onedio
Üç Çocuğa Cinsel Tacizde Bulunan Sanığın Cezası Üçte Birine İndirildi
Bir cinsel istismar davasında daha hukuk skandalı yaşandı. Biri dört, ikisi altı yaşındaki üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Soner K.’ya verilen 37 yıl 6 aylık hapis cezası, çocukların ruh sağlığının ‘ adli makamlara gidip gelmekten de bozulmuş olabileceği ‘ gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozuldu.Soner K. adlı zanlı, 2008’de Zongultak’ta üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla yargılanmış, Adli Tıp Kurumu’nun ‘ çocukların ruh sağlığının bozulduğu ‘ yönündeki raporu doğrultusunda da 37 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.Ancak Yargıtay, çocukların ruh sağlığının olay sonrası adli makamlara gidip gelmeleri sırasında da bozulmuş olabileceğini belirterek kararı bozdu.Yeniden hakim karşısına çıkan 29 yaşındaki Soner K.’ya, Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘ mağdurun ruh sağlığının bozulması halinde ceza 15 yıldan az olmaz ‘ hükmünü de uygulamayarak zanlıya 12 yıl 11 ay hapis cezası verildi.Diken
AKP'nin Milleti Korkuttuğu Faiz Lobisi Hortladı
HAYALİ DÜŞMANDI GERÇEK ORTAK OLDUCHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, AKP Hükümetlerinin durmadan hayalı düşman olarak gösterdiği 'faiz lobisine' bizzat kendisinin esir olduğunu söyledi. Umut Oran, 'AKP’nin ekonomideki her başarısızlığının sebebi gösterdiği “faiz lobisine”2015 yılı boyunca devlet kasasından günde ortalama 148 milyon TL aktarılacak' dedi.Umut Oran'ın açıklaması şöyle:2015 bütçesine faize yıllık 54 milyar lira ödenek konulurken; işsize iş, ekonomiye katma değer yaratacak olan kamu yatırımlarına ayrılan ödenek 47.8 milyar lirada kaldı.2015’te faiz ödeneği 4 milyar lira artırılıyor, yatırım ödeneği ise 8 milyar TL kısılıyor.AKP iktidarı, sürekli yakındığı “faiz lobisini” ihya etti; bu kesime 12 yılda iç ve dış borç faizi olarak 600 milyar lira aktarıldı.TBMM’de halen görüşmeleri süren 2015 bütçesindeki “faiz-yatırım dengesi”, AKP’nin ekonomideki her başarısızlığından sorumlu tuttuğu “faiz lobisi” konusundaki eylem ve söyleminin zıtlığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.Toplam büyüklüğü 473 milyar TL olan 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin yüzde 11.4 oranındaki 54 milyarlık bölümü, faiz ödeneği olarak ayrıldı. Bunun anlamı; devlet kasasından çıkacak eski parayla 54 katrilyon liralık bir kaynak, Recep Tayyip Erdoğan’ın her sorunda hedef gösterdiği “faiz lobisinin” cebine konulacak. Buna göre AKP hükümeti 2015 yılında her ay yaklaşık 4.5 milyar lira faiz ödemesi yapacak. Başka deyişle 2015 boyunca günde ortalama 150 milyon TL dolayında bir para iç ve dış borçların faizi olarak bu kesime aktarılacak.12 yılda “faiz lobisi ”ne 600 milyar TL…Bu yılın tamamında 50 milyar lira olması beklenen faiz servisi ile birlikte son 12 yılda kamunun iç ve dış borçları için kreditörlere ödenen toplam faiz 600 milyar lirayı yaklaşıyor. 2003-2014 döneminde ödenen toplam faiz, önceki 12 yıldakinin neredeyse 5 katı düzeyinde.Erdoğan’ın dilinden düşürmediği faiz lobisine aktarılan kaynak, özellikle 2005’ten bu yana azalmak bir yana arttı. Maliye Bakanlığı’nın merkezi yönetim bütçe gerçekleşmelerine göre; 2005 yılında 45.7 milyar lira olan toplam faiz servisi, 2006’da 46 milyar, 2007’de 48.8 milyar, 2008’de 50.7 milyar, 2009’da 53.2 milyar, 2010’da 48.3 milyar, 2011’de 42.2 milyar ve 2013 yılında yaklaşık 50 milyar lira olarak gerçekleşti. 2014’ün tümündeki faiz servisine ilişkin 50 milyar liralık gerçekleşme tahminine göre, 2015’te devlet 4 milyar lira daha fazla faiz ödeyecek.Faize 4 milyar daha fazla, yatırıma 8 milyar daha az…2015’te faize yıllık 54 milyar lira ödenek ayrılırken; işsize iş, ekonomiye katma değer yaratacak kamu yatırımlarına ayrılan ödenek 47.8 milyarla çok daha düşük kaldı. Bütçede “sermaye giderleri” ve “sermaye transferleri” adıyla yer alan iki kalemin toplamı yatırıma harcanacak parayı gösteriyor. Bütçede yatırım harcamalarının bu yılın tümünde 55.6 milyar liraya ulaşacağı tahminine göre 2015’te devlet, bu yıla göre yaklaşık 8 milyar lira daha az yatırım harcaması yapacak.Gelecek yıl kamu yatırım harcaması yüzde 14 kısılıyor. Yatırım harcamalarının bu yıl bütçede yüzde 12.4 düzeyinde gerçekleşecek payı gelecek yıl yüzde 11.4’e düşüyor. Bütçedeki yatırım harcamalarının GSYH’ye oranı da yüzde 3.1’ten yüzde 2.4’e iniyor.Bu bütçenin büyümeye katkısı olmaz!...2015 merkezi yönetim bütçe giderlerinin yüzde 88.6’sını faiz dışı harcamalar oluşturuyor. Prim ödemeleri de dahil personel giderlerinin bütçedeki payı yüzde 29.5’e ulaşıyor. Mal ve hizmet alımlarının bütçe içindeki payı da yüzde 8.7 düzeyinde. Cari gider niteliğindeki bu iki kalemin bütçe içindeki toplam payı yüzde 38.2. Yatırım harcamaları niteliğindeki sermaye giderleri ve sermaye transferlerinin payı ise yüzde 10’da kalıyor. Yüzde 11.4’lük paya sahip faiz ödemesi de transfer harcaması niteliğinde olduğundan, bütçe giderlerinin yüzde 51’i transfer gideri niteliği taşıyor.Transfer giderlerinin GSYH’yi artırıcı etkisi ise bulunmuyor. Harcama olarak 2015 merkezi yönetim bütçesinin GSYH’ye oranı; yüzde 9.2 cari harcama ve yüzde 2.4 yatırım harcaması olmak üzere toplam yüzde 11.6 düzeyinde bulunuyor.Özetle 2015 merkezi yönetim bütçesi; yatırım harcamaları yetersiz, büyümeye katkısı çok sınırlı, transfer harcaması ağırlıklı bir bütçedir.AKP’nin dilinden düşürmediği “faiz lobisi” söylemi kamuoyunun algısını çarpıtmaya yöneliktir. AKP döneminde faiz geliri elde eden iç ve dış odaklara aktarılan kaynaklar azalmak bir yana giderek artmaktadır. Her yıl devletin kasasından ciddi boyutlarda bir kaynak bu kesime aktarılmaktadır. Buna karşılık işsizlere iş, yoksula gelir, ekonomiye katma değer yaratacak olan kamu yatırımları kısılmakta; yatırım ve istihdam yaratma işi özel sektörden beklenmektedir.O ZAMAN SORUYORUM: Birileri 'faiz lobisine haddini bildiririm, bizi tehdit edemez, ümüğünü sıkarız' demişti. peki şimdi o birilerine sormak lazım 12 yılda faiz lobisine 600 milyar lira aktardın mı aktarmadın mı? 2015 yılı AKP Davutoğlu hükümeti 54 milyar lira faize ödeyecek mi, ödemeyecek mi? Peki bu tabloda kim kimi tehdit ediyor? Kim kime had bildiriyor, kim kimin ümüğünü sıkıyor?' sormak istiyorum.
"Daha Fazla Yasakla Yaşama Alışkanlığı, Sigaradan Daha Kötü Bir Alışkanlıktır"
Televizyonun “asi çocuğu” olarak tanınan ve kendisini “Televizyondaki en dürüst ve tek ‘ikon kıran’ herifim” diye tanıtan Okan Bayülgen , geçtiğimiz günlerde bir kafede sigara içenlere tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ’a bir ricada bulundu. Bayülgen, “Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum” dedi.Gezi Parkı direnişi sırasında polislerle çektirdiği fotoğraflar nedeniyle eleştirilen Bayülgen, “Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir” diye konuştu.Yakında müzik albümü çıkartacağını açıklayan Okan Bayülgen, yeni projesini “İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım” diye tanımladı.Okan Bayülgen, Star TV’de başladığı “Dada Dadanista” programında neler yapacaklarını anlatırken, yapımcı Acun Ilıcalı için, “Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası” dedi.Eşi Şirin Ediger ’den boşanma sürecini anlatan Bayülgen, “Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa ’ya konuşan Okan Bayülgen yeni projelerini, televizyon programını ve ilişkilerini anlattı. Çapa’nın “Ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi” başlığıyla yayımlanan (9 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:Bunca senedir televizyondan yüzlerce isim geldi geçti ama ekranın 'asi çocuğu' Okan Bayülgen ile 'evin uslu çocuğu' Beyaz'ın yerini kimseler dolduramadı.Okan, buluştuğumuzda yeni kanalı için hazırladığı şovunun son rötuşlarıyla meşguldü. 20 yılda çizdiği yaramaz çocuk imajından aslında gayet memnun ama müzmin rakibine inceden laf atmadan da duramıyor:'Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu bitirmesini, askerliğini yapmasını, bir an önce evlenmesini ve çoluk çocuğa karışmasını değil mi? Bak ben evlendim, çocuk da yaptım. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne de çocuk yaptı ama hâlâ Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor...'Buyrun muhabbetimize...Bir nesil seninle, sen de onlarla 'büyüdün'. Karşımdaki 50'sine merdiven dayamış Okan artık gençleri anlayamıyor, onların kodlarını çözemiyor olabilir mi?Merdiven falan dayamadım, tas tamam 50 oldum.Hassas da olmuşsun baksana! Sorumu tekrarlayayım mı Okan 'Amca'?(Gülüyor) Gerek yok teşekkürler. 50 yaşındaki bir adamın gençleri anlamak ya da onlar tarafından anlaşılmak gibi bir derdi yoktur. Asıl gençler o 50 yaşındaki adamın ürettiklerini anlamalı. Tabii adam da o üretimi gençleri anlayarak yapmalıdır.Yahu ne bu şimdi, tekerleme mi yoksa felsefeye giriş derslerine mi başladık?Şaka bir yana sosyal medyada, sözlüklerde beni öven veya eleştirenlerin yaş ortalaması 16 ile 30 arasında. Demek ki bu 50'lik dediğin adamla uğraşan hiç akranı yok. Dolayısıyla benimle iyi ya da kötü anlamda uğraşanlar zaten yine gençler. Benimle yetişen nesil çok mutluyum ki beni sorgulamaya devam ediyor. Çünkü ben hiçbir zaman bir popçuya, siyasetçiye kayıtsız şartsız duyulan hayranlığı arzu etmedim. Yemek de yesem, içki de içsem gittiğim her yerde onların sorgulaması hoşuma gidiyor.Sendeki şeytan tüyüne kayıtsız kalmak da imkansız. Eğri oturup doğru konuşalım, son iki sezondur yaptığın programlar tutmadı. Ama hooop yine sendeki 'tüy devreye girdi' ve yeniden dört büyük kanaldan biriyle anlaştın.Aslında geçen sene performansım daha yüksekti fakat TV8 gibi küçücük bir kanalda yarattığım etkiyi Show TV'de yaratamadım. Bir kanalın şartları ve algısı programı fazlasıyla etkiler. Şimdi tabii ki Star'da başka bir efekt olacak. Eğlence sektöründeki insanların işi ne olursa olsun çalışmaktır. Ben çevremdekilere, karıma, hatta çocuğuma hep aynı şeyi söyledim ve söylüyorum.Bize de söyle de biz de bilelim..'Baban pavyonda çalışıyor kızım' diyorum. Birisi bana 'Okan Bey siz de çok geç uyanıyorsunuz' dediğinde, 'Evet kardeş pavyondaydım, her gece pavyonda çalışıyorum, sabahları da geç kalkıyorum' diye cevap veriyorum. Bizim işimizde esas her ne olursa olsun sahneye çıkmaktır. Televizyon sektörü şu anda yaşadığı gibi bir takım çalkantılar geçirebilir. Bak mesela geçen senelerde 15 reyting alan diziler artık 5'e bile ulaşamıyor.Dizi sektörü bitiyor mu dersin?Yok bitmez, dediğim gibi sadece çalkantılı bir dönemden geçiyor. Fakat gerek dizilerde gerekse diğer formatlarda işler istenildiği gibi gitmezse bütün suç ya başrole ya da göz önünde olan adama yıkılır. Bu da bizim sektörümüzün bir başka kuralı. Benim programa gelince, aslında geçen sene bizim için başarısız bir sezon değildi.Ama bir Okan Bayülgen klasiği olabilecek başarıda da değildi...Tamam değildi ama aslında reytinglerim yedi sezon süren 'Zaga'daki herhangi bir seneye benziyordu. Zaten uzun yol koşanlarda reytingin çok da önemi olmamalı. Reytingleri yerle yeksan efsane programlar vardır. Ancak insanların üzerindeki etkileri reytinglerin çok dışındadır. İşte o yüzden bunca farklı kuşaktan insanlar 'Seninle beraber büyüdük' diyorlar bana.Bizler için Beyaz ailenin iyi, sen ise asi çocuğuydun hep. Evlendin, baba oldun, yaşlandın ve bu 'rolden' artık çıktın mı dersin?Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu mükemmel şekilde bitirmesini, kaçmadan askerliğini tamamlamasını, bir an önce evlenmesini ve torunlar vermesini değil mi? Ben evlendim, çocuk yaptım, her seferinde yeni bir şey deniyorum. Başarı ve başarısızlıklarla dolu 20 sene geçirdim. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne çocuk yaptı ama Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor. Beyazıt'ınsa bir tane bile başarısızlığı yok. O hep başarılı, benim tüm geçmişim ise başarısızlıklarla dolu.Yok artık o kadar da değil...İnan bana o kadar... Risk almak, kanal değiştirmek, büyük bir kanaldan küçük bir kanala gitmek, şöhretinin biteceğinden korkmamak, gençlerin her zaman yanında olmak. Bunların hepsini yapıyorum.Bunları bizim için değil de kendin için yapmış olmayasın... Kanal D gibi Türkiye'nin en büyük kanalını bırakıp, 'Ben Okan Bayülgen'im, en ufak kanalda bile iş yaparım' diyerek egonu tatmin etmeye çalıştın gibi geliyor biraz bana...Evet doğru…Sanki egon çoğu zaman 'pusula' görevi yapıyor senin için. Bazılarına göre Gezi olayları sırasında elinde kitapla toplumu harekete geçirdin. Sonra 180 derece dönüp, ertesi sene polislerle selfie çektirdin...Polisleri başka bir ülkeden getirmiyoruz ki! Onlar da bizim vatandaşımız. Olayların içinde o kadar çok Gezici polis tanıdım ki inanamazsın.İnanırım da senin bunları inanarak söylediğine inanır mıyım, bilemem...Demagoji yapmıyorum burada. Bazı polis arkadaşlarım Gezi adına Twitter'da yazılanlardan çok daha sert şeyler söyleyebiliyorlar. Bütün mesele polis deyince 'Türkiye'nin polisi' diye bir kavramı karşına almamakta. Yani bu kadar kaba saba olmamak gerek. Slogancılık ya da bir takım zümreleri milliyetçiler, Kürtler, polisler, AKP'liler şunlar bunlar diye ayırmak, gençleri ağır bir kafa karışıklığına düşürüyor.Senin yapmaya çalıştığın ne peki?'Bir de böyle düşün kardeşim' demek lazım. Bir kere ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi. Ayrıca herkes benimle fotoğraf çektirebilir. Belki bugüne kadar bilmeden katillerle ya da çok daha acayip mesleklerden adamlarla fotoğraf çektirmişimdir. Polislerle neden çektirmeyeyim ki? Polislik bana göre inanılmaz saygıdeğer bir meslektir.O zaman net olarak sorayım, Okan Bayülgen dönek mi?Ben değil, Gezi'nin ruhunu siyasi pompaya dönüştüren herkes dönektir. İnsanlar beni daha çok onaylasınlar diye genç adamları ateşe sürükleyerek kazanacağım sevgi ya da siyasi popülerlikle ilgilenmiyorum. Ufacık çocukların fotoğraflarının üzerine 'devrim şehidi' yazmak, 'ah ah, vah vah' diye siyasi polemiklere konu etmek bir takım insanların hoşuna gidiyor olabilir. Ama sonuçta benim için gencecik bir çocuk ne olduğu belli olmayan konjonktürde hayatını kaybetmiş. Ailesi perişan olmuş ve hakkı olan hayatı yaşayamamıştır. Yarın bu konjonktür bambaşka bir yere döndüğünde o çocuklar öldükleriyle kalacak. Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir.Duyduğuma göre müzik piyasasına da el atıyormuşsun... 'Yetişkin albümü' yapacakmışsın... Ne demek bu Allah aşkına? İnsanın aklına 'iki film birden' gibi şeyler geliyor.Aklına bunun gelmesi normal. Çünkü hepimizin algısı hep seksüel çıkışlar peşinde. Birisi bir şey söylediği zaman 'Acaba seksle ilgili olabilir mi?', 'Lütfen seksle ilgili olsun' diye geçiriyoruz aklımızdan sürekli. Zaten seksten başka satan bir şey de yok. Beyonce, o Amerikan kaportası gibi kıçını yıllardır bu nedenle satabiliyor. Kim Kardashian sandala poposunu bu yüzden seriyor. Çünkü geriye satacak başka hiçbir şey kalmadı. Yetişkin albümü ise seksle ilgisi olmayan entelektüel bir iş. Öyle çok satan 'muck muck' yok! Anlatabildim mi?Anlatamadın Okan, birazcık daha açsana...İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım. 12-13 yaşından sonra çocuklara sadece seks veriyoruz zaten. Herkes Tarkan gibi 'Gel gel güzelim acımayacak' diyor. Yıl olmuş 2014, Tarkan klibindeki kızı hâlâ kendine çekip bunları söylüyor. Bunun ne ilginçliği vardır anlamıyorum.Adam seviliyor, iş yapıyor, albümü tutuyor...Ben onu bilmem. Son 25 senedir 'muck, fuck, buck' falan filan diye bize aynı şeyleri söylüyor.Neyse Tarkan'ı bırakalım da senin albümüne gelelim.Grup müziği yapıyoruz. Şarkı söylemiyorum. Gençlerin dinleyeceği, akıllıca sözleri olan ve sofistike bir çalışmadan bahsediyorum.Cinsellik içermeyecek yani...Aksine çok fazla cinsellik içerecek ama öyle bayağı bir şekilde değil.Yıllardır birebir aynı olmasa da seni hep benzer programlarda izledik. Star TV'de başlayan 'Dada Dadanista'yı neden seyredelim peki, diğerlerinden farkı ne olacak?Şimdi biz Jay Leno'nun yerine geçen Jimmy Fallon'a, 30 küsur senedir program yapan David Letterman'a ya da Conan O'Brien'a 'Ya kardeş bu sene yeni ne var?' diye sorsak, adamlar 'Koltuk var, masa var, bir de konuk geliyor' diye cevap verir. Talk show'cular böyle soruları kolay cevaplayamazlar. Aslına bakarsan zaten Amerika'yı yeniden keşfeden de yok.Eski tas eski hamam yani...Değişim konusunda 20 senedir en çok debelenen benim. Yeni programda da farklılıklar olacak tabii ki. Ama sonuçta ben televizyondaki en dürüst ve tek 'ikon kıran' herifim. Bir sürü ünlünün bana gelmemesinin nedeni, programda çok basit coğrafya soruları sormamdan kalan korkularıdır. 'Okan bize şöyle yapar böyle yapar' derler hep. Halbuki Okan kimsenin gırtlağını sıkmış mı bugüne kadar? Okan'ın programlarında skandal çıkmaz. Ama dikkat edersen televizyon tarihimiz, kadın programlarındaki 'edeplilerin' skandallarıyla doludur.Ama Okan hep 'öcü'...Birinin ağzından yanlış bir laf kaçtıysa bile Okan kapatmıştır bu konuyu. Yani konuğu aslında en güvenli hissettiren Okan'dır. Sadece 'Türkiye kaç bölgeye ayrılır?' sorusu yüzünden bütün bir pop dünyası bana gelmeye tereddüt ediyor. Hatta dizi yapımcıları sadece Cumhuriyet Bayramı'yla ilgili ilkokul seviyesinde bir soru gelebilir diye oyuncularını bana göndermiyor. Çünkü yapımcı 'Bizim oğlan dizide çok akıllı görünüyor, ya bir anda gerizekalılığı ortaya çıkarsa' diye düşünüyor. Halbuki ben kimsenin ağzından laf almaya çalışmam, onun yerine de konuşurum, filmini onun yerine de överim, dizisinden onun yerine de bahsederim.Valla ne yalan söyleyim ben o eski huysuz Okan'ı özledim...Sen huysuz Okan istiyorsan ben huysuz olurum.Bu kadar laf ettikten sonra bakalım kolay konuk bulabilecek misin programa?Türkiye'de konuk sıkıntısı var. Herkes karizmanın televizyona çıkmamaktan geçtiğini zannediyor. Halbuki hepsi bayılıyor...Tarkan'ı senin karşında görmek isterim doğrusu...Tarkan'ı kesinlikle çağırmam. O da zaten gelmez. Beyaz, kendi programına çıkarmak için bir kampanya yaparsa desteklerim ama kendi programıma asla istemem...Hoppala! O niye?Çünkü Tarkan bir 'proje adam'. Hâlâ yaşamaya başlamadı. Hepimiz etten kemikteniz, hatalar yaparız. Hatalarımızla da mutlu oluruz ve insanlar bizi böyle sever. Kimse üzerinde kurdelasıyla duran bir paketi sevmez, en azından ben sevmem. Tarkan arada düşmeli, yanlış yapmalı, kendini devamlı hediye paketi gibi durmaktan kurtarmalı...Doğru söyle yeni program için sen mi gidip kanalın kapısını çaldın?Hayır, onlar çağırdı tabii ki. Nasıl eskiden Beyazıt ile birlikte Kanal D'nin yüzüysem şimdi de Star'ın yüzü olmaya geldim.Acun'un boşluğunu seninle doldurmaya çalışıyor olabilirler mi?Kesinlikle Acun'un boşluğu benimle dolamaz. Çünkü Acun prime time'da format yapan bir adam. Ben format program yapmıyorum. Benim her sene yaptığım şey tamamen kendi üretimimdir.Acun da kendi üretimini yapıyor.Hayır Acun tamamen format yapıyor. O formatları da kimseye böyle 'Al tepe tepe kullan' diye vermiyorlar. Uyulması gereken belirli kurallar var. Yanlış anlaşılmasın Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası.Reytinglerini mi kıskanıyorsun adamın yoksa?Kıskansam söylerim. Bugüne kadar bir sürü adam yetiştirdim. Kimseyi rüyamda görmek, sabah kalktığımda öfkelenmek, çekememek gibi bir derdim olmadı. Aksine asıl mutluluğun birini kıskandığın zaman yüzüne açık açık söylemek olduğunu gördüm. Beyazıt'a, Yılmaz'a, Cem'e bin kere söylemişimdir 'Dehşete düştüm, bayıldım' diye.Dün gece konukların arasında Osmantan Erkır da vardı... Şirin'den intikam mı almak istedin?Yahu ne alakası var? Osman, Şirin'in ilk eşi olabilir ama aynı zamanda başarılı bir televizyoncu ve şimdi de uluslararası Gogglebox'ı yapıyor. Ayrıca nefis bir adam. Şirin'le karşılaştıklarında, onlar boşanmış oldukları için belli bir mesafede dururlar, bense sanki eski karısı benmişim gibi koşar sarılırım Osmantan'ın boynuna.İlgi çekmek için davet etmedin yani?Yahu niçin böyle bir şey yapayım, ben kimi bu sebeple çıkarmışım ki bugüne kadar programıma? Sadece cumartesi geceleri seyircinin ilgisini çeksin diye bir takım insanları çağırırım.Konuklarından biri de Mesut Yar'dı. Daha ne kadar birbirinize iade-i ziyaret yapacaksınız merak ediyorum...Hep soruluyor ya, 'Okan ve Beyaz'dan sonra kim gelecek?' diye; bizden sonra gelecek 'genç' Mesut Yar'dır. Ama tabii genç kelimesini tırnak içine almak lazım. Mesut genç değil ama ne yapsın, ancak meşhur oldu.Kanalda bir sansür mekanizması olacak mı?Bana bugüne kadar hiçbir kanalda sansür uygulanmadı ki...Boşanmanızla ilgili 'Gerizekalılar bunları uyduruyor, yazanlar da kanıtlasın' diye konuştun sonra Şirin bir anda çıkıp boşandık dedi...Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz.O halde İstanbul anne ve babasının ayrıldığının farkında değil?Biz ayrılmadık ki... Cevabım bu, bitti!Bir röportajında mastürbasyon yaptığını anlatıyorsun, şimdi de çaktırmadan 'Özel hayatıma girme' mesajı veriyorsun. Ne iş?Benim gençliğimde bile mastürbasyon yapmama hiç fırsat kalmadı.Ne demek şimdi bu... Yapmadıysan röportajında neden bahsettin?Ben bazı kavramları yer değiştirerek kullanırım. Mastürbasyon dediysem onu elle istimna olarak algılamak da o cahilin sorunu...Bana mı laf soktun anlamadım.Seni kastetmedim (Gülüyor).Gazeteler boy boy senin Selin Atasoy'la aşk yaşadığını yazdı. Gerçekten bir ilişki yaşıyor musun yoksa ilişki yaşayıp arkasında duramayacak kadar zayıf karakterli misin? Zaten dulsun, neyi saklıyorsun?Onur Baştürk bizi iş ortağı olarak yazdı. Hakikaten de bir yazar ajansımız var Nişantaşı'nda. Çok uzun senelerdir tanışıyoruz, Selin de bilinen bir isim. Boşandıktan sonra gözlerin iş ortağıma çevrilmesi çok normal.Deniz Seki de zamanında seninle ilgili ağır bir suçlamada bulunmuştu...Beni neden suçlamış hiç bilmiyorum. Deniz'le güzel bir arkadaşlığımız oldu, bu sebepten yaşadıkları tabii ki beni çok ilgilendiriyor. Ama bunun yanında bir nişanlısı var, benden sonra da arkadaşlıkları oldu. Burada artık konuşmak adına bana bir şey düşmez. Ama Deniz'in şarkıcılığına, ayrıca kendisine olan hayranlığımı hep dile getirdim ve getiriyorum.Üniversitedeki bir söyleşin sırasında sigara içiyorsun diye seni taciz eden kişinin canına okumuştun. Ya o öğrencinin yerinde Cumhurbaşkanımız olsaydı...Beni sigara içerken taciz eden üniversite öğrencisi değildi. Konuşmaya dışarıdan katılmıştı. 200 metre ötemde, yanmamakta olan sigaramdan rahatsız olan hanım galiba bu konuyu kafasına biraz fazla takmıştı. Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum.Vay vay vay istediğin zaman kibar da olabiliyormuşsun...Çünkü bir şey istiyorum. İnsan bir ricada bulunurken edepli ve yumuşak konuşur.Fotoğraf çekiyorsun, TV programı yapıyorsun, filmde oynuyorsun, tiyatro yönetiyorsun... Bu liste uzar gider... Maymun iştahlı bir adam mısın?Hayır değilim. Her sektörde kıran kırana bir rekabet var. Fotoğrafta, seslendirmede Türkiye'deki sayılı adamlar arasındayım. Çektiğim reklam filmlerinin de, yönettiğim oyunların da hiçbiri başarısız olmadı. Televizyonda da herhalde bana başarısız diyemezsin. Sinema desen, o da gayet iyi...Niye filmlerde göremiyoruz artık seni?Film çekmekten çok sıkılıyorum, o yüzden de çekmiyorum. Dahası var mı?Senin yapamadığın güzel filmlere Cem Yılmaz, televizyonda gösteremediğin istikrara Beyaz, yıllardır hayalini kurduğun kanala da Acun sahip oldu…Cem'i çok seviyorum ama gişeye oynadığı filmleri değil. Yılmaz'ın filmlerine, Beyaz'ın istikrarına bayılıyorum.Röportajın Devamı İçin
İnsanları Birbirinden Ayıran Ayıpla Örülmüş 6 Duvar
İnsanlık birbirinden duvarlar tarih boyunca ayrılmaya çalışıldı, hala da deneniyor. Ancak insanlık ailesi tuğlalar ile birbirinden ayrı tutulacak kadar zayıf değil. Tarihteki ilk ayıp duvar Berlin'de yıkıldı belki ama ne yazık ki yenilerini yapmak ayıbından hala kurtulamadık. Aşağıdaki listede tarihsel bir süreçte insanlığı ayıran duvarları sıralamaya çalıştım.Dünya üzerindeki insanlığı ayıran tüm duvarların yerle bir edilmesi dileğiyle...
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Vatandaşla Toplantı Dönemi
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkmenistan dönüşü uçakta çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Ben, 11 yıllık Başbakanlığım boyunca resmi konutta oturmamış bir insanım. Tabii medyanın bir kesimi işin bu yönünü pek görmek istemiyor.” diyen Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir ihtiyaç olduğunu ve milletin malı ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki günlük Türkmenistan gezisinden dönerken, uçakta Ortadoğu'yu karıştırmak isteyen üst akıldan, Mescid-i Aksa'ya, çözüm sürecinden paralel yapının polis teşkilatındaki direnişine kadar birçok soruya cevap verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, asayiş olaylarında polisin içinde bir direnç olduğunu ve bunun da süreceğini belirterek çarpıcı bir tespit yaptı:'Paralel yapı da üst akıldan talimat alıyor.'İşte Sabah'ın haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gazetecilerin sorularına verdiği cevaplardan öne çıkanlar:MESCİD-İ AKSA İsrail, Mescid-i Aksa'nın mevcut statüsünün muhafaza edileceği yönünde bir açıklama yapmış. Konuyla ilgili ben birkaç gün önce Mahmud Abbas ile Halid Meşal ile de görüşmüştüm. Gerek Ahmet Bey (Davutoğlu) gerekse Mevlüt Bey (Çavuşoğlu) ile görüşmelerimizi yaptık. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri nezdinde girişimlerimiz olacak. Kudüs, İslam dünyasının ortak meselesi. Takipçisi olacağız.ÇÖZÜM SÜRECİ Biz sürece demokratik açılım ile başladık. Bir süre sonra bunu bir üst perdeye çıkarmak gerekiyordu ve adına 'Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci' dedik. Belli bir aşamadan sonra da Çözüm Süreci gündeme geldi. Sürecin şu tarafında şu grup, bu tarafında bu grup var diyerek bir tarafa Kürt vatandaşlarımızı oturtmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza vs. bir tarafa denmez. Süreç 77 milyonu kapsıyor ve bu şekilde de sahiplenilmeli ki bu işi çözelim. Taviz veremeyiz. Bunu söylerken de eli sopalılara ülkeyi bırakamayız. Bu açıdan yeni yasal düzenlemeler de önemli. Molotof, maske vb. konularda caydırıcı cezalar olmalı.GERİ ÇEKİLME MESELESİ Şu anda İmralı'nın buna benzer açıklamaları var ama geri çekilme şeklinde bir şey henüz gerçekleşmiş değil. Ben o dediğiniz kesimde bu konularda, çift başlılık, hatta çok başlılık olduğunu görüyorum. Bu işin Avrupa ayağı var, Kandil var, İmralı var... Görüşmelerin yenidren başlaması istihbarat teşkilatımızla ilgili bir konu... İstihbarat teşkilatımız, gerektiğinde gider görüşür, gerekeni yapar. Hükümetimiz sağduyu neyi gerektiriyorsa onu yapar. Ama oraya gidenlerin bunu bir meydan okuma fırsatı gibi görmelerinin doğru olmadığına inanıyorum.ÜST AKIL Bunların, seçimler sırasında, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da terör örgütünün siyasi uzantısı olan adayları desteklemekte beis görmediklerini hatırlatmakla yetinmek istiyorum. Üst akıl talimatı böyle veriyor ve bunlar da bu adımları atıyorlar. Bu dayanışmaları sürecektir... Emniyet'te pasif direnişler oluyor, olabiliyor. Çünkü bunları malum bir akşamda temizleyemiyorsunuz. Sorunu, Türkiye'deki mevcut yasalarla hukuk devleti içerisinde çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda kararlıyız.EĞER PARTİ KURARLARSA İSABETLİ OLUREğer parti kurarlarsa bence çok isabetli olur. Bir düşünce grubunun parti kurmasına kimsenin itirazı olamaz. Hatta her düşünce grubunun parti kurmasında fayda var. Bu sayede her şey, çok açık net ortaya çıkmış olur.ORTADOĞU Ortadoğu, modern dönemde petrol havzalarının keşfi ile ortaya çıkarılan bir kavram. Petrolle birlikte bu coğrafya üzerinde hesaplar başladı. Hatta haritalar ona göre çizildi. Şimdi yine bölgede herkesin farklı hesapları var. Örneğin, ABD'liler de dahil olmak üzere tüm muhataplarımıza söylediğim bir konu var: Musul, El Ambar'ı, Halep'i adeta unutup sadece Kobani'ye odaklanmanın yanlışlığı ortada. Bu hususta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande bize hak veriyor. 36'ncı paralelin üstünün güvenlikli bölge haline gelmesi lazım.'SARAY İHTİYAÇTI YAPILDI'Bizim meselemiz, yeni Türkiye. Bir de tabi eski Türkiye meselesi var. Rahmetli Özal, biliyorsunuz uçak aldığı zaman, Demirel'in ağır saldırılarına maruz kalmıştı. Aslında bu bir samimiyet testiydi. Tüm donanımları dahil olmak üzere bize şu anki maliyeti 179 milyon dolar. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na ilişkin tartışmalar da uçak meselesinden farklı değil. Bu bina, ülkemiz için bir ihtiyaçtı. O nedenle yapıldı. Yabancı konukları karşılama törenlerini, caddeyi trafiğe kapatmak suretiyle sokakta yapmak durumunda kalıyorduk. Ben, 11 yıllık Başbakanlığım boyunca resmi konutta oturmamış bir insanım. Tabii medyanın bir kesimi işin bu yönünü pek görmek istemiyor. Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı kapsamında, 2-3 bin kişilik bir kongre sarayı da olacak.VATANDAŞLARLA BİR ARAYA GELECEĞİMBu dışarıya da açık olacak. Örneğin, muhtarlarla orada bir araya gelmeyi planlıyorum; kendilerini dönüşümlü olarak çağırma suretiyle bunu yapabilirim. Kurayla belirlenecek vatandaşlarımızla da benzer bir toplantılarla bir araya gelmeyi düşünüyorum. Kalitenin elbet bir bedeli de olur. Maliyet konusunda 750-800 milyon dolar gibi rakamlardan bahsedenler var. Bu kesinlikle doğru değil. Maliyet 500 milyon dolar civarında. Eleştirileri umursamıyorum. Büyük devletsek, büyük düşünmek durumundayız. Onlar ne derse desin, biz yolumuza devam edeceğiz.'ÖĞRETMENİMİZ GÖREVE BAŞLAYACAK'Türkmenistan'da öğretmenimiz (Hacı Hamdi Polat) 6 yaşındaki bir çocuğu dövdüğü iddiasıyla hapse atılmıştı. Öğretmenimiz bunu kabul etmiyor. Bayramda af günleri varmış. Devlet başkanı serbest bırakabiliyormuş. Ziyaretimizde Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhammedov'dan öğretmenimizin serbest bırakılması için ricada bulunduk. Kendisi de, sağ olsunlar bizleri kırmadılar, hemen af yetkisini kullandı, kararı imzaladı. Kendisini hemen serbest bıraktılar. Güzel bir jest oldu. Şimdi Nabi Bey (avcı) inşallah şöyle biraz izinden sonra öğretmenizi göreve başlatır.Milliyet
Gazetelerde Bugün | 9 Kasım Pazar
Hürriyet: Reform şart olduMilliyet: Kuyruk dayılarıSabah: AB'de Paralel'in ihanet lobisiVatan: 'Çuval'dan 11 yıl sonraTaraf: Danıştay kararı sızdırıldıAkşam: Konut meraklısı değilimCumhuriyet: 'Muhtemel cinayet'Zaman: Zeytinden kazandığımızla çocuk okutuyoruz, hırsızlık mı yapalım?Yeni Şafak: Suikast timi Bağdat'ta
Reklam
Zihinsel Hastalık Yaşayan İnsanların Çift Yönlü Hayatlarını Gösteren 8 Çalışma
Liz Obert, yaşamı boyunca sabahları uyandı, giyindi, işe gitti ve hayatındaki her şey yolundaymış gibi davrandı. Bir gün eve döndüğünde, kendini yere attı ve depresyonda olduğunu hissetti. 20'li yaşlarında depresyon teşhisi konuldu Liz'e ve o, terapiden meditasyona, birçok çözüm yolunu denedi. Hayatında hiçbir şey düzelmiyordu, ta ki beş yıl öncesine kadar. Beş yıl önce, bir psikiyatrist ona 'bipolar II' teşhisi koydu ve üzerinde duygudurum dengeleyiciler uygulandı.O günden bugüne, duygu durumunda birkaç kez uçlara kaydıysa da -ki bipolar hastaları için bu durum yaşam boyu kaçınılmazdır- Liz'in söylediğine göre, hayatı artık yoluna girmişti. Akıl hastalığı olan insanların yaşadığı çift yönlü hayatı sonuna kadar deneyimlediğini ve bu tarz bir hayat yaşarken, dış dünyada hayata tutunabilmek için 'semptomların maskelenmesi' gerektiğini söylüyor Liz. Dış dünyadaki insanları bu durum hakkında bilinçlendirmek adına, 2013 yılında bir karar aldı: Bir fotoğraf serisi oluşturmayı ve depresyon ile farklı şekilde mücadele eden insanların hayatlarına dair gerçeklikleri ortaya çıkarmayı planladı. Bunun için, her insanın iki farklı fotoğrafını çekmesi gerekti: Birinci fotoğrafta, kişinin diğer insanlara nasıl göründüğü (yani taktıkları maske); ikinci fotoğrafta ise, kişinin kapalı kapılar ardındaki depresif dünyasında nasıl yaşadığı ve neler hissettiği fotoğraflandı. Bu fotoğraf serisinin adı 'Dualities.' İşte o sekiz akıl hastası insanın gerçek iç dünyaları:
Son 1000 Yılın En Büyük 10 Toplumsal Değişimi
Avrupa, geçtiğimiz Milenyumda birçok toplumsal olayla şekillenmiştir. Peki hangi olaylar, hangi yüzyıllarda modern dünyayı şekillendirmiştir? Dünyada toplumsal alanda yapılan inkılaplar nelerdir? Toplumsal tabakalaşma olmuş mudur? Kronolojik olarak sıraladık.
Reklam
Süleymaniye'de Kafe-Kondu
Türkiye’nin en önemli kültür miraslarından Mimar Sinan’ın kalfalık eseri Süleymaniye Camii, rant ve işgal tehdidiyle karşı karşıya.Caminin restorasyon işini 2010’da tamamlayan Gürsoy İnşaat, Kanuni ve Hürrem Sultan türbelerini bedelsiz restore etti. Türbeler Temmuz 2013’te ziyarete açıldı. Ancak avludaki Gürsoy İnşaat’a ait şantiye 1 yıldır kaldırılmadı. Haliç’e bakan şantiye alanında sadece seçkin kişilerin ağırlandığı kaçak bir kafe yapıldığı ortaya çıktı. Firma, ‘şantiye kafe’de başta siyasetçiler, üst düzey bürokrat ve VIP konuklarını ağırlıyor. Zaman, kafede ziyafetli buluşmayı geleneksel hale getiren konukları görüntüledi. Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi, restorasyon ve sanat tarihi uzmanı Prof. Dr. Suphi Saatçi, duruma tepki gösterdi: “Süleymaniye, milletin malıdır. Şantiyenin kaldırılmaması, yemek olayları büyük ayıptır. Süleymaniye’yi kendi bahçeleri mi sanıyorlar? Ne biçim işler bunlar?”Gürsoy İnşaat, 2010’da İl Kültür Müdürlüğü ile bir anlaşma yaparak, Süleymaniye Camii’nin haziresinde yer alan Kanuni ve Hürrem Sultan türbelerinin restorasyonunun yapılması için gönüllü oldu. Anlaşma gereği şirket, türbelerin bakımını ‘bedelsiz’ olarak yapma taahhüdünde bulundu. 2010’da başlayan restorasyon, 2013 Temmuz’unda sona erebildi. Türbeler ziyarete açıldı. Ancak Gürsoy İnşaat’ın yerleştiği Süleymaniye Camii’nin Haliç’e bakan avlusunun üçte birini kaplayan şantiye alanı bir türlü kaldırılmadı. Hem yerli hem de yabancı turistler tarafından İstanbul’da en çok ziyaret edilen mekânlar arasında olan caminin avlusundaki şantiye sahası hâlâ duruyor. Ziyaretçiler, şantiye sahasının duvarları sebebiyle bu manzaradan mahrum kalıyor. Namazdan çıkıp şantiye duvarının kapattığı alana geçmek isteyen vatandaşlar da inşaat şirketinin güvenlik görevlilerince engelleniyor.Vatandaşlar bu duruma tepki gösterirken, Gürsoy İnşaat tarafından etrafı brandalarla çevrilip ‘girilmez’ tabelaları asılan şantiye alanına kaçak bir kafe-restoran yapıldığı ortaya çıktı. İnşaat şirketinin yıllar önce kurduğu bu kafede, özellikle Süleymaniye’ye cuma namazlarına gelen siyasetçi ve işadamı gibi ‘VIP’ kişiler ağırlanıyor. Şantiye sahasındaki toplantıları yerinde takip eden Zaman muhabirleri, skandalla karşılaştı. Cuma namazı için Süleymaniye’ye gelen VIP konuklar, namazın bitimiyle geçmişte sadece Osmanlı sultanları tarafından kullanılan ‘hünkar mahfili’ adı verilen kapıdan avluya, hemen oradan da şantiyenin kapısından kafeye alınıyor. Konuklar, özel giyimli garsonların yaptığı servislerle ağırlanıyor.SAĞLIK BAKANI MÜEZZİNOĞLU DA KONUKLAR ARASINDA24 Ekim Cuma günü Süley-maniye’ye gelen VIP konuklardan biri de Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ydu. Hünkar mahfilinden özel korumalarıyla giren misafirler, namazın bitmesinin hemen ardından yine aynı kapıdan çıkıp ‘şantiye bölgesi’ndeki masalarında yerlerini aldılar. 31 Ekim Cuma günü de aynı manzara yaşandı. Gürsoy İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gürsoy ile AK Parti ekonomiden sorumlu eski Genel Başkan Yardımcısı ve İTÜ Rektörü Nazım Ekren, ziyaretçilerden sadece birkaçıydı.Firma yetkilileri, Zaman muhabirlerinin ısrarlı aramalarına rağmen konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı. Restorasyon projesini şirket adına yürüten sorumlu mimar Nilgün Olgun, firmanın şantiye alanını kaldırmamasını “2014 Mayıs ayında tam olarak camiyi teslim ettik. Aslında çıkmamız gerekiyor. Ama camide çıkabilecek sorunlar için kalmamız şu an için daha sağlıklı.” sözleriyle değerlendirdi. Bahçede yemek servis edilmesinin ise normal olduğunu belirten Ongun, “Camiye gelen herkes bu ikramdan yararlanabilir.” diyerek kendilerini savundu. Restorasyon anlaşmasına imza atan İstanbul İl Kültür Müdürlüğü ise konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı. Vakıflar Genel Müdürlüğü de cevap vermedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bilgi edinme masasından gelen cevap ise şöyle: “Süleymaniye Camii restorasyonu tamamlanarak geçici kabulü yapılmıştır. Bahsettiğiniz ve firmanın şantiyesinin küçük bir kısmı olan çadırın, kesin kabulün yapılmasına kadar sahada kalmasına izin verilmiştir.”Zaman
Başakşehir'de 10 Araç Kundaklandı
İstanbul Başakşehir'de park halindeki 10 araç, benzin poşetleri kullanılarak kundaklandı.Şahintepe Kumsal Sokak'ta, gece yarısından sonra, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, park halindeki araçları kundakladı.10 araç, üzerine benzin dolu poşet koyularak yakıldı.Yanan araçlar, itfaiye ekiplerince söndürüldü.Polis ekipleri araçları kundaklayan kişi ya da kişilerin yakalanması için çalışma başlattı.Muhabir: Zafer Arslan | AA
Reklam
Yaya Toure'nin Şutunun Küçük Taraftarı Vurması ve Özür Jesti
Mücadelenin ilk yarısının ortalarında çektiği bir şutla kale arkasındaki tribünde oturan 5 yaşındaki QPR taraftarı Chloe Power'a yüzünden vuran Toure, maç sonunda imzaladığı ve üzerine 'Özür dilerim' yazdığı formayı minik taraftara hediye etti.
