Olmasa da Olurmuş Dediğimiz 10 Japon İcadı
Nüfusunun yaşlanması ve genç nüfusunun azlığı nedeniyle ülkece robot ve envai çeşit alet yapma konusunda uzmanlaşan Japonya nadir de olsa çok çok gereksiz buluşlara da imza atabiliyor. Burada da o çok çok gereksiz on icadı göreceğiz.
Kambur Balinaların Sihirli Yaşantısına Kısa Bir Ziyaret
Kambur Balinalar yeryüzündeki gizemini hala korumaya devam ederken MacGillivray Freeman isimli bir şirket su altı araştırmaları sırasında bir tanesine denk gelir. Su altında akıntının bulunduğu bir yerde Kambur Balina sanki havada uçuyor görüntüsü vermektedir. Görüntülerin 4K olarak kaydedildiği videoyu izliyoruz.
2014 Yılının En Büyüleyici 50 Sokak Modası
New York, Londra, Milan ve Paris sokaklarında çekilmiş 50 fotoğraf ile, 2014 yılı modasına damgasını vurmuş tarzları bir araya getirdik. Ne kadar renkli ve farklı zevklerin bir arada bulunduğu bir yılı geride bıraktığımız bu fotoğraflardan anlaşılabiliyor. İşte o büyüleyici 50 sokak modası;
Türkiye'de Aynı Gün Teslimat Yapan E-Ticaret Siteleri
Amazon Prime Fresh ve eBay Now gibi 'Türkiye’de aynı gün teslimat sistemini uygulayan e-ticaret siteleri hangileridir?' sorusundan yola çıkan Webrazzi, aynı gün teslimat yapan e-ticaret sitelerini (alfabetik olarak) listeledi. İstanbul içi teslimat ve ücret farkıGenel tabloya baktığımızda aynı gün teslimat yapan girişimlerin genellikle küçük ücret farklarıyla ve İstanbul içinde hizmet verdiğini söyleyebiliriz. İstanbul’daki kargo/kurye altyapısının daha gelişmiş olması ve genellikle e-ticaret sitelerinin İstanbul’dan dağıtım yapması bu durumun ana nedenleri olarak gösterilebilir.Müşteriyi yakalama meselesiGirişimlerin sundukları bu özel hizmeti yansıtmakta çok başarılı olmadıkları da bir diğer gerçek. Aynı gün teslimat yaptığını bildiğimiz girişimlerin sitesinde bile yeterli bilgilendirme bulamadık. Bu da zamandan tasarruf etmek isteyen kullanıcıları kaçırmak anlamına geliyor. Eğer e-ticaretin fiziksel mağazalara tercih edilmesini istiyorsak bu gibi vurucu hizmetleri daha fazla öne çıkarmalıyız.
Reklam
Twitter Erişime Açıldı
Yaklaşık 2 saat önce Türkiye'nin bazı bölgelerinden erişim sağlanamayan sosyal paylaşım sitesi Twitter, yeniden erişime açıldı.Medyatava
'Laik-Sünni Kesimde Problem Aynı: Aydınlar Düzeysiz'
Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'e konuşan Mahçupyan: ' Bu sonuçta ilelebet gizlenecek bir dosya değil. Muhakkak bu belirli bir noktada kamuoyunun önüne çıkacak ve kamuoyunu ikna edici bir şeffaflıkta bir açıklamasının olması şart. Bundan hiçbir parti ve hükümet ilelebet kaçamaz. Sonunda da bunu yapmamanın maliyeti AK Parti’ye daha yüksek olmaya başlar. Öte yandan ben bunun Tayyip Erdoğan’a ulaşma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum. Ama bunun seçimlerde kullanılabilir bir malzeme olması bazı insanları düşündürüyor.'SÜTUNUNU KAYBEDEN ÇOK DA FAZLA BİR ŞEY KAYBETMİŞ DEĞİLAK Parti’ye başından beri destek veren liberallerin kampı son 4 senede epey daraldı, çok az insan kaldınız. Eleştiren kampa geçenlerin size yönelik eleştirisi şu: ‘Hepimiz bu iktidarın hışmının mağduru olduk onun umurunda bile değil.’ Ben ‘Hepimiz mağdur olduk’ sözünün çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu iktidardan da, her iktidardan da şikâyetçi olanlar olabilir. Ama ben Türkiye’de yaşayan bir kişi olarak –bütün kimliklerimle- AK Parti iktidarında mağdur olduğumu hiçbir şekilde düşünmüyorum, tam aksini düşünüyorum. AK Parti iktidarında ben çok daha özgür oldum; hem bir Ermeni olarak hem bir aydın olarak.Bizzat Tayyip Erdoğan tarafından ismen zikredilenler var, yazamaz konumda olanlar var. Pek çoğu işlerini kaybetti. Mağdur olunması için daha ne olması gerekiyor? Medya kendini siyasetçi yerine koydu, bazı insanlar öyle davrandılar. Tayyip Erdoğan da o kişilerin bu siyasi alana girmesini bir vesile sayarak, onları örnek gösterdi. Ama bu çıkışın ardından onlar işlerini Tayyip Erdoğan yüzünden kaybetti demek bana çok doğru gelmiyor. Bu çok abartılıyor, kaç kişi gerçekte işini kaybetti? Biz köşe yazarları ne kadar işimizi hak ediyoruz zaten? Biz neden böyle pozisyonlara sahibiz ki?Geçmişte yan yana hizalandığınız isimlerden çok örnek var; Hasan Cemal, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Yasemin Çongar. Vesayet meselesinde uzunca süre hayata aynı yerden baktınız. Şu anda hiçbiri yazmıyor ya da yazamıyor. Bu insanlar mı gazeteciliği bırakıp siyaset yapanlar? Ya da gazeteleri siyaset yaptığı için böyle oldu. Gazeteleri kendilerine medya fonksiyonlarının dışında fonksiyonlar addettikleri için, bir takım uyumsuzluklar sonrasında bazı insanlarla yollarını ayırdılar. Mesela Hasan Cemal ayrılmasına sebep olan o yazıda kendi patronuna söylenmemesi gereken cümleler kullandı ve o paragrafı da oradan çıkarmadı. Bunun Tayyip Erdoğan’la bir alakası yoktu ki.Ama Hasan Cemal gazete köşesini kaybetmesine sebep olarak bizzat Erdoğan’ı görüyor. Kendisiyle yaptığım mülakatta ‘Batsın senin gazeteciliğin dersen, telefon açıp gazete patronunu ağlatıncaya kadar azarlarsan başka seçenek bırakmazsın’ demişti. Sizce bir başbakanın bir gazete patronunu arayıp yayınlarla ilgili konuşması, azarlaması doğal mı? Öncelikle Hasan Cemal ayrıldıktan hemen sonra çevresine olayı anlatırken tam olarak size dediği gibi anlatmamıştı ama ‘bellek’ giderek ideolojik ya da psikolojik bir süzgeçle yaşatılabiliyor. Diğer taraftan Başbakan’ın sizin sözlerinizle “bir gazete patronunu yayınlarla ilgili azarlaması”, eğer yaşanmışsa tabii ki şık olmazdı. Ancak olayın böyle olmadığını biliyoruz. O gazete patronu Erdoğan’ı aramış ve kendi konumunu anlatırken duygusal anlar yaşamıştı. Ayrıca Cemal’in yazısı ortada. Oradaki kendi patronu ile ilgili satırlar da duruyor. Medya dünyası bu olayı bütün detaylarıyla biliyor zaten. Ama belki de Cemal geçmişi Erdoğan’ı suçlamayı mümkün kılacak kadar genişletme ihtiyacı duymuştur.AK Parti’ye açıkça destek vermiş olan bu insanlar neden durduk yere başlarına bunların gelmesini göze alsın ki? İnsanlar siyasi tavırlarını değiştirebilir, bu çok normal bir durum. Bu aydınlar artık AK Parti’yi beğenmiyor diye AK Parti kötü olmuyor. Zaten şu anda dijital ortamın da getirdiği katkıyla herkes her şeyi yazabiliyor ve herkes çok rahat okunabiliyor. Aydın olma fonksiyonu açısından bir kaybı yok kimsenin. Sütununu kaybeden insan çok da bir şey kaybetmiş değil. O insana gerçekten bir talep varsa, o talep kendi mecrasını buluyor. Ama gelir kaybı da vardır ayrı, o da patronajla ilişkili.Gezi’de eğitimli orta-üst sınıf karşısında AK Parti eğitimsiz kitleleri kendi arkasında konsolide etmeyi tercih etti gibi bir algı var. Bu süreçte bir aydın düşmanlığı da ortaya çıktı sanki. İktidarı eleştiren herkes vesayetçi diye etiketlemeye başladı. Bütün bunlar normal mi? AK Parti eleştirilemez bir parti değil, kendi yanlışlarının olabileceğini kabul eden de bir parti. Sadece eleştirilerin adil olmasını bekleyen bir parti. Şu 12 seneye baktığınız zaman parti kapatma, 27 Nisan, Ergenekon, Balyoz, Gezi, 17 Aralık. E şimdi bütün bunlar çok fazla. Burada temel bir olay var. Türkiye’nin belirli bir bölümü AK Parti’yi hazmetmekte zorlanıyor, bu hazmedememe halini siyasete tahvil ediyor. AK Parti de buna siyasi cevap veriyor. Bu cevap en net sesini de Tayyip Erdoğan’da buldu. Bazen çok sert olabilir, insanların kulağına dışlayıcı gelebilir. Ama ortada bir reel durum var. Aydınların önce durumu tespit edip sonra pozisyon alması lazım. Ama Türkiye’de aydınlar bunu yapmadılar, bu da AK Parti’nin ellerinden kaçmasına neden oldu.OTORİTERLİK 100 YILIN MESELESİ, BİR GÜNDE BİTMEZ‘AK Parti varoluş mücadelesi veriyor, o nedenle de iktidarın otoriterleşmesi ya da yolsuzluklara göz yumması önemli değil’ şeklindeki yaklaşım çok sorunlu değil mi? Siz bunlar önemli değil diyebiliyor musunuz? Şimdi burada anlamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışmak ‘Niçin’ diye sormak demek. AK Parti eğer bir miktar otoriterleşme eğilimi gösterdiyse....Siz de otoriterleşme eğilimi gösterdiğini kabul ediyorsunuz... Tabii, yargıya müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Soru şu: Niçin öyle davrandı? Önce niçin böyle davrandığını teslim edeceğiz. Sizi duyması için sizin bir şekilde adil olmanız gerekiyor.21 Ekim tarihli yazınızda şöyle diyorsunuz: ‘Muhtemelen daha uzun yıllar demokratlıkla otoriterlik el ele gidecek.’ Bu ikilem daha ne kadar sürebilir? Bu bir teşhis. Türkiye’nin tarihiyle beraber değerlendirdiğimizde, kim yönetirse yönetsin geçiş dönemleri birden fazla durumun iç içe geçmesi demektir. Türkiye otoriter bir zeminden geliyor, bir günde otoriterlik bitip başka şey başlayamaz. Otoriterleşme son 100 yılın meselesi. Türkiye daha demokratlığı el yordamıyla ve yeni öğreniyor. Türkiye’nin demokratlık dediği şey eksik hakların verilmesi. Demokratlık bu değil, demokratlık bizim ötekine nasıl davrandığımızla ilgili bir şey.Bugün AK Parti kendi ötekisine nasıl davranıyor? Ataerkilliğin ve demokratlığın iç içe geçtiği bir parti. AK Parti kendi iç dönüşümünü yaşamakta olan ve bunu zorlayan bir parti. Ama hakiki bir insan bir malzemesinden bahsediyoruz. Bu insanlar da birdenbire değişmiyorlar. Ama AK Parti bugün yetersiz bir demokratlık çizgisindeyse bile, ben ondan daha demokratını da görmüyorum.GAYRİMÜSLİMLERDE MÜSLÜMAN’IN KÜÇÜMSENMESİ VAR. BİZZAT 60 YILDIR YAŞIYORUMGayrimüslim azınlıklardan Ermeniler ile Yahudilerin AK Parti iktidarına bakışları neden farklı yönlere doğru ilerledi sizce? Ermeni cemaati için kazanım olan her şey Yahudi cemaati için de kazanç olarak duruyor. Ama bir de İsrail var. İsrail olayının psikolojik etkisi Türkiye siyasetini etkilediği sürece ve iki ülke ilişkileri normal olmadığı sürece....Yahudi cemaatinin bugün Türkiye’de güvenlik kaygıları üst noktada. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin ötekileştirilmesini normal mi görmek lazım? Sonuçta bir kitle böyle hissediyorsa yönetimin bir şey yapması lazım. Sırf yönetim olduğu için sorumluluk sahibidir. Madalyonun diğer yüzüne gelirsek; bütün bunlar Yahudi cemaatinin İslam ve bölge algısıyla doğrudan bağlantılı. O algı çok güçlü siyaset ve pozisyon üreten bir algı. Ermeniler onlar gibi davranmıyorsa, tarihsel olarak bu iki cemaat arasındaki farkın ne olduğuna giderek bunu anlayabiliriz.Sözcü okuyan Yahudilerden bahsettiğiniz yazıda birkaç yüzyıl geriye giden Müslüman alerjisinin bugün farklı şekilde yüzeye çıktığını ileri sürdünüz, çok tepki çekti. Hıristiyanlarda yok mu o bahsettiğiniz türden alerji? Bu bir olgu, bir durum, bir tanımlama değil. Mesela Alevi-Sünni meselesi de böyle. Karşılıklı birbirini kültürel olarak reddeden bir önyargılar sepeti var. Ben gayrimüslimlerde –sadece Yahudilerde değil Ermenilerde de- bir tür Müslüman’ın küçümsenmesi gibi bir bakış olduğunu bizzat 60 yıldır yaşıyorum. Ve bu çok doğal.Eğer hakikaten dediğiniz gibiyse, neden doğal olsun ki bu tür bir küçümseme? E çünkü o kadar ezilmişsiniz, mağdur edilmişsiniz ki kendinizi korumanız için kendinizi daha güçlü ve üstün hissetmeniz lazım. İkincisi, Yahudiler de Ermeniler de daha modern ve Batı’ya daha açıklar, daha eğitimliler. Bunların getirdiği kendini daha üstün görme psikolojisi var. Müslüman diye size sunulan insanların tipik davranışlarını izliyorsunuz ve de kendinizin daha üstün olduğuna dair bir kanaati doğal olarak hissediyorsunuz. Ben bunda bir problem de görmüyorum. Ama bunun konuşulması ve ‘Hay Allah niye böyle oldu’ denmesi gerekiyor o kadar.BÜROKRASİNİN YENİSİNİ MARS’TAN SEÇMİYORUZBugün Yahudi cemaatinin ötekileştirilmesi iktidar tarafından meşrulaştırılıyor şeklinde bir algı var. Mesela, Edirne Valisi vakasını yaşadık yakın zamanda. O vali onu söylediğinde hükümet bütün kılcal damarlarıyla bunun çok yanlış bir tutum olduğunu söyledi, net tutum oldu. Vali de geri adım attı. Sonuçta biz var olan bürokratik yapıyı Mars’a gönderip, yerlerine oradan yeni insanlar getirmiyoruz. El yordamıyla iyileri seçmeye çalışıyoruz. Seçimi yapanlar da bunu el yordamıyla yaptıklarının farkındalar. Bu kendini eğiterek, içeriden temizleyerek ilerleyecek bir süreç. Bu valinin yaptığına benzer şeyler yapanlar ileride de olacak. Bütün geçmişin yükünü AK Parti’nin sırtına yükleyip ondan doğru davranış istiyor. Ben Tayyip Erdoğan’ın zihnini, yüreğini bilemem. Ama kendimi onun yerine koyduğum zaman şunu görüyorum; şu anda yapılmakta olanın kaybedilmesi riski varsa bütün güçle o riskin yok edilmesi lazım. Maliyeti ne olursa olsun. Gezi de böyle bir şeydi. Unutmayalım, aynı dönemde Mısır’da Sisi geldi ve Batı Sisi’ye ‘Evet’ dedi.Bunun arkasında illa ki Türkiye’ye dönük de bir mesaj mı olmalı? Psikolojiden bahsediyoruz. Rasyonelim deyip böyle bir soru sorabiliriz ama bu hareketin başındaki insanın ne hissettiğini bilmiyoruz.BATI’NIN ERDOĞAN’I MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİNDE GÖRMESİ PROBLEMTayyip Erdoğan kendisini de Müslüman Kardeşler ideolojisinin bir ürünü olarak mı görüyor ki Sisi’nin iktidara gelişini kendine bir tehdit olarak algılıyor? Batı’nın öyle görüyor olması problem.Varsayalım ki arkasından Mursi’ye darbe geldiği ve kendisi açısından bir risk gördüğü için Gezi’de kendisinden beklenen kucaklamaları yapmadı. Hatta yapmadığı gibi toplumsal kutuplaşmaları körükleyen bir dil kullandı. Kutuplaştırmaları sadece Tayyip Erdoğan yapmadı. Kendini mağdur hissedeceği bir durum varsa bunu bütün siyasetçiler kullanır. Biz de kullanıyoruz vatandaş olarak, çünkü hepimiz öncelikli olarak kendimize yapılanla ilgiliyizdir. AK Partili insanlar sabah gazeteleri açıp bakıyorlar ve onların gördüğü şey laik kesimden birinin gördüğüyle aynı şey değil. Orada gördükleri en önemli şey de haksızlık. Laik kesim ve medyası AK Parti’ye sistematik olarak haksızlık yapıyor.Mesela yolsuzluk iddialarını yayınlayarak mı haksızlık yapmış oluyor AK Parti’ye? Dünyanın hangi ülkesinde yakın tarihe kadar bakan olan 4 kişinin de adının geçtiği bu kadar büyük ölçekte iddialar gündemdeyken bir gazete bunu basmaz? Gazetelere bu tür bir eleştiri doğru değil tabii.Eleştirinin de ötesinde Meclis Komisyonu’nun çalışmalarına yayın yasağı getirildi. O adli sürecin bir parçası olarak getirildi, o başka bir şey.Gerçi Başbakan Davutoğlu kendisiyle yasağın arasına mesafe koydu. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı arasında yolsuzluklar meselesine bakışta farklılıklar mı var? Çok farklı bakıldığını da düşünmüyorum ben. Gözünüzü neye diktiğinizle ilgili bir nüans olabilir. Tayyip Erdoğan bir lider, uzun yılların güveniyle orada duruyor. Gerçekten de AK Parti seçmenin yarısı bu güven ilişkisi yüzünden AK Parti’yi destekliyor, ondan bekledikleri bir duruş var. Tayyip Erdoğan o duruşu sergiliyor.O duruşun içinde yolsuzluklara sahip çıkmak da mı var? Zaten AK Parti tabanına indiğiniz zaman kimse yolsuzluklardan hoşlanmıyor.Siz bunu söylediğiniz için bazı AK Partili vekiller tarafından hedef alındınız. Onlar da biliyorlar, kendi aralarında konuştukları zaman bizzat kendileri söylüyor.Bahsettiğiniz kamuoyu araştırmaları ne zamandan? 2014 Şubat-Mart döneminde yapılan çalışmalardı, tam da o iddiaların en üst noktada olduğu zamandı. Belki şu anda rakamlar değişmiş olabilir. Ama tüm Türkiye’nin yüzde 70’i yolsuzluklar var diyor, yine yüzde 70’i darbe var diyor. bunu AK Parti seçmenine indirgediğinizde, onların da yüzde 50’si yolsuzlukların olduğunu düşünüyor ama yüzde 90’ı da darbe olduğunu düşünüyor.YOLSUZLUKLAR TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK SÜRECİNİ DURDURMAZDarbe tehlikesi yolsuzlukların üstündedir gibi bir mantık mı? Yolsuzluklar Türkiye’nin demokratik sürecini durduramaz. Ama ötekisi her şeyi durdurur.Yargı 17 Aralık’ta belli bir zümrenin uhdesinde hükümetin tabiriyle ‘operasyon’ yapmaya çalıştıysa ve durdurulduysa, sonrasında aynı yargının siyasi iktidar tarafından kullanılmaya başlanması kabul edilebilir mi?Kullanıldı diye bir şey yok.Dosyalar kapatıldı, o savcıların yerine hükümete yakınlığıyla bilinen isimler getirildi. Sizin ifadenizle darbe tehdidi atlatıldığına göre artık yolsuzluk iddialarını ciddiyetle sorgulama zamanı gelmedi mi? Atlatılmadı daha....Atlatılması için daha kaç seçim geçmesi gerekiyor? Bu üç seçim büyük bir viraj. Benim vatandaş olarak ‘Artık AK Parti’nin hakikaten bir şeyler yapması lazım’ diye hissedeceğim an 2015 seçiminin sonrasıdır.Olmazsa sonra eleştiren kampa mı geçersiniz? Adil olduktan sonra her zaman eleştirebilirsiniz. Ben 10 yıldır AK Parti’yi eleştiriyorum.GAZETECİLİK BÜYÜK DARBE YEDİ SİYASİ NORMALLEŞME OLMADAN MEDYADA NORMALLEŞME OLMAYACAKHükümet medyasını nasıl buluyorsunuz? Hiç mi eleştirilecek şey yok iktidarın politikalarında ya da icraatlarında? Tabii sırf gazetecilik olarak baktığımız zaman iyi bir sınavdan geçilmediği çok net. Medya kendini siyasetin parçası kılıp aslında kendisini fonksiyonsuzlaştırdı. Medyada karşılıklı olarak büyük bir sorun var, büyük bir kalitesizlik var.Hükümet medyasında bir dönüşüm kaçınılmaz mı? E tabii, sonuç olarak gazeteciliğin çok büyük darbe yediğini düşünüyorum. Ama bir siyasi normalleşme olmadan medyada normalleşme olmayacağını da görüyorum. Türkiye’de medya hep böyle oldu.YOLSUZLUK İLELEBET GİZLENECEK BİR DOSYA DEĞİLCumhurbaşkanı yolsuzlukların ucu kendine gelecek diye soruşturmayı engelliyor diye düşünen bir kesim var. Bu sonuçta ilelebet gizlenecek bir dosya değil. Muhakkak bu belirli bir noktada kamuoyunun önüne çıkacak ve kamuoyunu ikna edici bir şeffaflıkta bir açıklamasının olması şart. Bundan hiçbir parti ve hükümet ilelebet kaçamaz. Sonunda da bunu yapmamanın maliyeti AK Parti’ye daha yüksek olmaya başlar. Öte yandan ben bunun Tayyip Erdoğan’a ulaşma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum. Ama bunun seçimlerde kullanılabilir bir malzeme olması bazı insanları düşündürüyor.Siz Başbakan’ın danışmanı olarak yolsuzluklar konusunda böyle yüksek perdeden konuşuyorsunuz. Cumhurbaşkanı’nın danışmanı olsanız kendisine yönelik kuşkularla ilgili nasıl bir yöntem önerirdiniz? Çok farklı bir şey söyleyeceğimi sanmıyorum. Bu onun önümüzdeki dönemde önüne açılan misyonunu olumsuz etkileme ihtimali olan bir şey. Dolayısıyla da bu yükten bir an önce bir şekilde kurtulması lazım. Çünkü Tayyip Erdoğan gerçekten de bu coğrafyadan çıkmış olan değişik bir lider olma yolunda ilerliyor. Dünyanın yeniden şekillenmesinde Batı’dan-Doğu’dan partnerleri olan yeni bir hareketin şekillenmesine katkıda bulunma, taşıyıcısı olma, hatta belki liderlerinden biri olma fonksiyonu var önünde.Diğer liderleri kim bahsettiğiniz küresel hareketin? Mesela daha önce İspanya ile Medeniyetler İttifakı projesi vardı. Hindistan var.YOLSUZLUK DOSYASI TAKİP EDİLMEZSE DÜNYA LİGİNDE ERDOĞAN’IN KARŞISINA ÇIKARILIRRusya lideri Putin’in Türkiye ziyareti de benzer bir ittifaka mı işaret ediyor? Ama tabii Rusya’nın ne yapacağı belli olmaz. Brezilya, Hindistan, İspanya gibi ülkelere baktığım zaman yarının dünyasının dünkü dünya gibi olmamasını isteyen ve bunu talep etme hakkını kendinde göre büyük toplumlar görüyorum. Tabii Çin’in ne yapacağı da önemli. Yani yeni bir dünya geliyor ve bu yeni dünyada Müslüman kesimin de bu makro dili konuşan liderlerinin olması lazım. Ortadoğu’yu kimler yönetiyor diye baktığınızda Tayyip Erdoğan’ın çok ciddi avantajları var. Türkiye’de olmuş olan birkaç tane yolsuzluk dosyasının takip edilmemesi nedeniyle eğer bu fonksiyonu elinden kaçırırsa yazık olur.Eğer yolsuzluk iddialarının üzerine ciddi manada gidilmezse dünyada yakalayabileceği misyonu kayıp mı eder Tayyip Erdoğan? E gereksiz yere lekelenir, yıpratılır. İkide bir karşısına çıkarılır.Dünya liginde karşısına çıkarılır diyorsunuz? E çıkartılmaz mı? Medya zaten bu iş için var, sırf bununla uğraşıyor.Sizin söylediklerinizden şöyle bir özet yapmak mümkün mü; AK Parti’den yolsuzluk meselesinde daha kuvvetli bir tavır görmek için 2015 seçimlerinin geçmesini beklemek durumdayız? Gerçekçi olarak, dışarıdan baktığımda böyle. Çünkü herkes her şeyi seçim perspektifinde ele alıyor. Bu kadar ağırlığı olan bir seçim varken önünüzde, başka şeylerin ilerlemesi hakikaten zordur.10 SENE ÖNCENİN SÜNNİ’Sİ İLE BUGÜNKÜ AYNI ADAM DEĞİLBürokrasi önemli atamalar yapılırken Sünni-Alevi ayrımın yapıldığı iddiaları var. Mezhepler bazında devlet kademelerinde hâlâ çok ciddi çalışma yapıldığını anlıyoruz. Bu bir devlet geleneği. 1840’lardan itibaren ordu tek tek köylüklerin kimlik arşivine sahip biliyorsunuz.Ama bugün ‘Ben demokratım, reformcuyum’ diyen bir iktidar var. Oraya gelelim... Bu çok ataerkil ve cemaatçi bir yapı. Her cemaat kendi içine kapanmış durumda.AK Parti de cemaatçi bir yapı mı? Sünni kesim de cemaatçi bir yapı, kaçınılmaz olarak öyle. Sayıca çok olmaları bakışlarını değiştirmiyor. Laik, Sünni, Alevi diye koyduğumuz vakit her cemaat diğerine muhtaç olmadan kendi içinde kapalı dünyalar yaratmış ve öyle yaşıyor. Bir dönem öncesine gidelim -AK Parti öncesine- seküler dünyadan gelen birisi tek bir dindarla temas etmeden bütün ömrünü geçirebiliyordu neredeyse. Tersi de var. Birbirine müthiş bir güvensizlik var ve de kavga ortamındasınız. Vasat refleks kendine benzeyen ve güvenebileceğin insanları aramak şeklinde ortaya çıkıyor. Bu güven unsuru çok kritik. Liyakatten ziyade güven öne çıktı. Ben bunun da değişeceğini düşünüyorum çünkü bundan bizzat Müslümanlar rahatsız olmuş durumdalar. Çünkü giderek kamusal alana daha çok girip kendileri melezleştiler. O yüzden de bakışları değişti. 10 sene öncenin tipik Sünni’si ile bugünün Sünni’si aynı adam değil artık. Çoğulculuğa karşıydılar, çoğulcu hale geldiler, şimdi çoğulculuğu talep ediyorlar.Sünni dünya gerçekten sizin söylediğiniz gibi çoğulculuk talep ediyorsa son Milli Eğitim Şûrası’nda eğitim sistemine sadece kendi doğruları üzerinden şekil verme çabasını nasıl izah edeceksiniz? Neden zorunlu din dersinin anaokuluna kadar indirilmesi, karma eğitimin sorgulanması gibi aşırı uçlara giden önerileri konuşur olduk? Şimdi böyle bir akım var. Çoğulculaştığın zaman her grubun radikallerinin sesi daha çok çıkar. Ayrıca sonuçta o kararlar çıkmadı, alınan kararlar da her zaman hayata geçmiyor.LAİK KESİMDEKİ AYDIN DÜZEYSİZLİĞİNİN DAHA SERTİ SÜNNİ KESİMDE VAREvet tavsiye kararları ama toplantıda bu önerilerle gelenler itiraz edenleri dinsizlikle suçlamaya kadar vardırıyor işi.Laik kesimdeki problemin aynısı, hatta belki daha da serti ve kırılganı Sünni kesimde var. Yani aydın düzeysizliği. Sıradan insanların sağduyusu var ve hemen hemen her alanda sezgisel olarak hareket edip doğru pozisyonlar alıyorlar. Ama kendisini aydın sanan insanlar bunu ideolojik olarak tanımlıyorlarsa bu ideolojiyi abartan şeyler yapıyorlar. Basit bir örmek vereyim. Şûra’dan önce bir eğitim kongresi de oldu, ben de oradaydım. Mesela orada dinlediğim bir grup insan sanki kendi geçmişimize, geleneğimize dönerek iyi örnekler bulursak onlar üzerinden geleceği değiştirebilirmişiz gibi abes ve romantizmin ötesinde bir düzeysizlik içindeydi.Geçmişten bulacağımız örnek neymiş? Bir sürü din âlimi ya da Mehmet Âkif gibi bir takım insanlar. Bu tür rol modellerinin sırf bulunmasıyla Batı’nın etkisinden kurtulup kendimize has bir şey olacağımız hayalini gütmek zaten bir entelektüel olamama hali. Bu durum laik kesimde de var ama İslami kesimde daha da fazla var. Çünkü sonuçta bu dünya kamusal alanına bu anlamda yeni geliyorlar. Kendi yaptıkları çalışmaların hakikaten evrensel olduğunu sanabiliyorlar. Türkiye’de Müslüman kimliği olan bir sürü insandan çok düzeyli eser de çıktı ama bakıyorsunuz onların hepsi Batı’yla temas etmiş olanlar. Ama genele baktığımız zaman – ki bürokraside bu durum çok etkili –bakanlıklar dünyasında tırnak içinde milli denebilecek meselelerde birdenbire seviye düşüyor. AK Parti’nin önündeki işlerden biri belki de bu olacak; o seviyenin yükseltilmesi gerekiyor. AK Parti kimlik olarak daralan bir Türkiye’yi yönettiği vakit dünya çapında anlamsızlaşır.HAYAT BİR FUAT AVNİ OYUNU DEĞİLEskiden çalıştığınız Zaman Grubu gazete ve televizyonlarına terör örgütü suçlamasıyla yapılan baskınları nasıl yorumluyorsunuz? 