onedio
Kanalizasyon Çalışmasında Tarihi Hamam Ortaya Çıktı
Ankara'nın Ulus semtinde yapımı devam eden Hacı Bayram Veli Çarşısı Sokağı'nın kanalizasyon çalışmalarında tarihi eserler ortaya çıkardı. Ankara Valiliği’nin arka sokağında belediye ekiplerinin kazı yaptığı sırada çıkartılan ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen sütun başı ve parçalarının ardından bölgede inceleme yapan ekipler, tarihi Roma Hamamı’nın sütun parçalarına ulaştı. Ayrıca, yapılan kazılarda sütunların sıra halinde olduğu ve bir tünel boyunca devam ettiği belirlendi. Yapılan incelemeler ardından Ankara 2 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilen rapor neticesinde tarihi eserlerin akıbeti belli olacak.Ankara Valiliği’nin arka girişinde yapılan kanalizasyon çalışmaları kapsamında Belediye Fen İşleri ekipleri yolu kazarak beton boruları yerleştirmek istedi. Kepçe yardımıyla yapılan kazı çalışmalarında toprağın 5 metre altında sütun parçalarının olduğu fark edildi. Bunun üzerine çalışmalara ara verildi.KANALİZASYON ÇALIŞMALARI DURDURULDUBölgedeki kanalizasyon çalışması durduruldu. Ancak bölgenin doğalgaz hattı da aynı yerden geçmesi nedeniyle tarihi eserlerin üzerinden hat bağlanarak kullanıma açıldı. Daha sonra kazının yapıldığı alan beton bloklarla korumaya alındı.Topraktan çıkartılan bazı parçalar incelenmek üzere çıkartıldı. Çıkartılan parçalardan sütun direği ve işlemeli başı koruma altına alındı. Bunun üzerine bölgeye Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne bağlı görevliler gelerek ortaya çıkan eserleri inceledi. Yapılan araştırmalarda Roma Hamamı’nda kullanılan sisteme benzer bir tarihi yapının mevcut olduğu ortaya çıktı.Zaman
Zamanının Çok Ötesinde Olan 47 İlham Verici Kadın
Kadın demek sadece anne, kız veya kız kardeş demek değildir. Tarih boyunca adaletsizliğe uğrayan ve elde ettiği tüm haklara tırnaklarıyla kazıyarak ulaşan demektir. Bu galeri tüm cesur kadınlara ve ilham bulmak isteyenlere ithaf edilmiştir...
Yedi Güzel Adam'ın 7 Güzel Sesi
Cahit Zarifoğlu yedi tane adamdan bahseder 'Yedi Güzel Adam' şiirinde. Bu adamların arkalarında bıraktığı sözlerden Yedi Güzel örnek ;
2 Bin Yıllık Mezar Taşı Tuvalete Giriş Basamağı Oldu
Aspendos yakınlarındaki köyde inceleme yapan müze müdürü tuvalet girişi olarak kullanılan 2 bin yıllık mezar steli buldu.Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.AHIRLARDA DA TARİHİ ESERLER BULUNDUBetonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.2 bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, 'Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık' ifadesini kullandı. ANTALYA - AA
Saddam Hüseyin Deyince Akla Gelmesi Mümkün Olan 5 Nokta
Saddam Hüseyin Abdülmecid El-Tikriti, Irak'ın beşinci cumhurbaşkanıdır.(1979-2003).Saddam Hüseyin, kendinden önceki Irak devlet başkanlarından farklı özelliklere sahip bir liderdi. Modern Irak tarihinde iktidar olmuş bütün liderlerden daha hırslı, daha gözü kara ve daha acımasızdı. Saddam Hüseyin, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine giren toplu katliam ve soykırım operasyonlarına imza atmıştır ki bu konu üzerinde tartışma olmayan bir meseledir. Saddam’ın sonunu getiren süreç bu katliamlarla başlamış, daha sonra attığı adımlar kendi sonunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Peki tek hatırladığımız bunlar mı? Devamı var elbette...
Reklam
Reklam
Atatürk İle Florya'da Nostalji Yolculuğu
“Yaşanmışlıklarla dolu Florya, tarihi dokusu ve hatıralarıyla değerleri yaşatan ender yerlerden biri. ‘Eskilerle Florya’ Albümü yaşadığınız yerin anlamını tekrar hatırlatmaya ve o zamanlara geri dönmenizi sağlayacak en doğal kareleri sizin için depolayan bir tarih dosyası niteliğinde…”
Reklam
450 Yıllık Hamam Meclis Salonu Oldu
Lüleburgaz Belediyesi, 450 yıllık Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı belediye meclis salonuna çevirdi.Lüleburgaz Belediyesi, 450 yıllık Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı 6 milyon liraya restore edip belediye meclis salonu haline getirdi. Salonun Türkiye 'deki belediyeler arasında bir ilk olduğunu savunan CHP 'li Belediye Başkanı Emin Halebak, 'Oturma düzeniyle de Başkan'ı üyelerle eşitledik' yorumunu yapıyor.Hürriyet Yazarı Vahap Munyar 'Bu meclise giren terler' başlıklı yazısında şunlara vurgu yaptıKırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi Belediye Başkanı Emin Halebak aradı: 450 yıllık Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı restore edip belediye meclis salonu haline getirdik. Bu, Türkiye'deki belediyeler arasında bir ilktir. Prof. Kenan Mortan ve Dünya Gazetesi Başyazarı Osman Saffet Arolat'la birlikte geçenlerde Lüleburgaz'a açılış için gittik. Milli Eğitim eski bakanlarından Necdet Tekin, CHP İstanbul milletvekilleri Umut Oran ve Süleyman Çelebi'nin de katıldığı törende Lüleburgaz Belediyesi Fen İşleri Müdürü Nalan Koç, Sokollu Külliyesi'nin özelliklerini anımsattı: Sokollu Külliyesi, Mimar Sinan'ın Selimiye'den önce yaptığı eserlerden biridir. 1568'de yapımı gerçekleştirilen 3 bin metrekarelik alana sahip Külliye, Camii, Medrese, Arasta, Kervansaray, Hamam ve Sübyan Mektebi'nden oluşur. Bugün sadece cami, medrese, arasta, sübyan mektebi ve restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz çifte hamam ayakta kalabilmiştir.6 MİLYONA MAL OLDU Restorasyonun bedelini ortaya koydu: 2006'da gerçekleşen satın alma süreci dahil restorasyon 6 milyon 205 bin liraya mal oldu. Bunun 235 bin 127 Euro'su, 'Bulgaristan ile Tarihi KültürelMirasın Korunması' çerçevesinde gelen hibeden oluştu. Bu para da mobilya ve bilgisayar donanımlarına harcandı.Emin Halebak, mecliste oturma düzenine işaret etti: TBMM dahil, birçok kurumun meclis salonunda başkanlık divanının bulunduğu yer daha yüksektedir. Biz, başkan ve meclis üyelerinin birbirlerini rahat görecekleri oturma düzeni tercih ettik. Usta yazar Çetin Altan'ın İşçi Partisi milletvekili olarak TBMM'de bulunduğu günlerdeki sözüne gönderme yaptı: Çetin Altan, o günlerde meclis başkanı ve divan üyelerinin daha yukarıda bir noktada oturmasına 'marangoz hatası' benzetmesi yapmıştı. Biz, 'marangoz hatası' yapmadık. Ardından Prof. Kenan Mortan, 'Yerel Yönetimler ve Demokrasi' başlıklı sunum yaptı: Değer yaratan projeyle rant projeleri arasında ak ile kara arasındaki gibi bir fark vardır. Rant projesi çıkar sağlar. Değer yaratan proje ise yurttaşın hayatını etkiler ve olumlu yönde değiştirir. Nobel ödüllü Prof. Hayek'ten alıntıyla şu noktaya dikkati çekti: Siyasi partiler için 'sağ' ve 'sol' kategorik hükümler yerine, 'değer yaratan' ve 'rant yaratan' ayrımı yapmak daha doğru olmaz mı?YEREL YÖNETİMLERİN PAYISonra yerel yönetimlerin kamu yatırımları içindeki payı konusunda örnekler verdi: Yerel yönetimlerin kamu yatırımları içindeki payı Türkiye'de yüzde 23 iken Fransa'da 70, İspanya'da 30, Polonya'da 62'dir. Türkiye'de kamu kaynağının yüzde 85'i merkezin tasarrufundayken, Avrupa'da bu pay ortalama yüzde 50'dir. Gelir örneklerinin de altını çizdi: - İtalya'da gelirlerin yüzde 60'ı, İngiltere ce Almanya'da da yüzde 34'ü yerel vergilerdendir. Türkiye'de ise yerel yönetimlerin vergi koyma, ekleme, azaltma yetkisi yoktur.Prof. Mortan, sunumunu Montesquie'nun sözüyle noktaladı: İdeal devleti yerel topluluk yaratır. Lüleburgaz Belediyesi, meclis salonunu tarihi mekana taşıyarak kabul etmeyeni 5'inci kattan atarım Emin Halebak, hamam bölümünün alınması ve restorasyonunun tüm partilerin desteğiyle gerçekleştiğini belirterek şöyle konuştu: 'Belediye binamız tamirdeyken toplantılarımızı Ata İş Merkezi'nin 5'inci katında yapıyorduk. Sokollu Külliyesi çifte hamam konusunu gündeme getirdiğimde, 'Bu projeye oy vermeyeni 5'inci kattan atarım' dedim. Proje kabul gördü. SokolluKülliyesi'ndeki salonumuz giriş katı. Artık kimseye '5'inci kattan atarım' demek de mümkün değil.Belediyenin 2014 bütçesi 86-88 milyon lira dolayında. Sokollu Külliyesi'ne harcadığımız 6 milyon lira, bizim için küçük bir rakam.'Kaynak: T24
7 Gravür ile 16. Yüzyılda Türkler ve İstanbul
Belçika doğumlu gravür sanatçısı Pieter Coecke van Aelst, 1533'te İstanbul'a bir ticaret delegasyonuyla birlikte gelir. İstanbul'da hızla tanınırlığı artan sanatçı; Türkçeyi öğrenir ve Saray hayatını yakından takip eder. Bir yıl kadar kaldığı İstanbul'dan ayrıldığında yanında olanca hatıra ve ayrıntılı betimlemeleriyle süslü yedi harika gravür bulunmaktadır. İstanbul'da Padişah'ın hamiliğine giremediyse de ertesi yıl bu kez Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın Saray Ressamı olmayı başarır. Kariyerindeki bu inanılmaz yükselişe rağmen İstanbul'da resmettiği gravürler tarihi bir vesika olarak değerini hiç bir zaman kaybetmez. Aşağıdaki listede Pieter Coecke van Aelst'in elinden çıkmış bu harika gravürleri izleyebileceksiniz. Gravürler ilk kez Les Moeurs et Fachons de Faire de Turcs (Türklerin Gelenekleri ve Giyimleri) kitabında yayınlanmıştır. İyi Seyirler.NOT: Gravürlerin telif hakları dolduğu için New York Metropolitan Museum of Art tarafından internete yüklenmiştir.
