Partnerimizi 'Düzeltebiliriz' Yalanı: Onu Mu Seviyorsunuz, Yoksa Zihninizdeki Potansiyelini mi?
Birçoğumuz yeni bir ilişkiye başlarken o tanıdık tuzağa düşer ve 'Benim sevgimle zamanla düzelir' yanılgısına sığınırız. Oysa birini sürekli onarmaya çalışmak, karşımızdaki insanın mevcut gerçekliğine değil, sadece zihnimizde yarattığımız o kusursuz potansiyele aşık olduğumuzun en net kanıtıdır. Peki sevgi gerçekten birini baştan yaratma çabası mıdır, yoksa onu tüm defolarıyla birlikte kabul edebilme cesareti mi?
Romantik bir ilişkinin ilk evrelerinde, partnerimizin bize uymayan yanlarını fark ettiğimizde zihnimizde o tehlikeli cümle yankılanır.
'Zamanla düzelir, ben onu bir şekilde değiştiririm.' Peki, bu inanç gerçekten bir sevgi göstergesi mi yoksa ilişkinin temeline yerleştirilmiş sessiz bir dinamit mi? Psikoloji dünyası, bu durumu 'değişim illüzyonu' olarak tanımlıyor ve uyarıyor: Birini projeniz haline getirmek, aşkı değil, hayal kırıklığını besler.
Kurtarıcı mı, Kontrolcü mü?
Pek çok kişi, partnerinin eksiklerini 'onarma' isteğini derin bir şefkatle açıklar. Stanford Üniversitesi’nden Dr. Jennifer Aaker’ın verileri, her üç kişiden ikisinin ilişkiye bu gizli ajandayla başladığını gösteriyor. Ancak madalyonun öteki yüzü göründüğünden daha karmaşıktır.
Bu durum çoğu zaman 'Kurtarıcı Kompleksi' ile ilgilidir. Partnerinizin potansiyeline aşık olup mevcut gerçekliğini reddetmek, aslında onu olduğu haliyle yetersiz bulduğunuzun bir kanıtıdır. Psikologlar bu durumu, şefkat maskesi takmış ince bir kontrol çabası olarak değerlendiriyor. Siz ona yardım ettiğinizi düşünürken, o aslında sürekli yargılandığını hisseder.
"Sen Değişirsen Ben Değerli Olurum"
UCLA’dan Dr. Susan Forward’ın vurguladığı üzere, partnerini değiştirme çabası bazen kişinin kendi öz değerini kanıtlama savaşına dönüşür. Eğer onu 'yontmayı' ve istediğiniz kalıba sokmayı başarırsanız, kendinizi başarılı ve sevilmeye değer hissedersiniz. Ancak bu eş-bağımlı (codependent) döngüde herkes kaybeder. Siz kendi kimliğinizi bu 'ıslah projesine' adarken, partneriniz de sizin beklentileriniz altında ezilerek kendi otantik benliğini yitirir.
Albert Ellis ve "Zorunluluk" Tuzağı
Rasyonel-Emosyonel Terapi'nin babası Albert Ellis, ilişkilerdeki en büyük mutsuzluk kaynağının katı beklentiler olduğunu söyler. 'Sevdiğim kişi benim istediğim gibi davranmalı' düşüncesi rasyonel bir istek değil, duygusal bir dayatmadır. Ellis'e göre, bu inanca tutunmak partnerinizin her 'kendisi gibi' davrandığı anda sizin yıkıcı bir öfke ve hayal kırıklığı yaşamanıza neden olur. Çünkü sorun onun değişmemesi değil, sizin değişimi bir zorunluluk olarak görmenizdir.
Harvardlı psikolog Dr. Daniel Gilbert’ın araştırmaları, romantik hayallerimize adeta soğuk bir duş etkisi yaratıyor.
25 yaşından sonra temel kişilik özelliklerimizin yaklaşık %85'i kemikleşiyor.
Elbette değişim imkansız değildir; ancak bu değişim genellikle 'yüzeyde' kalır. Bir insanın iletişim becerilerini geliştirmesi veya günlük alışkanlıklarını (temizlik, düzen gibi) esnetmesi mümkündür. Fakat temel mizaç, değer yargıları ve dünyaya bakış açısı gibi 'çekirdek' özellikler kolay kolay yerinden oynamaz. Dolayısıyla, bir içe dönüğü sosyal bir kelebeğe dönüştürmeye çalışmak, sadece iki tarafı da yoran beyhude bir çabadır.
Mutlu İlişkinin Sırrı: %69 Kuralı
Gottman Enstitüsü’nün 40 yılı aşkın süren araştırmaları, sarsıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Mutlu çiftlerin yaşadığı sorunların %69’u asla tamamen çözülmüyor. Yani o kronik tartışmalar muhtemelen 20 yıl sonra da orada olacak. Başarılı çiftleri diğerlerinden ayıran fark, birbirlerini değiştirmeye çalışmak yerine, bu değişmeyen kusurlarla nasıl 'uyum içinde' yaşayacaklarını öğrenmiş olmalarıdır.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın