Uğur Batı Yazio: Para ile Mutluluk Satın Alınabilir mi?

270PAYLAŞIM
Yazio Banner

Bizler hisseden düşünme makineleri değil, düşünen hissetme makineleriyiz

                                                                                              Christophe Morin

Ne çok duyduk bu lafı: “Parayla saadet olmaz...”

Peki öyle mi gerçekten?

Ancak, Warwick Üniversitesi’nden Profesör Andrew Oswald ve Jonathan Gardner’in yaptıkları araştırma, tam tersi sonuçlar içeriyor. İki uzman bu sonuca, 10 yıl boyunca, 10 bin kişinin davranışlarını izleyerek ulaştılar.  “Para mutluluk getirir” saptamasına varmakla kalmayıp, örneğin “Her 150 bin doların mutluluğu yüzde 10 artırdığı” gibi önemli bir iddiayla ortaya çıktılar. 1.5 milyon dolar ise mutluluğu zirvesine ulaştırıyor.

Maaşa yapılan biraz zam veya sevgilinizin hediye ettiği güzel bir saat gibi ufak-tefek şeyler ise ancak kısa süreli mutluluklar yaşatıyor. Kalıcı mutluluk için servet sahibi olmak şart. İngiltere’de mutsuzluk denizinde yüzen talihsiz bir insanı mutluluk tepesinin zirvesine çıkarmak için 1,5 milyon dolar gerekiyor. Araştırmaya katılan varlıklı insanlar ise mutluluğu yakalamak için çok daha fazla paraya ihtiyaç duyuyor. Elbette, mutluluğun tek kaynağı “para” değil.

Durum böyleyken harcamak mutluluğu artırabilir mi?

Mesela alışveriş mutluluk mudur?

Aldığın o renk renk ayakkabılara bakmak...

Sonra bunu tekrarlamak...

Aslında Doğu Felsefesi (Hinduizm, Budizm, vb.) öğretileri (ve bazı atom ve kuantum fizikçileri) somut varlıkların gerçekten var olmadıkları fikrini savunurlar.

Onlar canlı nesnelerden (araba, para, iPad, Uçan Taylar) ayrılarak daha ziyade cansız olanları (aşk, mutluluk, eğlence) takdir eden bir yolu aydınlatmayı amaçlarlar. Gerçekte, bir kültür veya herhangi bir insanın arzuladığı (ilgi) şey bir başka insan ya da kültür için hiçbir anlam (ilgisizlik) ifade etmeyebilir.

Mercedes, Ford’dan daha fazla mı haz verir?

Diesel sahibi olmak, Mavi sahibi olmaktan daha mı aidiyet yüklüdür?

Bu ürüne gerçekten ihtiyaç duyuyor musunuz? Yoksa harcamak mı aslolan? Sahip olmak mı? Starbucks’ta mocha-laca-frapa-snapa-xp-a-la-doh-shous yudumlarken onunla saygınlığınızı mı arttırmak mı istiyorsunuz?

Burada ders şudur: Pamuk Prenses’e uçan taylar alın ve hayatınız sonsuza dek değişsin!

Doğu felsefesi, insanlara ürünlere bağlanmamalarını önerir.

Bu gerçekleşinceye kadar, piyasaya tekrar bir göz atın. Kafa hep aynıdır!

Gerçek bir bağımlılık, alkol, alışveriş, çikolata, sigara gibi bir davranışa ya da maddeye daimi ve kontrolsüz bir şekilde ihtiyaç duymaktır. Markalara karşı hissettiğimiz bağlılık ya da diğer deyişle bağımlılık da psikologlara göre kompülsif davranışları bağımlılığa dönüştüren beyindeki aynı merkezi harekete geçirmektedir. Bir başka ifadeyle, telefonumuzu kullandığımızda beynimiz pozitif çağrıştırıcı bir bellek yaratıyor ve vücudumuzda dopamin salgılanıyor.

Dopamin bizim telefonumuzu kullandığımızda ya da alışveriş yaptığımızda keyif almamızı sağlıyor.

Akıllı telefonların en sevilen markası olan iPhone’a yönelik duygusal tepkilerin ölçümlendiği bir nöropazarlama araştırması bulguları, deneye katılanların telefonun sesini duyduklarında hem işitsel hem de görsel çağrışımlarla tepki verdiklerini gösteriyordu. Bu sonuç, yalnızca telefonun sesine verilen bu tepkinin telefona duyulan sevgiyi işaret ediyordu.

Alışveriş bağımlılığı da tıpkı madde bağımlılığı gibi beynin yapısındaki değişimler ile ilişkilendiriliyor ve psikologlar tarafından “sık sık alışveriş yapmak veya engellenemez veya anlamsız bir alışveriş isteği duymak” olarak tanımlanır. Bu nedenle alışveriş bağımlılığı patolojik bir durum olarak görülür ve tedavi gerektirecek kadar sıkıntılı durumlara neden olabilir diyebiliriz. Takıntı haline gelen bağımlılıklar ve marka sadakati arasında bir ayrım vardır. Birisi sağlıklı bir durum değildir. Sigara bağımlılığı nasıl zararlıysa takıntı haline gelen alışveriş bağımlılığı da bir oranda zararlıdır.

Bilinçaltına yönelik sembollerin de belli bazı markalar için uzun dönemli bağımlılık yaratma etkileri vardır. Örneğin belli marka bir meşrubatın kapağının açılma sesi bile bizdeki tutkuyu tetikler ve o marka meşrubata bağlanmamıza neden olabilir. Aynı bağlılık etkisi Facebook, internet ve akıllı telefonlarımızdaki oyunlara yönelik de gelişebilmektedir.

Iphone’nuza bir bakın, kullanım kolaylığını (ya da size söylenen ve artık sizin de inandığınız) yok sayın, hiç kullanmadığınız 54 uygulamadan 50sini de yok sayın, i-Tunes’ a bağlanabildiğinizi de yok sayın… Ya da bunları değil de, telefonunuz hakkındaki hislerinizi yok sayın. “İlginiz” nasıl oluştu?

Çok beğendiğiniz bir ünlü kişinin kullandığı bir markayı siz de kullanır mısınız? Büyük olasılıkla kullanırsınız. Marka tercihlerimizi bilinç çerçevesindeki değerlendirmelerimizden çok kendimizi yakın hissettiğimiz markalar şekillendirir. Tercih ettiğimiz bir marka da bizim güvenilir bulduğumuz ve sevdiğimiz kişi tarafından kullanılıyorsa biz de doğru tercih yaptığımızı düşünür rahatlarız.

Reklamlarda ünlü kullanımı, markaya yıldız bir kişilik kazandırmayı hedefler. Yani ünlü kişi bizler için neler ifade ediyorsa, onu televizyonda gördüğümüzde zihnimizde neler canlanıyorsa, aynı duyguları ünlü kişinin reklamında gördüğümüz markaya aktarmamız beklenir. Tabii şöhretin getirdiği bir hayranlık ve imrenme duygusu da vardır ve bu, şöhret sahibi kişileri gözümüzde ulaşılmaz olarak gördüğümüz için oluşan duygulardır.

Markayı da bir starmış gibi sunma stratejisi yani reklam terminolojisinde “star stratejisi”, şöhretin getirdiği hayranlık, imrenme, ulaşılmaz ve gizemli olana karşı duyduğumuz yoğun merak ve ilgi gibi duyguları hissetmemiz için planlanan bir stratejidir.

Şöhretleri ile bizlere bu duyguları yaşattıranlar kimlerdir? Film oyuncuları, rock yıldızları, pop yıldızları, yıldız futbolcular, magazin basınında sıkça gördüğümüz kişiler.

Bir de daha ulaşılmaz olanlar vardır. Mesela Martin Lindstrom’un bahsettiği kraliyet ailesi. İnsanlar kraliyet ailesinin düğünlerini, aşklarını, çocuklarını hep merak ederler ve imrenirler.

Çünkü kraliyet ailesi, zirvedeki sosyal sınıftır. Herkes bir prensesten etkilenebilir ve çoğu kız çocuğu küçükken kendisini bir prenses gibi hissetmek ister. Kraliyet ailesinin verdiği yemekler, düğünleri günlerce konuşulur ve olay olur. İşte pazarlamacıların bizlerde şöhret çekiciliğini kullanarak yaratmak istedikleri etki de budur.

Zihinde oluşan bağımlılıklar, eski beyini harekete geçiren son ve en önemli faktörlerden birisidir. Bildiğiniz beynimizde elektrokimyasal tepkilere neden oluyorlar. Bu nedenle bağımlılıklar aracılığıyla uyarılmanın şiddeti ne kadar çok ise o kadar hızlı hatırlıyoruz. Bu nedenle bir marka için eski beyni ve dolayısıyla tüketicileri etkilemenin en önemli yollarından biri bağımlılıklara hitap etmektir.

Zaten, duyusal marka yapılandırma, deneyim pazarlaması gibi oluşumların kabul görmesi ve bu derece tartışılıyor olmalarının nedeni de bizim karar alma mekanizmamız olan eski beynimizin duygusal uyarıcılara karşı asla duyarsız kalmamasıdır. “Bizler hisseden düşünme makineleri değil, düşünen hissetme makineleriyiz” sözü bu konuya ilişkin en dikkat çekici görüşlerden
birisidir.

Sonuç mu?

Para ile refah/mutluluk arasındaki ilişki şaşırtıcı değil ancak yeni araştırmalar, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabileceklerinden daha fazla gelir düzeyine sahip olmalarının mutluluk etkisini azalttığı yönündeki araştırmalara karşı bir tez oluşturuyor. İddia edilenin aksine para mutluluğu satın alabiliyor ve para insanı daha fazla mutlu edebiliyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gollum

Şarkısı bile var; "Parayla saadet olmaz diyenlar, uzayda mı ikamet ederler?" :) Parayla mutluluk olur. Huzur da olur. Ancak sorun parada değil sende yada çevrendedir. Trilyoner tanıdıklarım var ama çevreleri o kadar toksik insan dolu ki asla huzur bulamıyorlar. Bunun yanında bazıları kendini izole etmeyi başardıkları için gayet mutlular. Fakat parası olmayıp mutlu olan eğitimli tanıdığım yok. Parasız mutlu olanlar hep bir "şükür" adı altında hiç bişey yapmadan mutlu gibi yapıyorlar sadece. Çünkü kabullenmişler hallerini ve asla değiştirmek için bişey yapmıyorlar. Çünkü böyle bir eğitimleri yok.

bilemiyorum-altan-bilemiyorum-

para ile mutluluk olmaz diyen arkadaşlar soruyu bir de şöyle düşünün. parasızken mutlu musunuz? almak istediğinizi alamıyorsunuz, gitmek istediğiniz yere gidemiyorsunuz, yapmak istediğinizi yapamıyorsunuz ve çok mutlusunuz bu durumdan öyle mi ?

marine-offizier

Alamaz..! Para, kişinin hayat ve yaşam tarzına katkıda bulunur.. nasıl yaşıyorsan öyle ölürsün düsturu ile değerlendirilirse, hayat tarzını olumlu değiştirdiği pek nadirdir.. bence önemli olan kanaatidir, eğer o eksikse zaten sürekli az kazanmaktan şikayet eder durursun..

marine-offizier

Bir de insanlar yaptığı işte ve gelecek ile ilgili planlarında sürekli parayı hedefe oturdukları için sürekli mutsuz.. başarılı olmak çoğu zaman beraberinde parayı getiriyor zaten.. sosyal medya sürekli rol model dedikleri kişileri tatilde, eğlence, parti ile bombardıman ettiği için kimsenin gerçeği düşünecek ve görecek hali kalmıyor zaten..

izinde

Türk lirası ile alınmaz

Görüş Bildir