İstanbul Modern'de 'Yüzyıllık Aşk'
Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.Türkiye'de sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla sinema tarihinin belleğini görünür kılan, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.İstanbul Kalkınma Ajansı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla İstanbul Modern tarafından Türk Sinemasının 100. yılına ithafen hazırlanan, küratörlüğünü İstanbul Modern Sinema Yöneticisi Müge Turan ve araştırmacı yazar Gökhan Akçura'nın üstlendiği serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, serginin Türk sinemasının 100. yılına dair en önemli etkinliklerden olduğunu söyledi.Serginin sinemaya seyirci gözünden baktığını ve bunun kavramsal olarak çok önemli olduğunu dile getiren Çelik, Türk sinemasının bir kültür-sanat faaliyeti olmanın ötesinde hafızalarını ve belleklerini oluşturan bir sektör olduğunu ifade etti.Çelik, sinemada toplumsal hayatın çeşitli evrelerinin olduğunu ve tiyatrocuların baskın olduğu dönemden Yeşilçam'ın altın çağlarına kadar çok farklı dönemlerin görüldüğünü kaydetti.Bakan Çelik, 'En önemlisi çeşitli toplumsal ve siyasi evreleri görüyoruz. Bunlar da gelenek-modernizm çatışması, siyasi merkez ve çevre çatışması, tarım toplumu ile sanayi toplumu çatışması, kır-kent çatışması gibi. Tüm bu unsurlar aslında Türkiye'yi, tarihini anlamamız için mutlaka bilmemiz, derinlemesine anlamamız gereken bütün bu unsurlar sinemamız tarafından bugüne kadar saklanmış durumda' diye konuştu.'Hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık'Bundan sonrasında akademisyenlerin, araştırmacıların Türkiye'yi anlamak için çeşitli konuları ele alırken sinemaya daha fazla eğilmesi gerekeceğini vurgulayan Çelik, İstanbul Modern'in böyle bir sergiyle kendilerinin de hafızalarını tazelediğini bildirdi.Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, şöyle devam etti:'Ayrıca bildiğiniz gibi en önemli unsurlardan bir tanesi sinema mirasının korunması. Bugüne kadar bu mirasın iyi korunduğunu söyleyemeyiz. Birtakım toplumsal şartlar, bireysel hassasiyetlerdeki zaaflar neticesinde iyi korunamamış. Hem ihtilal dönemlerinde veya başka muhtıra dönemlerinde yakılmış sansürlenmiş. Sinema hafızamız ciddi bir şekilde hasar görmüş. Bunun korunmasıyla ilgili bir adım atıyoruz. Sinema Genel Müdürlüğümüz bünyesinde bir Sinema Arşiv Müzesi oluşturacağız. Ayrıca bu hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık. Bundan sonra korunmasıyla ilgili de tedbirler alacağız. Tüm bunlarla sinemanın 100. yılını kutluyoruz. Herkes bu sergiyi gezsin. Sinemanın gerçek sahibi sokaktaki seyircidir. Aslında bir bakıma da seyircinin gözünden Türkiye'nin geçmişini, toplumsal sıkıntılarını, çeşitli tarihi karelerini anlatan bir sergi olmuş. Emeği geçenleri kutluyorum.'Çelik, sinemanın halkın sıkıntılarını paylaşması açısından da önemli olduğuna işaret ederek, Türk halkının sinemada kendi hayatının resmini çektiğini anlattı.'Sergi, sinema ile seyirci arasındaki aşk öyküsünü gündeme getiriyor'İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı da İstanbul Modern'in benimsediği disiplinlerarası yaklaşımını, kuruluşunun 10. yılında yenilikçi projelerle görünür kılmaya devam ettiğini anlatarak, 11 Aralık 2004'te açılan İstanbul Modern'in, Türkiye'de bir müze çatısı altında hizmet veren sinema salonu ve bölümüne sahip ilk kurum olduğu bilgisini verdi.İstanbul Modern Sinema'nın, hem dünya sineması hem de Türk sinemasından örnekler sunduğunu, sıra dışı film ve belgeselleri sinemaseverlerle buluşturduğunu aktaran Eczacıbaşı, Türk sinemasının 100. yılında sinema ile seyirci arasında yüzyıldır süren aşk öyküsünü gündeme getiren ve Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen araştırma sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.Eczacıbaşı, 'Ülkemizde sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen sergi, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla, sinema tarihimizin belleğini görünür kılıyor. Sinemanın bizi nasıl değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü yansıtarak, sayısız sosyo-kültürel dinamiği yeniden değerlendirmemize olanak sağlıyor. Yazılı ve görsel arşiv belgelerinin dijital ortama aktarılması ve hazırlanan kapsamlı sergi kataloğu sayesinde, yapılan araştırmalardan gelecek kuşakların yararlanacağını umuyorum' ifadelerini kullandı.Konuşmaların ardından, sergiye katkısı olanlara plaket verildi.Açılışa, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, iş adamı Ethem Sancak, ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, sanat ve iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı.'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisiİstanbul Modern'in kuruluşunun 10. yılında Türk sinemasının 100. yıl dönümüne ithafen sunduğu 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi, sinemayı yaşatan unsur olarak seyirciye odaklanıyor, sinemanın seyirciyle buluşma anlarına, bu buluşmanın yarattığı şaşırtıcı ve büyülü kolektif ve kişisel dünyalara yer veriyor.'İstanbul Kalkınma Ajansı 2014 yılı Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlara Yönelik Küresel Turizm Merkezi İstanbul Mali Destek Programı' kapsamında desteklenen ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla gerçekleşen sergi, Türkiye'de ilk kez düzenleniyor.Sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi, seyircinin sinema ile buluşma noktası sinema salonlarını 'seyirci mabetleri' olarak değerlendirirken, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından günün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapıyor.Sergi, seyircinin sinema ve filmlerle ilişkisini sağlayan gazete ilanları, film broşürleri, afişler gibi unsurların yanı sıra sinema seyircisinin fanatizmini de ayrı bir bölümde ele alıyor.Cikletlerden çıkan resimlerden çay tabaklarına kadar sinemaya dair her şeySinema seyircisinin 'fanatik' olduğu saptamasını yapan sergide, ciklet, çikolata gibi malzemelerden çıkan resimler başta olmak üzere, sinema konulu kitaplar, romanlar, yıldız takvimleri, Türkan Şoray resimli çay tabağı, Filiz Akın resimli cüzdan benzeri her tür sinema belgesi ve objesi yer alıyor.Sergi aynı zamanda fanatik olarak adlandırılabilecek üç kişiyi 'Sinema Seyircisi Fanatiktir' başlıklı bölümde büyüteç altına alıyor.Sergide sinema ve seyircinin 'büyülü' ilişkisi, yıldızlardan imzalı fotoğraflar, aktris Hümaşah Hiçan'a yazılmış hayran mektupları, dergi kapakları, sinema dergilerinin düzenlediği yıldız buluşmalarından örneklerle aktarılıyor.'Yüzyıllık Aşk' sergisi için 50'ye yakın filmden, Türkiye'deki sinema ve seyirci arasındaki özel ilişkiyi yansıtan sahneleri bir araya getiren özel bir çalışma hazırlandı. Bu video, 1950'li yıllardan bugüne seyircinin sinema deneyiminin tarihine dair önemli bir belge niteliği taşıyor.Aynı zamanda sergi kapsamında seyircinin film müzikleriyle kurduğu ilişkiyi, nostaljik bir deneyime dönüştüren özel bir alan tasarlandı. Ziyaretçiler Türk filmlerinde yer alan unutulmaz şarkılar arasından seçtikleri plağı dinlerken, o filmdeki sahneyi eş zamanlı izleyebiliyor.Türk sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi 4 Ocak 2015'e kadar görülebilecek.Muhabir: Uğur Aslanhan | AA
Reklam
Deniz Dibinde Bin Yıllık Hazine
Ayvalık'ta denizin 24 metre altındaki Prigos Batığı ve çevresindeki binlerce amfora görenleri büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. AA muhabiri Emrah Elmas, özel izinle batık alanını fotoğrafladı.Ayvalık'taki Maden Adası açıkları... Su altı tutkunları, Prigos Batığı ve binlerce iki kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karnı geniş testinin meydana getirdiği ihtişamlı görüntüyü izliyor.Tahminlere göre bin yıl önce bir gemi Prigos kayalıklarına çarparak battı. Üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen amfora tepesi ilk günkü özelliklerini koruyor. Bölge Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koruma alanı ancak şimdiye kadar herhangi bir arkeolojik çalışma yapılmamış.Batık bölgesine izin alarak dalınabiliyor. Testilere ve gemiye zarar gelmemesi için izinsiz dalış ve avlanma yapılamıyor.Dalış ekiplerine rehberlik eden Kubilay Kılıç, geminin üzerinde normalde olması gerekenden fazla amfora bulunduğunu söylüyor.Üretim yeri Tekirdağ olabilirSu altı fotoğraflarını yorumlayan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kaan Şenol, amforaların 10'uncu yüzyıl başlarında Tekirdağ civarında üretildiğinin tahmin edildiğini aktardı.Şenol'un verdiği bilgiye göre, testiler şarap taşımacılığında tercih ediliyordu. Bu tür batıklara özellikle Marmara Denizi'nde rastlamak mümkün. Doç. Dr. Şenol, bölgede kapsamlı bir arkeolojik çalışma yapılırsa yığının altında gemiye ait parçaların bulunabileceğini tahmin ediyor.Kaynak: AA
Reklam
Dünya Tarihinin Gördüğü En Ürkütücü 5 Bilim Adamı
20.yüzyılda yaşamış Sovyet bilim adamı, transplantasyon yani organ naklinin öncüsüdür.Ancak,genellikle hayvanlar ve özellikle köpekler üzerindeki organ nakilleriyle ünlenmiştir. Bir köpek yavrusunun başını, ön ayaklarıyla birlikte, bir Alman kurt köpeğine naklederek çift başlı köpek elde etmiştir ve buna benzer bir çok deney yapmıştır. Aynı zamanda Demihov tarihin en başarılı cerrahları arasında gösterilir.
Sular Çekildi, Kale Göründü
Van'ın Erciş ilçesinde uzun yıllar su altında kalan Osmanlı kalesi, Van Gölü'nün sularının çekilmesiyle yeniden ortaya çıktıDoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan kuraklık nedeniyle birçok baraj, gölet ve su kaynağı kururken, Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü'ndeki su seviyesinin düşmesi, Erciş ilçesinde yıllardır su altında kalan Osmanlı kalesini ortaya çıkardı.Yapının büyük bölümünün su altında kalması nedeniyle ziyaret edilemeyen Van Gölü sahilindeki kaleye, şimdilerde yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor.Kaleyi gezen tarihçi-yazar Selahattin Koşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Urartu Krallığı zamanında Van Gölü sahilinde inşa edilen kalenin, Karakoyunlu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de onarımdan geçirilerek kullanıldığını belirtti. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde de geçen Osmanlı kalesinin 521 yılında Sultan Kılıçaslan tarafından Urartu Krallığı'nın temelleri üzerine inşa edildiğini anlatan Koşar, Kanuni Sultan Süleyman'ın da İran seferi sırasında kalede bir hafta konakladığına dair bilgiye sahip olduklarını ifade etti.Koşar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan onarımın ardından yerli halkın kale çevresindeki yapılarda yaşadığını bildirerek, Van Gölü sularının 1800'lu yıllardan itibaren yükselmeye başlamasıyla insanların bugünkü Erciş bölgesine yerleştiğini dile getirdi. Kalenin, göldeki yükselmenin etkisiyle tamamen su altında kaldığını anlatan Koşar, kaledeki yapıların hem suyun hem de Van'da 23 Ekim 2011'de yaşanan depremin etkisiyle büyük hasara uğradığına dikkati çekti.Suların çekilmesiyle yeniden ortaya çıkan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Erciş'teki tek eseri olan kaledeki belirli bölümlerin restorasyondan geçirilmesi gerektiğine değinen Koşar, yapılacak restorasyonla kalenin turizme kazandırılabileceğini sözlerine ekledi.(AA) - ALİ DAĞER
700 Yıldır El Ele
Leicester Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ekibinin bulduğu iskeletlerin 700 yıl önceden kaldığı tahmin ediliyor.
Reklam