onedio
Çin Sesten Hızlı Denizaltı Geliştirebilir
Çinli bilim insanları, denizaltıların sualtında sesten hızlı ilerlemesini sağlayacak teknolojiyi geliştirmeye çok yakın olduklarını açıkladı. Başarılı olması halinde, süpersonik denizaltı Şanghay ile San Francisco arasındaki mesafeyi 100 dakikada kat edebilecek. Çin'in Harbin Teknoloji Enstitüsü'nde görevli bilim insanlarının, denizaltı veya torpidoların sualtında sesten hızlı ilerlemesini sağlayacak bir teknoloji geliştirdiği belirtildi. South China Morning Post gazetesinde duyurulan habere göre, Karmaşık Akış ve Isı Transferi Laboratuvarı'nda Profesör Li Fengchen'in başında yer aldığı ekip, süper hızlı sualtı yolculuğu için karmaşık bir 'hava balonu' yaptı. Li,'yaptıkları çalışmanın potansiyelinin heyecan verici olduğunu' söyledi. Çinlileri geliştirdiği teknolojinin, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler tarafından geliştirilen 'Supercavitation' teknolojisine benzetiliyor. VA-111 Shkval adlı torpido için geliştirilen teknoloji, suyun neden olduğu engeli aşmak için sualtı aracının bir balon içinde ilerlemesini öngörüyor. Sovyetlerin, söz konusu teknolojiyle Shkval torpidosunu 370 km hıza ulaştırdığı biliniyor. Birçok alanda kullanılabilir Li, balonun suyla direkt temasını önlemek için içine tekerlek sistemi yerleştirdiklerini belirtti. Supercavitation ile su altına dalacak olan araçların düzenli olarak yüzeylerine su püskürterek nemli kalacağı bilgisi verildi. ‘Sıvı-zar’ yüzeyi sayesinde su ile sürtünmesi azalacak olan denizaltı, 75 kilometre hıza ulaştığında supercavitation moduna geçecek ve sürtünme kuvvetleri kontrol altında tutularak sesten hızlı ilerlemeye başlayacak. Li, supercavitation yönteminin motorlarla sağlanan itme gücünden farklı olduğunu belirterek, sıvı-zar yöntemiyle sualtında çok yüksek hızlara erişebileceklerini ifade etti. Li, South China Morning Post'a yaptığı açıklamada teknolojinin başarılı olması halinde birçok alanda kullanılabileceğini, sualtı taşımacılığının yanı sıra yeni nesil dalış kıyafetleri üretilebileceğini söyledi. Al Jazeera
Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Şirketleri 7 Yıldır Denetlenmiyor
Melih Gökçek’in yönettiği Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı şirketler, ‘yeterli eleman olmadığı için’ 2007 yılından bu yana denetlenmiyor. AKP’li Melih Gökçek’in başkanlığını yaptığı Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki şirketlerin yasal zorunluluk olmasına karşın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından tam 7 yıldır denetlenmediği ortaya çıktı. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı buna “denetim elemanı kadro durumunu” gerekçe gösterdi. CHP İstanbul Milletvekili Sedef Küçük Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de, “Şirketler, kooperatifler ve ticaret sicili memurlukları ile esnaf ve sanatkâr sicil kayıtlarıyla ilgili hizmetleri yürütmek ve bunları denetlemenin” bakanlığın görevleri arasında sayıldığına vurgu yaptı. Küçük, Bakan Yazıcı’ya, “2007- 2014 yılları arasında ve yıllar itibarıyla bakanlığınızca Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki şirketlerin Türk Ticaret Kanunu’na ilişkin işlemleriyle igili kaç denetim yapılmıştır? Yapılan denetimlerde cezai yönden kovuşturmayı gerektiren bir fiil tespit edilen Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki var mıdır? Varsa hangi şirkettir? Yöneticilerin hukuki sorumluluğunun tespit edildiği AnkaraBüyükşehir Belediyesi iştiraki şirket var mıdır? Varsa hangi belediye iştiraki şirkettir? Bakanlığınızca nasıl bir işlem uygulanmıştır” sorularını yöneltti. Yazıcı, yanıtında ticari şirketleri çeşitli kamu kurum ve kuruluşları tarafından denetlendiklerini ifade etti. Örnek veren Yazıcı, vergi uygulamaları açısından Maliye Bakanlığı, iş güvenliği ve iş hukuku açısından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türk Ticaret Yasası açısından da kendi bakanlığınca şikayete bağlı olarak bu denetimlerin yapıldığını bildirdi. Çok şirket var Şirket sayısındaki fazlalığa dikkat çeken Yazıcı, gerek toplam şirket sayısı gerekse de bakanlıktaki denetim elemanı kadro durumu dikkate alınarak 2007- 2014 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi iştiraki şirketlerin denetlenmediğini açıkladı. Yanıtla, yeterli denetim elemanı olmadığı gerekçesiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından 7 yıldır denetlenmediği ortaya çıktı. Mustafa Çakır/ Cumhuriyet
5 Kişinin Öldüğü Olay, Siirt'teki İlk Baraj Faciası Değilmiş
Siirt’in Tillo ilçesinde, Alkumru Barajı kapaklarının açılması sonucu meydana gelen 5 kişinin hayatını kaybettiği facianın bir benzerinin aynı yerde 3 yıl önce de yaşandığı ortaya çıktı. Zaman gazetesinin haberine göre, Siirt'te 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan baraj faciasının bir benzeri yine aynı yerde tam üç yıl önce meydana gelmişti. Eylül 2011’de bayram tatilinde pikniğe giden bir aileden üç kişi, baraj kapaklarının açılmasıyla can vermişti. Siirt’te aynı bölgede 2011 yılının Eylül ayında bayram tatilinde pikniğe giden 3 kişi, Alkumru Barajı kapaklarının uyarı yapılmadan açılması sonucu hayatını kaybetmişti. 3 yıl önceki olayda, 3 çocuğu ile birlikte Kutmiz ve Billoris köyleri arasında pikniğe giden Fehim Özbey (39), serinlemek için çocuklarıyla Botan Çayı’na girmiş, bu sırada Alkumuru Barajı’nın kapakları açılınca sular aniden yükselmişti. Suyun yükseldiğini gören Fehim Özbey, çocuklarını sudan çıkarmak için büyük çaba sarf etmiş ancak tüm uğraşlarına rağmen oğulları Serdar (18) ve İbrahim (11) sulara kapılarak boğulmuştu. 13 yaşındaki evladı Kader’i kurtarmayı başaran baba, baraj sularında can vermişti. O dönem olayı haberleştiren Siirt’in yerel medyası, baraj yetkilileri ile valiliğe 'önlem alınması' çağrısında bulunmuştu. Önceki gün meydana gelen ve 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan ikinci facianın ardından Siirt Barosu avukatlarının hazırladığı inceleme raporu ise aradan geçen zamanda önlemlerin alınmadığını ortaya koydu. Raporda, Botan Çayı üzerinde Limak Şirketler Grubu tarafından elektrik üretimi için yaptırılan Alkumru Barajı'nda, işletmeci firmanın suyu tedbirsiz ve kontrolsüz olarak bıraktığı iddia edilerek, kapakları kırılmamış ise yetkililerin suyu bırakmadan önce araçlarla halkı uyarması gerektiği işaret edildi. Raporda, '30 kilometrelik Botan Vadisi’nde tehlike ânında devreye giren sirenler için yeteri kadar hoparlör yok. Baraj havzasında güvenlik istasyonları yapılması gerekiyordu. Kapaklar kontrollü olarak ve sırayla açılmalıydı. Uyarı levhalarının da belli aralıklarla kontrol edilmesi şarttı' denildi. Son yaşanan olayda bölgede piknik yaparken serbest bırakılan baraj sularına kapılan 5 kişinin, Osman Parlaküşer (34) ve kızları Şevval (6), Betül (8) ile Ahmet Tente (27) ve Fikret Tente’nin (36) cesetleri çıkarıldı. Kayıp olan 10 yaşındaki Semanur Parlaküşer'i arama çalışmaları ise halen sürüyor. CNN TÜRK
Angel Di Maria 99 Milyon Dolara Manchester United'da
Manchester United, Real Madrid'in Arjantinli yıldızı Angel Di Maria'yı 59.7 milyon sterlin(99 milyon dolar) karşılığında renklerine bağladı.Manchester United, Real Madrid’in gözden çıkarttığı Arjantinli orta saha Angel Di Maria’yı 99 milyon dolara renklerine bağladı. İngiltere tarihinde ilk kez bir kulüp, transfer yaparken bu kadar para ödedi. Di Maria, bu sabah Manchester’da sağlık kontrolünden geçecek. Transferin gün içinde açıklanması bekleniyor. Arjantinli kanat oyuncusunun, Kırmızı Şeytanlar’ın Cumartesi günkü Burnley maçında sahada olması bekleniyor. Torres’i geride bıraktı Di Maria'nın bonservis bedeli, İngiltere için bir yeni bir transfer rekoru. Chelsea, 2011'de Fernando Torres için Liverpool'a 50 milyon sterlin ödemişti. Mesut Özil, geçen yıl Real Madrid'den 42.4 milyon sterlin, Sergio Aguero da 2011'de Atletico Madrid'den Manchester City'ye 38 milyon sterline transfer olmuştu.Eurosport
"IŞİD Devlet Olmak İstiyor"
Suriye ve Irak konusunda uzman isimlerin başında gelen Yezid Sayigh’e göre IŞİD'de devlet aklı var. Bu aklın arkasında ‘örgütlü bir devlette çalışmaya alışmış ve teknik kapasiteleri de hayli gelişmiş' kişiler var. Ortadoğu’da devlet yapıları, otoriterlik ve ordular üzerine çalışmalar yapan Profesör Yezid Sayigh ile Irak ve Suriye'de alan hakimiyeti kazanan IŞİD 'i konuştuk. IŞID'in yalnızca küçük ve aşırılık yanlısı bir örgüt olarak algılanmasının hata olacağını söyleyen Sayigh’e göre, IŞİD’i farklı kılan devlet iddiası ve kurumsallaşıyor olması. IŞİD, “Biz devletiz, devlet gibi davranıyor ve devlet gibi konuşuyoruz, siz de bizi devlet olarak görmelisiniz” diyor ve şimdilik kimse ciddiye almasa da tanınmak istiyor. Carnegie Vakfı'nın kıdemli uzmanlarından Sayigh'e göre, sosyal medyada çok güçlü mesajlar veren, kendi imajına yatırım yapan IŞİD, yalnızca ötekileşmiş Arap gençleri arasında değil, heyecan arayan askeri hayata ilgi duyan batılı gençlere de çekici geliyor: ' Müslüman kökenli olmasa dahi ‘dünyayı değiştirmek için’ IŞİD’e katılanlar var ve sayıları hiç de az değil. 1930’larda Franco’ya karşı savaşmak için İspanya’ya giden Amerikalılar ve Avrupalılar gibi, şimdi de gençler Suriye ve Irak’a savaşmaya gidiyor.' Sayigh, IŞİD ile etkin mücadele edilebilmesi için Irak’taki Sünnilerin sisteme dâhil edilmesinin yeterli olmadığını, bizzat sistemin reforme edilmesi gerektiği görüşünde. Aksi takdirde IŞİD çok daha uzun süre var olmaya devam edebilir . Dahası “Arap dünyasında kötü olan her şeyi reddetme’ temeli üzerine kurulu IŞİD'in mesajı, dünyadaki benzer örgütlerin de IŞİD’e biat etmesini beraberinde getirmeye başladı bile. Yezid Sayigh, Al Jazeera ’nin IŞİD'e ilişkin sorularını Londra’dan Skype ile yanıtladı. Profesör Yezid Sayigh, Carnegie Vakfı’nın Beyrut bürosunda Suriye krizi, Arap ordularının siyasetteki rolü ve İsrail-Filistin anlaşmazlığı üzerine çalışıyor. Filistin kökenli Sayigh, daha önce de King’s College London ve Cambridge üniversitelerinde görev yaptı. İsrail ile FKÖ’nün 1991-1994’teki Gazze ve Eriha müzakerelerinde Filistin heyetinin üyesiydi. 1999’dan beri de nihai statü görüşmelerinde Filistin heyetine danışmanlık yapıyor. Suriye Muhalefetinde Liderlik Sorunu, Devlet’in de Üzerinde: Subayların Mısır’ı, Hamas’ın Gazze Politikası, Devlet İnşası: Batı Şeria ve Gazze’de Otoriter Dönüşüm adlı kitapları var. IŞİD, halifeliğe dayanan İslami bir devlet kurma amacında olduğunu söylüyor. Gerçek amaçları bu mu? Ne yapıyorlar bu amaca ulaşmak için? Tamamıyla şeriata dayalı politik iktidar kurmak istiyorlar. Tabii kendi anladıkları anlamıyla şeriat. Ele geçirdikleri yerlerdeki duruma baktığımızda çok açık olan bir şey var; hem askeri hedefleri için, hem de kamu hizmetleri sunmak; elektrik, ekmek, yiyecek gibi temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli finansal kaynakları sağlamaya çalışıyorlar. Benzer örgütlere göre, insanları devamlı yönetmek için nasıl bir yapı kurulması gerektiğini daha iyi anlıyorlar. Bu açıdan bakarsanız, İran ya da Suudi Arabistan gibiler. Örgütlüler; askeri açıdan bakıldığında, birkaç yıl önce hapishaneleri birbiri ardına basarak ve oradaki mahkûmları kendi saflarına katarak güçlerini arttırmaya başladılar. Sanki bir kurmay aklıyla hareket ediyor gibiler ama gerçekten öyle mi, yoksa adım adım güçlenmeleri bir dizi tesadüfün sonucu mu? IŞİD etkin bir örgüt diyebiliriz; tıpkı bir banka, müteahhitlik firması ya da Lübnan Hizbullah’ı gibi. Örneğin, belli bir yerde belli yetenekleri olan insan gücüne ihtiyaç olduğunu saptayıp bunu nereden bulabileceklerini düşünüyorlar. Yapılması gereken iş sivil bir iş ise ve kendileri yapmak istemiyorlarsa, işi görmezden gelmek yerine “mevcut bürokratı ya da teknikeri bu işi yapması için işe alalım” gibi bir çözüm üretiyorlar. Benzer bir biçimde, “deneyimli askeri komutanlara, eski bürokratlara ihtiyacımız var” diye düşündüler, bu personel de Irak’ta hapishanelerdeydi. Hapishaneleri basıp, mahkûmları serbest bıraktılar ve bünyelerine kattılar. Bankalara ve petrol sahalarına saldırdılar. Sorunları önceden görebilmek onların en büyük avantajı. Şu anda yaptıkları şeyi yapmak, yani bir yandan ele geçirdikleri bölgeleri egemenlikleri altında tutmak, savunmaya devam etmek, yönetimlerini güçlendirmek ve bir yandan da genişlemeye çalışmak, petrol bölgelerini ele geçirmek ve petrol satmak gerçekten de zaman, insan gücü ve çaba gerektiriyor. Tek başlarına mı yapıyorlar bunu? Şu anda çeşitli Sünni gruplarla özellikle Irak’ta işbirliği yapıyorlarmış gibi görünüyor. Ama öyle bir zaman gelecek ki, gücü sadece kendi ellerine geçirmek için uğraşacaklar. Bunu yapabilecek güçleri var mı? İşte burası henüz belli değil. Aslında planlamada etkinler, taktiksel olarak da akıllılar ama bütün bu sorunlarla baş edip edemeyeceklerini yakın bir zamanda göreceğiz. Bu sistemin arkasında kim var? Asıl kişilerin önemli bir çoğunluğu Irak’taki isyanın bir parçası olan kişiler. Birçoğu muhtemelen ordunun, Baas Partisi'nin ya da hükümetin parçasıydı. Bir kısmı başka Sünni gruplardan geliyor ama bu aklın arkasındaki kişiler, örgütlü bir devlette çalışmaya alışmış, teknik kapasiteleri de gelişmiş kişiler. “Bu aklın arkasında kim var” sorusuna yanıt ararken öyle çok uzaklara bakmaya gerek yok bence. IŞİD’in başka ülkelerin, istihbarat örgütlerinin desteğinde ya da denetiminde olduğuna dair iddialar var. Sizce bunlar doğru mu? Temel olarak buna yanıtım, hayır. Bazı devletlerin, bazı örgütlerden zaman zaman çıkar sağlaması, onları yönlendirmeye çalışması, bazı kişileri tutuklamaktan kaçınması ile desteklemesi arasında bir fark var. Mesela Türkiye, uzun bir süre yabancı savaşçıların sınırlarını kullanmasına izin verdi. Bilinçli bir biçimde, sınırlarından yapılan geçişlere dikkatlice bakmadı. Suriye’den gelen benzinin Türkiye’de satıldığını otoriteler biliyordu ama ‘kim bundan çıkar sağlıyor’ diye sormadılar. Bu ılımlı muhalifler de olabilirdi, bazen Nusra Cephesi ve evet bazen de IŞİD. Bu davranış ile açıkça desteklemek ya da işbirliği yapmak arasında elbette bir fark var. Suudi Arabistan, İran ve Maliki yönetiminin de IŞİD’i desteklediği iddia edildi ama bunların da IŞİD ile destekleme boyutunda ilişkisi olduğunu sanmam. Sonuçta IŞİD, El Kaide’nin bir parçasıydı ve bütün bu ülkeler El Kaide ile mücadele ettiler. IŞİD üyelerini kimler arasından seçiyor? Kimler IŞİD’e katılıyor? Epey bir çeşitlilik var. Temel olarak bugünkü Irak’tan dışlanmış Iraklılar; özellikle Saddam Hüseyin’in yenilmesi, Baas Partisi'nin yok edilmesinden sonra. Aynı zamanda diğer Arap ülkelerinden, siyasal, ekonomik ve sosyal olarak ötekileşmiş olduğunu hisseden insanlar. Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Ürdün’ün alt sınıflarından gelen, çok fakir, çok fakir olmasa bile, kayıt içi ekonomiyi bırakıp kayıt dışı ekonomide çalışan ya da işgücünü satmak için başta Körfez ülkelerine olmak üzere yüksek oranda göç eden insanlar. Burada milyonlarca insandan söz ediyoruz. Bu insanların bazıları militanlaşıyor ve çeşitli cihatçı gruplara katılıyorlar. Fakir mahallerden, mülteci kamplarından ve varoşlardan geliyorlar. Yabancı savaşçılar? Nereden geliyor olursa olsunlar, Çeçenistan ya da Çin ya da Avrupa, bunlar çoğunlukla ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenler, yabancılaşmış ve kültürel anlamda dışlanmış kişiler. Fakat bir de azımsanmayacak başka bir kesim var; askeri hayattan hoşlanan, bundan heyecan duyan, aslında ABD ordusu ya da başka bir orduya katılabilecekken IŞİD’e katılanlar. IŞİD sosyal medyada çok güçlü mesajlar veriyor, kendi imajlarına epey yatırım yapıyorlar ve bütün bunlar dünyanın her yerindeki bu tip gençlere farklı geliyor. Hatta bazıları Müslüman kökenli bile değiller, ya da öyle bir arka planları yok. Bazıları meseleye ‘dava’ olarak bakıyor; emperyalizmle, Amerikalılarla, Irak ve Suriye’de yapılmış bütün o korkunç şeylerle savaşmak istiyorlar. 1930’larda Franco’ya karşı savaşmak için İspanya’ya giden binlerce Avrupalı gibi. O zamanlar bu komünizm ya da uluslararası dayanışma adına yapılıyordu. Dünyayı değiştirmek isteyen ve bunun heyecan verici olduğunu düşünen insanlar. Bunun adına şimdi cihat diyoruz ve Franco yerine Amerikalılar, Maliki ya da Esed ile savaşılıyor. “IŞİD devletleşiyor” Nasıl bir örgütsel yapısı var IŞİD’in; sıkı bir emir komuta zinciri mi, hücreler biçiminde mi? Örgütün 2008’den beri var olduğunu ve diğer cihatçı örgütlere benzer, biat etme üzerine kurulu bir yapısının olduğunu biliyoruz. Emirlerin her türlü kaynağı ve üyeyi sıkı bir biçimde kontrol ettiği bir yapı; bir üstteki emir de, diğeri üzerinde aynı otoriteye sahip. Ama IŞİD’i benzer diğer gruplardan ayıran bir şey var: IŞİD, devlet kurmaya çalışan cihatçı bir örgüt ve öyle gözüküyor ki Şura Konseyi de olan bir yapı. Dolayısıyla bu yapıları ve süreci kurumsallaştırmak, rutinleştirmek zorunda. Mesela Bağdadi öldürülür ya da ölürse, ya da kansere yakalanırsa yerine kimin geçeceğini belirleyen bir mekanizma olmalı. Ya da mesela, şeriata uyulmazsa ne olacak? IŞİD bunları düşünmek ve buna göre bir örgütlenme yapısı ortaya çıkarmak zorunda kalacak. Bütçe sorunu ne olacak? Petrol ihracatı ne olacak? Ya dış ilişkiler? Bütün bunlar IŞİD için bir sorun ve şimdiki yapısının bu sorunlara yanıt vermede yeterli olup olmadığı belli değil. IŞİD ile nasıl mücadele edilebilir? IŞİD’i gerçekten yenmek için Irak Sünnilerinin hatırı sayılır desteğini almak şart. Farklı gündemlerle hareket eden farklı Sünni gruplar var ve amaçları IŞİD ile aynı değil. Birleşik Irak’ta kalmak isteyen ve 2003’ten sonra olan her şeyi reddeden gruplar bunlar. IŞİD ile müttefik olabilirler ama bir noktada IŞİD’in onları yok edeceğini, ya da kendi liderliğinde birleşmeye zorlayacağını anlayacaklar. Bu kaçınılmaz. Bu grupları Bağdat hükümetinde gerçekten de bir arada yaşama, bütünleşme, yetki paylaşma ve kapsayıcı olma yönünde gerçek bir irade olduğuna ikna etmek gerekiyor, çünkü geçmişte de bunlar konuşuldu, sözler verildi ama değişen bir şey olmadı. Bu ikna kritik, çünkü bu olmadan IŞİD’in elindeki bölgelerde askeri durum değiştirilemez. IŞİD de kendisini destekleyen bu gruplarla bir gün çatışabileceğinin farkında herhalde? Kesinlikle farkında. Eninde sonunda diğer Sünni gruplar IŞİD’e meydan okuyacaklar. IŞİD de arkasına yaslanıp bunun olmasını beklemeyecek ve beklemiyor da zaten. Şimdiden kendi içinde güçleniyor ve diğerlerini zayıflatıyor, bunun için de geçmişte Saddam Hüseyin’in kullandığı, şimdi de Suriye rejiminin kullandığı yöntemlere başvuruyor, paralarını kesiyor, köylere, mahallelere el koyuyor. IŞİD’in kaç savaşçısı, adamı var? Bunu kimsenin gerçekten bildiğini sanmıyorum. İstihbarat örgütlerinin bile çok genel tahminleri var. Beş-on bin kişiden söz ediliyor. Suriye muhalefeti yalnızca geçen ay 6 bin kişinin IŞİD’e katıldığını duyurdu ki, olabilir. Çünkü diğer gruplardakiler, kendi gruplarını IŞİD’e katılmak için terk ediyor. Ayrıca kontrol ettikleri bölgelerde, para önererek, ki insanların çok ağır bir biçimde ihtiyacı var paraya, ya da zorla, bazen de aşiretlerden transfer ederek savaşçı sayısını arttırıyorlar. Bütün bu yöntemleri geçmişte Saddam Hüseyin uygulamıştı, yakın bir zamanda da Esed. Ne olacak IŞİD’e? İddia ettiği gibi bir devlet mi olacak, yok olup gidecek mi? Sanırım bu soruya birçok uzman, basit ve akla ilk gelen yanıtı verirdi: Bu aşırılık yanlısı terörist bir örgüt, o kadar. Ama IŞİD’in farklı olan bir tarafı var. Herkes onları çok ürkütücü, tehlikeli gördüğü ve yok etmeye uğraştığı için bu çok delice gelebilir ama yeni bir devlet kurduklarını söylüyorlar. Ara sıra yayınlarında başka ülkelerde temsilcilik açmaya, dış ilişkiler kurmaya yönelik referanslar görüyorsunuz. Tanınma meselesine çok büyük önem verdikleri görülüyor. Hilafet ilan ettikten sonra yaptıkları ilk iş, tanınmayı istemek oldu. Bağdadi’nin hilafetini tabii ki kimse ciddiye almadı ama onun bu meseleyi ne kadar ciddiye aldığını görüyoruz. Ele geçirdikleri yerlerde kendilerine Da’iş denilmesini yasakladılar. [Arapça’da Irak-Şam İslam Devleti’nin kısaltılmış hali] Bu yasağın tek nedeni, bunun kendilerinden hoşlanmayanların kullandıkları bir kısaltma olması değil. Da’iş, bir devlete değil örgüte işaret ediyor. IŞİD ise “Biz devletiz, devlet gibi davranıyor ve devlet gibi konuşuyoruz, siz de bizi devlet olarak görmelisiniz” diyor. Ama bu kafa keserek, insanları canlı canlı gömerek mi olacak? Bu devlet gibi hareket etmek mi yani? Tüm 'devletlerde' olduğu gibi, bana göre IŞİD'in ana kaygısı yereldeki gücü ve meşruiyeti, ve IŞİD bu uğurda dışarıyı yabancılaştıran eylemlerden de çekinmeyecektir. Zina yapanları taşlamak, hırsızların ellerini kesmek, Sufi türbeleri yok etmek gibi eylemlerin tümü, gerek IŞİD'in -kendi anladıkları haliyle- şeriat kanununa ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunu, gerekse cebri gücünü, -ki buna bu denli şiddetli veya doğrudan olmasa da tüm devletler başvurur- ortaya koyarak bu amaca hizmet ediyor. Bir ABD'linin kafasını kesmek büyük ihtimalle daha çok ABD'ye mesaj niteliğinde; IŞİD'in, Bağdat'ı desteklemesi halinde ABD'yi karşısına almaya ne kadar kararlı ve hazır olduğunu gösterme amacı taşıyan ve dolayısıyla caydırıcılığı olacak bir mesaj. Unutulmamalı ki devletler her zaman kusursuz bir iç uyuma sahip olmayabilirler; birbiriyle çelişen farklı politikaları olabilir veya dışarıya çelişkili mesajlar yollayabilirler. Geleceğe yönelik olarak en kötü ve iyi durum senaryonuz ne? Hem bölge açısından hem de IŞİD’in ele geçirdiği yerler açısından? IŞİD’e ne olacağı Irak ve Suriye’deki gelişmelere bağlı. Daha önce söylediğim gibi Bağdat hükümeti ve dış destekçilerinin, özellikle ABD ve İran’ın IŞİD’e nasıl davranacağına ve Sünnilerin Irak’taki sisteme yeniden entegre olmasına bağlı. Bu konuda ciddi adımlar atılırsa ve bunlar kalıcı olursa, ancak o zaman askeri ya da diğer yöntemler sonuç almaya başlayabilir. Bağdat hükümeti de kendisini reforme etmeli, çünkü bürokrasisi, ordusu, polis gücü de büyük ölçüde kifayetsiz ve yolsuzluğa batmış durumda. Dolayısıyla Bağdat hükümetinin karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca Sünnileri sisteme dâhil etmek için reform yapacağına onları inandırmak değil, kendisini de reforma tabi tutabilmek. Bu başarılırsa IŞİD gücünü kaybetmeye başlayabilir. Bütün bunların olup olamayacağını önümüzdeki aylarda göreceğiz. Bu yönde adım atılırsa da sonuçları bir, iki yıl içinde hissedilmeye başlayacak. Bu da en iyi durumda, en iyi koşullar altında olabilecek şey. Ama tarif ettiğim gibi olmazsa, IŞİD’in zayıflaması daha fazla zaman alacak. Bana öyle geliyor ki Irak bu sorunla en az 10-15 sene daha baş etmeye çalışacak. Çünkü mesele yalnızca IŞİD değil, 11 yıldır şu ya da bu seviyede devam eden Sünni isyan. Sünni federal bir devlet çözüm olabilir, bu da beraberinde kendi problemlerini getirebilir tabii ama hiç olmazsa belli ölçüde istikrar ve uzlaşma sağlar. Bunun IŞİD ile olacağını sanmam. Alternatif diğer Sünni liderler, ama onların da ya güçleri zayıflatılmış durumda, ya yalnız bırakılmışlar ya da IŞİD ile mücadele etmekle ya da ona destek vermekle meşguller. Bu durumun değişmesi için de en az iki, üç yıla ihtiyaç var. Bunlar olmuyorsa, IŞİD’in sürekli başkalarıyla savaşıyor olsa bile, kimse onu tanımasa bile varlığına devam etmemesi için neden göremiyorum. Geniş toprakları elinde tutmaya ve başkalarını tehdit etmeye devam edecektir. Bölge açısından bakıldığında? Birbirleriyle zıt gibi gözüken iki durum var. Bir taraftan IŞİD yerel bir fenomen. Irak’a ve kısmen de Batı Suriye’ye özgü. Yabancı savaşçıları dünyanın değişik yerlerinden gelseler de, IŞİD temel olarak Iraklı bir örgüt, desteğini oradan alıyor. Afganistan’daki Taliban ve El Kaide gibi. El Kaide çok güçlü ama Afganistan’dan atılabilir çünkü yerel değil. Bu noktaya dikkat edilmesi lazım: “IŞİD fikri”, mevcut yönetimi, Arap dünyasında kötü olan her şeyi, yolsuzluğu reddediyor. Bu anlamıyla da IŞİD’in, Irak sınırlarının dışına çıkan, bölgenin de sınırlarının dışına taşan herkese hitap eden bir yanı var. Dolayısıyla soru şu, mevcut ya da yeni yerel gruplar ne yapacak? Mesela Magrep’te El Kaide’ye değil, IŞİD’e bağlı olduğunu söyleyen gruplar ortaya çıktı ama Yemen’de El Kaide’ye bağlılık sürüyor gibi.Al Jazeera
Libya'da Cesetler Kıyıya Vurdu
Libya'da Afrikalı göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirirken, cesetler kıyıya vurdu.Libya'da Afrikalı kaçak göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu ölenlerin sayısının 200'ü geçtiği bildirildi. Deniz Kuvvetleri Sözcüsü Eyyub Kasım, yaptığı açıklamada, batan teknedeki göçmenlerin cesedine ulaşılması için cumartesi gününden bu yana denizde arama çalışmalarının sürdürüldüğünü belirtti. TEKNEDE KAÇ KİŞİ OLDUĞU BİLİNMİYOR Teknede toplam kişi sayısına dair bir bilginin olmadığını ifade eden Kasım, Sahil Güvenlik ve Deniz Kuvvetlerinin imkanlarının kısıtlı olduğunu ve ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini söyledi. 'AFRİKA KÖKENLİ OLDUKLARINI BİLİYORUZ' Kasım, 'Afrikalı kaçak göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu yaşamını yitirenlerin sayısı 200'ü geçti. Karşılaştığımız bir diğer problem, bu ve benzeri olaylarda uyrukları bilinemediği için cesetleri kimsenin teslim almaması. Ten renklerinden sadece Afrika kökenli olduklarını biliyoruz' dedi. Kasım, hükümete ve uluslararası kurumlara Afrikalı göçmenlerin Avrupa'ya kaçışta sıkça başvurduğu 'yasa dışı göç' meselesiyle ilgilenmeleri çağrısında bulundu. Libya üzerinden Avrupa'ya geçmek isteyen Afrikalı kaçak göçmenleri taşıyan teknenin aşırı yük sebebiyle batmış olma ihtimali üzerinde duruluyor.Ensonhaber
Reklam
"Silüet Katili O Kulelerde Bazı Bakanların da Dairesi Olduğunu Biliyorum"
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay , İstanbul’un siluetini bozan Zeytinburnu’ndaki 16:9 Kuleleri’ne ilişkin olarak, isimlendirme yapmadan 'O kulelerde bazı bakanların da dairesi olduğunu biliyorum” dedi. Bakanlığı döneminde kulelerin durdurulması için Başbakan Tayyip Erdoğan 'a defaatle öneride bulunduğunu ancak “Sen de tarih diye diye her şeyi engelliyorsun” eleştirisi ile karşılaştığını aktaran Günay, 'Ahmet Davutoğlu bana defaatla, 'Bu yapı İstanbul’a hiç yakışmıyor, tarimize saygısızlıktır' demiştir' ifadesini kullandı. Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker 'in 'Bakanların da evi var' başlığıyla yayımlanan (26 Ağustos 2014) konuya ilişkin yazısı şöyle: Dün öğleye doğru Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay aradı. Karşılıklı hal hatırın hemen ardından. İstanbul’un siluetini bozan Zeytinburnu’ndaki 16:9 Kuleleri’ni konu alan “Hepiniz Şahittiniz” yazımı okuduğunu söyledi. “Benim meselelerimin en önemlisiydi bu” diyerek, kabineden istifa sürecine atıf yaptı. Sonraki sohbetimiz boyunca, 16:9’a dair aktardıkları, önemli ayrıntılar içeriyordu. Yazıp yazamayacağımı sorduğumda “Elbette” yanıtını aldım. Günay’ın paylaştığı anekdotların bir kısmı daha önce basında yer aldı. Sözgelimi, 2011 Ağustosu’nda inşaatın yükseldiğini görünce, surların etkilenmesi sebebiyle 4 No’lu Koruma Kurulu’nu harekete geçirdiği, vali, belediye başkanı ve il bürokratlarının katılımıyla bir dizi toplantı yaptığı... “Başbakan’a yüz yüze defalarca anlattım, bu yapının İstanbul’un tarihi siluetini bozduğunu, durdurulması gerektiğini söyledim” diyen Günay, Başbakan’ın da her seferinde kendisine sorun olmadığını söylediğini belirtti. Erdoğan’ın, 16:9 konusunu açtıkça “Sen de tarih diye diye her şeyi engelliyorsun” dediğini aktaran Günay, “Sizin tepkiniz ne oluyordu” soruma önce güldü, “Herhalde beni ‘solcu, yatırım sevmez’ diye düşünüyordu” dedi. Ardından da kendisinin “Muhafazakârlıksa, İstanbul’un tarihini koruma konusunda hepinizden muhafazakârım” dediğini aktardı. Ertuğrul Günay, bütün çabalarına karşın girişimlerinin nasıl sonuç vermediğini anlatırken, şöyle dedi: “Bizim Kültür Bakanlığı olarak zabıtamız yoktu ki. ‘Bunu durduralım, surları etkiliyor, silueti bozuyor’dedik bürokratlar itiraz edince, sonuç alamadık. Hepsi de Başbakan’ın kule müteahhidi Mesut Toprak’ı himaye eden yaklaşımından cesaret alıyorlardı. Hatta Mesut Toprak benden randevu istemişti bu toplantılar nedeniyle. Başbakan kendisiyle konuşmuş olmalı ki, birden geri çekti. Yani benimle konuşmaya ihtiyaç bile duymadı.” İki gün önce Miyase İlknur imzasıyla yayımlanan ve 16:9’da bazı “etkili” ve “yetkili” kişilerin daireleri olduğuna ilişkin manşet haberimize değindi Günay. “O kulelerde bazı bakanların da dairesi olduğunu biliyorum” dedi. İsimlendirme yapmadı. Günay’ın bu konuda paylaştığı bilgiler arasında en ilginç olanlardan biri de başbakan adayı Ahmet Davutoğlu’nun tutumuna dair olanıydı: “Ahmet Davutoğlu bana defaatla, ‘Bu yapı İstanbul’a hiç yakışmıyor, tarimize saygısızlıktır’ demiştir.Ben de kendisine ‘O zaman lütfen bu şikâyetinizi Bakanlar Kurulu’nda gündeme getirin. Herkes duysun. Sesli olarak tartışalım” demiştim. Sonra? Sonrası şöyle olmuş: Erdoğan, Van depremi sonrasında Günay’ı gördüğünde “Evet biraz abartmışlar” demiş. Ama iş işten geçtikten, siluet bozulduktan sonra. “Dolayısıyla” diyor Günay, “tam bir yıl boyunca sayısını hatırlamadığım kadar çok sayıda dile getirdim Başbakan’a bu konuyu, ‘tıraşlamadıkları için küstüm’ bir şey ifade etmiyor”. Sonra ekliyor: “Bakalım Danıştay kararından sonra ne yapacaklar?” Bu arada sohbet arasında Günay’ın, bakanlık dönemini anlatacağı bir kitap hazırlığı içinde olduğunu da öğrendik. Bunu da paylaşmış olalım.T24
Gazetelerde Bugün | 26 Ağustos Salı
Hürriyet: Sudan insan topladık Sabah: Açık toplumun kara delikleri Vatan: Poliste köstebek Akşam: Paralel gaspa rütbe iadesi Taraf: Yargı dik durdu Yeni Şafak: Hareket merkezi Londra Zaman: Aynı barajda ikinci facia Cumhuriyet: Emine Hanım itirafı Evrensel: Hiçbir uyarı yapılmadı
Reklam
66. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu
Televizyonun Oscar'ları olarak nitelendirilen 2014 Emmy Ödülleri sahiplerini buldu. Ünlü oyuncu Seth Meyer tarafından sunulan ödül töreninde Türkiye'de de geniş hayran kitlesi bulunan Game of Thrones, Breaking Bad, True Detective, Orange Is The New Black, The Big Bang Theory gibi diziler yarıştı. DRAMANIN GALİBİ BREAKING BAD Emmy'nin en çok merak edilen kategorisi dramaydı. Game of Thrones, Beraking Bad, House of Cards, Mad Men ve True Detective gibi geçtiğimiz sezonun en başarılı yapımlarını barındıran kategorinin kazananı Breakind Bad oldu. Breaking Bad ekibi bu kategoride toplam 5 ödül aldı. KOMEDİNİN KRALI MODERN FAMILY Komedi kategorisinin en çok kazananı ise Modern Family oldu. Sezonun sürpriz dizilerinden Netflix yapımı Orange Is The New Black ise kategoride bekleneni vermedi. Modern Family ekibi toplam 4 ödül alarak başarılı yapım oldu. USTA OYUNCU ANILDI Emmy Ödül Töreni'nde duygusal anlar da yaşandı. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden usta oyuncu Robin Williams için bir anma gerçekleşti. Williams'ın arkadaşı Billy Crystal sahneye gelerek bir konuşma yaptı. İşte farklı kategorilerde verilen Emmy Ödülleri'nin sahipleri; KOMEDİ KATEGORİSİ Komedi Dizilerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Ty Burrell, Modern Family En İyi Komedi Dizisi: Modern Family Komedi Dizilerinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Allison Janney, Mom Komedi Dizilerinde En İyi Senaryo: Louis C.K., Louie Komedi Dizilerinde Konuk Kadın Oyuncu: Uzo Aduba, Orange Is the New Black Komedi Dizilerinde Konuk Erkek Oyuncu: Jimmy Fallon, Saturday Night Live Komedi Dizilerinde En İyi Yönetmen: Gail Mancuso, Modern Family Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu: Jim Parsons, The Big Bang Theory Komedi Dizilerinde En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus, Veep Komedi Dizilerinde En İyi Senaryo: Louie Komedi Dizilerinde En İyi Yönetmen: Modern Family MİNİ DİZİ & TV KATEGORİSİ Mini Dizi & Tv Filmi En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Martin Freeman, Fargo Mini Dizi & Tv Filmi En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kathy Bates, American Horror Story: Coven Mini Dizi & Tv Filmi En İyi Senaryo: Steven Moffat, Sherlock Mini Dizi & Tv Filmi En İyi Yönetmen: Fargo Mini Dizi & Tv En İyi Erkek Oyuncu: Benedict Cumberbatch, Sherlock Mini Dizi & Tv Filmi En İyi Kadın Oyuncu: Jessica Lange, American Horror Story: Coven En İyi Mini Dizi: Fargo En İyi TV Filmi: The Normal Heart DRAMA KATEGORİSİ En İyi Drama Dizisi: Breaking Bad Drama Dizilerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Aaron Paul, Breaking Bad Drama Dizilerinde En İyi Yönetmen: Cary Joji Fukunaga, True Detective Drama Dizilerinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anna Gunn, Breaking Bad Drama Dizilerinde En İyi Senaryo: Moira Valley-Beckett, Breaking Bad Drama Dizilerinde Kadın Oyuncu: Juliana Margulies, The Good Wife Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu: Bryan Cranston, Breaking Bad Drama Dizilerinde Konuk Kadın Oyuncu: Allison Janney, Masters of Sex Drama Dizilerinde Konuk Erkek Oyuncu: Joe Morton, Scandal
20 Maddede Mason Sembollerinin Sırları
1-Masonluk, tarih boyunca dünyanın hemen her köşesinde etkili olmuş, temelleri gizlilik üzerine oturtulmuş bir teşkilattır. Resmi olarak 18. yüzyılın başlarında kurulmuşsa da, fiilen yüzlerce senedir varlığını sürdürmektedir.
Giroud Üç Ay Oynayamayabilir
Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki rakibi Arsenal’in golcüsü Olivier Giroud sahalardan üç ay uzak kalabilir. Beşiktaş’ın çarşamba akşamı UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda, 0-0’ın rövanşında Londra’da karşılaşacağı Arsenal ’e kötü haber. İngiliz basınından Telegraph’ın haberine göre, Premier Lig’de cumartesi günü oynanan Everton maçında sakatlanan Olivier Giroud ’nun sahalardan üç ay uzak kalabileceği belirtiliyor. Fransız futbolcunun ikinci röntgeninden gelecek sonucu bekleyen Arsene Wenger forvet için transfer sezonu kapanmadan bir yedek oyuncu bulmanın derdine düştü. Arsenal’in bir diğer futbolcusu Jack Wilshere ’in de ayağındaki kırık ancak şişlik indikten sonra çekilen ikinci röntgende belli olmuştu. Bu yüzden Londra ekibinin sağlık heyeti Giroud’yu da bir kez daha tetkik için hastaneye gönderdi. Giroud’nun Beşiktaş maçında oynamayacak olması kesinleşti. Wenger üç aylık dönemde kullanamayacağı golcü oyuncusunun yerine Samuel Eto’o, Loic Remy ve Danny Welbeck’i transfer edebilir. Beşiktaş karşılaşmasında ayrıca Mikel Arteta sakatlığı, Aaron Ramsey de kart cezası nedeniyle forma giyemeyecek. Spor365
Reklam
10 Adımda Sağlık Yönetimi
Sağlık yönetimi mesleği hakkında özet bilgi içerir.  Sağlık yönetimine destek olmak için çok geç değil sende twitter da ‪#‎sağlıkyönetimine1000kadro hashtagi ile bize destek olabilirsin. Ayrıca aşağıdaki internet sitesine girip sağlık yönetiminin önünün açılması için imzan ile katkıda bulunabilirsin.  http://www.change.org/tr/kampanyalar/sa%C4%9Flik-bakanli%C4%9Fi-sa%C4%9Flik-y%C3%B6neticilerinin-%C3%B6n%C3%BCn%C3%BC-a%C3%A7in?share
G.Saray İçin Bomba İddia! İstifa...
Spor yazarı Levent Tüzemen, Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye mağlup olduğu Süper Kupa maçının ardından çarpıcı bir iddiada bulundu. Karşılaşma sonrasında canlı yayında yorumlarda bulunan Levent Tüzemen, Galatasaray'da üç yöneticinin istifa ettiğini belirtti. Tüzemen, Galatasaray yönetiminde ciddi sorunlar olduğunu söyleyen Levent Tüzemen, istifa dilekçelerinin başkan Ünal Aysal'ın cebinde olduğunu söyledi. Bu isimlerden birinin Galatasaray'ın çok önemli bir yöneticisi olduğunu dile getiren Tüzemen, yönetim kurulu toplantısında bu istifaların görüşüleceğini dile getirdi.Sporx
İsmail Kartal: "Taraftarımıza Armağan Olsun"
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Galatasaray ile oynadıkları Süper Kupa maçının ardından açıklamalarda bulundu. Sarı-lacivertli takımın yeni teknik direktörü, 'Oyuncularımız tebrik ediyorum. 120 dakika her şeyi yapmaya çalıştılar. Bizim Fenerbahçe olarak bir felsefimiz var. Hafta başından beri hazırlanıyorduk. Konuştuğumuz her şeyin birçoğunu yerine getirdiler. Oynamak isteyen bizdik. Galatasaray'a göre çok fazla pozisyon ürettik. Son vuruşlarda sıkıntımız oldu. Galatasaray'a çok fazla pozisyon vermedik. Hamlelerimizi oyunun gidişine göre yaptık. Her zaman onları baskımız altına aldık. Biz penaltılarda elenseydik üzülmeyecektik. Maçtan önce konuştuk, biz şampiyon bir takımız. Analizlerimizi yaptık, çıktık ve en iyi şekilde mücadele ettik. Bize yakşıanı yaptık. Bu kupa başkanımız, yöneticilerimize, taraftarlarımıza camiamıza armağan olsun' şeklinde konuştu. Sporx
Reklam
Prandelli'den Transfer Açıklaması
TFF Süper Kupa maçında Fenerbahçe'ye penaltı atışları sonucunda mağlup olan Galatasaray'ın teknik direktörü Cesare Prandelli, 'Penaltılara kaldığınızda şans gerekiyor, şans bize bu akşam gülmedi' dedi. Prandelli, maçtan sonra katıldığı basın toplantısında, müsabakada çok savaştıklarını ve maçın fair play çerçevesinde geçtiğini kaydetti. Şampiyon bir takıma karşı oynadıklarını ifade eden Prandelli, 'Uzun zamandır birlikte oynuyorlar ve aynı şekilde oynamayı biliyorlar. Biz de karakterimiz gösterdik ama eksiklerimiz var, bunu zamanla gidereceğiz ve daha iyi olacağız' dedi. Kulüp başkanı Ünal Aysal'ın transfer için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Prandelli, 'Başkanımız takım için çalışıyor biz de onu bekliyoruz. Penaltılara kaldığınızda şans gerekiyor, şans bize bu akşam gülmedi' dedi. Prandelli, çok özel bir derbinin geride kaldığını belirterek, 'Her iki takımın taraftarı da 2 saat öncesinde şarkılar söylemeye başladı. Çok güzel bir atmosfer oldu bizim için' diye konuştu. Sneijder'in yapabileceği en iyi şeyleri yaptığını kaydeden Prandelli, Muslera'nın hem kalitesini gösterdiğini hem de fair play hareketleriyle ön plana çıktığını ifade etti. Prandelli, organize bir takıma karşı oynadıklarını tekrarlayarak, 2 değişiklik yaptıktan sonra daha agresif oynadıklarını ancak penaltılarda şanslarının kendilerine gülmediğini söyledi. Maçta zor duruma düştüklerini ve defansif bloğunu oturtamadıklarını belirten Prandelli, bunda orta sahanın da önemli olduğunu kaydetti. Prandelli, kısa bir süredir Türkiye'de olduğunu ve henüz Türkçe bilmediğini belirterek, şöyle konuştu: 'O yüzden dinlediğim şarkıların ne içerdiğini bilmiyordum. Bu durumlarda her zaman iyi davranmak ve gerçekleri konuşmak gerekiyor. Atılan yabancı maddelerle ilgili bir kaç kural eksikliği olduğunu görüyorum. Takımı motive etmek için karşı tarafa saygısızlık yapmamak gerekiyor.' Şu an için oynadıkları sistemin bu olduğunu kaydeden Prandelli, yapılacak transferlere göre gerekli değişiklikler yapabileceklerini sözlerine ekledi.MedyaSpor
Reklam
Bihter Ziyagil'in En "Bihter" 32 Kıyafet Seçimi
etiket
Sizin hiç kendinizi bir durumdan 'Sen Bihter Ziyagil'sin aptallık etme!' diyerek sakinleştirip, kurtardığınız oldu mu? Eğer yanıt evetse, siz de bu kadına hayransınız. Hatalarına bile. Bihter'i Bihter yapan en önemli şeylerden biri ise tavırlarıyla bütünleşen elbiseleri, ayakkabıları, makyajı ve saçı. En iyilerini sizin için derlemeye çalıştık, eksikler elbette olacaktır, hatta tekrarlananlar bile görebilirsiniz. Çünkü emin olun Bihter Ziyagil her 'ışıkta' her 'sahnede' kendi büyüsünü ayrı ayrı konuşturur.
Reklam