17 Aralık haftasına denk getirilmesinin arkasında bir rövanş kaygısı mı var? Tarih çakışması aslında tam tersine sonuç verir. Söylediğiniz üzere bir rövanş alma şeklinde yorumlanabilir. Diğer taraftan Gülen cemaatinin birçok üyesi ile ilgili suçlamaların olması çok şaşırtıcı değil. Ortada hükumete darbe vurmayı hedeflemiş bir girişim var. Eğer bu girişimin içinde gazeteciler de varsa, sırf orada gazeteciler var diye mesele bir basın özgürlüğü meselesi olmaz. Gazeteciler darbe girişimine karışmış olur. Ancak eğer bu fırsat bilinip gazetecilerin sayısı genişletilmeye kalkılırsa bu da hukuksuzluk olur. Şu an itibariyle ortada böyle bir durum yok. Ama Cemaat sanki böyle bir durum varmış izlenimi yaratmak istiyor. Gözaltıları önceleyen günlerde Fuat Avni Twitter hesabı ön alma girişiminde bulundu. Bu hesap zaten Cemaat’in kendi sesi. Ne var ki mızrağın çuvala sığma ihtimali yok. Hükumetin ‘doğru’ davranmasını istemek ne denli gerekliyse, Cemaat’in de ‘doğru davranmamış’ olduğunu teslim etmek o denli gerekli. Cemaat’in idrak etmesi gerek ki, hayat bir Fuat Avni oyunu değil ve siz oyunu ne denli sürdürmeye çalışsanız da bir gün biter.DAVUTOĞLU BAŞKANLIK SİSTEMİNE ‘EVET’ DER BİR SÜRE SONRA KENDİSİ BAŞKAN OLUR - Şöyle düşünenler var; eğer AK Parti 2015 seçiminde hedeflediği gibi yüzde 50 bandında bir oy alırsa başkanlık sistemine geçiş için süreç başlayacak ve Başbakanlık kurumunun da eski kıymeti kalmayacak. Seçim sonrasında Erdoğan ile Davutoğlu arasında tansiyonun yükselmesini bekler misiniz? İşte bu mesela büyük fotoğrafı görmezden gelerek yapılan bir tahlil. Büyük fotoğrafta Tayyip Erdoğan da, Ahmet Davutoğlu da kendilerini birincil önemde sayan bir performans izlemiyorlar. Onlar Türkiye’nin dönüşümüyle ilgili bir misyon taşıyor. Bu misyona zarar verecek olan hiçbir kişisel çekişme ön plana çıkamaz, özellikle de bu iki kişi arasında.Davutoğlu olası bir başkanlık modelinde kendi yetkilerinin çok kısıtlanacağını bile bile o değişime tartışmasız destek verir mi? Eğer ortak akıl bu yöne doğru gidecekse... Şimdi danışmanlığımı unutarak, gazeteci kimliğimle söylüyorum, ortak akıl o yöne gidecekse Ahmet Davutoğlu başkanlık sistemine de ‘Evet’ der. Ve kendisi de belirli bir süre sonra başkan olur. Bu insanların önlerinde büyük bir kariyer var; hem yerel hem de evrensel anlamda. Hiç kimse bu büyük kariyere kısa vadeli bakmaz. Öte yandan şu da var, tersten düşünürsek yüzde 40’a inen bir AK Parti mecburen Tayyip Erdoğan’ı daha siyasi kılacaktır.Cansu Çamlıbel | Hürriyet
Reklam
14 Maddede Dünyada 'Benim Kimin Yeğeni Olduğumu Biliyor musun?' ve 'Torpil' Gerçeği
  Nepotizm kavramı, Latincede “yeğen” anlamına gelen “nepos” sözcüğünden türetilmiştir . Aynı yönetim grubu içinde irsî monarşi, kalıtsal monarşi ya da hanedanlık sistemi gibi ( Yönetimin, ailenin bir üyesinden diğer üyesine veraset yoluyla geçmesi) nepotizmde bir yönetim biçimidir. Nepotizm”Rönesans döneminde bazı Papa’ların yeğenleri için üst düzey işler bulma eğilimleridir. Bu dönemdeki uygulamalar kilisenin etkinliğini ve diğer kişilerin morallerini olumsuz olarak etkilemiştir’’En önemli problemlerinden sayılan kayırma (Nepotizm) günümüzde ahbap çavuş ilişkisi (Karşılıklı çıkarları gözeterek sıkı dostluk içinde olma) olarak tanımlanabilir. İş yapıların bilgi seviyelerine göre değil. Yönetim ilişkilerinde daha yakınlığı ile olan kişilerin seçilmesi ile yapılan uygulamadır. ‘’Nepotizm, favorizim ve kronizim gibi kayırmacılık biçimleri, genel olarak, meslek kurallarına aykırı davranışlar içermesi nedeniyle eleştiri almış profesyonel olmayan uygulamalardır’’Bugün nepotizme ister demokrasi olsun ister diktatörlük dünyanın birçok ülkesinde rastlamak mümkün. Örneğin, Hindistan’da on yıllardır etkisini sürdüren bir Gandhi-Nehru ailesi var. Suriye’de Esat ailesi, Kuzey Kore’de ölen Kim Jong İl‘in yerine oğlu Kim Song il onun yerine de oğlu, Kim Jong-un ‘sevgili lider’ oldu. Küba’da Fidel Castro’nun yerine kardeşi Raul geçti. Fransa devlet başkanı Nicolas Sarkozy‘nin oğlu Jean Sarkozy, babasının politik kariyerine başladığı Paris banliyösünde belediye başkanlığına seçildi. Yunanistan’da Karamanlis ailesi (Kostas, Konstantin), Papandreu ailesi ve Mitsotakis ailesi kuşaklardır politikayı domine ediyorlar.
Reklam
Zaman'dan Ahmet Şık ve Nedim Şener'e 'Helallik' Mesajı
Zaman Gazetesi Washington Temsilcisi Ali H. Aslan, Ergenekon operasyonu’nda tutuklanarak hapis yatan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’den helallik istedi.Pek çok gazeteci aralarında Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın da bulunduğu gözaltılar ile ilgili Twitter'dan değerlendirmelerde bulundu.Gazeteci Ahmet Şık 14 Aralık operasyonuna ilişkin Twitter’dan “Birkaç yıl önceki faşizm döneminin kudretli sahiplerinden Cemaat’in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme karşı çıkmak erdemdir” yorumunu yapmıştı.Gazeteci Nedim Şener ise 'Operasyona ilişkin Muhalif gördüklerine karşı hukuk katliamına ortak olanlar gün gelir yarattıkları silahın kurbanı olurlar' demişti.
Celalettin Cerrah 'Şüpheli' Sıfatıyla İfade Veriyor
Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin ihmali olduğu iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah 'şüpheli' sıfatıyla adliyede ifade veriyor.Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastine ilişkin “Kamu görevlilerinin ihmali olup olmadığına' yönelik yürütülen soruşturma kapsamında ifadeler alınmaya devam ediyor.Soruşturmayı yürüten İstanbul Terör ve Örgütlü suçlar Bürosu savcısı Yusuf Hakkı Doğan, bugün “Şüpheli' sıfatıyla dönemin İstanbul Eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın ifadesini alıyor. Cerrah avukatıyla birlikte sabah saat 10.00 sırlarında Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na geldi.BAKANLIĞIN SORUŞTURULMASINA İZİN VERDİĞİ 9 İSİMDEN BİRİEski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Adalet Bakanlığı'nın Eylül ayında, İstanbul eski Vali Yardımcısı Ergün Güngör ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ile birlikte soruşturulmasına izin verdiği 9 kamu görevlisinden biri. Soruşturma kapsamında, İstanbul eski Vali Yardımcısı Ergün Güngör, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, İstanbul İstihbarat Şube eski Müdürü Ali Fuat Yılmazer, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek yine dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, polis memuru Bahadır Tekin'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin ifadesi “Şüpheli' sıfatıyla alındı.SAMAST “BİLGİSİNE BAŞVURULAN' SIFATIYLA İFADE VERDİSoruşturma kapsamında geçtiğimiz Cuma günü “Bilgisine başvurulan' sıfatıyla Ogün Samast'ın ifadesi alındı. Ayrıca Hrant Dink suikastinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Yasin Hayal ile beraat eden Erhan Tuncel de “Bilgisine başvurulan' sıfatıyla ifadeye çağrıldı.Cem TURSUN / İstanbul DHA
Reklam
Ziraat Türkiye Kupası'nda Haftanın Programı
Futbolda Ziraat Türkiye Kupası gruplarında ikinci hafta yarın oynanacak 5 karşılaşma ile başlayacakTürkiye Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamaya göre, yarın, 17 ve 18 Aralık'ta oynanacak kupa maçlarının programı şöyle:SALI12.00 Tuzlaspor-Sivasspor (Tuzla Belediye)13.30 Bayburt Grup Özel İdare-Fenerbahçe (Bayburt Genç Osman)15.30 Kayserispor-Altınordu (Kayseri Büyükşehir Belediye Kadir Has)18.00 Gençlerbirliği-Torku Konyaspor (Ankara 19 Mayıs)20.30 FBM Makina Balçova Yaşam-Galatasaray (İzmir Atatürk)17 ARALIK ÇARŞAMBA12.00 Centone Karagümrük-Bursaspor (Stadı daha sonra belli olacak)14.15 Mersin İdmanyurdu-Samsunspor (Tevfik Sırrı Gür)14.30 Giresunspor-Cizrespor (Giresun Atatürk)14.30 Manisaspor-Keçiörengücü (Manisa 19 Mayıs)16.30 Kardemir Karabükspor-İstanbul Başakşehir (Dr. Necmettin Şeyhoğlu)18.15 Eskişehirspor-Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor (Eskişehir Atatürk)20.30 Gaziantepspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor (Kamil Ocak)18 ARALIK PERŞEMBE13.30 Adana Demirspor-Sarıyer (Adana 5 Ocak Fatih Terim)15.30 MKE Ankaragücü-Sivas Dört Eylül Belediyespor (Ankara 19 Mayıs)18.0 Trabzonspor-Akhisar Belediyespor (Hüseyin Avni Aker)20.30 Beşiktaş-Çaykur Rizespor (Stadı daha sonra belli olacak)Haber Türk
Reklam
Deneme Kurası Çekildi!
Sosyal medyada yayımlanan simülasyona göre, Beşiktaş'a Danimarka ekibi Aalborg, Trabzonspor'a ise Almanya'nın yükselen takımı Mönchengladbach çıkıyorUEFA Avrupa Ligi'ndeki temsilcilerimiz Trabzonspor ve Beşiktaş'ın rakipleri bugün saat 14.00'te Nyon'da çekilecek kura sonrası belli olacak. Beşiktaş birinci torbada, Trabzonspor ikinci torbada yer alacak.Her kura çekiminden önce üretilen komplo teorileri yine yapıldı. Yine Devler Ligi ve Avrupa Ligi kuralarının UEFA tarafından ayarlandığı iddia edildi. Bugünkü Avrupa Ligi kuralarının da simülasyonu sosyal medyada yayınlandı.İŞTE BEŞİKTAŞ VE TRABZONSPOR'UN MUHTEMEL RAKİPLERİBeşiktaş camiası güçlü olmasına rağmen Liverpool'u istiyor. Taraftarlar bu kurayı hesap vakti olarak görüyor.Ama yayınlanan bu simülasyona göre siyah-beyazlılara Danimarka ekibi Aalborg çıkıyor. Aalborg, J Grubu'nda topladığı 9 puanla Dinamo Kiev'in ardından ikinci oldu. Grupta üç galibiyet alan Danimarka takımı 3 kez de yenildi.Trabzonspor'a ise Alman ekibi Gladbach geliyor. Bu sezon müthiş bir futbol oynayan Gladbach, A Grubu'ndan 12 puanla lider çıktı.Haber Türk
WhatsApp Masaüstü Uygulaması Üstünde Çalışıyor
Facebook’un bu yılın başlarında satın aldığı WhatsApp, mobil mesajlaşma konusunda dünyanın en popüler servisleri arasında yer alıyor. Farklı mobil platformlardaki kullanıcıları birbirlerine bağlayan WhatsApp, hesaplar cep telefonu numaralarına bağlı olduğu için masaüstünde hizmet sunmuyor. Ancak şirketin bir masaüstü uygulaması üstünde çalıştığına dair bazı kanıtların ortaya çıkması, yakında bu durumun değişebileceğini gösteriyorHollanda merkezli AndroidWorld.nl sitesinde yer alan habere göre, WhatsApp Android uygulamasının son sürümünün kodlarında “WhatsApp Web” uygulamasına dair referanslar bulunuyor. Paylaşılan ekran görüntüsünde, WhatsApp’a Google Chrome’un OS X ve Windows versiyonları üzerinden giriş yapıldığı da açıkça görülüyor.WhatsApp’ın halen bir SIM karta ihtiyaç duyduğu göz önüne alınınca web üzerinden WhatsApp’a giriş yapmanın nasıl hayata geçirileceği merak ediliyor. Facebook WhatsApp’ın sahibi konumunda olsa da, bu durum Facebook bilgileriyle WhatsApp’a giriş yapılmasını mümkün kılmıyor. GitHub’da bulunan bir paylaşımdaysa uygulamanın WhatsAPI ekibi, web üzerindeki girişler için OAuth doğrulamasından faydalanacaklarını açıkladı. Bu yöntemde kullanıcıların sisteme giriş yapması için cihazlara bir doğrulama talebi iletiliyor. Servisin web.whatsapp.com adresinde faaliyet göstereceği de gelen haberler arasında. Söz konusu platformun faaliyete girmesi durumunda WhatsApp; Apple iMessage, Google Hangouts ve Facebook Messenger ile girdiği rekabette kendisine yeni bir cephe açmış olacak.Teknoblog
Taşınabilir Prompter ile Daha Profesyonel Videolar Kaydedin
Özellikle profesyoneller için kamera karşısında rahat davranmak ve sunulan içeriği hatasız ve takılmadan anlatmak son derece önemli. Aksi takdirde “komik videolar” başlığına malzeme olmak gibi durum söz konusu. Parrot’ın taşınabilir prompter cihazı, hem profesyonelleri hem de video kaydetmeye meraklı amatörleri bu dertten kurtarmak için geliyor. Üstelik binlerce dolar fiyat etiketli geleneksel prompter’lara nazaran 80-90 dolar fiyat aralığındaki Parrot her kesime hitap etmeyi başarıyor.DSLR veya aynasız kameraların önüne takılarak kullanılabilen bu cihaz, altına koyulan akıllı telefondaki yazıları yansıtabiliyor. Oldukça küçük bir boyuta sahip olan prompter, kullanılmadığı zamanlarda kamera çantalarına dahi sığabiliyor. Yüzde 70 oranında ışık geçirebilen yapısı sayesinde kameraların net bir görüntü kaydı yapması mümkün hale geliyor. Şu an Kickstarter’da destek bekleyen Parrot, 30 bin dolar olan hedefine doğru emin adımlarla ilerliyor. 80 dolar fiyat etiketli erken versiyonları tamamen tükenen cihaza sahip olmak için en az 90 dolar ödeme yapmak gerekiyor. Parrot prompter’ların nisan ayından itibaren piyasada olması bekleniyor. LOG
Gazetelerde Bugün | 15 Aralık Pazartesi
Hürriyet: Önce manşet, sonra gözaltı Milliyet: 14 aralık operasyonu Sabah: Asıl bir numara GülenVatan: Operasyonun kilit iddiası: Tahşiyeciler Taraf: Hitler de böyle başladı Akşam: Bir numaralı şüpheli Gülen‘e kırmızı bülten Birgün: Zamane diktatörüStar: Paralel yapıya 13 ilde operasyon gerçekleştirildi Cumhuriyet: Susturma baskınıZaman: Demokrasinin kara günüYeni Şafak: Hesap zamanı Evrensel: Cemaat'e '14 Aralık operasyonu' Sözcü: Bir 'Zaman'lar 
Reklam