onedio
Genç Doktor, Kanserle Umut Dolu Mücadelesinin Güncesini Tutuyor
İSTANBUL (AA) - MEHMET KARA - Mezuniyetine kısa bir süre kala tiroit kanseri olduğunu öğrenen Dr. Kübra Akay, kansere karşı verdiği mücadelesinde yaşadıklarını gün gün sosyal medya hesaplarından paylaşarak, benzer durumda olan kişilere örnek olmaya çalışıyor.Genç Doktor, henüz 4 yaşındayken hacdan yeni gelen dedesinin, abdest aldığı sırada kalp krizi geçirmesi ve yakınlarında ilk müdahaleyi yapacak kimsenin bulunmaması nedeniyle gözlerinin önünde hayatını kaybetmesinin ardından doktor olma hayali kurmaya başladı. Akay, yıllarca hem dedesinin gözü önünde ölmesinin acı hatıraları hem de insanlara faydalı olabilmenin umudu içinde çalıştı ve başarılı bir eğitim hayatına sahip oldu. Üniversite sınavında İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanan Akay, zorlu tıp eğitimi boyunca hayallerinden bir gün bile vazgeçmedi. Başarılı eğitim hayatının son yılında endokrin alanında üniversite hocalarıyla hasta tetkiki yaptığı sırada ultrason çektiren Akay'ın tiroidinde bir nodül tespit edildi. Akay, bir sonraki hafta nodülün türünü tespit etmek için patoloji laboratuvarına gitti ve hayatını değiştiren 'kanser teşhisini' öğrendi. Yaşadığı ilk günleri 'Yeni bir hayata geçişi iliklerime kadar hissettim.' şeklinde anlatan Akay, teşhisi öğrendikten sonra yaşadığı tüm süreçleri sosyal medya hesaplarından anlatmaya başladı. Dünyada her yıl milyonlarca insanın hayatını değiştiren 'çağımızın hastalığı' olarak tanımlanan kansere karşı ilham veren bir mücadele sergileyen Akay'ın paylaşımları büyük beğeni aldı. Teşhisten kısa bir süre sonra kanserli nodülleri alınan Akay, ilaç tedavisi görmeye ve 'kanser riskiyle yaşamanın hissettirdiklerini' anlatmaya devam ediyor. 'Dedem öldükten sonra bir gün bile doktor olmaktan vazgeçmedim'Kübra Akay, doktor olma serüvenini ve kanser teşhisinden sonra değişen yaşamını AA muhabirine anlatırken, hekimlik hayalini kalbine yerleştiren 4 yaşında yaşadığı acı tecrübeyi hala anımsadığını söyledi. Akay, 'Anneannem ve dedem hacdan gelmişlerdi. Dedemi çok seviyordum. Dedemle oynarken abdest almak istediğini söyledi. Aniden yere yığıldı. Kalp krizi geçiriyormuş. 4 yaşındaydım. Gözlerimin önünde vefat etti. O gün aramızda biri doktor olsa dedem kurtulabilirdi diye düşünerek doktor olmaya karar verdim. Dedem gözlerimin önünde öldükten sonra bir gün bile doktor olmaktan başka bir meslek düşünmedim.' diye konuştu. Akay, bu hayalle tüm eğitim hayatı boyunca gece gündüz çalıştığını, doktor olabilmek için birçok etkinlikten ve eğlenmekten vazgeçtiğini söyledi. Üniversiteyi kazanmayı 'hayallerine giden son adım' olarak nitelendiren Akay, tıp eğitiminin üniversiteyi kazanmaktan daha zor olduğunu ve yıllarca çalışmaya devam ettiğini belirtti. Mezuniyetine birkaç ay kala hayatını değiştiren bir sürece girdiğini anlatan Akay, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Endokrin alanında profesör olan hocamla birlikte hastaları ziyaret ettiğim bir vakit hocama, 'Hiç tiroit ultrasonu çektirmedim. Bir sıkıntım yok ama gelmişken bir bakabilir misiniz?' dedim. Hasta sedyesine oturdum. Hoca boynuma ultrasonla bakarken bir anda yüzü değişti. 'Kübra tiroidinde bir nodül görüyorum ve malin olduğunu düşünüyorum.' dedi. Birçok tiroit kanseri tipi olduğu için en azından en az tehlikelisi olur diye dua ettim. Patoloji laboratuvarında testimi yapan doktor hanım papiller tiroit kanseri olduğunu, alt tiplerini daha sonra analiz edeceklerini söyledi. 'Kansersin' dediğini duyunca kulağımda büyük bir uğultu hissettim, duyduklarıma inanamadım. Birkaç gün sonra tüm sonuçlarımı öğrendim. Hayatımın duygusal olarak en yoğun günleriydi. O günden sonra tecrübelerimi, iyi kötü günlerimi sosyal medya hesaplarımdan gün gün yazmaya karar verdim. Kanserin beni değil benim onu yeneceğini herkesin görmesini ve kansere yakalandıktan sonra insanlarda oluşan duygu değişimlerinin görülmesini istedim. Çok güzel tepkiler geldi. Bunlar da benim mücadeleme destek oldu.' 'Kendime, 'Kendine gel Kübra, ameliyat masasında olan sensin' diye seslendim'Akay, tiroit kanseri teşhisinden sonra ciddi riskleri ve yan etkileri olan tiroit alınma ameliyatı olmaya karar verdiğini söyledi. Ses tellerinin zarar görmesine bağlı konuşamama ve kanserli hücrelerini yayılması gibi risklere rağmen ameliyat olan Akay, şöyle devam etti:'Ameliyat 10 gün sonraya planlandı. Bu 10 gün benim için çok daha fazlasıydı. Neler olabilir, nasıl olabilir, ses tellerime bir zarar gelir mi, nasıl etkileri olur gibi sorular sormaya başladım. Ameliyattan çıktığımda dayanılmaz bir acı vardı. Ameliyatta tiroidim alındı. Aynı şekilde kötü prognozdan ve lenf nodlarıma sıçrama ihtimalinden dolayı lenf nodlarım da alındı. Ameliyatlara hep giriyorduk ama o sedyeye hep bir doktor olarak baktık. Bir yanım sanki ayakta kendime bakıyormuşum gibi hissettim. 'Kendine gel Kübra, ameliyat masasında olan sensin.' diye kendi kendime söylendiğimi hatırlıyorum. Ameliyatın ardından tiroit sonrası patoloji sonuçlarını ve lenf nodlarının metastaz yapıp yapmadığını merak ediyorsunuz.' Akay başarılı bir ameliyat geçirdiğini ve kanserli hücrelerin yeniden yayılması gibi risklere karşı ilaç tedavisine devam ettiğini söyledi. 'Kanser teşhisinden sonra içtiğim su bile beni daha çok mutlu etmeye başladı' Akay, kanser tanısıyla yaşamının, insanlara bakışının ve hayat algısının tamamen değiştiğini anlattı. 'Bir hekim olarak mezun olamadan hasta olmanın yaşattığı duygular beni çok sarstı.' diyen Akay şöyle devam etti:'Yaşadığım süreç bir bakıma hastalarımla aramda güçlü bir bağın da oluşmasını sağladı. Artık her şeyden keyif almaya başladım. Çok basit ama su içerken bile son defa içebiliyormuşum diye düşünerek daha fazla keyif almaya başladım. Hepimizin rutin olarak yaptığı şeyler bana daha fazla önemli hale geldi. O zamana kadar ölüm korkusunu hiç bu kadar hissetmemiştim. Ne zaman öleceğimi bilemediğim için kimseyle kırgın ya da küs gitmemek için çalışmaya başladım. İnsanlarla aramı daha iyi tutmaya başladım. Daha uysal olmaya başladım. Helalleşmeye başladım. İnsanları zaten seviyordum ama daha fazla sevmeye başladım. Ben de bir hekim olarak artık insanların hayatlarına daha fazla dokunmak, onlarla daha güzel iletişim kurmak istiyorum.'
Titreyen Elleriyle Kanser Hastası Yaşıtlarına İlmek İlmek "Umut İşliyor"
İZMİR (AA) - EFSUN ERBALABAN YILMAZ - İzmir'de, yakalandığı amansız hastalıktan, verdiği büyük mücadeleyle kurtulan 16 yaşındaki Ceylin Kubalı, titreyen elleriyle kanser tedavisi gören çocuklar için el işi ürünler hazırlıyor. Ortaokul öğrencisi Ceylin Kubalı, 2017 yılının ocak ayında yaşadığı bazı sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurdu. Tetkiklerin ardından beyninde tümöre rastlanan Kubalı'ya kanser teşhisi konuldu. İzmir'deki bir hastanede ameliyat edilen Ceylin Kubalı, ışın tedavisi için ABD'nin Memphis kentindeki bir araştırma hastanesine gitti. Yaklaşık 1,5 yıl burada tedavi gören Kubalı, 2 ay komada kaldı ancak hastalığa karşı pes etmedi. Bir dönem konuşma güçlüğü çeken, yürüyemeyen ancak kansere karşı hiçbir zaman pes etmeyen Ceylin Kubalı, kemoterapi ve radyoterapi sürecinin ardından hastalıktan kurtuldu.Tedavi gördüğü hastanedeki gönüllülerden etkilenen Ceylin, Türkiye'ye döndüğünde kanserle mücadele eden dar gelirli ailelerin çocukları için çalışma yapmaya karar verdi. Henüz iyileşme evresinde olduğu için hareket kabiliyeti normalin biraz altında olan Ceylin, buna rağmen titreyen ellerine aldırmadan çanta, bileklik ve el işi ürünleri hazırlıyor. Ceylin, tüm bu üretimini 'ceylins_handmade' adlı sosyal medya hesabında tanıtmaya başladı. Ceylin'in sattığı el işi ürünlerden elde ettiği gelir, İzmir Hasta Çocuk Evleri'nin destek verdiği ailelerin kanser hastası çocukları için harcanıyor. 'Onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler'Ceylin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalık sürecini çok iyi hatırlamadığını ancak hastanedeki gönüllülerin olumlu yaklaşımını hiç unutmadığını söyledi. Boş zamanlarında hastaneye gelen gönüllülerin kendisine kitap okuduğunu, parmağına oje sürdüğünü ve moral verdiğini anlatan Ceylin, şöyle konuştu:'O insanlar bana yardım etmeseydi, umut vermeseydi büyük ihtimalle ölürdüm. Ben de başkalarına yardım edeyim ki onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler. Pandemi sürecinde evde kalınca çanta dikmeyi öğrendim. Sosyal medyada bir adresim var. Orada, yaptığım çantaları satıyorum. Belli bir fiyatı yok. Önemli olan bağış yapabilmemiz.' Ceylin, sosyal medyadaki kampanyasına katılan ve çantalarını satın alanlara teşekkür etti. Kanserle mücadelesi süren çocuklara seslenen Ceylin, 'Hastayken pozitif olmak çok zor biliyorum ama tek başına kanser değil aslında, umutsuzluk öldürüyor. O nedenle her zaman umudu korumak gerekiyor.' diye konuştu.'Ceylin hikayesini kendi yazdı'Ceylin'in annesi İdiz Hacımüezzin Kubalı ise çok zor bir süreçten geçtiklerini ama doktorların kendilerine çizdiği olumsuz tabloyu hafızasından sildiğini, kızının gücüyle hayata yeniden başladıklarını ifade etti. Hastanelerdeki gönüllülerin desteğinden çok etkilendiklerini kaydeden Kubalı, 'Ceylin çok güçlü bir kız. O güçlüyken biz de güçlü oluyoruz. Kitap okuyan, sohbet eden gönüllülerin verdiği moralin de verdiği destekle Ceylin büyük bir mücadele kazandı, hikayesini kendi yazdı. Ben de ona yarenlik yaptım.' dedi. Anne Kubalı, Ceylin'in salgın döneminde evdeki malzemeleri kullanarak el işi ürünler yapmaya başlamasından ve hasta çocuklar yararına satışa çıkarmasından gurur duyduğunu sözlerine ekledi.İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sevil Ozan ise Ceylin'in bağışının manevi açıdan büyük değer taşıdığını ifade etti.Kanser hastası bir çocuğun verdiği mücadelenin örnek teşkil ettiğini de kaydeden Ozan, amansız hastalıkla mücadele eden çocuklar ve ailelerinin, Ceylin'in başlattığı kampanya ile moral bulduğunu sözlerine ekledi.
