500 Haftadır Aranan Adalet

 > -
Abone ol

Cumartesi Anneleri bugün 500. kez İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Lisesi önünde toplandı. Gözaltındayken kaybolan yakınlarına kavuşabilmek için çıktıkları yolda Cumartesi Anneleri artık devletin kendilerine bir mezar borcu olduğunu düşünüyor.

Onları, 27 Mayıs 1995 tarihinde tanıdık. İstanbul’un en işlek caddelerinden İstiklal Caddesi’nde bir grup kadın oturma eylemi yapıyordu. Türkiye’nin pek alışık olmadığı bir eylem tarzıydı. Zira eylemi yapanlar yaşları geçkin, beyaz başörtüsü takan annelerdi. Birçoğu Türkçe bilmiyordu. Bildikleri tek dil anadilleriydi; yani Kürtçe.

Gözaltında kaybolan yakınlarını arıyorlardı. Tamamına yakını Türkiye’nin faili meçhul cinayetlerin en karanlık dönemi 90’lı yıllarda kaybolmuştu. 19 yıl önce sadece dört aile ile başlayan eylem zaman içinde büyüdü ve Türkiye’nin en uzun soluklu sivil itaatsizlik eylemine dönüştü. Kendilerine Cumartesi Anneleri adını verdiler. Her Cumartesi saat 12.00’de Galatasaray Lisesi önünde toplandılar.

1995'ten 2014'e uzanan yolculuk çok zor geçti. İlk yıllarda polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kaldılar. Tazyikli su yediler, yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar. Ve bugün... Çözüm sürecini konuşan Türkiye'de polisin tavrı da değişti.

Cumartesi Anneleri 500. kez Galatasaray Lisesi'nde toplandı. 500 haftadır adalet arıyorlar, bir dal karanfilin görülmesini istiyorlar. Bu kez katılım her zamankinden daha da büyük. Binlerce kişi lisenin önünde. Eyleme katılanlar arasında sanatçılar da var.

Zaman merhem olamadı

Geçen sürede çok şey değişti. Kimi evladının mezarına kavuşamadan hayata gözlerini yumdu; kimi eşinin bulunan tek kemiğiyle yüreğini soğutmaya çalıştı; kimi de ağabeyinin yaşlandığını göremeden onun çocuğunu evlendirdi.

‘Devletin mezar borcu var’

Maside Ocak… Ağabeyi Hasan Ocak'ı kaybettiğinde henüz 19 yaşındaydı. Hasan Ocak'ın 1995 yılında gözaltına alındıktan 58 gün sonra kimsesizler mezarlığında gömüldüğü ortaya çıkmıştı. Ocak ailesi, cumartesi eylemlerine karar veren oluşumun içinde yer alıyor.

Aile aynı zamanda Cumartesi Anneleri arasında kayıplarını bulan ender ailelerden. Ancak bu, yaralarına merhem olmuyor. Maside Ocak "Mezarın olmaması bir bilinmezlik, bir boşluk yaratıyor. Bu devam ettikçe yas da bitmiyor. Kayıp yakınlarının da durumu bu. Çünkü ellerinde bir avuç toprak yok. Mezara koydukları sevdikleri yok. Bu devletin annelere bir mezar borcu var” diyor.

Maside Ocak, 27 Mayıs 1995 yılında başlattıkları eylemin bu noktaya varacağını hiç düşünmemiş. Ocak üç hedeften birini gerçekleştirdiklerini söylüyor. “Artık bu ülkede gözaltında kimse kaybolmuyor. Devletin bu yönteminin önüne geçtik” diyor. Ancak geride iki hedef daha var: Gözaltında kaybolanların âkıbetinin açıklanıp ailelerine teslim edilmesi ve faillerin yargılanması.

.

'Erdoğan’ın timsah gözyaşları'

2011 yılında Başbakan olduğu dönemde Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe'deki çalışma ofisinde "Cumartesi Anneleri" ile bir araya geldi. Görüşme teklifi Erdoğan’dan gelmişti. O görüşmeye 12 Eylül askeri darbesinde gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Cemil Kırbayır'ın annesi 103 yaşındaki Berfo Kırbayır da katıldı.

Erdoğan’ın talimatıyla 9 Şubat 2011’de Cemil Kırbayır’ın âkıbetinin araştırılması için Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu. Komisyon, ‘Cemil Kırbayır firar etti’ iddiasının gerçeği yansıtmadığına, onun gözaltında öldürüldüğüne ve bilinmeyen şekilde yok edildiğine karar verdi.

Maside Ocak bu toplantıyla Cumartesi Anneleri’nin meşrulaştığını düşünüyor. Ancak Erdoğan’ın 'timsah gözyaşları' döktüğünü savunuyor:

"Berfo anne, evladının kemiklerini görmeden öldü. Ben Erdoğan’ın samimiyetine güvenmiyorum. Bizim nazarımızda bu görüşme bir seçim malzemesiydi.”

Bu Cumartesi aslında 1013. hafta olacaktı ancak arada 10 yıllık bir eylemsizlik dönemi var. Cumartesi Anneleri eylemlerine, Mart 1999 ile Ocak 2009 arasında ara verdi. Nedeni de polis şiddeti. Ocak, annelerin eylemlerden sonra gözaltına alınmayı daha fazla kaldıramadıkları ve her defasında ayrı travma yaşadıklarına dikkat çekiyor.

Devlet kendi evlatlarını bulmak istemiyor

İnsan Hakları Derneği’nin hazırladığı toplu mezar haritasına göre, ağırlığı Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde olmak üzere 253 toplu mezarda 3000’e yakın insanın cesedi var. Sayısız başvuru yapıldı ancak netice alınamadı. Ocak’a göre, mezarların açılmasıyla failler de açığa çıkacak; bu da devletin işine gelmiyor. Çünkü onlara göre failler belli.

Anne Emine Ocak'ın başvurusuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle 2004'te Ocak ailesine 25 bin euro manevi tazminata mahkum etti.

‘Çok dayak yedim’

Bu sözler bir diğer cumartesi annesi Hanım Tosun’a ait. Hanım Tosun, 1995 yılında gözaltındayken kaybolan Fehmi Tosun’un eşi.

Hanım Tosun, 1996 yılında polisin annelere çok sert müdahale ettiğini söylüyor. “Kaç kere dayak yedim, gözaltına alındım bilmiyorum. Ama özellikle de kadın polislerden yediğim dayakları unutmam. Çok ağrıma gitmişti. Bir de polisler müdahale sırasında bizi saçlarımızdan sürüklerdi. Ben daha fazla dayanamayıp, o dönem saçlarımı kestirmiştim” diyor.

'Eşimin davasını yürütüyorum'

Fehmi Tosun, ailesiyle birlikte Diyarbakır’dan İstanbul’a yeni göç etmişti. Korucu olması için gördüğü baskıdan kaçmıştı. Tanık ifadelerine göre 36 yaşındayken Avcılar’daki evinin önünden silahlı ve telsizli sivil polisler tarafından gözaltına alındı. 19 yıldır haber yok.

Hanım Tosun, eşinin Kürt kimliğinin dışında hiçbir suçu olmadığını söylüyor:

"Uyuşturucu satsaydı ya da adam öldürseydi, onun yolundan gitmezdim. Bırakırdım peşini. Ama biliyorum, benim eşim insan hakları savunucusu, demokrat biriydi. Şimdi onun için bu mücadeleyi sürdürüyorum. Bundan dolayı dimdik ayaktayım.”

'Tek suçumuz Kürt olmak'

Hanım Tosun'a göre, Fehmi Tosun'un gözaltındayken kaybolmasının altında yatan neden bu. Dünyaya Kürt olarak gelmenin, kendilerini Türklerden ayırmadığına vurgu yapıyor. “Diyarbakır ne kadar Türklerinse, İstanbul da Kürtlerindir. Burası bizim topraklarımız, birlikte yaşamak zorundayız” diyor.

Zor geçen yıllar

Eşinin kayboluşuyla birlikte beş çocukla kalakaldı, Hanım Tosun. Çocuklarının en büyüğü 14, en küçüğü de 3 buçuk yaşındaydı. Şimdi iki torunu var. Dedelerini hiç tanıyamadılar. Hem ana hem baba olunamadığını, bir tarafın hep eksik kaldığını söyleyen Hanım Tosun, Avcılar’da çocuk bakıcılığı yaparak geçimini sağlıyor.

‘O kepçeler yüreğimi kazıyor’

Kayıp yakınlarının tek umudu toplu mezarların açılması. Sevdiklerinden geriye kalanlara kavuşmanın böyle mümkün olacağını düşünüyorlar. Hanım Tosun da aynı görüşte. Toplu mezarlar ortaya çıktığında çok kötü olduğunu ve aklında hep aynı sorunun yankılandığını söylüyor: ”Acaba benim eşim hangi toplu mezarda, acaba hangi kimsesizler mezarında?”

Hanım Tosun toplu mezarların kepçeyle açılmasından dolayı duyduğu rahatsızlığı da ifade ediyor. " Kepçenin toprağa vurmasıyla sanki benim de yüreğimi kazıyorlar. Acaba kepçe burada hangi kaybın kemiklerine vuruyor?” diye soruyor.

Tosun, eşinin kemiklerine kavuşmasının devletin elinde olduğunu vurguluyor ve 'Ancak şimdiye kadar bu vicdana sahip birini göremedik' diye de ekliyor.

  • Başak Çubukçu / Al Jazeera
Haberin Tamamı İçin:
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir