Ölümün Ötesine Geçip, Geri Dönme Tecrübesi Yaşayan Kişilerin Anlattığı İlginç Hikayeler ve Hatırladıkları

373PAYLAŞIM

Ölüm ötesi deneyimi, tıbben ölü sayılmış fakat yeniden canlandırma yöntemi ile tekrar yaşama döndürülmüş kimselerin o kısa süreç içerisinde yaşadıkları deneyimlere verilen addır.

Yeniden diriltme üzerine çalışmalar

Dr. Raymond Moody ve Dr. Elisabeth Kubler-Ross, bu deneyimi geçiren kimselerin anlattıklarının hastanelerde kaydedilen raporları üzerinde çalışmış ve binlerce vakayı titizlikle incelemiş ünlü iki doktordur. Özellikle Raymond Moody, yeniden diriltme üzerine yaptığı çalışmalar ve ortaya attığı iddialarla adından sıkça söz ettirmiş Amerikalı bir parapsikolog. 

Moody, insanın doğaüstü güçleri olabileceği konusunda bir iddiayı ortaya atmış ve kalp krizi veya trafik kazası gibi olayları sıkça işlemiştir çalışmalarında. Bu olayları yaşayan kişilerin öteki âleme kısa süreli geçiş yaptığını söylüyor. 

Ona göre ölümün ötesine bir süreliğine de olsa geçmek, öteki âleme geçiş yapmak olarak kabul edilmeli. Kısacası, başka bir âleme gidip gelmekten bahsediyor Moody.

Bu bulgular bizlerin ruhu olduğunu kanıtlar mı?

Amerikalı bilim insanı, bedensel işlevleri kalp krizi ya da trafik kazaları gibi olaylarda bir süreliğine duran, ölümden dönenlerin yaşadığı inanılmaz deneyimleri araştırdı. Ölüm deneyimini yaşayan insanların hastane raporlarından derlenen araştırmada, tıbben ölü sanıldıkları sürede aslında bilinçlerini yitirmedikleri ortaya çıktı. Yani bu vakalar çevrelerinde olup biteni algılayabiliyor. Ancak araştırmanın daha da ilginci ölüm deneyimi yaşayan insanlarla bire bir konuştuktan sonra ortaya çıktı. 

Bu insanlar ölüm anında algılamalarının açık olduğunu, yalnızca çevrelerinde değil, duvarların ötesinde olanları, başka bir şehirde olan akrabalarını görüp duyabildiklerini açıkladı. 

Peki, bu gerçekten mümkün mü? Bu şekilde insan ötesi bir algılamaya gerçekten sahip miyiz? Böyle bir gücümüz var da biz mi farkında değiliz? 

Her şeyin ötesinde tüm bu bulgular, bizlerin ruhu olduğunu ve ölümden sonra bir yaşamın mümkün olduğunu kanıtlar mı?

Peki, bu insanlar bu anı nasıl deneyimliyor?

Bu deneyimlerin bazısı korkunç, bazısı ise mutluluk verici olarak tanımlanıyor. Bir hasta, “Bir törene katılmıştım… Benim yakılmam için yapılan bir törene,” diye hatırlarken bir başkası da “Benimle birlikte dört kişi daha vardı, kim yalan söylüyorsa o ölecekti… Tabut içinde insanların dik bir şekilde gömüldüğünü gördüm,” diye anlatıyordu. Biri “derin bir suyun içinde sürüklendiğini,” bir başkası ise “kendisine öleceğinin ve bunun en çabuk yolunun, hatırladığı en kısa kelimeyi söylemekten geçtiğinin söylendiğini” belirtiyordu. 

Bazıları ise tam tersi bir duygu hissettiklerini ifade ediyordu. Araştırılanların yüzde 22’si “huzur ve mutluluk” duygusu hissetmiş, bazıları “çiçeksiz bitkiler” ya da “aslanlar ve kaplanlar”, “parlak bir ışık” veya aileleriyle kavuşma anını gördüklerini söylemişti. Duyumlarda bir artış, zamanın geçişiyle ilgili algıda çarpılma ve bedenden ayrılma hissi de yaygın olarak anlatılanlar arasındaydı.

Ölüm kavramı bir süreçtir.

Ölüm gerçekten bir anlık bir şey midir, yoksa belli bir süreci mi içerir? Şöyle düşünelim; ölümü tarif eden bir an vardır zihinlerde. Kalbiniz atmayı durdurur, beyniniz kapanır. Sonrasında da ölürsünüz. 

