onedio
Kubbeleri Sıvayla Kaplanan Külliyeden, Kazıdıkça Şaheser Çıktı
Bursa’da 12 türbenin bulunduğu Muradiye Külliyesi’nin, 150 yıl önce yapılan onarımda sıvayla kaplanan kubbeleri kazındıkça her biri bir sanat şaheseri olan kubbe işlemeleri ortaya çıktı.UNESCO’nun Dünya Mirası listesine aldığı eserlerden önemli bölümünü oluşturan Muradiye Külliyesi’nde iki yıl önce restorasyon çalışmaları başlatıldı. Altı asırlık külliyenin 150 yıl önce Fransız bir mimar tarafından yapılan onarımda sıvayla kaplanan üzerine Barok tarzı desenler konulan kubbelerindeki sıvalar kazınarak altındaki eserlere ulaşıldı.Bursa Kalesi’nin kuzey batı eteklerinde, Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen ve bulunduğu semte de adını veren külliye; cami, medrese, hamam, imaret, çeşme ve türbelerin bulunduğu yapılar topluluğundan oluşuyor. Muradiye Külliyesi, 1425 Mayıs ayında başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen caminin önüne 1451 yılında vefat eden İkinci Murat’ın türbesi inşa edilmesiyle oluşmaya başladı. Bu türbenin civarına daha sonra birçok şehzade ve saray mensubunun da gömülmesiyle caminin haziresi hanedan kabristanı haline geldi.Külliyede, Sultan II’nci Murat’ın eşi Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in ebesi Gülbahar Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in eşi Gülşah Hatun, Sultan II. Beyazıt’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Mahmut, Sultan II. Beyazıt’ın eşleri Gülruh Hatun, Şirin Hatun, gelini Mükrime Hatun ve Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın türbeleri yer alıyor.Külliyedeki eserler günümüze ulaşıncaya kadar hem doğal afetlerden, hem de insanların yaptıkları uygulamalardan zarar gördü. 1855 yılındaki Bursa depreminde zarar gören Yeşil Türbe ve Külliye için dönemin valisi Ahmet Vefik Paşa’nın önerisi üzerine Fransız Mimar Leon Parville Bursa’ya davet edildi. Parville’nin yürüttüğü restorasyon çalışmaları 1864-1867 yılları arasında yapıldı ve Parville buradaki çalışmalarını 1874 yılında ‘Doğu Mimarisi’ adlı kitapta topladı. Parville, depremden zarar gören bu tarihi yapıları yıkılmaktan kurtarırken, içlerinde yaptığı restorasyonla bir dönemin izlerinin silinmesine neden oldu. 15′nci yüzyıldan kalan kalem işlerinin üzerini sıva ile kaplayan Parville, dönemin modasına uygun olarak, Osmanlı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Barok desenler çizdirdi.İki yıl önce restorasyon öncesi inceleme yapan uzmanlar, ipuçlarına rastladıkları kalem işlerine sıvayı kazdıkça ulaştı. Durum anıtlar kuruluna bildirildi. Anıtlar Kurulu da Barok desenlerden birer kesit bırakılmak kaydıyla kimileri altın varaklı kalem işlerinin restorasyonuna izin verdi. Uzmanlar iki yıl aralıksız süren çalışmalar sonucu muhteşem kalem işi kubbeleri ilk günkü haline getirdi. Çalışmalarda sadece tavanlar değil, dış yapı taşları arasındaki çimento kalıntılarından, Kündekari denilen ve çivi kullanılmadan birbirlerine geçme yapılan ahşap kapılara, çatılara kadar tüm bölümler elden geçirildi. 