Bölüm 6: Rolling Stone’a Göre Gelmiş En İyi 500 Albüm
Müzik tarihinin en önemli kayıtlarını incelediğimiz seriye devam ediyoruz. Sıra Rolling Stone’un 'Tüm Zamanların En İyi 500 Albümü' listesinin altıncı bölümünde.
Önceki kısımlarda birçok klasiği ve müzikal dönüm noktasını geride bıraktık. Bu bölümde de kendi döneminin sesini belirlemiş, popüler kültüre yön vermiş albümlerle karşılaşacağız. Kulaklıklarınız hazırsa yeni isimleri keşfetmeye başlayabiliriz.
450. Paul & Linda McCartney - Ram
Beatles defteri kapandıktan sonra Paul McCartney'nin eşi Linda'yla İskoçya'da bir çiftliğe kapanıp yaptığı bu kayıtlar aslında günümüz indie pop'unun ilk kıvılcımlarından. Plak ilk piyasaya düştüğünde müzik eleştirmenleri ve hatta eski dostu John Lennon tarafından fena halde taşlansa da zaman McCartney'e çok tatlı bir 'ben demiştim' şansı verdi. Şatafatlı stüdyo işçiliği yerine o salaş, doğal ve biraz da dağınık çiftlik ruhunu yansıtan şarkılar yıllar geçtikçe şarap gibi demlendi. İlk başta kimsenin yüzüne bakmadığı Ram, bugün 'Uncle Albert/Admiral Halsey' gibi eğlenceli hitleriyle müzik tarihinin en güzel geri dönüş hikayelerinden biri olarak listenin hakkını veriyor.
449. The White Stripes - Elephant
Jack ve Meg White ikilisinin 2003 yılında çıkardığı bu kayıt, bas gitar bile kullanmadan ne kadar büyük bir gürültü koparılabileceğinin en net kanıtı. Sadece bugün stadyumlarda hep bir ağızdan söylenen 'Seven Nation Army' bile Elephant'ı listeye sokmaya yeterdi. Fakat içeride çok daha sağlam bir işçilik var. İkili, Londra'ya gidip tamamen 1960'lardan kalma eski usul analog ekipmanlarla işin içine hiçbir bilgisayar hilesi karıştırmadan garaj rock'ın en saf ve çiğ halini kaydetti. Dijitalleşmenin müzik sektörünü sardığı bir dönemde sadece bir elektro gitar ve bateriyle dünyayı sallamak tam da onlara yakışan bir gövde gösterisiydi.
448. Otis Redding - Dictionary of Soul
Soul müziğin tam olarak ne anlama geldiğini merak eden birine dinletebileceğiniz en net cevaplardan biri işte bu plak. Otis Redding’in 1966’da çıkardığı albüm, isminin hakkını sonuna kadar veriyor ve türün sözlüğünü resmen baştan yazıyor. Arka planda Stax stüdyolarının o meşhur sıcak tınısı duyulurken, sanatçının sesindeki hüznü ve gücü aynı anda iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Özellikle 'Try a Little Tenderness' yorumunu dinlerken adamın ciğerini mikrofona bıraktığına yemin edebilirsiniz. Redding’in o trajik kazasından sadece bir yıl önce gelen bu kayıt, müziğin en dürüst ve kalbe doğrudan dokunan hallerinden biri.
447. Bad Bunny - X 100pre
Bad Bunny'nin dünyayı kasıp kavurmaya başladığı o ilk büyük patlama anına geldik. İspanyolcada 'sonsuza dek' (Por siempre) anlamına gelen X 100pre, sadece sıradan bir çıkış albümü değil. Porto Rikolu bir gencin trap ve reggaeton sınırlarını ne kadar esnetebileceğinin en net kanıtı. İçinde bachata'dan pop-punk'a kadar ne ararsanız var! O dönem bu türlerde müzik yapan birinin böyle deneysel sulara girmesi pek alışıldık bir durum değildi. Ama o bu riski aldı ve Drake ile kaydettiği 'MIA' gibi dev hitlerle oyunun kurallarını baştan yazdı. Bugün o devasa stadyumları dolduran süperstarlığın temeli 2018'deki bu cesur ve sınır tanımaz adımla atıldı.
446. Alice Coltrane - Journey in Satchidanada
Efsanevi saksafoncu John Coltrane'in vefatının ardından eşi Alice Coltrane'in tuttuğu o ağır yasın nasıl huzur dolu bir kabullenişe dönüştüğünün en somut kanıtı bu albüm. Alice, acısını dindirmek için yöneldiği içsel arayışı alıp caz müzikle harmanlıyor ve ortaya dinleyeni resmen pamuk gibi yapan bir iş çıkarıyor. Alışık olduğumuz caz enstrümanlarının yanına arp ve tambur gibi Doğu tınıları eklenince dinlediğiniz şey sıradan bir plaktan çok bir terapi seansına dönüşüyor. Pharoah Sanders'ın saksafonuyla eşlik ettiği bu kayıt cazın sadece dumanlı barlarda değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasında da ne kadar derinlere inebildiğini gösteren türünün tek örneği bir iş. Hem de çok özel bir iş!
