Ertürk Akşun Yazio: Bir Cumhuriyet Aydını Olarak Reşat Nuri Güntekin
“Ancak bir cahil, toplumu istenilen düzeyde cahilleştirebilir. Bir toplumu, yöneticileri cahil olmadan tam olarak cahilleştirmek çok zordur.”Her okurun hafızasında bir miktar roman, bir miktar romancı ve bir o kadar da roman kahramanı birikmiştir muhakkak.  Roman kahramanları önemlidir, çünkü çoğu okur, kendine roman kahramanlarını örnek alarak hayatına yön verir.  Yazının ilerleyen bölümlerinde konuyla ilgili örnekler vereceğim merak etmeyin. Edebiyat tarihinde öyle kuvvetli roman karakterleri de vardır ki isimleri artık bir tanımlama oluşturur.  Mesela Gonçorov’un Oblomov’u... Tembellik ve asalaklık anlamına gelen bir tanımdır  artık “Oblomovluk...”  Bazı yazarlar da kendi isimleriyle birer tanıma dönüşmüşlerdir. Sade’nin Sadizmi doğurması gibi...  Bu yazıyı yazmamdaki bir diğer neden tamamen kişisel ama her kişisel olgu da toplumun bütününden kopmuş bir yansımadır ne de olsa.  Bir kitabı yirmi yaşında okumakla, elli yaşında okumak arasındaki farkı görmek, yirmi yaşımda aynı kitabı okurken bende bıraktığı tortularla, bugün yeniden okuduğumda bana yaşattığı duygular arasındaki farkı saptamak ve elde ettiğim sonuçları sizinle paylaşmak istedim. Aslında teorik olarak neyle karşılaşacağımı biliyorum bu kıyaslama sırasında. Yirmi yaşımdaki bilgi birikimim, elbette romandan alacağım tadı epeyce kısıtlamaktadır. Elli yaşımda yeniden okurken her satırın bende tabii ki bambaşka bir çağrışımı, bilgisi ve göndermesi olacaktır. Bu fırsatla belki de edebiyat eleştirmeniyle okur arasındaki farka da değinmiş olacağız yazıda.  Afşar Timuçin, “ESTETİK” adlı kitabında şöyle söyler,  “Sanatçı olmasaydı güzel de olmayacaktı, dolayısıyla estetikçi de olmayacaktı. Hiçbir sanatçı bir estetik kuram oluşturma konusunda yükümlü duymaz kendini. Estetikçi olmasaydı (“Estetikçi”kelimesini daha çok edebiyat eleştirmeni olarak düşünmenizi öneririm) yalnızca sanatçı olsaydı güzelin anlamını kavramakta eksik kalacaktık. Estetikçi de sanatçı gibi bizim görmediklerimizi görebilen kişidir, hatta bazen ya da çok zaman sanatçının kendinde görmediklerini görebilen kişidir.”  Demek ki sadece bir eseri yaratan yazarın kendisi değil aynı zamanda o eseri yorumlayan kişidir de. Ama bir adım daha ileri gidip aynı kitaptan başka bir alıntı daha yapmak istiyorum. **“İzleyici (“İzleyici kelimesini “okuyucu” olarak sadeleştirin) edilgin alıcılığı ölçüsünde değil etkin değerlendirici kavrayıcılığı ölçüsünde izleyicidir…  İzleyici (okuyucu) önemlidir; iktisadi etkinlik gibi sanatsal etkinlik de ancak tüketicisiyle vardır. Üreticisi olmayan bir alanın tüketicisi, tüketicisi olamayan bir alanın üreticisi olmaz.”  **Yani kısacası bir romanı değerli kılan yazarı kadar, o romanı eleştiren estetikçi ve o romanı okuyan okuyucunun bilinç düzeyidir de aynı zamanda. Her zaman söylerim ya; ülkemizin iyi yazarlardan çok, iyi okuyucuya ihtiyacı var.
Reklam
Reklam
Sesil Aktürk Yazio: Sanat ve Ekonomi
etiket
Sanat ve ekonomi kelimelerini aklımızda yan yana koymayız, düşünmeyiz bile. Oysa talihsizlik dolu şarkılar, daha iyi ve güzel olana övgü, aşkın olana hasret, aslında daha iyi bir hayat arayışının yani pesimist, aldatıcı bir ekonominin sonucu mu?
Reklam
Billur Aktürk Yazio: Uygar Batının Sömürge Mirası ve İslamofobi
etiket
Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo'nun son sayısının kapağında,  büyük tartışma yaratan, 2015’de dergiyi hedef alan saldırıya neden olan, Hz. Muhammed’in tartışmalı karikatürleri yeniden yayınladı. Derginin yayın yönetmeni Laurent 'Riss' Sourisseau, yazısında 'Asla diz çökmeyeceğiz, asla vazgeçmeyeceğiz.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Şule Arslan Yazio: Fenomenlerin İki Yüzü
etiket
İnsanın kazanma ve elde etme hırsı hız kesmeden hatta artarak ‘daha çok kazanma, elde etme, tüketme’ çılgınlığı şeklinde devam ediyor. Yani nefes aldığımız her an sürekli tüketen ve tüketerek hissedebilen insanlara dönüştük. Ne yazık ki yeni nesil insanlar olarak da hesapsızca ve fütursuzca çevreyi, eşyayı, insanı, duyguları ve değerlerimizi tüketmeye devam ediyoruz.Son zamanlarda SMA’lı bir çocuğun annesinin yardım çağrısı hepimizin yüreklerini dağladı… Bir anne zaten maddi imkanları olmadığı için çaresiz sosyal medya fenomenlerinden yardım talebinde bulunuyor ancak çoğu bu haberi yayınlamak için bu çaresiz anneden ücret talep ediyor. Geçtiğimiz yıllarda ünlü sanatçıların naaşıyla selfie çekme kavgası,falanca beachte denize girebilmek için şu kadar takipçinin olması ve filanca marka arabayla gelinmiş olması şartları/talepleri… Peki biz ne zaman böyle duyarsız bir toplum olduk? Duygularımızı mı yitirdik, değerlerimizi mi unuttuk? Ne oldu, neler oluyor bize?
Reklam
Reklam