İnsan Gibi Sevinemeyen 20 Sporcu
Hayatta bazı anlar var ki 'Başarmaz olaydık' diyoruz. Sevinmek, kutlama yapmak her başarılı insanın hakkı elbette ama bu işi de becerebilene bırakmak lazım. 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramına yelken açtığımız bu günlerde, sadece sporcuların değil taraftarların da 'zeki, çevik ve ahlaklı' olanının makbul olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu listede havaya ateş açıp katil olan magandaları, ortalığı ateşe verip şehri yakan arsızları bulamayacaksınız. Son örneğini  Bağdat Caddesinde yakılan GSStore'da gördüğümüz üzücü tabloların ülkemizde bir daha yaşanmamasını umuyor, en kötü sevinçlerimiz böyle olsun diyoruz;
'Türkiye'de Basın Özgürlüğü Yok Diyenler Teröre Destek Veriyor'
Başbakan Tayyip Erdoğan , Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu. 15 bin kişinin katıldığı miting, kent genelinde 20 binden fazla kişi tarafından protesto edildi. Erdoğan, konuşmasında Alman dergisi Der Spiegel'in manşetini ağır bir dille eleştirerek, 'Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi' dedi. 'Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür?' diyen Erdoğan, 'Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar' ifadesini kullandı. Erdoğan, 'Almanya belki 'Cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir kez görüyor. Türkiye, her gün böyle manşetlerin atıldığı bir ülke' diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamasının satırbaşları şöyle Sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Üzerimdeki bir emaneti bugün bir kez daha sizlere, emanetin sahiplerine teslim etmek istiyorum. Evet, Türkiye’nin sizlere selamı var. 77 milyon kardeşinizin sizlere selamı var. Türkiye’deki akrabalarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın sizlere selamı var. Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle, özlemiyle, inanın on yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz. Yarın, 25 Mayıs’ta vefatının 31. Seneyi devriyesine ulaşacağımız, rahmetle, minnetle bir kez daha hatırladığımız üstat Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş: Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. Sizler çok büyük çileler çektiniz, çok büyük sıkıntılara maruz kaldınız ama direndiniz. Tahammül ettiniz. Sabrettiniz. Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor, her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün, bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için, şahsım, ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı tahammülünüzü artırsın, Rabbim hasretinizi hafifletsin. Rabbim sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum. Kardeşlerim, geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi, Manisamızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 31 canımızı kardeşimizi o elim kazada Hakk’a uğurladı. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştı. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için, özellikle de ettiğiniz dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma’dan 10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti, onlarla oturduk, dertleştik. Onlar da madenci, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından, Sayın Şansölye Merkel ile telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, hükümetine başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi işbirliği yapabiliriz, bunları konuştuk. Kendisine şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği bu organizasyonla hem kendi 10. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, bir diğer yandan da bizim değerler silsilemiz içinden gelen bir anlayışla yaklaşım sergiledi. Hatm-i Şerifler indirildi, Kuranı Kerim okundu, dualar edildi, ezanı Muhammedi burada okundu. Rabbim inşallah bunları kabul buyursun. 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir kez de burada sizlere şu sözü vermek istiyırum. Bu elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak. Hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda, AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için her türlü tedbiri aldık, alacağız. Almanya’da şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabır temenni ediyorum. Fakat bir gerçek var. Nedir o? Biz orada bu elim faciayı yaşarken, ülkemizin içerisinde bu ızdırabı duyamayanlar da oldu. Ha bunlar, Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmaya çalışan kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar, şurada İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’nda, Şişli Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler ve bir gencimiz orada maalesef, o da öldü. Ardından bir gencimiz daha öldü. Ölenlerden bir tanesinin kız kardeşi şöyle diyordu: Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti diyor. Bakıyorsun hemen buraya yansıması olmuş ve bazı bu tür örgütler ve buradaki bir kısım medya ne yazık ki Soma faciasını kendileri için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaretler ediyorlar. Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil, ya? İşin manidar olan yanı şu. Ülkemdeki bazı medya ile bunların aralarında koordine olması çok anlamlaydı. Yarın Almanya’da Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Oradan oy devşiremezsin. Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz, 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz, 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak. Sandıktan çıkan neticeye saygı duyuyorsan, Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkımın verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz, arıyoruz, tebrik ediyoruz. Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duyacaksınız . Olay bu. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, birileri kalkıp buradan suiistimal etmeeye çalışıyor. Aynen benim ülkemdeki gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz, biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var ve biz kardeşlerim bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini anlattılar. Şu anda Tayyip Erdoğan, o kömür ocaklarının havasını bilir. Masada oturarak kömür ocağını tanımadım, kömür ocağını bildim ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre, 5 kilometre gittik. Orada kömür çıkardım, çıkardıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturduk orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar, Boğaz’ın sularına bakarak demlenenlerdir. Benim bakanım Soma’da ocaklara girdi. O da girdi, o da orada çalışanlarla beraber iftarını yaptı. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu senin iyi anlaman lazım. Ülkendekiler ne yazarsa yazsın, çizsin 30 Mart’ta cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar. Kardeşlerim, bakın biz burada şu anda hangi merasimi yaptık? Hatimler, Kuranlar, dualarla biz Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, iki gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. Molotof kokteyliyle aracın içine Molotof düştü, iki polisimiz yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde de Güneydoğu’da bir polisimiz yandı, hala yatıyor. Bütün buı terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz? Gel bizi yak mı diyecekti? Emniyet amirini nasıl dövüyorlar belki televizyonda izlediniz. Bunlar illegal örgütler, toplumu terörize etmeye çalışanlar. Orası semtim, çok iyi bilirim oraları, herhangi bir şey yok. Bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek, ama öyle ama böyle. 10 yıl önce Avrupa’da sayıları 6 milyona yaklaşan Türklerin hakları için mücadele etmek üzere, bir çatı örgüt olarak Avrupalı Türk Demokratlar Birliği kuruldu. Genel merkezi dönemin Şansölyesi Sayın Schroder ile birlikte açmıştık. Nefes alıp verdiğimiz her yerde, uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan, özünde, öz kültüründen, öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk. Entegrasyona devam edeceğiz ama bunu bazı medya unsurları ne yazık ki farklı yerlere çektiler. Bakın, entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız. Bundan sonra da çıkarmayacaksınız ama asimilasyon dersek, bu konuda hayır. Ben aynısını söylemiştim, yine aynısını söylüyorum. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz. Sevgili kardeşlerim, 2014’te 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Hem Türkiye için hem Almanya için çok büyük anlam ifade ediyor. 1914’te Osmanlı Devleti, Almanya ile 1. Dünya Savaşı’nın tarafı oldu. Bu savaşın ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yüzyıllar boyunca aslında Almanya ile kader ortağı olduk. Sadece savaşlarla değil, ekonomi ve kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun işbirliği yaptık. Şu anda da yapıyoruz. 1960’larda yeniden inşa edilen Almanya’ya Anadolu’dan Trakya’dan gelen kardeşlerimizin mücadelesiyle destek verdik. Şu an karşımda 2. Kuşak, 3. Kuşak var. Sizin babalarınız buralara 60’lı yıllarda geldiler, bu işin temellerini attılar. İşçi vatandaşlarımız burada sadece işçi olarak kalmadılar. 80 bin işletme açtınız. 40 milyar Euro ciroya ulaştınız. 400 bine yakın istihdam sağladınız. Sadece ekonomi değil, siyasette de vazifeler üstlendiniz. Bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli başarılara imza atan insanlarımız oldu. Buradaki varlığınız, başarılarınız Türkiye’nin Almanya’yla işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdı. İkili ticaret hacmimiz 30 milyar Euro’nun üzerine çıktı. G-20’de Almanya’yla beraberiz. Ve şu anda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında 17. sırada, şu anda 16’ya doğru tırmanıyoruz. Ve çok daha enteresanı, her yıl 4 milyon Alman turist Türkiye’yi tercih etti, çok sayıda Alman vatandaşı Türkiye’ye yerleşti. NATO’da, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde, Almanya’yla birlikte örnek bir işbirliği sergiliyoruz. AB sürevcinde sizler sayesinde, burada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkiyi her alanda inşallah çok daha üst seviyeye taşıyacağız. Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler, hep birlikte Türkiye’de çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. On yıllarca siyasi tercihlerimiz, beklentilerimiz yok sayıldı. On yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inancımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler, Laz dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, değerlerimiz iyok saydılar. Müteddeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler, maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler bilirim, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniveristede güvenlik güçleri tarafında başörtüleri başlarından sökülüp alınan yavrularımız ıbilirim. Ne dediler? İşçisin işçi kal, yoksulsun yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın, öğretmen olamazsın, herhangi bir kurumda yönetici olamazsın, avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler ve biliyorsunuz parlamentoda ne dediler? Unutmayın. “Atın şu kadını dışarı” dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler, sorunlarını reddettiler, onları asimile etmek istediler. Siyasete yaklaşma, bürokrasiye yaklaşma, sorunlarını dile getirme, mücadele verme dediler. Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz, çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Kardeşlerim, bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor, Rüştü Zorlu unutulmuyor, Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu, onları kimse hatırlamıyor. Ne zaman ki Anadolu’nun milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar, milli iradeye sınır çizdiler. Ne dediler, sandık her şey değildir diyerek milletin önüne engeller koydular. 12 yıl boyunca, demokrasi için, hukuk için, milli irade için yoğun mücadele verdik. Tüm garipler için, yoksullar için samimi mücadele verdik. Kardeşlerim, güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler, geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl Gezi olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek, Türkiye’nin istiklaline, büyüyen ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kast ettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeşile önem veren bir hükümet ne geldi ne gelir. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Darbe heveslilerine gereken cevabı milletim verdi. Kardeşlerim, bu arada biliyorsunuz, bir de karşımıza bir şey çıktı. Pensilvanya… Pensilvanya’da uluslararası çevrelerin maşası olanlar benim ülkemin istiklaline kast etti, kendi ülkesine ihanet etti. Onlara fırsat tanımadık. Türkiye’de kendisini milletin üzerinde gören, kendi tercihini, yaşam tarzlarını milletin yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir kesim var. Alışmışlar millete tepeden, kibirle bakmaya. Türkiye’ye millete rağmen, istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Bu mütekebbirlere, kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere dur dedik. Bu ülkede biz de varız dedik. Biz milletiz dedik, 77 milyon bu ülkenin sahipleriyiz dedik. En önemlisi de kardeşlik dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikli reformlar yaptık. Terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Başörtüsünü sadece üniversitede değil kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, devlet dairelerinde çalışabiliyor. Zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu görüyoruz. Türkiye’ye parmak sallamayı kendisine hak görenler var. Türkiye’nin büyümesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya çalışanlar var. Onlara da söylüyorum. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti.” Avrupa'da büüyüme oranlarına bakıyoruz. En büyüğü ilk çeyrekte 0,8 Almanya. Bizim daha kesin olarak açıklanmadı ama görünen o ki en az 4 olacak. Çalışıyoruz be! Durmak yok yola devam dedik. Devam ediyoruz. Hani o Gezi olayları oldu ya işte 14 Mayıs'ta biz ne yaptık IMF'e borcu sıfırladık. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik sıfırladık. Merkez Bankası'nın kasasında 27. 5 milyar dolar vardı... Şimdi ne var 130 milyar dolar. Şunu da unutmayın Gezi eylemleri olduğunda adeta tavan yapmıştı 135 milyar dolar olmuştu. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Ve faiz neredeydi? % 63 faiz vardı. Tek haneli rakama indirdik. bu olaylarla gene tırmandı gene indirdik. Yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok gündem belirleyen bir Türkiye var. Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse hiçbir ülke hiçbir uluslararası çevre parmağını sallayarak kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz Kendisine hak gördüğünü hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez Bizim eleştiriden korkumuz yok. Biz AB'ne tam üye olmayı önüne hedef koymuş bunun için çalışan bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın. İnsan haklarından başka gayemiz yok bizim. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile Türkiye dışında kibirle bakanlar çok kötü bir işbirliği içindeler. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdakilerle bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeridekilerle dışardakiler aynı tarz manşet atıyorlar. Köln'den soruyorum: Polis öldürmek bekçi öldürmek askere kurşun sıkmak evrakta sahtecilik yapmak basın özgürlüğü müdür? cinayet şebekesi kurmak basın özgürlüğü müdür? Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde polise askere kurşun sıkana müsamaha gösterilir? Hepsinin belgesi var ha. Resmi videosu hepsi var. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde gösteri hakkı adı altında yakanlara kıranlara dökenlere müsamaha gösterilmiş? Diktatör sıfafı bu kadar rahat kullanılabilir? Almanya belki 'cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor. Ama Türkiye her gün böyle manşet atılan bir ülke. Buna kim basın özgürlüğü yoktur diyebilir. Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. Vakti gelince ölecektir. Ama Türkiye Cumhuriyeti hedefflerine ilerleyecektir. Benim üzerimden devlete operasyon çekmeye çalışanlar milletin asil duruşunu karşısında bulacaklardır. Biz iktidara manşetlerle gelmedik. Dünkü gittiği yer TOBB değil Barolar Birliğiymiş. TOBB dedim heralde Sehven, Barolar Birliği de beni çok sever malum. Biz istiyoruz ki Avrupa Türkiye üzerine değerlendirme yaparken çıkar kesimlerinin ideolojilerinin etkisinde kalmasın. hakkaniyetle karar versin. Belli zümreleri değil 77 milyonun tamamını görebilsin. “Büyüme rakamlarımız henüz açıklanmadı ama yüzde 4 gibi olacak. Çalışıyoruz be, durmak yok yola devam dedik, devam ediyoruz. Bu bölgede, bu coğrafyada biz de varız. Unutmayın sene 2002, Türkiye’nin IMF’ye borcu neydi, 23,5 milyar dolar. O Gezi olayları oldu ya, 14 Mayıs’ta biz ne yaptık. Bu borcu sıfırladık, bitti. Merkez Bankamız’ın kasasında ne vardı, 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi 130 milyar dolar var. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı, 134 milyar dolara çıkmıştı. Düştü, tekrar toparlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Demokrasi, özgürlükler, hukuk bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi artık herkes kabullenmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir uluslararası güç bize parmağını sallayarak istikamet çizemez, Türkiye’yi azarlayamaz, kendisine hak gördüğünü Türkiye’den esirgeyemez. Bütün engellemelere rağmen AB üyelik sürecinde reformlarını kararlılıkla yapan bir ülkeyiz. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile kibirle bakanlar maalesef çok kirli bir ittifakın içindeler. Algı operasyonlarıyla iktidarı ve demokrasiyi zayıflatmak ve geçmişte olduğu gibi millete tahakküm etmek istiyorlar. Dikkat edin içeridekiler ne söylüyorsa dışarıdakiler de aynı şeyi söylüyor. İçeride çıkarları zedelendiği için yalan, iftira atan medya ile dışarıdaki işbirlikçileri aynı dili kullanıyor. Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Avrupa’nın neresinde bunlara müsamaha gösteriliyor. 'Elimde hepsinin belgeleri var' Elimde hepsinin belgeleri var, resimli belgeleri var, videoları var. Vakti geldiğinde onları da gösteririz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kongresinde ana muhalefetin başkanı karşımdaydı, sen Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına diktatör diyeceksin, sonra da konuşmaya devam edebileceksin. Ya diktatörün olduğu bir ülkede sen böyle konuşabilir misin? Recep Tayyip Erdoğan fanidir, vakti geldiğinde bir an bile erken ya da geç değil ölümü mutlaka tadacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti kutlu yolculuğuna mutlaka devam edecek ve hedefleriyle buluşacaktır. Benim şahsın üzerinden millete operasyon çekme k isteyenler milletin kararlı duruşunu karşılarında bulacaklardır.”“Biz iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ve dışarıda atılan manşetler de bize istikamet çizemeyecek, Türkiye’ye rota çizemeyecektir. Az önce TOBB demişim, Barolar Birliği olacaktı. Barolar Birliği de beni çok sever biliyorsunuz. Geçen onlarla da bir muhabbetimiz yok. Medyayla, sosyal medyayla ilgili uygulamalarımızı eleştirenlerin kendi yaptıklarına bakmalarını istiyoruz. Mısır’da darbeye darbe diyemeyenlerin Türkiye’de bir kısım emniyet ve yargı mensupları yoluyla yapılmak istenen darbe girişimini iyi okumalarını istiyorum. Mısır’daki idamlara niye susuyorsunuz? Bak hamile hanımlara bile idam kararı verdiler ya, Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler ya. Türkiye’de olanlarla ilgili ey Batı sesin çıkıyor da Mısır’da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Hak neredeyse biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Tüm tuzakların önünde iki önemli tuzak vardır, bir halkın tuzağı, iki hakkın tuzağı. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.T24
"Trabzonspor Bize Şike Teklif Etti"
Sivasspor Kulübü'nün bugun gerçekleştirilen Olağan Genel Kurulu'nda Mecnun Otyakmaz yeniden başkanlığa seçildi. Genel Kurul'a seçimden çok Başkan Otyakmaz'ın söyledikleri damga vurdu. Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz'ın Genel Kurul'da şöyledikleri şöyle: 19.05.2011 perşembe günü Mehmet Yıldız geldi. 'Başkanım özel görüşebilir miyiz?' dedi. 'Başkanım ben takım kaptanıyım ve bunu söylemek zorundayım Ama bana, bunu nerden duydun diye sorma. Benden isim isteme' dedi. 'Trabzon'dan birilerinin bazı arkadaşlara geldiklerini ve kendilerini şampiyon yapacak skoru elde ettikleri takdirde 1 milyon dolar teşvik primi vermeyi vaad ettiklerini, kendilerinin ise böyle bir işe girişemeyeceklerini çıkıp onuralrı için ellerinden gelenleri yapacaklarını, bunu söylenmemiş olarak farz edeceklerini söyleyerek konuyu kapattıklarını bana iletti. Ben de gerekli cevapları verdikleri için fazla üzerine gitmedim ama yine de Trabzonlu dostum zeki mazlumu aradım. Bunların hepsi dosyada mevcut, tapelerde mevcut bende de mevcut. Savcılık sorunca bildiklerimi anlattım ama çıktıktan sonra Erdal Sarılar bana o şahsı Abdurrahman Dereli'nin yanında gördüğü o kişinin eski Trabzonsporlu Semavi olabileceğini söyledi. Daha sonra Sivasspor - Orduspor maçında o dönem Orduspor'da oynayan Dereli'ye sordum o da Semavi'nin kendilerine bir milyon dolar teşvik teklif ettiğini Trabzonspor yöneticisi Recep Denizer tarafından gönderildiğini söyledi. bu konu aramızda kalacaktı ama yaşanan olaylar beni bunları açıklamak zorunda kaldı.' 3Puan
Altın Palmiye Ödülü Nuri Bilge Ceylan'ın
Nuri Bilge Ceylan‘ın yönettiği ‘Kış Uykusu‘ filmi 67′inci Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Nuri Bilge Ceylan ödülü Quentin Tarantino ve Uma Thurman‘ın elinden alırken, salonda duygusal anlar yaşandı. Bu ödülün kendisi için müthiş bir sürpriz olduğunu söyleyen Ceylan,“Ödülümü Türkiye’de son bir yılda hayatını kaybeden gençlere adıyorum” dedi.Yol’dan sonra ilk ödül Bu ödülün öncesinde ise 1982 yılında senaryosunu Yılmaz Güney‘in yazdığı, yönetmenliğini de Şerif Gören‘in yaptığı ‘Yol‘ filmi Altın Palmiye ödülünü kazanmıştı.Ödül alanların listesi İkinci En İyi Film: ‘Le Meraviglie’, Yönetmen: Alice Rohrwatcher, İtalyaEn İyi Yönetmen: ‘Foxcatcher’, Yönetmen: Benett Miller, ABDJüri Özel Ödülü: ‘Mommy’, Yönetmen: Xavier Dolan, Kanada.En İyi Senaryo: Leviathan, Yönetmen: Andrey Zvyagintsev, RusyaEn İyi Erkek Oyuncu: Timothy Spall, ‘Mr Turner’, İngiltereEn İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore, ‘Maps to the Stars’, ABDDiken
Apple, iPhone 6'da Yeni Ekran Teknolojisi Kullanıyor
Kısa bir süre önce Apple'ın iPhone 6 ekranları için LG Display (LGD) ve Japan Display Corporation (JDI) ile iş birliğine girdiğini ve 3. tedarikçi olarak da Innolux'la anlaştığını sizlere bildirmiştim. Haftanın son günlerinde iPhone ekranıyla ilgili yeni bir iddia ileri sürüldü. Söylenenlere göre Apple ve Innolux arasındaki sözde ortaklıkta daha fazlası var. Zaman ayarını yakın geçmişe doğru kaydırırsak, Apple'ın in-cell dokunmatik panel teknolojisini iPhone 5'ten beridir biliyoruz. Ama kullanıcılardan gelen geri dönüşümlerde bu panelin bazen tepkisiz kaldığı ortaya çıkmıştı. Bazı şikayetler olmuştu. Çin basınında tedarik zinciri kaynaklarından gelen haberlere göre iPhone 6'da Touch-On Display adında on-cell temelli yeni bir teknoloji kullanılıyor. In-cell hücre teknolojisi ise emekli ediliyor. Kaynağa göre, bu çözüm üreticilerin yüksek kaliteli görüntüler oluşturmasına, ekranın daha hızlı tepki vermesine, daha iyi renk sunumuna ve performansa olanak sağlıyor. Asıl ilginç nokta ise Innolux ile olan ortaklık. 3. tedarikçi olarak Innolux'la anlaşılmış olsa da, 2013 başlarında Apple'ın farklı panel teknolojisine geçmek için Innolux'le görüştüğü haberleri çıkmıştı. Son gelişmeler bu eski iddiayı destekliyor. iPhone 6, iPhone serisinde birçok ilki taşıyan telefon olacak. Teknokulis
Reklam
Ege Denizi'nde Deprem!