445. Yes - Close to the Edge
70'lerin sınırları zorlayan rock dönemine dönüyoruz. Yes grubunun 1972 çıkışlı bu albümü bildiğimiz klasik şarkı yapılarını tamamen rafa kaldırıyor. Tüm plak sadece üç şarkıdan oluşuyor ve ilk yüzü tamamen kaplayan on sekiz dakikalık isim parçası grubun müzik konusundaki yetkinliğini açıkça ortaya koyuyor. İçeriğe baktığımızda Jon Anderson'ın vokalleri ve Rick Wakeman'ın klavye oyunlarıyla örülmüş ciddi bir stüdyo işçiliği görüyoruz. Uzun ve karmaşık girişler başlarda dinleyiciyi zorlasa da içine girdikçe o çok sesli yapının ne kadar planlı kurgulandığını anlıyoruz. Hızlı tüketime inat notalarla kurulan bu detaylı dünya o dönemin müzik anlayışını çözmemiz için elimizdeki en sağlam rehberlerden biri.
444. Fiona Apple - Extraordinary Machine
Fiona Apple'ın bu üçüncü albümü plak şirketi ticari bulmadığı için yıllarca rafta bekledi. Fakat ilk kayıtlar internete düşünce hayranlar şirket merkezine elma göndererek büyük bir protesto başlattı. Bu baskılar sonuç verince Apple şarkıları 2005 yılında yeniden kaydedip yayınladı. O' Sailor ve Not About Love gibi parçalara baktığımızda sanatçının piyanosuyla kurduğu bağı ve zekice yazılmış sözlerini açıkça görüyoruz. Müziğin sadece çok satmak için değil direnmek için de yapıldığını bize kanıtlayan çok sağlam bir çalışma.
443. David Bowie - Scary Monsters
David Bowie'nin yetmişli yıllardaki o deneysel Berlin defterini kapatıp seksenlere ilk adımını attığı 1980 çıkışlı albümüne bakıyoruz. Sanatçı bu kayıtta aslında kendi müzik geçmişiyle ciddi bir hesaplaşmaya giriyor. İçindeki en popüler parça Ashes to Ashes ile yıllar önce uzaya gönderdiği efsanevi Major Tom karakterini karşımıza bu kez dibe vurmuş bir bağımlı olarak çıkarıyor. Gitarlarda Robert Fripp'in o keskin dokunuşlarını duyarken Bowie'nin zorlu rock ritimlerini pop müzik kalıplarına nasıl ustaca sığdırdığını net bir şekilde görüyoruz. Kılıktan kılığa giren bir müzisyenin kafa yapısını kavramak için elimizdeki en sağlam kaynaklardan biri.
442. The Weeknd - Beauty Behind the Madness
The Weeknd'in o karanlık ve dumanlı dünyasından çıkıp tüm radyoları ele geçirdiği 2015 yılına gidiyoruz. Önceleri kendi halinde bir yeraltı sanatçısı olan Abel Tesfaye bu plakta pop yapımcısı Max Martin ile güçlerini birleştirip oyunun kurallarını tamamen değiştirdi. Can't Feel My Face ve The Hills gibi dünyayı sallayan parçalara baktığımızda arka planda hala o toksik ve ağır hikayelerin anlatıldığını anlıyoruz. Sanatçı bu kez dertlerini herkesi dans ettiren o hareketli tempoların arkasına çok iyi saklıyor. Kendi karanlık özünü kaybetmeden nasıl devasa bir yıldıza dönüşebileceğinin en somut ve başarılı kanıtı tam olarak burada duruyor.
441. Britney Spears - Blackout
Britney Spears'in en zorlu yılı olan 2007'ye dönüyoruz. Magazin basınının attığı her adımı izlediği o boğucu dönemde stüdyoya kapanıp bu karanlık pop kaydını ortaya çıkardı. Danja gibi yapımcılarla çalışarak alışkın olduğumuz parlak pop kalıplarını tamamen bir kenara itti. Gimme More ve Piece of Me gibi parçalara baktığımızda medyanın yarattığı kaotik dünyayla nasıl alay ettiğini ve herkese açıkça rest çektiğini anlıyoruz. Ağır elektronik sesleriyle pop müziğin yönünü değiştiren ve o enkazın içinden ne kadar güçlü çıkıldığını gösteren çok net bir cevap aslında bu albüm.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın