onedio
Yalova'daki Hersek Lagünü'nde Kuş Türü Sayısı 233'E Yükseldi
YALOVA (AA) - Yalova'nın Altınova ilçesinde, Marmara Denizi'nin kıyısındaki Hersek Lagünü'nde, çulhagiller familyasından çulha kuşunun da tespit edilmesiyle tür sayısı 233'e çıktı.Kuşların belirli dönemlerde konaklamasından dolayı 'Kuş Oteli' olarak nitelendirilen lagün, kıyılarında yeni bir türü daha misafir etti.Gazetecilere açıklamalarda bulunan Altınova Belediye Başkanı Metin Oral, ulusal ve uluslararası kuş gözlemcileri, fotoğrafçıları ve doğaseverlerin nadir türlere ev sahipliği yapan lagüne ilgisinin arttığını belirtti.Oral, 'Hersek Lagünü, sadece bölgemizin değil ülkemizin de en önemli sulak alanı olma yolunda ilerliyor.' ifadesini kullandı.Altınova Belediyesi Kuş Gözlemcisi Fatih Bülbül ise Hersek Lagünü'nün göl, deniz, bataklık, çayır, orman gibi ekosistemlerden oluştuğunu bildirdi.Flora ve fauna zenginliğiyle dikkati çeken lagünün, 152 hektarlık yüzeyi ve çevresindeki arazilerle 200 hektar alanda yer aldığı bilgisini veren Bülbül, şunları kaydetti:'Lagün, yerleşik kuşların olduğu kadar göçmen kuşların da beslenme barınma ve üreme ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Düzenli olarak yapılan gözlem çalışmalarıyla kuş çeşitliliği artmakta, alan, yurt içi ve yurt dışı kuş gözlemcilerinin odağı haline gelmektedir. Son çalışmada lagün kıyısındaki çalılıklarda gözlenen çulhagiller familyasından çulha kuşu ile Hersek Lagünü'nde kuş türü sayısı 233'e çıkmıştır. Bu sayı da Türkiye sınırları içinde gözlenen 470 civarındaki kuş türünün yarısına yakındır.'Kış aylarında, aşırı soğuk havalar ve buzlanmadan etkilenen su kuşlarının, Kuzey Avrupa'dan güney bölgelere indiğini aktaran Bülbül, bunlardan bazılarının Hersek Lagünü'nde konakladığını vurguladı.Lagünün, beslenme ve barınma bakımından çok elverişli bir sulak alan olduğuna işaret eden Bülbül, 'Lagünün güneybatı kıyısındaki tuzcul bataklık bitkileri arasında 2010 yılı şubat ayı başlarında görülen baykuşgiller familyasından kır baykuşu tam 11 yıl sonra yine aynı bölgede gözlenip kayıtlara geçirilmiştir.' bilgisini paylaştı.
İto'nun Cep Şubesi "İto Mobil" Devreye Girdi
İSTANBUL (AA) - İstanbul Ticaret Odası (İTO), tüm online işlemleri cep telefonlarından yapmayı sağlayan 'İTO Mobil' uygulamasını İstanbul'daki 410 binden fazla firmanın kullanımına sundu.İTO'dan yapılan açıklamaya göre, İstanbullu firmalar, e-imzalı faaliyet belgesi, dış ticaret belgeleri, tescil başvuru sonucu sorgulama, aidat sorgulama, ödeme dekontu sorgulama gibi işlemleri İTO Mobil uygulamasıyla yapabilecek. İTO'nun bilgi bankası, fuar, etkinlik gibi diğer birçok faaliyetine de uygulamadaki menü üzerinden erişilebilecek.Uygulamayı cep telefonu ya da tablete indirmek için GooglePlay ya da AppStore mağazalarında 'İstanbul Ticaret Odası' kelimeleriyle arama yaptıktan sonra İTO'nun turkuaz renkli logosuna tıklamak yeterli olacak. Kullanıcılar, telefon ya da tabletlerindeki internet tarayıcı üzerinden 'http://bit.ly/ITOMobilGooglePlay' ya da 'http://bit.ly/ITOMobilAppStore' linklerine bağlanarak da uygulamayı indirebilecek.'Mobil cihazlardan girişlerin yüzde 73 arttı'Açıklamada görüşlerine yer verilen İTO Başkanı Şekib Avdagiç, 'İnternet portalımız olan ito.org.tr'yi yenileme projemizin son halkası olan İTO Mobil uygulamamız yayına girdi. Üyelerimiz, mobil uygulamamızı cep telefonlarına yükleyebilecek ve tüm online işlemlerini artık cep uygulamamız aracılığıyla da gerçekleştirebilecek.' ifadelerini kullandı.Online hizmette güçlü bir altyapı ve başarılı bir dönüşüm süreci yaşadıkları bu dönemde, Dijital İTO hedefine ulaşma yönünde büyük bir adım daha atmaktan mutluluk duyduklarını belirten Avdagiç, oda üyesi firmalara 7 gün 24 saat online faaliyet belgesi vermeye başladıklarını vurguladı.Bu hizmetin de üyelerin işlerini hızlandıracağını umduklarını aktaran Avdagiç, 'Odamız web portalını yenileyerek 2020 yılının hemen başında hizmete almıştık. İstatistikler genel ziyaretçi sayımızın yüzde 30, işlem hızının yüzde 52, online belge alımının yüzde 48 ve mobil cihazlardan girişlerin yüzde 73 arttığını gösteriyor. Bu da dijital dönüşüme verdiğimiz önemin üyelerimiz nezdinde yankı bulduğunu ve salgın döneminde işlerini kolaylaştırdığını ortaya koyuyor.' değerlendirmelerini yaptı.
Bitlis'te Bir Otomobilde 17 Kilo 228 Gram Sentetik Uyuşturucu Bulundu
BİTLİS (AA) - Bitlis'te bir otomobilde 17 kilo 228 gram sentetik uyuşturucu ele geçirildi.Valilikten yapılan açıklamaya göre, Bitlis ve Ağrı Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince ortak çalışma yürütüldü.Bu kapsamda dün, durdurulan bir otomobilde narkotik dedektör köpeği 'Dark' ile yapılan aramada, 17 kilo 228 gram sentetik uyuşturucu bulundu.Polis ekipleri sürücüyü gözaltına aldı.
Gaziantep'te Güvenlik Kamerasıyla Tespit Edilen 2 Hırsızlık Zanlısı Tutuklandı
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'in Nizip ilçesinde, 6 hırsızlık olayına karıştığı güvenlik kameralarınca tespit edilen 2 kişi tutuklandı.Farklı tarihlerde 3 motosiklet çalınması ile 2 evden ve 1 otomobilden gerçekleştirilen hırsızlık olaylarının aydınlatılmasına yönelik çalışma başlatan Nizip İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, güvenlik kamerası kayıtlarını inceledi.İncelemede, hırsızlık şüphelilerin S.S, M.Ş. ve E.B. olduğunu belirleyen ekipler, şüphelileri düzenledikleri operasyonla yakaladı.Adliyeye sevk edilen şüphelilerden S.S. ve M.Ş. nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı, E.B. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Çalışmalar kapsamında bulunan 2 motosiklet ise sahiplerine teslim edildi.Öte yandan, güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, kaldırımda yürüyen şüphelinin kapısı açık kalan ve içerisinde motosiklet bulunan evin etrafında bir süre gezdiği ve kontrol ettikten sonra motosikleti alıp bölgeden uzaklaştığı yer aldı. Bir başka kamera kaydında ise bir evin önüne gelen şüphelinin, içeriye girdikten kısa süre sonra motosikletle olay yerinden uzaklaştığı görüldü.
Lübnan'da Halk Kovid-19 Aşısı Yaptırma Konusunda Bölündü
BEYRUT (AA) - RAYA ŞARTUNİ - Lübnan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle son günlerde can kayıpları ve vaka sayıları ciddi bir biçimde artarken, aşı konusu tartışmalara neden oluyor.Ekonomik ve siyasi krizlerin yanı sıra salgın hastalıkla mücadele eden Lübnan'da, Kovid-19 aşısı hakkındaki söylentiler halkta kafa karışıklığına yol açıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Pfizer/BioNTech aşısının şubat ayında ülkeye ulaşmasının beklendiğini açıklarken, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ise gelecek ay ülkeye 2 milyon 730 bin doz aşı geleceğini duyurdu.Sağlık Bakanı Hamed Hasan, 15 Şubat'ta aşının uygulanmaya başlanacağını belirtirken aşı konusunda vatandaşların çeşitli endişeleri bulunuyor.'Önemli olan aşının ülkeye ulaşması'Lübnanlı Hişam el-Şami, AA muhabirine, aşı olmak istediğini belirterek, 'Bilime inanan herkes aşı olmalı.' dedi.Aşı konusunda gecikmeden dolayı Lübnan devletini sorumlu tutan Şami, 'Önemli olan aşının nasıl dağıtıldığından çok aşının ülkeye ulaşması.' ifadelerini kullandı. Şami, aşının saklama koşullarından dolayı endişe duyduğuna işaret ederek, bu konuda devlete güvenmediğini kaydetti.'Aşı tam anlamıyla başarılı bir sonuç vermedi'Aşı olmak istemediğini söyleyen Ahmed Dauk, 'Ne kendim ne de ailem aşı olmayacağız. Hijyenimize dikkat ederek ve maske takarak virüsten korunmaya çalışacağız.' diye konuştu.Dauk, 'Aşı tam anlamıyla başarılı bir sonuç vermedi, ayrıca Lübnan'da devletin verdiği sağlık hizmetlerine güvenmiyorum.' şeklinde konuştu.Muhammed bin Abdulkadir ise aşı yaptırma konusunda kararsız olduğunu dile getirerek, 'İnsanlar üzerindeki etkisini gördükten sonra aşı yaptıracağım, birçok söylenti var ve çevremdeki insanlara zarar vermek istemiyorum.' ifadelerini kullandı.Lübnan Sağlık Bakanlığının son verilerine göre, Kovid-19 nedeniyle 3 bin 677 kişi hayatını kaybederken, 321 bin 980 vaka tespit edildi, 211 bin 879 kişi ise sağlığına kavuştu.
Reklam
"Gladyatörler Kenti"Nin 1550 Yıllık Kilise Tabanı Özenle İşleniyor
MUĞLA (AA) - DURMUŞ GENÇ - Muğla'nın Yatağan ilçesindeki 'gladyatörler kenti' olarak bilinen Stratonikeia Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkan Bizans kilisesinin tabanı, çalışmalarda bulunan renkli mermerlerle eski görüntüsüne kavuşturuluyor.UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, dünyanın en büyük mermer kentleri arasında gösterilen Stratonikeia Antik Kenti'nde kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor.Stratonikeia ve Lagina Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt, AA muhabirine, antik kentin Helenistik, Roma, Bizans, Menteşe Beyliği, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde de önemini sürdüren, dünyanın en büyük mermer kenti olduğunu söyledi.Batı Caddede yürütülen kazı çalışmalarında milattan sonra (MS) 365 yılındaki deprem sonrası alana inşa edilen kiliseye ulaştıklarını hatırlatan Söğüt, ilk verilere göre kilisenin varlığının 7. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam ettiğini, ondan sonra da bu alanın mezarlık olarak kullanıldığını tespit ettiklerini dile getirdi.Kilisenin tabanı eski haline kavuşturulacakKazı çalışmalarının büyük bir bölümünü kentin Batı Caddesi olarak adlandırılan alanda yürüttüklerini anlatan Söğüt, 'Burada sütunlu cadde üzerine kilise yapılmıştı. Daha sonra kilise yıkılınca, Bizans döneminde, MS 7. yüzyılda mezarlığa dönüştü. Şimdi hem mezarların hem de kilisenin bulunduğu alanı ortaya çıkarıyoruz. Şu anda da kilisenin taban döşemelerini yürüttüğümüz çalışmalarla eski haline kavuşturuyoruz.' diye konuştu.Kazı çalışmalarında çıkarılan ve Bizans döneminde mezarlığa dönüştüğünde tahrip olmuş parçaların getirildiği 'taş hastanesi'nde aslına uygun şekilde düzenlendiğini aktaran Söğüt, kilise tabanı için kullanılacak mermer parçaların onarımının yapıldıktan sonra, bulunan zemin taşlarının aslına uygun ve orijinalliği bozulmadan titizlikle yerleştirildiğini kaydetti.Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kilise tabanının günümüzden yaklaşık 1550 yıl öncesine ait olduğuna değinen Söğüt, 'Burada hem Bizans döneminde yapılan kilise tabanında yapılan döşemeyi hem de kilisenin tabanı tahrip edilerek yapılan Bizans mezarlarına ait örnekleri sergiliyoruz.' dedi. Ziyaretçilerin o dönemi görmesi sağlanıyorSöğüt, kilise tabanındaki döşemelerin plaka mermerlerinin geometrik şekilde döşenmesiyle oluşturulduğunu, bu parçaların yürütülen kazı çalışmalarında toplandığını belirterek, şöyle konuştu:'Kilisenin tabanı renkli mermerlerden oluşuyor. Kent içinde ilk defa bu şekilde güzel bir döşemeye rastladık. Bunlar ayrı panolarda ama bu panoların hepsi geometrik desenler ve motiflerden oluşuyor. En az 4 ayrı renk mermer kullanılmış. Bunların hepsi de doğal taşlardan oluşuyor. Biz de kazı çalışmalarında bulduğumuz bu taşları kendi orijinalinde olduğu şekliyle döşeyerek doğrudan ziyaretçilerin o dönemi görmelerini sağlıyoruz. Kilisenin bulunduğu alanda şu ana kadar yürüttüğümüz çalışmalarda 62 mezar tespit ettik. Bunlardan en iyi korunmuş olanları kilisenin mimarisiyle birlikte caddede sergileyeceğiz.'Bölgede kazı ekibinin yanı sıra çizim ekibinin de görev yaptığını anlatan Söğüt, yapıların dijital ortamda da üç boyutlu olarak ayağa kaldırıldığını dile getirdi.Söğüt, hazırlanan üç boyutlu görüntülerin atölye içinde turistlere izlettirileceğini sözlerine ekledi.
Kovid-19'La Mücadelenin Kahramanları Sokak Hayvanlarının Da "Can Dostu" Oldu
MUŞ (AA) - İBRAHİM YALDIZ - Muş'ta yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede ön safta yer alan sağlık çalışanları, gösterdikleri duyarlılıkla hastane bahçesindeki sokak hayvanlarının da 'can dostu' oldu.Korkut Devlet Hastanesi Kovid-19 biriminde hastaların sağlığına kavuşması için gece gündüz çaba gösteren pratisyen hekimler Işıl Işık ve Zeki Özay, bir yandan da hastane bahçesine gelen köpeklere sahip çıkıyor. Hastanede görevli diğer doktor ve sağlık çalışanlarının da destek verdiği Işık ve Özay, kar ve soğuk hava nedeniyle yiyecek bulmakta zorlanan hayvanlar için hastane bahçesine kulübe kurdu.Kendi imkanlarıyla aldıkları mama ve artan yiyeceklerle besledikleri hayvanlar için sıcak bir ortam oluşturan doktorlar, boş zamanlarında onlarla oynayarak Kovid-19 sürecinin stresini bir nebze de olsa atmaya çalışıyor.'Boş vakitlerimizi onlara ayırıyoruz'Işıl Işık, AA muhabirine, Kovid-19 sürecinde hastaların iyileşmesi için meslektaşlarıyla canla başla çalıştıklarını söyledi.Hastane başhekimi, doktorlar ve sağlık çalışanlarıyla sokak hayvanları için sıcak bir ortam oluşturmak istediklerini anlatan Işık, şöyle konuştu:'Kar ve soğuk havadan dolayı sokak hayvanları sıkıntı yaşıyor. Biz de mama vererek onları bir şekilde hayatta tutmaya çalışıyoruz. Yemeklerimizi onlarla paylaşıyoruz. Başhekimimiz öncülüğünde bir kulübe aldık. Sokak hayvanlarına sahip çıkmak herkesin görevi. Elimizden geldiğince yardımlarımızı esirgemeyelim. Onların karnı doyunca kendinizi çok iyi hissediyorsunuz. Çünkü sizden başka ulaşabilecekleri kimseleri yok. Onlar da mutluluklarını size hissettiriyorlar. Boş vakitlerimizin büyük kısmını onlara ayırıyoruz.''Farkındalık oluşturmak istedik'Zeki Özay ise sağlık çalışanları olarak sokakta yaşayan 'can dostlarını' yalnız bırakmak istemediklerini belirtti.Ellerinden geldiğince sokak hayvanlarına sahip çıktıklarını, düzenli beslediklerini aktaran Özay, 'Hastane bahçesine gelen köpekler için kulübe aldık. İşlerimizden fırsat buldukça onlarla ilgileniyoruz. Farkındalık oluşturmak için bu işe başladık. Umarım devamı gelir. Sokaktaki dostlarımız da bu şekilde yalnız kalmazlar.' diye konuştu. Hemşire Sıla Elif Yıldırım da sokak hayvanlarının da hayatın bir parçası olduğunun unutulmaması gerektiğini dile getirerek, 'Biz onları besledikçe onlar da bizi sahipleniyor. Elimizden geldiğince mama veriyoruz. Onları beslemek için işe erken geliyoruz. Ya da nöbetçi arkadaşlarımıza devrediyoruz.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Analiz - Myanmar'da Darbenin Ardından Demokratikleşme Sürecini Bekleyenler
KUALA LUMPUR (AA) -ÖMER FARUK YILDIZ- Bağımsızlığından bu yana siyasi istikrarsızlık, iç çatışma ve etnik sorunların eksik olmadığı Güneydoğu Asya ülkesi Myanmar’da, uzun süren askeri yönetimin ardından ordudan bağımsız ilk sivil idare olarak görülen Aung San Suu Çii’nin önderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) iktidarını deviren 1 Şubat askeri darbesi, ülkede 2015’ten bu yana zaten ağır adımlarla ilerleyen demokratikleşme sürecini akamete uğrattı.Suu Çii ve beraberindeki hükümet yetkililerinin sabah vakti beklenmedik bir şekilde gözaltına alınmasının ardından ordunun yönetime el koyup askeri idareyi uzun süre sonra Myanmar’a geri getirmesi, 2015’te başlayan tam demokratikleşme ve reform sürecinin 2020 seçimlerinden sonra da devam edeceğine yönelik umutları boşa çıkardı.Darbeden önce siyasette kısa süreli sivilleşme tecrübesinde yaşananlar hatırlanırsa, aslında demokrasi ve reform umutlarını söndüren tek unsur Myanmar ordusu değildi. Çok iddialı reform vaatleriyle iktidara gelen Suu Çii ve ekibinin de Myanmar’daki demokrasi umutlarının boşa çıkmasında hatırı sayılır payı vardı.Suu Çii yönetiminin zayıf demokrasi karnesiSuu Çii’nin sadece Myanmar’da değil, kendisini demokrasi kahramanı olarak vasıflandıran Batı ülkeleri nezdinde yarattığı en büyük hayal kırıklığı, 2017'de Arakan’da yaşanan dehşet verici insani krize yaklaşımı oldu. Arakan’daki Müslümanlara karşı silahlandırılmış fanatik Budist grupların orduyla el ele vererek uyguladığı etnik temizliğe sessiz kalmak bir yana, bu yaşananları “ordu ile isyancılar arasında çatışma” şeklinde niteleyip adeta Myanmar ordusunu savunması Suu Çii’ye asla geri getiremeyeceği bir itibar kaybı yaşattı.Arakan’daki krizin uluslararası boyuta taşınmasıyla Myanmar’daki insan hakları meselesi görünür oldu. Zira Suu Çii iktidarı döneminde sorunları çözülememiş etnik gruplar birden fazlaydı. Tıpkı Arakanlı Müslümanlar gibi kültürel ve dini asimilasyona maruz kalan Hristiyan Chinler ve bugün bir kısmı hala Myanmar-Tayland sınırındaki mülteci kamplarında yaşayan Karenler de kendilerine 2015 seçimlerinden önce vaat edilen reformlardan nasiplenemediler. Suu Çii’nin -belki ordunun baskısından korkarak- gerçekleştirmediği etnik azınlık reformları, 2020 seçimlerinde de bu azınlıkların büyük oranda NLD’ye desteklerini çekmesi şeklinde tecelli etti.Myanmar ordusunun 2008 anayasası gereği parlamento ve senatoda yüzde 25 sandalye hakkına sahip olması, kabinedeki 3 bakanlığın ordu tarafından atanması ve ordunun, ülke çoğunluğunu oluşturan Bamar etnik grubu ile Budizmin baskınlığını koruma hususunda katılığı göz önünde bulundurulunca, Suu Çii’nin bu alandaki reformlarda başarısızlığı bir yönüyle mazur görülebilirdi. Keza 2015 seçimlerindeki mutlak iktidarına rağmen eşinin yabancı olduğu gerekçesiyle resmi olarak devlet başkanlığı yapamaması, önünde engel teşkil ediyordu.Lakin Suu Çii yönetiminin, ordunun siyasetteki baskınlığından bağımsız hataları da yok değildi. Bundan önceki askeri veya asker kontrolündeki sivil yönetimlerde yolsuzluk ve liyakatsiz görevlendirmelere karşı ağır eleştirileriyle bilinen Suu Çii, ülkenin fiili lideri olarak göreve geldikten sonra yaptığı kabine atamalarında çok farklı bir tutum izlemedi. 2016’daki kabine atamalarında alanında uzman, teknokrat isimlerin yerine, NLD ve Suu Çii’ye mutlak sadakat besleyen isimler seçildi. 