Özellikle kalp masajı tekniklerinin bu kadar gelişmediği dönemler için düşünürsek eğer, bu ana ulaşırsanız geri dönemezdiniz. Yani kısacası, ölümün tam anlamıyla gerçekleştiği ve geri dönülemez bir boyuta geçtiğiniz düşünülürdü. 

Fakat şu an ölecek olsaydınız, vücudunuzdaki her hücre anında ölmezdi, değil mi? Bilinen o ki oksijenden mahrum kalmalarından sonra, hücrelerin ölmesi zaman alıyor, aniden olmuyor. Yani, doktor sizin öldüğünüzü açıklasa bile hücreleriniz tam anlamıyla ölmediği için hala bir şansınız var hayata geri dönmek için. 

Elbette öyle bir an vardır ki artık ölüm tam anlamıyla gerçekleşmiş ve geri döndürülemez bir hal almıştır. Peki, bu an ne kadar bir süreyi kapsıyor sizce? Benim için 10 dakika iken, sizin için 1 dakika olabilir. Başkası için belki de 1 saat. 

Sonuç olarak ölüm, gerçekten bir süreçtir.

Bilinç ya da ruh, beyinden ayrı bir varlık olabilir mi?

Bu çalışma sonrası akıllara gelen sorulardan birisi de ölüm sonrası yaşanan deneyimlerin, şu anki teknoloji ile çözümü son derece zor olan bazı tür beyi etkinlikleri olup olmadığıdır. Fakat şunu biliyoruz ki öldükten sonra beyne kan akışı durur. Ve bu kan seviyesi belli bir seviyenin altına inerse, beyinde elektriksel etkinlikler tamamen sıfırlanır. Kısacası, beyin çalışmaz vaziyette iken, beynimizde harekete geçen şeylerin olduğunu düşünmek pek de gerçekçi bir yaklaşım olmazdı. 

Bu araştırma sonrası varılan sonuçlar, beyin ve zihin arasındaki etkileşime dair mevcut fikirlerimizi de sorgulamaya itiyor bizleri. Tarihsel kanı, beyindeki elektrokimyasal işlemlerin bilince yol açtığıdır. Fakat bu artık doğru olmayabilir çünkü yapılan araştırmalar sonucu, bu işlemlerin ölümden sonra devam etmediğini görebiliyoruz. 

Ve bu bizi tek bir yere götürüyor: Beyinde bilinçten sorumlu olan keşfetmediğimiz bir şey olabilir veya bilinç, beyinden ayrı bir varlık olabilir.

Ölümün ötesine giden birinin hatıraları:

Bir ameliyat esnasında anestezi yüzünden kalbim birden durmuş. İlk hatırladığım tavanda uçtuğum ve masada yatan bedenimi görebildiğimdi. Doktorlar koşuşturuyorlardı ve benim kaybetmekte olduklarını söylüyorlardı. Aslında korkmamıştım. O esnada melek olduklarını düşündüğüm iki güler yüzlü varlık bana eşlik ediyorlardı. 

Bir hava hışırtısı gibi bir ses işittim ve karanlık bir tünelden ışığa doğru itildim. Etrafımdakilerden başka, tünelin içinde de melek olduğuna inandığım varlıklar vardı. Geçişim esnasında şarkı söylüyorlardı. Endişeli değildim, kendimi çok sakin ve mutlu hissediyordum. Her şey daha parlak, daha netti; renkler daha canlıydı… 

Tünelin sonuna vardığımda ise içimi huzurla dolduran parlak ve büyük bir ışığın içinde girdim…

Bir başka hikaye:

2011’de 57 yaşındaki Ashton isimli bir İngiliz erkek bayılıp hastaneye kaldırılmış. Sağlık görevlileri kasıklarından sonda takarken kalbi durmuş. Beyne giden oksijen kesilmiş. Ashton ölmüş. Fakat sonra neler olduğunu hatırlıyor. Doktorlar kalbi çalıştırmak için şok uygulamışlar. Ashton bu arada konuşmaları duyuyormuş. Sonra tavanda tuhaf bir kadın görmüş. Bedeninden ayrılıp onun yanına çıkmış. “Sanki beni tanıyordu, sanki ona güvenebilirmişim gibi geldi,” diye hatırlıyor. “Yukarıdan bedenime baktım, hemşire ve kel kafalı bir doktor uğraşıyordu benimle.” 

Hastane kayıtları Ashton’nın bilincini yitirmişken gördüğü insanların gerçekten de orada olduklarını ve Ashton’nın anlattığı işlemleri yaptıklarını doğruluyor. Oysa biyolojik kurallara göre, bu üç dakikalık ara aşamada yaşananları Ashton’nın fark etmesi mümkün değil.

Linda Stewart’ın ölüm hikayesi:

Dindar bir aileden gelen Linda Stewart yaşadığı olaydan sonra bir kitap yazma kararı bile almış. Yaşadığı olay ise oldukça ilginç. İlk olarak hastalığı nedeniyle felç geçiren ve ardından da tüm yaşam fonksiyonları duran Linda Stewart yaşanan tüm vakalarda olduğu gibi tıbben ölü olarak kabul edilmiş. Bu süreçten sonra hikâyesini anlatan Linda, derin bir karalığın içerisinde olduğunu daha sonra birden anlam veremediği bir şekilde karanlığın içine süratle çekildiğini söyleyen kadın, bu hissin çok süratli bir arabanın dışında yolculuk ediyormuş şeklinde olduğunu söylüyor. Karanlığın merkezine ulaştığında ise her hangi bir nesne görmemesine rağmen kafasının içinde sesler duyduğunu belirten Linda, son olarak kulakları sağır edecek bir çığlık benzeri uğultu duyduğu ve ardından uyandığına bedeninde olduğunu söylüyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
kendineassassin

Eğer bu deneyim esnâsında kişinin gördüğünü iddia ettiği görüntüler, ortamdaki kişiler tarafından doğrulanmıyorsa yalnızca duyduğu tüm sesleri beyni çeşitli görüntülerle eşleştirip bir tür rüyâ gösteriyor denebilir; deneyimi yaşayan kişinin ortamdaki görüntülerle ilgili verdiği ayrıntıların boyutu ancak ötesini düşünmeyi gerektirebilir..

avvora

Ölmek uyumaksa görülen şey binlerce yıllık hikayelerin ve deneyimlerin bilincimizde oluşturduğu bir rüyadır bence, kalp dursa dahi zihinsel aktiviteler bir süre daha devam eder ve tam ölüm gerçekleşene kadar gördüğümüz şeyler düşlere benzer, bir yaprağın yere düşüp solması kadar basit ve anlamsızdır ölmek, buna anlamlar yükleyip diğer bir dünya yaratmak ölüm karşısındaki acziyetimizdendir bence.

erlik

Kalbim durduğunda 15 dk uğraşmışlar ama benim hatırladığım hiçlik. Kaza geçirdim gözümü açtım hastanedeyim. Birisi anneme “çok şükür döndürdük” diyor. Bildiğin hiçlik

nilgun-sarpay

benim kalbimde durmuş ben ne ışık gördüm ne melek uyandığımda uykumdan uyandığımı sandım tek sıkıntı benim bir önceki gece değil üç gündür uyuyor yani uyutuluyor olduğumu bilmedigimdi

Gizli Kullanıcı

Başkasını bilmem. Ben bizzat kalbi 3-5 dakika durmuş ve elektroşokla tekrar çalıştırılmış biriyim. Ne olduğunu anlatayım: Hiçbir şey! Bayılıp ayılmak gibi. Karanlık. O kadar.

arsenic

Hepsi hikaye. Doğaüstü şeyler yaşayıp da bunları şuana kadar kanıtlayabilen kimse yok henüz. İnsan öldükten sonra yok olacağı korkusu ile öbür dünyayı, cenneti cehennemi yarattı. Düşünsenize kendinizi nasıl biricik ve özel hissediyorsunuz. Halbuki dünyada sizin gibi milyarca insan, milyarca bilinç var. Bu milyarca insanın kimisi müslüman, kimisi hristiyan, budist, kimisi kıçını hala yaprakla örtüp belki maymuna tapıyor. Senin onlardan hiçbir farkın ve ayrıcalığın yok. Doğada nasıl varoldunsa öyle de yok olacaksın.

realistic-man

Senin anlattıklarının hikaye olmadığını nereden bileceğiz?Sanki ölümün ötesini deneyselleştirmiş gibi atıp tutuyorsun.Senin gibi milyarlarca insan yok.Herkesin yaşanmışlıkları,hissettikleri farklı.Özel hissetmemizin en temel nedeni akıllı bir varlık olmamız ve gerçekten de özel olmamız.Özel olmasaydın bunu anlayamazdın bile.Şu an sikko bir sıvıdan 300 tane yeni bebek dünyaya geldi.Bak bu sıvının içinden insan çıkmasını sağlayacak hiçbir bir şey yok.Hepsi hepi topu periyodik tablonun içerisindeki cansız atomlardan oluşan şeyler.Yani bu olayın olmasıyla,yarın gökten ruhani bir varlığın inmesi arasında bir fark yok.Birini her gün şahit olunduğu için normal geliyor tek farkı bu.

