büyük bir başarıya sahip olmasını sağladı. Macintosh ‘un bir diğer özelliği ise kasanın üzerinde kabartma olarak geliştiricilerinin imzalarının bulunmasıydı ki bu aslında çoğu firmada bulunan bir gelenekti. Grafiksel kullanıcı arayüzü hem Apple hem de Microsoft’un Windows’u yayınlamasıyla gelişmeye günümüze kadar devam etti ve halen daha geliştirilmekte. Aslında buraya kadar size aktaramadığım bir çok bilgisayar var, şahsen üretilen her yeni bilgisayarı teknolojide bugüne kadar ulaşmamızda bir adım olarak görüyorum. Son olarak 1991 de üretilen modern laptopların ilk örneği olan Macintosh Powerbook ile yazıyı sonlandıralım. Eğer yazıyı buraya kadar okuyup da sıkılmadıysanız http://oldcomputers.net/indexwp.html adresinden eski bilgisayarların hikayelerini (ingilizce olarak) tek tek okuyabilirsiniz. Yazıyı bitirince aklıma Pentium 133 işlemcili ilk bilgisayarım aklıma geldi… 250 mb harddiski, 8X CD-ROM’u vardı. Kendisiyle az Heroes III oynamamıştım :) Peki sizin ilk bilgisayarınız neydi? Ne gibi anılarınız var, yorumlar kısmından paylaşırsanız sevinirim :) Görüşmek üzere. **Kaynak: http://www.cemturk.net/blog/2014/05/06/kisisel-bilgisayarlarin-tarihcesi-bilgisayar-tarihcesi-ii/**
Bilgisayar mühendisleri, fotoğraflarınızın içindeki objelere 3 boyutlu müdahale edebileceğiniz “mucizevi” bir yazılım geliştirdi. Aradaki farkı anlayabilmek zor. Carnegie Mellon ve UC Berkeley üniversitelerinden araştırmacıların geliştirdiği yeni düzenleme yazılımı, internette yer alan mevcut 3 boyutlu görselleri kullanarak 2 boyutlu fotoğraflarınızda harikalar yaratıyor. 2 boyutlu fotoğraf üzerindeki objelerin görünmeyen yüzeylerini, internet üzerinden taradığı görsellerle tamamlayan ve gerçeğe tamamen uygun görüntüler elde eden yazılım, fotoğraf editörlerine sınırsız imkânlar sunuyor. CityLab’ın haberine göre, araştırma ekibinin yola çıkış noktası fotoğrafta “gördüğümüzü” düzenlemek yerine, fotoğrafın “bildiğimiz” arka planını yeniden kurgulamak olmuş. Sonucu aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:Bilgi Çağı
WoW oyuncuları, Williams'ın hatırasını World of Warcraft'ta yaşatmak istiyor.Dünyaca ünlü aktör ve komedyen Robin Williams , geçtiğimiz gün 63 yaşında hayatını kaybetmişti. Henüz kesin bir sonuç yok, ancak aktörün son zamanlarda depresyonda olduğu için intihar etmiş olabileceği konuşuluyor. Ölü Ozanlar Derneği, Jumanji ve Günaydın Vietnam gibi filmlerde rol alarak gönüllerde taht kuran Williams, aynı zamanda sıkı bir video oyun tutkunuydu da. Nintendo oyunlarından tutun da World of Warcraft'a kadar geniş bir oyun yelpazesi bulunuyordu. İşte birçok oyunsever de buradan yola çıkarak Robin Williams'ı bir oyun karakteri olarak görmek istediklerini belirtti. En iyi 10 Robin Williams performansı Change.org adresinde başlatılan bir imza kampanyasında, Robin Williams'ın bir NPC olarak Blizzard'ın MMORPG oyunu World of Warcraft'a eklenmesi talebinde bulunulmuş ve bunun için de ilk etapta 10 bin dijital imza isteniyor. Ve bu rakam şimdiden geçildi bile. Çünkü Williams , sıkı bir oyuncu, sıkı bir Warcraft hayranıydı, WoW'da zaman zaman ona rastlamak mümkündü ve şimdi ona benzer bir karakterin olması, milyonlarca oyuncuyu da mutlu edecek ve aktörün hatırasını yaşatacaktır. Konu hakkında Twitter'dan cevap veren Celestalon isimli hesap (WoW'un teknik tasarımcısı) , bu düşünceyle ilgilendiklerini dile getirdi. Belki de yakın zamanda Williams'ı bu oyunda göreceğiz.https://twitter.com/Warcraft/status/499373912291938307teknokulis
Willams'ın ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten Marin Bölgesi Polis Şefliği'nden yapılan açıklamada tüm kanıtların ünlü oyuncunun kendisini kemerle asarak intihar ettiğini gösterdiğini söyledi. Yerel polisin raporuna göre Williams, önce bileklerini kesmiş, ancak beklediği sonucu alamayınca kemerle kendisini giyinme kabine asmış. Yapılacak olan kan testleri sonrası Williams'ın o esnada herhangi bir uyuşturucu veya ilaç etkisinde olup olmadığı anlaşılacak. Sonuçların 2 ila 6 hafta arasında netleşmesi bekleniyor.
6.4-inç büyüklüğünde ekrana sahip Xperia Z Ultra ile geçtiğimiz yıl büyük ekranlı telefonlar kategorisine giriş yapan Sony, dev ekranlı telefonla beklediğinin çok altında satış elde edebildi. Sony şimdi aynı kategori için bu defa giriş seviyesi bir telefonu kullanıcılara sunmanın hesabını yapıyor. Kriter testinde D2203 model numarasına sahip yeni bir Xperia telefon ortaya çıktı. Sahip olduğu özellikler itibariyle giriş/orta düzeyde konumlandırılan D2203’ün en dikkat çeken özelliği ise kuşkusuz 6.1-inç büyüklüğündeki ekranı görünüyor. 6.1-inç büyüklüğündeki ekran 854 x 480p çözünürlüğünde ve inç başına sadece 160ppi piksek yoğunluk sunuyor. Telefonun arka bölümünde 5MP çözünürlüklü bir kamera, ön kısmında ise VGA kameraya yer veriliyor. Sony D2203’ün işlemci tarafını 1.2GHz hızında çalışan dört çekirdekli Snapdragon 400 ve Adreno 305 grafik birimi oluşturuyor. 1GB RAM, 4GB dahili depolama (artırılabildiği tahmin ediliyor), Android 4.4.2 KitKat işletim sistemi, Bluetooth, GPS, NFC, ve tabii ki Wi-Fi telefonda yer alacak diğer özellikler olacak. Sony’nin büyük ekranlı telefonu ne zaman duyuracağı henüz bilinmiyor. kaynak: xperiablog
ABD'nin Arizona eyaletinde sahibiyle yolculuk yaptığı aracın açılan tavanından başını uzatan Weimaraner cinsi köpeğin aldığı yüz şekli, ilginç görüntülere sahne oldu. Arizona'da otomobille yolculuk yapan kişi, birlikte yolculuk yaptığı sıcaktan bunalan köpeklerini rahat ettirmek amacıyla aracın tavanını açtı. Hayvanlardan Weimaraner cinsi köpek, başını tavandan yukarıya doğru çıkarıp aracın gidiş yönüne doğru bakmaya başladı. Ancak güçlü rüzgar, sevimli köpeğin yüzünü şekilden şekile soktu. Yanakları gerilen, tuhaf bir görüntü alan köpek, rüzgara bakmakta zorlandı. Bu ilginç anları an be an kaydetmeyi başaran sahibi, görüntüleri, video paylaşım sitesi Yotubu'de yayınladı.
Ağustos sonunda dünya lansmanı gerçekleştirilecek olan Yeni Volvo XC90, Ölçeklenebilir Ürün Mimarisi (SPA) modüler şasi teknolojisi ile üretilen kendi sınıfındaki ilk otomobil olacak. Geçtiğimiz 4 yıl içerisinde Volvo tarafından geliştirilen Ölçeklenebilir Ürün Mimarisi (SPA), şirketin halen devam eden 11 milyar dolarlık değişim planlarının yapı taşını oluşturuyor. İlk kez yeni XC90 ile lanse edilecek olan SPA, ardından tüm ürün sınıflarında kullanılıyor olacak. Haberin devamı için tıklayın