onedio
Türkiye 2020'De Yangınlara Müdahalede En Başarılı Ülke Oldu
ANKARA (AA) - ENES DURAN - Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, Türkiye'nin 2020 yılında yangın başına düşen orman alanına ve müdahale sürelerine bakıldığında Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi verilerine göre en başarılı ülke olduğunu bildirdi.AA muhabirinin, Orman Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgiye göre, ​​Türkiye'de 2020 yılında 3 bin 413 orman yangını çıktı, 20 bin 938 hektar alan alevlerden zarar gördü.Bunun yanında, 3 bin 31 kırsal alan yangını ekiplerce söndürülerek, vatandaşların can ve mal kayıplarının önüne geçildi. Bu rakamlar Türkiye'de son 10 yıl ortalamasının üzerinde gerçekleşti.Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi raporlarındaki verilere göre, geçen yıl ABD'de yangın başına düşen alan 68 hektar, Kanada'da 76 hektar, İspanya'da 20,4 hektar, Fransa'da 7,6 hektar iken Türkiye'de 6,2 hektar olarak gerçekleşti.Türkiye söz konusu rakamlar dikkate alındığında, yıllık yanan orman alanlarının ülke orman alanına oranı ve yangın başına düşen alan miktarı rakamlarıyla orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülke oldu. Geçen yıl orman yangınlarıyla mücadelede çok sayıda yangın müdahale ekibi, teknik eleman ve muhafaza memuru görev aldı. Yangınla mücadelede en son teknolojiyle donatılan arazöz, su ikmal aracı, ilk müdahale aracı, dozer, uçak ve helikopter kullanıldı. 2020'de ilk defa kullanılan insansız hava araçları yangına müdahale süresini 12 dakikaya kadar düşürdü.'Geçen yıl orman yangınları açısından çok zorlu bir dönemdi' Karacabey, AA muharibine, orman yangınlarıyla mücadelede çok zorlu bir yılın geride bırakıldığını söyledi.Geçen yılın Türkiye'de olduğu gibi, dünyanın birçok yerinde de orman yangınları açısından çok zorlu geçtiğini belirten Karacabey, ABD, Avustralya, Sibirya'da ve dünyanın birçok ülkesinde çok ciddi yangınlar meydana geldiğini bildirdi. Karacabey, orman yangınlarına müdahale noktasında gerekli tüm teknolojilerin kullanıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:'Yangınların çıkış yerleri ve sürelerine, yangın başına düşen orman alanına, yangına ilk müdahale süresine baktığımızda ülkemiz, Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi verilerine göre en başarılı ülke konumunda. Bu durum Türk ormancısının fedakar ve cansiperane mücadele ruhunun ve orman yangınlarıyla mücadelede, vatan toprağını koruma anlayışının bir ürünüdür. 181 yıllık tecrübesiyle Orman Genel Müdürlüğümüz, dün olduğu gibi bugün de ülkemizin ormanlarımızı korumaya devam edecektir.'
Akciğer Kanseri Vakalarının Yüzde 95'İnden Sigara Sorumlu
İSTANBUL (AA) - GÜÇ GÖNEL SAĞIROĞLU - Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğunun sigara bağımlısı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Erdem Göker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer kanserinin sigarayla birebir ilişkili bir hastalık olduğunu ifade etti. Sigara içen birisinin, başka hiçbir sebep aramadan akciğer kanseri olabileceğini kabullenmiş olması gerektiğini vurgulayan Göker, 'Sadece akciğerlerle de kalmıyor. Ağzın içini, yutak, gırtlak ve tüm solunum yollarını kalıcı olarak etkiliyor. Sigara dumanı su buharı da değil. O dumanın içinde çok değişik kimyasal yapılar var. Sigara içen bir kişi, birçok toksik maddeyi bir nefes almış oluyorlar. Ayrıca akciğerlerde kalıcı hasar yapıyor. KOAH, astımın tetiklenmesi gibi birçok akciğer hastalığı üzerinde de ciddi zararlı etkisi var.' dedi.Sigaranın etkisinin, içilen sigara miktarı, kullanım süresi ve başlangıç yaşıyla ilişkili olduğunun altını çizen Prof. Dr. Göker, sözlerini şöyle sürdürdü:'Akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğu sigara bağımlısı. Sigarayı 20 yıl kullandığınızda bir risk oluşuyor, sonra bıraktınız, 30 yıldır da sigara içmiyorsunuz ama akciğer kanseri olma riskiniz hiçbir zaman sıfıra inmiyor. Sigara içmeyen kişiler de akciğer kanseri olur, ama bir kişiyi 'Sigara içmiyor' diye tanımlamamız için sigara dumanına hiç maruz kalmaması gerekiyor. Kendisi içmiyor ama evde sigara içen başkası varsa aynı risk o kişi için de geçerli. Hiç sigara içmemiş ve sigara dumanına maruz kalmamış kişilerin bütün akciğer kanseri vakaları arasındaki oranı yüzde 5-7 arasında. Bunlar nedeni bilinmeyen kanser türleri. Bu grup dışındakilerin neredeyse tamamında akciğer kanserinden doğrudan doğruya sigara sorumlu.''Pasif içiciler de akciğer kanseri açısından risk altında'Akciğer kanseri açısından pasif içiciler ile aktif sigara içenlerin riskinin aynı olduğunun altını çizen Göker, geçmiş yıllarda otobüs ve uçaklarda sigara içilmesini hatırlattı.ABD'de uçaklarda sigara yasağının gelmesinde, dumana maruz kalan ve kansere yakalanan hosteslerin açtığı tazminat davalarının etkili olduğunu anlatan Prof. Dr. Göker, 'Hiç sigara içmiyorsunuz ama yanınızda sigara içen birisi var, sürekli onunla yaşıyorsunuz. O sigara içen kadar sizin de riskiniz var.' dedi.'Light' olarak tabir edilen ve şekil olarak ince sigaraların da riski azaltmadığını vurgulayan Göker, en incesi de olsa içinde bulunan kimyasalların aynı olduğunun altını çizdi. 'Günde bir tane kahvenin yanında içiyorum.' diyenlerin de akciğer kanseri riskinden kurtulamadığını dile getiren Göker, 'Sigarayı günde bir taneye kadar düşürdüyseniz o sigarayı da içmeyiverin. Çünkü içinize çekeceğiniz her duman akciğer kanseri açısından risk.' ifadelerini kullandı.Sigarayı bıraktıktan sonra kanser riski azalıyorProf. Dr. Erdem Göker, sigaranın bırakılmasının ardından her yıl akciğer kanseri riskinin azaldığını da vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Diyelim ki 20 yıl önce sigarayı bıraktınız, sizin kadar sigara içen birisiyle yan yana geldiniz. Sigara içmeye devam edenin riski size göre 10-12 kat daha fazla. 10 yıllık bırakma süresinden sonra akciğer kanserine yakalanma riski 10 kat azalıyor ama riskiniz hiç sigara içmeyene göre hala yüksek. Onun için sigarayı bırakmaktansa sigarayı başlamamak üzerine bütün kampanyalarımızı yapıyoruz. Küçük hücreli akciğer kanseri denilen bir tip var. Bu tipte teşhis konulduğu anda hasta sigarayı bırakırsa tedavi başarımız yüzde 10 artıyor ama sigara içmeye devam ederse başarı şansımız da yüzde 10 azalıyor.'Akciğer kanserinin belirtileri neler?Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanserinin belirli 'alarm semptomları' olduğunun altını çizdi. Bunların başında balgamda kan görülmesinin geldiğini anlatan Göker, şöyle konuştu:'Bunun yanı sıra öksürük şeklinde değişim, kilo kaybı, nefes darlığı diğer belirtiler arasında. Zaten 10 yıldan fazla süre sigara içen herkesin hiçbir bulgu beklemeden belirli aralıklarla kontrol için göğüs hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi gerekiyor. Benim önerim, sigara içiyorsanız mutlaka ve mutlaka bırakın. Bırakmadığınız her yıl sizin kanser olarak karşımıza gelmeniz anlamına gelir. Kanserden korkmayın demek yerine sigaradan korkun demeyi tercih ediyorum. Siz içiyor olabilirsiniz ama çocuklarınıza kötü örnek olmayın. Kendinizi düşünmüyorsanız çevrenizdeki insanları düşünün.'
