İçe Dönüklerin Sesi Olmaya Geldik! Arsız Kalabalıklardan Bunalmış Bir Introvert'ün İtirafları...

-

Çeyrek yüzyılı aşkın süredir yeryüzünde yaşam mücadelesi veren içe dönük bir insan olarak diyebilirim ki bu iletişim çağı, bu zıvanadan çıkmış sosyallik arzusu na buramıza kadar geldi. Bugüne kadar hep siz konuştunuz; darılma gücenme olmasın, şimdi sıra bizde.

Kalabalıklar arasında kaçacak delik arayan bir introvert (içe dönük)'ün itiraflarıdır.

Öncelikle introvert yani içe dönük kişileri daha yakından tanımanız için sizi şöyle alalım...👇

15 Maddede Kalabalıkları Sevmeyen İnsanların Sesi Oluyoruz: Introvert Manifestosu - onedio.com
15 Maddede Kalabalıkları Sevmeyen İnsanların Sesi Oluyoruz: Introvert Manifestosu - onedio.com

Tahmin edersiniz ki, içe dönüklerin bu hayattaki en büyük sorunlarından biri yabancılar/başkaları! Benim de öyle. Onlar tarafından genellikle "utangaç" olduğum düşünülür ilk bakışta.

Utangaç, sıkılgan ve sosyal ol(a)mayan bir tip.

Ama aslında bakarsanız, öyle değilim. Ve hepimiz öyle değiliz.

Bunu en iyi çevremizdeki, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek olan insanlar bilir. Herhangi bir sosyal ortama uyum sağlamak, arkadaş edinmek, şakalaşmak gibi konularda pek zorluk yaşayan tipler olmayız. En azından ben olmadım. Asıl zorluk yaşadığım nokta ise her daim bunların benim için arzulanacak seçimler olmayışıydı.

Hikâyemin başı, aslı ve temeli buradan doğuyor. Fakat bu tür hikâyeler günümüz insanın elinde çok ilginç bir şeye dönüşür. Herkes her şeyi bireysel algılar ve kendinden bağımsız düşünemez başka bir varlığı. 

Evet, ben de uzun yıllardır yanlış anlaşıldığım üzere bu hikâyenin sonunda "adi, bencil, pisliğe" dönüşeceğim. Dönüştürüleceğim. Oysa sadece içe dönük bir insandım. 😒

İnsanlar, içe dönük tiplerin partilerden hoşlanmadığını düşünür hep mesela... Kime göre, neye göre, nasıl bir parti?

Ama önce bir şartları konuşalım! Bugüne kadar hep işimi garantiye almayı seven bir insan oldum. Çünkü işinize garantiye almayan bir introvert olarak hayatta kalmanız, varlığınızı sürdürmeniz -ne yazık ki- pek mümkün değil. 

Biz partileri değil, tıka basa insan ve gürültü dolu partileri sevmiyoruz. "Canım biz bize olacağız" dendiği halde bir kamyon insanın toplandığı ufacık, sıkış tıkış alanda olmayı sevmiyoruz. Ve bilhassa, daha en başından orada olmayacağı vadedilen tanımadığımız insanların ayrık otu gibi bir anda burnumuzun dibinde bitişini ve bizi soru yağmuruna tutuşunu hiç hiç sevmiyoruz.

Ne demiştim, önce bir şartları konuşalım! Zira şartlarda anlaştığımız partileri pekala severiz.

Şöyle yalnızca yakın çevremizin bulunduğu, alakasız insanların zırt pırt bir yerlerden çıkmadığı ve gürültünün alıp başını gitmediği partileri sevmemek için bir neden yok.😌 Fakat bu vadedilmiş topraklara sıkça ayak basabildiğimi söylemem. İnsanlar genellikle varoluşumu kabul etmeyip beni bir şeylerin içine sürüklemeye çok meraklı oluyorlar.

Kardeşim biz sizi kalabalık yaşamlardan çekip izole bir yaşama sürüklüyor muyuz? Allah allah ya... 😒

Her şeye rağmen ve nereye gidersem gideyim hep "Evde yalnız olsam neler yapardım şimdi ohooo..." cümlesini içimden geçirmedim desem yalan söylemiş olurum. 😅

GERÇEKLERİ DE İÇİME ATACAK DEĞİLİM YANİ. 

