onedio
Vodafone Arena Canlı Yayında!
Beşiktaş'ın yeni mabedi ve Türkiye'nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena’nın inşaatından canlı yayın başladı.Beşiktaş Jimnastik Kulübü ile Türk spor tarihinin en büyük sponsorluk anlaşmasına imza atan Vodafone Türkiye, yapımı devam eden Vodafone Arena’nın inşaat çalışmalarını canlı olarak yayınlamaya başladı. İnşaat çalışmaları Vodafone Arena ve Vodafone Arena | İzlesene.com adreslerinden 7 gün 24 saat canlı olarak, herhangi bir üyelik kaydına gerek olmadan izlenebilecek. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Buruk, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: 'İstanbul’un kalbinde yükselen Vodafone Arena’nın başta Vodafone aboneleri ve Beşiktaş taraftarları olmak üzere tüm Türkiye’yi yakından ilgilendiren önemli bir proje olduğuna inanıyoruz. Bir iş ortaklığından öte bir gönül ortaklığını simgeleyen bu projeyi mümkün olduğunca geniş bir kitleyle buluşturabilmek için elimizdeki tüm olanakları seferber ediyoruz. Bu doğrultuda, inşaattan Vodafone Arena canlı yayın fikrimizi hayata geçirdik. Özellikle Beşiktaşlı taraftarların heyecanla bekledikleri Vodafone Arena’nın inşaatının dileyen herkes tarafından anlık olarak görüntülenebilmesini ve son durumun takip edilebilmesini hedefliyoruz. Vodafone’un canlı yayın uygulamasıyla, tüm Türkiye’nin, temelinde 21 bini aşkın taraftar mesajının gömülü olduğu, Türkiye’nin ilk akıllı stadyumu olacak Vodafone Arena’nın, efsanevi Beşiktaş ruhuyla yükselişine günbegün tanıklık edecek olmasından büyük heyecan duyuyoruz.' Hem spor hem yaşam alanı Vodafone Türkiye ile Beşiktaş Jimnastik Kulübü arasında 20 Ağustos 2013’te imzalanan 15 yıllık sponsorluk anlaşmasıyla Vodafone Arena adını alacak çok amaçlı kompleks, İstanbul’un futbol, müzik, kültür-sanat, moda, eğlence ve diğer spor etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Toplam sponsorluk değeri 145 milyon doları bulan Vodafone Arena, dünyada örnek gösterilen yeni stadyumlarda hayata geçirilen zengin içerikli dijital ekran çözümleri ile genişbant mobil ve Wi-Fi ağıyla donatılacak.Kompleks aynı zamanda eğlence merkezi, konser arenası, yaşam alanı ve moda merkezi olarak da kullanılacak. Beşiktaş Müzesi ve Kartal Yuvası stattaki yerlerini yenileyerek korurken, en son mobil teknolojilerin sunulacağı Vodafone Cep Merkezi de taraftar ve ziyaretçilere benzersiz bir teknoloji deneyimi yaşatacak.Şampiy10
Justin Timberlake Soma'yı Unutmadı
Türkiye’de ilk kez sahne alan dünyaca ünlü şarkıcı Justin Timblerlake , İTÜ Stadyumu’ndaki konserinde Somalı maden işçilerini andı. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de bir konser veren Manovar grubunun konserini Soma’da hayatını kaybedenlere adamasının ardından, Justin Timberlake de konserinde Soma’yı anmadan geçmedi. Ünlü şarkıcı konserinde “Bu şarkımızı Soma’da hayatını kaybedenler için söylüyoruz, herkes onlar için bir ışık yaksın” ifadelerini kullandı. Bunun üzerine telefon ışıkları ve çakmaklarla aydınlanan İTÜ Stadyumu’nda Timberlake büyük bir alkış aldı. Ünlü sanatçı daha önce de Twitter hesabından Somalı işçilerin acısını paylaşmış “Soma’da yaşanan maden kazasından ötürü çok üzüldüm. Kalbim hayatını kaybedenler ve onların aileleriyle birlikte” mesajını yazmıştı. diken.com.tr
"Galatasaray'a Gelmeyi Çok İstiyordum"
Akhisar'ın Yunan golcüsü Theofanis Gekas çarpıcı açıklamalarda bulundu.Theofanis Gekas Türkiye'ye ilk ayak bastığında yıl 2012'ydi. İki sene içerisinde araya bir de İspanyol Levante'yi sıkıştırarak dört takımda oynadı. Samsunspor ile başlayan Türkiye kariyeri Akhisar Belediyespor ile devam etti. Bu kulüplerde sadece yarımşar sezon oynadı ama kısa süre içerisinde attığı gollerle taraftarın lâkaplar takmasına, marşlar bestelemesine zemin hazırladı. Yunan golcü, Türkiye'de ilk kez bir sezonu Konyaspor formasıyla tamamladı. Performansıyla Yeşil Beyazlı takımı ayakta tutan Theofanis Gekas, Yunanistan ile birlikte Brezilya'ya, Dünya Kupası'na gidiyor. Gekas, 34 yaşında ve gol atmaya devam ediyor. Dünya Kupası'nda Yunanistan forması giyeceksin. Turnuvanın kolay gruplarından birinde olduğunuz görüşüne katılıyor musun? Dünya Kupası'nda kadroda olmayı bekliyordum. Sezon başında bazı maçlara, sakatlığım ve henüz bir takımım olmaması nedeniyle çağırılmamıştım. Dünya Kupası'nda hiçbir grubun kolay olduğunu düşünmüyorum. Diğer gruplara bakarak kolay ya da zor grup diye yorumlar yapılabilir. Grubun zorluğu oynanan maçlara göre değişebilir. Böyle büyük turnuvalarda takımların deneyimli olup olmadığı da çok önemlidir. Yunanistan gruptan çıkabilir mi? Deneyimli ve iyi oyunculardan oluşan bir takımız. Bu deneyimimizi sahaya yansıtırsak gruptan çıkabiliriz. Ben de takımım için ne yapmam gerekiyorsa, elimden gelen herşeyi yapacağım. Dünya Kupası'nda şampiyonluk adayın hangi takım? Bunu tahmin etmek çok zor. Grup aşamasından sonra bunu söylemek daha kolay olabilir. Küçüklüğümden beri Ronaldo hayranıyım. O benim için bir fenomen. Bu nedenle Yunanistan'ın dışında kalbimdeki takım taraftarı olduğum Brezilya. Dünya Kupası'nda gol kralı kim olur? Çok iyi futbolcular var kimin olacağını söylemek çok zor. Sürpriz bir isim de gol kralı olabilir. Umarım ben olurum, kendimde o gücü görebiliyorum. Dünya Kupası'nda gol atacağıma inanıyorum ama gol krallığında hangi sırada olacağımı bilmiyorum. Ama önemli olan benim gol kralı olmamdan öte Yunanistan'ın başarısıdır. Eğer takım iyi gidiyorsa ve ben de gol atıyorsam bu benim adıma en güzel şeydir. Dünya Kupası'na hangi oyuncu damga vurur? Çok fazla yıldız isim var. Afrika'dan Drogba ve Eto'o öne çıkıyor. Güney Amerika ve Avrupa'dan da favori oyuncular bunu başarabilir. Yunanistan'ın 2004'te katı defans anlayışıyla Avrupa şampiyonu olması, futbol üzerinde neleri değiştirdi? Yunanistan'daki futbol üzerinde fazla bir etkisi olmadı. Ancak Yunan Milli Takımı üzerinde büyük bir etkisi oldu. Milli takımın sağlam bir karakteri olmaya başladı. Aynı şekilde Yunan futbolcuların Avrupa pazarı açıldı, bu liglere transfer olmaya başladılar. Yunan Milli Takımı, Dünya Kupası'nda da bu katı defans sistemiyle mi mücadele edecek? Her takımın kendine has bir oynama şekli vardır. Bizimki de bu. Fakat takımlar, rakip takımın gücüne ve oyun stiline göre farklı taktiklerle sahaya çıkabilirler. Yunanistan'ın mevcut futbol anlayışıyla futbolun seyir zevkini azalttığını düşünüyor musun? O zaman İtalya için ne demeliyiz! Onların da en büyük özelliği rakibe gol şansı vermemek. İlk başta savunmayı ardından hücumu düşünüyoruz. Defans ağırlıklı oynuyor olabiliriz. Buna uygun da başarılı futbolcularımız var. Her takım için en önemli şey önce gol yememektir. Golcü bir futbolcu olarak bu oyun tarzından memnun musun? Eğer takım gol yemiyorsa bu tarz benim için sorun teşkil etmiyor. Kontra ataklara uygun bir isim olduğum için çoğu zaman bu taktik bana daha çok uyuyor. Konya'da ailenle birlikte mi yaşıyorsun? Konya'daki yaşantın nasıl? Ailem Yunanistan'da Kerkyra'da yaşıyor. Birkaç günlüğüne buraya geldiler ve Konya'yı sevdiler. Ancak burada yaşamaları mümkün değil. Çünkü çocuklarıma uygun bir okul yok. Konya'nın en önemli simgesi Mevlana. Mevlana ile ilgili bilgin var mı? Evet, ailemle birlikte Mevlana Müzesi'ni ziyaret ettim. Gitmeden önce eşimle internet üzerinden araştırma yaptık. Dinlerin birbirinden çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Mevlana Müzesi çok hoşuma gitti. Mevlana'nın fikirleri ve sözleri beni çok etkiledi. Özellikle Mevlana Müzesi'nde çalan ney müziği tüylerimi diken diken yaptı. Büyük bir huzur verdi. Hayran kaldım. Her gün yanından geçiyorum ve çok büyük bir ilgi olduğunu görüyorum. Mevlana'nın hayatı da dahil olmak üzere İngilizce pek çok kitap aldım. Kuran-ı Kerim de aldım, Kuran okumak istiyorum. Kuran-ı Kerim'e olan ilgin nereden kaynaklandı? Müslümanların kutsal kitabı. Sizi daha iyi tanımak için Kuran-ı Kerim'i okumak istedim. Bütün dinlerin aynı olduğunu düşünüyorum, sizin pencerenizden nasıl gözüküyor onu öğrenmek istedim. Türkiye ve Yunanistan'ın siyasi ilişkileri geçmişten beri çok sağlıklı olmadı. Samsunspor'dan ilk teklif aldığında neler düşündün? Dürüst olmak gerekirse Türkiye'ye gelmeden önce bazı kuşkularım vardı. Buraya geldiğimde bu endişelerimin gereksiz olduğunu, söylenenlerin tam tersi ve yalan olduğunu gördüm. Türkiye'ye çabuk adapte oldum. Logosunda Atatürk'ün olduğu Samsunspor'a transferinin Yunanistan'da bazı kesimler tarafından sert tepkiler aldığını duymuştuk. Bu gerçek miydi? Samsunspor’un armasının her iki taraf için de farklı bir anlamı var. Fakat bunların geçmişte kaldığına inanıyorum. Şimdi farklı bir hava var. İki halkın arasında artık bu tarz meseleler konuşulmuyor. Politik sorunlar belirli amaçlar için yaratılmış sanal sorunlardır. Bütün bunların hepsi bir oyun. Nereye gidersem Türkiye’de beni güzel karşılıyorlar. Yunanistan'a gittiğinde Türkiye ile ilgili en fazla neyi merak edip sana soruyorlar? İlk yıllarımda Yunanlı olmamın Türkiye'de sorun teşkil edip etmediğini ve nasıl davrandıklarını soruyorlardı. Artık herkes alıştı, soru sormuyorlar. Bu anlayışın değiştiğine inanıyorum. Kıbrıs'ta Türk ve Rum kesimleri arasındaki sorunun aşılacağını düşünüyor musun? Sorunlar yavaş yavaş çözülecektir ama tüm bunlar az önce söylediğim gibi siyasi bir oyun. Rum ve Türk futbol federasyonlarının Kıbrıs'ta birleşme çabaları da buna katkı yapacaktır. Oradaki futbolcuların geleceği açısından da bu son gelişmeler önemli. Yunanistan'daki ekonomik kriz ile ilgili ne düşünüyorsun? Seni nasıl etkiledi? Buna biz neden olduk, bu sıkıntıdan da biz kurtulacağız. Yunanistan'daki şartlar zorlaştı. Yavaş yavaş bir şeyler yapılmaya başlandı. Yalnızca sabır gerekiyor. Türkiye'deki futbolculara ödenen paraların çok yüksek olduğunu düşünüyor musun? Avrupa'ya göre çoğu zaman evet. Bir futbolcu bunu hakediyorsa bunun verilmesi gerekiyor. Adam sürekli gol atarsa iyi paralar verilmeli. Hasan Kabze, Hleb ve Djalma ile birlikte iyi bir hücum hattı oluşturdunuz. Bu kadro devam ederse Konyaspor gelecek sezon üst sıraları zorlayabilir mi? Eğer kadro korunursa, gelecek sezon Avrupa Ligi mücadelesi içinde oluruz. Frankfurt'ta Skibbe ile aranızda sorun olduğu söylendi. Bu nedenle az şans bulduğun söyleniyordu. Aslında göründüğü gibi değildi. Skibbe ile aramızda sıkıntı yoktu. Hatta daha sonra hangi takıma gittiyse beni istedi ama olmadı. 25 maçta oynadım, yalnızca dört maçta dizimdeki sakatlığım nedeniyle oynamadım. Türkiye'ye gelmeden öne tavsiye aldığın Türk futbolcular oldu mu? Evet oldu, hepsi 'gözün kapalı git' dediler. 2007 senesinde Galatasaray'dan teklif almıştım ancak Bayer Leverkusen teklifi kabul etmediği için gelemedim. Galatasaray'a transfer olmak ister miydin? Galatasaray'a gelmeyi çok istiyordum. Hemen ardından büyük bir kırılma oldu. Kısa bir süre sonra kavga edip Bayer Leverkusen'den ayrıldım. Türkiye'ye geldikten sonra Beşiktaş'tan teklif aldın mı? Açık açık teklif almadım ama görüşmeler oldu. Menajerler aracılığıyla görüştük. Bu sezon kimseyle görüşmedim. Türkiye'deki yabancı sınırlaması doğru bir karar mı? Kimi zaman iyi, kimi zaman kötü olabilir. Adama ihtiyacın varsa ve kullanamayacaksanız ne işe yarar. Bu konuda herşey TFF'nin elinde. Bana göre iyi bir karar. Türk futbolcular daha çok ön plana çıkacaktır. Belki de bunun sebebi Yunanistan'daki Yunan futbolculara gerekli desteği vermememizden kaynaklanıyor olabilir. Beşiktaş Kulübü de senin gibi düşünüyor... Ama Türk oyuncular ön plana çıkmazsa, Türk Milli Takımı nasıl büyüyecek? Türkiye'de Tziolis de var. Daha fazla Yunan oyuncu görebilir miyiz? Kimileri Türk Ligi'nin bu kadar iyi olduğunu düşünmüyor. Yunan futbolcuların buraya gelmesini tavsiye ediyorum. Lâkin önemli olan onları istemesi. Farklı bir tarzı olan golcüsün. Örnek aldığın bir isim var mıydı? Van Basten. İkimiz de gol atıyoruz. Küçük yaşlarda güreş ile ilgilendin. Profesyonel olarak bu sporu yaptın mı? 17 yaşına kadar profesyonel olarak güreş yaptım. Ödüllerim vardı. 17 yaşında karar vermem gerekiyordu, futbolu tercih ettim. Güreşte devam etseydin yine başarılı bir sporcu olabilir miydin? Olacağıma inanıyorum. Güreşi de çok seviyordum. Belki de olimpiyat madalyası kazanabilirdim. Türkiye'de alışmakta en fazla zorlandığın şey ne oldu? Zorlandığım tek şey dil oldu. Başka bir şey olmadı. Yemeklerimiz ve müziklerimiz neredeyse aynı. Kültürümüz biraz farklı olsa da birbirine çok benziyor. 'Yunan Tanrısı' lakabın nereden geliyor? Bilmiyorum, Türkiye'de böyle diyorlar. Almanya'da gol kralı olduğum için 'killer' (katil) diyorlardı. Akhisar taraftarı senin için beste yaptı ve çok beğenildi. Dinlediğinde neler hissediyorsun? İlk duyduğumda çok duygulandım. Bu benim için bir onur. Her futbolcu için beste yapılmıyor. Benim için yazılan şarkı bana olan sevginin göstergesidir. Benim sahada daha iyi olmam için teşvik edici bir şeydir. Hayatım boyunca unutamayacağım şeylerden biri oldu. Eurosport
Galatasaray, Marka Değeri En Yüksek 17. Futbol Kulübü
Brand Finance'ın 2014 yılı 'dünyanın en değerli 50 futbol kulübü markası' değerlendirmesine göre, değeri 141 milyon dolar olan Galatasaray, listenin 17. sırasında yer aldı.Uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance'ın 2014 yılı 'dünyanın en değerli 50 futbol kulübü markası' araştırmasını yayımladı. Kulüplerin maç hasılatı, yayın bedeli, lisans hakkı ve sponsorluk kazançları dikkate alınarak yapılan sıralamaya göre, değeri 896 milyon dolara ulaşan Alman kulübü Bayern Münih, geçen yıl olduğu gibi 'dünyanın marka değeri en yüksek futbol kulübü' unvanını aldı. Alman temsilcisini, UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki 10'uncu şampiyonluğunu elde eden İspanyol takımı Real Madrid izledi. 2013 yılı değerlendirmesinde 3. sırada yer alan 'Beyaz Şimşekler'in, değeri 621 milyon dolardan 768 milyon dolara çıktı. Geçen yılın 2'ncisi İngiliz Manchester United kulübü ise değerinin, geçen yıla nazara 98 milyon dolar azalarak 739 milyona gerilemesine rağmen listenin 3. sırasında kendisine yer buldu. Galatasaray 17'nci Spor Toto Süper Lig takımlarından Galatasaray, değerini, geçen yılın üstüne 25 milyon dolar koyarak 141 milyon dolara yükseltti ve 2013 değerlendirmesinde olduğu gibi 17. sırada yer aldı. Geçen yıla göre 9 milyon dolar değer kaybeden lig şampiyonu Fenerbahçe, sırlamada da 22'ncilikten 34. basamağa düştü. Geçen yıl 36. sırada yer alan Beşiktaş da 7 sıra geriledi. Marka değeri geçen yıla göre bir milyon dolar azalan siyah beyazlı ekip, 70 milyon dolarlık değeriyle 43. sıranın sahibi oldu. Türkiye, en yüksek 6'ncı marka değerine sahip Listede yer alan kulüplerin toplam marka değeri baz alınarak yapılan ülke sıralamasında, Türkiye, 298 milyon dolarlık değeriyle İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa'nın ardından 6. sırada kendisine yer buldu. İngiliz kulüpleri, 3 milyar 790 milyon dolarlık toplam değerleriyle en tepede yer aldı. İngiltere'yi, 2 milyar 77 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 693 milyon dolarla İspanya takip etti. Ülke bazlı marka değeri sıralaması şöyle oluştu: 1- İngiltere - 3 milyar 790 milyon dolar 2- Almanya - 2 milyar 77 milyon dolar 3- İspanya - 1 milyar 693 milyon dolar 4- İtalya - 926 milyon dolar 5- Fransa - 926 milyon dola 6- Türkiye - 298 milyon dolar 7- Brezilya - 250 milyon dolar 8- Hollanda - 208 milyon dolar 9- İskoçya - 84 milyon dolar 10- Portekiz - 83 milyon dolar Arda'lı Atletico Bu sezon İspanya Birinci Futbol Ligi'ni (La Liga) kazanan ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde final oynayan İspanya'nın Atletico Madrid takımı, listedeki en fazla göze çarpan gelişime imza attı. Türk futbolcu Arda Turan'ı da kadrosunda barındıran Atletico, 2013'te 67 milyon dolar olan değerini 126 milyon dolara yükselterek, 37. sıradan 19. sıraya çıktı. 24'üncülükten 10'unculuğa terfi eden Fransa'nın Paris Saint Germain takımı ve 33. basamaktan 20. basamağa atlayan İngiliz kulübü Everton, kayda değer ilerleme gösterdi. Eurosport
''Diego'yu Çok İstedik Fener Aldı''