Somali'de Seçimlerdeki Belirsizlik Ülkeyi Kaosa Sürüklüyor
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN ALİ MUGEERE/GÖKHAN KAVAK - Doğu Afrika ülkelerinden Somali'de cumhurbaşkanlığı ve eyalet seçimlerinin tarihinde yaşanan belirsizlik, ülkeyi kaosa sürüklüyor. Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu ve eyalet başkanları, 17 Eylül 2020'de bir araya gelip, cumhurbaşkanlığı seçiminin 8 Şubat'ta yapılması konusunda mutabık kaldılarsa da hükümetin açıkladığı federal seçim komisyonlarından doğan anlaşmazlıklar nedeniyle seçim takvimi henüz belirlenemedi.Cumhurbaşkanı Fermacu, seçim takvimini belirlemek amacıyla eyalet başkanlarıyla 3-6 Şubat'ta tekrar bir araya geldi ancak görüşmede de anlaşma sağlanamadı.Seçim takvimindeki belirsizliğin yanı sıra terör örgütü Eş-Şebab'ın saldırıları da ülkeyi kaosa sürüklüyor.'Seçim kanununda yaşanan sorunlar ve çıkar mücadelesi'Somali'de siyasi konularda araştırmalar yapan Public Agenda uzmanlarından Muhammed Sharif, AA muhabirine yaptığı açıklamada, seçimlerin ertelenmesinde iç ve dış faktörlerin olduğuna dikkati çekti. Sharif, 'Seçim krizinin bazı nedenleri bulunuyor. Bunlardan ilki, seçim kanununda yaşanan sorunlar diğeri ise çıkar mücadelesi. Somali'de birçok siyasetçi, kendisinin seçilmesini istiyor ve bunun için bazı noktada seçim sürecine müdahale ediyor. Bu durum da siyasi krize neden oluyor.' ifadesini kullandı.Bazı ülke ve uluslararası kurumların, Somali'deki kimi siyasetçileri öne çıkarmak istediğini belirten Sharif, bu ülke ve kurumların da kendi çıkarlarını korumaya çalıştığını vurguladı.Sharif, seçim sürecinin 3 ya da 6 ay daha uzatılabileceğini aktararak, bu süreçte siyasi çıkarlarını korumak isteyen bazı güç odaklarının küçük çaplı siyasi kargaşalara neden olabileceği uyarısı yaptı.Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası camianın da hükümete çağrı yapabileceğini dile getiren Sharif, 'Uluslararası camia, hükümet ve muhalefetle konuşup, krizin çözümüne yönelik geri adım atmaları noktasında tavsiyede bulunabilir. Böylece muhtemel krizlerin önüne geçilebilir.' değerlendirmesinde bulundu.Somali 'seçim krizi' yaşıyorFermacu ve eyalet başkanları, 17 Eylül 2020'de başkent Mogadişu'da gerçekleştirdikleri toplantıda, seçimin 8 Şubat'ta yapılmasını kararlaştırmıştı.Bu kapsamda, seçim süreci 10 Ekim 2020'de başlayacak, federal ve eyalet seçim komisyonları da 20 Ekim 2020'ye kadar atanacaktı. Milletvekilleri ve sandık merkezlerini seçecek delegeler, 1-30 Kasım 2020'de belirlenecekti.Meclisin üst ve alt kanadında görev yapmak isteyen vekil adayları Aralık 2020'de tespit edilecek, 1 Ocak'ta milletvekili, 8 Şubat'ta da cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacaktı.Anlaşmazlık, seçim komisyonları nedeniyle doğduHükümetin açıkladığı federal seçim komisyonlarından doğan anlaşmazlıklar, muhalif Jubaland Eyaleti Başkanı Ahmed İslam Madobe'nin Gedo bölgesindeki seçim komisyonlarına müdahale etmek istemesi nedeniyle doğdu.Öte yandan Somali'nin özerk bölgesi Somaliland'daki seçim komisyonu üyelerinin isimleri de siyasi krize neden oldu.Cumhurbaşkanı Fermacu'nun görev süresinin 8 Şubat'ta dolması da siyasi belirsizliği derinleştirdi.Uzmanlar, seçimlerin zamanında yapılamamasının ülkede kargaşaya yol açabileceğinden endişe ediyor.Terör örgütü Eş-Şebab'ın başkent Mogadişu başta olmak üzere ülkenin farklı bölgelerinde siyasetçi, bürokrat ve güvenlik güçlerine yönelik saldırıları da ülkedeki krizin derinleşmesine neden oluyor. Örgüt, son 2 haftadır neredeyse her gün bir saldırı düzenliyor.Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar, Somali'de yaşanan siyasi krizden derin endişe duyduklarını açıklayıp, 'acil çözüm' çağrısı yaptı. Somali'de seçim sistemiÜlkede, parlamento ve cumhurbaşkanı seçimleri peş peşe yapılıyor. Parlamentonun, 'Halk Meclisi' olarak da bilinen alt kanadının 275 üyesi, Somali'deki farklı kabileleri temsil eden 14 bin delege tarafından 4 yıllığına seçiliyor. Parlamentonun üst kanadının 54 üyesi ise eyalet konseylerince belirleniyor. Seçilen parlamento üyeleri hem parlamento başkanını hem de yeni cumhurbaşkanını belirliyor.Seçimlerde kendine has kabile sistemini uygulayan Somali'de, bu seçimlerde 'bir kişi bir oy' ilkesiyle tüm vatandaşların oy kullanması planlanıyordu ancak başarılamadı. Şu anda '4,5 sistemi' olarak adlandırılan kabile merkezli sistemle yönetilen Somali'de, ülkenin 4 büyük kabilesi eşit sayıda, diğer kabileler ise bunun yarısı oranında Meclise kendi seçtiği vekilleri gönderiyor.Somali'de cumhurbaşkanı adayları arasında 2 eski cumhurbaşkanı, 1 başbakan, 1 de meclis başkanı bulunuyor.
Katip Muazzez, Salgın Ve Kış Nedeniyle Beslenmekte Zorlanan Kedilerin Umudu Oldu
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep Adliyesinde zabıt katibi olarak çalışan Muazzez Kalemcioğlu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında adliye restoranının kapanması ve soğuk hava nedeniyle yiyecek bulmakta zorlanan kedilerin barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, adliye bahçesinde yaşayan kediler, her gün işe gidip gelirken kendilerini besleyen Muazzez Kalemcioğlu'nun yolunu gözlüyor.Kalemcioğlu, her ay kendi bütçesinden ve arkadaşlarının desteğiyle oluşturduğu mama kumbarasında biriken parayla 4-5 torba mama alarak sokak kedilerini besliyor.Sabah saatlerinde sokak hayvanları için hazırladığı mamaları arabasında getiren Kalemciğlu'nu arabadan indiğinde adliye bahçesinde bekleyen kediler karşılıyor.Yanında getirdiği mamayla yaklaşık 30'a yakın kediyi besleyen Kalemciğlu, daha sonra mesaisine başlıyor. Mesai çıkışında adliye bahçesinde Kalemcioğlu'nun etrafından ayrılmayan kediler ona arabaya kadar eşlik ediyor.Kalemcioğlu ayrıca evine giderken besleme noktaları oluşturarak çevredeki sokak köpeklerinin de beslenmesine yardımcı oluyor.Kendisine destek olan birkaç arkadaşıyla yaralı, hasta hayvanların ilaçlarını, aşılarını ve veteriner masraflarını da karşılayan Kalemcioğlu, salgın sürecinde hayvanların zor durumda olduğunu belirterek, 'Restoranlar kapalı olduğu için daha çok mamaya ve suya ihtiyaçları oluyor. Özellikle kış günlerinde kar yağdığında bir kedi 6 saat, köpek ise 12 saat aç kaldığında maalesef ölüyor. Kışın sokak hayvanlarının mama tüketimi iki kat artmakta ve daha çok desteğe ihtiyacımız olmakta. Herkesi bu konuda elinden geldiğince destek vermeye davet ediyorum.' ifadelerini kullandı.Kış mevsiminin sokak hayvanları için daha zorlu şartlarda geçtiğini hatırlatan Kalemcioğlu, şunları kaydetti:'Gönüllü arkadaşlarımızla yağmurdan etkilenmemeleri için kuru ve kapalı alan oluşturarak sularını, mamalarını eksik etmemeye çalışıyoruz. İş yerimden ve arkadaş çevremden destek olan herkese teşekkür ediyorum. Herkesin duyarlı olmasını istiyorum. İnsanlar, kapılarının önüne bir kap su bir kap mama bıraksalar seviniriz. Onların da yaşamaya hakkı var, aç kalmalarına gönlüm razı olmuyor, severek, her gün üşenmeden onları besliyorum.'
Göbeklitepe Yakınlarındaki Metal Blok, Dış Basında Geniş Yankı Buldu
WASHINGTON (AA) - Şanlıurfa'da Göbeklitepe yakınlarındaki tarlada toprağa saplı halde bulunan metal bloğa (monolit), ABD ve Avrupa medyası haberlerinde geniş yer verdi.Kent merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, Göbeklitepe Ören Yeri yakınlarındaki Örencik Mahallesi'nde yer alan tarlada, 5 Şubat Cuma günü bulunan metal blok ilgi odağı oldu.Amerikan medyası, Şanlıurfa'daki metal blok haberlerine geniş yer ayırırken, New York Times (NYT) gazetesi, haberi 'Türkiye'de bir monolit ortaya çıktı' başlığıyla duyurdu.Gazetede, metal blokun askerler tarafından korunmaya alındığı belirtilirken, Kasım ve Aralık 2020'de önce ABD'nin Utah eyaletinde ardından California eyaletinde ve daha sonra da Romanya'da benzer metal blokların görüldüğü vurgulandı.Haberde, monolitin üzerinde Göktürk alfabesiyle 'Gökyüzüne bak, ayı gör' ifadesinin yazıldığına da atıf yapıldı.Reuters ajansı, haberle ilgili özel bir video hazırlarken, videonun tanıtımında, 'UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve Türkiye'deki kadim bir tapınak olan Göbeklitepe'deki gizemli monolit, halkın ilgisini çekiyor.' ifadelerine yer verdi.Associated Press (AP) haber ajansı, metal blok haberini, 'Gizemli Monolit, Türkiye'deki Dünya Mirası Bölgesinde Ortaya Çıktı' başlığıyla verirken, haberde Göbeklitepe'nin tarihi önemine dikkat çekildi.Metal blokun etrafındaki askerlerle fotoğrafının kullanıldığı haberde, son dönemde dünyanın başka ülkelerinde de benzer monolitlerin ortaya çıktığına işaret edildi.Fox News, Bloomberg, Washington Post, USA Today ve Yahoo News gibi çok sayıda televizyon, gazete ve haber sitesi de AP'nin Göbeklitepe haberini kullanırken, önceki monolitlerden farklı olarak bu sefer metal blokun korunduğu ve üzerinde yazılar olduğuna vurgu yapıldı.Metal monolite, Avrupa basını da ilgi gösterdi. Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi, haberi, 'Uzaylılar Anadolu'da' başlığıyla verirken, Göbeklitepe'nin 'Türkiye'nin Stonehenge'i' olduğu belirtildi.Haberde, bazı yorumcuların bu tür metal blokların 'uzaylıların işi' olup olmadığını sorguladığı değerlendirmesine yer verildi.Rheinische Post gazetesi de 'Göbekli Tepe Yakınlarında Bulunan Gizemli Monolit' başlığıyla verdiği haberinde metal blokta 'Gökyüzüne bak, ayı gör' ifadesinin yazılı olduğu, bu tür monolitlerin başka ülkelerde de görüldükleri ve ortadan kayboldukları belirtildi.Fransız CNews kanalı, 'Yeni Gizemli Bir Monolit Türkiye'de Ortaya Çıktı' başlığıyla verdiği haberde, metal blokun kaynağının yetkililer tarafından araştırıldığı aktarıldı.Rus haber ajansı Sputnik de Fransızca sitesinde, olayı, 'Türkiye'de Üzerinde Yazıt Bulunan Dikili Metal Blok Ortaya Çıktı' başlığıyla gördü.The Daily Mail'de 'Gizemli Monolit Türkiye'de Ortaya Çıktı ve Güvenlik Güçleri Tarafından Korunuyor' başlığıyla yer alan haberde, 3 metrelik metal yapının ansızın ortaya çıkan son tuhaf dikilitaş olduğu belirtildi.Avrupa basınında çok sayıda gazete ve haber sitesi de AP'nin Göbeklitepe haberine yer verdi.Yaklaşık 3 metre yüksekliğinde, 1 metre genişliğinde olan ve üzerinde Göktürk alfabesiyle 'Gökyüzüne bak, ayı gör' ifadesinin yazılı olduğu metal blokun kim tarafından hangi amaçla koyulduğu ise henüz belirlenemedi.
Tedarikte Yaşanan Sorunlar, AB Ülkelerini Rusya Ve Çin Aşılarına Yöneltiyor
SARAYBOSNA (AA) - Rusya ve Çin'in geliştirdiği yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşılarına karşı başlarda ön yargılı yaklaşan Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, tedarikte yaşanan sorunlar nedeniyle son dönemde bu aşılara sıcak bakmaya başladı.Rusya ve Çin aşıları için daha önce anlaşma yapan Macaristan'ın yanı sıra Pfizer/BioNTech ve AstraZenaca aşılarının tedarikinde yaşanan sorunların ardından Avusturya, Fransa, İspanya, Çekya, Slovakya, İsveç ve İtalya da son dönemde bu iki ülkenin aşılarına ılımlı yaklaşım sergiledi.AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Rusya ziyaretinde yaptığı açıklamada, 'Sputnik V' aşısının etkinliğinin insanlık için iyi bir haber olduğunu belirtirken, Rusya'yı bu tıbbi başarısından dolayı kutladı.Avrupa İlaç Ajansının (EMA) 'Sputnik V' aşısını onaylaması temennisinde bulunan Borrell, bunun iyi bir haber olacağını, zira aşı kıtlığı ile karşı karşıya olduklarını ifade etti.Macaristan'da hükümet, AB Komisyonunun Kovid-19 aşısı tedariki konusunda çok yavaş hareket ettiğini savunarak, aşı tedariki için Çin ve Rusya ile görüşmelere başlayan ilk AB ülkesi oldu.Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, 22 Ocak'ta yaptığı açıklamada, ülkesinin Rusya'dan 2 milyon doz 'Sputnik V' aşısı satın alımı konusunda anlaştığını ve sevkiyatın 90 gün içinde tamamlanacağını duyurdu. Rus aşısının 40 bin dozluk ilk partisi 2 Şubat'ta ülkeye ulaştı.Szijjarto, 29 Ocak'ta yaptığı açıklamada ise 5 milyon doz Kovid-19 aşısı alınması konusunda Çin'le de anlaşmaya vardıklarını ve tedarikin 4 parti olarak 4 ay içinde tamamlanmasının öngörüldüğünü ifade etti.Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 29 Ocak'ta yaptığı açıklamada, kendisinin Çin aşısına güvendiğini ve bundan dolayı bu aşıyı bekleyeceğini söyledi.Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip Macaristan'da hükümet, toplamda 19,7 milyon doz aşı alımı için anlaşma yaptı.Fransa 'Sputnik V' aşısı hakkında görüşmek üzere Rusya'ya ekip gönderdiFransa'da da hükümetin yaz sonuna kadar halkın tamamını aşılama hedefine ulaşmak için Avrupa'da üretilen aşıların dışındaki aşılara kapıları kapatmadığı değerlendiriliyor.Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 3 Şubat'ta yaptığı açıklamada, aşı kampanyasının belirlenen ritimde ilerlediğini söyledi.Fransızların diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yaz sonuna kadar aşı vurulabileceğini kaydeden Macron, 'Sputnik V' aşısının Rus üretici tarafından pazarlama izni verilmediği sürece Fransa'da dağıtımının mümkün olmadığını aktardı.Macron, birkaç hafta önce 'Sputnik V' aşısı hakkında yetkililerle görüşmek için Rusya'ya bir ekip gönderdiğini ve bu görüşmelerin olumlu geçtiğini de belirtti.Fransız lider, bazı çalışmaların bu aşının yüzde 91 oranında etkili olduğunu gösterdiğini de kaydetti.Fransa'da halen Pfizer/BioNTech, Moderna ve AstraZeneca aşıları uygulanıyor.İsveç de 'Sputnik V' için yeşil ışık yaktıAB üyesi İsveç de Rusya tarafından geliştirilen 'Sputnik V' aşısının ülkede kullanımı için yeşil ışık yaktı.İsveç Aşı Koordinatörü Richard Bergström, 'Sputnik V' aşısının İsveç'te kullanılabileceğini ve konuyla ilgili gerekli değerlendirmelerin yapılmaya devam ettiğini belirterek, 'Sputnik V kısa süre önce büyük ölçekli 3. aşama çalışmasında iyi bir güvenlik profiliyle birlikte yüzde 91,6 verimlilik gösterdi. 20 binden fazla katılımcıya dayanan ara sonuçlar, prestijli bilimsel dergi The Lancet'te yayınlandı.' dedi.İtalya'dan Çin aşısına olumlu yaklaşımİtalya İlaç Ajansı (AIFA) Genel Müdürü Nicola Magrini, 13 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Kovid-19'a karşı Çin'in geliştirdiği 'Sinovac' aşısının Avrupa için muhtemel aşı adayı olabileceğini söyledi.Magrini, Radio24'e yaptığı açıklamada, EMA'nın yakında Çin aşısını inceleyebileceğine işaret ederek, 'Çin aşısının, Avrupa'nın değerlendirmesine tabi tutulması muhtemeldir. Gerekli titizlikle testleri geçmesi durumunda başka bir aday aşı olabilir.' ifadelerini kullandı.Bu konuda rekabeti memnuniyetle karşılayacaklarının altını çizen Margini, böyle bir şeyin gerçeğe dönüşmesi halinde bunun hem Çin hem de Avrupa için ilginç bir mekanizma olacağını vurguladı.Roma'daki Lazzaro Spallanzani Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başhekimi Prof. Dr. Francesco Vaia, Yabancı Basın Derneğinin çevrim içi basın toplantısında yaptığı açıklamada, Rus ve Çin aşılarının Avrupa'da kullanımıyla ilgili bir soruya cevap olarak her aşıdan faydalanılması gerektiğini, neticede bu aşıların insanlığın iyiliği için olduğunun altını çizdi.Avusturya, Rusya ve Çin aşılarının testten geçilmesini istiyorAvusturya Başbakanı Sebastian Kurz ise EMA'nın Rusya ve Çin'in geliştirdiği aşıları onaylamak için testten geçirmesi çağrısında bulundu.Kovid-19 aşılarının güvenilir, etkili ve hızlı ulaşılabilir olmasının önemine işaret ederek, aşı konusunun jeopolitik bir çekişmenin dışında tutulması gerektiğini savunan Kurz, Rus ve Çin aşılarının AB'den gerekli izinleri alması durumunda ülkesinde de üretilmesi için girişimde bulunacaklarını söyledi.Slovakya Sağlık Bakanı Marek Krajci de ülkesinin Rusya'nın Kovid-19'a karşı ürettiği 'Sputnik V' aşısı satın almak istediğini söyledi. Krajci, EMA tarafından henüz onaylanmamış olan bu aşının kullanımına izin verebileceklerini dile getirdi.Çekya Cumhurbaşkanı Milos Zeman da Çek Radyosuna yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den 'Sputnik V' aşısının ülkesine gönderilmesi yönünde talepte bulunacağını kaydetti.İspanya: Rusya ve Çin aşı diplomasisinde ağırlığını koydu, AB başarısız kaldıİspanyol basını ise Kovid-19'da aşı üretimi ve dağıtımıyla ilgili yayımladığı haber ve makalelerde 'Rusya ve Çin aşı diplomasisinde ağırlığını koyduğu ve AB'nin başarısız kaldığı' görüşünü ön plana çıkardı.AB'nin Kovid-19 aşılarında tamamen EMA'nın onayına bağlı kaldığı ve bu yüzden ciddi gecikmeler yaşandığı vurgulanırken, ikili anlaşmalarla aşılarını pazarlayan Rusya ve Çin'in 'jeopolitik çıkarların ticari çıkarların önüne geçtiğini gösterdiği' yorumu yapıldı.'La Vanguardia' gazetesinde yayımlanan bir uzman yorumunda 'Napolyon, Cengiz Han ve Büyük İskender bugün mezardan çıksalar ilk yapacakları iş bilim insanlarını çalıştırmak olur.' ifadesi kullanılırken, şu değerlendirmelere de yer verildi:'Aşı alan ülkelerin Rusya veya Çin'e özel bir hayranlıkları yok. Hatta mümkün olsa çoğu AB ile anlaşmayı tercih edebilir. Ama aşı ulaşımına hemen ulaşmayı garanti etmeleri gerekir. Rusya ve Çin istediği ülkeye aşı satabilir veya bağışlayabilir. Çünkü ne ABD ne İngiltere ne de AB bu düzeyde.'Öte yandan, İspanya'da AstraZeneca aşısının 65 yaş üzerine kullanımı konusunda da ciddi bir tartışma başladı. AstraZeneca'dan ilk aşamada bu hafta 196 bin 800 doz aşı alan İspanya'da, bu aşının sadece 18 ila 55 yaşlarına yapılmasına izin verilirken, halk arasında bu aşıyı yaptırmakla ilgili endişelerin olduğu ifade ediliyor.
Reklam
Grafikli - Eski ABD Başkanı Trump'ın Senatodaki Azil Yargılaması Bugün Başlıyor
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR - ABD'de 6 Ocak'taki Kongre baskınında halkı 'isyana teşvik' etmekle suçlanan ve ülke tarihinde 2. kez azil istemiyle yargılanan ilk başkan olan Donald Trump'ın Senatodaki azil yargılaması bugün başlıyor.ABD yakın tarihinin en önemli olaylarından biri olan Kongre baskınının siyasi yansımaları devam ederken, baskınla ilgili olarak suçlanan Trump, bir kez daha azil istemiyle Senatonun karşısına çıkıyor.2019'un sonunda Ukrayna soruşturması kapsamında Temsilciler Meclisinde azil istemiyle suçlanan Trump, Şubat 2020'de Senatoda Cumhuriyetçi senatörlerin oylarıyla aklanmıştı.5 kişinin hayatını kaybettiği kanlı Kongre baskınının ardından 14 Ocak'ta Temsilciler Meclisindeki oylamada, 'halkı isyana teşvik etmekle' suçlanan Trump'ın suçlu olup olmadığına Senato Genel Kurulu karar verecek.Böylece Trump, ABD tarihinde hem azil istemiyle 2. kez yargılanan ilk başkan hem de görevi sona erdikten sonra azil istemiyle yargılanan tek başkan olarak kayıtlara geçmiş oldu.Azil süreci, bu noktaya nasıl geldi?ABD Anayasası'na göre, başkanın azledilmesi istemiyle başlatılan bir süreçte, Temsilciler Meclisi suçlamayı yapan (savcılık), Senato ise suçlanan başkanı yargılayan makam (jüri) olarak görev yapıyor.6 Ocak'taki Kongre baskının hemen ardından toplanan Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi, Trump'a karşı 'isyana teşvik' suçlamasını içeren bir tasarı hazırladı.Tek suçlamayı içeren azil maddesi, 14 Ocak'ta Temsilciler Meclisi Genel Kurulunda yapılan oylamada 197 'hayır' oyuna karşılık, 232 'evet' oyuyla kabul edildi. Oylamada 10 Cumhuriyetçi vekil de Trump aleyhinde oy kullandı.Temsilciler Meclisi, Trump'a yönelik azil maddesini 26 Ocak'ta Senatoya gönderirken, yargılamada jüri görevi yapacak senatörler, aynı gün bu görevleri için yemin etti.Açıklanan takvimde, Trump'a kendisine yönelik azil maddesine cevap vermesi için 2 Şubat'a kadar, Temsilciler Meclisinden gelen savcı vekillere de ön duruşma dosyasını sunması için aynı tarihe kadar süre verildi. Trump'ın ön duruşma dosyasına cevap vermesi için son gün 8 Şubat olarak belirlendi.Senatodaki süreç nasıl işleyecek?ABD Anayasası, azil yargılamasına ilişkin usulleri Senatoya bıraktığı için bu süreçteki prosedür ve kuralları Senatodaki siyasi dengeler belirliyor.Senatoda 50-50 şeklinde koltukları paylaşan Demokratlar ile Cumhuriyetçiler, dün, yargılama usulleri konusunda anlaştı. Senato Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer ile Senato Azınlık Lideri Cumhuriyetçi Mitch McConnell arasında varılan anlaşmanın ana hatları, yargılamanın bir hafta içinde bitebileceğini öngörüyor.Buna göre, bugün açılışı yapılacak oturumların ilkinde, Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul'ün 'görevi sona ermiş bir başkanın azil istemiyle yargılanmasının anayasal olmadığına' yönelik tasarısının tartışılıp oylanması bekleniyor.Trump'a karşı iddia makamı olarak görev yapacak Demokrat savcı vekiller ile Trump'ın avukatlarının açılış sunumlarına çarşamba günü başlamaları bekleniyor.Schumer ile McConnell arasındaki anlaşmaya göre, her iki tarafa da iddia ve delillerini ortaya koymaları için 16'şar saat verilecek.Bu sürecin ardından tarafların varsa tanıklarını çağırmaları ve söz konusu tanıkların dinlenmelerine geçilecek. Trump'ın ifade vermeyeceği daha önce açıklanan davada, henüz dinlenecek tanık olmadığı kaydediliyor.Cumhuriyetçiler kadar Demokratların da yargılamanın uzamaması için tanık çağırmamayı tercih edebilecekleri belirtiliyor.Söz konusu sunumların ardından senatörlere her iki tarafa da sorularını yöneltebilmeleri için süre verilecek. Schumer ile McConnell, bu sürenin ne kadar olduğunu net olarak açıklamasalar da önceki azil duruşmalarında, bu sürenin 2 güne kadar uzayabildiği ifade ediliyor.Senatörlerin soru-cevap bölümünün ardından son tartışma bölümü ve ardından Trump'ın suçlu olup olmadığına karar verilecek oylamanın yapılması bekleniyor.Oylamadan ne sonuç bekleniyor?Her iki partinin de 50'şer sandalyeye sahip olduğu Senatoda, Trump'ın suçlu bulunabilmesi için en az 3'te 2 çoğunluğun (67 senatör) Trump aleyhinde oy kullanması gerekiyor.Geçen hafta Senatoda yapılan ve 'azil yargılamasının reddedilmesini' öngören tasarının oylamasında sadece 5 Cumhuriyetçi senatör, Trump aleyhinde oy kullanmıştı.Amerikan kamuoyunda, yine aynı isimlerin Trump aleyhinde oy kullanması ve böylece 50 Demokrat senatöre, 5 Cumhuriyetçi ismin eklenmesi öngörüsü hakim.Cumhuriyetçilerden birkaç 'fire' daha olması halinde bile Trump'ın suçlu bulunması için gereken 67 sayısına ulaşılmasına neredeyse imkansız gözüyle bakılıyor.Trump karşıtlığıyla bilinen ana akım Amerikan medyasındaki yorumlarda dahi, sonucun aslında şimdiden belli olduğu ancak Demokratların 'Trump'ın görevde olmasa bile suçlu olduğunu' tüm dünyaya göstermek amacıyla bu yargılamayı gerçekleştirdikleri belirtiliyor.Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda Trump, Şubat 2020'deki ilk azil yargılamasında olduğu gibi, 2'nci azil yargılamasından da aklanarak çıkmış olacak.Son açıklamalarında siyasi hayatına devam edebileceğine yönelik mesajlar veren Trump'ın, Senatodaki azil sürecinin ardından ne yapacağı ve daha da önemlisi 2024 başkanlık seçimleri için ne karar vereceği ise tüm Amerikan kamuoyunun cevabını merakla beklediği soru olarak ortada duruyor.
Floransa'da Yaşayan Müslümanlar Yeni Ve Büyük Cami İstiyor
ROMA (AA) - BARIŞ SEÇKİN - İtalya'nın Floransa kentinde yaşayan Müslümanlar, ihtiyaçlarına uygun yeni ve büyük bir cami talep ediyor.Floransa'da ikamet eden ve İtalya’da önde gelen Müslüman kanaat önderlerinden İmam İzzeddin Elzir, yeni ve daha büyük ibadet yeri için kentteki Müslümanlardan gelen çağrıları ve bu konuya ilişkin belediyeyle yaptıkları görüşmeleri, AA muhabirine anlattı.Floransa'da halihazırda, 1'i kent merkezinde olmak üzere, 3 küçük cami olduğunu aktaran Elzir, 'Floransa İslam topluluğu olarak biz, birkaç yıldır Belediyeden, Belediye Başkanı Dario Nardella'dan bu duruma bir çözüm getirmesini istiyoruz. 30 bin Müslüman için kentte ibadetlerini yapabileceği 3 küçük yer var. Bunların 1'i sadece kent merkezinde ve sadece cumaları 1000 kişi geliyor.' ifadesini kullandı.Elzir, kent merkezindeki camilerinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle belirlenen kurallar çerçevesinde, cuma namazlarını yoğunluğa göre bazen 3 bazen de 4 seferde yapabildiklerini söyledi.Yeni cami taleplerini Floransa Belediye Başkanı Dario Nardella'ya ilettiklerini vurgulayan Elzir, şöyle devam etti:'Biz Belediye Başkanı'ndan kentte cami olmasını talep ettik. Bu, kent için belediye başkanının ilgilenmesi ve çözüm bulması gereken bir sorun. Vatandaşların ihtiyaçlarına bir yanıt vermemiz gerekiyor. Cami bir ibadet yeri, şehrin aksesuarı değil kentin bir ihtiyacı. Bu konuyu görüşmek üzere geçen hafta 2 belediye başkan yardımcısıyla buluştuk. Onlar da bu görüşü paylaştıklarını belirtti. Biz Belediye Başkanı'na, bir numaralı yetkili olarak, bu konuya müdahale etmesi çağrısında bulunuyoruz.''Bunun cesaret gerektiren bir karar olacağının farkındayız'Elzir, Belediye Başkanı Nardella ile kişisel olarak aralarında iyi bir iletişim bulunduğuna ancak burada kentteki Müslümanların ihtiyacının söz konusu olduğuna dikkati çekti.Yeni cami taleplerinin 10 yıllık bir geçmişi olduğuna işaret eden Elzir, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz Belediye Başkanı'ndan yerle ilgili konuda ilgilenmesini istiyoruz. Bu hususta geçmişte 2-3 yer bulduk ama daha sonra bunlar olumlu sonuçlanmadı. Dediğim gibi, bu kentin sorunu. Biz bu şehrin bir parçasıyız. Bu Belediye Başkanı tarafından çözülmeli ve o, bir karar almalı.Bunun cesaret gerektiren bir karar olacağının farkındayız çünkü bu karar, cami görmek istemeyen kesimlerde bazı tepkilere de yol açabilir. Ancak bu İslam topluluğunun bir gerçeğidir. Kim gerçeği görmek istemiyorsa, onun için üzgünüm. Burada Müslümanlar var ve ibadetlerini yapıyor.''Amacımıza ulaşmak için çalışmayı tercih ediyoruz'AA muhabirinin ulaştığı Floransa Belediyesi Dini Topluluklarla İlişkilerden Sorumlu Yöneticisi Alessandro Martini de 'İmam Elzir'i, bu durumu değerlendirmek ve bir çözüm bulmak üzere davet eden biziz. Umut ettiğimiz bu. Bunun ötesinde bir şey söyleyemem çünkü amacımıza ulaşmak için çalışmayı tercih ediyoruz.' diye konuştu.Martini, bu konuda İslam toplumuyla görüşmelerinin süreceğini de vurguladı.
Reklam
Uzmanlar ABD Başkanı Biden'ın Yemen Açıklamalarını Savaşı Sonlandırmak İçin Yeterli Görmedi
ADEN (AA) - TALAL ARİF/MUHAMMED ES-SAMİİ - ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve gelişinden iki hafta sonra tarihi bir kararla, ülkesinin Yemen'deki savaşta Suudi Arabistan'a verdiği askeri desteği sona erdirdiğini ve ilgili silah satışlarını durdurduğunu açıklaması uzmanlara göre barış için yeterli değil.Yemenli uzmanlara göre, Biden'ın açıklamaları sadece bir sükunet çağrısından ibaret; yoksa 7 yıldır devam eden ve karmaşık bölgesel ağlarla örülü savaşın sona ermesini beklemek şu an için pek gerçekçi görülmüyor.ABD Başkanı'nın aynı gün Yemen Özel Temsilcisi olarak Tim Lenderking'i ataması ve savaşın son bulmasının gerektiği vurgusu da bir ilk olmakla beraber, hızlı bir barış sürecine girileceği izlenimini uyandırmadı.Seçim kampanyası döneminde Yemen savaşının sona ermesi gerektiği söylemini dile getiren Biden'ın seçildikten sonra attığı bu adım, uzmanlarca, seçim vaadini gerçekleştirme durumu olarak değerlendirildi.Biden'ın sözlerinin sahada karşılığı olacak mı?ABD'nin diplomasi yaklaşımında ve politikasında yaşanan bu değişime karşın, Yemen sahasında farklı cephelerde İranlı destekli Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun destek verdiği hükümet güçleri arasındaki çatışmalar devam ediyor. Koalisyon güçleri ayrıca Biden'ın açıklamalarından sonra da birkaç kez Husilerin, Suudi Arabistan'a gönderdiği patlayıcı yüklü insansız hava araçlarının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.AA muhabirine konuşan Yemenli askeri uzman Ali ez-Zeheb, bu gelişmeler ışığında, Biden'ın kararının Yemen'deki savaşın seyrinde büyük bir etki yapmayacağını, Yemenli tarafların halen barış meselesinde birbirleriyle çekiştiğini söyledi. Husilerin, barış için, hava saldırılarının durması, ablukanın kaldırılması, Uluslararası Sana Havalimanı'nın yeniden açılması gibi çetin şartlar dayattığını işret eden Zeheb, hükümetin de krize, Körfez İşbirliği Konseyinin (KİK) temsil ettiği Körfez girişimi, BM'nin 2216 sayılı kararı ve kapsamlı ulusal diyalog konferansı temelinde çözüm bulunmasını istediğini söyledi.Yemenli uzman, 'Husiler ile hükümet arasındaki çatışmalar durmayacak ancak ABD ordusundan istihbarat alamayacağı için Suudi Arabistan'ın Yemen'deki hava saldırılarında hedef hassasiyeti azalacak.' dedi.Zeheb, Biden'ın, 'Suudi Arabistan'ın egemenlik ve toprak bütünlüğünü savunmasına yardım etmeye devam edeceğiz' sözünün, İHA ya da füze saldırısına uğraması durumunda Riyad yönetiminin silah tedarikine kapı açacağını belirtti.Ali ez-Zeheb, Biden'ın açıklamalarının ardından çatışan taraflara baskı uygulanacağı ancak Yemen savaşının büyük bir silah pazarı olması ve ABD'nin de zor bir ekonomik süreçten geçmesi nedeniyle bu açığın silah satışıyla kapatılacağı değerlendirmesinde bulundu.Savaşın durması barış demek değilYemenli siyasi analist Muhammed Mustafa el-Amrani ise Biden'ın açıklamalarını savaşı durdurmaya yönelik bir adım olarak görse de bunun hangi temelde şekilleneceği sorusunun asıl mesele olduğunu söyledi.Amrani, 'Savaş ilerleyen gün ve haftalarda durabilir ama barışın tesisi zor bir hayal olarak kalacak. Çünkü her bir taraf kendi çıkarlarını korumayı ve yeni çıkarlar elde etmeyi istiyor. Yani, hiçbir taraf, barışın tesisi için gerekli tavizleri vermeye hazır değil.' ifadelerini kullandı.Amrani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından desteklenen ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyinin (GGK), BAE ve Suudi Arabistan'ın desteğiyle Yemen'in güneyindeki tüm bölgeleri kontrol altına almaya ve güneyde yeniden bir devlet kurmaya, meşru yönetimin ise GGK'yi kendi bünyesine almaya çalıştığını ifade etti.'Husiler, hiçbir taviz vermiyor ve diğer taraflardan da kendilerine boyun eğmesini istiyor. Meşru yönetim ise Husilerden, ele geçirdikleri bölgelerden çekilmelerini, silahlarını bırakmalarını istiyor. Hiç kimse orta yollu bir çözüme hazır değil.' diyen Amrani, barışın ancak kuzeyde Husilerin, güneyde de GGK'nin devlete boyun eğmesi ve milis güçlerini dağıtmasıyla mümkün olacağını, bunun da meşru hükümete sadık stratejik bir müttefik kanalıyla sağlanacağını savundu.
Trakya Üniversitesi İlahiyat Dekanından Boğaziçi Tehdidi: 'Biz Gece Vakti İşi Bitirir Ertesi Gün İşe Gideriz'
etiket
Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Üniversite Genel Sekreteri Prof. Dr. Cevdet Kılıç’ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik paylaştığı skandal ifadeler ortaya çıktı.Kılıç, paylaşımında Boğaziçi öğrencilerini hedef alarak 'Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz' ifadelerini kullandı.
Ramo 32. Bölüm Fragmanı
Ramo yeni bölüm fragmanı yayınlandı. Ramo 32. bölüm fragmanında; Sibel'in öldüğüne inanmayan Ramo patlamaya hazır bir bomba gibidir. Mazhar masayı toplar ve Ramo'nun bir sonraki hamlesini beklemeye başlar. İşte Ramo yeni bölüm fragmanı...
Reklam
Hong Kong'da Muhalif Medya Patronu Jimmy Lai'nin Kefaletle Serbest Bırakılma Talebi Tekrar Reddedildi
HONG KONG (AA) – Çin'in Hong Kong Özel İdari Bölgesi'nde muhalif medya patronu ve demokrasi yanlısı aktivist Jimmy Lai’nin kefaletle serbest bırakılma talebi bir kez daha kabul edilmedi.Nihai Temyiz Mahkemesi, 'ulusal güvenlik kanununu ihlal ve yolsuzlukla' suçlanan Lai'nin kefaletle serbest bırakılması yönündeki talebini reddetti.Mahkeme, 12 Aralık 2020’de Jimmy Lai’nin kefaletle serbest bırakılması yönündeki talebini kabul etmemişti.Daha sonra mahkeme tarafından, Lai’nin kefaletle serbest bırakılma talebi kabul edilmiş ancak Nihai Temyiz Mahkemesi 31 Aralık 2020’de, alt mahkemenin bu kararını hatalı olduğu gerekçesiyle bozarak Lai’nin tutuklu yargılanmasına hükmetmişti.Hong Kong'da yürürlüğe giren yeni güvenlik yasasıÇin'in en üst düzey yasama organı Ulusal Halk Kongresi (UHK) Daimi Komitesinde 30 Haziran'da oy birliğiyle kabul edilen yasa, Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından da imzalamıştı.Devleti yıkmaya teşebbüs, vatana ihanet ve ulusal güvenliği tehlikeye atan eylemleri yasaklayan ilgili yasa, Çin hükümetinin onayı sonrasında Hong Kong yerel hükümetinin resmi gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girmişti.Yasa, içeriği itibarıyla asıl olarak Haziran 2019'da suçluların Çin'e iadesini öngören yasa tasarısına karşı başlatılan ve yıl sonuna kadar yoğun kitle protestolarıyla sürdürülen hükümet karşıtı protesto hareketini hedef alıyor.Yasa ile Çin medyası tarafından 'Hong Kong'un vatan hainleri' olarak yansıtılan muhalif gazeteciler, iş adamları ve aktivistlerin ulusal güvenlik gerekçesiyle yargılanmalarının önü açılırken, bu kapsamda yasaklanan suçları işleyenlere 3 yıldan müebbete kadar hapis cezası verileceği belirtiliyor.
Kayseri'de Aranan 12 Şüpheli Polis Operasyonuyla Yakalandı
KAYSERİ (AA) - Kayseri'de düzenlenen operasyonda çeşitli suçlardan yakalama kararı bulunan 12 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Aranan Şahıslar Büro Amirliği koordinesinde, çeşitli suçlardan yakalama kararı bulunan 15 kişiye yönelik 83 personelden oluşan 31 ekiple eş zamanlı operasyon düzenlendi.Kent merkezindeki 21 adrese düzenlenen operasyonda 12 şüpheli gözaltına alındı.Adreslerde bulunamayan 3 firarinin yakalanması için çalışmalar sürüyor.
Ege Denizi'nde 4,4 Büyüklüğünde Deprem
ANKARA (AA) - Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Ege Denizi'nde, İzmir'in Urla ilçesi açıklarında 4,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini bildirdi. AFAD'ın internet sitesinden yapılan bilgilendirmeye göre, Urla ilçesi açıklarında, saat 10.30'da 5,29 kilometre derinlikte ve 4,4 büyüklüğünde deprem kaydedildi.
Reklam
Analiz - Açık-Kaynaklı İstihbaratın Yükselişi
İSTANBUL (AA) -CAN KASAPOĞLU- “En güzel zamanlardı, en kötü zamanlardı, bilgelik çağıydı, aptallık çağıydı, inanç çağıydı, kuşku çağıydı, Işık mevsimiydi, Karanlığın mevsimiydi, umudun baharıydı, umutsuzluk kışıydı, önümüzde her şey vardı, önümüzde hiçbir şey yoktu...”Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi klasiğinin bu açılış cümleleri, Fransa’nın Fransız Devrimi’ne koşar adım ilerlediği bir sırada, Avrupa’nın kalbinde, yani Londra ve Paris’te hâkim olan “zamanın ruhunu” (zeitgeist) ustaca tasvir ediyor. Gerçekten de enformasyonel, siyasi ve ekonomik açılardan çok uzun süren statükolardaki büyük değişiklik dönemleri en iyi ve en kötü zamanlardır.Bu tespitimiz özellikle iki nedenden kaynaklanıyor: Birincisi, statükoda değişim ihtimali, kazananları tehdit eden ve mevcut stratejik ortamın kaybedenlerine umut veren esas unsurdur. İkincisi, değişim trendleri kazananları ve kaybedenleri belirlerken bunu bir tarafı diğerine tercih ederek değil, ana parametreleri ve hatta güç oyununun kurallarını değiştirerek yapar. Dolayısıyla uyum sağlayabilme yetenekleri zemininde gelişen doğal seçilim, yeni ortamları ve yeni kazananları, yeni bir statükoyu ortaya çıkarır.Halihazırda istihbarat çalışmaları, bilgi çağının karşısında hem en iyi hem de en kötü zamanlarını yaşıyor. Daha açık bir ifadeyle, istihbarat dünyasının statükosu hem bir entelektüel disiplin hem de kamu fonksiyonu çerçevesinde, değişim rüzgarlarıyla karşı karşıya.İstihbaratın “Cesur Yeni Dünya’sı”Dijital çağın giderek daha baskın hale gelmesiyle, istihbarat dünyası da köklü bir değişim geçiriyor. Teknoloji ve giderek artan karşılıklı bağlantılılık hali, bu değişimin merkez üssünde yer almaya devam ediyor. Oyun ve kuralları büyük olasılıkla bir daha asla aynı olmayacak.Yeni döneme uyum sağlayabilmek için kavranması gereken ilk husus internetin, sosyal medyanın ve benzer platformların savaş alanlarından ham bilgi toplamadaki rolleri... Halihazırda her bir silahlı çatışmanın bir “internet cephesi”, bir de bilgi jeopolitiği boyutu, yani “infosferi” var. Söz konusu cepheler, aynı zamanda veri toplamak, bilgileri analiz etmek ve düşmanı manipüle etmek için de kullanılan birer istihbarat alanıdır.Akıllı telefonların ve sosyal medyanın savaş bölgelerine girmesi, biz analistler için açık-kaynaklı istihbarat (OSINT) toplamanın altın çağını da müjdeledi. Birkaç yıl önce, Ukrayna’nın doğusundaki Rus hibrit harekâtında yer alan askeri personel ve özel askeri şirketlere bağlı paramiliter unsurlar, sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarla, istemeden de olsa coğrafi konumları, muharip görevlerinin nitelikleri ve silah sevkiyatının mahiyeti hakkında birçok ipucu sağladılar.Benzer şekilde Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri personelinin sosyal medya paylaşımları, Esed güçlerinin harekâtları sırasında kullandıkları silahları, askeri birliklerinin durumlarını ve en önemli komutanlarını tespit ve teşhis etmemize uzun zamandır yardımcı olmayı sürdürüyor. Bu tür trendler artık dünyanın her köşesindeki hemen her çatışma için geçerlilik arz ediyor.Devletin enformasyon güvenliğini yeniden tanımlamak“Şeytan ayrıntıda gizlidir” denir. Modern açık-kaynaklı istihbarat çabalarının niteliklerini en isabetli şekilde anlatan ifade de bu olsa gerek...Çatışma alanında [1] terk edilmiş bir keskin nişancı tüfeği veya Suriye’de Baas rejiminin Rus destekli generallerinden [2] birine eşlik eden bir güvenlik personeli, çatışmaların izlenmesine ilişkin çok ciddi fikirler verebilir. Burada bahsettiğimiz şey varsayımlara dayalı senaryolar ya da fütüristik çalışmalar değil; bunlar, siz bu makaleyi okuduğunuz sırada, dünyadaki birçok düşünce kuruluşu (think-tank) ve özel istihbarat kuruluşunun gerçekleştirmekte olduğu sıradan faaliyetler.Asıl mesele ise silahlı kuvvetlerin, diplomatik ve istihbari teşkilatların akıntıya karşı yüzmeyi becerip beceremeyeceği noktasında kilitleniyor. Bu istikamette çaba gösterdikleri muhakkak. Örneğin son yıllarda Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri özçekimleri (selfie), sosyal medya kullanımını ve internete görsel malzemelerin yüklenmesini yasaklayan yeni emirler yayımladı. Ancak yüzleşmeleri gereken temel bir sorun var: Dünyanın dört bir yanındaki askeri güçler, sırlarını saklamak için büyük gayret gösterirken –ve bu arada da savaşırken– önlerinde büyüyen enformasyon dağlarını görmüyorlar. Özçekim yasakları gibi uygulamalar ve kurallar, elit birlikler ve bunların yüksek eğitimli, iyi disiplinli unsurlarında işe yarayabilir. Ama hibrit savaş konsepti, çok sayıda vekil gücü, özel askeri şirketleri ve paramiliter unsurları bünyesinde barındırıyor. Bu oluşumlara dijital bir disiplin dikte etmek kolay olmayacaktır. Hatta aynı kuralları konvansiyonel birliklerde harfiyen tatbik etmek dahi epey baş ağrıtacak bir mesele olacaktır.İkincisi, savaşan taraflardan yalnızca birine getirilen bir özçekim yasağı korunmaya kâfi gelmeyecektir. Örneğin Ukrayna’nın terörle mücadele operasyonlarında bu kurallar aynı şekilde tatbik edilmedikçe, ülkedeki gizli Rus harekâtı da sürekli ifşa edilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.Enformasyon teknolojileri sınırları yeniden tanımlarkenDahası, açık-kaynaklı istihbaratın sınırlarını henüz bilmiyoruz ve açıkçası icra ederken öğrenmeye devam ediyoruz. Örneğin, kümülatif olarak değerlendirildiğinde, sosyal medya ve dijital iletişim materyalleri açık-kaynaklı istihbarat analistlerine bir dönem hayal bile edemeyeceğimiz bilgilere erişme imkânı sağlayabilir. Örneğin Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nin (EDAM) Karabağ Savaşı ile ilgili son çalışmasında [3] meslektaşım Barış Kırdemir, Twitter ve Telegram gibi çeşitli kaynaklar arasında mekik dokuyarak, platformlar arası ortamlarda gerçekleşen Ermeni enformasyon operasyonlarını inceledi. Rapor çok büyük veri kümeleri kullanarak, Ermeni tarafının enformasyon kampanyası stratejisinin ve tekniklerinin haritasını bütünüyle çıkarmayı başardı. Özetle, tek bir tweet bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak geniş veri setleri, kaynak çaprazlamaları ile birlikte değerlendirilir ise ortaya çok farklı sonuçların çıkması mümkün.Bu noktada, insansız hava sistemlerinin yayılmasındaki trendler ve bunların sosyal medya üzerindeki etkileri de dikkatle izlenmeli. Karabağ Savaşı sırasında ve Türkiye’nin PKK ve DEAŞ terörüyle mücadele bağlamında gerçekleştirdiği Suriye harekatları sırasında gözlemlendiği gibi, sosyal medyadan paylaşılan görüntülerin genellikle hâkim unsuru insansız hava araçlarından elde edilen görüntüler oldu.Açık-kaynaklı istihbarat alanındaki bir başka devrim niteliğindeki değişiklik ise ticari uydular aracılığıyla gelişen “görüntü istihbaratı” (imagery intelligence) alanında karşımıza çıktı. Bugün düşünce kuruluşları, özel istihbarat firmaları ve hatta gazetecilik sektörü, Golan tepeleri civarındaki İran kontrolündeki militanlar [4] ya da Kuzey Kore balistik füze tesisleri gibi çok hassas jeopolitik sorunları değerlendirirken uydu görüntülerinden yararlanmaktalar.Yelken açılacak ya da batıp kaybolunacak yeni bir okyanusOrtaya çıkmakta olan güç oyununun doğasını anlamak için, sahanın temel itici güçlerine ve en mühim aktörlere şöyle hızlıca bir bakmak gerekiyor. Çağdaş açık-kaynaklı istihbarat trendleri hükümetler tarafından değil, özel istihbarat şirketleri, düşünce kuruluşları ve araştırma kurumları tarafından yönlendiriliyor. Bunun iki anlamı var.Her şeyden önce, bilgi toplama ve analiz okyanusunda sadece yeni dalgalarla değil, aynı zamanda yeni sörfçülerle de karşılaşmak durumundayız. Bir ülkenin istihbarat topluluğunu ve strateji topluluğunu tanımlarken, artık onun kamu dışı bileşenlerini de hesaba katmak gerekiyor. Ve bu yolda gerilerde kalan aktörler de er ya da geç, “baruta karşı yay ve okla” savaşmak zorunda kalacak gibi görünüyor. Dahası, yeni bir oyuncu nesli oyuna yeni etkileşimler de getiriyor. Bazı ülkelerin istihbarat, dış politika ve güvenlik politikası kurumları, araştırma faaliyetlerinden bazılarını, çoktan, yeni ortaya çıkan açık-kaynaklı istihbarat sağlayıcılarına ve analistlerine ihale etmeye başladı.