Bölüm 9: Rolling Stone’a Göre Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Albüm
Rolling Stone dergisinin hazırladığı 'Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Albüm' listesi müzik dünyasının en çok konuşulan ve referans alınan kaynaklarından biri. Bu bölümde listeye girmeyi başaran ve müzik tarihine yön veren albümleri detaylıca ele alıyoruz.
420. Earth, Wind & Fire - That's the Way of the World
Earth, Wind & Fire'ın 1975 yılında çıkardığı bu albümle funk ve soul müziği devasa kitlelere ulaştırdığı döneme gidiyoruz. Aslında aynı adlı pek başarılı olmayan bir filmin müzikleri olarak kaydedilmiş olsa da plak kısa sürede filmi unutturup kendi başına büyük bir hit haline geldi. Shining Star gibi enerjik şarkıları dinlediğinizde grubun o sıkı üflemelilerini Maurice White ve Philip Bailey'nin vokalleriyle ne kadar temiz bir şekilde birleştirdiğini hemen duyuyorsunuz. R&B kalıplarını çok daha geniş bir çerçeveye oturtup müziğin içine güçlü bir pozitif mesaj yerleştirmeyi başardılar. O karmaşık altyapıların kitleleri hiç yormadan doğrudan dans pistlerine nasıl aktarılabileceğini gösteren son derece sağlam bir çalışma.
419. Eric Church - Chief
Eric Church 2011 yılında çıkardığı Chief albümüyle country müziğinin klasik sınırlarını epey zorladı. Kendi lakabını taşıyan bu kayıtta Nashville'in o alışılmış parlak yapım tarzından uzaklaşıp işin içine bolca güneyli rock tınısı ekliyor. Springsteen gibi şarkıları dinlediğinizde o nostaljik gençlik anılarını rock enerjisiyle ne kadar temiz bir şekilde birleştirdiğini hemen fark ediyorsunuz. Drink in My Hand gibi hareketli parçalar da doğrudan stadyum kalabalıklarına hitap ediyor. Geleneksel country kalıplarına kendi asi tavrını yerleştirip geniş kitleleri yakalamayı başaran ve türün güncel seyrini değiştiren son derece sağlam bir çalışma.
418. Dire Straits - Brothers in Arms
Seksenlerin o devasa stadyum rock atmosferini en net özetleyen kayıtlardan biri var sırada. Dire Straits 1985 yılında bu albümle ortaya çıktığında, Mark Knopfler'ın alıştığımız o kusursuz gitar işçiliği yerli yerindeydi ama bu kez formüle MTV neslini tam kalbinden vuracak bir pop duyarlılığı eklenmişti. Özellikle dönemin yeni yeni yaygınlaşan dijital kayıt teknolojisini stüdyoda sonuna kadar kullandılar. Şarkıların radyolarda veya evdeki müzik setlerinde o güne dek görülmemiş bir temizlikte tınlamasının ana sebebi buydu. Sting'in arka vokalleriyle omuz verdiği Money for Nothing müzik televizyonlarının yüzeyselliğiyle açıktan dalga geçer. Walk of Life ise meşhur klavye melodisiyle insanı istemsizce hareketlendirir. Buna karşılık albüme ismini veren kapanış parçası, savaşın anlamsızlığını son derece karanlık ve ağır bir tonda aktararak tüm o renkli havayı bir anda ciddiyete büründürür. Grubun ticari anlamda ulaştığı en büyük zirve olsa da arkasındaki o titiz müzikal zeka asla satış rakamlarının gölgesinde kalmıyor.
417. Ornette Coleman - The Shape of Jazz to Come
İsmindeki iddiayı sonuna kadar hak eden, 1959 tarihli çok keskin bir viraj bu albüm. Ornette Coleman stüdyoya girerken cazın o güne dek alışılmış tüm akor kurallarını dışarıda bırakmayı seçiyor. En dikkat çekici hamlesi ise kayıtlarda piyanoyu tamamen devreden çıkarması. Don Cherry, Charlie Haden ve Billy Higgins ile kurduğu dörtlü yapıda kimse belli bir nota dizilimine sıkışmak zorunda kalmıyor. Lonely Woman veya Peace gibi parçalara kulak verdiğinizde grubun geleneksel melodi yapılarını yıkıp tamamen o anki hislerine göre şekillenen bir doğaçlama alanına geçtiğini fark ediyorsunuz. Çıktığı dönemde dinleyicileri ve müzik otoritelerini epey ikiye bölen bu sert tavır, sonrasında 'serbest caz' (free jazz) akımının temelini attı. Herkesin güvenli sularda yüzdüğü bir müzikal iklimde risk almaktan hiç çekinmeyen oldukça cesur bir hamle.
416. The Roots - Things Fall Apart
Doksanların sonuna, hip-hop müziğinin canlı enstrümanlarla bambaşka bir seviyeye taşındığı 1999 yılına gidiyoruz. The Roots bu albümle sadece kendi kariyerini değil türün standartlarını da temelli değiştirdi. Bilgisayar destekli ritimlerin sektörü ele geçirdiği bir dönemde, bateride Questlove ve mikrofonda Black Thought ikilisi stüdyoya kanlı canlı bir orkestra ruhu sokmayı başardı. Erykah Badu'nun pürüzsüz vokaliyle eşlik ettiği You Got Me grubu devasa kalabalıklara tanıtan ana parçaydı. Ancak kaydın geneline kulak verdiğinizde grubun çok daha ciddi dertleri olduğunu görüyorsunuz. Albüm isminden de anlaşılacağı üzere toplumsal çöküşleri, sokakların sert gerçeklerini ve müzik endüstrisindeki yozlaşmayı oldukça doğrudan bir dille eleştiriyor. Caz ve soul tınılarını rap müziğin omurgasına hiçbir zorlama olmadan yerleştiren, aradan geçen yıllara rağmen tazeliğini koruyan çok sıkı bir iş.