2015’ten bu yana iki bakanın evrakta sahtecilik, bir bakanın da yolsuzluk yaptığının tespit edilmesi, Myanmar’ın ilk demokratik iktidarındaki kronizm örneklerinden bazılarıydı.Reuters çalışanı iki gazetecinin, Ağustos 2017’de 10 Arakanlı Müslümanın Budist militanlar tarafından katledilmesine ilişkin yaptıkları haberlerden ötürü Devlet Sırları Kanununu ihlalden gözaltına alınmaları, göreve gelmeden önce ülkesinde ifade ve basın özgürlüğü olmadığından şikayet eden Suu Çii’nin bu konudaki samimiyetini sorgulatır nitelikteydi.Suu Çii ve NLD iktidarının bütün olumsuzlukları ve yarattığı hayal kırıklıklarına karşın, bu hataların hiçbirinin darbeye meşruiyet kazandıramayacağını belirtmek gerekir. Her ne kadar uygulamada kendilerinden önceki yönetimlerden büyük farklılıklar gösterememiş olsa da Suu Çii’nin iktidarı, ülkedeki sivilleşmenin öncüsü olarak Myanmar için kritik önem arz ediyordu.Askeri darbede Çin’in rol oynadığı iddialarıÜlkenin siyasi tarihindeki üçüncü askeri darbe olan 1 Şubat hareketinin hangi sebeplerle yapıldığı ve bundan sonra Myanmar’da demokrasinin akıbetinin ne olacağı, uluslararası kamuoyunda en çok tartışılan meseleler arasında. Darbenin sebepleriyle başlamak gerekirse, ordunun açıklamasında, 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarına cevap olarak bu darbenin yapıldığı kaydedildi. Lakin 5 yıldır süren ve Myanmar’ın tarihinde belki de en önemli dönüm noktası olabilecek demokratikleşme sürecini bir günde alt üst eden bu müdahalenin seçim hilesi üzerine vuku bulmuş olduğu makul bir izah değil.Myanmar’ın ulusal iradesini tam olarak yansıtamamış olmasına rağmen 8 Kasım seçimlerinde, sonuçları büyük oranda manipüle edecek türden bir hilenin yapıldığı ispatlanmış değil. Suu Çii iktidarının, güvenlik sorunlarını gerekçe gösterip etnik azınlıkların bulunduğu 9 bölgede sandıkları iptal ederek 1,5 milyon seçmenin oy kullanma hakkını dolaylı olarak önlemesi, seçimlerin adil koşullarda yapılmadığı eleştirilerini tetikleyebilirdi. Fakat 1990’dan bu yana katıldığı her seçimde en az yüzde 80 oy elde eden NLD’nin, bazı etnik grupların desteğini kaybetmiş olmasına rağmen bu seçimleri de açık ara farkla kazanacağı aşikardı. Ordunun desteklediği ana muhalefet konumundaki Birlik İçin Dayanışma ve Kalkınma Partisinin (USDP) seçimlerde hile yapılmış olsun veya olmasın, NLD’ye karşı en ufak bir şansı yoktu. Zira ordunun darbeyi ilan ederken yaptığı resmi açıklamadaki “seçim hilesi” beyanında kastedilen şey, bazı etnik azınlıkların seçimden dışlanması meselesi değil, oy sayımlarında bazı oyların ikişer veya üçer defa sayıldığına dair USDP’nin dile getirdiği fakat ispat edemediği iddialardı. Dolayısıyla ordunun darbe için sunduğu gerekçenin mesnetsizliği, bu müdahaleye sebebiyet veren şeyin basit bir seçim hilesi iddiasından daha fazlası olduğu fikirlerini güçlendirdi.Dünya basınında yer alan bazı makalelerde 1 Şubat darbesi, Myanmar’daki ABD ve Çin rekabeti üzerinden değerlendirildi. Bu darbeyle Çin’in Myanmar’daki ekonomik ve siyasi nüfuzunu teminata aldığı, bundan önce birçok ülkede uyguladığı gibi Myanmar’a da kendi usulleriyle “demokrasi” getirmeye çalışan ABD’ye karşı bir güç gösterisinde bulunduğu şeklinde fikirler beyan edildi. Darbenin ilk gününden bu yana Çin’in herhangi bir kınama açıklaması yapmaması ve 2 Şubat’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında darbeyi kınamayı öngören ortak açıklamayı Rusya ile beraber veto etmesi, darbede Çin’in doğrudan veya dolaylı bir tesiri olduğu şüphelerini artırmış olabilir.Somut gerçek ve olgular ekseninde değerlendirildiğinde ise Çin’in bu darbeyi herhangi bir şekilde desteklediğine dair elde bir kanıt bulunmuyor. Bunun aksine, Kuşak ve Yol Projesinin Güneydoğu Asya’daki en kritik durağı olan Myanmar’da Çin’in altyapı, inşaat ve yeraltı kaynakları çıkartma gibi milyar dolarlık yatırımlarının bulunduğu düşünülürse, ülkenin istikrarını tehlikeye atabilecek darbe gibi riskli bir hamleyi Çin’in destekleme ihtimaline şüpheyle yaklaşılabilir. Darbeyi kınayan bir açıklama yapmaması, Çin’in bu müdahaleyi mutlak suretle desteklediği anlamına gelmiyor. Dış politikada kendi ekonomik ve siyasi menfaatleri haricinde şimdiye kadar başka bir kriter benimsediği görülmeyen Çin’in Myanmar’daki darbeye tepkisizliği, yeni rejimle arayı bozup bölgedeki yatırımlarını riske atmama kaygısı olarak da yorumlanabilir. Zira bundan başkasını işaret eden ve kamuoyuna yansıyan bir durum yok. Myanmar ordusuyla yakın ilişkilerine binaen Çin’in, Suu Çii iktidarından rahatsızlık duyduğu için 1 Şubat darbesini desteklemiş olabileceği görüşleri de mevcut. Fakat Suu Çii’nin iktidarı dönemindeki Çin politikası incelendiğinde, Pekin'in bu minvalde bir rahatsızlığı olduğuna kanaat getirmek zor. Myanmar’ın Kuşak ve Yol Projesine resmi olarak dahil edilmesi, Çin’in Bengal körfezine açılması için kritik önem taşıyan Muse-Kyaukphyu demiryolu projesinin yeniden canlandırılması ve Myanmar’ın Kyaukphyu kıyısında Çinli firmaların yatırımıyla özel ekonomik bölge kurulmasının kabulü gibi dev anlaşmaların hepsi, NLD’nin iktidarı döneminde imzalandı. Esasında Suu Çii, Çin’e karşı mesafeli bir politika izlemek şöyle dursun, özellikle 2017’deki Arakan krizinin ardından Batı ülkeleri nezdinde itibar kaybına uğraması üzerine Çin ile samimiyetini artırmıştı bile. ABD başta olmak üzere kendisine umut bağlayan Batı ülkeleri, Arakan krizi karşısında tepkisizliği üzerine Suu Çii’ye sırt çevirirken, bu tür insani krizleri Myanmar ile gelişmekte olan ilişkileri için mesele etmeyen Çin’in ise Suu Çii’ye kapısı her daim açıktı.Sonuç olarak Suu Çii’nin Çin ile yakın ilişkileri ve Myanmar’daki sivil yönetim süresince Çin’in ülkedeki ekonomik nüfuzunu kaybetmemiş olduğu hakikati, bu darbenin ordu ile Suu Çii arasındaki iç hesaplaşmanın bir sonucu olarak yapıldığı ihtimalini güçlendiriyor.Myanmar’da demokrasinin geleceğiYıllar sonra kısmen kazandığı demokrasi mücadelesi boşa giden Suu Çii’yi bu darbeden sonra nasıl bir akıbetin beklediği ise merak konusu. Toplumları baskı altına almaya çalışan demokrasi dışı sistemlerin 21. yüzyılda sürdürülemeyeceğini herkes gibi darbeyi yapan Myanmar ordusu da biliyor. Darbenin ardından başlayan sivil itaatsizlik eylemleri ve sosyal medyanın yasaklanmasına rağmen organize edilen geniş çaplı protestolar, Myanmar’ın artık eski Myanmar olmadığını gösterir nitelikte. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin darbeden dolayı Myanmar’a yaptırım açıklamalarını da dikkate alarak, cuntanın bu seferki iktidar macerasını çok uzun sürdürmeyeceği düşünülebilir. Nitekim askeri yönetim, bir sene sonra demokratik seçimlere gidileceği sözünü verdi.Askeri yönetimin bu konudaki sözünü tutup seneye seçimlere gidilmesi halinde, ülkede sivil siyasetin tek temsilcisi konumundaki NLD’nin yeniden iktidara geleceği öngörülüyor. Fakat bu sefer sivil iktidarı temsil edecek liderin Suu Çii olup olmayacağı kesin değil. Zira Suu Çii’yi hala gözaltında tutan ve bu süreyi uzatabilmek için her türlü hukuki gerekçeyi kullanmaya çalışan cunta, reformist liderin bundan sonra siyaset yapmasına müsaade edecek gibi durmuyor. Suu Çii de bir yandan ordunun baskısından yıpranmışlık, diğer yandan uluslararası camiada yaşadığı itibar kaybıyla, siyasete yeniden dönse bile eski etkinliğini bulamayacağının farkında. Bu sürecin ardından NLD içinde yeni bir reformcu liderin veya partinin çıkması ihtimali masaya yatırılabilir. Myanmar’ın geleceğine dair kesin olan tek şey, orduyu siyasetten tamamen tecrit etmeye yönelik hiçbir senaryonun ömrünün uzun olamayacağı gerçeği.
Fransa'da İmam Farid Slim "Kovid-19 Salgınını Yönetmede Erdoğan'ı, Macron'dan Başarılı Bulmaktan" Yargılanıyor
PARİS (AA) - ALAATTİN DOĞRU - Müslüman toplumun 'ayrılıkçılık' projesiyle hedefe konulduğu Fransa’da, imam Farid Slim, 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını krizini Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan daha iyi yönettiğine' dair sosyal medyada paylaştığı ifadeler nedeniyle yargılanıyor.Chambery Valisi tarafından 'Fransa’yı küçük düşürdüğü, Fransa hükümetini devirmeye çalıştığı ve terör propagandası yaptığı' suçlamasıyla hakkında dava açılan imam Slim, Paris Temyiz Mahkemesinde dün hakim karşısına çıktı.Mahkeme Başkanı, tarafları dinledikten sonra duruşmanın sonucunun 31 Mart'ta açıklanması yönünde karar kıldı.Davada hazır bulunan Cumhuriyet Savcısı da mahkemeden imamın evine yönelik arama kararının 'hukuksuz' olduğuna ilişkin görüş bildirerek kararın kaldırılmasını talep etti.'Gençlerin kendilerini radikal unsurlardan koruması için mücadele veriyorum'Slim, duruşma sonrasında AA muhabirine yaptığı açıklamada, evine polislerce sabahın 6'sında baskın yapıldığını ve 'terör propagandası yapmakla' suçlandığının kendisine iletildiğini söyledi.Evinde arama yapıldığını ve 'Fransa için bir tehdit olduğu' gerekçesiyle yargılanacağının söylendiğini belirten Slim, 20 yıldan fazla süredir Fransa'da imamlık yaptığına dikkati çekti.İmam Slim, '10 yıldan beri İslami dersler veriyorum ve bu alanda çalışmalar yürütüyorum. Özellikle Fransa'daki gençlerin kendilerini kötü alışkanlıklardan ve radikal unsurlardan koruması için mücadele veriyorum.' diyerek, gençlere devamlı olarak toplumla kaynaşmaları, hoşgörülü olmaları nasihatinde bulunduğunu kaydetti.Evinde yapılan arama sırasında telefonunun, ayrıca kendisi ile eşinin bilgisayarlarının incelemeye alındığını dile getiren Slim, polis raporunda da belirtildiği gibi terörizmle bağlantılı ya da suç unsuru teşkil edecek bir şey bulunmadığını vurguladı.'Erdoğan, salgını Fransa Cumhurbaşkanı'ndan daha iyi yönetiyor dediğim için yargılanıyorum'Slim, ayrıca şunları anlattı:'Hiçbir şey bulamadılar çünkü ortada suç teşkil edecek bir durum yok. Ne ile suçlanıyorum? Her vatandaş gibi kendi görüşümü açıkladığım için suçlanıyorum. Hani ifade özgürlüğü vardı. Güya Fransız vatandaşına yakışmayacak hareketlerde bulunmuşum. Kovid-19 salgınında hükümetin politikasını eleştirdiğim, özellikle de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, salgını Fransa Cumhurbaşkanı'ndan daha iyi yönetiyor dediğim ve bunları Facebook'tan yayınladığım için Fransa yasalarını tehlikeye atmaktan yargılanıyorum. Ben bir vatandaş olarak sadece salgın sürecinden memnun olmadığımı söyledim.'Slim, evli ve 6 çocuk babası olduğunu, eşinin de kendisi gibi İslami çalışmalar yürüttüğünü belirtti.'Bu durum çocuklarım için de şok edici oldu. Çünkü hepsi ifade özgürlüğüne dayalı bir vatandaşlık şuuruyla yetişti. Şimdi bakıyorlar ki babaları görüşünü belirttiği için polis evlerine baskın yapıyor. Bunu onlara nasıl açıklayacağız.' diyen Slim, ondan ders alan gençlerin de kendilerine cumhuriyet değerlerine saygıyı öğreten hocalarının yargılanmasını anlamlandırmakta güçlük çektiklerine dikkati çekti.Türkiye'de bir papaz, Macron'u Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kıyasladığı için evine polis gönderilse ne derdiniz?'İmamın avukatı Sefen Guez Guez de Slim'in, Fransa'daki Müslüman toplum ve Chambery halkı tarafından saygı duyulan biri olduğuna işaret ederek, müvekkiline yönelik terör suçlamalarını 'keyfi' olarak niteledi.Müvekkiline yöneltilen suçlamaların, 'bugün her vatandaşın hakkı olan görüşünü belirtmesi ve ifade özgürlüğü hakkını kullanması' nedeniyle ortaya çıktığını söyleyen Guez Guez, 'Suç olarak gösterilen tek unsur Facebook'ta konuşmasını paylaşmak.' dedi.Guez Guez, Slim'in herhangi yasadışı bir şahısla irtibatının ya da terör organizasyonuyla ilişkisinin saptanmadığını vurguladı.Paylaşımlarına yönelik en komik suçlamanın ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile kıyaslanması olduğunu anımsatan Guez Guez, 'Bunu söylediği için Fransa hükümetini devirmekle suçlanıyor. Buna gülünür ancak tersini hayal edin. Türkiye'de bir Ortodoks papazı, Macron'u Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kıyasladığı için evine terörle mücadele polisi gönderilse ne derdiniz? Herkes şok olur.' diye konuştu.Guez Guez, Fransa'da bir imamın da herkes gibi hükümetin politikalarını eleştirebileceği değerlendirmesinde bulundu.'Fransa diktatörlük ülkesine mi dönüşüyor?''Fransa diktatörlük ülkesine mi dönüşüyor, böyle düşünmek istemem.' diyen Guez Guez, savcılık makamının da lehlerinde tutum sergilediğini belirtti.Avukat Sefen Guez Guez, aile bireylerinde travmalara yol açtığı gerekçesiyle davalı tarafa 10 bin avro manevi tazminat davası açtıklarını kaydetti.İmam Farid Slim, Kovid-19 salgını başlangıcında maske tedarikinde sıkıntı yaşayan Fransa'da Cumhurbaşkanı için 'Macron salgını yönetmede halkına maskeleri ücretsiz dağıtan Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi yönetemedi.' demiş, 'polisin kullandığı göz yaşartıcı gaza para ayrıldığı gibi maske alımı için de gerekli bütçenin ayrılması gerektiğini' belirtmişti. İmam ayrıca, Fransız iki doktorun Afrikalıların aşı çalışmalarında kobay olarak kullanılmasına yönelik 'ırkçı' söylemlerini eleştirmişti.Chambery Valisi de 'Fransa'yı küçük düşürdüğü, hükümeti devirmek istediği ve terör propagandası yaptığı' suçlamasıyla imam Slim'e dava açmıştı.
"Doğanın Bekçilerinin" Kaçak Avcılıkla Mücadelesi Yaban Hayatı Popülasyonunu Artırdı
ERZURUM (AA) - İLHAMİ ERKILIÇ - Yurdun doğusundaki 8 ilde, kaçak avcılıkla mücadele ve yaban hayatını korumaya yönelik yürütülen çalışmalar sayesinde, yabani hayvanların sayısında ciddi artış yaşandı.Doğa Koruma ve Milli Parklar 13. Bölge Müdürlüğü görevlilerince Ağrı, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Bingöl, Kars, Ardahan ve Iğdır'da, dağlık ve ormanlık alanlara yerleştirilen 240 fotokapan ile yaban hayvanlarının ve yeni türlerin renkli dünyası ile popülasyonu hakkında bilgiler elde ediliyor.Bölgede çeşitli alanlara bırakılan ısıya ve harekete duyarlı fotokapanlara; çengel boynuzlu dağ keçisi, tilki, ayı, kurt, vaşak, tavşan, yaban keçisi, keklik, atmaca ve kaya sansarı gibi çok sayıda farklı türün doğadaki yaşamından görüntülerin yanı sıra kaçak avcılar da takılıyor. Bölgenin biyoçeşitliliğini kayıt altına almak için yerleştirilen fotokapanların, belgeselleri aratmayan görüntüleri, yaban hayatının ve farklı türlerdeki hayvanların doğal yaşamının güzelliklerini de yansıtıyor.Ekipler, çoğu zaman fotokapana takılan kaçak avcıları da kolluk kuvvetleriyle tespit ederek cezai işlemi uyguluyor.Fotokapanlar ile 'Milli Parklar kamerayla doğayı izliyor' mesajı veriliyorDoğa Koruma ve Milli Parklar 13. Bölge Müdürü Ahmet Fehmi Yüksel, AA muhabirine, 8 ilde sorumluluk alanlarındaki çeşitli noktalara 240 fotokapan kurduklarını söyledi.Kurulan fotokapanlar sayesinde 'Milli Parklar Bölge Müdürlüğü kamerayla doğayı izliyor mesajı' verildiğini belirten Yüksel, 'Bu fotokapanlara takılan görüntülerde hem kaçak avcılık yapanlara işlem yapmaktayız hem de envanter çalışmalarında kullanmaktayız. Aynı zamanda değişik türlerimiz var mı, bölgede popülasyon durumuz ne, onu da tespit etmekteyiz.' dedi.Yüksel, zaman zaman hava şartlarına göre drone ve özel dürbünler ile de koruma kontrol ve envanter çalışması gerçekleştirdiklerini aktardı.Teknolojiyi kullanarak yaban hayatını korumak için çalıştıklarını ifade eden Yüksel, 'Gece görüşlü dürbünlerle termal kameralarla yaban hayatı izlemek için izin talebinde bulunduk, bunları hem envanter hem de koruma kontrol çalışmasında kullanacağız. Teknolojinin bütün nimetlerinden yaralanarak yaban hayatına hizmet ediyoruz.' diye konuştu.Yüksel, yaban hayatını koruma ve kontrol çalışmalarının sonuçlarının, hayvan popülasyonunun artmasıyla daha iyi anlaşıldığına işaret ederek, geçmiş yıllarda bölgede çengel boynuzlu dağ keçisinin görüntüleri ve sayılarının az olduğunu anlattı.Dağ keçisi, dağ horozu ve bozayı nüfusu arttıKoruma ve kontrol faaliyetleri ile yaban hayatı popülasyonunda ciddi artış olduğuna dikkati çeken Yüksel, şunları kaydetti:'2020 yılının sonunda yaptığımız envanterde, binin üzerinde çengel boynuzlu dağ keçisi, 3 bin civarında dağ keçisi, 300 civarında dağ horozu ve 150 civarında da bozayı tespit ettik. Önceki yıllara göre bunların popülasyonunda ciddi artış var. Bu artışın sebebi ise kaçak avcılıkla olan mücadelemizin verimli meyveleri ve etkin korumadır. Bölgemizde nadir türleri koruyarak bölge ekonomisi ve turizmine katkı sunacağız.'Yüksel, Bölge Müdürlüğü olarak belirli dönemlerde fotokapanlardaki görüntüleri topladıklarını, söz konusu fotokapanların kaçak avcılıkla mücadelede de kendilerine önemli katkı sağladığını sözlerine ekledi.