8 türbesinin onarımı tamamlanan Külliye 6 ay içinde de ziyarete açılacak.Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Recep Altepe Bursa’nın bir çok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek, “Osmanlı cihan imparatorluğunun çıktığı ilk topraklar burası. Bursa Osmanlı’yı kuran şehir. Bursa’nın ‘Topkapı’sı da Muradiye Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedinceye kadar 6 sultanın kabri Bursa’da yapıldı. Külliyedeki her bir türbe, Yeşil Türbe kadar dikkat çekici birer sanat eseri” dedi. DHA
Ahıska Türklerinin 70 Yıllık Sürgünü
Sovyetler Ahıskalı Türkleri sürgün ettiğinde 15 yaşındaydı. Üç ülke, dört köy değiştirdi. Hayatı, Ahıska Türklerinin 70 yıllık parçalanmışlığının özeti olan Aslı İskanderova, yaşadıklarını Al Jazeera Türk'e anlattı.Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, 14 Kasım 1944'te Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde yaşayan onbinlerce Ahıskalı Türk’ü 'sınır güvenliğini tehdit ettikleri' gerekçesiyle sürgün etti. Trenlere bindirilen ve günlerce yolculuk eden Ahıskalı Türkler Sovyet topraklarında dört bir tarafa dağıtıldı.ABD, Türkiye, Rusya, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Ukrayna, Kıbrıs ve Gürcistan’da yaşayan Ahıskalı Türklerin sorunları 70 yılda çözülemedi.Sürgüne gönderilen Ahıskalı Türklerden biri de halen İstanbul'da yaşayan Aslı İskanderova.Beylikdüzü’nde oturan 85 yaşındaki İskanderova’nın hayatı Ahıska Türkleri’nin yaşadıklarının bir özeti. Bir kızı, iki oğlu İstanbul’da, bir kızı, bir oğlu ABD'de, bir oğlu Rusya’da, bir kızı ise Kuzey Kafkasya’da yaşıyor. 26 torunu, torunlarının da toplam 31 çocuğu var.İskanderova, Ahıska'nın Sağan Köyü’nde doğdu. Annesi hamileyken, babası hayatını kaybetti. Annesi başka biriyle evlendi. Üç kardeşi İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı savaşmak üzere cepheye gitti. 1944’te binlerce Ahıska Türkü için zor bir dönem başladı.İskanderova o sırada 15 yaşında, 7. sınıf öğrencisiydi. Üvey babası, annesi, gelinleri, iki küçük kızkardeşiyle yaşıyorlardı. Ekim ayında köylerine Kızıl Ordu'nun bir birliği geldi. Birlikten bazıları iki katlı evlerinin üst katına yerleşti.Sürgün hab erini asker verdiBir gün üst katlarında kalan bir askerin kendisini gördüğünde ağladığını, neden ağladığını sorduğunda ise askerin “Kızım mektup gönderdi, o yüzden ağlıyorum” dediğini anlatıyor. Askerin kendisine “anne ve babana söyle, hazırlık yapsınlar, sizi buradan sürecekler” dediğini söyleyen İskanderova şöyle devam etti:“Gidip anneme söyledim. 'Savaştır, olabilir’ diyerek, kalktı ekmek pişirdi, hazırlık yaptı. Babam geldi, ona da söyledik. Pek inanmadı. ‘Bu kadar insanı nereye sürecekler’ dedi.'Babasının inanmadığı sürgün 14 Kasım günü gerçekleşti. Askerler Türklerden köyü boşaltmalarını isterken, köye gelen Gürcüler evlerini talan etmeye hazırlanıyordu:“Yağmur vardı. Akşam üstü örtük arabalar geldi. Evi boşaltmamız için bize beş dakika zaman tanıdılar. Daha sürgün edilmeden Gürcüler de köye geldi. Evlerimizi talan ettiler, eşyalarımızı aldılar. Babamız ‘Peynirsiz yapamam, biraz peynir alın’ dedi. Gittim, bir tekne peyniri aldım. Bir asker aldı, bayır aşağı yuvarladı. Yanımıza bir iki yorgan alabildik sadece. Ambarımızda, dolu dolu peynir tenekelerimiz, atımız, arabamız, mallarımız vardı. Her şeyimizi bırakıp çıktık. Bir arabanın içine üç aileyi doldurdular. Kapıları üstümüze kapattılar. Hepimiz ağlıyoruz. Belediye başkanı aracımızı durdurdu. ‘Niye ağlıyorsunuz’ dedi. Babam ‘iki çocuğumuz askerde, niye bizi sürüyorsunuz’ dedi. Babayı aldılar, anam ağlamaya başladı. Kaybedeceklerini sandı. Meğer bir koç vermişler, baba da kesmiş orada, aç kalmamamız için.”‘Ölenleri dereye atıyorlardı’Ahıskalı Türkler, önce askeri araçlarla Batum’a bağlı Borcum Köyü’ne götürüldü. Günlerce sürecek yolculuklarının başlayacağı istasyon bu köydeydi:“Tren soğuk, kirliydi, üstü açıktı. Yüzlerce insan vardı. Açlıktan ölmememiz için istasyonlarda sadece bir kova çorba veriyorlardı. Herkes kapabildiği kaseyle biraz içebiliyordu. Ural Dağları çok soğuktu. Ölenler oldu. Soğuktan yaralananlar oldu. Ölenleri trenin içinden fırlatıyorlardı. Halamın kaynanası, bir komşumuz öldü.”15 gün süren tren yolculuğuİskanderova, 15 gün süren tren yolculuğunda başından geçen bir olayı hiç unutamamış. Babası, köylerinin çıkışında kestiği koçu bir istasyonda temizlemiş ama etin bozulmaması için tuzlanması gerekiyormuş. Tuz bulmak ise hiç de kolay olmamış. Bir istasyonda tuz torbalarını gören İskanderova, iki kuzeniyle birlikte trenden inip tuz almaya gittiğini belirterek, ' Tuzu eteğime doldurdum. Tren hareket etti. Ağlayıp koşmaya başladık. Tren durmadı. Bir diğer istasyonda trene yetiştik, bindik. Tuzu babama verdim” diyor .Sürgün yolculuğu, Özbekistan’ın Semerkant kentinde son buldu. Sürgün edilenler yolculuk boyunca banyo yapamamış, kir içinde kalmıştı:“Hepimizi çırılçıplak soydular. Banyoya soktular. Elbiselerimizi almışlar. Çıkamıyoruz. Elbiselerimiz bitlenmişti, dezenfekte ettikten sonra verdiler.'Temizlenen Ahıska Türklerini yeni bir yolculuk bekliyordu. Bu kez, arabalarla. Her bir arabayı bir köye dağıttılar. İskanderova'nın ailesi ise, Ağdarya Köyü’ne götürüldü:' Eski bir Özbek okuluna koydular. Yıkık döküktü, topraktı. Yağmur yağardı, üstümüze akardı. Ne yapacağımızı bilemezdik. Bizi tarlaya götürdüler. Bir gün çalışıyorduk, bize yarım kilo un veriyorlardı. Komşu Özbeklerden kap kacak alıp çorba yapardık. Hiçbir şeyimiz yoktu. Çok zorluk çektik. Sonra Yankorğan Köyü’ne taşındık.'Babalarının hayatını kaybetmesinin ardından aile Savhoz Köyü’ne taşındı. İskanderova için yeni bir hayat başladı. Evlendi, dört oğlu, üç kızı oldu. Tarla, ev sahibi oldu. Çocuklar büyümüş, aile rahat bir nefes almıştı. Ama bu da çok uzun sürmeyecekti. İskanderova'nın, “Türk olduğumuz için Özbekler bize hep farklı bakıyordu. Bizi sevmiyorlardı” sözleriyle anlattığı o günlerde, Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çatışmalar yaşanıyordu.İstanbul'a geldilerDATÜB Başkan Yardımcısı Burhan Özkoşar'ın verdiği bilgiye göre, Özbekistan'daki Ahıskalı Türkler baskı altında. Amerika’dakilerin sorunları yok. Ukrayna’dakiler son aylardaki Rus yanlıları ile Ukrayna askerlerinin çatışmalarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’dakiler genelde köylerde yaşamakta, tek arzuları vatanlarına dönmek. Özkoşar, Ahıska’ya dönmek için en çok müracaatın Azerbaycan’dan geldiğini belirtiyor. Özkoşar “Tüm ülkelerde yaşayan Ahıskalıların ortak sorunu ve en büyük problemi vatana Ahıska’ya dönemeyişleridir” diyor.İskanderova ailesi köyde kaldı ama bu çatışmalarda onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Çocuklardan üçü İstanbul'a, ikisi ABD'ye, biri Kuzey Kafkasya’ya, biri ise Moskova’ya gitti. Baba İskanderova ölünce Aslı İskanderova da yaşamak için Türkiye'ye çocuklarının yanına göç etti.Geçen yıl sürgünden 69 yıl sonra, Gürcistan’daki köyüne giderek özlemini dindiren İskanderova “Hayatım hep sürgünle geçti. Tek isteğim, bizi Türk vatandaşı yapsınlar” diyor.Ahıska Türklerinin Türk vatandaşı olabilmeleri için beş yıl Türkiye’de yaşamaları gerekiyor. İskanderova, beş yılı tamamlayamadığı için Türk vatandaşlığına geçemiyor ama bu yıl içinde süre dolacak ve vatandaşlık hakkı için başvuruda bulunacak.‘Çalışma izni versinler’İskanderova’nın gelini Zübeyde ile çocukları vatandaş değil. Eşi tekstilde kaçak çalışıyor. “İş için birçok yere başvurdular ama vatandaş değilsin diye çocuklarımız iş bulamıyor. Bizi vatandaş yapsınlar, çalışabilelim” diyor. Oğlu Ensar’ın derdi ise emeklilik:“Özbekistan’da emekli oldum ama ayda sadece 100 dolar veriliyor. Bu parayı da gidip oradan almam gerekiyor. Gidiş geliş için yol parası bin dolar gidiyor. Bir yıl sonra gitsem bile o para sadece yol parama gidiyor. Oradaki hakkımız buraya alınsın. Bir formül bulsunlar. Biz 60 üstü olanları emekli yapsınlar.”200 bin Ahıskalı ülkelere dağıldıMerkezi İstanbul’da bulunan Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz’a göre, 1989’da Özbekistan’dan 200 bin Ahıskalı Türk, eski Sovyetler birliğindeki cumhuriyetlere, Ukrayna, Çeçenistan gibi ülkelere dağıldı. Türkiye de kapılarını açtı, ilk olarak 150 aile Iğdır’a yerleştirildi. Bu tarihten sonra Ahıskalı Türklerin “anayurdumuz” dedikleri Türkiye'ye gelişleri hız kazandı.Ahıska Vakfı’na 1250 Ahıskalı Türk üye. Oğuz, dünyada vatansız kalan tek toplumun kendileri olduğunu söylüyor. 1944’teki sürgünde 20 bin Ahıskalı Türkün yollarda, trenlerde açlıktan, susuzluktan öldüğünü anlatan Oğuz, “Şu anda dünyada dokuz ülkede 4400 yerleşim yerinde yaşıyoruz. Baba başka, oğul başka bir memlekette. Bir babanın beş evladı varsa, beşi beş devlette. Biz sürgün toplumuyuz” diyor.Türkiye’de vatandaşlık hakkı alabilmek için gerekli oturma süresinin beş yıldan iki yıla indirilmesini, çifte vatandaşlık hakkına sahip olmayı ve çalışma izni ile sosyal güvencelerin sağlanması talep ediyorlar.Burhan Ekinci | Al Jazeera
Bizans'tan Kalma Sarnıcı Betonla Kapatmaya Çalıştılar!
Beyazıt'ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans'tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken duyarlı bir kişinin ihbarıyla şimdilik kurtarıldı.Beyazıt’ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans’tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken ihbarla kurtarıldı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ağustosta Beyazıt’ta başlattığı Darülfünun Altgeçidi yenilenmesi inşaatı sırasında ağustosta aynı bölgede iki tane lahit kapağı bulundu.Burcu Purtul Uçar'ın Hürriyet'te yer alan haberine göre asfalt sökümü sırasında bulunan, Hıristiyanlık öncesi döneme ait olduğu tahmin edilen lahit kapakları kepçelerle yapılan çalışmalar sırasında büyük hasar gördü. Kapaklar Arkeloloji Müzesi’ne kaldırılırken bölgedeki çalışmaların müzeye bildirilmediği ortaya çıktı.Kısa süre sonra çalışmalar tekrar başladı. Önceki gün bir kişi müzeye ihbarda bulundu. İhbarda bulunan kişi, altgeçit çalışmalarında Bizans döneminden kalma yüzlerce metrelik sarnıcın girişinin ortaya çıktığını ve inşaatı yapan şirketin burayı kapatmaya çalıştığını bildirdi. Yola dökülen betonun sarnıcın girişinin bir kısmını kapattığını iletti.İhbar üzerine İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri inşaat alanına iki arkeolog gönderdi. Arkeologlar kapatılan bölümü sarnıç girişinde incelemelerde bulundu. İnşaat firmasının çalışmaları durdurulurken hazırlanacak rapor İstanbul 4 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilecek. İnşaatla ilgili kararı kurul verecek.Sarnıç girişinin bulunduğu alana giriş önceki gün arkeologlar geldikten sonra inşaat görevlileri tarafından metal perdelerle kapatıldı.Alt yüklenici müteahhit firma Vizyon İnşaat sahibi İnşaat Yüksek Mühendisi A. Kadir Güder, sarnıçın kapatılacağı iddialarının doğru olmadığını öne sürdü.Sarnıç ve Lahitlerin asfalta yakın bir yerden çıkmış olması ve bölgenin kaynaklarda Roma Nekropol alanı (mezarlık) olarak geçmesi, tünelin ilk yapıldığı yıllardaki inşaatlarda da benzer başka bulgulara ulaşılmış olma ihtimalini güçlendiriyor.
Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'dan 9 Fotoğraf
Kudüs, 6 bin yıllık tarihiyle dünya üzerindeki en eski şehirlerden biridir. Müslümanlar için Mekke ve Medine’den sonra üçüncü kutsal mekanın bulunduğu şehirdir. 7. yüzyılın sonlarında yapılan Kubbetü’s-Sahra’nın ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere Harem-i Şerif deniyor.
Reklam
İnsanları Birbirinden Ayıran Ayıpla Örülmüş 6 Duvar
İnsanlık birbirinden duvarlar tarih boyunca ayrılmaya çalışıldı, hala da deneniyor. Ancak insanlık ailesi tuğlalar ile birbirinden ayrı tutulacak kadar zayıf değil. Tarihteki ilk ayıp duvar Berlin'de yıkıldı belki ama ne yazık ki yenilerini yapmak ayıbından hala kurtulamadık. Aşağıdaki listede tarihsel bir süreçte insanlığı ayıran duvarları sıralamaya çalıştım.Dünya üzerindeki insanlığı ayıran tüm duvarların yerle bir edilmesi dileğiyle...
Son 1000 Yılın En Büyük 10 Toplumsal Değişimi
Avrupa, geçtiğimiz Milenyumda birçok toplumsal olayla şekillenmiştir. Peki hangi olaylar, hangi yüzyıllarda modern dünyayı şekillendirmiştir? Dünyada toplumsal alanda yapılan inkılaplar nelerdir? Toplumsal tabakalaşma olmuş mudur? Kronolojik olarak sıraladık.
Reklam
Tarihte Popüler Olan En İlginç 7 Moda Trendi
Çok renkli saçlar, pirsingler, armadillo ayakkabılar ve daha birçok ilginç şey... Aslında 21. yüzyılın, moda akımları konusunda en zengin yüzyıl olduğunu düşünürüz fakat durum hiç de öyle değil. Eğer tarih kitaplarını karıştırırsanız, geçmişte yaşayan insanların, genellikle toplumsal konumlarını belli etmek amacıyla birbirinden ilginç yöntemlerle görünüşlerini değiştirdiğini görürsünüz. İşte o ilginç moda akımlarından dikkat çeken 7 tanesi;
Restorasyonu Tamamlanan Vahdettin Köşkü Havadan Görüntülendi
Çengelköy sırtlarında son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in tahta geçmeden önce yaşadığı Çengelköy’deki Vahdettin Köşkü’ndeki restorasyon çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı.Yıkılarak yeniden yapılan köşkün önce turizm tesisi ardından devlet konukevi olacağı, son olarak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma ofisi olarak kullanılacağı iddia edilen köşkün DHA Gökyüzü kamerasıyla yapılan çekimlerinde binaların tamamlandığı, alana bir helikopter pisti yapıldığı görülüyor. İçinde büyük bir otopark alanı yapılan alt ve üst olmak üzere iki girişi bulunan tarihi köşk, polis tarafından çok sıkı bir şekilde korunuyor. Çevresi havuzlu lüks villarla çevrili durumda olan köşkün alt girişi şu an için kullanılmazken tüm giriş ve çıkışlar kontrol altında tutuluyor.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz ay üst kapısında bulunan Kerem Aydınlar Camiinde Cuma namazı kıldıktan sonra teftiş ettiği Vahdettin köşkünde, şu anda restorasyonla ilgili son çalışmaların yapıldığı öğrenildi.Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin’in adını taşıyan Köşk, 2. Adülhamit döneminde yaptırılmıştı. Soğan başlı kubbesiyle mimari olarak nadir yapılar arasında gösterilen köşkün bulunduğu 50 dönümlük koru içinde küçük köşkler, bahçıvan evleri ve seralar yer alıyordu. Vahdettin Köşkü, 1984 yılında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmişti. Bundan sonra restorasyon geçiren köşkte yıllar sonra yapılan incelemede restorasyonun betonarme yapıldığı ve ahşapla kapatıldığı ortaya çıkmış, yıkılarak aslına uygun bir şekilde yeniden yapılmasına karar verilmişti. DHA
Tarihi Kayaköy Anemon'a Kiralandı İddiası
Muğla’nın tarihi Rum evleriyle dikkat çeken 5 bin yıllık geçmişe sahip Kayaköy'ün, 23 Ekim’deki ihaleyle 49 yıllığına özel bir şirkete kiralandığı iddia ediliyor. İhaleyle köyün bir şirkete verildiğini ancak şirket hakkında kendilerine bilgi verilmediğini belirten CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, soru önergesi verdi. Avukat Bora Sarıca da ihale şartnamesinde yer alan 'köyün kiralanmasıyla' ilgili maddenin iptali için dava açacaklarını belirtti.İlerihaber'den Rıfat Doğan'ın haberine göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında geçen yıl imzalanan protokol kapsamında hazırlanacak projeyle 300 yataklı bir otel yapılması planlanan Muğla'nın Fethiye ilçesine bağlı Kayaköy’ün bir bölümüne inşaat serbertisi getirilirken, ihaleyi kazanan firma aşamalı olarak tarihi evlerin restorasyonunu da üstlenecek.