onedio
Ülkemizden Yurt Dışına Kaçırılan 10 Çok Etkileyici Tarihi Eser
Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, çeşitli ülkelerden gelen arkeologlar, araştırmacılar, turistler tarafından yağmalanmaya başlamıştır. İrili ufaklı binlerce eser yurt dışına kaçırılmış, bazı eserler ise Osmanlı padişahları tarafından hediye edilmiştir. Kaçırılan bazı eserler yok artık dedirtecek cinstendir.
Otel İnşaatında Ortaya Çıkan Tarihi Sarnıcı Gömmek İstediler...
Eski İnci Sineması'nın bulunduğu arazideki hafriyatta çıkan tarihi sarnıç iş makinası ile gömülürken yakalandı.Radikal Gazetesi'nden Ömer Erbil'in haberine göre, Şişli Halaskargazi’deki 15 dönümlük arazi üzerine yapılan otel inşaatının hafriyatında büyük bir tarihi yapının izlerine rastlandı. Ermeni Katolik Mıhitaryan Manastırı ve Mektebi Vakfı’na ait eski İnci Sineması'nın bulunduğu arazinin hafriyatında çıkan tarihi yapı iş makinaları ile yok edilmeye çalışılırken son anda duyarlı bir vatandaşın ihbarı ile kurtarıldı. İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologları ihbar üzerine alana gittiklerinde Bizans dönemi sarnıç olduğunu tahmin ettikleri yapının yok edilmek üzere olduğunu tespit ettiler. İnşaat durdurularak Koruma Kurulu’na suç duyurusunda bulunuldu.İstanbul’da Pangaltı Ermeni Katolik Mıhitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı’na ait olan arazi üzerinde bulunan ve 1946 yılında inşa edilen İnci Pasajı geçtiğimiz Mayıs ayında yıkılmıştı. Vakfa ait yaklaşık 15 dönümlük arazide kültür varlığı olarak onaylanan okul ve kilise dışındaki dükkânlar ile birlikte Yeşilçam filmlerinin tarihi mekânı İnci Sineması da 2 ay önce yıkıldı.Otel inşaatı için başlanan hafriyat bir süredir devam ediyordu. Önceki gün yapılan çalışmalar sırasında büyük bir kemerli tarihi yapının tonozlarına rastlanıldı.Duyarlı vatandaş farkettiBir süre bekleyen iş makinası daha sonra alelacele tonozun üzerini örtmeye, kapatmaya çalıştı. Bu sırada duyarlı bir vatandaş bu çalışmayı kameraya çekti. Kamera görüntülerinde de tarihi kemerin bulunduğu yerin içini hafriyatla doldurmaya çalışıldığı açıkça görülüyor. Daha sonra gece devam edecek çalışmalar sırasında kimse görmeden sarnıç yok edilecekti. Çünkü 2863 sayılı yasa gereğince tarihi bir yapıya rastlanıldığında derhal iş makinasının durdurularak en yakın müzeye haber verilmesi gerekiyor.Bunu her müteahhit bildiği gibi, müzeye haber verilirse orada arkeolojik kazı başlatılacağı ve işin uzayacağı da tahmin ediliyor. Bu nedenle tarihi yapının üzeri 'kimse görmesin' diye kapatılmak istendi. Duyarlı vatandaş İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'ne görüntülerle birlikte ihbarda bulundu.Arkeoloji Müzesi devreye girdiMüze arkeologları inşaat arazisine gitti. İş makinasının tarihi yapıyı tahrip ettiğini, içini hafriyat atıklarıyla doldurduğunu tespit etti. Hafriyatı durdurdu. Tarihi yapının sağa ve sola oldukça derinlemesine büyük olduğunu gördü. Ancak tarihi yapıyı tam olarak tanımlayabilmek için derhal arkeolojik kazı yapılması gerektiğini raporuna yazdı.Bizans dönemi sarnıcı olabileceği tahmini yapıldı. Müze yetkilileri de İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na suç duyurusunda bulunarak inşaatın durdurulup, arkeolojik kazı izni verilmesi istendi. Şimdi Koruma Kurulu’nun vereceği karar bekleniyor.Hafriyat sırasında tarihi yapıya rastlanıldığında derhal koruma kurulu ve en yakın müzeye haber verilmesi gerektiğini belirten müze yetkilileri, arazide tahrip edilen başka yapılar da olabileceğini ve bu durumun 2863 sayılı yasaya göre suç olduğunu ifade ettiler.Arazi, 2013 yılında yapılan plan değişikliğiyle “Turizm Tesis Alanı” olarak kabul edilerek emsal 3, yükseklik serbest bırakıldı. 