arsenic

Sanki öbür tarafı ben anlatıyorum gibi atıp tutmuşsun yazmış bi de :). Atıp tutanlar öbür taraf hakkında beyanda bulunanlar. Yani ben gidip dönmedim, gidip geri dönen olmadığı için ve bilimsel ortaya konmuş bir kanıtı olmadığı için de yok varsayıyorum. Yani şöyle diyeyim, Tanrı ya da öbür taraf var olabilir ama kanıtlanmadığı sürece ben onu yok kabul ediyorum. Sen görmeden, başka argümanlarla buna kendini ikna edebilirsin. Yukarıda yazdığın bir yumurtaya bile can veren Tanrım tadındaki yazdığın şeyler için; hepsinin bilimsel açıklaması var. Net cevapları olmayanlarının da zamanla bilim ve teknolojinin gelişmesiyle cvpları verilecektir. Tıpkı binlerce yıl önce insanoğlunun açıklayamadığı ama şimdi ilkokul çocuklarına öğretilen gerçekler gibi. Bir canlının bilimsel bir yol izleyerek varolmasıyla, gökten ruhani bir varlık inmesi arasındaki korkunç farkı anlayabilmek için, sana bu ülkenin yetiştirdiği değerli biliminsanı Ali Demirsoy’u okumanı hatta izlemeni tavsiye ederim.

realistic-man

İşte en büyük yanılgı bilimin boşlukları doldurduğu sanrısıdır.Bilim bizlere evrende gerçekleşen olayların süreçlerini açıklar.Yani bize nasıl sorusunun yanıtını verir neden sorusunun yanıtını değil.Bu konuyla ilgili bilim boşlukları doldurur mu?-Osman Bulut adlı youtube videosunu izlemeni şiddetle tavsiye ederim.

arsenic

Ok, izliycem. İnan bana bir Tanrıya, doğaüstü olaylara, öteki dünyaya inananilmeyi çok isterdim. Çünkü bu insanı oldukça rahatlatan bir düşünce. Kötülerin cezalarını çekip, belalarını bulduğu, ölen, öldürülen masumların, küçücük çocukların bahçelerinde koştuğu cennet “fikri” gerçekten sığınılabilecek bir liman. Yaşadığımz bu adaletsiz ve korkunç dünyanın bir sonu olduğu, herkesin hakettiğini bulduğu öteki dünya insana yaşadıklarıyla başedebilme gücü veriyor belki. Ama Celal Şengör’ün de dediği gibi; bu dünyada Tanrı bir düzen yarattı, herşeyin bir amacı var derler. Dünyada düzenin olmadığını doğaya baktığında anlarsın; gücü, gücü yeteni yer. Bir balık binlerce yumurta verir, içlerinden bir kısmı hayatta kalır. Noldu o diğer yumurtalara? Çöp.. (bu arada nasıl sorusu bilimin sorusudur, neden sorusu işin felsefesi. Felsefe ve din arasında aslında bir fark yoktur. İkiside varoluş sancısını açıklamaya çalışır.)

realistic-man

Kavramsal hata yapmış olabilirim bunlara takılma.Demek istediğim bilimin bizlere süreçleri açıkladığını,süreçleri açıklamasının her şeyi açıkladığı anlamına gelmediğiydi.İnanç konusu içinse,Hindistan’daki birdahaki sefere kralsın be oğlum gibi sırf kendimizi iyi hissedelim de inanalım gibi bir şey söylemiyorum.Ben inancımı delillere dayandırıyorum. Osman Bulut kafile adındaki youtube kanalının kurucusu.Diğer dogma müslümanların aksine gerçekten ufuk açıcı şeyler paylaşıyorlar.Başka videolarında düzen konusu da güzel bir şekilde anlatılıyor ama kısaca şöyle söyleyeyim; Evren’de düzenin olmadığını iddia etmek,bilime ket vurmaktır.Bilim yapabilmek için Evren’de bir düzen olduğunu muhakkak kabul etmeliyiz.Yani buradaki fizik yasalarıyla,Evren’in başka yerindeki fizik yasalarının aynı olduğu varsayılarak bilim yapılır.Ayrıca ateistlerin kutsal kitaplarda yer alan mucizeleri reddetmesinin temel nedeni,bu evrendeki düzenin başka şekilde hareket edemeyeceğine olan inançlarıdır.

Görüş Bildir