Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bugün yaşadığımız modern hayatı borçlu olduğumuz tüm bireylere, Cumhuriyeti omuzlarında yükseltenlere ve Cumhuriyetin bugünkü çocuklarına saygılarımızla, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun! İşte ReputeUs'tan minimal tasarımlarla 'Cumhuriyetin Getirdikleri'...
'Goodfellas' filminde Frankie Carbone'yi canlandıran Frank Sivero, 'Simpsons'taki bir karakterin tamamen kendi yarattığı karakterden çalındığı iddiasıyla 250 milyon dolarlık dava açtıMartin Scorsese'nin 1990 yapımı 'Sıkı Dostlar' (Goodfellas) filminin aktörü Frank Sivero, 'Simpsonlar' dizisine 250 milyonluk dava açtı. Davanın gerekçesi ise 'Simpsonlar' dizisindeki Louie'nin, Sivero'nun filmde canlandırdığı karakter Frankie Carbone ile aynı olması.Louie karakteri 'Simpsonlar'da ilk olarak 1991 yılında göründü. 556 bölümün 15'inde yer alan Louie karakteriyle ilgili olarak açılan davanın belgelerine ulaşan Deadline, dün 12 sayfalık dava dosyasından bölümler paylaştı.Sivero'nun dava dosyasında, 'Dizinin yapımcısı James L. Brooks, Sivero'nun canlandırdığı karakteri çok iyi biliyordu ve bu nedenle de dizideki Louie karakteri Frankie Carbone'den etkilenilerek ortaya çıktı,' ifadeleri yer aldı.Dosyada ayrıca Sivero'ya, 'Simpsonlar'ın yapımcısı olan Gracie Films tarafından 1995 - 96 yıllarında birlikte film yapma konusunda söz verildiği de iddia edildi.Milliyet Sanat
Siirt'teki kazılarda ortaya çıkarılan ve 5 bin yıl önce oynandığı düşünülen oyun taşlarından yola çıkılarak 3 boyutlu oyun tasarlanmasına yönelik girişimde bulunulduğu bildirildi.Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur başkanlığındaki ekibin, Başur Höyük'te yaptığı kazı çalışmalarında bulunan ve Batman Müzesi'nde koruma altına alınan oyun taşlarının sırrının çözülmesi ve bu oyun taşlarına göre 3 boyutlu oyun tasarlanması için Japonya'dan bir uzman ile ABD'den bir firma çalışma başlattı.Siirt'te 13 yıldır kazı çalışması yapan ekibin başkanı Sağlamtimur, yaptığı açıklamada, bölgede Türbe Höyük ve Motit Kalesi'nde kazı çalışmalarının tamamlandığını, Başur ve Çattepe Höyük'te halen çalışmaların devam ettiğini söyledi.Başur Höyük'te 5 bin yıl önce oynandığı düşünülen oyun taşlarının gün yüzüne çıkarıldığını anlatan Sağlamtimur, 2012 yılında oyun taşlarının kazı çalışmaları sırasında bir mezarlıkta bulunduğunu anımsattı.Farklı taştan oluşan grubun içerisinde 2 ana figürün bulunduğunu, bunların domuz ve köpek şeklinde olduğunu ifade eden Sağlamtimur, şöyle konuştu:'Toplam 49 parça ama bunların bazıları kendiliğinden ayrıldığı için aslında 37-38 parçadan oluşuyor. Oyun taşlarındaki her grubun farklı renklerde taştan üretilmesi bunların oyun stratejisi açısından renklerle de bir ilişkisi olduğunu gösterebilir. Ana figür iki hayvan ki burada da domuz ve köpekler var. Yani oyunun adı olasılıkla 'Domuzlar ve Köpekler.' Onun dışında da çok figüratif ve geometrik taş var.'Sağlamtimur, uluslararası bir sempozyumda oyun taşları gündeme gelince oyunla ilgilenen herkesin dikkatini çektiğini dile getirerek, taşların nasıl oynandığına dair birtakım öneriler oluşturulması gerektiğini aktardı.'Oyunların nasıl oynandığını çözmek hem bize düşer hem de kültür, tarih, oyun tarihi hakkında çalışan herkesin ilgi alanına girer. Taşların üstünde oynandığı tahtayı bulamadık. Mezarın içerisinde bulunan