'Eski Türkiye-Yeni Türkiye Lafı Siyaseten Söylenmiş En Büyük Yalan'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu , 'Eski Türkiye-Yeni Türkiye' lafının Türkiye'de 'siyaseten söylenmiş en büyük yalan' olduğunu belirterek Cumhuriyet tarihinde bu kadar büyük yalanı kimsenin söylemediğini ifade etti.Mehmet Bekaroğlu, partide mescit açılmasının esasen bir ihtiyacı karşıladığını belirterek, CHP'nin bir kitle partisi olduğunu ve her toplum kesiminden insanlar bulunduğunu söyledi. Bekaroğlu, 'Mescit bir ihtiyaç, 5 vakit namaz kılıyor insanlar. Bu ihtiyaç karşılandı, olay bundan ibaret. Bunun dışında bir takım yorumlar yapılabilir. Bunlar çok önemli şeyler değil. Bir ihtiyaç giderildi, siyaseten bunun üzerinde çok fazla durmanın bir anlamı yok' ifadelerini kullandı.Cihan Haber Ajansı'nın haberine göre, CHP'deki istifalara ilişkin bir soruya Bekaroğlu, kitle ve sosyal demokrat bir parti olduklarını hatırlattı. Bu ayrılma yada sancıları normal olduğunu belirten Bekaroğlu, 'Kitle partisi dediğimiz zaman her tür kimlik burada bulunur ama ilkeler ve program tektir. İlkeler sosyal demokrat ilkelerdir. CHP'nin altı oku var, Atatürk ilkeleri var; elbette var ama onlar da sosyal demokrat ilkeler çerçevesinde günümüze göre yeniden okunuyor. Halkçılığı, milliyetçiliği hepsi, yeni döneme uygun bir şekilde okunuyor.Farklı okuyanlar, partide bir yer bulamıyor ve ayrılıyor. Bu anlaşılır bir şey. Bu CHP'yi zayıflatmaz tam tersi CHP'yi sosyal demokrat çerçevede kararlılığı, CHP'yi daha güçlendirir, kuvvetlendirir. Değişik toplum kesimlerinde karşılık bulmasını sağlar.' diye konuştu.CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum'un ihraç istemiyle disipline sevk edilmesi konusunda Bekaroğlu, 'Ben de o MYK'da bulundum. Anlatılanlar, hiçbir partinin kabul edemeyeceği bir disiplin olayı için disiplin kuruluna sevk edildi bir milletvekili arkadaşımız' ifadelerini kullandı.Toplumsal ve siyasala dair sözü olan herkesin siyasal İslam tanımı içine konulabileceğini, o zaman Mümtaz'er hocanın yanlış, haksızlık yaptığının söylenebileceğini dile getiren Bekaroğlu, şöyle devam etti: 'Ama siyasal İslam derken Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun etrafında kümelenenler, Hayrettin Karaman Hoca anlaşılıyorsa evet yani tükendi. Dertlerinin İslam, hak, hukuk, adalet olmadığı; bütün bu kavramların siyasal iktidar için bir araç olarak kullandıkları ortaya çıktı. Bu ülkede siyasal tarihinde dünya kadar siyasetin karışmış olduğu yolsuzluk, haksızlık, talan, yağma bir sürü olaylar var. Ama bu dönemde, hele 17-25 Aralık'ta söylentiler, mahkeme kararlarından söz etmiyorum, söylentiler açısından bu kadar ağır bir ithamla karşı karşıya olan başka bir siyasal ekip olmamıştır.Bu anlamda öyle. İslamı, dini şöyle ya da böyle yorumlayan insanlar, gruplar için herkese genellemek doğru değil. Mevcut modern devletin araçlarını ele geçirip, buradan yukarıdan aşağıya toplumu İslami anlamda değiştirmek, dönüştürmek projesi olan İslamcılık yada siyasal İslam, Türkiye pratiğiyle aslında sadece Türkiye pratiğiyle değil, İran, Pakistan, Mısır'da olup bitenleri hepsini değerlendirdiğimiz zaman bu proje çok büyük bir yara almıştır. Bunlar da öncekiler gibi devleti bir birikim ve tahakküm aracı olarak gördüler, ele geçirdiler ve birikim aracı olarak kullandılar. Kullanırken bir sürü haksızlığa, yolsuzluğa, talana, yağmaya, kent yağmasına, rantına alet oldular; gördük. Yine 12 Eylül'ün kurumlarını nasıl tahakküm aracı olarak kullandıklarını gördük.Eski vesayetçiler, tahakküm olarak kullanıyorlardı. Değişik toplum kesimlerine baskı aracı olarak kullanıyorlardı. Bunlar da yine tahakküm aracı olarak kullanıyorlar, değişik toplum kesimlerine baskı aracı olarak kullanıyorlar. Bu anlamda Mümtaz'er hoca bunu diyorsa siyasal İslam yada İslamcılık iflas etmiştir. Mevcut araçları, iktidarın enstrümanlarını gözden geçirmek, demokratikleştirmek, buna kafa yormak gerekiyor. 'Eski-Yeni Türkiye kavramıyla ilgili bir soruya da Bekaroğlu, bunların 'büyük bir yalan' olduğunu ifade etti. Cumhuriyet tarihinde bu kadar büyük yalanı kimsenin söylemediğinin altını çizen Bekaroğlu, algı yönetimi anlamında yalan olduğuna dikkat çekti.'Erdoğan ve AK Parti iktidarının' bir süre sanki vesayet sistemiyle mücadele ediyor gibi, yeni bir Türkiye kuruyor gibi göründüğünü belirten Bekaroğlu, ama eski Türkiye'nin simetride yeniden kurduklarını ifade etti. Bütün araçlarıyla, enstrümanlarıyla eski Türkiye'yi kurduklarını anlatan Bekaroğlu, 'Eski Türkiye'de, demokrasilerde asla olmaması gerekli olan kırmızı çizgiler, milli siyaset belgeleri filan vardı, yazılmayan anayasalar vardı, derin devlet filan vardı. Eski vesayetçileri iktidardan uzaklaştırdılar, kendileri bu tarafta aynen milli siyaset belgesini, kırmızı çizgileri koydular.Burada önemli olan, eski ve yeni Türkiye'yi ayırt edecek olan milli siyaset belgesinin, kırmızı çizgilerin olup olmadığıdır. Neyin milli siyaset belgesine giriyor girmiyor olması değildir. Varsa böyle bir şey, mevcut hukuk sisteminin dışında siz tehlikeler ortaya koyup daha sonra yurttaşlarınıza karşı hukuku ona öyle bunu bu şekilde işletecekseniz ki eski Türkiye'de bunlar vardı, şimdi aynı şeyi bunlar yapıyorlar. Sadece bu örnek bile Erdoğan'ın oluşturduğu şeyin bir algı yönetimi olduğu, büyük bir yalan olduğudur. Eski Türkiye'dir bu. Eski Türkiye'den sadece aktörler değişmiştir.Eski Türkiye'de de YÖK vardı. Türkiye'yi o zaman eski yapan YÖK gibi bir kurumun bulunmasıydı. Yoksa YÖK'ün başkanının Kemal Gürüz olması değildi. Şimdi aynı YÖK duruyor, YÖK'ün başkanı Çetinsaya veya bilmem ne; hiçbir şey farketmez. Eski Türkiye'de milli siyaset belgesi vardı, Türkiye'yi eski yapan o belgenin var olmasıydı. Mevcut, normal hukukun dışında paralel bir hukukun işlemesiydi, problem bu idi. Orada milli siyaset belgesine PKK'yı, şeriatçıları, ülkücüleri yazmak; şimdiki milli siyaset belgesine cemaati, cemaatleri yazmak hiçbir şeyi değiştirmiyor. Aynı eski Türkiye'nin şeyleri devam ediyor. Eski Türkiye bütünüyle duruyor.Daha fazla bir şey var: Sayın Erdoğan'a eski Türkiye'nin 82 Anayasasının Cumhurbaşkanına getirmiş olduğu yetkiler yetmiyor, şimdi başkanlık istiyor. Üstelikte bu başkanlıkta dünyanın hiçbir yerinde olmayan Meclisi feshetme, kanun hükmünde kararname çıkarma, yargı ve bütün üst kurulların üyelerini tek başına atma yetkisi istiyor. 12 Eylül Türkiye'si eski Türkiye'ydi; Erdoğan'a bu yetmiyor, bunu yeniden tahkim edip kurmak istiyor. Bu, yeni Türkiye filan değil. Zaten Haziran'da yapılacak seçimlerde de bu tartışılacak: Başkanlık sistemi ile Parlamenter sistem, eski Türkiye-Yeni Türkiye. Yeni Türkiye lafı, Türkiye'de siyaseten söylenmiş en büyük yalandır.' şeklinde konuştu.T24
Reklam
Ebola Virüsü Futbolu Vurdu
Fas, 2015 Afrika Uluslar Kupası’na ev sahipliği yapmayacağını açıkladı. Turnuvanın akıbeti merak ediliyor.17 Ocak-8 Şubat 2015 tarihleri arasında yapılması planlanan Afrika Uluslar Kupası’nın ev sahipliğini üstlenecek olan Fas, kıtayı saran Ebola virüsü nedeniyle organizasyona ev sahipliği yapmayacağını duyurdu.Kuzey Afrika ülkesi, turnuvanın bir yıl sonraya ertelenmesi önerisini Afrika Futbol Konfederasyonlar Birliği’ne de sundu. Şu ana kadar 16 takım organizasyonun ertelenmesi yolunda görüş bildirmişti.2015 Afrika Uluslar Kupası’yla ilgili nihai karar önümüzdeki hafta Kahire’de yapılacak toplantıda verilecek.Eurosport
Uzay İstasyonu Astronotları Yerçekimsiz Ortamda Suyun İçine Kamera Koyarsa
Yerçekimsiz ortamda günlük hayattaki objeler çok ilginç gözükebiliyor. Özellikle sıvılar...Bu deneyde de Uluslararası Uzay İstasyonu'nda görevli astronotlar güzel bir deney yapıyorlar. Yerçekimsiz ortamda süzülen su kütlesinin içine bir GoPro kamera yerleştirip, dışarısının nasıl gözüktüğünü gözlemliyorlar. Aslında bir nevi yüzey gerilimi ve mikro kütleçekim deneyi yapıyorlar ama, işin çok fizik kısmına girmesek de oldukça eğlendikleri kesin.İzleyelim
Reklam
Kartal: "Daha Farklı Olabilirdi"
Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe'nin Çaykur Rizespor'u kendi sahasında 2-1 yendiği karşılaşmanın ardından sarı-lacivertli takımın teknik direktörü İsmail Kartal çarpıcı açıklamalarda bulundu.Rizespor maçının çok daha farklı bir skorla bitebileceğini ifade eden Kartal, 'Geçen hafta önemli bir derbiyi iyi oynayarak kazandık ve bu moralle de Rizespor karşısında iyi mücadele edip kazanmak istiyorduk. Maçın başından sonuna kadar oyun bizim kontrolümüzdeyi, skor çok daha farklı olabilirdi. 3 penaltımız var, bunlar çok net. Sadece 1 tanesi verildi, diğer 2 penaltınız verilmemesi bir teknik adam olarak beni çok üzdü. Sezon başında bize federasyondan hakemler geldi ve bize seminer verdi. Bu pozisyonların hepsi bize gösterildi, penaltı vermiyorsan sarı kart ver, veriyorsan kırmızı kart ver. 1 penaltı verildi diye bunları görmezden gelemeyiz, konuşmamız lazım.' dedi.'GÖKHAN GÖNÜL SAKAT SAKAT OYNADI'Futbolcuların mücadelesinden dolayı teşekkür eden Kartal, ' Geçen hafta ve bu hafta çok sakat verdik ve takımı genç oyuncular ile takviye ettik. İyi mücadele ediyoruz ve performansımız da her geçen hafta yükseliyor, daha da yükselecek. Şampiyon olmak istiyoruz ve bunun için daha fazla mücadele edeceğiz. Oyunculara sergiledikleri mücadeleden dolayı teşekkür ediyorum. Özellikle Gökhan Gönül sakat sakat oynadı ve büyük bir özveri gösterdi' şeklinde konuştu.Sporx
Webo: "Golü Anneme Hediye Ettim"
Spor Toto Süper Lig'de Çaykur Rizespor karşısında Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren Pierre Webo, karşılaşmanın ardından açıklamalarda bulundu.Ç.Rizespor karşısında çok iyi mücadele ettiklerini ifade eden Webo, 'Beklediğimiz gibi bir maç olmadı. Kendi kalemize bir gol attık ve bu golden sonra iki kat daha fazla çalışmamız gerekti. Golü yedikten sonraki dakikalarda çok fazla gol pozisyonuna girdik, bir penaltı kaçırdık ancak bu penaltıyı kaçırmamız bizi ayağa dikti.Son dakikalarda ortaya koyduğumuz performans takım olarak ne kadar iyi çalıştığımızı ve ne kadar çok mücadele ettiğimizi bize gösterdi. Ailem ile beraber çok zor bir an yaşadık, annemi kaybettik. Annem, benim gol atmamı hep isterdi ve bugün de bu golü ona armağan ettim' şeklinde konuştu.Sporx
Reklam