Kanserde Erken Teşhis Farkındalığı İçin İstanbul Sokaklarında Koşuyor
İSTANBUL (AA) - HÜSEYİN KULAOĞLU - Meme kanserini yenen iyileşen biyolog Müge Daştan, 'Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı' kapsamında, erken teşhise dikkat çekmek için ekim ayı boyunca İstanbul'un her gün farklı bir ilçesinde yaklaşık 10 kilometre koşuyor.'Kanserin 1 adım önündeyiz' sloganını yazdırdığı pembe renkli tişörtüyle İstanbul sokaklarında koşan Daştan, spor yapmanın ve aktif olmanın önemini gösteriyor.Bugüne kadar Kağıthane, Sultanbeyli ve Adalar başta olmak üzere birçok ilçede koşan Daştan, ay sonuna kadar İstanbul'un 39 ilçesini bitirmeyi hedefliyor.1 çocuk annesi Daştan, kanser hastalığına yakalandıktan sonra da koşmaya devam ederek katıldığı yarışlarda, genel kategoride birincilik derecesi de aldı.Koştuğu ilçeleri de tanıtan ve sosyal medya hesaplarından da koşularını paylaşan Daştan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koşmanın yemek ve uyumak gibi hayatının bir parçası olduğunu söyledi.Hayatında mutlaka hemen hemen her gün bir spor aktivitesi olduğunu ve bu aktivitelerin büyük çoğunluğunu koşunun oluşturduğunu ifade eden Daştan, şöyle konuştu:'Çocukken babamla koşmaya başladım, asıl o koşardı. Sonra 7 yıldan beri aktif antrenmanlı koşuyorum, son 6 yıldır da yarışlara katılıyorum. Hastalığım koşarken başladı. 35 yaşında kendim bir kontrole gittikten sonra 6 aylık bir takip verdi doktor. Ondan sonra 36 yaşındayken 2016'da teşhis kondu. Ameliyat oldum, kemoterapi, radyoterapi gördüm. 9 ay sürdü. Sonra tekrardan ameliyat oldum. Yaklaşık 2 sene sürdü bu süreç. Şimdi de tekrardan kanserin tekrarlamaması için hormon tedavisine devam ediyorum.' Erken teşhisin önemine dikkat çeken Daştan, meme kanseri için belli yaşlardaki kadınların yılda bir kere mamografi çektirmesini, genç olanların ise ultrason çekimi yaptırması gerektiğini belirtti.Meme cerrahı veya bir cerraha muayene olması gerektiğini de hatırlatan Daştan, bu kontrollerin yılda bir kere yaptırılması gerektiğini önemine değindi.Bu kontrollerde hastalığın tespit edilmesi halinde erken bir dönemde müdahale imkanı olduğunu kaydeden Daştan, bu şekilde olursa hastaların belki hiç kemoterapi almadan hastalığı atlatabileceğini, belki de basit bir ameliyatla iyileşebileceğini vurguladı.Hastalık teşhisi konulduktan sonra ilk çocuğunu düşündüğünü anlatan Daştan, 'Şok oldum, çok inanamadım, çok konduramadım kendime. Doktoru dinledim, 'muhtemelen kanser, biyopsi yapmamız, ameliyat etmemiz gerekiyor' derken bir şoka girdim diyebilirim. Üzüldüm tabii. Çıkıp koştum o gün, çok iyi gelmişti. Kendimi kötü hissedince mutlaka böyle bir spor aktivitesine kayıyor insan. Tabii insan mecbur kabul ediyor, çünkü sonraki süreç çok hızlı gelişiyor. Hemen biyopsi, hemen ameliyat sonra hemen kemoterapi böyle çok da düşünecek bir vakit kalmıyor. Sonra insan alışıyor, bir şekilde kabul ediyor.' diye konuştu.Hastalandığında kafasındaki tek sorunun 'Ne zaman koşabilirim?' olduğunu ifade eden Daştan, bu durumun kendisini sağlıklı ve iyi hissettirme yöntemi olduğunu belirtti.Doktorunun kendisini ilk gördüğü zaman spor yapmaya devam etmesini tavsiye ettiğini anlatan Daştan, 'Doktorum 'Bu kaslarını koru, spor yapmış olmak çok avantajlı, hem tedavinin başarısı için hem yan etkilerini daha az yaşaman için o yüzden mutlaka spor yapmanı istiyorum' dedi. Bende hastayken daha yavaş ve daha az mesafeler koştum. Mümkün olduğunca yapabildiğim her gün yaptım.' dedi. Bir gün koşarken aklına, 'Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı' kapsamında, İstanbul'un 39 ilçesinde de koşma fikrinin geldiğini kaydeden Daştan, 'Kanserin 1 adım önündeyiz' sloganıyla şu ana kadar Kağıthane, Sultanbeyli ve Adalar başta olmak üzere birçok ilçede günde yaklaşık 10 kilometre koştuğunu ve ay sonuna kadar bütün ilçeleri tamamlayacağını söyledi.'Oğlum benden daha fazla kaygılıydı'13 yaşında bir oğlu olduğunu ifade eden Daştan, hastalandığında oğlunun kendisinden daha fazla kaygılahdığını söyledi. İyileştikten sonra doktorundan izin aldığını ve yarışlara katıldığını belirten Daştan, katıldığı yarışlarda genelde birincilik ve üçüncülük gibi dereceler aldığını ve oğlunun bu dereceleri gördükten sonra kendisinin iyileştiğini gördüğünü kaydetti.Daştan, 'Hedefim insanlara spor yapılabilirliği göstermek. Kanser tedavisi sırasında, sonrasında spor yapmak çok önemli. Ne derece yaparsanız. Bu bazen bir fizik tedavi düzeyinde olabilir. Bazen dans, yüzme, koşma olabilir. Hiç farketmez ama hareket edip kasları korumak, kemikleri korumak, vücudu aktif tutmak, yan etkiyi atmak, kan dolaşım sistemini, kalp sağlığını korumak, hepsi çok önemli. Benim amacım bunu gösterebilmek ve insanlara bu konuda ulaşabilmek. Aynı zamanda kendi örneğimde olduğu gibi hasta olmadan önce kontrollere gidip teşhisi ne kadar erken alabiliyorsak o kadar erken almak. O yüzden yılda bir kere doktora gidip oradaki tetkikleri yaptırıp muayene oldurma konusunda da insanları teşvik etmek, amacım bu.' Kadınların kendilerini ihmal etmemesi gerektiğini değinen Daştan, şunları kaydetti:'Kadınlar, her zaman kendisini geri plana koyup 'çocuğum için yapıyorum, çocuğu doktora götürdüm ama bana vakit kalmadı, çocuğuma aldım, kendime alamadım. Çocuğumu spora götürdüm, kendim spor yapacak vakit bulamadım' diyor. Bunu yapmasın kimse. Siz varsanız çocuğunuz mutlu, siz varsanız çocuğunuzun geleceği var. Annesiz bir gelecek veya annesi hasta olan bir çocuğun geleceği çok daha üzücü. O yüzden kendinize iyi bakın, kendinizi önemseyin, çocuğunuz için de önemseyin. Siz de spor yapın, siz de muayene olun, siz de kendinize iyi bakın. Bu sadece yiyeceklerle olmuyor, doktora düzenli gidip aynı zamanda aktif kalmak.' Hastalığı ve koşuları sırasında yaşadığı deneyimlerini, üzüntülerini ve sevinçlerini blog sitesinde yazan Daştan, insanlardan olumlu tepkiler alığını ve ilerde blog yazılarını kitap haline getirmeyi düşündüğünü söyledi.