oyun tahtası çürüyüp karbonize olmuş, bu nedenle ele geçirilemedi' diyen Sağlamtimur, bu nedenle taşların nasıl oynandığının tespit edilmesinin zorlaştığını vurguladı.Sağlamtimur, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Taşlarla ilgili oyunun çözülmesine yönelik oyun tarihi uzmanı bir Japon ve ABD'den bir firma bu taşlarla oynanan oyunun çözülmesine yönelik çalışma başlatarak, 3 boyutlu oyun haline getirip piyasaya sunmak istiyor. Siirt'te bulunan oyun taşları tüm dünyanın malı oldu. Herkes bunun üstünde düşünme hakkında sahip. Evet oyun tahtasını bulamadığımız için çok zor ama, eldeki veriler bu oyun taşı ile 4 sayısıyla bir ilişki olduğunu gösteriyor. Oyun taşları arasında bulunan zar gibi bir nesnenin oyunu yönlendiren taş olduğunu düşünmekteyiz. Oyun taşlarının ele geçtiği mezardaki zengin buluntuların sıradan insanlara ait olmadığını gösteriyor.'Sağlamtimur, Batman Müze Müdürlüğü'nde koruma altına alınan oyun taşlarının önümüzdeki günlerde sergileneceğini sözlerine ekledi.AA
Çin Seddi 21.196.180 m uzunluğu ile Kuzeybatı Çin'i boydan boya kaplamaktadır. Yakın dönemde uzaydan görülebildiği iddiaları ile de sık sık gündeme gelmiş ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Bu yazımızda sizlere Çin Seddi ile ilgili bilgileri, ilginç detayları aktaracağız.
2012 yılında Cenevre Gümrüğü’nde ele geçirilen mermer üzeri heykellerle bezeli Herakles Lahdi’nin, Antalya Perge’den kaçırıldığı kesinleşti. Lahtin bir benzerinin Antalya Müzesi’nde olduğu anlaşıldı.Aynı taş ustasının elinden çıktığı tespit edilen lahitlerin üzerindeki pek çok figür bile neredeyse tıpatıp aynı. Halen İsviçre’de mahkemesi devam eden lahit için Kültür ve Turizm Bakanlığı hukuki mücadeleyi sürdürüyor. Cenevre Gümrüğü’nde arkeoloji meraklısı bir görevli tarafından fark edilerek alıkonulan lahit, İsviçre Phoenix Sanat Galerisi üzerine kayıtlı. İsviçre makamlarının yürüttüğü soruşturma neticesinde lahde el konuldu. Türkiye olaydan haberdar olunca bir ekibi İsviçre’ye gönderdi. Lahdin Antalya Perge’den kaçırılmış olduğuna karar verildi. İsviçre’de açılan dava sürüyor.Radikal'den Ömer Erbil'in haberine göre, Perge Antik Kenti sınırları içindeki nekrapol (mezarlık) alanı uzun yıllar özel mülktü. Yıllarca arazi sahipleri ve defineciler tarafından bu alandan lahitlerin kaçak kazılarla çıkarılıp satıldığı belirlendi. Arazi sahibi Elmalı Cezaevi’nde yatan A.Ç. Herakles Lahti ile ilgili verdiği ifadede amcasının kendisine 2001 yılında bir lahit sattığını söylediğini itiraf etti. Lahtin kaçak çıkarıldığı arazide yapılan arkeolojik kazılarda bazı lahitlerin parçalanarak kaçırıldığı görüldü. İsviçre’de soruşturmayı yürüten savcı 1 yıl önce Antalya’ya gelerek Perge’yi ve Antalya Müzesi’ni gezdi. İsviçreli savcı, A.Ç ile de görüştürüldü. Antalya’da sergilenen lahit de kaçak kazılar sonucunda yurtdışına kaçırılmış. Lahdin bir yüzünü 1983 yılında ABD Paul Getty Müzesi ülkemize iade etmiş. Lahtin ön yüzü ise 1998 yılında Almanya’daki Schwartzkopff Koleksiyonu’ndan iade yoluyla alınmış. Antalya Müzesi şimdi müze koleksiyonunda sergilenen lahtin yanına astığı duyuru levhası ile Cenevre’de yakalanan lahti geri istiyor.Ömer Erbil | Radikal
Tarih birçok ilginç olaya tanıklık etmiş. Bütün hepsini yazmaya kalksak ömrümüz vefa etmez. Ancak sizler için bunlardan son derece ilginç 18 tanesini derledik.
