Herkesin Öldüğü Uçak Kazasından Kurtulup Amazon Ormanlarında 11 Gün Geçiren Kadının İnanılmaz Hikayesi

313PAYLAŞIM

İnanılmaz ama gerçek... 90 kişinin hayatını kaybettiği kazadan kurtulan Juliane Koepcke..

Kaynak: https://historyofyesterday.com/the-sole-...

24 Aralık 1971 tarihinde Peru’nın Lima şehrinden yine Peru’nun Pucallpa şehrine giden 508 numaralı LANSA uçağına havacılık tarihinin düşen en ölümcül yıldırımı olarak kayıtlara geçen yıldırım, 17 yaşındaki Juliane Koepcke adlı bir kız dışında uçaktaki 90 kişinin tamamının ölümüne yol açtı.

İnanılmaz bir şekilde kazadan kurtulan kız Amazon Yağmur Ormanları'nda 11 gün hayat mücadelesi verdi. Olay Juliane Korpcke’nin lise mezuniyet töreni ve mezuniyet balosu bittikten saatler sonra gerçekleşti. Juliane babasını görmek ve onunla da kutlama yapmak için annesiyle uçağa bindiler. Yolculuk boyunca oldukça sert bir fırtına vardı ve annesi çok korkmuştu ama uçakla seyahat etmeyi çok seven Juliane endişelenecek bir şey olduğunu düşünmüyordu.

Uçağın kanadına yıldırım düştü.

Juliane’ın anlattıklarına göre bir anda uçağın kanadında parlak ve beyaz bir ışık gören yolcular paniğe kapılmıştı. Şimşekle beraber uçağın motoru bozuldu ve uçak düşmeye başladı. Uçağın gövdesinin parçalara ayrıldığını gören yolcular çığlık çığlığalardı. Juliane bu esnada uçaktan emniyet kemeri bağlı bir şekilde oturduğu koltukla birlikte aşağı düşmüştü. Ormana 10.000 fit yüksekten düşerken esen rüzgar sayesinde koltuğunun helikopter gibi döndü ve  aşağı iniş hızı bu sayede yavaşlamıştı. Yere düşmesiyle Juliane bayılmıştı ve sonraki 20 saat neler olduğuna dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Bilinci geri geldiğinde emniyet kemerinin çıkmış olduğunu gördü. Baygınken  muhtemelen bilinci kapalı olduğu için istemsizce emniyet kemerini kendisinin çıkardığını düşünüyor.

Juliane’ın bilincine kavuştuğu an

Kazadan sonra saatin 9 olduğunu kolundaki saat hala çalıştığı için oradan anladı. O an çok yağmur yağıyordu ve sırılsıklam olmuştu. Yavaş yavaş kendini toplamaya çalışırken yağmurdan korunmak için beraber düştüğü koltuğun altına sığınmıştı. O anı anlatırken şunları söyledi:

‘’ O an hiç bir şey hissedemiyordum. Elimden geldiğince ayağa kalkmak için uğraştım ama ancak dizlerimin üstünde durabildim. Sonra bir anda gözlerimin önünü karardı." dedi. Tekrar ayağa kalkabilmesi için belli bir süre geçmesi gerektiğinin farkındaydı o an. Muhtemelen köprücük kemiği kırılmıştı. Baldırında da derin bir yırtık vardı. Kolunda da kurtçukların etrafını sardığı bir kesik vardı ve acaba böyle devam ederse kolu kesilir mi diye çok korkuyordu. Vücudunda adrenalin o kadar fazlaydı ki yaralarına rağmen hiç bir şey hissetmiyordu.

Juliane, kendini iyi hissettiğinde ayağa kalkabildi ve çocukluğundan hatırladığı bilgileri kullanarak ne yapması gerektiğini düşündü.

Ormandaki arazi tipine oldukça aşinaydı ve o anla ilgili şunları söyledi: ‘’Küçükken yağmur ormanlarında yaşamla ilgili birçok şey öğrenmiştim. En azından o kadar da tehlikeli olmadığını biliyordum. " dedi. Juliane, kazadan sonra kendisi dışında başka hayatta kalan var mı diye araştırmaya başlamıştı ama bulunduğu bölgeye geri dönebilmek için de küçük küçük izler de bıraktı.

Kazadan tam 4 gün sonra, daha önceden aşina olduğu bir ses duydu.

Bu Kral Akbaba denilen bir akbabanın sesiydi. Bu türlerin yalnızca çürüyen ete geldiğini küçükken annesinden öğrenmişti. Akbabanın sesini takip ederek, uçaktaki üç yolcudan kalıntılar bulmuştu. Yolcular o kadar hızlı bir şekilde uçaktan yere düşmüşler ki, sadece ayakları görünür bir şekilde vücutları yere gömülü olduğu kalıntıları görebilmişti. Anlattığına göre yolculardan biri kadındı. Juliane o an annesinin cesedini bulacağından çok ama çok korkmuştu tabii ki. Ama sadece ayakları görünen bu kadının ayak tırnaklarında oje olduğunu gördü ve annesinin tırnaklarında oje olmadığını hatırladı ve rahatlamıştı.

Hayatta kalmak için çok mücadele verdi.

Juliane, hayatta kalabilmek için bildiği her şeyi uygulamaya çalıştı. Susuz kalmamak için yapraklardaki damlacıkları emerek su ihtiyacını gidermişti ama yiyecek bulmak o kadar da kolay olmadı tabii. Elinde herhangi bir alet yoktu ve yağmur ormanlarında yetişen şeylerin çoğunun da zehirli olduğunu biliyordu. Uçaktan düştüğündeki yerde bir torba şeker bulmuştu ve günlerce onunla idare etti. Her gün birkaç parça şeker yiyerek hayatta kalmaya çalıştı ama şeker bitince çok zor günler geçirdi. Küçük bir kuyu buldu ve daha fazla su kaynağı bulmak için aşağı doğru akıntıyı takip etti. Geceleri çok soğuk oluyordu ve üstünde sadece kısa kollu bir elbise vardı. Kol saati de artık bozulmuştu bu yüzden saat ve zaman kavramı da kalmamıştı. Güneşin doğuş ve batışını izleyerek saatle ilgili tahminde bulunmaya çalışıyordu.

Ormanda çok fazla ölümcül yılan olduğunu yine geçmişte öğrendiği bilgiler sayesinde biliyordu ve gerçekten çok korkuyordu.

Uçaktan düşüş esnasında ayakkabısının tekini kaybetmişti ve günlerce tek ayağında ayakkabı vardı. Daha da kötüsü, gözleri bozuktu ve gözlüğünü de düşüş esnasında kaybetmişti tabii ki. Tüm aksiliklere rağmen yine de yaşam mücadelesi vermekten asla vazgeçmediğini söylüyor. Dereyi takip ederek daha büyük bir su kaynağı bulmayı umuyordu. Derede yaşayan timsahları görüyordu ama anlattığına göre timsahlar siz onlara zarar vermedikçe asla size zarar vermediklerini kendi hallerinde olduklarını söylüyor. Karada mücadele vermenin suda mücadele vermeye göre daha zorlu olacağını düşündüğü için suda ilerlemeyi tercih etti.

Yaşam belirtisi bulmaya çalıştı.

Her geçen gün vahşi doğaya daha da yaklaşıyordu. Kazadan sonraki onuncu günde boş bir tekne görmüştü. Acaba birileri buraya geldi ve kurtarılır mıyım diye düşündü. Yan tarafta bir geçit gördü ve o geçitten geçtikten sonra küçük bir kulübe gördü. Klübenin içinde bir kutu benzin buldu ve o an babasının bir keresinde köpeğin yarasını tedavi etmek için gaz yağı kullandığını hatırladı. Juliane günlerdir yara içinde olan koluna, babasının köpeğin yarasına uyguladığı gibi benzini koluna döktü. İnanılmaz bir acı ve ağrı hissetti ama sırf bunu yaptığı için de kolunu kaybetmekten kurtuldu.

Ve sonunda kurtarıldı

Juliane, teknenin olduğu dere kenarına geri döndü ve geceyi orada geçirdi. Ertesi sabah, Perulu üç adam tarafından sonunda kurtarıldı. Juliane bulunduğunda kan çanağı gibi gözleri vardı. Adamlar Juliane’ın haline oldukça şaşırmıştı. Juliane akıcı bir şekilde İspanyolca konuşabiliyordu bu sayede de tüm olanları adamlara anlattı. Adamlar onu yakınlardaki bir kasabaya hastaneye götürdüler ve Juliane orada tedavi oldu.

Kazadan kurtulan tek kişi oydu.

images.amcnetworks.com

Kazadan aslında tek kurtulan Juliane değildi. Film yönetmeni olan Werner Herzog işleri sebebiyle aynı uçağa binecekti ama son anda işi iptal oldu ve bu seyahatten vazgeçip uçağa binmedi. Juliane’ın yaşadıkları, film yönetmeni Werner Herzog’a Wings of Hope adlı Juliane Koepcke’ın yaşadıklarını konu alan 1998'de prömiyeri yapılan belgeseline de ilham oldu.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
crispy.lolita

Yonetmen adamin son anda islerinin iptal olmasi ve ucaga binmekten vazgecmesi... kizin mucize kurtulusu. Cidden oldurmeyen allah oldurmuyor. Kadere cok inaniyorum.

feyk

90 kisi olmus, 90 kisiyi konusmuyoruz kurtulan 1 kisinin hikayesini anlatiyoruz. kader yoktur, sadece istatistik vardir. olayin yanlis tarafina denk gelirsen rakam olarak anilirsin, dogru tarafina denk gelirsen hikaye hatta efane olarak.

feyk

boyle durumlarda dere nehir kenarindan asagiya dogru ilerlemek en mantikli hareket. kucuk dereler buyuk nehirlere dogru akar ve buyuk nehirlerin kenarlarinda her zaman bir insan yerlesimi olur. bu olayda sorun suki yagmur ormanlari inanilmaz buyuk yerler. gormedigimiz aklimizin hayalimizin alamiyacagi kadar buyuk. aylarca nehir kenarinda ilerleyip hic kimseye rastlamamasida olasi durumdu.

eroll

Bu kadın ile mi ilgiliydi, emin değilim ama küçükken bir film izlemiştim. Kadın tek başına ormanda hayatta kalmaya çalıyordu. Yaralarına sinekler yumurta bırakıyor, o da larvaları sıkarak çıkarıyordu. Ancak, bu konuda izlediğim en iyi film "Jungle"dı.

selot

akıcı şekilde ispanyolca konuşabildiği için demişsiniz de kızın anadili zaten İspanyolca. bi zahmet konuşabiliyor olsun.

eroll

Anadili Almanca. Ailesiyle Peru'ya yerleşmiş. Anadili olmasa da, eğitim dili olduğu için İspanyolca bilmesine şaşırmamak lazım tabi.

selot

tamam sonuç olarak kız bilingual oluyor bu durumda. ispanyolca konuşabilmesi anlayabilmesi normal.

farkedmez

daha öncede okumuştum şimdi detaylı halini okumak iyi oldu. Bazları şanslı. Bir kadın da paraşütle atlarken veya uçaktan düşerken yere yapışıyor bilmem kaç bin metreden. ateş karıncaları mı ne ısırıyor da yaşama tutunuyordu.

Görüş Bildir