Hugo Almeida, Fanatik gazetesine özel açıklamalarda bulundu.'Fernandes’in eksikliğini ciddi anlamda hissettim. Olcay, Gökhan ve Oğuzhan’la hücumda iyi bir iletişim kurmaya çalıştık ama olmadı. 1-2 şutla tamamladığım maçlar bile oldu. Yalnız kaldım.' 'Onun olmaması, hem ben hem de takım adına büyük kayıptı. Beni iyi tanıyordu, sahada nereye koşacağımı ve nasıl oynayacağımı iyi biliyordu. Eksikliğini ciddi anlamda yaşadım. Olcay, Gökhan ve Oğuzhan'la hücumda iyi bir iletişim kurmaya çalıştık ama bazen bu işe yaramadı. 1-2 şut atarak tamamladığım maçlar bile oldu. Bunların çoğunda ileride yalnız kaldım' 'Beşiktaş’ta kalmak ve yeni statta sahaya çıkmayı çok isterim. Taraftarımızın gücünü kullanmalıyız. Yönetim elinden geleni yapıyor ama ben Ağustos’ta bu stadın biteceğini pek sanmıyorum.' 'Gökhan Töre’nin vurulduğu gece ben de Fernandes’le oradaydım. Ancak Gökhan’dan haberimiz yoktu. Silah sesini duyduk, mekanı terk ettik. Sabah kalktığımda onun vurulduğunu öğrendim.' Fernandes gitti yalnız kaldım! Siyah-Beyazlılar'ın henüz sözleşme yenilemediği Hugo Almeida'nın, FANATİK'e yaptığı çarpıcı açıklamaların ikinci bölümü de çok konuşulacak. Almeida'ya bu kez Manuel Fernandes'in yokluğunun, onu sahada nasıl etkilediğini sorduk. Yıldız futbolcu ise şunları söyledi: 'Fernandes'in gitmesi, benim için oldukça karmaşık bir durumdu. Hem benim hem de kulüp adına büyük bir kayıptı. Bunu sadece arkadaş anlamında söylemiyorum, sahada da onun eksikliğini hissettim. Fernandes beni iyi tanıyor ve nereye koşu yapacağımı ya da ne tarafa doğru hareketleneceğimi iyi biliyor. Gününde olduğu zaman neler yapabileceğini hep gösterdi. O gerçekten sakattı ve o yüzden takıma dahil olamadı. Ancak geleceğiyle ilgili nasıl bir karar vereceğini bilmiyorum.' 'Eleştirmek çok kolay' 'Diğer oyuncular benimle henüz yeni yeni oynamaya başladılar. Sayılmayan iki golüm de dahil, 15 golle ligi tamamladım. Uzun süre gol atamadığım zaman herkes beni eleştirdi. Bu açıdan bakınca tabii ki olumsuz şeyler söylemek kolay. Ama maçlara baktığımızda her zaman istediğim fırsatları bulamıyordum. Bazı maçları kaleye 1 ya da 2 şut atarak tamamladığım bile oldu. İstediğiniz topları alamayınca, gol atmak da o kadar zorlaşıyor. Ancak bunu asla çok sorun etmedim. Çünkü önemli olan benim gol atmam değil, takımın kazanmasıydı.' 'Genç ve kaliteli isimler' 'Sahaya çıktığımda her ne olursa olsun, en iyisini yapmak için iyi niyetle çabaladım. Bu açıdan baktığımda performansımı iyi buluyorum. Hücumda Olcay, Gökhan Töre ve Oğuzhan'la oynadım. Hepsi genç ve kaliteli futbolcular. Özellikle Gökhan ve Oğuzhan, Türkiye için çok daha büyük oyuncular olabilirler. Fernandes'in yokluğunda onlarla saha içinde iyi bir iletişim kurmaya çalıştık. Ancak bazen bu işe yaramadı. Maçların çoğunda kendimi hücumda yalnız hissettim. Bir hücum oyuncusunun bu durumda kalması, iyi bir şey değildi. ‘Stadın biteceğine inanmıyorum’ 'Burada kalmak ve yeni statta sahaya çıkmak çok isterim. Taraftarımızın gücünü kullanmalıyız. Yönetim elinden geleni yapıyor ama, ben ağustosta stadın biteceğini pek sanmıyorum' 'Dünya Kupası'ndaki performansıma göre beni isteyenlerin artacağına dair bir düşüncem olmadı. Beni gol atamadığım dönemlerde çok eleştirdiler. Ayağımdan yaşadığım sakatlıktan sonra yaklaşık 1 ay futbol oynayamadım. Ardından takımıma yardım etmek için neler yaptığımı çoğunluk göremedi. Özellikle belimdeki ağrılara rağmen, hep oynamaya çalıştım. Bu da benim istenen ritmi bulmamı zaman zaman engelledi. Ancak futbolun içinde olan şeyler bunlar.' 'Gerçekçi olmak lazım' 'Daha önce de söylediğim gibi Beşiktaş'ta kalmak ve yeni statta sahaya çıkmayı çok isterim. Ne yazık ki bu sezon en büyük silahımız olan seyircimizden yeterli derecede faydalanamadık. Stadın bitmesi çok önemli. Yönetim, Ağustos ayında bitmesi için elinden geleni yapıyor ama gerçekçi olmak lazım. Umarım hazır olur ama stadın tahmin edilen zamanda hazır hale geleceğini pek sanmıyorum.' ‘Sabah uyandım vurulmuş’ Portekizli futbolcu, Gökhan Töre'nin vurulmasıyla ilgili olarak, 'Fernandes'le birlikte oradaydım ama, Gökhan'dan haberimiz yoktu. Silah sesini duyduk, mekanı terk ettik. Sabah kalktığımda onun vurulduğunu öğrendim' dedi. Fenerbahçe ile oynanan derbi karşılaşmasının ardından şok bir olay yaşanmış, mücadele sonrası soluğu bir eğlence mekanında alan Gökhan Töre, burada silahlı saldırıya uğramıştı. Mekanda başka Siyah-Beyazlı oyuncuların da bulunduğu, bunlardan birinin de Hugo Almeida olduğu öğrenilmişti. Portekizli forvet, Gökhan'ın yaşadığı olayla ilgili ilk kez konuştu. Almeida, 'Gökhan'ın vurulma olayında benim de adım geçti. Evet ben de oradaydım ancak Gökhan'ın mekanda bulunduğundan haberim yoktu. Ben, Fernandes'le birlikteydim. Bir anda silah sesini duyduk ve hemen ardından orayı terk ettik. Ertesi sabah uyandığımda, bu olayın yaşandığını öğrendim. Her ne olursa olsun, ona bir şey olmamasına hepimiz çok sevindik' yorumunu yaptı. ‘Fenerbahçe’nin maddi gücü var’ 'Benim pozisyonum için Eto'o ve Gomis yazılıyor. Ayrıca kulüp, Atletico'dan Diego ile de ciddi biçimde ilgilendi. İşte o anda devreye Fenerbahçe girdi ve maddi gücüyle işi bitirdi' 'Futbolda başarılı olmak için çok çalışmamız ve sahada yüzde 100'ünüzü vermeniz gerekiyor. Ancak bir diğer önemli olan şey de, kaliteli oyunculara sahip olmanız. Bu sayı ne kadar çoksa, şampiyonluk şansınız da o derece yüksek. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu sezon bize göre en önemli avantajı, bütçelerinin daha yüksek olmasıydı. Onlara karşı iyi savaştık ama, sezonun genelinde kadro derinliği anlamında sıkıntılar yaşadık. Benim yerime forvet pozisyonu için gazetelerde birçok isim yazıldı. Samuel Eto'o ve Gomis konuşuluyor. Ayrıca Diego için ciddi girişimlerde bulunulduğunu herkes biliyordu.' 'Cenk iyi işler yapacak' 'Sonrasında bir anda Fenerbahçe, Diego ile ilgilendiğini resmen açıkladı. İşte burada devreye maddi konular girdi. Kendisi kaliteli bir oyuncu. Anlaşma sağlanırsa, başarılı olacaktır. Şimdiden anlaşılan Cenk Tosun var. Antep'te çok iyi bir performans gösterdi. Onun Beşiktaş'ta iyi işler yapacağına inanıyorum. ‘Atletico mucizeye imzasını attı’ 'Atletico Madrid'in bu sezon hem İspanya'da hem de Avrupa'da başardıklarını, mucize olarak nitelendirebiliriz. Ancak çok çalışarak bu noktaya geldiler. Barcelona ve Real Madrid'in egemenliğine bu sezonluk bile olsa son vermeleri, futbol adına çok önemliydi. Teknik direktör Diego Simeone, çok önemli işler başardı. Yaptıkları hiç de kolay şeyler değildi. Kaliteli ve hiç durmadan koşan bir takım yarattı. Arda Turan da bu takımın önemli bir parçası ve Türkiye'nin de en önemli oyuncularının başında geliyor.' ‘Dünya Kupası'nda favorim yok’ 'Ülkem Portekiz'le, Dünya Kupası'nda başarılı olmak istiyoruz. Genç ve tecrübeli oyunculardan oluşan bir ekibiz. İlk önce önemli olan grup aşamasını geçmek. Almanya, ABD ve Gana ile oynayacağız. Almanya en güçlü rakip. Ancak Gana, Afrika'nın en iyi takımlarından, ABD'de de Klinsmann önderliğinde başarılı olmaya çalışacak. Turnuva için bir favorim yok. İspanya son şampiyon, Brezilya, Almanya, İtalya her zaman yarı finalleri görebilecek ve şampiyon olma şansları olan ekipler. Bizim de onlar kadar şansımız olduğunu düşünüyorum.' ‘Sadece Ronaldo’dan ibaret değiliz!’ 'Cristiano Ronaldo, harika bir futbolcu. Ancak Portekiz'in elde ettiği başarıları tamamen onun üzerinde konuşmak, diğer oyunculara haksızlık olur. Biz sadece Ronaldo'nun olduğu bir takım değiliz. Bana göre dünyanın en iyi futbolcusu ama sahada oynayan diğer 10 kişiyi de unutmamak gerek. Ronaldo'nun bize karşı rakip olmamasından dolayı mutluyum. Saha içinde ve dışında çok iyi bir profesyonel. Lionel Messi'yi ise bu sezon sakatlık çok etkiledi. Üst düzey bir futbolcu ve her zaman bu seviyede olmak kolay değil.' FANATİK
22 Ekstra Komik Örnekle Sosyal Medyada Beşiktaşlıların Demba Ba Çılgınlığı
Uzun bir süredir büyük takımları peşinden sürükleyen Chelsea'nin Senegalli golcüsü Demba Ba, dün gece Instagram'dan paylaştığı 'Çarşı' görseli ve altına yazdığı İngilizce yorum ile bir anda sosyal medyanın gündemi haline geldi. Dindar olduğu bilinen Demba Ba'yı tavlayıp Beşiktaş'a gelmesi için ikna etmek isteyen Beşiktaşlı'lar, hazırladıkları görseller ve attıkları tweetler ile taraflı tarafsız herkesin gönlünü bir kez daha kazandı. Bu tweetlerden derlediklerimizi sizlere sunarken, hiçbir dini görüşü ve futbol takımını rencide etmek istemediğimizi bir kez daha belirtiriz.
Reklam
"Galatasaray'ı Seneye Şampiyon Yapacağım"
Roberto Mancini, Fanatik gazetesine çok önemli açıklamalarda bulundu.'Temel hedefimizin Şampiyonlar Ligi olduğu konusunda fikir birliğine varmıştık, bunu başardık. Türkiye Kupası da hedeflerimizden biriydi. Ama asıl hedef tabii ki şampiyonluk. Bir dahaki sezona birlikte başladığımızda şampiyonluğu da kazanacağız' Gidecek mi, kalacak mı, başarılı mı başarısız mı derken, Roberto Mancini’nin Galatasaray’la yola devam edeceği büyük ölçüde netlik kazandı. Fatih Terim’in yerine geldiği Sarı-Kırmızılı ekibi ligde ikinci yapıp, Türkiye Kupası’nı kazandıran, Şampiyonlar Ligi’nde de gruptan çıkaran İtalyan hoca, sezon değerlendirmesini sadece FANATİK’e yaptı. Ekibimizden Serdar Dinçbaylı ve Metin Karabaş’ın sorularını Florya’da içtenlikle yanıtlayan Mancini’nin röportajından ilk bölümü yayınlıyoruz... Geldiğiniç günden bu yana Galatasaray’da neler gördünüz? İlk gün en güzel gündü. Yeni bir takım, yeni bir hedef, yeni taraftarlar, yeni bir başkan... İkinci gün ise Juventus’a karşı oynadık zaten. Ligi ve takımı tanımak zor oldu. Ama o bölümü hızlı geçtiğimi ve ortadaki zorlukları, engelleri hızlı anladığımı düşünüyorum. Ama sezon başı kampına katılmadığınız zaman kendi takımınızın genel durumunu tam olarak bilemezsiniz. Aynı zamanda diğer takımların yapılarını da bilmediğiniz için yeni gelen teknik adamlar sıkıntı çeker. Ben de o zorlukları yaşadım. Ligdeki büyük yarışta sizi en çok ne zorladı, en kolayı ise neydi? İlk başlarda özellikle takımın kondisyon durumunu anlamak o kadar da kolay olmadı. O kısa sürede takımı tanımak rakipleri tanımak kolay olmadı. Antalya’da devre arasında bir kamp yaptık ama o hiçbir zaman sezon başı kampına benzemez, yerini tutmaz. On günlük bir süreçti ve biz arada maçlara çıktık. Ardından hemen lig başladı. O yüzden sezon öncesi kampı yapmamak benim için en zor olaydı. Futbol sade ve kolay bir şeydir. Dünyanın her yerinde 11’e 11 ve 1 topla oynanıyor. Bana kolay gelen kısım bu bölümdü. Taraftarlara ve basına bu güne kadar söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şey var mı? Basın toplantılarında bugüne kadar her şeyi söyleyen bir teknik adamım. O yüzden bugüne kadar takımıma ait söylemediğim bir şey olmadı. Basın toplantıları bizim için şans bu yönden. Ve İtalya’dakilere göre kısa sürmesi de benim Türkiye’deki şansım. ‘Burada mutluyum ve kalıyorum’ Bu sezon başarmak istediklerinizin ne kadarını başarabildiniz? Bir dahaki sezona birlikte başladığımızda şampiyonluğu da kazanacağız. Ben takıma geldiğimde bir müddet geçmişti ve Fenerbahçe ile Beşiktaş bizden daha iyi başlamışlardı. Başkanla, Lutfi Bey, Bülent Bey ile bir araya geldiğimde ligin geri kalan bölümünde bir takım problemler olabilir, daha çok çalışmamız gerekebilir ama temel hedefimizin Şampiyonlar Ligi olduğu konusunda fikir birliğine vardık. Ortada bir gerçek var ki biz de bu hedefi şu an başardık. Türkiye Kupası’nı kazanmak da önemli hedeflerimizden biriydi. Ama yöneticilerimizle konuştuğumuz da kalan sürede daha çok takım olup Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılmak konusunda anlaşmıştık. Şunu da hatırlatmak istiyorum biz Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan 20 maç daha fazla oynadık. Şampiyonlar Ligi, Türkiye Kupası ve Türkiye Ligi maçları yaptık. Bu tempoda bazen enerjimizi koruyamamamız çok doğaldı. Böyle baktığınızda hedeflerimize ulaştık diyebiliriz. Hedeflerinize ulaştınız yani... Benim kişisel hedefim o puan farkını kapatıp şampiyonluğu kazanmaktı. Galatasaray gibi en üst seviye takımların hedefi zaten her zaman şampiyonluktur. Ama genel olarak bu sürede bunları yapabilmişsek bu da bir başarıdır. Ama kişisel olarak hedefim her zaman şampiyonluktur. Diğer kulüplerden teklif aldınız mı? Türkiye’de kalacak mısınız? Şu ana kadar resmi olarak hiçbir takımdan teklif almadım. Bu günler herkesin adının bir yerlere yazıldığı dönem, ben bu duruma alışığım ve herhangi bir sıkıntı duymuyorum. Galatasaray’da çok mutluyum ve gelecek sene de Galatasaray’da olacağım. Başkanın ikincilik ve Türkiye Kupası olmazsa olmaz şartlarıydı... Bizim aramızda böyle bir olmazsa olmaz şartlarımız yoktu. Zaten Galatasaray’ın hedefi direkt şampiyonluktur. O yüzden gelecek sezon hepimizin olmazsa olmazı şampiyonluktur. Gelecek sezona birlikte başladığımızda şampiyon olacağımızdan eminim. ‘Drogba’nın boşluğu nasıl dolar bilmiyorum’ 'Genç oyuncularımız kaliteli isimler ama bu tempoyu kaldıracak düzeyde değiller. Bir yandan seneye Drogba’nın yokluğunu nasıl dolduracağımız belli değil' Önümüzdeki sezon şampiyon olabilmek için takımı yeterli görüyor musunuz? Hayır görmüyorum. Neye ihtiyacınız var ? İyi oyuncularla iyi oyuncuları değiştirebileceğimiz bir takıma ihtiyacımız var. Bu kadar yoğun maç trafiği içerisinde bazen gençlere yer veriyoruz. Evet gençler kaliteli ama bu tempoyu kaldıracak düzeyde değiller. Bir yandan seneye Drogba’nın yokluğunu nasıl dolduracağımız belli değil. Sneijder takımın en önemli oyuncularından biri. Dünya Kupası’na gidecek. Dünya Kupası’na giden oyuncuların nasıl döneceği belirsiz oluyor. Drogba’yla devam etmek ister miydiniz? Bu ona bağlı. Dünya Kupası oynayacak, onun kendine gelme süreci farklı olacak. Çünkü Drogba 25 yaşında değil. Onunla ilgili 2 aydır bir belirsizlik var. Bunlar ona bağlı.. Drogba, Sneijder, Melo, Selçuk gibi isimlerin eksikliğinde sıkıntı çekiyoruz. Ocak’ta aldığımız genç oyuncularla bu eksikliği kapatmaya çalışınca da düzenimiz bozuluyor. Yedeklerimizin as kadromuz kadar kaliteli isimlerden oluşması gerek. Daha çok çalışmaları ve gelişmeleri lazım. Belki de başka takımlara kiralanıp orada forma şansı bulup geri dönmeleri gerekiyor. Drogba’nın bazı oyuncuların dengesini bozduğu iddiaları var... ''Drogba gelmiş geçmiş en iyi golcülerden biri'' O yüzden böyle bir liderliğinin ve karakterinin olması çok doğal. Bence Drogba ve Sneijder Türk futboluna ve futbolcularına çok şey katabilir. Sadece onlar değil. Saha içerisinde Selçuk da bir karakter, Burak da bir karakter, Melo da bir karakter. Bu tip oyuncuların lider olarak öne çıkmaları gayet doğal ama Drogba da bir dünya markası. Drogba sahada yüzde yüzü ile oynamasa bile her zaman rakip için bir soru işaretidir. ‘Başkandan bazı isteklerim olacak’ Ünal Aysal, “Roberto Mancini ile oturacağız şartları konuşacağız. Transfere 40-50 Milyon Euro ayıramam” dedi. Sizin hedefiniz nedir. İstediğiniz oyuncuları almak için ne kadarlık bir bütçeye ihtiyacınız var? Başkanın düşüncelerine saygı duyuyorum. Çünkü ben teknik direktörüm o da başkan. Zaten bunları oturup konuşuyoruz. Sezon bittiği zaman ben menacer olarak bir takım isteklerde bulunacağım. O da başkan olarak bütçeyle ilgili olarak kendi kararlarını verecek. Ama bu sezon sonunda netlik kazanacak. Genç oyuncuların hepsini siz mi istediniz ve bu oyuncuların hangileri bu takımda kalıp forma giyebilir? Ocak ayı transfer döneminde başka oyuncular da alabilirdik. Bunu zaten daha önce de söyledim. Ocak döneminde transfer yapmak zordur. İyi oyuncu almanız zordur. Biz Brezilyalı savunmacıyı istemiştik (Rodholfo) ama alamadık. Onun yerine Burdisso’yu son dakikada kiralık olarak aldık. Onun dışında Telles 21 yaşında geleceği parlak bir isim. Lucas, Oğuzhan, Koray, Salih ve Umut’un oynamaları için daha fazla çalışmaları gerekiyor. Telles, Lucas, Berk, Oğuzhan iki yıl içerisinde çok güçlü oyuncular olabilir. Çok çalışırlarsa ilk 11’de takımın bel kemiğini oluşturabilirler. ‘Kağıtla mutlularsa benim için sorun yok’ Fenerbahçe son maçında sahada bir kağıt dolaştırdı. Bu konuda size bir gönderme yaptılar. Ne düşünüyorsunuz? Bu çok önemli değil. Onlar bununla mutlularsa ben de onlar adına mutlu olurum. Önemli olan ligde bir takımın şampiyonluğu hak edip etmediğidir. Bence onlar da şampiyonluğu hak etmişlerdi. Ben de onları tebrik etmiştim zaten. Ama tekrar söylüyorum bu şakayla mutlu oluyorlarsa ben de onlar adına mutlu olurum. ‘Tribün protestosu taraftarın hakkıdır’ Terim’in arkasında kim gelirse gelsin birkaç mağlubiyetten sonra protestolara maruz kalacaktı. Taraftarların protestoları için ne düşünüyorsunuz? Bavulunuzu toplamayı düşündünüz mü? Ben biletini alıp stada gelmiş taraftarın takımı kötüyse ıslıklamasına, protesto etmesine hiçbir zaman laf etmem her zaman saygı duyarım. Benim sevmediğim manipüle edilmiş seyirci. Ortada hiçbir neden yokken takımını protesto edenleri sevmiyorum. ‘Felipe Melo’yu hep uyarıyoruz’ Melo bu sezon çok iyi bir performans gösteriyor. Fakat saha içindeki tavırları sebebiyle sürekli eleştiriliyor. Bu hareketler takıma nasıl yansıyor? Melo’dan çok memnunum. Oynamadığı zamanlarda orta sahada problem yaşadık. Onun dışında her zaman söylüyoruz. Kendisi de biliyor bunu. Hakemlerle diyaloglarında kart sorunu yaşıyor. Melo takımın en iyi oyuncularından biri. Sadece o değil Sneijder de bizim için bu sezon en iyi performansı sergileyen futbolcularımızın başında geliyor. ‘Trabzon maçını Sabri’yle çözdük’ Geldiğiniz günden bu yana en çok eleştirildiğiniz noktalardan biri sürekli taktik ve kadroda değişikliğe gitmeniz... En iyi 11’i, başladığınız 11 olarak düşünürsünüz. Ama futbol bazen oyun içerisinde değişiklikler gösterebilir. Mesela Trabzon maçına 4-2-3-1 ile başladık. Sonra taktiğimizi değiştirdik ve maçı çok farklı kazandık. Kupa maçında kanatta hızlı bir oyuncuya ihtiyacımız vardı. Oraya Sabri’yi aldım. Ama genel olarak bu değişik kadro ve taktikle çıkmamızın sebebi çarşamba-pazar maçlar yapmamızdı. FANATİK
Drogba: "Buraya Para İçin Gelmedim"
Galatasaray'a veda eden Didier Drogba, kulüp televizyonuna açıklamalarda bulundu.İşte kulüp televizyon kanalına yaptığı açıklamalar: Big Legend’ın sezon finaline hoş geldin; ama sadece sezon finali diyorum, final değil. Umarım bu konu hakkında da konuşacağız. Ancak biliyorsun, Türkiye’de büyük bir trajedi yaşandı. Soma’da 300’den fazla madencimizi kaybettik. İlk olarak, bu konu hakkında bir şeyler söylemek ister misin? Evet, ülke için büyük bir trajedi. Burada bir buçuk yıldır yaşıyorum. Ve bu tabii ki beni de etkiledi. Ben de tüm iyi dileklerimi hayatını kaybeden işçilerin ailelerine gönderiyorum; çünkü o işçiler, Türkiye’nin büyük bir ülke olmasını sağlayan kişilerdi. Tüm o ailelere… Evet, sizin için çok zor bir durum olduğunu biliyorum; ama sürekli sizi düşünüyorum. Zorlu bir sezon olduğunu söyleyebiliriz; hem takım için, hem de sezonun son bölümünde yaşadığın sakatlıktan dolayı senin için… Senin de bu yüzden üzgün olduğunu biliyorum. Sezon hakkında genel olarak ne söylersin, en başından sonuna kadar… Farklı durumlarla karşılaştığımız bir sezon oldu. Ve takım buna alışık değildi. Çok sayıda farklı şey yaşandı. Yeni kurallar, yabancı sınırı… Bu, ligdeki tüm takımlar arasında en fazla Galatasaray’ı etkiledi. Ayrıca teknik adam değişikliği yaşadık. Bu da takım için oldukça zor bir durumdu. Biliyorsunuz, Fatih Terim’e çok büyük bir saygım vardı ve onu seviyordum. Bence geçtiğimiz sezon takım olarak beraberliği ve takım ruhunu yakalama konusunda zorluklar yaşadık. Bunu bazı zamanlarda başardık, özellikle de Şampiyonlar Ligi’ndeki maçlarda; çünkü orası rekabet alanı yüksek bir turnuva. Ancak lig maçlarında bunu pek hissedemedik. Ve bu yüzden de ligde fazla puan kaybı yaşadık. Burada bir buçuk yıl geçirdin. Senin için en unutulmaz hatıra ne oldu? Bundan sonra biri sana, “Galatasaray” dediğinde… O kadar fazla ki… Çok güzel anılarım var burada. İlki havalimanında taraftarlar tarafından karşılandığım an. İkincisi, takım arkadaşlarımla tanışmam ve onlarla birlikte antrenman yapmış olmam. Ama bir numarada Akhisar maçında oyuna girdikten sonra topa ikinci veya üçüncü dokunuşumda Burak’ın yaptığı ortada attığım o gol var. O anı hayatım boyunca hiç unutmayacağım. O an hissettiklerimi hayatım boyunca asla unutmayacağım. Kariyerindeki en iyi anlardan biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet, kariyerimin en üst noktalarından biriydi; çünkü bu gibi anların hayalini her zaman kurarsınız. Yeni bir takım, ilk maç… Ve aynı zamanda kale arkasındaki tribün tamamen Galatasaray taraftarlarıyla doluydu. Ben de o kaleye attım golü. Maç 0-0’dı… Ben her zaman maçı değiştiren golleri atmayı sevmişimdir. Sanırım bu da onlardan biriydi. Golden sonra neler hissettin; çünkü senin de söylediğin gibi topa sadece ikinci veya üçüncü dokunuşundu… “Evet, başlıyorum” dedin mi? Bilemiyorum, bilemiyorum. Yeni bir dünyayı keşfetmek benim için bile zordu. Ama bunu hâlâ yapabileceğimi kanıtlamıştım. Ve benim kariyerimdeki en iyi gollerden biriydi. O golü kesinlikle ilk 10’a koyarım. Gol sonrası mutluluğumu taraftarlarla ve takım arkadaşlarımla paylaşmak harika bir histi. Kusursuz bir karşılama oldu benim için. Burada aldığın en iyi tavsiye veya öğrendiğin en iyi ders ne oldu? En iyi tavsiye? Bilemiyorum, aslında en iyi tavsiye değil; ama burada çok şey öğrendim. Oyunculardan, insanlardan gerçekten çok şey öğrendim. Galatasaray’ı temsil ettiğim için onur duydum. Tüm Türkiye’nin saygısını kazandığım için çok şanslıyım. Bu kendi adıma futboldan çok daha önemli bir şey. Böylesi bir saygıyı kazanmak, her zaman görülen bir şey değildir. Bu yüzden gerçekten gurur duyuyorum. Türkiye’deki kariyerin boyunca karşılaştığın herhangi bir zorluk oldu mu? Eğer varsa, bunun üstesinden nasıl geldin? Hayal kırıklığı yaşadığım bazı şeyler oldu. İnsanların takıma bağlılığımı sorguladıkları ve benden kuşku duyup, benim para için burada olduğumu düşünmeye başladıklarında... Tamamen yanılıyorlardı. Ben buraya para için gelmedim. Parayı düşünsem, zaten Çin’de kalırdım. Orada oynamasam bile paramı öderlerdi. Ama ben buraya para için gelmedim. Buraya futbol oynamak, tutkuyu yeniden hissedebilmek için geldim. Buradayım; çünkü burada rekabet vardı. Dördüncü yıldızı kazanma hırsı vardı. Evet, bazı hayal kırıklıkları yaşadım. İnsanlar, benim daha önce Chelsea’de oynadığım için onlara karşı yeteri kadar iyi performans sergilemediğini düşündükleri anlarda… O hâlde şöyle yapalım; siz de Galatasaray’la şampiyonluklar yaşayın ve birkaç sene sonra Galatasaray’a karşı oynayın. Ben de o zaman sizin reaksiyonunuzu görmek isterim. Ben sahip olduğumun en iyisini verdim. Benim için duygusal bir maçtı ve belki de bu yüzden sakatlık yaşadım, hâlâ bununla mücadele ediyorum; ama futbolun içinde bunlar var. Burada karşılaştığım tüm güzel şeylerle kıyaslandığında, yaşadığım hayal kırıklıkları bunlardı. Galatasaray – Fenerbahçe rekabeti, Beşiktaş maçında attığım iki gol, Süper Kupa maçında Fenerbahçe’ye karşı attığım gol… Ve taraftarların bana gösterdiği saygı. Benim onlara karşı çok büyük saygım var. Benim için en önemli olan da bu. İnsanları her gün mutlu edemezsiniz; ama 365 günün 340’ında mutlu ederseniz, bu iyi bir şeydir. Fenerbahçe ile oynanan son derbi maçından önce sakatlığın vardı… Evet, oynamamalıydım. Ama oynamak istediğini söyledin. Maç öncesinde, maç sırasında neler oldu? Kendini nasıl hissettin? Evet, Chelsea maçında yaşadığım sakatlıktan dolayı iki hafta antrenman yapamamıştım. Koşamıyordum, yönümü değiştiremiyordum. Hâlâ o maçı nasıl oynadığımı bilmiyorum. Ama evimizde, Fenerbahçe’ye karşı oynadığımız bir derbi maçıydı. Ve istediğimiz yerde olduğumuz bir sezon değildi. Oynamak zorundaydım. Kazanmak zorundaydık. Evet, şampiyon olamayabilirdik; ama evimizde Fenerbahçe’ye kaybedemezdik. Sahip olduğum her şeyi verdim. Maçı da kazandık. Ve herkes çok mutluydu… Chelsea ile 2012 yılında Münih’te oynadığın final maçının ardından herkes Şampiyonlar Ligi’nde son kez sahaya çıktığını düşünüyordu. Ama sen daha sonra Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi’nde iki harika sezon yaşadın. Münih’tekinin bu turnuvadaki son maçın olmadığını biliyor muydun? Hayır, bilmiyordum. Benim için turnuvadaki son maçtı. Tekrar edeyim, benim bir kontratım varsa, o kontrata bağlı kalmak isterim. İlişkilerimiz iyiyse, kontratıma saygı duyarım. Çin’e gittiğimde de bunu yaptım. Ama pişman değilim. Buraya geldim ve burada yeni bir ev, yeni bir yuva buldum. Evet, son maçım olmadığını bilmiyordum. Galatasaray ile imzaladığımda bana, “Şampiyonlar Ligi’nde Schalke ile oynayacağız” dediklerinde, “hmm, bu çok iyi, yeniden iş başına geçiyorum” diye düşündüm. Hayatının her bölümü güzel bir hikâyeyi andırıyor. Fildişi Sahili’nde doğdun, Fransa’da büyüdün, İngiltere’de tecrübe kazandın. Türkiye’nin insan olarak hikâyendeki yeri ne olacak? Buraya geldikten beş ay sonra, ülkede bazı problemler yaşandı. Taksim’de ve başka yerlerde… Sosyal medyadaki fotoğraflara bakarken kendi ismimi gördüm: “Çare Drogba.” Ve endişelendim, “neden her yere benim ismimi yazıyorlar, ben herhangi bir yanlış yapmadım.” Ama daha sonra insanlar bana bunun ne anlama geldiğini açıkladı. İşin aslını öğrendiğimde, bu kelimenin ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. Futbolun çok ötesinde bir şeydi. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarları tek bir amaç için bir araya gelmişlerdi. Kendi düşünceleri savunuyorlardı. Ve benim adeta bir elçi olmamı istiyorlardı. Böyle bir ülkeyi en üste koymalısınız. En üste. Fildişi Sahili ile beraber en üste. Fildişi Sahili’nden sonra? Evet, Fildişi Sahili doğduğum yer. Tabii ki, onu demek istemedim. Bu çok önemli bir şey… Elbette gol atmak benim için çok güzel, harika bir his. Ama bir insanın bana gelip, “sen harika bir adamsın” demesi beni daha çok gururlandırıyor. Hayatındaki en büyük amaç gol atmak değil, öyle değil mi? Çok gol attım. Hâlâ atmak istiyorum. Ve atacağım. Ama hayattaki en büyük amacım, iyi bir insan olmak. Ben insanların, “belki çok iyi futbolcu değil; ama bana saygı duyuyor” demesini isterim benim için; çünkü futboldan sonra hayat başlar. Futbolu 10, belki de 15 sene oynayabilirsiniz; ama sonrasında hayat devam eder. Biliyoruz ki, biz yeniden buluşacağız, ben senin gözlerine bakıp, “nasılsın” diye sormayacaksam, bu neye yarar? Bu özelliğini Türkiye’de de korumayı başardın. Bir buçuk sezon, çok uzun bir zaman dilimi değil; ama sen buradaki insanlar için büyük bir karakter, bir rol modeli oldun. Sadece Galatasaray taraftarları değil, Fenerbahçe, Beşiktaş, tüm takımların taraftarları seni bir karakter, rol model olarak aldı. Bunu nasıl sağladın? Özellikle Galatasaray taraftarları, seni tüm kalbiyle seviyor… En başından beri aynı davrandım. Kalbimle oynadım. Bu tip şeyleri hesaplamam. Asla, “evet, bu maçta şöyle davranarak tüm ilgiyi üstüme çekeceğim” diye düşünmem. Ben buyum. Bunu açıklayabilir miyim, bilmiyorum. Sizin için, diğer insanlar için bu çok özel bir şey olabilir. Ama benim için normal, ben buyum. Benim ailemden gelen bir şey, ben bu şekilde büyütüldüm. Kendi çocuklarımı da böyle yetiştiriyorum. Ve hep bu gibi şeylerle hatırlanmak istiyorum. İlk hedefinin iyi bir insan olmak istediğini, iyi bir futbolcu olmanın ikinci planda yer aldığını söylüyorsun, öyle değil mi? Herkes senin gibi düşünmüyor çünkü. Ama benim fikrimi sorarsan, bu doğru bir düşünce şekli… Evet, bu farklı bir şey. Benim futbol dünyasına girişim biraz geç oldu, en üst seviyedeki ilk maçımı oynadığımda 24, 25 yaşındaydım. Ama her zaman söyledim, tüm bunlardan önce ben sadece Didier’dim. Sadece Didier. Guingamp’tan Marsilya’ya geçtiğimde Drogba oldum. Her şey değişti. İnsanların bana bakışı, davranışı, her şey değişti. Ama ailemin, arkadaşlarımın gözünde hâlâ Didier’dim. Didi, Tito, nasıl isterlerse… Değişmeye ihtiyacım yoktu. Kameraları, fotoğraf makinelerini gördüğüm, goller attığım veya Galatasaray’da oynadığım için değişirsem eğer, bana saygı duymayın. Değişirsem, farklı olursam bana saygınızı yitirebilirsiniz. Ben şu an neysem, 10 yıl veya 20 yıl sonra da o olacağım. Tabii ki geliştireceğim kendimi; çünkü çok tecrübe kazandım. Hatalar yapabilirim, hâlâ yaptığım gibi; ama umarım bunları 10-15 sene sonra tekrarlamayacağım. Ama bilge bir insan olmak için bazı hatalar yapmanız da gerekiyor. Hayatında gerçekleştiremediğin için üzüldüğün bir dileğin var mı? Listemde kayıp bir dilek yok. Fırsat bulursam, yapacağım şeyler var; ama şu an, nasıl derler, elhamdülillah, Tanrı’ya şükürler olsun, sahip olduğum her şeyden dolayı çok mutluyum. Belki duygusal bir soru olacak, benim için, senin için, tüm Galatasaray taraftarları için… Ben, “bizimle kal” demek istiyorum. Ama bu olacak mı, bilmiyorum. Sen neler söylemek istersin? Çok zor bir soru… Bunun açıklamasını bence yönetime bırakalım, benim buraya gelişimi de onlar duyurmuştu. Üzücü; çünkü burada daha yapacak çok işimiz vardı. Ama hayat bu. Ben her şeye, herkese saygı duyuyorum. Ama nasıl Chelsea’ye, Marsilya’ya saygı duyuyorsam, Guingamp’ta oynamayı çok sevdiysem, dünyanın neresine gidersem, gideyim; insanlara Galatasaray’ı anlatacağım. Burada çok fazla arkadaş edindim, çok güzel insanlar tanıdım. Kendimi çok iyi hissettim. Ama üzücü. İnsanlar sizi “efsane” olarak adlandırdığında, size büyük saygı duyduklarını hissettirdiğinde… Bu gibi şeyleri anlatmak her zaman oldukça zor. Ben de tüm bunları açıklamak için burada değilim; ama gelecek sezon birlikte olacağımızdan da emin değilim. Belki yeni bir hikâye… Önemli değil. Önemli olan şu an. Emin değilim… Umarım önünde oynayacağın bir Dünya Kupası var. Sakatlığın ne durumda? Kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Fenerbahçe maçından sonra oynayamadım, takımın dışında kalmak çok zordu. Türkiye Kupası finalinde oynayamamak beni duygusal anlamda çok etkiledi. Ama orada takımla birlikte olmaktan keyif aldım ve o anın tadını çıkardım. Beni “selfie” çekerken görmüşsünüzdür. Duygularımı saklamak zorundaydım. Kupayı kazandığımız için çok mutlu oldum. Umarım çok, çok daha iyi olacağım. Bir ilerleme var. Ama evet, umarım çok daha iyi olacağım. Takım arkadaşlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Birebir veya genel olarak? Şunu söylemek istiyorum. Buraya gelme kararını vermeme bir adam çok yardımcı oldu: Wesley. Mourinho’yla konuşuyordum, bana, “Eğer Wesley oraya gidiyorsa, sen de git. Sen de bundan keyif alacaksın, sen de orada eğleneceksin” dedi. Ben de onu dinlemekte haklı olduğumu gördüm. Bana doğru fikri verdi. Buraya geldim, harika insanlar tanıdım. İlk olarak, Wesley. Buraya gelme nedenlerinden birinin Wesley olduğunu söylüyorsun… Nedenlerimden biriydi. Sadece o değil tabii, nedenlerden biri. Bir sene önce dünyanın en iyisi olan bir oyuncunun sizinle birlikte olacağını bilmek size yardım edebilir. Bana göre o dünyanın en iyi oyuncusuydu. Aynı zamanda onunla birlikte oynamak iyi bir fırsattı, ondan öğrenebileceklerim vardı, onlarla birlikte kendimi geliştirebilirdim. Buraya geldikten sonra daha da şaşırdım. İzlediğim ilk maçta, sanırım Kasımpaşa’ya karşı (Antalyaspor maçı), Burak iki gol atmıştı. Daha sonra diğer takım arkadaşlarımla tanıştım. Harika insanlar tanıdım. Hiçbirinin kalbi kötü değildi, hepsi iyi yürekli insanlardı. Seni, “baba” diye çağırıyorlardı… Bana, “baba” diyorlardı; ama ben Godfather’ı tercih ediyorum. İşte, bilirsiniz… Burada çok fazla yetenekli oyuncu var. Favorilerimden biri, gençlerden Emre. En beğendiğim oyunculardan biri Semih. Çok mütevazı, basit oynar, sahada kalbini, her şeyini verir. Asla konuşmaz, asla şikâyet etmez. Sadece çok çalışır. Tabii ki tüm çocukları seviyorum. Ama o böyle çalışmaya devam ederse, bu takımın lideri olabilir. Çok fazla oyuncu var. Selçuk, Burak… Eğer takımınızda Burak gibi bir oyuncunuz yoksa, her sezon 15-20 gol daha az atarsınız ve ligi kaybedersiniz. O, böyle bir santrfor. İnsanların onun hakkında, “bunu iyi yapmıyor, şunu şöyle yapmıyor” dediklerini biliyorum. Ama günün sonunda, şu an ikinci sıradaysak, onun attığı goller sayesinde. Ona daha fazla saygı duyulması lazım. Eğer futbolun içindeyseniz, ne kadar iyi olursanız, olun; insanlar daha fazlasını istediği için sizin hakkında kararlar verir. O da bunu öğreniyor. Ama futbol bu… Sen sadece bir futbolcu değilsin, bir futbol adamısın, bir efsanesin. Türk futboluna, daha iyi seviyeye gelebilmesi için, bir tavsiye vermek ister misin? Gelecek sezon yabancı kuralının 5+3 olacağını öğrendim mesela… Bu sezonkinden iyidir… Eğer ligi daha cazip, ilgi çekici yapmak isterseniz, Sneijder, Nando gibi büyük yabancı oyuncuları buraya getirmelisiniz. Bunun için de düşünce tarzınızı, mantalitenizi daha açık hâle getirmeniz gerekir. Bu oyuncular sizin gelişmenizi sağlar. Siz de aynı şekilde onlara yardımcı olursanız, onlar sizi daha iyi hâle getirir. Örneğin Brezilya Milli Takımı’ndaki tüm oyuncular, yurt dışında forma giyiyor; ama hâlâ iyi bir milli takımları var. Yani bunun bir anlamı yok. Fenerbahçe, geçtiğimiz sezon UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final oynadı. Biz Avrupa’nın en iyi takımlarından Real Madrid’e karşı kendimizi gösterdik. Bu sezon Juventus önünde gücümüzü kanıtladık. Onlar Türk futbolunun nerede olduğunu biliyor, Türk futboluna saygı gösteriyor. Futbol evrenseldir… Kesinlikle, kesinlikle. Galatasaray taraftarlarına bir mesajın var mı? Onlara neler söylemek istersin? Onlar seni gerçekten çok seviyor, kalpten seviyor… Hepsini söylemek istersem, bu çok uzun sürer. Onları asla unutmayacağım. Gittiğim her yerde, her tatilimde, her zaman Galatasaray olacak. Bilmek isterseniz, her yerde sarı ve kırmızı olacak. Kalbimde de öyle… Kalbim de Galatasaray için atacak. Burada sadece bir buçuk yıl kaldım. Ama bu takım için attığım her gol, kariyerimin en iyi deneyimlerden biri oldu. Marsilya ve Chelsea ile birlikte. Kariyerimin en güzel anlarından biri. Her şey için teşekkürler Didi. Benim için kariyerimdeki en zor programlardan biri oldu. Ama umarım bu seninle son programımız olmayacak… Hayır, son olmayacak. Çok eğlenceliydi. Burada veya başka bir ülkede, yine birlikte olacağız.Hoş gelirsiniz, her zaman. Galatasaray tarihinin en önemli sayfalarında yerini alacaksın. Burada her zaman bir efsane olarak hatırlanacaksın. Ve eminim herkes senin için, “o bir Galatasaray efsanesi” diyecek… Çok teşekkür ederim.Şampiy10
Reklam
Sokakta Yaşayanlar 35 Yaşını Göremiyor!
Devletin '343. şahıslar' olarak nitelediği sokak çocukları yaşadıklarını ve ne istediğini anlattı.Ortalama 35 yıl yaşayan sokak çocukları için, Beşiktaş Belediyesi'nde sosyal güvenlik uzmanı olarak hizmet veren sosyolog Güven Dağıstan , 'Önyargılar ortadan kaldırılmalıdır. Çocukların geçmiş yaşamları ve oradan getirdikleri tortular ağırdır. Konuya, toplumun genel sorunu olarak yaklaşılır. Oysa ortada bir sorun varsa, bu çocuklara aittir' dedi. Cumhuriyet gazetesinden Erk Acarer ile Meltem Yılmaz 'ın haberi şöyle: Gecenin bir yarısı, sokağın köşesinden ayaklarını sürüye sürüye yanınıza gelen, elindeki tineri ciğerine çekerken bakışlarını size diken, çorba içeceğini söyleyip para isteyen çocuklar var “sokak çocukları” diye kestirip attığımız. Her birinin hikâyesi farklı olsa da geçmişleri benzer. Parasızlık, geçimsizlik, sevgisizlik. Gelecekleri de ortak: Ortalama yaşam süreleri 35 yıl. Ailenin, toplumun, devletin sokağa terk ettiği çocuklar, hayatta kalmak için her geçen gün daha ağır mücadele veriyor... ‘Tinerci çocuk’ Ahmet’le birlikteyiz. 10 metrekarelik odada karşılıklı oturmuş birbirimizin gözünün içine bakıyor, nereden başlamak gerektiğini düşünüyoruz. “Gerçek adım bu değil ama gerçek olanı ağzımdan kaçırırsam da yazmayın olur mu” diyor, “Tamam” diyoruz, mutlu oluyor. “Yanınızda tiner çekebilir miyim” diye soruyor, “Sakıncası yok” diye karşılık veriyoruz, yine mutlu oluyor. “Ahmet” diyoruz, “seni mutlu etmek bu kadar kolay mı?” Gülüyor... 19 yaşında Ahmet. Anne babası o çok küçük yaştayken şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmış. Ahmet ve kardeşleri de Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılmış. “Herkesin ailesi gelirdi, bizimkiler gelmezdi” diye hatırlıyor o günleri. Babasına çok öfkeli: “Babam var ya, bizi bıraktı oraya ama kendi keyfine baktı. Bugün duyuyorum, trilyoner olmuş. Ama hâlâ ne arıyor ne soruyor.” Sokağın acımasız bir yanı var. Ahmet başını tinerden kaldırıp acı bir gülümsemeyle bakıyor; bir anda, “Ben 343’üm abi, beni dövmek serbest” diyor. Tek istediği şey kendisine bir iş verilmesi. “O zaman tineri de bırakacağım, kötü alışkanlıklarıda!” diyor. Otomobilinizin camını silmek isteyen bir sokak çocuğuna, “Hayır” diyerek ilk anda tepki verirseniz, sizinle inatlaşacaktır. Ancak ona bir çocuk olduğunu hissettirirseniz iş değişir. Gözlerinin içine bakıp samimi bir şekilde, “İstemiyorum” ya da “Bugün param yok” dediğinizde, o da gözlerinizin içine bakıp size gülümseyerek “Bu da benden olsun abi” diyecektir. Sokak çocukları, sokak köpeklerini sever. Üzerinde düşünülmemiş bir dayanışmadır bu. Sokak köpeği, soğuk kış gecelerinin battaniyesidir. Kimsesiz bir çocuk aynı zamanda “kendisini koruyan” bir köpeğe hiç tereddüt etmeden ekmeğini uzatır bu yüzden. Türkiye’de çocuk olmak zordur. Sokak çocuğu olmak ise akla hayale gelmeyecek kadar sert bir durumdur. Şehrinizin meydanında, sizinle birlikte yaşlanan bir sokak çocuğu görmeniz neredeyse olanaksızdır. Çünkü Türkiye’deki kimsesiz bir çocuğun “istisnalar dışında” 35 yaşına ulaşması çok zordur! Devlet, aile içi şiddet, anne babanın kaybı, cinsel ve fiziksel istismar nedeniyle sokakta yaşamaya mahkûm olan bir çocuğa 18 yaşına kadar bakmak zorundadır. Rehabilite edildiği ve “topluma kazandırıldığı” düşünülen genç, 21 yaşından itibaren tamamen sahipsiz ve kimsesizdir. ‘Hepsi kaybolup gidiyor’ Beşiktaş Belediyesi çatısında, sosyal güvenlik uzmanı olarak hizmet veren sosyolog Güven Dağıstan, “Esas öykü de tam bu noktada başlar” diyerek anlatıyor: “Bireyleri topluma kazandırdık diyerek konuyu kapatan bir sistem hiçbir meseleyi çözemez. Çocukların çoğu kaybolup giderler. Bir fabrika gibi problem üreten bir mekanizmadır bu. Sorunlu bireyler ortaya çıkarır. Onlar yok olunca, yerlerine yenileri eklenir. Öncelikle ‘gerçekte mağdur olan’ bu çocukları yakından tanımak, problemlerini anlamaya çalışmak gerekir. Önyargılar ortadan kaldırılmalıdır. Çocukların geçmiş yaşamları ve oradan getirdikleri tortular ağırdır. Konuya, toplumun genel sorunu olarak yaklaşılır. Oysa ortada bir sorun varsa, bu çocuklara aittir. En küçüğünün üzerinde 5 bıçak yarası bulunur. Devlet mekanizmasında, sadece sonuçlarla ilgilenme geleneği vardır. Ancak ‘neden’ sorusuyla ilgilenmeden çözüme ulaşılmaz.” Peki, devletin “343. şahıslar” diye kodladığı bu çocuklar neden bu durumda? Sosyolog Dağıstan, “Zaten sorunlu olan toplumsal yapının üzerine, ailede yaşanan problemleri eklerseniz sorular anlam kazanmaya başlar” diyerek sözlerini sürdürüyor: “Hemen hepsi şiddet mağdurudur. Şiddet ise her türlü ayrımcılığın bizzat kendisi, her türlü nefretin yansımasıdır. Çocukların dramı aileden başlar. Sonra kaldıkları çeşitli devlet kurumlarındaki personelden dayak yerler. Sokakta hemen her gün polis şiddetine maruz kalırlar. Çocuklar bize, polisin kendilerini MOBESE kameralarını kapatarak dövdüklerini söylüyorlar. Sokak çocuklarının ‘şiddetle’ birlikte anılması genel bir anlayış olmuştur. Bu denli mağdur olan bireylerin durdukları noktayı anlayabilmek gerekir. Her türlü güvensizlikleri, otorite ve kurallar karşısındaki tepkileri çok anlaşılırdır. Varlıklı kişilerin artıkları yoksullara kalır. Bu çocuklar ise tabağın son kısmını sıyırır. Aslında bu kadar itilip kakılan, bunca kötü muameleye uğrayan ve aç yatıp kalkan bu genç insanların nasıl olup da bir sosyal patlamaya yol açmadıklarına şaşmak gerekir.” Tinerci, balici, sokak çocuğu… İlginçtir ki hiçbir toplumsal raporda, “sokak çocukları toplumdaki diğer bireylerden daha fazla şiddete meyillidir” diye bir veriye rastlanmıyor. Ancak her nedense, “aslında bizzat mağdur olan bu çocuklar” yanlarına yaklaşılması bile tehlikeli potansiyel suçlular olarak görülüyor. Acaba iyileştirici olmaktan çok uzak olan sistem, yanına çektiği medya gibi kanallarla kendini aklayabilmek için bu çocukları mı karalıyor? Problemleri çözemeyen devlet, “Onlarla biz bile uğraşamadık, bu çocuklar kötüdür” algısı yaratıp bunu yaymak için mi uğraşıyor? “Mekanizmanın böyle çalışmadığını umuyorum” diyen sosyolog Güven Dağıstan, “Sistemin kendisinden kaynaklanan bir sorun olduğunu da kabul etmek gerekir” diye anlatıyor: “Aslında bu çocukları tanımlarken farkında bile olmadan ‘tinerci’, ‘balici’ gibi ayrıştırıcı ve ötekileştiren bir dil kullanıyoruz. Siyaset figürleri bizim söylemlerimizi de belirliyor. Birileri çıkıp ‘Tinerci bir nesil istemiyoruz’ diyebiliyor önünü ardını düşünmeden. Bir sokak çocuğu bir suça karışmışsa bu manşet olur. Ancak söz konusu gazeteye dikkatli bakarsanız, o haberin hemen altında bulunan gasp, kadın cinayeti ve başka suç haberlerini de görürsünüz. Her nedense, medyada sokak çocuklarının karıştıkları olayları canlı tutma isteği vardır. Bu algı, toplumu olumsuz yönde besler. İnsanların trafikte bile birbirlerini boğazlama eğiliminde oldukları, her an birbirleriyle kavga ettikleri ve fiziksel olarak güçsüz olanların sürekli mağduriyete uğradıkları bir yapıda bu çocuklara herkesten çok yüklenilmesi ilginç bir durumdur.”T24
Reklam
"Selçuk İnan'ın Fenerbahçe'de Olmasını Çok İsterdim"
Fenerbahçe'nin başarılı oyuncusu Gökhan Gönül, TRT SPOR'da yayınlanan Futbol Ateşi programına önemli açıklamalarda bulundu.Gönül, Galatasaray-Fenerbahçe maçında Galatasaray taraftarları tarafından protesto edilen Selçuk İnan için 'Bizim takımda olmasını çok isterdim' dedi.İNŞALLAH DAHA GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ Geride kalan 2 yılda yaşadığımız sıkıntılardan sonra bu sezon o zorlukların taçlandırılması gerekiyordu. 30 seneye yakın bir zamandır alamadığımız Türkiye Kupasını almıştık artık şampiyon olmamız gerekiyordu. Sezon başında kulüpteki tüm çalışanlar dahil şampiyonluğa inanmıştık. Fikstürümüzde iyi olunca başkanımız sezon öncesi yanımıza gelip şöyle dedi: “2010-2011 sezonun ikinci yarısında 17’de 17 yapmıştınız. Bu fikstürü görünce şimdi de aynı şeyi yapmamanız için hiçbir neden göremiyorum” demişti. Böyle söyledikten sonra bir Konya faciası yaşadık. Ondan sonra takım arasında yeniden bir toplantı yaptık. Başkanımızda geldi “Ben size inanıyorum, hocanızın arkasındayım, sizin arkanızdayım, bu sene şampiyon olmamız lazım” dedi ve orada bir start alındı. Güzel maçlar oldu, son dakika galibiyetleri bizi ekstra motive etti ve sonunda da şampiyonluk geldi. 3 Temmuz sürecinde çok acılar çekmiştik artık hepsini geride bıraktık, inşallah daha güzel günler göreceğiz. SON DAKİKA GALİBİYETLERİNDE ERSUN HOCA'NIN PAYI BÜYÜK Son dakika gollerimize insanlar önce şans dedi ama bu maçların sayısı arttıkça öyle olmadıklarını gördüler. Bu son dakika galibiyetleri takımın her şeyini verdiğinin göstergesiydi. Takımı da zaten hep olumlu yönde etkiledi. Bir sonraki maç mesela skor berabereyken herkes gol arıyordu, yine olabilir inancımız hep vardı. Bu takımın azmini gösteriyordu. Vazgeçmemenin, inanmanın bir zaferiydi. Fenerbahçe’nin fizik olarak çok iyi durumda yorumlarına kesinlikle katılıyorum. Bizde bazı kulüplerde bazı sezonlar zaman zaman 70. Dakikadan sonra düşüş yaşarlar. Biz belki fizik kapasitemizi çok yükseltmedik ama düşmeyi hiç yaşamadık. Bu da şampiyonlukta emeği çok büyük olan Ersun hocamızın başarısıdır diye düşünüyorum. O yüzden son dakika galibiyetlerinde Ersun hocanın da payı büyük. ERSUN HOCA'NIN PROGRAMINA ÇABUK UYUM SAĞLAYAMADIK Aslında Ersun Hocanın çalışma programlarına çabuk uyum sağlayamadık. Aramızdaki toplantılarda Ersun Hoca bize “Ben futbol için, antrenman bilimi için çevrilmesi gereken bir sayfa varsa çevirmişimdir, emin olun. Siz benim dediklerimi yapın sonunda başarı gelecektir” derdi. Hocamızın futbolda bilmediği bir şey yok. Bizim antrenmanlarımızı izleyen biri Ersun Hocanın bize neler kattığını çok rahat görebilir. Ersun hoca gibi futbol konusunda bu kadar başarılı insanları ülkemizde yükseltmemiz gerekiyor. Sonuçta ortadaki başarıda belli. Ben Ersun Hoca ile çalışmaktan çok memnunum. Sezon başında hemen alışamadık çünkü çok ağır antrenmanlar yaptık. İlk 2 hafta neredeyse topa dokunmadık. Fenerbahçe takımının zaten bir yeteneği var. Fiziki olarak yükselmemiz gerekiyordu. Ersun hocada bunu başardı. Ersun hocanın devam etmesiyle ilgili karar verecek insanlar biz değiliz. Başımızda bir yönetim var, başkanımız var. Onların ve hocanın kararı olacak. İnşallah kalır. Fenerbahçe için çok güzel şeyler başardı, şampiyonluğu getirdi. Umarım devam eder. Başkanımız sadece birilerini yükseltmek yada fırça atmak için değil, bende sizin yanınızdayım mesajını vermek için müsait olduğu hemen her zaman Samandıra’ya geldi. Bizi bırakın Türkiye’ye ilk defa gelen yabancı oyuncularımızda Aziz başkan için “O bizim babamız” diyebiliyor. Fenerbahçe’ye hayatlarını adadıklarını gördükleri için Aziz başkanı bu kadar seviyorlar. Tabi ki Can Bartu, Lefter bizim için bir efsane. Onlar zaten her zaman anlatılacak. Ama benim bir oğlum var 2,5 yaşında. İnşallah bir tanesi daha gelecek. Bende onlara Aziz başkanı anlatacağım. Onun ne kadar büyük bir Fenerbahçeli olduğunu, Fenerbahçe adına her şeyini adadığını, her zaman iki lafından birinin Fenerbahçe olduğunu, böyle bir insanın takımında oynamanın gurur verdiğini anlatacağım. Gerçekten çok büyük bir başkan. Sıkıntıları hala devam ediyor inşallah mutlu sonla bitecek bu durum. Geçen sene 10 asist yaptım, 4 gol attım. Bu sene ise sadece 4 asist yaptım. Bunun da en büyük nedeni Caner’in bu seneki performansı. Üzerimdeki yükü büyük ölçüde azalttı. Bu sene durduramıyoruz Caner’i. Değil biz hiçbir takım durduramadı. İnşallah sözleşmesini de yeniler ve bizle beraber olmaya devam eder. DOKTOR BENİ UYUTSUN DAHA İYİ İnsanlar Gökhan neden bu kadar çok sakatlanıyor diye söylüyorlar ama bir ikili mücadelede ayağıma topu uzatmasam, kendimi bu kadar zorlamasam sakatlanmam. Mesela arada kalan bir topa belki profesyonellik gereği ayağını sokmaman lazım ama ben biraz amatör düşünüyorum. Sahanın her yanında elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Benim için en kötü şey kenarda olmak, maçı orada izlemek. Sakat yada cezalıysam doktor beni uyutsun daha iyi. Kenarda izlemeye dayanamıyorum. Benim ağrı eşiğimde biraz yüksek olduğu için başka arkadaşlara oranla ağrılara daha çok dayanıyorum. Sonuçta her şey takım için. EN ÖN PLANA ÇIKAN CANER ERKİN Bu sezon Türkiye liginde ön plana en çok Caner çıktı. Sow, Emenike, Webo ve Kuyt 4’lüsü kimse göz ardı edemez ama Caner en ön plana çıkan isim oldu. BUNLAR TARAFTAR DEĞİL Karabük maçı bizim için bir ders niteliğindeydi. Eskişehir ve Sivas maçlarını kayıpsız geçsek şampiyonluğumuzu belki daha erken ilan edecektik. Ama orada kayıp yaşayınca yeniden bir araya geldik, toparlandık. Trabzon maçı sonrası şampiyonluktan iyice emin olduk. Soyunma odasında herkesin yüzündeki hırsı görünce tamam dedim. Bizi artık kimse yakalayamaz. Rakiplerimizin de o maçtan sonra bizi takip etmeyi bıraktıklarını düşünüyorum. Trabzon maçında yaşananları anlamıyorum. Bir kulübe kızgın olabilirsin. Tepki gösterebilirsin ama sahaya girmeye çalışmak ne demek. İnsen ne yapacaksın. Futbolcuları mı keseceksin, doğrayacak mısın? Ne yapacaksın. Amaç ne? Anlayamıyorum. Volkan’ın elinde gözüken taşı sahaya niye atarsın. Ölmesini mi istiyorsun Volkan’ın. Burada tüm Trabzon taraftarından bahsetmiyorum. Ama bunları yapanları stada sokmayacaksın. Bunlar taraftar değil. Kendi seyircimde aynı şeyi yapsa yorumum aynı olur. 'TÜRKİYE'Yİ TER EDELİM DAHA İYİ' DEDİK Eskişehir ve Sivas kayıplarından sonra Gençlerbirliği maçı öncesi, eğer burada şampiyonluğu verirsek kimseye bakacak yüzümüz olmayacağını, sokağa bile çıkamayacağımızı, Türkiye’yi terk edelim daha iyi dedik. Zaten çıktık Gençlerbirliği’ni mağlup ettik, ardından Trabzon maçı ve artık herkes inandı. Maçların gerginliğinden dem vuruyorsak Beşiktaş maçında da bunun olması lazımdı ama olmadı. Bilic ile yaşadığımız güzel diyalog ortada. Rakip takım futbolcusundan bir terbiyesizlik olmadı, bizden de olmadı. Sonuçta da maç güzel bir şekilde berabere bitti. Ama başka bir takım olsa aynısının olacağını düşünmüyorum. İnsanlar futbolun bir eğlence olduğunu unutmaması lazım. Caner’i Beşiktaş maçında yaptığı centilmenlikten dolayı niye eleştirilim ki. Sahadaki futbolcuların hiçbirinin bilmediği bir kural nedeniyle Caner öyle bir hareket yaptı. Bizde sonra öğrendik karar doğruymuş ama hiçbirimiz bilmiyorduk. Caner doğru davrandı orada. SELÇUK İNAN'IN BİZİM TAKIMDA OLMASINI ÇOK İSTERDİM Önce Akhisar’ın sonrasında Karabük’ün bizi alkışlaması çok güzel. Burada en büyük payı Hamza hocaya vermek lazım. Zaten Türkiye’de herkesin duyduğu bir isim. Kendisine yakışanı yaptı. Bizde böyle bir durumda olsak bizde alkışlarız. Niye yapmayalım. Futbol öyle bir şey ki, kimi zaman sizi vezir kimi zaman sizi rezil eder. Selçuk İnan, Galatasaray’ın bundan önceki 2 şampiyonluğunda bana göre %75 payı olan adam. Bizim maçta ona yapılan protestoyu hak ettiğini hiç düşünmüyorum. Bende ona orada destek olmadım istedim. O da benim gibi duygusal bir insan. Bizim takımda da olmasını çok isterdim. O maçta sadece Selçuk’a destek olmak istedim. CANER'İN PEROFRMANSINA YAKIŞIR BİR GOLDÜ Emre abinin Kasımpaşa’ya attığı gol mükemmeldi. Caner’in Kayserispor’a attığı gol inanılmazdı. Duran bir top değildi. Caner’in sezon performansına yakışır bir goldü. Mehmet Topal’ın Akhisar’a attığı gol çok güzeldi. Belki hepsi aklıma gelmiyor bizim adımıza sezonun en güzel golleri bunlardı. MANCINI DÜRÜST Bİ İNSAN Karabükspor maçında yaptığımız kağıt esprisine bazıları çok fazla alınmışlar. Hala aynı hataları yapmaya devam ediyorlar. Maçtan 2-3 gün önce bize yapılan bir terbiyesizlik vardı. Paylaşılan videoda edilen küfürleri herkes biliyor. Biz en azından böyle bir şey yapmadık. Emre abide Mancini’nin çok iyi bir insan olduğunu daha önce 2 sene çalıştığını. Eğer böyle bir şey yaparsak, insanların ona yorabileceğini, ayıp olabileceğini söyledi. Bizde maçtan sonra gerekli açıklamayı yaparız, onunla alakası olmadığını söyleriz dedik. Mancini de zaten daha önce şampiyonluğu bizim hak ettiğimizi söyleyen, dürüst bir insan. Biz bunu sadece bize yapılan bir terbiyesizliğe cevap vermekti. Küfür etmeden biz espri yapılsa biz kabulleniriz. Mancini ile alakası yoktu bunun. Güzel bir espriydi, insanlarından buna ekran başında güldüklerini düşünüyorum. Küfür, terbiyesizlik olmadığı sürece böyle kaliteli esprilere varım.Maraton
Kim ve Kanye'den Mütevazı Düğün Davetiyesi
Düğünleriyle gündemdeki yerlerini bir seneliğine garantileyen Kim ve Kanye, malzemeleri tükendikçe basına düğünleriyle ilgili bir detay ‘sızdırıyor’. Versay Sarayı’nda evlenmek isteyen ancak paranın her şeyi satın alamadığını keşfeden Kimye, önce düğün salonu olarak herhangi bir şato kiralamak zorunda kaldı, sonra da Fransız kanunlarına takıldı. Fransa’da resmi olarak evlenebilmeleri için çiftten en az birinin nikahtan 40 gün öncesinden itibaren ülkede ikamet etmesi gerektiğini öğrenen çift, “Evet!”diye haykırmak için Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde karar kıldı. Düğün için şato kiralayan, kendini 2 Pac, Picasso, Steve Jobs, Michael Jordan, Andy Warhol ve Walt Disney gibi isimlerle kıyaslayan Kanye’den altın harflerle yazılmış bir davetiye bekliyorduk ki neredeyse saman kağıda baskı bir şeyle karşılaştık. Minimalist olmak için biraz geç kalan Kimye’nin düğün fotoğraflarını merakla bekliyoruz.Playtusu
"Berkin'de Muhtemelen Demir Bilye Vardı"
Nagehan Alçı: Gezi'ye gitmedim, hamileydim ve çok riskliydi benim için. Bir gazeteci olarak insan orayı görmek ister ama gidemedimTwitter’da çoğu kullanıcı AKP’den nefret ettiğini öne süren Milliyet gazetesi yazarı Nagehan Alçı , “Nabzı sokaklarda tutmak lazım. 30 Mart’ta oy vermek için kuyrukta bekliyoruz Beşiktaş’ta bana, 'Çok teşekkürler, bu ülkeye katkın çok, Allah razı olsun abla' diye gelen apartman görevlileri vardı. Ezilmiş, alt kesim, dindar kesim, kendini şimdiye kadar itilmiş hisseden kesim arkamda. Sokaklar arkamda. Bununla gurur duyuyorum. Sosyal medyadaki klik ne derse desin… Umurumda değil” dedi. Radikal gazetesinden Armağan Çağlayan ’a konuşan Nagehan Alçı, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bugüne kadar keşke bu cümleyi söylemeseydi dediğiniz oldu mu?” sorusu üzerine, “Oldu tabii, Berkin’in cenazesinden sonra oldu, annesine babasına yönelik söylediği şeyler... Keşke söylemeseydi. O çocuk büyük bir olasılıkla ekmek almaya gitmiyordu, eylemciydi elinde bilye vardı, her ne olursa olsun önemli değil” diye konuştu. Başbakan Tayyip Erdoğan , Gezi Parkı olaylarında Okmeydanı'ndaki evinden ekmek almak için çıktığında başına polisin attığı biber gazı kapsülü isabet eden ve 269 gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan 'ı 'terör örgütünün tuzağına düşürülmüş bir çocuk' olarak nitelendirmiş, AKP mitingine katılanlar 'Oğlumu Allah değil Erdoğan aldı' diyen anne Gülsüm Elvan 'ı yuhalamıştı. Armağan Çağlayan’ın Nagehan Alçı ile yaptığı söyleşi şöyle: Nazlı Ilıcak’la yaptığımız röportaj üzerine bir şeyler yazdınız. Aslında Nazlı hanım kötü bir şey söylemedi. Okudum röportajı. Kendini Beyaz Türk zanneden çevre 28 Şubat’ta Nazlı Ilıcak’ı arkadan vuran, iki yüzlü bir çevredir. Kendisi bana defalarca bu çevrenin dindarlara ve demokrasiye ne kadar düşman olduğunu anlattı. Şimdi bu totaliter zihniyetli çevreyi övmesi bir trajedidir. Bunun üzerine uzun uzun düşünmeli… Geçmişimi çöpe mi atıyorum sorusunu kendisine sormalı, çünkü maalesef her gittiğim yerde insanlar bana bunu söylüyorlar, sokakta durdurup bunu söylüyorlar… Üzülüyorum… ’Dört Bir Taraf’ı izledikten sonra hep bu program bitince ne oluyor diye merak ediyorum. Mümkün olduğu kadar bittikten sonra programdaki havayı sürdürmemeye çalışıyoruz ama tabii zaman zaman Türkiye’nin gerilimleri bize de yansıyor, bu dönemde küs ayrıldığımız programlar oldu. Ama programda birbirimize darılsak bile sonraki programda ya ben ya da o bir jest yapıyoruz, ya kahve ikram ediyoruz, ya elma ikram ediyoruz (Nazlı Hanım’ın elmaları meşhurdur) ve kırgınlıkları kalbimize gömüp devam ediyoruz. Ama siz Kadri beyle hiç konuşmuyorsunuz diye tahmin ediyorum. Nazlı hanım gibi bir hikâyemiz yok bizim Kadri’yle. Programla sınırlı bir ilişkimiz var. Zaman zaman hiç diyalog olmadan geçtiği oluyor. O elektrik seziliyor biliyor musunuz, ekrandan geçiyor. Muhtemelen Abdülkadir bey ve Kadri beyin de böyle bir ilişkisi yok. Yok. Bazen Kadri Gürsel çok agresifleşebiliyor. Program sonrasında da bunu sürdürünce aşırı gerginlikler yaşandığı oldu. Sanki kanal babalarının malı, onlar hancı Abdülkadir Bey yolcu gibi hava yaymaya çalışıyorlar. Program sırasında veya sonrasında Twitter’a bakıyor musunuz ne yazılmış diye... İlk başlarda bakardım ama artık bakmıyorum. Ona takılınca insan önünü göremez oluyor. Hiç sokakta insanların bir şey dediği oluyor mu? Çok oluyor. Çevremdeki birçok kişiyle siyasi pozisyonum nedeniyle artık konuşmuyorum. Sorunca en eğitimli, en Batılı, en liberal görünen bizim kesim. Ama esasen hiçbir şekilde farklılığa tahammüllü değiller. Birçok arkadaşlarımla koptum bu yüzden. Çünkü Türkiye’deki kast sistemine alışmışlar. Onun bozulmasına isyan ediyorlar ve benim de bunu desteklememi ihanet olarak görüyorlar. CHP çizgisindeki bir siyaset yorumcusuna kalkıp da kimse tepki göstermiyor Türkiye’de. Ama eski Türkiye’yi eleştiren, Başbakan’ın politikalarını genel itibarı ile doğru bulan biriyseniz bir kesim kendinde size nefret söylemine kadar giden laf atma hakkını buluyor. Bugüne kadar sizi en çok sinirlendiren ne oldu? Kişisel şeylerin programa taşınması sinirlendiriyor beni. Maalesef tuhaf ithamlarla aldığımız ev bile kriminalize edilmeye çalışıldı. Yakıştıramıyorum doğrusu… Eskiden beri mi sağ görüşlü biriydiniz yoksa zamanla evrildiniz mi? Ben sağ görüşlü değilim, liberal demokratım. Ne sağ ne solum. Nazlı hanım sağ görüşlüdür. Kendi de zaten söyler bunu. Zaman zaman bir liberalin desteklemeyeceği şeyleri destekler görüyorum sizi. Mesela 17 Aralık’la ilgili bir duruşunuz var. O bir liberalin duruşu mudur, nasıl açıklanır? Yargı araçsallaştırılıp, siyaset mühendisliği yapılmaya çalışıldı 17 Aralık’ta. Türkiye bir süredir emniyet ve yargı içindeki birbiriyle koordineli hareket eden bir çete tarafından şekillendirilmeye çalışılıyor. Ben bir liberal demokrat olarak buna karşı çıktım. 17 Aralık’taki güçler galip gelseydi sandıkla gitmeyecek o çete hepimizin kaderini ellerinde tutuyor olacaktı. Halletmemiz gereken en öncelikli sorun budur. Bu çete hiçbir konuda adil yargılama yapamaz. Yolsuzlukların üzerine bağımsız ve tarafsız yargı ile gidilebilir. Peki Türkiye şu anda bir hukuk devleti normunda mı evrensel hukuka göre? Hiçbir zaman olmadı. Şayet yargının içinde bir yapılanma, istediği herkesi istediği zaman sahte kanıtlarla ayarlanmış polislerle içeri atabiliyorsa herkes tehlikede demektir. Böyle bir ülke korkunç bir açık hava hapishanesi demek olur. Buna karşı ses çıkarmak lazım. Ben bu sesi geçmişte daha gür çıkarabilirdim ama baştan itibaren çok ses çıkaranlar doğru sesi mi çıkarıyorlardı? Hayır. Biz hep ifrat ve tefrit arasında gidip gelen bir toplumuz. Ergenekon davaları başladığında darbeyi askerin görevi görenlerle, eski düzenden nemalandıkları için değişmemesini isteyenler 'hiçbir şey yoktur' diye büyük bir gürültü çıkarınca, 'Nasıl hiçbir şey yok? Bu ülkede derin devletin neler yaptığını biliyoruz. Askerin son derece keyfi bir şekilde sokaklara çıkıp darbe yaptığını, bazen de daha da sinsi bir şekilde ülkeyi yönetip halkın iradesini geçersiz kıldığını biliyoruz. İlk defa bir süreç başlıyor bunu desteklemek lazım' dedik. En başta bir koro, 'Ergenekon tamamen bir düzmecedir' diye haykırmasaydı o zaman belki buna karşı savunma pozisyonunda kaybolan yanlışlıklar ortaya daha kolay çıkacaktı. Yanlışın neresinden dönülse kârdır. Aynı şey Ak Parti kanadından atıyorum bana da var. Twitter’da bir şey yazdığımda hemen ilk cümle, “28 Şubat’ta neredeydin” oluyor. Evet, çok kötü. Çok tahammülsüz, birbirinin üzerine çullanmak için yer arayan bir toplum olduk. Popüler kültürle ilginiz var mı, atıyorum Muhteşem Yüzyıl’a bakıyor musunuz, Survivor’a? Dizilerle aram çok kötü maalesef, bazıları bunu böbürlenerek filan söyler ama çok ayıp bir şey bir gazeteci için. Ama şöyle bir eski kafalılığım var benim, ben Alman okulu bitirdim ve çok disiplinliydi, bir şeyi ya yap ya da yapma mantığı, ya takip edeceğim ya da hiç etmeyeceğim diye düşünüyorum. Ama tarihe yönelik şeyleri popüler kültüre taşımak bence çok faydalı bir şey. Evet ama Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan hiç mutlu olmuyor bu konuda. Bülent bey geçen gün gençlik dizilerindeki kızların etek boyuyla ilgili konuştu. Olabilir ben bunu da çok tuhaf bulmuyorum çünkü zaten kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan insanlar. Bana ne garip geliyor biliyor musun, koskoca Bülent Arınç neden televizyondaki bir kızın etek boyu hakkında konuşuyor ki? Bu toplum mühendisliği gibi geliyor. O öyle deyince değişiyor mu etek boyu? ‘Muhteşem Yüzyıl’ hakkında Tayyip Erdoğan konuşunca Star TV iki hafta sonra bütün kadınların dekoltelerini kapattı, hâlâ da kapalı. Bu tam bir ataerkillik. Türkiye’de siyaset ataerkil bir şekilde yapılıyor. Başbakan kendisini milletin babası olarak görüyor, dolayısıyla her şey ile ilgilenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu hem iyi hem de kötü. O yüzden her şey karışıyor zaten. Türkiye gibi daha kurumsallaşmayan bir toplumda, normalde kurumların yapması gereken bir takım görevlerin yapılmadığı bir toplumda her şeye el atacak biri gerekiyor. Başbakan da böyle biri. Ama bazı alanlarda çok fazla olabiliyor. Her şeye de karışmasın tepkisi de doğuyor. Bugüne kadar keşke bu cümleyi söylemeseydi dediğiniz oldu mu? Oldu tabii, Berkin’in cenazesinden sonra oldu, annesine babasına yönelik söylediği şeyler... Keşke söylemeseydi. O çocuk büyük bir olasılıkla ekmek almaya gitmiyordu, eylemciydi elinde bilye vardı, her ne olursa olsun önemli değil. Biz Türkiye’de Güneydoğu’da Kürtler beyaz Toros’larla toplanıp sonra da nerede olduğunu bilmediğimiz çukurlara gömülürken karşı çıktık ve Ak Parti’yi de zaten bu düzeni değiştirdiği için sonuna kadar destekledik. Askerin keyfiyetinden polisin keyfiyetine geçilemez. Ne olursa olsun gaz fişeği kimsenin kafasına atılamaz, atanın da hesabı sonuna kadar sorulmalı. Çok şükür galiba araştırma derinleşiyor. Bugün Berkin’in avukatları dört tane katil zanlısı polis tespit ettik diye açıklama yaptılar. Bunun üstü hiçbir şekilde örtülmemeli, Başbakan da bunu istemez, istese kendiyle çelişir. Şimdi Gezi ile birlikte, sanki o alanda olan her şey bir meydan okuma, Türkiye’yi geriye götürme iradesi, sandık dışı yollarla ortalığı karıştırıp iktidarın altını oyma mücadelesi gibi algılanmaya başladı. Bence orada da ifrat ve tefrit meselesi ortaya çıkıyor. Evet böyle bir kesim vardı ama bir yandan da tamamen protesto hakkını kullanmak isteyen gençler de vardı. Benim birçok arkadaşım vardı. Siz gittiniz mi Gezi’ye? Gitmedim, hamileydim ve çok riskliydi benim için. Bir gazeteci olarak insan orayı görmek ister ama gidemedim. Sizce bizim hayatımızda bir şey değiştirdi mi Gezi? Hayır pek bir şey değiştirmedi. Sadece o hiç kimsenin kullanmadığı Gezi Parkı yerinde duruyor. Ben de öyle düşünüyorum. Bu Gezi süreci bir paranoya yarattı iktidarda, bu da bir şeyleri değiştirdi. Gezi’dekilerin yapmak istediğinin tam zıttı yönünde değiştirdi. Mesela 1 Mayıs’ta Taksim’i açmadılar. Halbuki bence açacaklardı niye açmasınlar, zaten bu iktidar yıllar sonra açmış meydanı. Gezi’den sonra yeni bir Gezi platformu oluşabilir, sokaklar karışabilir tehdidi hissetmese 1 Mayıs’ta bunlar yaşanmayacaktı. Ama yine karıştı, bir şey değişmedi. Taksim değil ama Harbiye karıştı... Gezi olmasaydı 2011’deki Taksim bayram havası tekrar yaşanabilirdi. Zaten kapatmasına ben karşıyım hep. Tabii keşke Gezi olmasaydı da demiyorum, demokrasilerin temel hakkıdır protesto. Ancak sokakları yakıp yıkmak, bir ülkenin Başbakanlık binasını basmaya kalkmak, otobüs duraklarını sökmek her hukuk devletinde suçtur. Tabii bunlarla kıyaslanmaz ama tencere tava çalmak da bence 'çevreye duyarlıyım' prensibi ile yola çıkmış bir protestoyla çelişkili… Susurluk dönemindeki tencere tava protestolarını hatırlar mısınız? Evet. Orada ışık eylemi de vardı ve ışık kapatıp açmak güzel bir eylemdi bence. Ama daha sonra onu da askeri vesayet araçsallaştırdı ve kendine yonttu. Gezi’de de başka vesayet odakları bunu yapmak istedi. Başbakan’ın tavizsiz duruşunun sebebi buydu. Bir de protesto hakkınızı kullanmak demokrasinin en tabii sonucu. Ancak sonrasında artık sandığa güvenmek zorundasınız, buna isyan edemezsiniz. Maalesef Türkiye’de tencere tava çalanların yüzde 80’i sandıktan çıkana isyan ediyor. Diyelim ki bugün seçim yapıldı, bundan 3 yıl sonra artık iktidarın eskimiş olduğunu düşünerek ben bir eylem yapabilirim. Bir kere sandıktan çıktı diye bu iktidarın gelecek 5 yılda veya 10 yılda yaptığı her şeyin doğru olduğunu göstermez ki. Evet göstermez, sandık asgari şarttır. Yeterli değil ama mecburidir. Onun üzerine birçok şartı var demokrasinin. Ama önce sandığa saygılı olmak lazım. Ben bir CHP’li olsam Başbakan'dan veya Ak Parti'den çok daha fazla CHP’ye kızardım. Çünkü alternatif üretmekten aciz. Zaten Gezi’nin bu kadar büyümesinin sebeplerinden biri CHP’nin sokakları karşılayamaması. İnsanlar sandığa kaybedeceklerini bilerek gidiyorlar. O nedenle içlerindeki isyan duygusu giderek büyüyor. Sizi hep bu yalı meselesinde vurmaya çalışıyorlar ya, bu yalı bildiğimiz eski bildiğimiz bir yalı mı, yoksa bir yalı dairesi mi çok merak ediyorum? Hiçbir zaman yalımız olmadı. Paşalimanında, sanırım 'yol yalısı' deniyor, bir apartmanın üst katı, çok güzel manzarası var ama o kadar. Nazlı Ilıcak’ın yalısı vardır, yalı dediğin odur mesela. Bizimki bir apartman dairesi, üstelik kira. Çengelköy’de kredi çekip bir ev aldık, onu da yalı yaptılar, tepede yalı nasıl oluyorsa! Olmayan bir rakam yazdılar, hangi birini düzelteceksin ki? Bu kadar polemiklerin insanı olmak çok yorucu değil mi? Televizyonda polemik, köşe yazısında polemik. Hep bir soru-cevap halindesiniz insanlarla. Öf demiyor musunuz hiç? Hayatımı kompartize ettim. Benim değer verdiğim insanlar olan küçük bir çevre tarafından gelecek şeyler beni üzebilir ama geri kalanına karşı kendimi teflonlaştırdım o yüzden hissetmiyorum öyle bir şey. Ben gazetecilik yapmayı sahada çok severim. İnsanlar 'bu kız bu siyasi polemiklerle nereden çıktı' diyor halbuki, ben 2002 yılından beri gazetecilik yapıyorum. Biz sizi son 3 yıldır biliyoruz ama... Çünkü gazetede muhabirlik yapınca camia sizi bilir. Ben her türlü birimde çalıştım. Show TV’de dış haberlerde kaset taşıyarak başladım. Akşam gazetesine röportajlar yaptım, daha sonra köşe yazarı oldum ve siyasi tartışma programlarına çağırılmaya başlandım. En alttan başlayarak birçok yerde çalıştım. Mutlu musunuz şimdi? Mutluyum ama zaman zaman sahada gazetecilik yapmayı özlüyorum. Geçen gün röportaj yaptım çok özlemişim. Uzun yıllar savaş bölgeleri dahil bir çok yere gittim haberler yaptım. Rasim bey ile evli olduğunuz için çok para kazanıyormuşsunuz gibi bir algı veya ön yargı var, bende de var bu. Öyle mi? Televizyonda popüler işler yapmaya başlamam Rasim’den sonra oldu. Bunda onun payı var. Beni hep cesaretlendirdi, destek oldu. Fena kazanmıyoruz çok şükür. Ben sizinle ilgili bir tweet atmıştım, en çok RT alanlardan biri oldu. Dört Bir Taraf İzliyordum, belli ki size sinirlendim o anda, 'Allah'tan Nagehan Alçı Türk televizyonlarına çıktı, ben de Türkiye televizyonuna çıkan gelmiş geçmiş en antipatik insan olmaktan kurtuldum' yazdım. Bir saat içinde 9 bin kere döndü. Twitter’da genel nabız yakalanamıyor, çok tutarlı bir veri değil, çoğu kullanıcı çok ağır bir şekilde AKP’den nefret ediyor. Nabzı sokaklarda tutmak lazım. 30 Mart’ta oy vermek için kuyrukta bekliyoruz Beşiktaş’ta bana, 'Çok teşekkürler, bu ülkeye katkın çok, Allah razı olsun abla' diye gelen apartman görevlileri vardı. Ezilmiş, alt kesim, dindar kesim, kendini şimdiye kadar itilmiş hisseden kesim arkamda. Sokaklar arkamda. Bununla gurur duyuyorum. Sosyal medyadaki klik ne derse desin… Umurumda değil…
Reklam
Beşiktaş'ta Keşfedilmeye Değer 5 Kahve Dükkanı
Hakkını verin, Beşiktaş çok acayip bir yer olmaya başladı. Bunca zamandır Beşiktaş'ta oturmuş ve hala oturmakta olan kişiler olarak söylüyoruz, eskiden her aktivite için Taksim'e çıkmak gerekirken şimdi Beşiktaş'tan çıkamaz olduk. E haliyle naçizane 3 5 yer keşfettik bu vesileyle.  Siz de gidip gördüğünüzde; 'Kahve dediğin budur, daha lezzetlisini içmedim', 'Ne güzel tasarlamış adamlar, saatlerce çıkasım gelmez benim buradan!', 'Hem de çok ucuz, tam takeaway'lik', 'E burası sergi?' gibi cümleler kuracağınıza eminiz.      Daha fazla merak da ettirmeyelim. Hadi, buyurun.
İstanbul'un En İyi 10 Kitabevi
Bazıları unutulmaya yüz tutmuş, bazıları kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya, bazılarıysa önünden her geçişimizde bizi içine çeken, koca koca raflarına göz atıp bir iki kitap karıştırmamıza aracılık eden türden... İsimlerini çok iyi bilsek de yeterince zaman ya da bütçe ayıramadığımız İstanbul'un meşhur kitapçıları bugün maalesef dijital dünyaya karşı verdiği savaşa yenilmek üzere. Belki de sırf bu yüzden onlara iyi bakmamız gerek. Siz de benim gibi kağıt kokusunu hiçbir şeye değişemeyenlerdenseniz, bu listeye bir göz atın.
Reklam
"Tevhid-Selam Bir Terör Örgütü, 7 Bin Kişi Değil 230 Kişi Dinlendi"
Yeni Şafak’ta yer alan haberde ‘Tevhid-Selam Kudüs Ordusu’ soruşturmasında 7 bin kişiyi yasa dışı dinlediği iddia edilen Savcı Çimen’den 10 sayfalık açıklamaYeni Şafak gazetesinin Tevdih-Selam Kudüs Örgütü soruşturması kapsamında 7 bin kişiyi yasa dışı dinlediğini ileri sürdüğü savcı Adnan Çimen iddiaları yanıtladı. “Derin yapının bir kanadının ilgili örgütün içinde bulunduğunu” saptadıklarını söyleyen Savcı Çimen, “Bundan haberdar olan derin yapılanma, yasal takibata uğramamak için soruşturmayla hiçbir ilgisi bulunmayan binlerce insanı dosya kapsamında dinlenmiş gibi gösterdi” dedi. Savcı Çimen, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı hakkında da suç duyurusunda bulunacağını söyledi. 24 Şubat’ta Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan bir haberde yer alan “7 bin kişinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen Tevhid-Selam Kudüs Ordusu isimli soruşturma kapsamında yasa dışı bir şekilde dinlediği” iddia edilen savcı Adnan Çimen, hukukçuların kullandığı adalet.org isimli internet sitesinden cevap verdi. Haberden sonra Büyükçekmece Savcısı olarak atanan Çimen, “7 bin kişi yasa dışı dinlendi yalanı” başlıklı yazısında, basının “asrın telekulak skandalı” şeklinde yapılan haberi “asrın iftirası” olarak değerlendirdi. Çimen, soruşturma kapsamında yaklaşık 230 kişinin dinlendiği belirtti ve 110 kişi hakkındaki dinleme kararını CMK’nın 250. maddesiyle yetkili mahkeme hâkimleri tarafından, yaklaşık 120 şüpheliye ilişkin dinleme kararlarını ise TMK’nın 10. Maddesiyle yetkilendirilen 5-6 farklı “özgürlük hâkimi” tarafından verildiğini söyledi. Yaklaşık 10 sayfalık yazısında Çimeni, “telekulak skandalı” olarak sunulan dosyada soruşturulanın “İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak Türkiye’de faaliyet yürüten ve Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve benzeri cinayetleri gerçekleştiren yabancı menşeli ve İran ajanlarınca yönetilen bir kanlı terör örgütü” olduğu vurgulandı. Çimen, soruşturmanın üç yıl önce ve “KCKPKK mensuplarına dair bir soruşturma kapsamında KCK/PKK bu örgüt içerisinde hareket eden derin bir yapılanmanın tespit edilmesiyle” başladığını belirtti. Dilekçede, “KCKPKK mensuplarına ilişkin yürütülen bir soruşturma kapsamında bu örgüt içerisinde hareket eden derin bir yapılanmanın tespit edildiğini soruşturmanın 3 yıl önce bu şekilde başladığını” anlatılırken, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar ’ın “Kürt Ergenekonu” isimlendirdiği bu yapıya yönelik tespitlerinin doğru olduğu ileri sürüldü. Metinde, “Derin yapılanmanın bu faaliyetlerinin karar mercileri üzerinde ki etkisini Hürriyet Gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin’in 13.08.2012 günlü yazısında açıkça ortaya koyduğu” öne sürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun dinlemeler sonrası yaptığı basın açıklamasına da atıfta bulunulan metinde “Salihoğlu hakkında da suç duyurusunda bulunulacağı” ifade edildi. Dilekçede sıralanan ve “cevaplandırılması istenilen” sorulardan bazıları şöyle: Ülkenin faili meçhul cinayetlerle karışması ve kaos ortamının oluşması için faaliyet içinde olan yapılar ve arkalarındaki irade kimdir? Müvekkilim ve ilgili cumhuriyet savcılarınca yaklaşık (3) yıl boyunca gizlilik içerisinde yürütülen soruşturma neden deşifre edilmiştir? Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın bu soruşturma ile ilgili olarak mevzuata aykırı olarak ve basındaki iftira kabilinden haberleri doğrular mahiyetteki basın açıklamasını yapması için kendisinden talepte bulunan olmuş mudur? Hakkında tarafımızdan yapılacak suç duyurusunda detaylandırılacağı üzere, Sayın Başsavcı, bir yargı mensubu olarak dinleme işlemlerinin nasıl yapıldığını bilmesine ve dolaylı dinlemelerin ne anlama geldiğini gayet iyi bilmesine rağmen neden gerçeğe aykırı içerikte bir basın açıklaması yapmak zorunda kalmıştır? Soruşturmanın basına yansıtılması terör örgütü ile ilgili yapılan takibatı neticesiz bırakmamış mıdır? Bu yayınlar örgüt elemanlarının kaçmalarına fırsat vermiş midir? Soruşturmanın gizliliği açıkça ihlal edilmemiş midir? Türk yargı tarihinde manşetlerden bu şekilde günlerce deşifre edilen ve gizliliği ihlal edilen bir örgüt soruşturması var mıdır? Bundan sonra meydana gelmesi muhtemel faili meçhul cinayetlerin sorumluları bu soruşturmayı deşifre edip, üzerini kapatmaya tevessül edenlerde olmayacak mıdır? Soruşturmanın tüm aşamalarının anlatıldığı, dinlemelerin nasıl yapıldığına dair bilgilere yer verilen suç duyurusu dilekçesi ve savcı Çimen’in 10 sayfalık yazısının tamamı şöyle: 24.02.2014 günü mesaiye gittiğimde bir kısım basın yayın organlarında yer alan“asrın telekulak skandalı” diye başlayan ve içeriğinde şahsımın ve bir Savcı arkadaşımın, Selam isimli hayali bir örgüt soruşturması kapsamında başta Sayın Başbakan olmak üzere, bakan, bürokrat, gazeteci, sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve sair meslek gruplarından (7000) kişiyi yasal olmayan şekilde dinlediği iddiasıyla karşılaştım. Bu nedenle ilgili basın yayın organları hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulundum. Söz konusu basın yayın organlarının dile getirdiği olayın “asrın telekulak skandalı mı” “yoksa asrın iftirası mı” olduğu iddialara verdiğim cevaplar okunduğunda takdir edilecektir. Yapılan yayınlarda şahsım hedef alınmakla birlikte, ayrıca topyekûn Yargı Camiasının da itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını müşahede ettim. Bu nedenle şikâyet dilekçemi sizlerle de paylaşma ihtiyacı hissettim. Şahsıma ve Yargı Camiasına yapılan bu yargısız infazın gereğini yine yargı kendi içerisinde hiçbir ön yargıya kapılmadan hukuk kuralları içerisinde çözecektir. En derin Saygılarımla… T. C. İ S T A N B U L CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA MÜŞTEKİ Adnan ÇİMEN – Büyükçekmece Cumhuriyet Savcısı VEKİLİ Av. Av. Cihan AYDIN, İstanbul Barosuna kayıtlı Meşrutiyet Mah. Rumeli Cad. No: 46 Kat 5 İç Kapı 6 Nişantaşı, Şişli / İSTANBUL ŞÜPHELİLER 1- İbrahim KARAGÜL – Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni 2- Fuat ATİK – Yeni Şafak Gazetesi Yazı İşleri Müdürü 3- İdris SARUHAN - Yeni Şafak Gazetesi Yazı İşleri Müdürü 4- Fatma DEMİRCİOĞLU – Yeni Şafak Gazetesi Haber Müdürü 5- Mustafa KAHRAMAN – Yeni Şafak Gazetesi Sorumlu Müdürü SUÇLAR 1- Basın yoluyla hakaret 2- İftira 3- Adli Soruşturmanın Gizliliğini İhlal DELİLLER 1- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (kapatılan TMK’nın 10. Maddesiyle Yetkili) 2011/762 sor. sayılı dosyası 2- Yeni Şafak isimli gazetenin 24.02.2014 günlü ve devam eden günlerdeki nüshaları ve internet sayfası, OLAYLAR 24.02.2014 günlü Yeni Şafak isimli gazetenin manşetten verdiği “DERİN KULAK PENSİLVANYA” başlıklı haberin “Derin yapının en karanlık komplosu deşifre oldu. Darbe çetesinin hayali örgüt isimleri üreterek Başbakan Erdoğan, yakın çevresi, gazeteci, yazar, STK temsilcileri ve işadamlarının aralarında bulunduğu binlerce kişiyi 3 yıl boyunca dinlediği ortaya çıktı” şeklinde olduğu, devam eden 4-5 gün içerisinde de benzer yayınların sürdürüldüğü, müvekkilimin yasadışı dinlemeler yaptığı, bir cemaate mensup olduğu, bu yapılanmanın elemanı gibi çalışıp emir ve talimatları buradan aldığı, elde edilen mahrem bilgileri yurt dışına çıkarmak suretiyle casusluk faaliyeti içerisinde olduğu ve benzer iddiaların dile getirildiği saptanmıştır. Bu haberlerin değerlendirmesine girmeden, öncelikle müvekkilime ilişkin olarak şu hususları belirtmek isterim ki; Müvekkilim olan Büyükçekmece Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen 2005 yılında Adalet Müfettişi olarak atandığı görevinden yaklaşık 6 yıl sonra ayrılmış ve 07.03.2011 tarihinde Sultanahmet’te bulunan Adliyede genel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başlamıştır. Talebi olmadığı halde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından CMK’nın mülga 250. Maddesiyle Görevli ve Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak yetkilendirilmiş ve bu görevine 24.03.2011 günü Beşiktaş’ta başlamıştır. Müvekkilim bu süreçte kendisine Başsavcı Vekili tarafından tevzien gönderilen birçok soruşturmayla birlikte, özellikle kamuoyunda yakından takip edilen bir kısım soruşturmaları yürütmüştür. Bu kapsamda; El Kaide terör örgütünün Türkiye sorumlusu (H.B.) ve örgüt üyelerininde içinde bulunduğu (60)’ı aşkın örgüt elemanı hakkında operasyon yaparak kamu davası açmış, PKK/KCK terör örgütüne yönelik olarak yürütülen ve kamuoyunda PKK/KCK İstanbul ana davası olarak adlandırılan soruşturmayla birlikte, terör örgütü lideri hükümlü Abdullah Öcalan’la görüşen yaklaşık (50) civarındaki avukata yönelik operasyonuda yürütmüş ve (2401) sayfalık iddianameyi hazırlayarak Mahkemesine teslim etmiştir. Gazete haberine konu soruşturmanın detaylarına ilişkin olarak basın yayın organlarında her ne kadar bir kısım bilgiler yer almış ise de tarafımızdan “soruşturmanın gizliliği ilkesini” ihlal etmemek için genel ibareler kullanılacaktır. Tarafımızdan dile getirilen ve hiç bahsedilemeyen hususların detayı ilgili dosya da mündemiçtir. Mahkeme tarafından ilgili belgeler istenildiğinde ne demek istediğimiz daha somut olarak anlaşılacaktır. Gazete haberine konu Tevhid/Selam Kudüs Ordusu isimli terör örgütüne ilişkin 2011/762 sor. sayılı dosya müvekkilime 08/04/2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcı Vekili tarafından tevzien gönderilmiştir. Söz konusu soruşturma dosyası PKK/KCK operasyonlarının başlaması ve bu suretle iş yoğunluğunun artması nedeniyle müvekkilimin talebi üzerine Cumhuriyet Başsavcı Vekili tarafından Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan’a 01.09.2011 tarihinde tevzi edilmiştir. CMK’nın 250. Maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının kaldırılıp yerine TMK’nın 10. Maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kurulması ve Müvekkilim ile birlikte Savcı İsmail Tandoğan’a özel yetki verilmemesi nedeniyle dosya zorunlu olarak yeniden tevziye tabi tutulmuş ve Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan’a 08/08/2012 tarihinde verilmiştir. Yukarıda ki izahtanda anlaşılacağı üzere soruşturma İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ilgili Fezlekesi ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na (CMK’nın 250. Maddesiye Yetkili) gelmiş ve müvekkilime tevzi edilmiş, müvekkilim tarafından yaklaşık (5) ay yürütülmüş ve ilgili Cumhuriyet Savcısına devredilmiştir. Burada Tevhid/Selam Kudüs Ordusu Terör Örgütü hakkındaki soruşturmanın henüz sürdüğü gözönüne alınarak dosyanın içeriği hakkında sadece basına bilerek servis edilen bilgiler çerçevesinde masumiyet karinesine özen gösterilerek kısa açıklamalar yapılacaktır. Müvekkilime yönelik gazete haberleri gerçekleri ne kadar yansıtmaktadır? Bu sorunun cevabını vermek için söz konusu haberde yer alan iddiaları ayrı ayrı irdelemek her halde en sağlıklı yöntem olacaktır. Bu bağlamda; 1)- Tevhid/Selam Kudüs Ordusu Terör Örgütü müvekkilim tarafından uydurulmuş bir örgüt müdür ? Tevhid/Selam Kudüs Ordusu terör örgütünün geçmişi ve Türkiye’de ki faaliyetleri doksanlı yıllara dayanmaktadır. Nitekim Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın (kapatılan) 1999/648 hazırlık ve 2000/111 iddia sayılı iddianamesiyle bahse konu örgüt mensupları hakkında kamu davası açılmıştır. Bu iddianameyle açılan davanın yargılaması neticesinde verilen hükmün bozulması üzerine, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.01.2013 günlü, 2006/294-2013/8 sayılı kararının temyizen incelenmesi sonucunda; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2013/14623-2014/3651 sayı ve 31.03.2014 günlü kararıyla, Tevhid/Selam Kudüs Ordusu terör örgütünü kurmak ve yönetmek suçundan (3) sanığa, üye olmak suçundan ise (5) sanığa verilen hapis cezaları onanmış, bu karar 11.04.2014 ve sonraki günlerde basında genişçe yer almıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin söz konusu kararında, Tevhid/Selam Kudüs Ordusu terör örgütünün amaçlarına, yapısına ve çalışma tarzına ilişkin olarak; “Türkiye’de mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine İran İslam Devrimini model alan bir devlet kurmayı amaçladığı, bir kısım üyelerinin İran’a giderek askeri bir kuruluş olarak bilinen Kudüs Ordusu ve İran gizli servisi Sawama mensuplarından askeri ve örgütsel eğitimin yanında silah ve mühimmat yardımı aldıkları, İran’a ait istihbarat teşkilatları tarafından kullanıldıkları, bu teşkilat mensuplarıyla birlikte ülkemizdeki Halkın Mücahitleri örgütü mensupları, A.B.D, İsrail, Mısır, Irak ve İngiliz uyruklu şahıslar ile aydınlara yönelik silahlı eylemler gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır.” tespit ve kabulünün yer aldığı, Örgütün yapısına ilişkin olarak “Tevhid/Selam Kudüs Ordusunun 765 Sayılı TCK’nın 146. ve 5237 Sayılı TCK’nın 309. maddeleri kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal düzenini cebren ihlal suçunu işlemek amacıyla vahamet arz eden elverişli eylemleri gerçekleştirdiği, 765 Sayılı TCK’nın 168 ve 5237 Sayılı TCK’nın 314. Maddeleri kapsamında silahlı terör örgütü olduğu kabul edilmiştir. Esasen Tevhid/Selam Kudüs Ordusu örgütünün silahlı terör örgütü niteliği ilk kez 12.11.2002 tarihinde Yargıtay’ca kabul edilmiş ve 08.11.2006 tarihinde de bu kabul sürdürülmüştür” şeklinde tespit ve kabulün derc edildiği, Ayrıca bahse konu terör örgütünün Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi eylemlerinin de dahil olduğu (18) ayrı öldürme ve bombalama eylemini gerçekleştirdiğinin belirtildiği, Müşahede edilmiştir. Bahse konu karar tetkik edildiğinde mesele bütün detaylarıyla anlaşılacaktır. Görüldüğü üzere karşımızda Yargıtay tarafından 12.11.2002 tarihinde silahlı terör örgütü olarak kabul edilen, çok sayıda cinayet işleyen, İran bağlantılı ve İran Devleti için ajanlık faaliyeti yürüten, ihtiyaç duyduğunda siyasi cinayetler işleyerek Ülkemizi kaosa sürükleyen, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün terör örgütleri listesinde yer alan, El Kaide benzeri son derece profesyonel ve aynı oranda tehlikeli silahlı bir terör örgütü bulunmaktadır. Böyle bir örgütü müvekkilim tarafından uydurulmuş bir örgüt olarak sunmanın, ya İran Devleti ile bir kısım menfaat ilişkileri içerisinde olanları ya da girilmiş bir kısım kirli ilişkileri bulunanları kamufle edeceği açıktır. 2)- Bu soruşturma (4) sayfadan ibaret hayali bir ihbar mektubuna dayanılarak mı başlatılmıştır ? Tevhid/Selam Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması, örgüt lideri olan H.A.Y’nin eşi K.Y’nin Bursa’da 08.08.2010 tarihinde M. Sencer Polis Merkezi’ne giderek, eşi ile ilgili bazı hususlarda ihbarda bulunmak istediğini beyan etmesi ve bahsolunan Polis merkezi tarafından ifadesinin alınması üzerine başlamıştır. Yani bu soruşturma, İstanbul ya da Bursa Emniyet Müdürlüklerinin istihbarata dayalı ve planlı bir örgüt soruşturması olmayıp, tamamen karı-koca arasındaki problemlerden kaynaklı olarak gerçekleşen ihbara binaen başlamış bir tahkikattır. 08.08.2010 tarihinde müvekkilim Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen Ankara bölgesinde Adalet Müfettişi olarak görev yapmaktadır. Müvekkilim bu ifadenin verildiği tarihten yaklaşık olarak (8) ay sonra 24.03.2011 tarihinde Özel Yetkili Savcı olarak göreve başlamıştır. Eğer müvekkilim Anayasa referandumu dahi gerçekleşmemişken ve henüz Cumhuriyet Savcısı olarak kürsüye dönmeyi aklından dahi geçirmezken başlamış bir tahkikatı uydurmakla suçlanıyorsa, artık bu da iftira, yalan ve kara propagandanın zirve halidir. Kaldı ki muhbir K.Y.’nin bahse konu Polis merkezinde verdiği bilgiler soruşturmanın gizliliği nedeniyle tarafımızdan yazılamasa da, adı geçen İran menşeli Ajanlık ve Operasyon timinin faaliyetlerine ilişkin çok önemli bilgileri içermektedir. Şu kadarını belirtelim ki; Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerini gerçekleştiren örgütün faaliyetleri ile cinayetleri işleyenlerden Cezaevinde bulunanların kimlerle irtibatlı oldukları, Devlet içerisinde bu örgütle irtibatlı olan derin yapılar ve yeni eylem planlarına dair çok önemli bilgiler verilmiştir. Bu soruşturmanın “binlerce kişi uydurma örgüt kapsamında dinlendi” kılıfıyla günlerce basında deşifre edilmesinin altında verilen bilgilerin önemi ve belirli çevreleri rahatsız etmesi yatmaktadır. Bursa ve İstanbul Emniyet Müdürlükleri tarafından istihbari çalışması (8) aya yakın sürdürülen tahkikat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na (kapatılan CMK’nın 250. Maddesiyle yetkili) iletilmiş, Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin inceleme ve olurundan geçtikten sonra soruşturmaya kaydedilmiş ve yine ilgili vekil tarafından müvekkilime tevzien verilmiştir. Tüm bu aşamalar Müvekkilimin bilgi ve onayı dışında ki süreçlerdir. Yargıtay tarafından silahlı terör örgütü olarak kabul edilen, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün terör örgütleri listesinde yer alan bir örgüte ilişkin evrakın bahsedilen aşamalardan geçip tevzien gelmesi karşısında yapılabilecek tek şey soruşturma defterine kayıtla başlamış soruşturmayı sürdürmektir. Bu her Cumhuriyet Savcısının CMK’nun 160 ve 161. maddeleri kapsamında yasal görevidir. Kaldı ki bu kadar insanın canına kıydığı kesinleşmiş yargı kararlarıyla sabit olan kanlı bir örgütün takibi bahsedilen Cumhuriyet Başsavcılıklarının kuruluş amacının gereğidir. Tüm terör örgütleri ve çetelere ilişkin soruşturmalar bu şekilde yürütülmektedir. Esasen “Türkiye’de mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine İran İslam Devrimini model alan bir devlet kurmayı amaçladığı, bir kısım üyelerinin İran’a giderek askeri bir kuruluş olarak bilinen Kudüs Ordusu ve İran gizli servisi Sawama mensuplarından askeri ve örgütsel eğitimin yanında silah ve mühimmat yardımı aldıkları, İran’a ait istihbarat teşkilatları tarafından kullanıldığı” kesinleşmiş yargı kararlarıyla sabit olan bu terör örgütünün, diğer terör örgütlerinden farklı bir soruşturma usulüne tâbi tutulması gerektiğine ilişkin bir düzenleme de olmadığı ve olamayacağı da izahtan varestedir. Burada dikkat çekilmesi gereken bir hususta şudur ki; müvekkilimin bir örgüt uydurduğunu beyan eden ve Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcı’sının ifadesiyle her hangi bir yasa dışı eylemin bulunmadığı ifade edilen dosyaya ilişkin olarak atılan iftiradan sonra yayınlar aniden kesilmiş ve olayın üzerine gidilmemiş, “yüzyılın telekulak skandalı” denilen dosyanın içeriğine ilişkin olarak hiçbir bilgi paylaşılmamıştır. Endişemiz odur ki gerek yapılan yayınlardan gerekse Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın beyanlarından, son dönemin belki de bu en önemli terör soruşturması akamete uğratılmak ve kapatılmak istenmektedir. Şayet bu yola gidilirse, geçmişte aydınlar başta olmak üzere birçok cana kıymakta tereddüt etmeyen bu örgütün yapabileceği yeni eylemlerle akacak kanın mesulü dosyayı kapatanlar olacağı gibi ciddi suç delillerini barındıran bu dosya ileride yeniden gündeme gelecek ve ilgililer hukuki sorumluluktan kurtulamayacaklardır. Burada söz konusu örgütün yapabilecekleri konusunda tüm yetkilileri bir kez daha uyararak, müvekkilimin Türk Milleti adına yerine getirdiği Cumhuriyet Savcılığı görevinin bir gereği olarak vicdani sorumluluğumuzu yerine getirmek istiyoruz. 3)- Soruşturma kapsamında binlerce kişi dinlenmiş midir ? Basın yayın organlarının bir kısmında (7000) diğer bir kısmında (3000) olarak bildirilen ve Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın (2280) kişi dinlenmiş dediği 2011/762 sayılı soruşturma da 2011 yılı mart-2013 yılı aralık ayı arasında ki yaklaşık (33) ayda dinlenen kişi sayısı toplam olarak (230) kişi civarındadır. Mahkeme kararıyla dinlenen yaklaşık (230) kişiden; 2011 yılı mart-ağustos ayları içerisinde örgütün lideri ve çekirdek kadrosundan (30) civarında şüpheli müvekkilim Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen tarafından, 2011 mart-2012 ağustos ayları arasında (80) civarında şüpheli Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından, 2012 ağustos-2013 aralık ayları arasında (120) civarında ki şüpheli ise Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan tarafından, Mahkemelerden yapılan talepler doğrultusunda verilen kararlarla dinlenilmiştir. Yapılan dinlemelerin tamamı yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak yapılan yasal dinlemelerdir. Dinleme kararlarından yaklaşık olarak (110) kişiye ilişkin taleplere CMK’nın 250. Maddesiyle Yetkili Mahkeme Hâkimleri tarafından karar verilmiş, Yaklaşık (120) şüpheliye ilişkin dinleme kararları ise TMK’nın 10. Maddesiyle yetkilendirilen ve kamuoyunda “özgürlük hâkimleri” olarak adlandırılan toplam 5-6 farklı Hâkim tarafından verilmiştir. Görüldüğü üzere bahse konu soruşturmada ki dinleme taleplerine Özel Yetkili Mahkemeler döneminde onlarca hâkim, bu Mahkemelerin kapanmasın sonra da özgürlük Hâkimleri tarafından karar verilmiştir. Dolayısıyla örgüt uydurulduğu ve adeta herkesin dinlenildiği yalanının ne kadar dayanaksız olduğu ve büyüklüğü ortadadır. Örneğin basın yayın organlarının iddialarını bir anlık doğru kabul edersek, bu durumda söz konusu Cumhuriyet Savcılarıyla birlikte dinleme kararı veren tüm hâkimlerin bu eylemi bilerek ve isteyerek işlediğini kabul etmek gerekir. Çünkü dinleme kararı verme yetkisi hâkimdedir. Hâkim tüm dosya ve belgeleri inceleyerek vicdani kanı oluştuktan sonra dinlemeye hükmeder. Burada doğrudan-dolaylı dinleme ve özellikle Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın (2280) rakamına nasıl ulaştığının üzerinde de biraz durmak gerekir. Hukuki anlamda dinleme; Mahkemeden karar alınmak suretiyle hedef yani hakkında dinleme kararı alınan şahsa ilişkin ilgili iletişim vasıta ya da vasıtalarının dinlenilmesidir. Bu dinleme doğrudan dinleme dediğimiz dinleme şeklidir. Peki dinlediğimiz şahsı arayan ya da dinlenen şahsın aradığı kişilerde dinlenmiş sayılır mı, bu hususta uygulama nasıldır? Malum olduğu üzere telefon görüşmesi iki tarafı olan bir faaliyettir. Hakkında dinleme kararı aldığınız bir şüphelinin diğer şahıslarla yaptığı görüşmelerin tamamını dinlemeniz yapılan işin doğası gereği zorunludur. Çünkü dinlenen şüphelinin kimleri arayacağını, ya da kimlerin bahsi geçen şahsı arayacağını önceden bilmek mümkün değildir. Bu kapsamda örneğin 3 ay boyunca dinlenen bir şüpheli (1000) kişiyi aramış, (2000) kişide şüpheliyi aramışsa, hukuki anlamda dinlenen kişi (1000+2000+1=3001) 3001 değil yalnızca (1) kişidir. Peki dolaylı olarak dinlenen şahıslar açısından özel hayatın gizliliği ihlal edilmiş olmaz mı? Yukarıda ki örnekten devam edersek, dolaylı olarak dinlenen (3000) kişiye ilişkin olarak şayet bu şahısların takip edilen suç ve ya suç örgütüyle alakası yoksa, görüşmelere ilişkin tüm kayıtlar soruşturma sürecinde ya da en geç evrak sonuca bağlanacağı aşamada imha edilir, hatta ses kayıtları dahi imha edilerek tutanaklar ilgili Zabıta memurları ve Soruşturma Savcısı tarafından imza altına alınır. Dolayısıyla suçla alakası olmayan şahıslara ilişkin görüşmeler hiçbir şekilde soruşturma dosyasına konulamaz, başka bir yerde kullanılamaz. Bu nedenle bu şahısların bir hak kaybına uğradığından da bahsolunamaz. Bu işlem tüm dünyada ve ülkemizde uzun yıllardır bu şekilde uygulanmaktadır. Dinlenen şahısla görüşen ve suçla ilgisi bulunmayan şahısların görüşmelerini kaydetmeyip ayıklayan bir teknoloji henüz icat edilememiştir. Dolayısıyla dinlenen şahsın yaptığı tüm görüşmeleri dinlemeniz teknik ve hukuki bir zorunluluktur. Meseleye bu açıdan bakıldığında Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcı’sının (2280) rakamını nasıl telaffuz ettiği daha iyi anlaşılmaktadır. Sayın Başsavcının göreve atandıktan sonra adliyede yapılan tüm iletişimin dinlenilmesi işlemlerini tek elden yürütmek üzere kurduğu Teknik Büro şu anda uygun görülen talepler neticesi Mahkeme Kararlarıyla dinlemeler yapmaktadır. Sayın Başsavcı acaba yapılan bu dinlemelerde hakkında karar alınan şüpheliyi arayan ve ya şüphelinin aradığı şahısları dinlemiyor mu? Eğer aksi söz konusu ise şüphelinin kendi kendine yaptığı konuşmalar mı dinlenmektedir? Kimin suçla ilgili görüşme yapacağını, kimin suçla ilgisiz olduğunu dinleme yapmadan önce tespit eden bir mekanizma mı bulunmuştur Görüldüğü gibi binlerce insanın dinlendiği iddiası büyük bir yalanın ötesinde çirkin ve seviyesiz bir iftiradır. 4- Gazete manşetlerinde resimleri yayınlanan ve iç sayfalarda listesi verilen şahıslar dinlenilmiş midir? Yukarıda izah edildiği şekilde K.Y’nin ihbarıyla başlayan soruşturmada bildirilen isimlere yönelik olarak dinleme kararları alınmış, daha sonra ki aşamalarda ise örgüt mensuplarıyla ve örgütle irtibatlı şahıslar dinleme kapsamına dahil edilmiştir. Bu bakımdan bu örgütle ilgisi bulunmayan hiç kimse için dinleme kararı alınmamıştır. Kaldı ki örgütle ilgisi olmadığı halde hakkında dinleme kararı alınan kimseler olsaydı zaten çoktan deşifre edilirdi. Bu açıdan gazetelerde verilen liste ve fotoğraflar asılsız ve uydurmadır. Telefonları mahkeme kararıyla dinlenilmekte olan örgüt üyeleriyle her hangi bir şekilde görüşen ancak örgütle irtibatı olmayanlara ilişkin dinleme kayıtları ise zaten soruşturma sürecinde peyder pey ve nihayet soruşturma nihayete erdiğinde imha edileceğinden, bunların dinlenildiğini söylemek teknik olarak söz konusu değildir. 5- Haberde geçen “Soruşturmayı yürütenler dört sayfalık ihbar mektubunun bir kenarına 'Tayyip Erdoğan' notu düştü. Belgelerin üzerindeki 'Tayyip Erdoğan' ibaresi daha sonra eklenen bir ok işaretleriyle belirgin hale getirildi. 5 kişiyle başlayan soruşturmaya önce Başbakan Erdoğan, daha sonra başta danışmanlar olmak üzere Başbakan'ın tüm çevresi dahil edildi” ibaresi doğru mudur ? Örgüt lideri H.A.Y.’nin eşi K.Y. İstanbul Emniyet Müdürlüğün de tespit edilen ifadesinde özetle; eşinin örgütsel faaliyetlerini anlatmış, örgüt üyelerine yönelik olarak eğitim notları ve sair örgütsel işleyişi notladığını ifade ederek, bu notların fotoğraflarını çekip getirebileceğini söylemiştir. Bu kapsamda gazete haberine konu belge ile bunun dışında çok sayıda belgeyi fotoğrafını çekerek Emniyete teslim etmiş, dijital ortamdaki bu belgeler fotoğraf haline getirilip soruşturma dosyasına konulmuştur. Yani dosyada bulunan bahse konu belgeyle birlikte birçok belgenin aslı soruşturma dosyasında bulunmamaktadır. Soruşturma dosyasındaki belgeler K.Y.’nin H.A.Y’nin belgeleri olduğu beyanıyla fotoğraflayıp getirdiği belgelerdir. Dolayısıyla Emniyet Müdürlüğü’nde ya da Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bu belgelere ekleme yapılması söz konusu değildir. Dosyada ki belgeler incelendiğinde el yazıları dâhil tümünün fotoğraf oldukları rahatlıkla fark edilecektir. Bu yazıların K.Y’nin iddiasına göre örgüt lideri H.A.Y’nin eli ürünü olduğu düşünülmekte ise de, kesin sonuç ancak yapılacak kriminalistik incelemede ortaya çıkacaktır. Peki H.A.Y. Sayın Başbakan’ın ismini neden el yazısıyla yazmıştır? Bu husustaki tahminimiz şudur; sağ terör örgütleri dediğimiz El Kadie, Hizbullah ve Selam terör örgütlerine ilişkin yürütülen soruşturmalarda ele geçirilen dokümanlarda daha önce de sıkça görüldüğü üzere; örgüt kendi anlayışına göre Müslüman, münafık, kafir ve benzeri tanımlamalar yapmaktadır. Bu bağlamda Kur’an dan bir ayeti kendine göre yorumlayıp, bu ayetin kapsamına girdiğini düşündüğü şahısları da bu tür belgelerde kendince not etmektedir. Bu kapsamda söz konusu belgede Kur’an dan bir ayet yazılmış, bu ayetin olduğu satırdan üç ok çıkarılarak Nasrallah, Ahmedi Nejad ve Sayın Başbakan’ın adı ve soyadı yazılmıştır. Dolayısıyla şüpheli H.A.Y. kendi anlayışına göre bu isimleri bir ayetin kapsamında değerlendirmiştir. Bütün mesele bu iken, Ahmedi Nejat ve Sayın Başbakan’ın kalemle isimlerini yazmak suretiyle terör örgütü lideri yapıldıklarına dair beyanlar, en başta Sayın Başbakan’ın şahsına yapılmış bir hakaret ayrıca müvekkilim ile diğer Cumhuriyet Savcılarına atılmış büyük bir iftiradır. Kaldı ki Bakanlar Kurulu üyelerine ilişkin soruşturmaların nasıl yapılacağı Anayasa da açıkça tasrih edilmiştir. Müvekkilim mesleğin değişik kademlerinde görev yapmış ve mesleğini profesyonelce icra etmeye çalışan bir hukuk adamıdır. Sayın Başbakan ve ilgili Bakanlar ile bürokratlar hakkında nasıl soruşturma yapılacağını çok iyi bilmektedir. Sayın Başbakan’ın uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bir örgütle ilintilendirilmesi, bu haberleri yapanların ayrıca utanmaları gereken bir husustur. 6- Müvekkilimin haberde belirtilen ve “Pensilvanya derin kulak, paralel yapı, çete” olarak adlandırılan yapılanmayla ilişkisi var mıdır? Müvekkilime yönelik bu iddia savunma yapmaya dahi değmeyecek derece açık bir karalama ve iftira olmakla birlikte birkaç hususu da kamuoyunun bilgisine sunmakta fayda görmekteyiz. Müvekkilim 2011 yılında İstanbul da görülen ve PKK/KCK ana davası olarak adlandırılan soruşturmalara ilişkin olarak operasyonlar yürütmüş, bu kapsamda o tarihte KCK Türkiye Meclisi sorumlularının aralarında bulunduğu üst düzey örgüt mensupları hakkında 2401 sayfalık iddianameyi düzenleyerek 19.03.2011 günü Mahkemeye teslim etmiştir. Bu iddianame PKK/KCK terör örgütünün yapısı, çalışma tarzı, yol haritası, ulaşmak istediği hedef ve çözüm sürecine ilişkin hilelerin dercedildiği kaynak bir eser mahiyetindedir. Müvekkilim bu iddianamede delilleriyle somut olarak PKK/KCK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ırkçılık esaslarına dayalı, Devlet otoritesi dışında alternatif paralel bir yapılanma hedefi güttüğünü ortaya koymuştur. Nitekim yazar Gökçe Fırat yakın tarihte kaleme aldığı “Paralel Devletler Savaşı” isimli kitabının önsüzünde “paralel yapı” ibaresinin PKK/KCK iddianamesinde müvekkilim tarafından ilk kez resmi bir belgede dile getirildiğini ve (4) yerde ifade edildiğini yazmıştır. Bu operasyonun hemen akabinde, örgüt adına terör örgütü hükümlüsü Abdullah Öcalan’la yakalandığı tarihten itibaren sürekli görüşerek Kandil-İmralı-Avrupa-KCK/TM dörtgeninde terör örgütünü ayakta tutan ve eşgüdümü sağladıklarına ilişkin kuvvetli deliller bulunan (50) civarında Avukata operasyon yapılmış ve söz konusu Avukatlar hakkında kamu davası açılmıştır. Bu ağır darbeleri alan ve idare sistemi adeta çalışamaz hale gelen örgütün yayın organı mahiyetinde ki Özgür Gündem gazetesi Müvekkilime yönelik karalama kampanyası başlatmış ve hakkında çok sayıda yazılar yazılmıştır. Bu yazılardan bir tanesi de Baki Gül isimli yazarın 2012 yılı mayıs ayında yazdığı yazıdır. Söz konusu yazar bu yazısında Müvekkilimin Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğu yazmış, Odatv isimli internet siteside bu haberi kaynak belirterek sitesinde kullanmıştır. PKK/KCK terör örgütünün aldığı darbelerin etkisiyle oluşan kuyruk acısından mütevellit iftirası böylece internet sayfalarına girmiştir. PKK/KCK terör örgütünün “paralel devlet” kurmaya çalıştığını ilk kez resmi belgelerde dile getiren müvekkilimin “paralel yapı” mensubu olmakla suçlanması bir ironi olmanın yanında ve kendisine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Ülkemizin her noktasında ve özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde gerçek paralel devleti tesis eden, yazılı bir anayasa hazırlayan, mahkemeler kurup yargılamalar yapan, zorla vergi toplayan, kurduğu sözde birliklerle şehir merkezlerinde bile yol kontrolleri yapan ve son beyanlarda Özerklik ilan edeceğini açıkça dile getiren, petrolden pay isteyen somut ve gerçek paralel devlet ortadayken bunlara en ufak bir söz söylemeyenlerin, hayatını tehlikeye atarak bu terör örgütüyle mevzuatın verdiği yetkiler çerçevesinde hukuki alanda mücadele eden ve Türk Milleti adına şerefiyle görev yapan müvekkilimi hedef seçmeleri bir gafletten öte açıkça ihanettir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslar arası sözleşmelerde yer alan kriterler uygun gerçek bir hukuk devleti olduğunda, bunu yapanların yargı önünde hesap vermekten kurtulamayacağı inancında olmamız hukuka olan saygımızın bir gereğidir. MÜVEKKİLİM BU SORUŞTURMADA EN AZ KATKISI OLAN CUMHURİYET SAVCISI OLMASINA RAĞMEN NEDEN ÖZELLİKLE HEDEF HALİNE GETİRİLMİŞTİR? Müvekkilim PKK/KCK operasyonlarını yürüttüğü süreçte, aramalarda elde edilen belgelerden, terör örgütü mensubu olarak aktif faaliyet gösteren bir kısım şüphelilerin kimliklerinden, gizli tanık beyanlarından ve sair belge ve bilgilerden söz konusu terör örgütünün içerisine haber elemanı olarak sızmış ancak daha sonra örgütün bir parçası haline gelmiş kamu görevlilerinden oluşan bir derin yapılanmanın ayak izlerine rastlamıştır. AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın çok isabetli bir biçimde “Kürt Ergenekonu” diye isimlendirdiği bu yapılanmanın örgütün çözülmesi yönünde bilgi sızdırmak bir yana, terör örgütü ile amaç ve eylemsel birliktelik kurduğu belirlenmiştir. Bu saptamalar ışığında yapılan operasyonlarda derin yapılanmaya mensup değişik kimlikler altında terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet sürdürenlere karşı Cumhuriyet Savcılarının CMK’nun 160. Maddesindeki görev ve yetkisi gereği yasal işlem başlatılmıştır. Kıyametin koptuğu nokta da işte bu soruşturmaların başlatılması olmuştur. Bu derin yapılanma fark edildiğini anlayınca olayı kamufle etme gayretine girmiştir. Bu kapsamda müvekkilim ve ilgili Cumhuriyet Savcılarınca yürütülen faaliyet, terör örgütü ile bütünleşmiş yapıları tasfiyeye yönelik olduğu halde, olay “siyasi iktidara yönelik bir komplo olarak” sunulmuş ve ne yazık ki bunda da başarılı olunmuştur. Devam eden süreçte Müvekkilim hedef haline getirilmiş, PKK/KCK İstanbul ana davası olarak adlandırılan iddianameyi henüz yazdığı ve örgütsel tehditlerin had safhada olduğu bir zaman diliminde iki kişi olan koruma sayısı bire indirilmiş, ayrıca tahsis olunan koruma aracı hiçbir gerekçe gösterilmeden alınmıştır. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı süreçte hiçbir soruşturma geçirmediği ve üstün performansla çalışmalarını sürdürdüğü halde özel yetkisi kaldırılmış ve TMK’nın 10. Maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Savcıları arasında yer bulamamıştır. Derin yapılanmanın bu faaliyetlerinin karar mercileri üzerinde ki etkisini Hürriyet Gazetesi yazarı Şükrü Küçükşahin 13.08.2012 günlü yazısında açıkça ortaya koymuştur. Burada şu hususun da belirtilmesinde fayda vardır; bir yandan hakkında birçok ağır nitelikli suçtan dolayı halen soruşturma yürütülmekte olan ve bir süre bu suçlardan tutuklu kalan kişilere usulsüz korumanın sağlandığı basına yansımakta iken diğer taraftan müvekkilimin yürüttüğü yüksek riskli soruşturmalara rağmen Devlet tarafından sağlanması gereken korumanın (belli kişilerin müdahalesi ile) yerine getirilmemesinin getirebileceği bütün olumsuz sonuçların hukuki ve vicdani sorumluluğu ilgili kişilere aittir. Müvekkilim tarafından başlatılarak yürütülen ve basında “telekulak skandalı olarak lanse edilen 2011/762 sor. numaralı dosya, İran Devrim Muhafızlarına bağlı olarak Türkiye’de faaliyet yürüten ve Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve benzeri cinayetleri gerçekleştiren Yabancı Menşeli ve İran Ajanlarınca yönetilen bir kanlı terör örgütü olmasına rağmen dinleme olayını manşetlerine çeken gazeteler örgütün bu yönünden hiç bahsetmemiş, hatta müvekkilim ile birlikte diğer Savcıların örgüt uydurduklarını iddia etmişlerdir. NEDEN? Müvekkilim yukarıda belirtildiği üzere KCK/PKK operasyonlarını yürütürken terör örgütü içerisinde bir kısım kamu görevlilerinden oluşan ve Devlet içerisinde hayati mevkileri işgal eden derin yapıya soruşturma sürecinde rastlamıştır. Bu kez de Tevhid/Selam Kudüs Ordusu terör örgütüne ilişkin 2011/762 sayılı soruşturmada, Mahkeme kararıyla yapılan dinlemeler ve fiziki takipler sonucunda, derin yapının bir kanadının da bahse konu Tevhid/Selam terör örgütünün içerisinde fiilen yer alarak örgüte üst düzey istihbarat ve lojistik destek verdiği saptanmıştır. İşte bu tespitlerden haberdar olan derin yapılanma, yasal takibata uğramamak için “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” atasözünü doğrular şekilde, soruşturmayla hiçbir ilgisi bulunmayan binlerce insanı sanki bu dosya kapsamında dinlenmiş gibi gösterip bu kara propaganda ortamında kendisini gizlemek istemiştir. Ayrıca Müvekkilim tarafından başlatılan bu soruşturma, bahse konu Tevhid/Selam Kudüs Ordusu isimli terör örgütünün ülkemizde gerçekleştirmeyi planladığı kanlı cinayetlerle oluşturmak istediği kaos ortamını engelleme noktasında çok önemli bir rol oynamıştır. Nitekim takibata uğradıklarını fark eden örgüt üyeleri derin yapının adamları tarafından uyarılmıştır. Soruşturmayla örgütün faaliyetleri adım adım izlenmiş ve rahat hareket etmeleri engellenmiştir. Yıllarca kaos planları yapan örgütün bu soruşturmayla akamete uğrayan faaliyetleri, bu soruşturmayı yürüten Emniyet ve Yargı güçlerine karşı örgütte bir intikam duygusunun oluşmasına neden olmuştur. Bu kapsamda şu sorularda yapılan kara propaganda ve iftira haberlerinin arkasındaki niyetin açığa çıkması için cevaplanması gerekli sorulardır; Ülkenin faili meçhul cinayetlerle karışması ve kaos ortamının oluşması için faaliyet içinde olan yapılar ve arkalarındaki irade kimdir? Müvekkilim ve ilgili Cumhuriyet Savcılarınca yaklaşık (3) yıl boyunca gizlilik içerisinde yürütülen soruşturma neden deşifre edilmiştir? Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının bu soruşturma ile ilgili olarak mevzuata aykırı olarak ve basındaki iftira kabilinden haberleri doğrular mahiyetteki basın açıklamasını yapması için kendisinden talepte bulunan olmuş mudur? Hakkında tarafımızdan yapılacak suç duyurusunda detaylandırılacağı üzere, Sayın Başsavcı, bir yargı mensubu olarak dinleme işlemlerinin nasıl yapıldığını bilmesine ve dolaylı dinlemelerin ne anlama geldiğini gayet iyi bilmesine rağmen neden gerçeğe aykırı içerikte bir basın açıklaması yapmak zorunda kalmıştır? Soruşturmanın basına yansıtılması terör örgütü ile ilgili yapılan takibatı neticesiz bırakmamış mıdır? Bu yayınlar örgüt elemanlarının kaçmalarına fırsat vermiş midir? Soruşturmanın gizliliği açıkça ihlal edilmemiş midir? Türk yargı tarihinde manşetlerden bu şekilde günlerce deşifre edilen ve gizliliği ihlal edilen bir örgüt soruşturması var mıdır? Bundan sonra meydana gelmesi muhtemel faili meçhul cinayetlerin sorumluları bu soruşturmayı deşifre edip, üzerini kapatmaya tevessül edenlerde olmayacak mıdır? NETİCE-İ TALEP: Yukarıda detaylıca izah edildiği üzere, müvekkilime hakaret ve iftira eden, gizli bir soruşturmayı deşifre ederek sekteye uğratan ve örgüt mensuplarının kaçmalarını sağlayan şüphelilerden şikâyetçiyiz. Cezalandırılmasını talep ediyoruz. 02/05/2014 Adnan ÇİMEN