Merkezi Gökçeada açıkları olan deprem İstanbul, Çanakkale ve İzmir dahil birçok kentte korku yarattı. Kandilli'ye göre 6,5 büyüklüğünden olan sarsıntı dört ülkede en az 40 şehirde hissedildi.Can kaybı yaşanmazken panik kaynaklı 266 kişi yaralandı. Merkezi Yunanistan'ın Dedeağaç kenti ile Gökçeada arasında olan deprem İstanbul ve İzmir dahil birçok kentte hissedildi. Saat 12:26'da meydana gelen depremin büyüklüğü Kandilli Rasathanesine göre 6,5. Kandilli ilk açıklamasında sarsıntının büyüklüğünü 6,7 olarak açıklamıştı. Amerikan Jeolojik Araştırmalar Enstitüsü depremin büyüklüğünü 6,9 olarak açıklıyor. 70 artçı deprem Deprem Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan ve Makedonya olmak üzere dört ülkede, en az 40 şehirde hissedildi. AFAD Deprem Dairesi Başkanı Murat Nurlu saat 15:30 itibariyle, en büyüğü 5,3 olan en az 70 artçı yaşandığını bildirdi. Nurlu bunlardan altısının 4 büyüklüğünden fazla olduğunu kaydetti. Nurlu, depremin şiddetinin yani hissedilme değerinin ise 7 olduğunu açıkladı. Panik nedeniyle toplam 266 kişinin hafif şekilde yaralandığını açıklayan Nurlu, bir kişinin durumunun ağır olduğunu aktardı. 'İstanbul'da olumsuzluk yok' Sarsıntı nedeniyle İstanbul'da halk büyük korku yaşadı. Çok sayıda ilçede insanlar binaları terk etti. Sarsıntı yaklaşık bir dakika sürdü. İstanbul Valisi Hüseyin Mutlu, şu açıklamayı yaptı: 'Süratle bütün ilçelerden geri dönüşler aldık. Merkez üssüne daha yakın olduğu için Silivri ve Avcılar öncelikle olmak üzere 39 ilçe arandı ve herhangi bir olumsuzluk olmadığı bilgisine ulaşıldı. İstanbul'da herhangi bir can ve mal kaybı yok. Bu bilgileri aldıktan sonra rahatladık. Şu anda herhangi bir sıkıntı yok. Hayat normal devam ediyor. 'Beklenen büyük depremi tetiklemez' Kandilli Rasathanesi Müdür Yardımcısı Nurcan Meral Özel düzenlediği basın toplantısında, bu sarsıntının Marmara bölgesinde daha büyük bir depremi tetiklemeyeceğini söyledi: Bu bölgede, bu büyüklükte meydana gelen bir deprem benim kişisel görüşüme göre beklenen büyük Marmara depremini tetiklemez, ancak o bölgede bir aktivite olur... Depremin sığ olmasından, alüvyon tabandan, yani binaların yumuşak zeminde olmasından dolayı şiddetli hissedilmiş olabilir... Artçı sarsıntılar tahminen 6-7 ay sürebilir, ancak bunlar aletlerin hissedeceği derecede olur, vatandaşların bunları hissetmesi olası değil. Çanakkale'de 100 yaralı Depremin en çok hissedildiği kentlerden Çanakkale'de kurulan kriz merkezinden alınan bilgiye göre yaklaşık 100 kişi hastanelere başvurdu. Yaralanmaların çoğunluğunun panikle kendini pencere ve balkonlardan atanlar olduğu bildirildi. Çok sayıda binada çatlaklar meydana geldi, kullanılmayan bazı eski evler yıkıldı. Benzer şekilde Gökçeada'da da yaralanlar ve hafif hasar gören binalar var. Çanakkale'deki Yenice Devlet Hastanesi oluşan hasar nedeniyle tahliye edildi. Çanakkale'den Ulusal Medikal Medikal Kurtarma (UMKE) ekiplerinin sahra hastanesi kurmak üzere Yenice'ye hareket etti. İlçede, biri ana çadır olmak üzere iki çadırdan oluşan sahra hastanesi kurulacak. Edirne'de başına tuğla düşen bir kadın hastaneye kaldırıldı. Kısa süre önce maden faciasının yaşandığı Soma'da halk sokaklara döküldü. Gökçeada'da binalarda çatlaklar Çanakkale Valisi Çınar, 'Çanakkale il merkezi ve ilçelerinde herhangi bir can veya mal kaybı yok' diye açıklama yaptı. Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel ise ilçeye bağlı köyleri geziyor. İlçede çok sayıda kişi, depremin ardından hastanelere başvurdu. Ciddi bir yaralı olup olmadığı henüz bilinmiyor. AFAD Gökçeada'da bazı evlerin duvarlarında çatlaklar oluşutuğu bilgisini paylaştı. Sarsıntı İzmir'de de korku yarattı. Al Jazeera muhabiri Turaç Top'un bildirdiğine göre, depremin başlamasıyla binalarda bulunan vatandaşlar hızla sokaklara çıktı, park ve bahçelerde toplandı. Depremin ardından telefon cep telefonları şebekeleri kitlendi, iletişimde aksaklıklar devam ediyor. Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar
Conchita Wurst de Erdoğan'ı Protesto Mitinginde
Eurovision Şarkı yarışmasının galibi Avusturyalı trans Conchita Wurst de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Almanya’nın Köln kentinde protesto eden binlerce kişinin arasındaydı. Wurst, Türkçe ‘ Hepimiz eşitiz ‘ yazılı bir pankart taşıdı. Wurst, Eurovision süresinde transfobik saldırılara maruz kalmıştı.diken.com.tr
Reklam
Reklam
Başbakan'a Bir Yanda Destek Bir Yanda Protesto
Başbakan Tayyip Erdoğan, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmek üzere gittiği Köln’de hem destekçileri hem protestocular tarafından karşılandı.  Erdoğan’ı destekleyenler Ren nehrinin bir kıyısında, protesto edenler ise karşı kıyısındaki merkez tren istasyonu yakınlarında toplandı.Başbakan Erdoğan’ı destekleyen bir grup Köln’de kalacağı otelin önünde toplanıp Erdoğan’ın makam aracına güller attı, “Dik Dur Eğilme Bu Millet Seninle” sloganıyla destek verdi. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) düzenlediği, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da konuşma yapacağı 10′uncu Yıl Etkinliği’nin yapılacağı Lanxess Arena’ya yoğun ilgi gösterildi. Arena girişinde izdiham yaşanınca AKP milletvekili Metin Külünk, gelenleri sabırlı olmaya çağırdı. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) organize ettiği protesto mitingine ise Avrupa’nın pek çok ülkesinden ve Almanya’nın hemen her kentinden katılım yaşandı. Gruplar toplantı alanına otobüslerle geldi. Protestocu grup Ebertplatz’dan yürüyüşe başladı. Grup Ring Caddesi, Rudolfplatz ve Aachener Caddesi üzerinden İnnere Kanalstrasse ile Schmalbeinstrasse arasındaki yeşil alana geldi. Burada miting düzenlendi. “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” yazılı tişörtler giyip Soma yazılı baretler takan göstericiler, “Ekmek Almaya Gidiyoruz, Cenazemiz Geliyor”, “Ekmek Parası Kazanmaya Çalışıyoruz, Cenazemiz Geliyor”, “Cenazeye Gidiyoruz, Yine Cenazemiz Geliyor” pankartları taşıdı, Erdoğan aleyhine sloganlar attı. Protesto gösterisine polisin verdiği bilgiye göre 50 bine yakın kişi katıldı. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker mitinge 100 bin kişinin katıldığını söyleyerek Başbakan Erdoğan’ın Almanya’daki Alevilerle ilgili daha önce yaptığı açıklamasına karşı bir ders olduğunu söyledi. Erdoğan Köln’deki Lanxess Arena’da 15.000’den fazla kişiye bir konuşma yapacak. Erdoğan’ın ziyareti hafta boyunca Alman siyasetçiler tarafından eleştirilmişti. Alman gazeteleri de bugün ‘İstenmiyorsunuz’ yazılı manşetlerle çıkmıştı.zete.com
Reklam
Valve, Half Life 3 İçin Çalışmalarını Sürdürüyor
Tüm zamanların en iyi oyunları arasında gösterilen HL efsanesi sürüyor. 10 yıldır serinin 3. oyununu bekleyen oyun severlere müjde CS yapımcısından geldi. Valve oyun üzerine çalışıyor. 1998 yılında başlattığı efsaneyle 15 yılı aşkın zamandır oyun dünyasını etkileyen Half Life, şüphesiz tüm zamanların en iyi oyunlarından birisi olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor. Geçen zaman içinde oyun severlerin Half-Life'a olan sevgisi azalmasa da, yıllar süren geliştirme dönemleri ve yapımcı Valve şirketinin sessizliği zaman zaman serinin gelecek oyunlarına yönelik umutları azalttı. En son 2007 yılında Half Life 2: Episode 2 ile oyuncuların karşısına çıkan seride yeni oyun beklentisi 7 yıldır sürüyor. Daha önce, yeni oyunun HL2'nin devamı değil HL3 olacağı açıklansa da bir süredir devam edenbelirsizlik oyunun rafa kalktığı ve projenin iptal edildiği iddialarının ortaya çıkmasına bile neden oldu. Bu haberler ile üzülen HL severler içinuzun zaman sonra nihayet iyi bir haber geldi. Valve oyun üzerine çalışıyor Popüler Half Life modlarından Counter Strike'ın yardımcı yapımcısı ve Valve çalışanı Mihn Le, şirketin Half Life 3 üzerinde çalışmayı sürdürdüğünü açıkladı. GoRgn TV'ye açıklamalarda bulunan Le, oyunhakkında çok fazla şey bilmediğini ancak oyunun konsept sanat görsellerini gördüğü belirtti. Böylece, Half Life 3'ü bekleyen oyun severlerin azında projenin hala Valve'nin gündeminde olduğunu öğrenmiş oldu. Shiftdelete
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Çocukların belli bir büyüme evresinden sonra tuvalet eğitimini annelerinden aldığı bilgilerle öğrenmesi gerekmektedir. Çocuklara tuvalet eğitimi 18 ay-3 yaş arasında verilmelidir. Bu yaşlarda çocukların anlama, öğrenme ve doğru olanı bulma dürtüleri geliştiğinden tuvalet eğitimi için uygun yaş aralığıdır. Tuvalet eğitimi verilirken çocuğa onun artık büyük bir insan olduğunu açıklamanız gerekmektedir. Tuvaleti kendi başına kullanabileceğini belirterek çocuğunuzu yüreklendirin. Çocuk ilk başlarda kendi başına tuvalete girmek istemezse birlikte tuvalete girerek bunun ne kadar normal bir süreç olduğunu gösterin.