Reklam
Kilis'te 400 Litre Etil Alkol Ele Geçirildi
KİLİS (AA) - Kilis'te bir araçta 400 litre etil alkol ele geçirildi.Valilikten yapılan açıklamaya göre, bir istihbaratı değerlendiren İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Aslan Mahallesi'nde bir araçta arama yaptı.Aramada araç içerisinde 400 litre etil alkol ele geçirdi.Gözaltına alınan Suriye uyruklu sürücü H.B. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.
Elazığ'da Kazanlar İhtiyaç Sahipleri İçin Kaynıyor
ELAZIĞ (AA) - SUAT ÖZTÜRK - Elazığ'da Genç Kızılay gönüllülerinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde hayata geçirdiği projeyle hayırseverlerin pişirdiği sıcak aş, ihtiyaç sahiplerinin sofralarına kadar götürülüyor.Kızılay gönüllüleri Elazığ'da 24 Ocak 2020'de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında yaşanan salgın nedeniyle yaşlı, kimsesiz ve ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek desteği sunmak için 'Hane Dostum Projesi'ni başlattı.Salgın tedbirleri kapsamında kısıtlamanın uygulandığı hafta sonları projeye gönüllü destek veren hayırsever ailelerin evlerinde pişirdiği sıcak yemekleri paketleyerek teslim alan Kızılay gönüllüleri, önceden belirlenen engelli, yaşlı ve kimsesiz vatandaşların evinin yolunu tutuyor.Kapı kapı dolaşan ekipler, ihtiyacı olan vatandaşlara üç çeşit sıcak yemek, tatlı ve salata ulaştırıyor.'Veren el ile alan eli buluşturuyoruz'Genç Kızılay Elazığ İl Başkanı Fatih Bozkurt, AA muhabirine, Kızılay gönüllüleri ile yaşlı, kimsesiz ve ihtiyaç sahibi ailelerin yanında olmak için bu projeyi başlattıklarını söyledi.Proje kapsamında hayırsever ailelerin yemekleri evlerinde hazırladığını dile getiren Bozkurt, 'Proje kapsamında bugün Kültür Mahallesi'ndeki bir apartmanda yaşayan aileler yemek yaptı. Sonra bizi davet ettiler. Gönüllüler ile yapılan yemekleri teslim aldık. Veren el ile alan eli buluşturuyor, pişirilen yemekleri paketleyip ailelere ulaştırıyoruz.' dedi.Bozkurt, bu zorlu günlerde ihtiyaç sahibi ailelere destek olmak için çaba gösterdiklerini dile getirerek, 'Devletimiz bu sıkıntılı günlerde en güzel şekilde desteklerini sürdürüyor. Komşunun komşuya destek olması, birbirlerini sahiplenmesi için de bu projeyi başlattık. Proje ile hem komşular birbirine destek oluyor hem de mahalle içi dayanışma artıyor. Destekleri için Elazığ halkına teşekkür ediyoruz.' diye konuştu.Hafta sonları yürüttükleri çalışma ile evlerinde yemek pişiremeyecek durumda olan engelli, yaşlı ve dezavantajlı ailelerin yüzünü güldürdüklerini anlatan Bozkurt, 'Her hafta sonu 100 aileye sıcak yemek ulaştırıyoruz.' ifadesini kullandı.Genç gönüllülerden Elif Nisa Bal ise herkesin bu tür iyilik hareketlerinde bulunması gerektiğini belirterek, 'İyilik yapıyor, bunu yaparken de çok mutlu oluyoruz. Bize destek olan ailelerimizden Allah razı olsun.' şeklinde konuştu.'Bu zor günler el birliğiyle atlatılabilir'Projeye yemek yaparak destek sunan hayırsever vatandaşlardan Ayşe Nacar da projeyi duyduğunu, katkı sunmak istediğini belirtti.'Devletimiz sağ olsun elinden geleni yapıyor, biz de halk olarak çorbada tuzumuz olsun istedik.' diyen Nacar, bu zorlu günlerin el birliğiyle atlatılabileceğini aktardı.Evine yemek ulaştırılan vatandaşlardan Güzel Kuluk ise zor günlerinde Kızılayın hep yanlarında olduğunu dile getirerek, emeği olan herkese teşekkür etti.