İmzalanan protokol sonrasında geçen 23 Ekim'de yapılan ihaleyi Anemon adlı bir firmanın aldığı iddia edilirken, ihalenin yapıldığını ve köyün bir şirkete kiralandığını belirten CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, iki bakanlığın firma ismini açıklamadığını bu nedenle konuyu TBMM'ye taşıdığını kaydetti. Aldan, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in cevaplaması istemiyle verdiği soruönergesinde “Kayaköy’de otel yapımı için izin alan firmalar hangileridir ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında 2013’te imzalanan protokol kapsamında köyün imara açılması planlandığı, 3. Derece Sit Alanı ilan edilen Kayaköy için bazı firmalara otel yapımı için izin verildiği iddiaları doğru mudur” diye sordu.DAVA AÇILACAKÖte yanda konuyu yakından takip eden Avukat Bora Sarıca ise bilgi edinme kanunu çerçevesinde yaptıkları başvuru sonucu ihale şartnamesinde “köyün 49 yıllığına bir şirkete kiralanabileceği” ibaresinin yer aldığını belirtti. Sarıca, ihalede yer alan bu maddenin iptali için dava açacaklarını kaydetti.KÖY YAPILAŞMAYA AÇILMIŞSarıca ayrıca Kayaköyle ilgili daha önce hazırlanan 1/5 bin ölçekli imar planında köyün “turizm ticaret alanı” olarak gösterildiğini, bu plana karşı da yargıya başvuracaklarını belirtti. Sarıca, ihaleyi alan firmanın ismini öğrenmek için bilgi edinme yasası kapsamında başvuru yaptıklarını da kaydetti.Kayaköy (Levissi) için UNESCO tarafından 2 kilise ve çok sayıda şapel ile sivil mimarlık örneği 736 bina “Anıtsal Yapı” ilan edilmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı rüya köyün turizme ve imara açılmasına karar vermişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında 2013 yılı başlarında imzalanan protokolle Kayaköy’de tarihi kalıntıların yer aldığı bölge turizme açılırken, diğer bölgeye de kısmi inşaat serbestliği getirilmişti. Yeni düzenleme sonrasında Kayaköy’de 220 dönümlük araziyi kapsayan projenin toplam maliyetinin 30 milyon TL olarak öngörülüyor.Haber yayına hazırlanana kadar iddialarla ilgili ulaşmaya çalıştığımız Anemon firması yetkililerinden yanıt alamadık.İlerihaber
Reklam
Reklam
Zeugma Antik Kenti'nde 3 Yeni Mozaik Bulundu
Zeugma Antik Kenti'nde sürdürülen 'Muzalar Evi'ndeki kazı çalışmalarında 3 yeni mozaik gün yüzüne çıkarıldı.Türkiye İş Bankası'nın destek verdiği kazılarda çıkarılan mozaikler, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin'in de katıldığı toplantı ile kazı başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay tarafından tanıtıldı.Görkay, Roma'nın doğu sınırlarındaki en önemli merkezlerinden birinin Zeugma olduğunu söyledi.Antik kentte 2007'de başladıkları çalışmalarda 'Muzalar Evi'ni bulduklarını hatırlatan Görkay, çalışmalara bir süre ara verdikten sonra 2012 yılında yeniden başladıklarını ifade etti.Kazılarda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İş Bankası'nın desteğiyle önemli mesafe kat ettiklerini vurgulayan Görkay, 'Hala kazılmamış alanlar var. Burada kaya oyma mekanlar mevcut. Bu evlerin şimdilik birine ulaştık, evde altı mekan var. Bu yıl yaptığımız kazılarda 3 yeni mozaiği gün yüzüne çıkardık' dedi.Kazı sezonunun bittiğini ve en önemli aşamaya geçtiklerine işaret eden Görkay, şöyle devam etti:'Bundan sonra çalışmanın restorasyon ve konservasyon kısmı kalıyor. Burayı daha uzun vadeli koruyabilecek geçici çatı kurmayı düşünüyoruz. Antik kentte 2-3 bin konut olduğunu tahmin