Natali AVAZYAN'ın Albümünden 31 Eski İstanbul Fotoğrafı
Natali Avazyan Twitter hesabından Türkiye'nin 81 iline ait çok özel fotoğraflar paylaşıyor. Biz de sizler için bu özel koleksiyonun İstanbul fotoğraflarından belli başlılarını derledik. Yanına da günümüze ait fotoğrafları koyduk ki değişime tanıklık edin.  Günümüze ait fotoğraflar birebir o mekanın fotoğrafı olmayıp, yakın yerlerden çekilmiş fotoğraflarıdır. Fotoğraflara bakarken bunu göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz.  Daha çok fotoğraf için: https://twitter.com/NataliAVAZYAN
BBC Bizim 1 Mayıs'ı Böyle Verdi
Türkiye'de yaşanan 1 Mayıs ana akım medyada heyecansız başlıklarla nakledildi. Sık sık Türkiye'de yaşanan basına sansür konularını gündeme getiren ünlü İngiliz Yayın Kuruluşu BBC başta İstanbul'da yaşanan 1 Mayıs'ın kutlanmasına ilişkin yasak ve baskılara aldırmadan yine dakika dakika okurlarına yansıttı. BBC her zaman yaptığı gibi canlı bağlantılar ve sokaktan insan manzaralarını yayınlayarak Türk basınından daha zengin bir arkaplan sunmuş oldu, İşte dakika dakika 1 Mayıs Türkiye BBC'de böyle yer aldı.ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) İstanbul Şubesi'nden avukatlar İstiklal Caddesi'nde bir basın açıklaması yaptı.Açıklamada bugünkü gösterilerde 250 kişinin gözaltına alındığı, 50 kişi yaralandığı belirtildi.Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Ankara'daki gözaltı sayısının 102 olduğunu belirtti.Dernek, gözaltına alınanlar arasında İstanbul'da üç, Ankara'da iki avukatın da bulunduğunu bildirdi.İstanbul Valiliği'nden yapılan 1 Mayıs açıklamasında bugün yaşanan olaylarda 19'u polis 90 kişinin tedavi edilmek üzere hastaneye kaldırıldığı, 142 göstericinin gözaltına alındığı bildirildi:'1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında kamu düzenini bozan yasadışı eylemlerde 19'u polis memuru olmak üzere toplam 90 kişi hastanelere tedavi görmek üzere intikal etmiştir. Halen 23 yurttaşımız müşahade altında tutulmakta olup hayati tehlikeleri bulunmamaktadır.''Kutlamalar için yapılan müracaatlara Valiliğimiz tarafından Yenikapı yönünde gerekli izin verilmiş ve 300 adet otobüsün de ulaşımı kolaylaştırmak üzere tahsis edildiği bildirilmiştir. Ancak Taksim ısrarı doğrultusunda sabah 08.00'dan itibaren şehrin muhtelif yerlerinde polisle çatışmaya girilmiş ve yapılan müdahalelerde güvenlik güçleri ile çatışmaya giren farklı yapılarda eylemci gruplara mensup 142 eylemci gözaltına alınmış olup haklarında adli makamlarca yasal işlemler başlatılmıştır.''Ayrıca emniyet güçlerimiz tarafından yapılan kontrollerde 8 adet el yapımı bomba ile birlikte bol miktarda eylemlerde kullanılmak üzere hazırlanan malzeme ve molotof ele geçirilmiştir. Saat: 14.00 itibariyle trafik akımı ile ilgili alınan kısıtlayıcı tedbirler çok büyük oranda kaldırılarak ulaşımda normal seyre dönülmüştür.'Sinan Onuş Ankara Sakarya Caddesi'nde polisin gaz ve plastik mermiyle müdahalesi sırasında caddeden geçen bir çocuğun gözüne plastik mermi isabet ettiğini belirtiyor.Sinan Onuş Ankara'dan son durumu bildiriyor:'Gazi Mustafa Kemal Bulvarı Kolej yönü hala trafiğe kapalı. Polis ile göstericiler arasında yeniden çatışma başladı. Polis Sakarya Caddesi yönüne doğru yoğun gözyaşartıcı gaz ve plastik mermi atıyor. Çevik kuvvet ve sivil polisler özellikle ara sokaklarda göstericileri gözaltına alıyor'Fotoğrafta iki gösterici sivil polisler tarafından gözaltına alınırken görülüyor:Öğle saatlerinde sendika kortejiyle Taksim'e yürümeye çalışan ancak polis müdahalesi nedeniyle Taksim'e ulaşamayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanları Ertuğrul Kürkçü ve Sabahat Tuncel, daha sonra Taksim İstiklal Caddesi’nde bulunan parti il binasına gitti. Çıkışta açıklama yapan Ertuğrul Kürkçü, “Şu anda İstanbul kendi güvenlik güçlerinin, kendi devletinin işgali altındadır. Hükümet 1 Mayıs’ta Taksim alanının işçilere yasaklamak istedi, ama bütün İstanbul Taksim 1 Mayıs alanı haline geldi. Nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça' dedi.Ankara'da 1 Mayıs kutlamalarında Ziya Gökalp Caddesi ile Sakarya Caddesi'nin kesiştiği bölgede polis ile Kızılay'a çıkmak isteyen gruplar arasında çatışma çıktı.Sinan Onuş 'un çektiği görüntüler.Polisin kullandığı gaz bütün gösteriler sırasında sokak hayvanlarını da kötü etkiliyor. Sosyal medyada 1 Mayıs öncesinde sokak hayvanlarına yardımcı olmak için neler yapılabileceği hakkında tavsiyeler dolaşıyordu.Polisin Beşiktaş çarşısı içindeki gruplara tekrar müdahale ettiğini duyuran gazeteci Dinç Çoban Twitter hesabından şu fotoğrafı geçti:3 saat 17 dakika önce - @CHDistanbul - TwitterGazeteci Pınar Öğünç 'ün objektifine yansıyan bir kare. Beşiktaş'tan.3 saat 18 dakika önce - @pinarbihter - TwitterDİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu , BBC Türkçe'den Rengin Arslan 'a yaptığı açıklamada, İstanbul'da bugün 'adı konmamış bir sıkıyönetim yaşandığını' söyledi.Çerkezoğlu, AKP iktidarının Taksim Meydanı'nı işçi ve emekçi sınıfına bir kez daha kapatmasıyla 15 milyonluk bir kente zulmedildiğini belirtti.Beşiktaş'ta yaşanan ilginç bir anı da gazeteci Elif Ilgaz yakalamış:3 saat 32 dakika önce - @eagunes - TwitterDevrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK yaralılarla ilgili şu bilgiyi verdi:Sinan Onuş Ankara'da Ziya Gökalp Caddesi ile Sakarya Caddesi'nin kesiştiği bölgede polis ile Kızılay'a çıkmak isteyen gruplar arasında çatışmanın sürdüğünü bildiriyor.Gazeteci Fatih Yağmur, Şişli'deki müdahalenin ardından gaz fişeğine konulan karanfilleri fotoğraflamış.3 saat 34 dakika önce - @fatihyagmur - Twitter1 Mayıs gazeteciler için de zor geçiyor. İstanbul'da serbest dolaşabilmek için sarı basın kartı ve yer yer valilik izni koşulu getiriliyor. T24 Haber sitesi gece editörü Deniz Zerin'in ofisine ulaşmaya çalışırken gözaltına alındığını duyurdu.Daha önce yaralandıklarını duyurduğumuz 4 gazeteci, Sedat Suna, Elif Örnek, Ali Haydar Doğan ve Ozan Güzelce'den sonra gazeteciler Emin Şentürk, Yusuf Ali Gümüşlü ve Haydar Daşdan'ın da yaralandığı haberleri geldi.İngiltere basınından Guardian gazetesi, internet sayfasında 1 Mayıs için canlı anlatım yapıyor. Sayfada ağırlıklı olarak polis müdahalesine yer veriliyor.'Dünyada 1 Mayıs kutlanıyor İstanbul'da biber gazı atılıyor' manşetiyle verilen haberde, dünyadaki 1 Mayıs kutlamalarından özetler ve fotoğraflar yer alıyor.Türkiye'de Taksim yasağını konu alan haberde, ayrıca Moskova, Kuala Lumpur ve Phnom Penh kentlerindeki protestolardan da güncellemeler yer alıyor.Diyarbakır'dan Zübeyde Sarı, kentteki kutlamaların hiçbir sorun yaşanmaksızın devam ettiğini, halaylar çekildiğini söylüyor.Efe Moral, Twitter hesabından İzmir'deki 1 Mayıs kutlamalarına dair fotoğraflar paylaştı. Fotoğraflarda LGBT örgütlerinin de 1 Mayıs'a destek verdiği görülüyor.4 saat 31 dakika önce - @oemoral - TwitterBBC Türkçe'den Çağıl Kasapoğlu, Beşiktaş'taki gelişmeleri izliyor. Son twitinde Barbaros tarafında ara ara müdahale sürerken Çarşı tarafında halay çekildiğini belirtiyor.Rengin Arslan Şişli'deki son durumu aktarıyor:'Halaskargazi Caddesi’nde ortalık sakin. Birçok polis cadde dinleniyor. Bazı ara sokaklarda ise geçişe izin verilmiyor. Hayat yavaş yavaş normale dönüyor. Şişli'nin ara sokaklarında ise yer yer çatışmalar sürüyor.'Sinan Onuş Ankara'da Kızılay Meydanı'na yürümek isteyen gruplarla polis arasında Ziya Gökalp bulvarında çatışma yaşandığını bildiriyor. Polisin gözyaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahalesine göstericiler zaman zaman havai fişekle karşılık veriyor.Beşiktaş'ta Taksim'e çıkmaya çalışanlara CHP az önce sıcak kumanya dağıtmış.Diyarbakır'da Dağkapı meydanındaki kutlamalarda yoğun güvenlik önlemleri vardı.Zübeyde Sarı , yapılan konuşmalarda 'çözüm süreci, inşaa edilen kalekollar ve Rojava' konularının öne çıktığını bildiriyor.HDP Muş Milletvekili Demir Celik, konuşmasında 'Özgür, özerk Kürdistan'ı inşaa edeceğiz' dedi.Türküler ve halaylar eşliğinde 'Her yer Taksim her yer direniş' sloganlar atan gruplar daha sonra dağıldı.Barbaros bulvarında yeniden biraraya gelen bir grup gösterici Beşiktaş'a doğru yürüyüşe geçti.Fotoğraf: Leyla AlpBBC Türkçe'den Sinan Onuş, Ankara'da 1 Mayıs'ı kutlamak üzere Kızılay Meydanı'na gitmek isteyen gruplara polisin Sıhhiye Köprüsü üzerinde müdahale ettiğini, gözaltına alınmamak için köprüden atlayanlar olduğunu bildirmişti. Sıhhiye Köprüsü'nden bir kare:Twitter'da 20 bin takipçisi olan Polis Reform Grubu (@polishaklari) adlı hesap, dün 1 Mayıs için şu temenniyi yayınlamıştı:Aynı hesap bugün polislere aşırı güç kullanımı konusunda uyarılar yapıyor.Twitter'da paylaşılan bu fotoğrafla, hükümetin 1 Mayıs’ta İstanbul’da miting alanı olarak gösterdiği Yenikapı’ya tepki olarak kimsenin gitmemesi ele alınıyor.“Yanımda sıfır insanla birlikte Yenikapı’dayım”5 saat 21 dakika önce - @HG_Masters - Twitter5 saat 42 dakika önce - @140journos - TwitterBeşiktaş'taki gelişmeleri izleyen BBC Türkçe'den Çağıl Kasapoğlu, polisin apartmanlara girdiğini yazdı.''Taksim tamamen kuşatılmış durumda. Giriş çıkışlar, bir kaç kat bariyerlerle çevrilmiş. Divan Oteli'nin önündeki kavşak tamamen kapatılmış durumda. Turistler var, karşıdan karşıya geçip otellerine gitmeye çalışıyorlar.''''Polis onlara da izin vermedi ve 'otelinizi arayın, gelip sizi alsınlar' tavsiyesinde bulundu. Polise, 'Harbiye yönünü gösterip geçebilir miyim' diye sordum. Şaka yollu, 'Yasak olan bu tarafa yürümek, o tarafa yürüyebilirsiniz. Ama ne kadar gidebilirsiniz onu bilemem' dedi.''''Cumhuriyet Caddesi'nde polis dışında kimse yok. Kaldırım kenarında bekleşiyorlar, gergin bir halleri yoktu, güneşleniyorlardı. Ortalık sakindi.''''Askeri müzenin çevresinde de yoğun polis varlığı dikkat çekiyor.''''Valikonağı Caddesi'ndeki pankart ise günün ironisydi. 1 Mayıs kutlaması mesajının asıldığı cadde bomboş.''''Dükkanların çoğu kapalı.''Oyuncu Emre Canpolat İstanbul'daki 1 Mayıs gösterilerinde gözaltına alındıktan sonra, bilekleri plastik kelepçeyle bağlanmış halde kendi fotoğrafını çekerek Twitter'dan paylaştı.6 saat 1 dakika önce - @canpolatemre - Twitterİstanbul'daki gösterilere polis müdahalesinde gazetecilerden de yaralananlar oldu.Okmeydanı'ndaki polis müdahalesi sırasında yere düşen Etha muhabiri Ali Haydar Doğan'ın kolu kırıldı.Sol gazetesi muhabiri Elif Örnek Beşiktaş'ta başından yaralandı. Hastaneye kaldırılan Örnek’in durumunun iyi olduğu bildirildi.Yine Sol gazetesi muhabirlerinden Emin Şentürk plastik mermi nedeniyle hafif yaralandı. Şentürk’ün durumu iyi.EPA muhabiri Sedat Suna ayağına gelen gaz fişeği nedeniyle yaralandı. Suna hastaneye kaldırıldı.Milliyet foto muhabiri Ozan Güzelce de biber gazı fişeğiyle bileğinden yaralanarak hastaneye kaldırıldı.1 Mayıs'ı kutladığını belirten Gül, bu günün 'huzur ve dayanışma içinde kutlanmasını diliyorum' dedi.Gül, 1 Mayısların geçmişteki 'acı hatıralarla' gündeme geldiğini belirtti ve bu günün 'toplumsal barışı güçlendiren bir bayram' olarak anılmasına dair temennilerini ifade etti.Açıklamasında herkesi 'sağduyulu ve sorumlu' davranmaya davet eden Cumhurbaşkanı, çalışmaya ilişkin sorunların karşılıklı anlayış, diyalog ve uzlaşma çerçevesinde çözülebileceğini vurguladı.Sinan Onuş, Ankara'daki son durumu şöyle ifade ediyor:'Kızılay Meydanı'na çıkmak isteyen kalabalığa polis Kurtuluş Kavşağı'nda müdahale etti. Kalabalık ikiye bölündü. Bir grup Cebeci'ye yöneldi, burada da polis müdahalesiyle karşılaştı. Diğer bir grup ise Sıhhiye Köprüsü üzerinden gitmek istedi. Polis burada çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınmamak için köprüden atlayanlar oldu. Sıhhiye Meydanı'ndaki miting sürüyor.'6 saat 34 dakika önce - @istabip - TwitterBeşiktaş'ta müdahale sonrası soluklanan bir eylemci.Dokuz8 haber ağında, @illaleyla adlı kullanıcının fotoğrafı paylaşılıyor. Saraçhane'de çekildiği belirtilen fotoğrafta, Antikapitalist Müslümanların yürüyüşe geçtiği belirtiliyor.6 saat 34 dakika önce - @illaleyla - TwitterAnkara'daki 1 Mayıs kutlamalarını izleyen Atakan Foça, Sıhhiye köprüsü yakınlarında polisin çok sayıda göstericiyi gözaltına aldığını, bir otobüsün taşımaya yetmediğini ikincisinin beklendiğini yazdı. Foça küçük yaşta göstericilerin de gözaltına alındığını söylüyor.Bağımsız milletvekili Hakan Şükür, 1 Mayıs'ı kutladığı için kendisine hakaret edildiğini ve 'Gezici' denildiğini söyledi. Şükür, bu kişilere AKP'nin birkaç sene önce 1 Mayıs'ı kutlayan afişiyle cevap verdi.İzmir'de de sendikalar Gündoğdu meydanında yapılacak 1 Mayıs kutlamaları için Basmane ve Konak'da sabahın erken saatlerinden itibaren toplanmaya başladı. Kalabalıkların Gündoğdu meydanına akışı sürüyor.Reuters haber ajansı İstanbul'daki 1 Mayıs gösterilerinde plastik mermi atan bir polisi böyle fotoğrafladı:Çağdaş Hukukçular Derneği'nden alınan son yaralı ve gözaltı sayılarını, direnişteki Karşı gazetesi çalışanlarının Twitter hesabı şöyle duyurdu:DİSK kortejine Şişli'de polis müdahale etti... Rengin Arslan'ın görüntüleri...Gazeteci Mehmet Atakan Foça Ankara Kurtuluş Kavşağı'ndan Kızılay'a yürümek isteyen gruplara polis müdahalesinin başladığını bildiriyor.7 saat 4 dakika önce - @matakanfoca - TwitterBBC Türkçe'den Selin Girit , Beşiktaş'tan gözlemlerini aktarıyor....Mersin milletvekili ve HDP Eş Başkanı Ertuğrul Kürkçü, 'Gazdan sonra hala ayaktayız' mesajıyla bu fotoğrafı paylaştı. Kürkçü, en son Şişli'deki DİSK kortejindeydi.7 saat 10 dakika önce - @ekurkcu - TwitterGazeteci Hilmi Hacaloğlu , 1 Mayıs tertip komitesinin müdahaleden sonra genel merkez binasına sığındığını bildiriyor.Gazeteci Zübeyde Sarı , Diyarbakır'da Dağkapı meydanındaki kutlamalar için kortejlerin gelişinin devam ettiğini aktarırken, ''Polisin arama noktasından geçen gruplar sorunsuz bir sekilde Dağkapı meydanına giriş yapıyor. Yol boyunca ''Her yer Taksim, her yer direnis. Biji berxwadana Rojava, yani Yaşasın Rojava devrimi' sloganları atılıyor'' diyor.Gazeteci Leyla Alp, Metrocity alışveriş merkezinin önünde de bir grubun toplandığını söylüyor.7 saat 15 dakika önce - @leylaalp - Twitter7 saat 15 dakika önce - @asli_bucak - TwitterSosyal medyada DİSK'in Taksim Meydanı'na bırakmak istediği ancak Şişli'deki polis müdahalesi nedeniyle bırakılamayan çelengin fotoğrafları paylaşılıyor.7 saat 32 dakika önce - @DevLis1969 - TwitterGazeteci Şenol Çarık, DİSK kortejine yapılan müdahalenin ardından Halaskargazi caddesinden fotoğraflar paylaşıyor.7 saat 32 dakika önce - @senolcarik - TwitterTwitter'dan @stereger isimli kullanıcı, Zincirlikuyu'da TAT Towers'ın önünde gazlı ve plastik mermili müdahale gerçekleştiğini söylüyor.7 saat 44 dakika önce - @stereger - TwitterDiyarbakır'dan Zübeyde Sarı 'nın notları:Diyarbakır’da Türk-İş’e bağlı sendikalar ve KESK, DİSK, TMMOB, Tabip Odası 1 Mayıs’ı Dağkapı Meydanı'nda kutlayacakOrtak kutlamada ise Rojava ve çözüm sürecine dair beklentiler de önemli gündemlerden biri olacak.''Kadıköy'de Türk İş'e bağlı sendikalar ve İşçi Partisi'nin katıldığı 1 Mayıs kutlaması da başladı. Gruplar Kadıköy meydanına doğru yürüyor.İstanbul'da Şişli ve Beşiktaş'taki polis müdahalesine karşı göstericiler yer yer hava fişek, sapan ve taş kullanarak karşılık veriyor.Beşiktaş'tan bildiren Çağıl Kasapoğlu, TKP'lilerin Abbasağa Parkı'ndan sahile doğru indiğini söylüyor. Ara sokaklarda müdahalenin aralıklarla devam ettiğini belirten muhabirimiz, polisin kalabalığı Kartal heykeline doğru ittiğini kaydediyor.Şişli'deki muhabirimiz Rengin Arslan, polisin DİSK kortejine ağır bir müdahale gerçekleştirdiğini belirtti.Önce biber gazı sıkıldığını belirten Arslan, ardından TOMA ile su sıkıldığını söyledi.Ortalığın toz duman içinde olduğunu belirten muhabirimiz, kortejin dağıldığını, protestocuların ara sokaklara ve caddenin diğer tarafına kaçıtığını kaydetti.Doğan Haber Ajansı, Beşiktaş Abbasağa mahallesinde yapılan polis müdahalesinin ardından bazı evlerin boşaltıldığını yazıyor.Fotoğraf: Timur Tarlığİstanbul'da polis, DİSK (Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kortejinin Taksim Meydanı'na yürümesine izin vermiyor.8 saat 5 dakika önce - @hilmihacaloglu - TwitterBeşiktaş'tan Taksim'e yürümeye çalışanları izleyen Elif Ilgaz, son olarak polisin gaz atmaya devam ettiğini ve bir pastaneye sığındıklarını anlatıyor.İstanbul'da polis yer yer göstericilere göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale ediyor.DİSK korteji polisle karşı karşıya geldi. Gökhan Tan da izleyen gazeteciler arasında.8 saat 15 dakika önce - @ccanannnn - TwitterŞişli'de DİSK kortejini izleyen Rengin Arslan notları aktarıyor.''Yaklaşık 500-600 kişilik bir kalabalık var. Kürtçe ve Türkçe yaşasın 1 Mayıs sloganları atılıyor. HDP, Halkevleri, feministler, LGBTİ kortejde yer alıyor. Kalabalık bir gazeteci grubu var. Polis yaklaşık 10 metre önlerinde barikat var ve kortej barikata doğru yürüyor.''Polis Kurtuluş'un ara sokaklarındaki gruplara biber gazı ve tazyikli su kullanarak müdahale ediyor.Sokaklarda barikat kuran göstericiler polise taş ve hava fişek kullanarak karşılık veriyor.Türkiye Gazeteciler Sendikası'ndan Arzu Demir, ETHA muhabirlerinden Ali Haydar Doğan'ın 1 Mayıs protestolarını takip ederken yaralandığını duyurdu.Okmeydanı'ndaki protestoları takip eden Ali Haydar Doğan'ın polis müdahalesi sırasında düştüğü ve kolunun kırıldığı belirtildi.Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan Doğan, ameliyata alınacak.Gazeteci Cem Gurbetoğlu Ankada'da Sıhhiye Meydanı'nda 1 Mayıs için kurulan yeni polis barikatlarını böyle fotoğrafladı.
1 Mayıs'ta Neler Oldu? Tüm Detaylar
İstanbul Valiliği tarafından 1 Mayıs nedeniyle kapatılan Taksim Meydanı araç ve yaya trafiğine açıldı.Taksim Meydanı dün gece kapatılmış, etrafı da demir bariyerlerle çevrilmişti. Meydan, bu gece saat 22.20 itibariyle yeniden yaya ve araç trafiğine açıldı. Sadece turistlerin ve gazetecilerin geçişine izin verilen İstiklal Caddesi’nde de polis bariyerleri kaldırılmaya başlandı. Bu sırada, alkollü olduğu görülen bir kişi Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çıktı. Burada slogan atan kişi, meydanda bulunan sivil polis ekipleri tarafından Anıt üzerinden indirildi.DHA
Reklam