Ne yapalım, introvert'üz diye ölelim mi? Nasıl ki, başkaları her ne şekilde olursa olsun, kalabalık ortamlarda olmaktan derin bir haz duyuyorsa; ben de aksi şekilde yalnız başıma olduğum anlardan derin bir haz duyuyorum. En azından kendi yakın, mikro çevremle geçirebildiğim anlar büyük kalabalıklar nazaran daha çekilir oluyor. Tabii, bunu insanlara anlatması hiçbir zaman kolay olmadı. 

Twitter, Facebook, Instagram gibi sosyal mecralarda hesabı olmayan insanlarda bir garipliğin olduğu düşünüldüğü bu zamanlarda "Ya ben insan içine çıkmayı pek sevmiyorum, evde yalnız başıma takılmak epey iyi"nin altına yatanı karşındakilerin ön yargılarına kırarak anlatmak nasıl kolayca mümkün olsun ki?

Her şey bir yana da en kötüsü ne biliyor musunuz?! 9'dan 6'ya kadar bulunmak zorunda olduğunuz kalabalık ofisler...

İçe dönük, dışa dönük tüm insanların ortak çilesi bu koşullar olsa da, inanın bana kalabalık ofisler bizim için tam anlamıyla 🔥 CEHENNEM 🔥 demek. 

Kalabalık iş ortamlarını hiçbir zaman normal bir ofis olarak göremedim. Her daim gözüme tehlikelerle dolu bir mayın tarlası gibi göründü. Hâlâ daha öyle. Çünkü introvert de olsak profesyonel hayatın getirdiklerini biliyoruz en nihayetinde. Belli bir noktaya kadar diyalog (daha dürüst olmak gerekirse iş arkadaşlarınızın durduraksız monologuna kafa sallayış) ve kibarlık gerektiriyor. Varoluşunuz ve tercihleriniz gereği kendi halinizde durduğunuz toplantılarda "işini önemsemiyor, ciddiye almıyor" yaftasına maruz kalmamanız imkansız. Nezaket gereği her sabah "Günaydın" dediğiniz insanların aniden uzunca bir sohbete girme olasılığı en büyük korkunuz... Uzunca bir sohbet demişken bir de "Şöyle ayak üstü bir laflayalım"ı hayatınızın en zorlu saatlerine çeviren insanlardan bahsetmek istiyorum biraz çünkü Allah onları ıslah etsin artık!!11!!1!!11

Yemek arası, iş çıkışı, toplu taşıma ve alakasız bir yerde denk gelişte: Biz bu LAFLAYALIM'lardan bıktık!

Elin small talk, bizim laklak dediğimiz şey adeta bu çağın vebası. Zira o laflayalımlar hiç de sanıldığı azıcıkla kalmıyor; bir anda sizi hiç istemediğiniz, zerre kadar umrunuzda olmayan ve hatta kimisini tanımadığınız insanlar hakkındaki konuşmalara dahil ediyor. Dahil etmek zorunda bırakıyor. Bir introvert olarak bu hayattaki en büyük kerizlik ve yanlışlarımdan biri insanları kırmayaya fazla özen göstermek sanırım. Lakin sizin kırmamak için özen gösterdiğiniz insanların sizi istemediğiniz bir şeyin içine çekerek emrivakiyle, ısrarla ne kadar kırdığı pek de umrunda olmuyor.

Aşırı ısrar sonucu laflama için oturduğum masalarda yüksek ihtimalle kendimi uyku moduna alıyorum. Karşımdakinin anlattıkları çoğu zaman sesi kısık bir televizyonun karşısında oturmak gibi oluyor. Bu konuda yalnız olmadığıma eminim ve kimse kusura bakmasın çünkü bizi buna siz mecbur ediyorsunuz. Hem, aslına bakarsınız insanlar artık diyalog halinde olmak değil yalnızca konuşmak istiyor.

Biraz da telefon ve mesaj çıkmazından bahsetmeye ne dersiniz? Bu çıkmazın yükünü biz çekeriz, kimsenin bilesi yok. 😒

Ne zaman ve kim tarafından ortaya atıldı bilmiyorum ancak telefonla konuşarak, mesajlaşarak her şeyin daha kolay olduğuna dair genel bir kanı hakim. Canım, hiç de öyle değil! Bir defa WhatsApp'te bir konuşma gerçekleştirmek başlı başına bir bela. Her şey birden fazla anlama gelebiliyor ve en nihayetinde ortalık karışıyor.

Emoji göndermemenin bir anlamı var. Kısa cevaplar vermenin bir anlamı var. Geç yazmanın bir anlamı var insanlar için. Ben bu anlamlardan uzaklaşmanın yolunu genelde, ve evet canım istemediği için, cevap yazmamakta buluyorum. Ya da geç yazıyorum. Ya da biri aradığında açmıyorum. Fakat, daha sonra artık kendisine dönmem gerektiğinde de ister istemez bir utanç duyuyorum ve bu utanç yazmamı ya da aramamı geciktiriyor. Sonra her şey başa sarılıyor. Ne demiştim, bu bir çıkmaz! 🤦‍♂️

İşte tüm bu hikâyenin sonunda hep, bir şekilde, "adi, bencil, pisliğe" dönüştüm. Dönüşüyoruz.

Çünkü insanlar her şeyi bireysel algılamayı çok seviyor ve bunun, tüm bu olanların bir kez olsun kendisiyle değil karşısındaki insanla alakalı olduğunu düşünmeyi hiç aklına getirmiyor.

Ne denebilir ki? Siz öyle seviyorsunuz, ben böyle. İnsanlardan, kalabalıktan, iletişimden ve laklaktan pek hoşlanmıyorum. Bencil ya da pislikten ziyade birazcık introvert'üm...

Yalnız olmadığımı biliyorum ama inşallah her zaman yalnız yürürüm. 

Yürürüz. Tek tek, ayrı ayrı.

Bırakırlarsa yürüyeceğiz yani. 😒

Onedio Goygoy'u Facebook'tan takip etmeyi unutmayın!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
pippabacca

Mesela canlı müziğe gidelim diyorlar yok gelmem diyorum canlı muzikte popüler şarkılar çalıyorlar çünkü ve ben popüler olan şeylerden hoşlanmıyorum indie müzik yapan mekan var da ben mi gitmiyorum. Sosyal medya neden kullanmiyorsun diyorlar ihtiyaç duyulacak bir ortam değil çünkü bana göre. Hayalimde tasarladigim bı sosyal medya var öyle bı şey olsa kullanirdim mesela. Kalabalıktan rahatsız olsam da sabırlı biri olduğum için uzun süre tahammül edebilirim. Görmezden gelmek sanki etrafta benden başka kimse yokmuş gibi davranmak gibi yontemlerim var. Laflamak konusuna gelince boş konuşan insana hiç tahammulum yok direkt işim var benim deyip çekip gidiyorum.

deniz0duru

Duygularımın bu kadar net yansıtıldığı, başka bir onedio içeriği yok :) sahte samimiyetlerinden, özenle kaçtığım insanlardan en çok duyduğum kelimeler "adi,bencil,duygusuz,pislik" sebep; onlara değil, kendime vakit ayırmam. onlarla değil, kendimle mutlu olmam.

grkemgnay

Nasıl da beni anlatmış hınzır 😂 Misal kuzenim geçenlerde (yaklaşık 1 ay önce) wpden "Kardeşim nasılsın? Yaşıyor musun😂" diye bir mesaj attı. Çıkarcı herifin teki. Kesin para isteyecek. Mesajı direkt sildim. Sonra instagramdan bulmuş (Yapıştı daha bırakmaz puşt) isteği sildim direkt. Yav arkadaş beni bir salın. Yalnızlığın adamıyım ben salın beni çıkarcı kişiliğinizden her boka atlamanızdan miğdem bulandı artık 😱

gizemyeniklerr

Ama aslında bakarsanız, öyle değilim. Ve hepimiz öyle değiliz. bak bu da doğru bir tespit Çünkü insanlar her şeyi bireysel algılamayı çok seviyor ve bunun, tüm bu olanların bir kez olsun kendisiyle değil karşısındaki insanla alakalı olduğunu düşünmeyi hiç aklına getirmiyor.

Başlıklar

FacebookInstagramTwitterwhatsapp
Görüş Bildir