İkincisi ve meselenin esası, okyanusta artık yeni dalgalar var ve hatta yeni tabiat kurallarına tabiyiz. Bir saniyeliğine düşünün; bundan 30-40 yıl önce, Suriye’deki olası bir İran füze tesisi, NATO kuvvetlerinin burnunun dibine girmiş bir Rus karadan havaya füze (SAM) konfigürasyonu, bir balistik füzenin teknik özellikleri ve dizaynına ilişkin bilgiler ya da bir ülkenin ana muharebe tankı envanterinin durumu, kalın bir sis perdesinin arkasında idi. Sözü edilen sis perdesi de ancak “çok gizli” espiyonaj faaliyeti ile aralanabilirdi. Artık bu tarz istihbarat girdilerinin herhangi bir mahremiyeti kalmış durumda mı? Bu sorunun yanıtını, bir ticari uydu görüntüleme firmasının hizmetlerine abone olarak, birkaç yüz avro veya dolara satın alabileceğiniz askeri bir veri tabanı üyeliği ya da bir düşünce kuruluşunun Rus hava savunma sistemlerine ilişkin özel bir çalışmasını indirerek kendiniz verebilirsiniz.Sonuç olarak, gizliliğin niteliği değişebilir ve değişiyor. Edward Lucas Foreign Policy’de 2019’da yayımlanan makalesinde, [5] dijital çağın egemen olduğu dünyadaki istihbarat operasyonlarının iş, finans ve hatta sporun ayrılmaz bir parçası olması sonucu, istihbaratçılığın “daha az ezoterik” bir hale geldiğini savunuyordu. Lucas bu sözlerine şu çarpıcı tespiti de ekliyordu: “Aşırı tasnif ve aşırı gizlilik, ülkeleri düşmanlarından korumaz. Bu tür yöntemler olsa olsa bürokratları kovuşturmadan korur”.Elbette bu, istihbaratın büsbütün şeffaflaştığı ya da şeffaflaşacağı anlamına gelmiyor. Profesyonel insan istihbaratı (HUMINT) verileri, terör hücrelerinin izlenmesi, bir devletin istihbarat servisinin yabancı bir ülkede faaliyet gösteren ya da uykuda olan unsurları gibi kritik fonksiyonlar, yüksek gizliliğe tabi olmaya devam edecektir. Ulus devletlere dayalı mevcut dünya düzeninde köklü bir değişiklik yaşanmadıkça, açık-kaynaklı istihbarat oyuncuları bu alanlara hâkim olamayacaktır. Ve şimdilik böyle bir değişiklik de pek muhtemel değil.Bununla birlikte, gizliliğin başladığı sınırlar, işleri gizli tutabilmenin sınırlarıyla birlikte çoktan değişmeye başladı. Suriye Arap Hava Kuvvetleri kimyasal saldırılarından ve savaş suçlarından sıyrılamayacağı gibi, Wagner gibi şirketlerin NATO’nun güney kanadındaki varlığı ya da bir yolcu uçağının Ukrayna üzerinde bir Rus SAM sistemi tarafından düşürülmesi de artık gölgede kalamaz. İstihbarat topluluklarının yeni oyuncuları, bu faaliyetler hakkındaki bulguları hükümet yardımı olmadan tespit edebilir, değerlendirebilir ve yayabilir.Dijital çağ sırların sonu değil; sırların, teşekkül süreci hâlâ devam etmekte olan bir ortama dönüşmesidir. Açık-kaynaklı istihbarat artık yeni bir stratejik ortama ve onun infosferine uyum sağlama yetenekleriyle ilgilidir.[Dr. Can Kasapoğlu EDAM’da Güvenlik ve Savunma Araştırmaları Programı’nın direktörüdür]​​​​​​​Mütercim: Ömer Çolakoğlu[1] https://edam.org.tr/en/fifty-shades-of-russia-over-the-armenian-military-the-untold-story-of-a-sniper-rifle/[2] https://edam.org.tr/en/syrias-shogun-in-the-making-russian-backed-general-suheil-al-hassan-and-future-of-the-syrian-arab-armed-forces/[3] https://edam.org.tr/wp-content/uploads/2021/01/202101_CHREST-FINAL.pdf[4] https://www.frstrategie.org/en/publications/recherches-et-documents/irans-rising-strategic-foothold-syria-2018[5] https://foreignpolicy.com/2019/04/27/the-spycraft-revolution-espionage-technology/
Filyasyon Rehberi Güncellendi
ANKARA (AA) - Sağlık Bakanlığınca, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde, virüsün mutasyona uğraması üzerine, 'Temaslı Takibi, Salgın Yönetimi, Evde Hasta İzlemi ve Filyasyon Rehberi'nde' güncelleme yapıldı.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından hazırlanan rehbere, mutasyonlu virüs görülen kişilerin tedavi süreciyle ilgili iki ayrı madde eklendi.Rehbere, varyant suşlar ile ilgili olarak, 'Farklı suşlar ile enfekte olan kişilerin (özellikle varyant suşlar) aynı odaya kohortlaması, virüslerde rekombinasyona neden olarak yeni bir varyant suşa neden olabileceği için bu dönem, hastaların mümkün olabildiğince tek olarak odalarda yatırılması önerilir.' maddesi dahil edildi.Rehbere eklenen diğer maddeler şöyle:'Varyant suş ile enfekte pozitif vakaların izolasyonunun en erken 10. güne kadar devam edilmesi sonrasında PCR testi ile negatiflik görüldükten sonra izolasyonun sona erdirilmesi gereklidir. 10. günden sonra pozitif çıkan kişilere 48 saat aralıklar ile kontrol testi yapılmaya devam edilmesi önerilir. Varyant suş ile enfekte kesin vaka temaslılarının karantina süreleri en az 10 gün olup, bu sürenin sonunda PCR negatifliği gösterilerek karantinanın sona erdirilmesi gerekmektedir.'
Reklam
Güncelleme - Adana'da Sosyal Medya Aracılığıyla Uyuşturucuya Özendirenlere Operasyon: 6 Gözaltı
ADANA (AA) - Adana'da sosyal medya aracılığıyla uyuşturucu kullanımına özendirdiği iddia edilen kişilere yönelik özel harekat ekiplerinin de desteğiyle düzenlenen operasyonda 6 şüpheli gözaltına alındı.Narkotik Suçlarla Mücadele ile Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, sosyal medya hesaplarından başkalarını uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımına özendirdiği ileri sürülen kişilere yönelik çalışma başlattı.Ekipler, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında gözaltı kararı verdiği 12 şüpheliyi yakalamak için şafak operasyonu düzenledi.Özel harekat polislerinin de desteğiyle tespit edilen adreslere baskın düzenleyen ekipler, bazı evlere kapıları kırarak girdi. Bu sırada bazı polisler uzun namlulu silahlarla sokak ve evlerin girişlerinde önlem aldı.Operasyon kapsamında gözaltına alınan 6 şüpheli, Adana Adli Tıp Birimindeki sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü.Polis, adreslerinde bulunamayan 6 zanlıyı yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.
Niğde'de Balık Kolilerine Gizlenmiş 51 Kilo 950 Gram Esrar Ele Geçirildi
NİĞDE (AA) - Niğde'de yolcu otobüsünde balık kolilerine gizlenmiş 51 kilo 950 gram esrar ele geçirildi, bir şüpheli tutuklandı.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Adana-Niğde Otoyolu Eminlik gişelerindeki uygulama noktasında şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan bir otobüsü durdurdu.Otobüste yapılan aramalarda narkotik madde arama köpeği 'Cessi', otobüsün bagaj kısmında balıkların bulunduğu kolilere tepki verdi. İncelenen 6 kolinin içinde 51 kilo 950 gram esrar ele geçirildi.Gözaltına alınan 4 şüpheliden Suriye uyruklu Ö.B, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Reklam