415. The Meters - Look-Ka Py Py
The Meters'ın 1969 çıkışlı bu albümü New Orleans funk tarzının ana hatlarını çizen çok temel bir kayıt. Ekip tamamen enstrümantal bir yoldan ilerleyerek müziğin omurgasını doğrudan ritim üzerine kuruyor. Zigaboo Modeliste'in bateri atakları Leo Nocentelli'nin gitar işçiliğiyle birleştiğinde ortaya inanılmaz esnek ve pürüzsüz bir iş çıkıyor. Ön planda bir vokalist olmadan da kitleleri yakalayabileceğinizi kanıtlayan bu parçalar yıllar sonra hip-hop yapımcılarının şarkılarında en çok kullandığı ses örneklerinden birine dönüştü. Baştan sona gereksiz gösterişten uzak duran, sade ama temposu hiç düşmeyen sıkı bir stüdyo mesaisi.
414. Chic - Risqué
Chic 1979 çıkışlı bu albümüyle dönemin disko fırtınasına en klas dokunuşlardan birini yaptı. Nile Rodgers ve Bernard Edwards ikilisi stüdyoda kaydettikleri o şık ve keskin gitar-bas uyumuyla tarzın zirvesine yerleştiler. Özellikle Good Times şarkısındaki bas yürüyüşü o kadar güçlüydü ki ilerleyen yıllarda Sugarhill Gang tarafından kullanılarak hip-hop müziğinin doğuşuna doğrudan zemin hazırladı. Plaktaki yaylı düzenlemeleri ve o hiç aksamayan ritim duygusu dinleyiciyi yormadan hemen dans pistine çekiyor. Sadece eğlenceye odaklı gibi görünen şarkıların bile kendi içinde ne kadar ince bir müzikal işçilik barındırabileceğini çok net anlatan tıkır tıkır işleyen bir kayıt.
413. Creedence Clearwater Revival - Cosmo's Factory
Creedence Clearwater Revival'ın 1970 yılında üretim anlamında zirveye oturduğu dönemin en somut karşılığı Cosmo's Factory. John Fogerty'nin arka arkaya patlattığı hit parçalar sayesinde grup Amerikan kök müziğini rock temposuyla çok rahat bir şekilde birleştiriyor. Up Around the Bend ve Who'll Stop the Rain gibi doğrudan kalabalıklara hitap eden orijinal bestelerin yanına I Heard It Through the Grapevine parçasının on bir dakikalık o ağır yorumunu hiç sırıtmadan yerleştirmeyi başarıyorlar. O kısacık kariyerlerine böylesine yoğun ve dinleyiciyi anında yakalayan bir albüm sığdırmaları stüdyodaki sıkı mesailerinin doğal bir sonucu. Gösterişli yapımcı numaralarına hiç bulaşmadan sadece eldeki enstrümanlar ve dürüst bir şarkı yazarlığıyla akılda kalıcı olmanın yolunu çok iyi çözen bir kayıt.
412. Smokey Robinson and the Miracles – Going to a Go-Go
Motown etiketinin R&B dünyasını kasıp kavurduğu 1965 yılına ait oldukça zarif bir kayıt var karşımızda. Smokey Robinson bu plakta sadece ipeksi sesiyle değil aynı zamanda döneme yön veren kusursuz şarkı yazarlığıyla da öne çıkıyor. The Tracks of My Tears ve Ooo Baby Baby gibi ağır basan baladlarda grubun o pürüzsüz vokal uyumu, kalp kırıklıklarını çok sakin bir dille yansıtıyor. Plaktaki hareketli şarkılar ise albümün melankolik havasını dağıtıp dönemin dans pistlerindeki enerjiyi anında dinleyiciye geçiriyor. Karmaşık duygu geçişlerini hiç yormadan son derece akıcı bir stüdyo işçiliğiyle sunan, altmışların ruhunu harika özetleyen bir iş.
411. Bob Dylan – Love and Theft
Bob Dylan'ın 2001 tarihli bu albümü sanatçının Amerikan müzik geleneklerini kendi oyun alanına ne kadar rahat çevirdiğini gösteren çok net bir örnek. Önceki kaydının o ağır ve karanlık atmosferi yerini burada blues, rockabilly ve eski tarz caz tınılarıyla dolu enerjik bir havaya bırakıyor. Mississippi veya High Water (For Charley Patton) parçalarında usta müzisyenin ilerleyen yaşıyla birlikte çatallanan sesini nasıl büyük bir avantaja dönüştürdüğünü hemen fark ediyorsunuz. Geçmişin eski şarkılarından ve edebi metinlerinden aldığı ufak tefek parçaları o alıştığımız sivri dilli tavrıyla harmanlayıp çok doğal bir şekilde önümüze koyuyor. Aşırı hesaplanmış bir stüdyo işinden ziyade yıllanmış müzisyenlerin bir odada toplanıp keyifle çaldığı o samimi ruhu yansıtan oldukça sağlam bir plak.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın