Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarihte Pek Çok İnsanı Canından Etmiş 6 Ölümcül Moda Akımı

-

Moda akımları, tarihin her döneminde insanlar üzerinde muazzam bir etkiye sahipti. Öyle ki, son trendleri takip etmek adına insanlar hayatlarını riske atmaktan bile çekinmiyorlardı. Cracked'in derlediği, tarihin farklı dönemlerinde toplumun beklentilerini karşılamak ve "havalı" olmak uğruna ortaya çıkmış ve ölümcül sonuçlar doğurmuş bu 6 trend sizi çok şaşırtacak:

Kaynak: http://www.cracked.com/article_16997_6-p...

6. Krinolin (Çemberli Etek)

19. yüzyılda ortaya çıkan "Crinoline", kadınların asıl eteklerinin altına giydikleri çemberli bir etekti. At kılından dokunmuş kumaş ve tel veya çelikten yapılan bu devasa aparatın tek amacı ise, kalçayı büyük, beli ince göstermekti.

Nasıl öldürebilir?

Çelik krinolin o kadar ölümcüldü ki, bugün insanların onu giymeye nasıl cesaret ettikleri anlamak zor. Bu giysi, tasarımından dolayı sert rüzgarlara karşı dayanıksızdı. Bazı hikayeler, krinolin giymiş olan kimi kadınların iskeleden denize savrularak, bellerinin etrafındaki çelik kafes nedeniyle boğulduklarını söylüyor. Krinolinleri içinde, uçurum ve yüksek binalarda takılan kadınların kaderinden bahsetmiyoruz bile.

Aynı zamanda bu etek, at arabalarının tekerlek tellerine takılır, kadınların sokakta sürüklenmesine sebep olurdu. Şair Henry Wadsworth Longfellow'un ikinci eşi bu etek içindeyken birkaç şamdan devirmiş ve alevler içinde kalmıştı. Üstelik bu olayı yaşayan tek kişi o değildi.

Durum bununla da bitmiyor. 1863 yılında Santiago, Şili'de bir kilisede çıkan yangında 2000'den fazla insan hayatını kaybetti. Bir gaz lambasının duvardaki tülleri tutuşturmasıyla çıkan yangın sırasında insanlar dışarı kaçmaya çabaladı; ancak krinolin giymiş kadınların etekleri kapıya sıkışmış, çıkışı tamamen kapatmıştı.

Peki bu insanların derdi neydi?

Çemberli etek, kalçayı büyük ve beli ince gösterdiği için, korse giymeye gerek kalmıyordu. Peki sırf korseden kaçmak için bunca zahmet ve riske girilmesi neden dersiniz...

5. Korse

Kadınların problemli bölgelerini daha ince göstermeyi amaçlayan korsenin "küçük" bir yan etkisi vardı: bacaklar ve kafa arasındaki kan dolaşımını durdurmak!

Nasıl öldürebilir?

Korse, bağcıklarla iyice sıkı hale getirilmeye başlanana kadar çok da tehlikeli değildi. Bağcık akımı, kadınların iyi nefes alamamaya başlamasına sebep oldu. Korsenin içinde düzgün nefes alamamak kaburga kemiklerinin kırılmasına (ki henüz anestezi bulunmadığı için bu oldukça ciddi bir durumdu), organların bu şekilde sıkıştırılması ise iç kanamaya sebep olabiliyordu.

Kadın taklitleri yapan Joseph Hennella, 1912 yılında sahnedeyken, bağcıklarla sıkılmış korsesinin yaptığı baskıdan ötürü sahneye yığıldı ve bir süre sonra da hayatını kaybetti. 1903 yılında yaşanan bir olayda ise, bir kadın korsesinden çıkan iki çelik parçasının kalbine saplanması sonucu yaşamını yitirdi.

Peki bu insanların derdi neydi?

Fiziksel olarak imkansız bir figüre sahip olmalarını bekleyen bir toplumda kadınların pek de fazla seçeneği yoktu: Ya kaburgalarını kırabilecek korseyi, ya da kendilerini çıkan bir rüzgarda arabaların altında bulabilecekleri krinolini giymek durumundaydılar. Çünkü feminizm, henüz icat edilmemişti...

4. Ayak bağlama

Ayak bağlama ya da Lotus ayak geleneği, 8. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına dek süren bir Çin geleneğiydi. Bir odalığın imparatorun önünde ayakları ipek kumaşla bağlanmış şekilde dans etmesiyle başlayan gelenek, ayaklarının yapısı yalnızca çok kısa biçimde yürümelerine izin verecek derecede bozulmuş olan pek çok kadının ortaya çıkmasına sebep olacaktı.

Ayaklar, 2-7 yaşından itibaren bağlanmaya başlanırdı. Önce, ailenin geleneğine uygun olarak, bitki-su veya idrar-sirke gibi karışımların içinde yıkanır, daha sonra da başparmak dışındaki tüm ayak parmakları ayağın kemeri arkaya doğru kıvrılacak şekilde bağlanırdı. Bu işlem birkaç yıl boyunca daha sıkı sargılar kullanılarak, ayak yaklaşık 8 cm oluncaya dek tekrarlanırdı.

Nasıl öldürebilir?

Ayak bağlamak, ayak parmaklarındaki kan dolaşımını kesiyor ve kangrene ya da başka ölümcül enfeksiyonlara sebep olabiliyordu. Kangrenli parmaklar, iyi bir şey olarak görülüyordu, çünkü bu ayak parmaklarının yok olabileceği anlamına geliyordu. İdeal olan ayağın ayak gibi değil, bacağın bir parçası gibi görünmesiydi.

Peki bu insanların derdi neydi?

Normal büyüklükte bir ayağa sahip olan kadınlar çirkin bulunuyor ve kimse onlarla evlenmek istemiyordu. Ayakları bağlanmamış kadınlar, yalnızca çiftçiler yürüyüp iş yapmaya ihtiyaç duyduğundan, "taşralı" olarak görülüyor ve küçümseniyordu. Gerçek bir hanımefendi ya topukları üzerinde sendeleyerek yürür ya da erkeğinin sırtına binerdi... (!)

Yaralar ve cerahatle kaplı olan bu ayaklar, korkunç bir koku yayıyordu. Eğer ayak bağlama geleneğinin popüler olduğu bir dönemde çıplak bir kadınla karşılaşsanız kapatmaya çalışacağı ilk şey ayakları olurdu. Bu koku ve kötü görüntü sebebiyle, kadınlar ayaklarını ipek ayakkabılar olmadan asla göstermiyorlardı.

3. Fontage

Fontange, 17. yüzyılda ve 18. yüzyılın başlarında, kibar hanımların takmayı tercih ettikleri, kurdele, dantel ve bazen de küçük bir başlıktan oluşan bir saç süsüydü. Kulağa pek de sizi öldürebilecek gibi gelmiyor değil mi...

Nasıl öldürebilir?

Fontage'lar 17. yüzyılda gün geçtikçe daha da büyümeye ve ağırlaşmaya başladı. Başka bir müdahale olmadığı sürece öldürmez, yalnızca sakatlayabilirdi. Ancak başa sıkıca tutturulan bu saç süsü, şamdanlarla dolu bir odada dolaşan hanımlar için pek de tekin sayılmazdı...  Çünkü bunun başınızda benzine batırılmış bir bez taşımaktan farkı yoktu.

Mrs. von Ilten ismindeki soylu bir kadın, fontage'ı alev alınca yere yığılmış ve boynu, yüzü ve elleri yanmıştı.

Peki bu insanların derdi neydi?

Hikayelere göre, kralın metreslerinden biri olan Angelique de Fontanges, bir gün ata binerken başlığını kaybetti. Saçının açık kalmasının tehlikeli olacağını düşünerek, hemen bir kurdele bağladı. 

Bu hareketten çok hoşlanan kral, Fontages'ı düşes yaptı. Fransa'daki tüm kadınlar onun kadar havalı olmak istedikleri için bu trend de başlamış oldu. Fontanges'ın kendisi ise, büyük ihtimalle süslü "tutuşabilir" başıyla bir şamdana fazla yaklaştığı için 20 yaşında hayatını kaybetti.

2. Kurşun bazlı makyaj

Büyük kozmetik firmaları henüz ortaya çıkmamışken, makyaj demek kurşun bazlı ürünler demekti. Eski Yunan'dan 1920'lere kadar, yüzü bembeyaz yapan kurşun bazlı pudra ve losyonlar çok popülerdi.

Nasıl öldürebilir?

İnsanların zehirlenip ölecek kadar kurşuna maruz kalması yıllar alıyordu. Kurşun zehirlenmesinin pek çok semptomu bulunuyordu: beyin veya sinir sisteminde hasar, baş ağrıları, iştahsızlık, anemi, ağızda metalik bir tad, felç, uykusuzluk ve el bileklerinin sakatlık.

1760 yılında güzelliği ve porselen gibi cildiyle ünlü olan Marie Gunning ismindeki soylu bir kadın, kozmetik kurşun zehirlenmesinin bilinen ilk kurbanı oldu.1878'de ise kurşun bazlı makyaj malzemeleri satan Madam Rachel, kurşun zehirlenmesinden hayatını kaybetti.

Peki bu insanların derdi neydi?

İnsanlar kurşun bazlı makyaj ürünlerinin sağlık üzerindeki etkisini Eski Yunan'dan beri biliyor olsalar da, onları kullanmaya devam ettiler. Gittikçe bozulan cildi kapatmak için ise ne mi yapıyorlardı? Elbette daha çok makyaj.

1. Kolalı yüksek yaka

Bahsettiğimiz yaka, özellikle 19. yüzyılda popüler olan çıkarılabilir bir yüksek yaka türü. Erkeklerin gömleklerine yaka düğmeleri ile bağlanan bu yaka, adeta kurşun geçirmez oluncaya dek kolalanır ve soluk borusunu tamamen örterdi.

Nasıl öldürebilir?

Sert ve yüksek yaka, sessiz ve kurnaz bir katildi. Kan dolaşımını durduran yaka, bir adamın kafası öne düştüğünde uykusunda boğulmasına neden olabilirdi. Asfiksi veya beyin apsesine yol açabilir; hazımsızlığın yol açtığı boyun şişmesi sonucu bu yakayı takan bir kişi hayatını kaybedebilirdi.

Hatta 1800'lerin sonunda talihsiz bir adam, bir tramvaydan inerken ayağı takılınca, yakası neredeyse başını kesiyordu!

Peki bu insanların derdi neydi?

Birkaç Avrupa dilinde, çıkarılabilir bu yüksek yakaya "Baba katili" ismi veriliyor. Ancak bu isim insanları onu giymekten alıkoymamış. Bunun sebebi ise, o dönemde yakanın dikliği ile erkeğin cinsel gücü arasında bir ilişki kurulmuş olması.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
arsen-lupen2

Şimdi de benzer durumlar var. Yüksek topuklu ayakkabılar ve stiletto tarzı ayakkabılar ayağın formunu bozup bir sürü rahatsızlığa neden oluyor. Ama yinede kadınlar giymeye devam ediyor anlamak mümkün değil.

saime-berrak-eren

aynı şeyler aklımdan geçiyordu...topuklu ayakkabı günümüzün işkence aleti. Spor ayakkabı giyiyorum beni beğenmeseler de olur en azından ayaklarım ve ben mutluyuz.

tuncer-saltan

mallar.

ahmet.burma.9

Irkçılık gibi olması ama bu tarz salakça akımlar genelde, şimdilerde medeniyetin beşiği sayılan ülkelerde ortaya çıkmış.

meaculpa

herşeyi geçtim o ayak bağlama nedir ya nasıl bir işkence -.-

ecuecu

Kadının kadına yaptığını kimse yapmıyor.Bir kadın çıkıyor,çok eşlilik gelsin diye bağırınıyor. Diğer kadın,yakın kadın arkadaşına çok kilolu olduğunu,zayıflaması gerektiğini söylüyor,kadın kilo verebilmek adına sağlığından oluyor.Başka bir kadın, kendi hasetlik ve fesatlığından çatur çutur çatladığı için,flört eden kadını namussuz ilan ediyor.Bunların hepsini sanki erkekler için yapıyorlarmış gibi gözükse de kendi benliklerini ve egolarını tatmin etmek uğruna herkesi harcıyorlar.Siz siz olun,kendini beğendirmek için ya da bir kadından daha "iyi" olduğunuzu kanıtlamak için asla ve asla kendinizi değiştirmeyin.Zeka konuşur,moda öldürür.

Başlıklar

ÇinFransaKate MiddletonTercihYunanistankadınlartrend
Görüş Bildir