Kahraman Güler Yazio: Beni Bulan Olursa Bana Haber Versin
Değişen, dönüşen ve  gelişen dünya da insanın kendini keşfi nasıl olacak, kendini nasıl iyi hissedecek, mutluluk var mıdır gibi sıkça zihni meşgul eden sorulardır.  Söz konusu bu tarz bir konu konuşmaksa  insandan başlamalıyız.  İnsan kendini tanımlayabiliyor mu? İnsan kendini tanıyor mu?  Bir şeyi doğru ölçebilmek için ölçüm aracımızın sağlıklı ölçüm sonuçları veriyor olması  gerekiyor, eğer ölçüm aracı aynı nesneleri sürekli yanlış ölçüyorsa bir problem vardır .  İlk önce yapılması gereken sorunları doğru tespit etmektir. İnsanın kendini tanıması kendini anlaması kendine dair bir çerçeve çizmesi gerekiyor. Eğer insan kendini bir yere konumlandıramıyorsa kendine sınır çizemiyorsa  başkasının sınırında da duramaz yani başkasının da hayatını talan edebilir. Bu tuhaf ve içinden çıkılamaz kargaşa insanı daha çok içine çeker. Stres huzursuzluk ve bir sürü ilişki problemini meydana getiriyor. Suçluluk duygusu, değersizlik depremleri ya da  yetersizlik çukuru ve daha bir sürü şeyin içinde kendini bulursun.
Reklam
Şule Arslan Yazio: Kırmızı Oda'yı Neden Çok Sevdik?
etiket
Yayınlandığı ilk günden bu yana reytingleri tavan yaptıran Kırmızı Oda dizisi son zamanlarda sosyal medyanın da en çok rastlanan paylaşımlarından oldu. Peki adından bu kadar bahsettiren bu dizinin çekici olan yanı nedir?Konuyu biraz genel anlamda değerlendirecek olursak dizilerin toplumu besleyen bir yanının olmasından başlayabiliriz. Öyle ki bir toplum için en büyük zararlardan birisi kültür bozulmasıdır. Yıllardır ne kültürel değerlerimizin işlendiği ne de doğalhayatın içinden bir dizi izleyebiliyoruz. Varsa yoksa şiddet, kan davası, gözü yaşlı mağdur kadınlar, zengin adam fakir kız dizileri… geldiğimiz noktaya bakacak olursak hadsizlikten beslenen bir toplum olup çıktık çünkü hemen her açtığınız programda gelinler kaynanaları çekiştiriyor, kaynanalar gelinleri, apartmanlar yarışıyor komşular birbirinin evini, yemekteyiz/sofradayız yarışmalarında yemekten çok birbirini yiyen eline sağlık bile demekten aciz bir grup insanı izleyip duruyoruz. Doğal olarak da önüne gelen karşısındaki insanı hadsizce, fütursuzca eleştirme hakkı görür oldu. Bu nedenle kırmızı odanın;
Agah Aydın Yazio: Dedikodu Şebekeleri İyileştirilebilir mi?
etiket
İyi yaşam doğru insanlarla karşılaşmaya dayanan olağanüstü bir talihtir.Başka deyişle, kötüdeki iyiyi görebilecek kadar iyiye sahip olanların talihidir.Yani kötüyü başkasına atıp, kendi iyiliğinden kuşku duymayan dedikodu şebekelerinin bile iyi bir yaşam için ufak bir şansı vardır.
Reklam
Kahraman Güler Yazio: EL ALEM TERÖR ÖRGÜTÜ:  Onedio, BUnedio, peki BEN ne diom
etiket
Kanıtlayamam ama yemin edebilirim böyle bir örgütün varlığından, burnumuzun dibinde, evimizde, sokakta, aşkta, içimizde, paylaştıklarımızda, ağzımızın içinde HER YERDE. Cehaletin örgütlenmiş halinin bütün eğitimli insanları yönetmesi gibi bir gücü de var. Örgütü hayatımıza aşağıda cümlelerle girer: Eğer uslu bir çocuk olursan sen de Noel Babayı görebilirsin. Eğer derslerini bitirirsen oynayabilirsin. Eğer yaramazlık yapmazsan çikolatayı yiyebilirsin. Eğer çok para kazanırsam kadınlar beni ister. Eğer her onun istediği gibi giyinirsem beni kabul eder.   Bu cümleler kendimizi olumsuz, sevgiyi hak etmeyen, önemsiz ve fazlalık hissetmemize neden olur. Ve örgüte böylelikle dahil oluruz, tek amacımız sevgi ilgi ve kabul görmek için ne isterlerse yapmak, gönüllü olduğumuzdan değil sevgi, ilgi ve kabul ihtiyacından.
Şule Arslan Yazio: CİNekolog Kimdir?
etiket
Günümüzün cinci hocaları olan eski Türk toplumlarındaki kamlar büyü yapabilen, manevi dünyayla iletişim kurabilen insanlardı. Dolayısıyla da hastalıklara neden olan yaratıklarla iletişime geçerek bu hastalıkları tedavi edebileceğine inanılırdı.  O dönem elbette (placebo etkisiyle) hastanın iyileşeceğine inanmasının aslında iyileşmenin yolu olduğunu düşünürsek, büyücülerin hekimlikte büyük ölçüde başarılı olduklarını tahmin edebiliriz. Bu yüzden, okuyup üflemek o dönemin en etkili tedavilerinden olmuş olsa gerek. Ne yazık ki günümüzün teknolojisi bu etkiyi kırmaya hala yetmiyor ki bilime inanmak yerine cinci hocalar tarafından kandırılmaya devam edebiliyoruz.
Reklam
Kayhan Karlı Yazio: Tarım mı? Teknoloji mi?
etiket
Öncelikle bir genel manzarayı çizelim istiyorum. İnsanlık neolitik devrimden ve endüstriyel tarımdan sonra ziraatta yeni bir devrimin eşiğinde. Son dönemde değişimin hızının artışından dolayı, çağ açıp kapatan dönüşümlerin süreleri de çok uzun sürmemekle birlikte özellikle sanayi devriminin şekillendirdiği son dört yüz yıllık sosyolojik yapı, bu yeni dijital teknoloji kırılımıyla tam anlamıyla yerle yeksan olmak üzere… Bu son aylarda salgının tetiklediği tartışmalardan bir tanesi de sanayi devrimi öncesi tarım toplumuna dönüş ve sağlıklı gıdayla yaşamak diye özetlenebilecek, derin olmayan bir tartışma başladı. Oysa insanlığın tarım toplumu olarak yaşadığı dönemlerde nüfusu bugünkünün altıda birinden daha azdı… Tartışılması ve cevaplarını bulmamız gereken sorularımız var aslında ve bu cevaplar belki de yeni hayatı tasarlayacak kuşakların, başta eğitimleri olmak üzere her türlü gündemlerini değiştirecek.
Reklam
Mehmet Şakiroğlu Yazio: Çocuklara Koronavirüsü Anlatmanın En Kolay Yolu
etiket
11 Mart'ta Dünya Sağlık Örgütü tarafından koronavirüsün pandemi olarak ilan edilmesi ve Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı'nın kararı neticesinde okullara ara verilmesinin üzerinden tam 7 ay geçti ve nihayet 12 Ekim'de 1. sınıflara 2, 3, 4, 8 ve 12. sınıflar da katılıyor ve yüz yüze eğitime başlıyor. Çocuğunuzu okula göndermeden önce virüs ve virüs önlemleri konusunda bilgilendirmeniz bekleniyor. Bu yazı işte tam da bunu nasıl yapabileceğinizi anlatmak üzere kaleme alındı.
Bora Farsak Yazio: Corona Aşısında Son Durum
etiket
Corona herkesin gündeminin 1. maddesi.Kapacak mıyız? Ne zaman?Nasıl?Kimden ?Bu kafayla gidersek çok uzak değil ama Biz Türk'üz bize bir şey olmaz değilmi??☹ Sayılar doğru mu?Kısıtlamalar gelecek mi?Ölecek miyiz?Kalacak mıyız?İlaç var mı?Aşı çıkacak mı?Ne zaman çıkacak?Bu soruları sormayanınız var mı?Tabii ki hepimiz bir şekilde bu virüsle tanışacağız. İnşallah, ayakta ve sorunsuz geçiririz ama belli olmaz. Tedbiri elden bırakmamak gerek.
Reklam
Levent Buda Yazio: Hastalık Nasıl Söyler?
etiket
Hani geçtiğimiz hafta sağlıktan söz etmiştik. Mevzubahis insan olunca çok girdili karmaşık sistemin (organizma) matriks değerlendirmesi sonucu sağlık kavramının aslında göreceli olduğundan yola çıkarak bilinçteki dengenin bizde sağlıklılık kavramını yarattığı sonucuna varmıştık. Yine aynı düşünce sistematiği ile ilerlersek anlarız ki, hastalık da bilinçten kaynaklanan bir dengesizlik durumudur ve bilinçten kalkan bilgi bedenlerimizde (fiziksel, zihinsel ve ruhsal) şikayetler olarak kendini gösterir. Aslında bu kadar basit değildir, elbette. Genetik getirimiz, çevresel faktörler, epigenetik gibi pek çok kavram enerjinin iletimi mekanizmaları hastalık kavramını anlamak için irdelenmesi gereken konulardır. Ancak basitleştirilmesi anlaşılmasını kolaylaştırır. Diğer kavramlar başka yazıların konusu olmaya şimdiden iyi adaylardır. Kısaca şikayet hastalığın dilidir. İşte hastalık böyle söyler. Hastalık fizik bedende ağrı, kaşıntı gibi sonuçlar doğururken, zihinde şüphe, endişe gibi düşünceleri  ortaya çıkarırken, duygusal olarak da üzgün olabiliriz. Alın size bütünsel bir hastalık tablosu. Bu arada çevremizde olup bitenler de üstüne üstüne geldi mi, sonuç ahlar ve vahlar.
Şeyda Betül Kılıç Yazio: Vedalaşmanın Muhabbetten Uzun Sürmesi
etiket
Ben küçükken kapıyı küçükler açar, misafire terlik verirdi. Şimdiki kadar değilse de kolonya ikramı kıymetliydi. Muhabbete çocukların katılmadığı, küçüklerin çay içmediği günlerden bahsediyorum. Ben de bu resimde annesinin özenle ördüğü bordo kloş etekli ziplenmiş hanımefendi kız oluyorum.  Aklımızdan geçeni hemen söylemek ayıptı. Durmak, tane tane konuşmak takdir edilirdi. Biz hızlıca büyür, sonra küçükmüş gibi yaşardık. Belki ayıp denilen öğretinin kitlediği kapılarımız vardı, ifadesizdik, fakat utanmanın başkalarına değer vermekten olduğunu bilirdik, ne güzelmişiz.
Minnoşlukları Yetmiyormuş Gibi 😻 Bir Kedi Sahibi Olmanın Bilimsel Olarak Kanıtlanmış 10 Süper Ötesi Faydası
etiket
Kedi seversiniz, sevmezsiniz, sahiplenirsiniz ya da uzaktan seversiniz o sizi ilgilendirir. Ancak bütün bunlardan bağımsız olarak baktığınızda kedilerin insanlara tahmin ettiğinizden fazla faydası var. Bunu oturduğumuz yerden iddia etmiyoruz gerek İsviçreli olsun gerek İngiliz olsun bilim insanları kediler üzerinde çılgın araştırmalar yürütüyor. Yapılan düzinelerce araştırmanın sonucunda varılan nokta: Kedi sahibi olmanın insanlara onlarca faydası var.  Bazılarının halihazırda farkında olduğunuzdan eminiz, ancak sizi şaşırtacak faydalarıyla işte kedi dostlarımız.
Reklam