Mitsubishi Electric  "Yapay Zeka" İle Kalite Ve Verimlilik Artışı Sağlıyor
İSTANBUL (AA) - Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri Ürün Yönetimi ve Pazarlama Birim Müdürü Tolga Bizel, 'e-F@ctory altyapımız, fabrikadaki yöneticilerin sisteme ve raporlara uzaktan erişmesine imkan tanıyarak 7/24 kontrol fırsatı sunuyor. Üretimde çok yüksek hız, maliyet tasarrufu, kalite ve verimlilik artışı sağlayan e-F@ctory, sanayicilere küresel rekabette bir adım önde olmanın yolunu açıyor.' ifadelerini kullandı.Evden uzaya kadar çok sayıda sektörde ileri teknoloji ürünleriyle öne çıkan Mitsubishi Electric, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) iş birliği ile düzenlediği webinarlarda paydaşlarıyla buluşmaya devam ediyor.Bizel, en son gerçekleştirilen webinarda, fabrikaların dijital dönüşümü ve yapay zeka (AI) alanındaki güncel teknolojileri sıraladı.Mitsubishi Electric’in sanayinin yeni bir boyut kazanmasına olanak sağlayan ve Sanayi 4.0’a yanıt veren dijital fabrika konsepti e-F@ctory ile ilgili bilgiler veren Bizel, şunları kaydetti:'Mitsubishi Electric olarak fabrikaların üretim, bakım, IT ve yönetim kısımlarını birbirleriyle anlaşabilir hale getirerek takım olmalarını sağlıyor ve sonuçta her birinin ihtiyaçlarına uygun raporlar üretiyoruz. Üretim hattındaki tüm makine ve sistemlerin internet üzerinden haberleşmesini sağlayan e-F@ctory altyapımız, fabrikadaki yöneticilerin sisteme ve raporlara uzaktan erişmesine imkân tanıyarak 7/24 kontrol fırsatı sunuyor. Üretimde çok yüksek hız, maliyet tasarrufu, kalite ve verimlilik artışı sağlayan e-F@ctory, sanayicilere küresel rekabette bir adım önde olmanın yolunu açıyor.'MAISART teknolojisi fabrikalarda verimliliği artırıyorBizel, Mitsubishi Electiric’in yapay zeka teknolojisini kullanarak üretim hattı yerleşim planları ve malzeme akışlarının daha verimli bir şekilde tasarlanmasına ve üretkenliğin doğru bir şekilde tahmin edilmesine yönelik geliştirdiği teknolojiyle ilgili, 'İnsan ve robotların iş birliğiyle çalıştığı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu nedenle hem robotların hem de çalışma ortamının yapay zekayla desteklendiği bütüncül bir sistem sunuyoruz. 100 yıllık tecrübemizle, şirketlerin yapay zekadan maksimum fayda elde etmelerini sağlamak amacıyla tescilli AI markamız MAISART teknolojisini kullanıyoruz. 'Mitsubishi Electric's AI creates the State-of-the-ART in technology' (Mitsubishi Electric'in AI'sı ile en yeni teknoloji) ifadesinin kısaltması olan MAISART ile yapay zeka tabanlı fabrikalarda ve tesislerde ekipman duruş süresi azalırken verimliliğin artırılması sağlanıyor.' ifadelerini kullandı.Makine öğrenmesi algoritmasını kullanan bu teknolojinin, sensör verilerini analiz ettikten sonra farklı operasyonel durumlar arasında üretim makinesi geçişine ilişkin bir model oluşturduğunu belirten Bizel, 'Bu sayede fabrika ve tesislerde verimliliği artırmak üzere makinelerdeki beklenmedik durumları işaret eden makine anormalliklerinin hızlı ve doğru bir şekilde tespit edilmesi sağlanıyor.' bilgilerini verdi.Derin öğrenmeyi çok çeşitli cihazlarda uygulayarak AI potansiyelini genişletiyorBizel, Mitsubishi Electric’in tescilli yapay zeka algoritması MAISART’ın güçlü yönlerine ilişkin, makine öğrenimi için derin öğrenme, pekiştirmeli öğrenme ve büyük veri metotlarını kullandıklarını kaydetti.Bizel, algoritmanın çalışma prensipleri hakkında şu bilgileri paylaştı:'Fabrika otomasyonunu, otomobilleri ve diğer ekipmanları derin öğrenme yöntemiyle donatmak zor olabilir. Küçük cihazlara yüksek performanslı bilgi işlem cihazları ve yüksek kapasiteli bellek eklemek de kolay olmuyor. Bu noktada Mitsubishi Electric olarak, yüksek düzeyde çıkarım doğruluğunu korurken hesaplama miktarını büyük ölçüde azaltan MAISART teknolojisini kullanıyoruz.Bir sinir ağının girdi ve çıktı katmanları, birbirine tıpkı ağaç dallarının yayılması gibi karmaşık şekillerle bağlanıyor. Verileri bu şekilde işlemek çok büyük miktarda hesaplama gerektiriyor. Uzun yıllara dayanan makine bilgimizden yararlanarak daha az gerekli olan 'dalları keserek' hesaplama miktarını sadece 1/30 ile 1/100’ü olacak kadar başarılı bir şekilde sıkıştırdık. Bu gelişim, derin öğrenmeyi çok çeşitli cihazlarda uygulamayı mümkün kılarak AI potansiyelini daha da genişletiyor.'Daha az deneme ile makine öğrenimine olanak tanıyorBizel, ön öğrenme denemelerinin sayısını azaltmanın ve başarı derecesini tahmin edebilmenin makine öğrenimi için çok önemli olduğunu ifade ederek, 'Pekiştirmeli öğrenme, bir insanın bir programla kurallar koymasını gerektirmiyor. Diğer taraftan öğrenme çok zaman alabiliyor, çünkü makine öğrenmesi için çok sayıda deneme gerekiyor. MAISART teknolojisiyle deneme sayısını geleneksel toplamın yaklaşık 1/50’sine kadar düşürdük.' bilgilerini verdi.Geleneksel pekiştirmeli öğrenmenin deneme sayısını algılayarak değerlendirmeye dayalı kontrol parametrelerini belirlediğini aktaran Tolga Bizel sözlerini şöyle tamamladı: 'MAISART teknolojisi, deneme sonuçlarının başarı derecesini tahmin etmek için yapay zekayı içeren makineler hakkındaki bilgimizi kullanıyor. Yapay zekaya hangi hareketlerin ekipmanı hedef duruma daha hızlı yaklaştıracağı konusunda geri bildirim gönderiyor. Kontrol parametreleri de buna göre ayarlanıyor. Bu durum, daha az denemeyle öğrenmeye olanak tanıyor ve uygulamanın zamanını ve maliyetini büyük ölçüde azaltmayı mümkün kılıyor.'
Reklam
İstanbul Havalimanı'nda Uyuşturucu Operasyonu
İSTANBUL (AA) - İstanbul Havalimanı'nda düzenlenen operasyonlarda, kapsül içinde 3,35 kilogram eroinle 122 gram afyon sakızı ele geçirildi.Alınan bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 15 Ocak-3 Şubat'ta, yutma yöntemiyle sindirim sisteminde uyuşturucu madde taşıyan uyuşturucu kuryelerine yönelik 4 farklı operasyon yaptı.Operasyonda, 284 kapsülde 3 kilogram 350 gram eroin, 8 kapsülde 122 gram afyon sakızı ele geçirilirken 5 İran uyruklu şüpheli sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Reklam
Göbeklitepe Yakınlarındaki Gizemli Monolitin Kaybolması Vatandaşları Şaşırttı
ŞANLIURFA (AA) - Göbeklitepe yakınlarındaki tarlada 4 gün önce toprağa saplı halde bulunan ve bu sabah kaybolduğu görülen metal blok (monolit) yöre halkında şaşkınlık ve merak uyandırdı. Kent merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, Göbeklitepe Ören Yeri yakınlarında yer alan Örencik Mahallesi'ndeki tarlaya 5 Şubat gecesi konulan ve bulunduğu günden bu yana vatandaşların ilgi odağı haline gelen metal blokun, bu sabah kaybolduğu görüldü.Tarla sahibi Fuat Demirdil, gazetecilere yaptığı açıklamada, metal blokun 4 gün önce bilinmeyen kişiler tarafından tarlasına konulduğunu hatırlattı.Metal blokun ne amaçla konulduğunu bilmediklerini ifade eden Demirdil, 'Tanıtım için mi reklam için mi tarlama konuldu bilmiyoruz. Bu sabah metal blokun yerinde olmadığını gördük. Vatandaşlar da daha metal blokun gizemini çözemiyor.' dedi.Mahalle sakinlerinden Hasan Yıldız da akşam metal blokun yerinde durduğunu ancak sabah geldiğinde kaybolduğunu gördüğünü söyledi.Bu konuda merakları giderecek bir açıklama beklediklerini ifade eden Yıldız, 'Metal blokun reklam amaçlı bırakıldığını düşünüyoruz. Bu sayede bizim mahallemiz de tanındı.' diye konuştu.'İlk günden bu yana herkes merak içinde'Ahmet Kaçar da metal blok tarlaya saplı hale bulunduktan sonra mahalleye ilginin arttığını anlattı. Bölgeye 4 gündür her yerden insan geldiğini dile getiren Kaçar, şöyle konuştu:'Kimse metal blokun ne olduğunu bilmiyor. Yetkililerden sorduğumuzda kimsenin bilgisi yok. İlk günden bu yana herkes merak içinde, ne için getirilmişti, bilmiyoruz. Valimiz de buraya geldi, incelemede bulundu. Mahalleli olarak metal blokun reklam için mi tanıtım için mi ne için konulduğunu bilmiyoruz ama bölgemizin tanıtımı için iyi oldu. Hatta bizler bu ilgiden dolayı sevindik. Bu sabah alıp götürmüşler.'
Türkiye 2020'De Yangınlara Müdahalede En Başarılı Ülke Oldu
ANKARA (AA) - ENES DURAN - Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, Türkiye'nin 2020 yılında yangın başına düşen orman alanına ve müdahale sürelerine bakıldığında Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi verilerine göre en başarılı ülke olduğunu bildirdi.AA muhabirinin, Orman Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgiye göre, ​​Türkiye'de 2020 yılında 3 bin 413 orman yangını çıktı, 20 bin 938 hektar alan alevlerden zarar gördü.Bunun yanında, 3 bin 31 kırsal alan yangını ekiplerce söndürülerek, vatandaşların can ve mal kayıplarının önüne geçildi. Bu rakamlar Türkiye'de son 10 yıl ortalamasının üzerinde gerçekleşti.Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi raporlarındaki verilere göre, geçen yıl ABD'de yangın başına düşen alan 68 hektar, Kanada'da 76 hektar, İspanya'da 20,4 hektar, Fransa'da 7,6 hektar iken Türkiye'de 6,2 hektar olarak gerçekleşti.Türkiye söz konusu rakamlar dikkate alındığında, yıllık yanan orman alanlarının ülke orman alanına oranı ve yangın başına düşen alan miktarı rakamlarıyla orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülke oldu. Geçen yıl orman yangınlarıyla mücadelede çok sayıda yangın müdahale ekibi, teknik eleman ve muhafaza memuru görev aldı. Yangınla mücadelede en son teknolojiyle donatılan arazöz, su ikmal aracı, ilk müdahale aracı, dozer, uçak ve helikopter kullanıldı. 2020'de ilk defa kullanılan insansız hava araçları yangına müdahale süresini 12 dakikaya kadar düşürdü.'Geçen yıl orman yangınları açısından çok zorlu bir dönemdi' Karacabey, AA muharibine, orman yangınlarıyla mücadelede çok zorlu bir yılın geride bırakıldığını söyledi.Geçen yılın Türkiye'de olduğu gibi, dünyanın birçok yerinde de orman yangınları açısından çok zorlu geçtiğini belirten Karacabey, ABD, Avustralya, Sibirya'da ve dünyanın birçok ülkesinde çok ciddi yangınlar meydana geldiğini bildirdi. Karacabey, orman yangınlarına müdahale noktasında gerekli tüm teknolojilerin kullanıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:'Yangınların çıkış yerleri ve sürelerine, yangın başına düşen orman alanına, yangına ilk müdahale süresine baktığımızda ülkemiz, Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi verilerine göre en başarılı ülke konumunda. Bu durum Türk ormancısının fedakar ve cansiperane mücadele ruhunun ve orman yangınlarıyla mücadelede, vatan toprağını koruma anlayışının bir ürünüdür. 181 yıllık tecrübesiyle Orman Genel Müdürlüğümüz, dün olduğu gibi bugün de ülkemizin ormanlarımızı korumaya devam edecektir.'
Akciğer Kanseri Vakalarının Yüzde 95'İnden Sigara Sorumlu
İSTANBUL (AA) - GÜÇ GÖNEL SAĞIROĞLU - Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğunun sigara bağımlısı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Erdem Göker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer kanserinin sigarayla birebir ilişkili bir hastalık olduğunu ifade etti. Sigara içen birisinin, başka hiçbir sebep aramadan akciğer kanseri olabileceğini kabullenmiş olması gerektiğini vurgulayan Göker, 'Sadece akciğerlerle de kalmıyor. Ağzın içini, yutak, gırtlak ve tüm solunum yollarını kalıcı olarak etkiliyor. Sigara dumanı su buharı da değil. O dumanın içinde çok değişik kimyasal yapılar var. Sigara içen bir kişi, birçok toksik maddeyi bir nefes almış oluyorlar. Ayrıca akciğerlerde kalıcı hasar yapıyor. KOAH, astımın tetiklenmesi gibi birçok akciğer hastalığı üzerinde de ciddi zararlı etkisi var.' dedi.Sigaranın etkisinin, içilen sigara miktarı, kullanım süresi ve başlangıç yaşıyla ilişkili olduğunun altını çizen Prof. Dr. Göker, sözlerini şöyle sürdürdü:'Akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğu sigara bağımlısı. Sigarayı 20 yıl kullandığınızda bir risk oluşuyor, sonra bıraktınız, 30 yıldır da sigara içmiyorsunuz ama akciğer kanseri olma riskiniz hiçbir zaman sıfıra inmiyor. Sigara içmeyen kişiler de akciğer kanseri olur, ama bir kişiyi 'Sigara içmiyor' diye tanımlamamız için sigara dumanına hiç maruz kalmaması gerekiyor. Kendisi içmiyor ama evde sigara içen başkası varsa aynı risk o kişi için de geçerli. Hiç sigara içmemiş ve sigara dumanına maruz kalmamış kişilerin bütün akciğer kanseri vakaları arasındaki oranı yüzde 5-7 arasında. Bunlar nedeni bilinmeyen kanser türleri. Bu grup dışındakilerin neredeyse tamamında akciğer kanserinden doğrudan doğruya sigara sorumlu.''Pasif içiciler de akciğer kanseri açısından risk altında'Akciğer kanseri açısından pasif içiciler ile aktif sigara içenlerin riskinin aynı olduğunun altını çizen Göker, geçmiş yıllarda otobüs ve uçaklarda sigara içilmesini hatırlattı.ABD'de uçaklarda sigara yasağının gelmesinde, dumana maruz kalan ve kansere yakalanan hosteslerin açtığı tazminat davalarının etkili olduğunu anlatan Prof. Dr. Göker, 'Hiç sigara içmiyorsunuz ama yanınızda sigara içen birisi var, sürekli onunla yaşıyorsunuz. O sigara içen kadar sizin de riskiniz var.' dedi.'Light' olarak tabir edilen ve şekil olarak ince sigaraların da riski azaltmadığını vurgulayan Göker, en incesi de olsa içinde bulunan kimyasalların aynı olduğunun altını çizdi. 'Günde bir tane kahvenin yanında içiyorum.' diyenlerin de akciğer kanseri riskinden kurtulamadığını dile getiren Göker, 'Sigarayı günde bir taneye kadar düşürdüyseniz o sigarayı da içmeyiverin. Çünkü içinize çekeceğiniz her duman akciğer kanseri açısından risk.' ifadelerini kullandı.Sigarayı bıraktıktan sonra kanser riski azalıyorProf. Dr. Erdem Göker, sigaranın bırakılmasının ardından her yıl akciğer kanseri riskinin azaldığını da vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Diyelim ki 20 yıl önce sigarayı bıraktınız, sizin kadar sigara içen birisiyle yan yana geldiniz. Sigara içmeye devam edenin riski size göre 10-12 kat daha fazla. 10 yıllık bırakma süresinden sonra akciğer kanserine yakalanma riski 10 kat azalıyor ama riskiniz hiç sigara içmeyene göre hala yüksek. Onun için sigarayı bırakmaktansa sigarayı başlamamak üzerine bütün kampanyalarımızı yapıyoruz. Küçük hücreli akciğer kanseri denilen bir tip var. Bu tipte teşhis konulduğu anda hasta sigarayı bırakırsa tedavi başarımız yüzde 10 artıyor ama sigara içmeye devam ederse başarı şansımız da yüzde 10 azalıyor.'Akciğer kanserinin belirtileri neler?Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanserinin belirli 'alarm semptomları' olduğunun altını çizdi. Bunların başında balgamda kan görülmesinin geldiğini anlatan Göker, şöyle konuştu:'Bunun yanı sıra öksürük şeklinde değişim, kilo kaybı, nefes darlığı diğer belirtiler arasında. Zaten 10 yıldan fazla süre sigara içen herkesin hiçbir bulgu beklemeden belirli aralıklarla kontrol için göğüs hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi gerekiyor. Benim önerim, sigara içiyorsanız mutlaka ve mutlaka bırakın. Bırakmadığınız her yıl sizin kanser olarak karşımıza gelmeniz anlamına gelir. Kanserden korkmayın demek yerine sigaradan korkun demeyi tercih ediyorum. Siz içiyor olabilirsiniz ama çocuklarınıza kötü örnek olmayın. Kendinizi düşünmüyorsanız çevrenizdeki insanları düşünün.'
Reklam