'Beni cesaretlendiren Hasan Cemal'in kitabı oldu'.Yönetmen Fatih Akın , Türkiye'de gösterime girmeden bazı çevrelerden ölüm tehditleri ve mesajları aldığı The Cut'ın, soykırım üzerine bir film olmadığını ve filmde politika yapmadığını dile getirdi.Akın, soykırım konusunda kendisini cesaretlendiren kişinin gazeteci-yazar Hasan Cemal 'in yazdığı 1915 Ermeni Soykırım kitabı olduğunu belirterek, 'Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.' dedi.Film yapılacak birçok olay var. Türkiye’de en fazla susulan konu tartışmasız Ermeni Soykırımı. Filmin için neden bu konuyu seçtin?Bu konuyu ben aramadım, tersine konu beni buldu. Türkiyeli bir ailenin çocuğu olarak hep ilgimi çekti. Hele de bu konunun tabulaştırılması. Ne zaman bir şeyler yasaklanırsa, meraklı ve araştırıcı olurum. Bu konuda da ele alınmamış birçok şey keşfettim.Bu sorun Türkiye’de hâlâ tabu mu?Yedi yıl önce Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul’da herhangi bir kahvede soykırım üzerine sohbet etseniz, yan masadakilerin ‘Hey ne üzerine konuşuyorsunuz bakayım öyle?’ diye müdahalesiyle karşılaşabilirdiniz. Şimdilerde hemen hemen her yerde hem de fısıldamaya gerek kalmadan konuşabilirsiniz.Türkiye’de halk açısından hiçbir sözcük ‘soykırım’ sözcüğü kadar politik yüklü değil. Türkiye’de de bu sözcüğü kullanıyor musun?Evet. Beni bu konuda cesaretlendiren, tanınmış gazeteci Hasan Cemal’in 1915-Ermeni Soykırımı kitabı oldu. Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.Türklerin, tarihlerinin bu bölümüyle yüzleşmelerinin bu kadar zor olmasının nedeni ne?Eğer bir halk, kuşaklar boyu tarih yazıcıları ve politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılırsa, ‘Böyle bir şey olmadı. Bu kocaman bir yalan!’ denirse, söylenenleri içselleştirebiliyor. Ailelerinden, okul kitaplarından, gazetelerden farklı bir şey duymadılar. Onları suçlayamam. Ama politikacıların ‘tarihi tarihçilere bırakalım’ demeleri yanlış. Tarih bize aittir, insanlara, hepimize...Filmi çekmeden önce konuya nasıl hazırlandın?Sanırım konu üzerine yaklaşık 100 kitap okudum. Aralarında Küba’ya göç eden bir Ermeni’nin biyografisi, ailesiz kalmış çocukların kaldığı yurtlar üzerine belgeseller ve hatta Halep’teki genelevler üzerine hikayeler de vardı. Hayatımda ilk kez Ermenistan’a gittim ve tabii ki Erivan’daki Soykırım Müzesi’ni ziyaret ettim. Orada müze direktörü Hayk Demoyan’la tanıştım. Bana birçok Ermeni’nin önce Küba’ya, oradan da Amerika’ya kaçtığını anlattı. Bunu Ermeniler’in çoğu bile bilmiyor. Filmimde bu duruma da yer verdim.Filmin kahramanı Nazaret, Mardin’de yaşıyor. Bu şehri nasıl seçtin?Fransız tarihçi Yves Ternon’un Mardinli Ermeniler üzerine yazdığı kitabı okumuştum. Mardin, Suriye sınırından pek uzak değil. Coğrafya ve hikaye açısından acılı öyküsünün buradan başlaması uygundu. Nazaret’in çöle yolculuğunun uzun sürmemesi gerekiyordu. Nazaret’in Deir Zor’a sürgün edilen Ermeniler arasında olmamasına karar verdim.Tersine Nazaret’in küçük bir kamp olan Ras al-Ayn’a götürülmesine karar verdim. Mardin, Diyarbakır ve Midyat’lı Ermeniler Ras al-Ayn kampına götürüldüler. Buraya Mardin’den birkaç günde erişilebilir. İşte kahramanımız bu yolu yürüyor. Filmin çekimine başlamadan bu yolda kendimiz de yolculuk yaptık. Suriye’de savaşın başlamasından altı ay önceydi.Alman İmparatorluğu’nun soykırımdaki rolü konusunda bilgin var mıydı? Müttefik devlet olan Osmanlıların Ermeniler’le ilgili planlarından haberleri vardı, ama stratejik nedenlerle müdahale etmeme kararı aldılar...Evet, Alman İmparatorluğu katliam ve diğer insanlık dışı davranışlardan haberdardı ama karışmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nu silah arkadaşı olarak kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle müdahale etmediler ve Türk sorumluları engellemeye de karışmadılar. Bu açıdan Almanlar en azından katliamdan haberdar olup engellememe suçunu işlediler. Ancak soykırıma aktif olarak katılıp katılmadıkları veya lojistik açıdan katliamın olmasına olanak sunup sunmadıkları hala araştırılıyor.The Cut filmi Ermeni soykırımı üzerine bir film mi?İki kızını bulmak için dünyayı dolaşan bir babanın öyküsünü anlatıyorum. Baba, batıya doğru, ta Amerika’ya kadar yolculuk yapıyor. Bir yerden göç ve bir yere yerleşme öyküsü. Bu öykü, soykırımın arka planında yer alıyor. Ama film soykırım üzerine bir film değil. Politikacı olmadığımdan filmimde politika yapmadım. Tarihi travmatik ve ele alınmamış olaylara bağlı olarak bir öykü anlatıyorum. The Cut filminde kimin iyi, kimin kötü olduğu net olarak belli değil. Örneğin filmin kahramanı Nazaret, kurbanken suçlu duruma düşerek iyi kalpli bir Türk sayesinde hayatını kurtarabiliyor.Filmin basın dosyasından derleyen Semra ÇelikT24
Ankara'lı sanatçı Cihan Engin 'in photoshop ve tablet kullanarak yaptığı etkili çalışmalar..Sanatçının eserlerini içeren bir diğer galeriye buradan ulaşabilirsiniz
Fatih Camii’nin avlusunun Akdeniz Medresesi’ne bakan bölümündeki ağaçlar sökülürken tarihi avlu granit döşenerek betonlaştırılıyor. Fatih Belediyesi’nin projesine göre avlunun diğer bölümündeki ağaçlar da sökülecekİstanbul Fatih’te 1475 yılında yaptırılan Fatih Camii’nin avlusundaki ağaçlar camiyi çevreleyen inşaat paravanları ardında sessizce yok edildi. Birgün gazetesinden Olgun Kundakçı'nın haberine göre, Cami avlusunun Fevzi Paşa Caddesi’ne cephe alan Akdeniz Medresesi bölümündeki ağaçlar Fatih Belediyesi’nin çevre düzenleme projesi kapsamında tamamen sökülürken, ağaçların yerini toprak alana döşenen granit taşlar alıyor. Fatih Belediyesi yetkilileri sökümlere ağaçların projede sert zemine denk gelmelerini gerekçe gösterdi. Projeye göre avlunun diğer bölümündeki ağaçlar da sökülecek.Korunması gereken kültür varlığı olarak tescilli Fatih Camii’nin avlusu için Fatih Belediyesi tarafından yürütülen proje, 2012’de 4 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylandı. Proje kapsamında tarihi avluya oturma ve dinlenme alanları, 3 adet süs havuzu, yeraltı tuvaleti, cenaze alanı ve yaya yürüyüş yolları yapılıyor. Sökülen ağaçların yerini ise yeşil alan olarak “çalı, ağaçcık ve mevsimlik çiçekleri barındıran bitki gösteri alanları” alacak. Proje kapsamında avlunun yaklaşık 20 bin 500 metrekaresi sert zemine dönüştürülecek. Avluda peyzaj bitkileri ve çimden oluşturulacak yeşil alan ise projeye göre 14 bin 500 metrekare olacak.‘PROJEYE GÖRE YANLIŞ YERDE’Tarihi camide ilk ağaç kesimleri 2012’de başlamıştı. Fatih Belediyesi, avludaki ağaçların anıt ağaç niteliğinde olmadığını, ağaç köklerinin caminin tarihi su kanallarına zarar verdiğini gerekçe göstermişti. Ancak alanda sökülen ağaçların tamamı bu nedenle sökülmüyor.Çevre düzenleme projesini yürüten Fatih Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü yetkilileri avludaki ağaçların projeye göre yanlış yerde olmasını gerekçe göstererek yapılan sökümler için BirGün’e şu açıklamayı yaptı: “Projede havuz aksları, yaya yolları gibi sert zemin olan yerlere denk gelen ağaçları söktük. Koruma Kurulu tarafından onaylanmış bir projeyi uyguluyoruz. Söktüğümüz ağaçları avlunun başka yerlerine dikiyoruz. Kesim yapmıyoruz. Zaten projeye göre yeşil alanda bir azalma olmayacak.”Yılmaztürk: Koruma mevzuatına aykırıMimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, tarihi caminin avlusunda yapılan uygulamanın 2863 sayılı kanunun koruma mevzuatına aykırı olduğunu belirtti. Yılmaztürk, “Fatih Camii’ne ağaçların zarar verdiği tespiti söz konusu ise tedbir alınması kaçınılmazdır. Bu konuda uzmanlar gözetiminde alınabilecek tedbirler vardır. Ağaç kesilmeden de tedbir almak mümkün olabilir. Projeye bakınca birçok ağacın kesildiğini, yeni bir düzenleme yapıldığı görülüyor. Fatih Cami ve külliyesinin bahçesinde her daim ağaç olduğunu arşivlerde yer alan fotoğraflarda, gravürlerde görmek mümkün. Projenin boş arazide düzenleme yaparcasına uygulamaya konulması kabul edilemez. Kültürel değerlerimizin korunması ve restorasyonu park ve bahçeler müdürlüklerine bırakılamayacak kadar ciddi, bilimsel bir iştir. Tarihi cami ve külliyesinin avlusu inşaat alanı olarak değerlendirilmiştir. Son günlerde Fatih’te yeşil alanlara yönelik projelerde rant dışında herhangi bir amaç gözetilmiyor” dedi.Olgun Kundakçı | Birgün
Ayasofya 'Camii mi olsun yoksa müze olarak mı kalsın?' tartışmaların yaşandığı şu günlerde Ayasofya'nın gerçek sahibi, ziyaretçilerin sevgilisi şaşı kedi konu ile ilgili suskun kalmaya devam ediyor.İşte bu kaotik ortamda dahi sükunetini korumayı beceren Ayasofya'nın şaşı kedisi'nin en güzel pozları...Gli'nin http://hagiasophiacat.tumblr.com/ ve https://twitter.com/HagiaSophiaCat adreslerinde blog ve Twitter hesabı bulunuyor. Fotoğraflar hagiasophiacat.tumblr.com 'dan alınmıştır
13 Ekim Ankara’nın başkent olduğu gündür. Peki neden Ankara başkent seçilmiştir? İnfovidyo olarak bu seçimin arkasında yatan 6 önemli nedeni listeledik. Aynı zamanda infovidyo’nun listelerine de başlamış olduk.Ankara’nın başkent olmasının altında yatan 6 önemli neden bulunuyor. Bunlar;● Ankara’da doğal olarak meydana gelen Kuva-yı Milliye ruhunun Milli Mücadele’yi ateşleyen ve şekillendiren bir güç olması ve bunun Ankara’yı Milli Mücadele’de bir sembol haline getirmesi.● Ankara’nın jeopolitik, stratejik ve coğrafi konumunun uygun olması, Anadolu’nun tam ortasında yer alması ve bu yönüyle güvenli olması, etrafının dağlarla çevrili olmasının İşgal edilmesini zorlaştırması.● Ankara’nın, Anadolu’nun tam kalbinde olmasının yanında Batı Cephesi’ne de yakın olması. Batı Anadolu’dan ve İstanbul’dan gelen demir yollarının Ankara’ya kadar ulaşması, Bundan dolayı ulaşım ve haberleşme imkânının daha kolay olması.● Ankara’nın daha önceden işgale uğramamış olması.● Ankara’nın İstanbul’a yakın olması. Bu sayede İstanbul’daki gelişmeleri daha yakından takip etme imkânına sahip olması.● Son zamanlarda bilhassa halk arasında İstanbul’un siyasal ve toplumsal çevresine karşı duyulan güvensizliğin iyiden iyiye artmış olması.
Topkapı Sarayında’ki Kutsal Emanetler arasında yer alan Hz. Fatıma’nın sandukasının Irak’a hediye edileceği haberi asparagas çıktı.Alevilere kırmızı fişleme sorusu yanıtsız!Hz. Muhammed’in kızı ve Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’ya ait Topkapı Sarayı’nda bulunan sandukanın, Kerbela’daki İmam Hüseyin Müzesi’ne gönderileceği bilgisi şubat ayında basına yansımıştı. Ancak CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın önergesine gönderilen gecikmeli yanıtta, Bağdat Büyükelçisi’nin ziyareti sonrasında Kerbela’daki Hazreti Hüseyin Müzesi Müdürlüğünün web sitesinde yanlış anlamaya yol açan mesaj konulduğu, daha sonra özür dilenerek bu mesajın kaldırıldığı bildirildi.Bağdat Büyükelçisi Kerbela’yı ziyaret ettiCHP’li Umut Oran, şubat ayında iddianın gündeme gelmesi üzerine konuyu TBMM’ye taşımış ve dönemin Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir soru önergesi yöneltmişti. Oran önergesinde, “Hz. Muhammed’in kızı ve Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’ya ait Topkapı Sarayı’nda bulunan sandukanın, Kerbela’daki İmam Hüseyin Müzesi’ne gönderileceği açıklandı. Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda’da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi’nde 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan Kutsal Emanetler arasında yer alan sandukanın, Irak’la hükümetiniz döneminde gerilen ilişkilerin yumuşaması amacıyla bu ülkeye göndereceğiniz belirtilmektedir” demişti.Bu önergeye Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler imzasıyla hazırlanan yanıt gecikmeli olarak TBMM’ye gönderilirken konunun Irak’taki müze müdürünün yanlış anlamasından kaynaklandığı belirtildi. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’nin 12-13 Şubat 2014 tarihlerinde Irak’ın Necef ve Kerbela vilayetlerine gerçekleştirdiği gezi sırasında diğer temaslarını yanı sıra Kerbela’daki Hazreti Hüseyin Müzesi Müdürü ile de görüşüldüğü belirtilen yanıtta, “Görüşme sırasında müzede Hazreti Fatıma’nın sandukasının bir replikasının bulunduğu ve sandukanın aslının geçici bir süre müzede sergilenmesinden memnuniyet duyacaklarını belirten müze yetkililerine, bu talebin ilgili makamlarımıza iletileceği yanıtı verilmiştir” denildi.Hz. Hüseyin Müze Müdürü özür dilediBu görüşme sonrasında müzenin internet sitesinde Bağdat Büyükelçisine atıfla, sandukanın Hazreti Hüseyin Müzesine verileceği yönünde açıklamaya yer verildiği görülmesi üzerine büyükelçiliğin müze yönetiminden açıklama istediği ifade edilen yanıtta, “Müze Müdürü kendi bilgisi dışında gerçekleştiğini ileri sürdüğü bu hatadan dolayı Büyükelçiliğimizden özür dilemiş, içeriği basına da aksettirilen söz konusu haber metninin derhal müzenin internet sitesinden kaldırıldığı bilgisini vermiştir” denildi. Yanıtta ayrıca, Hz. Fatıma’nın Sandukasının eserinin kendi ülkelerinde sergilenmesi hakkında Türkiye’ye iletilmiş herhangi bir talebin de olmadığı vurgulandı.Alevilere kırmızı fişleme sorusu yanıtsız!Oran’ın önergesinde yer alan ve kamu personeli alımında kırmızı, mavi, yeşil kodlarla fişleme ayrımcılığı yapıldığı ve kırmızıyla fişlenen Alevilerin işe alınmadığı iddiasına ilişkin şu sorular ise yanıtsız bırakıldı:- İlk aşamada KPSS’ye giren, sonra da sözlü sınava alınan adayların eşitlikçi, adil ve tarafsız bir tutumla değerlendirilmesi gerekirken, kırmızı, mavi, yeşil renklerle işaretlenerek daha sözlü sınav bile yapılmadan memuriyete alınmaması yönündeki uygulama hangi tarihten itibaren uygulanmaktadır?- Ulusal basında yer alan bir listeye göre bir şahıs “Kürt asıllı Muşlu olması”, bir başkası “Gaziosmanpaşa’da oturan bir Alevi vatandaşımız olması”, bir diğeri “babasının adının Ali Haydar olması”, bir başkası ise “ulusalcı olması” gerekçesiyle kırmızı listeye alınmış ve memuriyetten men edilmiştir. Vatandaşları etnik tabiyetlerine ve siyasal inanışlarına göre ayrımcılığa maruz bırakan bu uygulamaya karşı Başbakanlık tarafından adli veya idari soruşturma başlatılmış mıdır, bu soruşturmanın sonucu ne olmuştur?- Kırmızı fişlerde yer aldığı biçimiyle “Kürt asıllı”, “Alevi” “babasının adı Ali Haydar” veya “ulusalcı” olmak kamu çalışanı olmaya engel midir?- Söz konusu fişleri kim düzenledi, isim ve görevleri nedir? Bu fişleri düzenleyen kamu görevlilerine herhangi bir idari ceza verildi mi?- Kamu memuriyetine alımlarında etnik köken, dini veya siyasal inanışa bağlı ayrımcılık yapılmasının önüne geçmek için hükümetiniz tarafından alınan önlemler nelerdir?- Bu fişleme uygulaması, tam da kurulması düşünülen Ayrımcılıkla Mücadele Kurulu’nun görev alanına girmiyor mu? 11 yıllık iktidarınız döneminde kamu bürokrasisinde bu tür ayrımcılığa niçin halen son verilebilmiş değil?
Hayat gerçekten tesadüflerle dolu. 9. yüzyılda Sugowara no Michizane Japonya'da işiyle gücüyle uğraşan, saygın bir Japon bürokratı olarak yaşıyordu. Çin Edebiyatı konusundaki uzmanlığı ve Çince yazdığı şiirlerdeki ustalığı ile saygı duyulan bir edebiyatçıydı. Geceleri yatağa yattığı zaman yazdığı şiirlerle ölümsüzlüğe kavuşacağını düşünmek için her hakkı vardı.Olaylar onun hayal bile edemeyeceği bir şekilde gelişti.901 yılında yaşanan bir saray skandalı sırasında Michizane kraliyete karşı komplo kurmakla suçlandı. O devirler 'darbeci', 'Houstun merkezli Zello örgütlenmesinin yerli ajanı', 'OTPOR muhibi' gibi suçlamalar pek revaçta olmadığı ve 'hanedana ihanet' gibi daha sade suçlamalarla insanlar itham edildiği için bu suçunun cezası da uzak bir bölgeye sürülmek oldu. 2 yıl sonra utanç içerisinde öldü.Hikayenin böyle bitmesi gerekirdi. Ancak kader Michizane için farklı bir yol belirlemişti.Ölümünden kısa süre sonra Kyoto'da bulunan saray mukimlerinin başına korkunç kazalar gelmeye başladı. Kazalar gittikçe ölümcül olmaya başlarken, halk da Michizane'nin mezarından kalkarak kendisine kötülük yapanlardan öc aldığını düşünmeye başlıyordu. Bu inanç saraya da sirayet etti. Başlarına gelenlerden korkan ve Michizane'ye büyük bir haksızlık yaptığına inanmaya başlayan hanedan bir af yayınladı, Michizane'nin yakınlarına haklarını geri verdi ve kendisini 'Tenman Tenjin' yani 'Bilgi Tanrısı' olarak ilan etti. Şaşırtıcı bir şekilde bu ilandan sonra kazalar da bir son buldu ve Michizane Japon Tanrıları arasında hala süren yerini aldı.
Yakın zamana kadar Melek Tavus’u simgeleyen çizimler sadece kutsal mekânlarda, bulunurdu. Günümüzde ise birbirinden farklı birçok sahte objeyi evden arabaya, her türlü mekânda ve insanların kullandığı bir aksesuar olarak görmek mümkün. Fotoğraf: SANER ŞEN
Gelin sizle büyücü olup olmadığınızı ya da cadılıkla suçlanıp suçlanmayacağınızı keşfedelim. Tabi 1692 yılında başlatılan cadı avıyla birlikte kurulan Salem Cadı Mahkemeleri'nin kanunlarına göre...
İnternetin, toplumsal getirileri düşünüldüğünde, iyi mi yoksa kötü mü olduğu hala cevaplanamamış bir soru. İnternet üzerinde her türlü bilgi bulunabildiği için, herkes istediği herhangi bir konuda araştırma yapabilir. Örneğin internet yardımıyla ödevlerinizi yapabilir, bilgisayar oyunları hakkında hileler öğrenebilir, ve hatta bir cinayet soruşturması yürütebilirsiniz. Zaman zaman her birimiz bir 'dedektif' kadar gözü açık, ayrıntılara dikkat eden ve zeki bir kişi olduğumuzu söylüyoruz. Hatta Sherlock Holmes olduğunu iddia edenler de yok değil. Peki o halde, elimizin altında internetin nimetlerinden faydalanmak gibi bir şans da varken, bu altı gizemli davayı çözebilecek miyiz?
-Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Parti Üyesi -SS LideriAlmanya(Dönem 1929-1945)Nazi Almanya'sında toplama kamplarının başındaki kişi olarak bilinir.Gaz odası uygulamasının en büyük sorumlusudur.Himmler'in emriyle gaz odalarında öldürüleren yahudi ve yahudi olmayan insan sayısı 6 milyonun üzerindedir.Himmler takma dişinin içine saklanmış olan siyanür kapsülünü patlatarak intihar etmiştir.