Reklam
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... Belçim Bilgin, eşi Yılmaz Erdoğan'dan boşanacağı iddialarını yalanladı. 67'nci Cannes Film Festivali için Fransa'da bulunan Bilgin, 'Boşanma iddiası dedikodu. Bu dedikodunun böyle acılı bir günde manşete taşınması üzücü' dedi. Sürekli yan yana görüntülenmeyen çiftlerin kaderi mi bu dedikodulara maruz kalmak? Yoksa çiftin arası gerçekten açık ve bunu şimdilik saklıyorlar mı? Belçim Bilgin ile eşi Yılmaz Erdoğan örnek bir çift. O yüzden de onların boşanması herkesi çok üzer. Ben böyle bir şey olacağını düşünmüyorum. Belçim son zamanlarda işiyle çok ilgileniyor. Yılmaz da yeni projeler peşinde. En son Russel Crowe'la bir proje yaptı. Duyduğum kadarıyla şu anda yeni bir senaryo yazıyor. İnsanlar onları bir arada görmeyince bu tarz dedikodular çıkarıyor. Bu çift geceleri restoranlarda, kulüplerde, davetlerde hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir çift. Bu yüzden ayrılık dedikoduları buna dayanarak çıkmıştır. Zaten Belçim bunu hemen yalanladı. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye her şeye yapıştırdığımız bir söz var. Ben o sözü buna da yapıştırmak istemiyorum. Ayrılık olacağını zannetmiyorum çünkü buna dair hiçbir şey duymadım. Onların boşanması Türkiye'de gerçekten olay olur, şaşırtır herkesi. Bugüne kadar evlilikleriyle herkese örnek oldular ve çok mutlular.ACELE EVLİLİK KARARININ NEDENİ BEBEK Mİ? Oyuncu Pelin Karahan, 2 yıl önce evlendiği pilates eğitmeni Erdinç Bekiroğlu'yla 19 Kasım 2013'te boşanmış, iki aydır birlikte olduğu Bedri Güntay'la da yeniden 'evlilik' kararı almıştı. Önünde hukuki engel olan 'iddet müddeti'nin kaldırılması için önceki gün mahkemeye başvuran oyuncunun 'neden bu kadar acele ettiği' anlaşıldı. Bir aylık hamile olduğu iddia edilen Karahan, bu gerçeği en yakınlarından bile saklıyor. Pelin Karahan hamile mi? Acelenin sebebi bu olabilir mi? Bu konuyu doğrulayan söylentiler var mı kulanıza çalınan? Bu konuyu doğrulayan söylentiler yok. Pelin Karahan hamile değilmiş. Çünkü Pelin, iddet müddetinin kaldırılması için dava açmış. Hamile olan birisi o davayı nasıl açar ki? Davayı kazanması için hamile olmadığı raporunu vermesi lazım. Dolayısıyla iddet müddetinin kaldırılması için mahkemeye başvurması, hamile dedikodularını doğrudan yalanlamış oluyor. MUTLU SON İÇİN İMZAYI ATMALARI LAZIM Yaptıkları ortak basın açıklamasıyla 7 Mayıs'ta ilişkilerinin bittiğini duyuran Ömür Gedik ile Ferhat Göçer, ayrılığa sadece 13 gün dayanabildi. Çift, önceki gün Bebek'teydi. Gazetecileri görünce paniğe kapılan ve barışmaları hakkında konuşmak istemeyen çift, daha önce de birkaç gün süren ayrılıklar yaşamıştı. Magazin dünyasında birçok çift, bir ayrılıp bir barışmış ancak ilişkilerini kurtaramamış ve en sonunda tamamen yollarını ayırmıştı. Ömür Gedik ile Ferhat Göçer de o çiftlerden mi olur sizce? Ömür Gedik'le Ferhat Göçer'in ayrılığı tamamen evlilikle ilgili. Ömür evlenmek istiyor, Ferhat evlenmek istemiyor. İlişkilerinde aslında belli başlı bir sorunları yok. Tek anlaşmazlıkları evlilik. Birbirleri arasında geçimsizlik de söz konusu değil. Sadece bu iş çok uzadı artık evlenmemiz lazım durumu var ve bir taraf evlenmek istiyor diğer taraf ise istemiyor. Bu işlerde genelde şöyle olur; ben sensiz yaşayamıyorum evlenmiyorsak bile bir kere daha deneyelim ne olacak denir. Sonrasında da yine 'ben ne zaman evleneceğim' moduna girilir ve ilişki yine biter. Bu çiftten biri fikrini değiştirmezse sonları yine ayrılık olacaktır. Ferhat Ömür'le evlenmezse, Ömür evlilikten vazgeçmezse bu ilişki yine bitecektir. O yüzden bu ilişkinin sonunun mutlu bitmesi için imzanın atılması lazım. ŞORTLU FOTOĞRAFLARI OLAY OLDU ÇÜNKÜ… Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil ile oyuncu Nergis Kumbasar'ın kızları Yasmin, Nişantaşı'nda çekilen fotoğraflarıyla gündeme geldi. 19 yaşındaki Yasmin'in anne ve babası ise kızlarının giydiği şort yüzünden haber olmasına tepki gösterdi. Mehmet Ali Erbil, '19 yaşında bir genç kız Yasmin. Kendini biliyor ve ona güvenimiz sonsuz. Ne giyineceğine karışmam ve onu kısıtlamam. Kızım nerede ne yapacağını bilir' dedi. Nergis Kumbasar ise şöyle konuştu: 'Yasmin, her genç kız gibi sokakta ne satılıyorsa onu giyiyor. Bu çok normal. Bu konuları konuşmak bana çok saçma geliyor. Kızımın kıyafetlerine ne ben karışırım ne de Mehmet Ali. Arkadaşlarıyla buluşup gezmesi de çok normal. Zaten Yasmin çok çok iyi yetişmiş ve eğitim almış bir kız. Lise son sınıfta okuyor ve eğitimine yurtdışında devam edecek. İnsanların giyim şeklinden ziyade kafa şekilleri önemli. Şekilciliği toplum olarak bırakmalıyız.' Nergis Kumbasar ile Mehmet Ali Erbil'in kızı Yasmin'in mini şortlu fotoğrafları, haftanın en çok konuşulan magazin olayı oldu. O fotoğraflar neden bu kadar olay yarattı? Yasmin'in şortu mini ötesiydi. Etrafın gazeteci kaynadığı Nişantaşı'na o şortla gidince illa ki görüntüleri çekilecekti. Baba Mehmet Ali Erbil'in dediği çok güzel bir laf var, ona acayip saygı duyuyorum; 'Dışına değil, içine bakacaksınız siz.' deyip yani beyne bakacaksınız demek istiyor. Nasıl giyindiği değil, beyni önemli olan. Ben her zaman bunu söylüyorum; Mehmet Ali Erbil yanlarında olmasa da, Nergis Kumbasar kızını çok iyi yetiştirdi. Nergis'in neler yaşadığına, uzun süre çalışmadığına, işlerden koptuğuna, kızını büyütmek için tek başına nasıl mücadele ettiğine zaman zaman şahit oldum. Yasmin şu anda çok gözde olabilir. Dışarıdan bakılınca insanlara havalı, şımarık gelebilir ancak içi belki de bambaşkadır. Çok güçlü bir yapısı, duruşu vardır belki. Bu yüzden erkekler bile yanına yaklaşmaya cesaret edemiyor olabilir. Onu hep kız arkadaşlarıyla görüyoruz. Henüz bir ilişkisini görmedik, duymadık. Bunların yanında sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar da kafa karıştırıyor. Genç, güzel, popüler bir kız. İlk gençlik yılları. Kendine özenmesi çok normal. Fakat Türkiye şartlarında bu olayı çok abarttığını düşüyorum, biraz daha dikkatli olması gerekir. Ben annesi değilim, babası değilim, sadece öneride bulunabilirim. Ahkâm da kesmiyorum, öyle olacak böyle olacak diye. Kendi özgürlüğü, kendisi bilir, geleceğini kendisi düşünür ama soyadı ünlü olan bir anne ve babaya sahip. Ünlülerin çocukları sürekli basın tarafından takip altında. Yarın bir gün üzüleceği haberlerle anılmasını istemem. Sonra mutsuz oluyorlar. Önümüzde de birçok örnek var yaşanan. İnşallah bu verdiği görüntünün sonrasında mutsuz olacağı yanlış bir hareket yapmaz. Biraz dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sadece bir tavsiye. Ebru Şallı ve Harun Tan, 11 yılın ardından tek celsede yollarını ayırmıştı. Şallı'nın birkaç ay sonra şarkıcı Sinan Akçıl'la bir ilişkiye başlaması, eski çiftin arasında gerginliğe yol açmıştı. Hatta Tan'ın Akçıl'ı tartakladığı haberleri, medyaya yansımıştı. Önceki gün Akatlar'daki bir spor salonunda karşılaşan Şallı ve Tan, ayaküstü sohbet etti. İkili daha sonra spor salonunun kafesine geçti ve burada yaklaşık yarım saat baş başa kaldı. Gazetecilerin fotoğraflarını çektiğini fark eden Tan, sinirlenerek kafeyi terk etti. Aralarında soğuk savaş olduğu söylenen eski eşler, buzları eritti mi? Birlikte vakit geçirmelerini bu şekilde yorumlayabilir miyiz? Boşanmış olsalar da onlar anne ve baba. Çocukları için her zaman bir araya gelip konuşmak zorundalar. O gün de çocuklarıyla ilgili meseleleri konuşmak için kısa bir süre konuşmuşlar. O sırada gazeteci fotoğraflarını çekince Harun Tan sinirlenmiş. Boşanırken birbirlerini aşağılayıcı ya da onur kırıcı sözler sarf etmediler. Bu yüzden de bu buluşmalara alışmamız lazım. Çocukları için her zaman bir araya gelip onların durumları, okulları, gelişimleri ile ilgili konuşacaklar. Büyük oğulları Beren, teniste çok ilerledi. Onun yaz eğitim planını da konuşmuşlar o görüşmede. Bu fotoğrafların devamı gelecektir. Sonuçta her şey çocuklar için… Fakat onların sık sık görüşüyor olması yeniden bir araya gelecekleri anlamına gelmez. Harun Tan'ın hayatında biri var mı yok mu onu bilmiyorum. Ebru Şallı'nın sevgilisi Sinan Akçıl da zaten Ebru ile Harun'un iletişimine karışmaz. Neslişah Alkoçlar ve Engin Altan Düzyatan'ın nişan törenine katılan oyuncu Kaan Urgancıoğlu'nun içkiyi fazla kaçırdığı ve gelin hanımın arkadaşı Aslıhan Doğan'a sözlü tacizde bulunduğu iddiası herkesi şaşırttı. İddiaya göre Doğan, sözlü taciz devam edince sinirlenip durumu Alkoçlar'a iletmiş, araya girenler genç kızdan özür dileyen Urgancıoğlu'nu nişan töreni bitmeden mekândan çıkarmış. Ancak ünlü oyuncu, bu iddiaları yalanladı. FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Depreme Canlı Yayında Yakalandı
Depreme canlı yayında yakalanan CNN Türk spikeri Büşra Sanay, programı kesmeden haberi sunmaya devam etti. Ege Denizi'nde saat 12.25'te 6.5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin olduğu saniyelerde CNN TÜRK haber yayını devam ediyordu. Canlı yayında, hissedilen sarsıntıyı getirelim bir kez daha ekranlarınıza...
A Tipi Protokol Ve Jammer Facia Sonrasında Acıya Acı Katmış!
Soma madencilerinden Erdoğan'a yeni tanım:Bırakın özrü kibri dahi kabahatinden büyük A Tipi protokolle gelen jammer facia sonrasında acıya acı katmış!Jammer yüzünden GSM çalışmayınca aileler saatlerce ilçeler-hastaneler arasında yakınlarını aramışSoma'ya giderek acılı aileler ve kurtulan madencilerle görüşen CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, gözlemlerini basınla paylaştı. Umut Oran'ın açıklaması şöyle:Dün Soma'ya giderek acılı aileler ve faciadan kurtulsa bile gelecek kaygısına düşen madencilerimizle görüştüm. Yaşamını yitirenlerin aileleri büyük bir belirsizliğin içinde her şey muallak onlar için. Sadece ölüm aylığı bağlanması o aileler için bir güvence değil. Yaşadığına sevinemeyen kurtulan madencilerimiz ise haklı olarak 'İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 3 aylık maaşımızın 2/3'ünü alacakmışız, niye tamamını almıyoruz da bir kısmını alıyoruz? Bundan sonra ne yapacağız peki, işyerinin kapatılmaması lazım, niye koşulları düzeltme yolunu görmezden geliyorlar' tepkisini gösteriyor. Türk madencileri neden ABD'deki, AB'deki, hatta Çin'deki standartlarda çalışamıyor, niye bunun koşullarını yaratamıyor hükümet?Sermaye 59 milyondan 5 milyon TL'ye düşürülüyorBu kömür ocağı 2006'da Ciner Holding'e, Park Enerjiye verilmiş ve 2009 yerel seçimlerinde burada çalışan 5 bin madenciye yine AKP'ye oy vermeleri yönünde baskı uygulanmış. Ama bu ocağın kömür kızışması denilen yangın, rüzgar akışının önlenememesi ve su basması nedenleriyle ciddi iş güvenliği riskleri var. Bu riskler karşısında buranın devredilmesi gündeme gelince Alp Gürkan bulunuyor ve Tilaga Madencilik burayı 2009'da devralıyor. Şirketin o zamanki sermayesi 59 milyon TL iken 2012 yılında şirket Soma Madencilik adını alıyor ve sermayesi 5 milyon TL'ye düşürülüyor. Hatta Alp Gürkan'ın Ocak 2014'te şirketin yönetim kurulu başkanlığından ayrılması da buradaki sıkıntıyı göstermektedir.Erdoğan ve Yıldız'ın jammerı paniği ve acıyı artırmışBir de özrü kabahatinden büyük diye bir deyim var Türkçede ama Soma'da madenciler buna bir de 'Kibri kabahatinden büyük'ifadesini de eklemişler. Çünkü 'kurtarma' amacıyla buraya, ocağın ağzına gelen ve çay-simit yiyip içerek zor günler geçiren Enerji Bakanı yanında jammerını da getirmiş. Maden yetkilileri içeriden çıkarılan her madencinin yaşadığı bilgisini vermiş ama kimin nereye götürüldüğünü açıklamamış yakınlarına, jammer yüzünden cep telefonları da çalışmamış. Kimse o panik ve acı anında bilgi alamamış ilçeler ve hastaneler arasında dolaşıp, feryat edip yakınlarını bulmaya çalışmışlar. Hatta Recep Tayyip Erdoğan gelince telefonlar Manisa'dan itibaren susturulmuş jammer yüzünden,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geldiğinde de yüzünden aynı şey yaşanmış. Madenciler Erdoğan'a 'hem suçlu hem güçlü, kibri kabahatinden dahi büyük' diye sitem ediyor. Madem korkuyorsun, sinyal kesicinle 1500 korumayla, A Tipi protokolünle niye geliyorsun buraya ve insanların hayatını daha da güçleştiriyorsun? Danışmanının attığı tekme, kendisinin tokadı dışında Somalı madenciye ne faydası oldu?