ediyoruz. Tabi bunun yüzde 25'i sular altında kaldı. Muzolar Evi'ndeki kazı gelecek yıl tamamlanacak.'Görkay, kazı çalışmasının yıllık bütçesinin her sene değiştiğini, 2005 yılından beri gerçekleştikleri kazılara yaklaşık 7 milyon TL harcandığını dile getirdi.'Kültürel miras en önemli zenginliğimizdir'Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin de bölgenin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bütün medeniyetlerin en zengin dönemlerini burada yaşadığını söyledi.Roma, Hitit, Asurlar ve Bizans gibi imparatorlukların bu coğrafyayı medeniyete dönüştürdüğüne dikkati çeken Şahin, şöyle devam etti:'İşte bunun en önemli göstergesi bugün görmüş olduğunuz Zeugma'nın mevcut yapısıdır. Bu güzel eseri bize kazandıran ekibe teşekkür ediyorum. Petrol, doğal gaz ya da maden bir hazinedir ama kültürel miras en önemli zenginliğimizdir. Bu açıdan biz çok zenginiz, muhteşem bir mirasımız, tarihimiz ve medeniyetimiz var. Bunu şimdi yarınlara taşımanın planlarını yapıyoruz.'Yalnızca yol, su, alt ve üst yapı alanlarına kafa yormadıklarını, kültürel değerleri gün yüzüne çıkarmayı da önemsediklerini vurgulayan Şahin, 'Bu şehir ne kadar sanayi ve ticaret kentiyse o kadar da kültür ve turizm şehri olmayı hak ediyor. Bu da bizim en büyük görevimizdir. İnşallah Zeugma'daki medeniyetin fotoğrafının tamamını göstermek bize nasip olur' diye konuştu.Destek 2017'ye kadar kürecekTürkiye İş Bankası Kurumsal İletişim Bölüm Müdürü Suat Sözen ise ilk desteği Zeugma'nın sular altında kaldığı 2000 yılında verdiklerini anımsattı.Önemli bir görev üstlendiklerine dikkati çeken Sözen, şunları kaydetti:'Bu görevi bir süre daha üstleneceğiz. Umarım bizden sonra gelenler daha iyi işler yapar. Zeugma'daki kazı çalışmalarına ilk 2000 yılında Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı'na aktardığımız kaynakla katkıda bulunduk. 2012 yılında başlatılan projeyle de Muzalar Evi'nde sürdürülen kazı çalışmalarının sponsoru olduk. İş Bankası'nın Zeugma'ya katkısı 2017 yılına kadar devam edecek.'Muhabir: Adem Yılmaz | AA
Reklam
Tarihin Şakalı Raflarında Kalmış 10 Trajikomik Kitlesel Panik Olayı
1968 yılında radyo üzerinden yaptığı 'The War Of The Worlds' yayını ile büyük bir kitlesel paniğe olan Orson Welles'in bu alanda tek olduğu düşünülür ama durum hiç de öyle değil. Tarihin şaka dolu raflarında kalmış ve muhtemelen zararsız olduğu düşünülen insanlar tarafından yaratılmış onlarca kitlesel panik olayı var. Bu içeriğimizde bize en ilginç gelen 10 trajikomik durumu sizlerle paylaşıyoruz. Üzülsek mi, ağlasak mı bilemedik...
23 Şaşkınlık Verici Fotoğraf İle 1950 Ve 1960'lı Yılların Modern Ülkesi: Mısır
Bugünlerde Mısır hakkında birkaç şey okursanız, toplumun büyük bir kimlik karmaşası yaşadığını göreceksiniz. Fakat bu durum çok da yeni sayılmaz, çünkü Mısır, modern bir toplum olmak ile kapalı bir toplum olmak arasından her zaman gidip gelmişti. Özellikle 20. yüzyılın ortasında, 'Modern Mısır' nasıl olmalı üzerine oldukça ciddi tartışmalar yapılıyordu. Ülkenin 1950 ve 1960'lı yıllarından derlenmiş bu görüntüler, Mısır halkının o dönemki eğilimlerinin, günümüzden çok farklı olduğunu gözler önüne seriyor.
Şiirlerle 29 Ekim
Var Olsun CumhuriyetYaşasın Türk Milleti,Bizler YaşatacağızŞanlı Cumhuriyeti.
Reklam