Öte yandan Soma'da Eynez Karanlıkdere kömür ocağında yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan facia, çarpık bir tabloyu, eşi görülmemiş bir hukuksuzluğu ortaya çıkarmıştır.Madenler ve birçok alanda olduğu gibi devletin uhdesindeki işler taşeronlara, İhale Kanunu, İş Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen yaygın hukuka aykırı biçimde verilmektedir.  Hükümetin işçi haklarını ihlal ve iş kazalarını artıran yaygın taşeronlaştırma uygulaması kapsamında, Soma'daki ocakta da ' asıl iş ' tanımındaki kömür çıkarma işi, mevzuata aykırı biçimde ve muvazaalı bir sözleşmeyle özel bir firmaya verilmiştir. Ocakta 301 işçimizin canına mal olan faciada asıl sorumlunun hükümet olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır. Hükümet, bu olayda siyasi ve idari sorumluluk yanında, ilgili hükümet üyeleri hukuki sorumluluğundan kaçamaz.  Rödovans değil, muvazaalı biçimde hizmet alımıFacianın yaşandığı andan itibaren kamuoyuna yapılan açıklamalarda, ocağın rödovans yöntemiyle işletildiği söylendi. Rödovans, maden ocağının ruhsat sahibi tarafından hasılat paylaşımı karşılığında bir başkasına kiralanması yani işletme hakkı devridir. Oysa buradaki işletme yönteminin rödovans olmadığı sonradan ortaya çıktı. TBMM KİT Komisyonu'nda konuşan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürü, madenin 'rödovans' değil 'hizmet alımı' yöntemiyle işletildiğini bizzat açıkladı.İhale usulsüz, işlem hukuksuz…Oysa kömür çıkarma işi, Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan hizmet alımına konu işler arasında yer almıyor. TKİ, yasada sayılan hizmet işleri arasında olmamasına rağmen, kömür çıkarma işini hukuksuz biçimde hizmet alımı yoluyla gerçekleştirmiştir.2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu da (madde 2/6) sadece yardımcı işler ile asıl işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir bölümünün alt işverene (taşerona) verilebileceğini hükme bağlıyor. Yasa maddesi gayet açık ; asıl işin kendisinin taşerona devredilemeyeceği hükme bağlanıyor. Taşerona devredilebilen yardımcı işlerde de asıl işveren, iş yasasından ve toplu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu tutuluyor.Yargıtay da kamu kuruluşlarındaki taşeron uygulamalarıyla ilgili açılan çeşitli davalarda, asıl işlerin taşerona devredilemeyeceği, bu konularla ilgili hizmet alım sözleşmelerinin geçerli olmayacağı, taşeron işçilerinin işe iadesi, taşeronlar aracılığıyla çalıştırılan işçilerin kamu işçisi olduğu yönünde kararlar verdi. Çok sayıda taşeron işçisi açtığı davaları kazandı. Ancak hükümet, yargı kararlarını uygulamıyor.Soma'da facianın yaşandığı kömür ocağının ruhsat sahibi olan TKİ, kömür çıkarma işini, yani asıl işin tamamını, yasaya aykırı biçimde ve yasada sayılan koşullar olmadığı halde taşerona devretmiş, bunu da ihale sözleşmesi ile  perdeleme, kılıfına uydurma yoluna gitmiştir. Amacın bu yolla işçiyi koruyan mevzuatı arkadan dolanıp, ucuza kömür üretmek olduğu ortadadır.Özetle ; Soma'da başvurulan hizmet alımı sözleşmesi, İhale Kanunu'nda sayılan işler arasında kömür çıkarma yer almadığı için bu yasaya aykırı, hileli (muvazaalı) bir işlemdir. Ocaktaki taşeron uygulaması, kömür çıkarma işinin yardımcı iş değil, işletmenin asıl işi, temel faaliyet konusu olması nedeniyle de İş Yasası'na aykırıdır.  Her iki yasa da açıkça çiğnenerek muvazaalı bir alt işveren (taşeron) ilişkisi kurulmuştur.   Söz konusu yasalar ve Yargıtay kararlarına aykırı biçimde yapılan bu işlem tümden hukuksuzdur .Sayıştay'ın uyarısı dikkate alınmamıştır…TKİ ile Soma A.Ş. adlı şirket arasında yapılan sözleşmenin hukuksuzluğu Sayıştay raporu ile de sabittir. Sayıştay'ın Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi 2012  Raporunda, TKİ'nin bazı işlerinin ' yapım işi ' olmasına karşın, ' hizmet işi ' kabul edilerek ihale edildiğine dikkat çekiyor. 209 sayfalık raporda, hizmet alımı suretiyle işlerin görece daha uygun maliyetle yürütülmesi mümkün olmakla birlikte bunun İş Yasası'na aykırılığı ve idareye getireceği yükümlülüklere dikkat çekilerek hükümet uyarılıyor.Sayıştay raporunda 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2'nci maddesinin 6'ncı fıkrasında düzenlenen asıl işveren-alt işveren ayrımına atıfla; 'Bu husus, müessese aleyhine ücretlerini ve diğer alacaklarını alamadıkları gerekçesiyle çeşitli davaların açılmasına ya da müteselsil sorumluluk nedeniyle önemli tutarların ödenmesine neden olmaktadır' deniliyor. Bu işlemin hileli olduğunu tespit eden Sayıştay,asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluğuna dikkat çekiyor.Anayasa ihlal edilmiştir…Ülkemizde taşeron uygulaması, sendikasız, toplu sözleşmesiz, hatta İş Yasası dışında işçi çalıştırmanın bir aracı haline gelmiştir. Geçmişte bir istisna olan AKP döneminde ise neredeyse temel istihdam şekli haline gelen taşeronluk, çalışma hayatının esnekleştirilmesine, kuralsızlaştırılmasına yol açmıştır. 2002'de 358 bin olan taşeron işçisi sayısı, bugün 2.5 milyona ulaşmıştır. Kamuda, çoğu zaman yasaya aykırı biçimde 'hizmet alımı' adı altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmektedir.  Yasaya göre ' işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler ' şeklindeki üç koşulun bir arada olması gerekirken, doğrudan ana faaliyet konusu olan işler taşeron aracılığıyla gördürülmektedir. Yıllık izin hakkı, kıdem tazminatı hakkı olmayan taşeron işçilerin ücretleri de güvence altında değildir. Taşeronlaşma sürecinde işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditler artmış, iş kazaları alabildiğine yaygınlaşmıştır. İş kazaları, taşeron şirketlerde çok daha yaygındır. Yüksek riske sahip madencilik sektöründe, TKİ'ye bağlı yeraltı kömür ocakları taşeronlara ihale edilerek, katliamlara davetiye çıkarılmıştır.Bu hükümetin ILO normlarına uygun güvenceli, kurallı ve sendikalı bir çalışma hayatı yerine esnek, güvencesiz, kuralsız bir işgücü piyasası yaratma girişimi, ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştırmaktadır .Sorumlular kanun önünde hesap vermelidir…Soma'daki faciaya yol açan süreçteki hukuksuzluklar, yanlışlar ve ihmaller net biçimde ortaya çıkmıştır: Kömür ocağının ruhsat sahibi, yani asıl işvereni TKİ'dir. Kömür çıkarma işi rödovans değil 'hizmet alımı' adı altında özel sektöre ihale edilmiştir. Ancak TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi muvazaalı ve hukuka aykırıdır. Hukuku arkadan dolaşıp mevzuattaki işçiyi koruyan hükümlerden kurtulma, insan hayatı pahasına maliyetleri düşürüp ucuz kömür üretme mantığı, 301 kişinin canına mal olmuştur. O kadar ailenin ocağına ateş düşmüştür. 432 çocuk babasız kalmıştır.Hukuken rödovans yoluyla verilen işletmelerde yaşanan iş kazalarından devlet ancak bilirkişi raporu sonucunda; hizmet alımı yoluyla özel firmalara verilen işletmelerdeki iş kazalarında ise devlet ve şirket doğrudan ve birlikte sorumlu kabul ediliyor. Ruhsat sahibi olan kamu, işletmeye daimi denetçi atamamış, iş güvenliği önlemlerini almamıştır. Soma A.Ş yöneticileri ile birlikte asıl işveren olarak TKİ yöneticileri de bu faciadan sorumludur. Hukuksuz devir işlemi ve yaşanan facia dolayısıyla TKİ'nin hem cezai, hem de hukuki anlamda sorumluluğu bulunmaktadır. TKİ, asıl işveren olarak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu'nda öngörülen önlemlerin alınmamasından da sorumlu ve suçludur.TKİ Enerji Bakanlığı'na bağlıdır. Ruhsatın asıl sahibi ve asıl devir işlemini gerçekleştiren Enerji Bakanlığı'dır. İşletmeyi denetlemekle görevli Çalışma Bakanlığı'nın müfettişleri, bu görevlerini ihmal etmişlerdir.Bu faciada, muvazaalı işlemlere izin veren, daha doğrusu bu işlemleri gerçekleştiren, denetleme görevini yerine getirmeyen hükümet doğrudan sorumludur. Hükümet, ölenlerin ailelerine maaş bağlamakla sorumluluktan kaçamaz. Facianın tüm sorumluları, soruşturmaya dâhil edilmeli ve hesabı sorulmalıdır.Yaşanan facia, öncelikle Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının faaliyet alanına giren işlem ve uygulamalarla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi sorumluluk gereği Enerji ve Çalışma Bakanları istifa etmelidir. Her türlü kamu taşınmazının devri ve tahsisinde 2012 yılında kendisini tek yetkili kılan Recep Tayyip Erdoğan'ın başsorumlu olduğunu da unutmamak gerekir. 
Facebook'ta En Çok Paylaşımı Yalnız İnsanlar Yapıyor
Facebook hesabınızdaki arkadaşlarınızın sürekli olarak 'Ne düşünüyorsun?' bölümünü güncellemeleri sizi sinir ediyor olabiir. Ancak yapılan yeni bir araştırmaya göre dünyanın en popüler sosyal ağ sitesinde çok sayıda paylaşımda bulunmak aynı zamanda yalnızlığın bir göstergesi. New South Wales Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı ve Computers in Human Behaviour dergisinin Temmuz sayısında yayınlanacak yeni bir çalışmaya göre kendisini 'yalnız' olarak tanımlayan insanların yüzde 79'undan fazlası en sevdikleri kitap ve film gibi kişisel bilgilerini paylaşıyor. Diğer kullanıcılar arasında ise bu oran yüzde 65'in altında. Dahası, çalışmanın yazarları Yeslam Al-Saggaf ve Sharon Neilson'a göre 'yalnız' kullanıcıların yaklaşık yüzde 98'i ilişki durumunun görünürlüğünü yalnızca arkadaşlar ile kısıtlamak yerine 'herkes' şeklinde ayarlıyor ve hatta ev adeslerini dahi paylaşıyor. Çalışma, yalnız olduklarını Facebook'ta belirtmeyen insanların ise daha çok din ve siyaset gibi konularda paylaşım yaptıklarını gösterdi. Al-Saggaf konu hakkında, 'Yalnız hisseden kişilerin bu tip bilgileri paylaşması normal. Diğer insanların kendileri ile iletişime geçmesini kolaylaştırmak istiyorlar ki bu durum, yalnızlık hissinin üstesinden gelmelerine de yardımcı olabilir,' diye konuştu. Ancak 2010'da yayınlanan bir rapora göre sosyal ağlara aşırı derecede bağımlı olmak bazı doktorların 'Facebook Depresyonu' olarak adlandırdığı bir rahatsızlığa neden olabiliyor. Eski bir lise öğretmeni olan 45 yaşındaki Rich DeNagel, depresif hissetmesine neden olduğu gerekçesiyle birkaç ay Facebook hesabını kapattığını söyledi. 'Facebook'un çoğunlukla yalnız bir deneyim olduğunu düşünüyorum. İnsanların zor zamanlardan geçtiklerine dair bir paylaşım yaptıklarını pek göremezsiniz,' diyen DeNagel sözlerine, 'Her şeyin harika olduğunu göstermeniz için büyük bir sosyal baskı var. Hiç bitmeyen bir ilginç, entelektüel ve kendinize özgü olduğunuzu gösterme ve dünyaya bir şey ispatlamaya çalışma macerası. Kendiniz olamıyorsunuz,' diye devam etti. Al-Saggaf ile Neilson'ın araştırması Facebook'ta aşırı derecede paylaşımda bulunmakla duygusal sıkıntıları ilişkilendiren ilk çalışma değil. 2012 yılında California State Üniversitesi profesörü Larry Rosen 800 Facebook kullanıcısı ile yaptığı çalışmada katılımcılara bir dizi psikolojik soruna ilişkin bazı testler uyguladı. Çalışma sonucunda Facebook'ta diğer kişilerin aktivitelerini sıklıkla 'beğenen' kişilerin 'mani' ve 'kompülsif' semptomları gösterme ihtimalinin oldukça yüksek olduğu görülmüştü. Facebook ortamında sergilenen davranışlar yalnızlığın bir göstergesi olsa da yalnızlığa sebep olma ihtimali pek yok. New York Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimine devam eden ve Facebook'un büyük bir hayranı olan 48 yaşındaki Christopher Shea paylaşımlarının 'beğenilmesinin' kendini iyi hissettirdiğini söyledi: 'Sanırım fark edilmiş olmak ve kendine güven duygusu ile bir ilgisi var. 'Beğeniler' gelmeye başladığında vücuttaki dopamin seviyesinde hafif bir yükseliş oluyorsa hiç şaşırmam.' Facebook, utangaç kişiler için de iyi bir ortam: 'Etkileşime geçmek için güvenli bir alan.' Genç Facebook kullanıcıları genellikle yaşı daha büyük olan kullanıcılara kıyasla daha fazla arkadaşa sahip. Pew Research Center araştırmasına göre yaşları 18-29 arasında değişen Facebook kullanıcılarının yaklaşık yüzde 27'sinin arkadaş sayısı 500'den fazla, yaşları 65 ve üstü olan kullanıcıların yüzde 72'nin arkadaş sayısı ise 100 ya da altında. Yetişkin Facebook kullanıcıları arasındaki ortalama arkadaş sayısı ise 338. Facebook hesabındaki arkadaş sayısı 500'den fazla olan DeNagel, sosyal ağın insanlarla iletişimde kalmak açısından yararlı olduğunu savunsa da yine de paylaşımlarına ihtiyatlı yaklaşıyor: 'Facebook, bana kendimi daha da yalnız hissettiriyor. Hergün selfie çekip, fotoğrafımı değiştirip, iç dünyamdaki düşüncelerimi insanlara söylemek istemiyorum.'WSJ
Reklam