15 bin metrekarelik arazinin inşaat alanı 45 bin metrekareye ulaştı. Yapılan plan değişikliği Halaskargazi Caddesi üzerinde yapı, nüfus ve trafik yoğunluğunu artırdığı aynı zamanda silüeti etkilediği gerekçesiyle Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürlüğü, Belediye Meclisi’ne olumsuz görüş bildirmişti. Ancak buna rağmen plan değişikliği kabul edilmişti. Değişikliğe CHP’li meclis üyeleri ret oyu vermişti.Ömer Erbil | Radikal
2 Bin Yıllık Alttan Isıtmalı Ev
ISPARTA’nın Yalvaç İlçesi’ndeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde, M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemine ait evde, alttan ısıtma sistemi kullanıldığı ortaya çıktı. Evin su ve kanalizasyon sistemine sahip olduğu da tespit edildi.Yalvaç’ta Hıristiyanlığın merkezlerinden kabul edilen Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde 5 yıldır devam eden kazılarda önemli bir bulguya rastlandı. Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, geçen yıl açığa çıkardıkları atriumlu (avlu) Roma evi kazısının bu yılki bölümünde ortaya çıkan bulguların şaşkınlık verici olduğunu söyledi.’TABAN ISITMALI YAPILMIŞ’Yaklaşık 2 dönümlük arazi üzerine yerleştirilmiş olan ve M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen evin tipik bir Anadolu evine benzediğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, şöyle dedi:'Evin 2 katlı olduğu, alt bölümünde yer alan külhana bağlı olarak hamam, sauna ve odaları ısıtan alttan ısıtma sistemi olduğunu tespit ettik. Yani konutun bütün tabanı külhandan gelen sıcaklıkla ısıtılıyor olmalıydı. Külhandan çıkan sıcaklık buradaki odaların tabanını ısıtmaktadır. Yapı M.Ö. 25 yılında yapıldığında taban ısıtmalı bir konut olarak tasarlanmış. Burada şu an üzerini kapattık ama bir de su sistemi ortaya çıkardık. Konutun içerisinde su sistemi, kanalizasyon sistemi var. Aynı zamanda banyosu ve bunun yanında saunasının olduğunu görüyoruz.'’ZENGİN BİRİNE AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR’11’inci yüzyıla kadar kullanılmış olduğu anlaşılan evin, cadde üzerinde yer almasının zengin biri ya da Roma’nın ileri gelenlerinden birine ait olduğu ihtimalini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Özhanlı, 'Ancak buna ilişkin elimizde veri bulunmuyor. Bina 11’inci yüzyıla kadar çok değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış' dedi.’ARAP AKINLARIYLA YAKILMIŞ’Ortaya çıkarılan izlerin yapının yakılarak yıkılmış olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Özhanlı, şöyle devam etti:'Yanmadan önceki evresinde de çok yoğun kullanılmadığını, özellikle yanık tabakasının altında 4’üncü yüzyıl ve sonrasına ait Hıristiyan ikonografisine ait mermerler üzerine yapılmış resimlerin ele geçmesi, bu yapının yoğun olarak M.S. 4’üncü yüzyılda kullanılmış olduğunu işaret ediyor. Bu yapının büyük ihtimalle 8’inci yüzyılda Arap akınlarıyla yanıp terk edilmiş olduğunu arkeolojik olarak belgelemiş olduk. Bunun bir üst katında yerleşim tekrar devam ediyor. Ancak bu sefer basit konutlar şeklinde devam etmiş olduğunu görüyoruz. Üst tarafta daha önce ortaya çıkarmış olduğumuz buzdolabı görevini gören soğuk depolar şeklinde yapılmış kuyular, 10 ve 11’inci yüzyıla ait evreyi bize belgelemektedir.'Nurettin ARKAN/YALVAÇ (Isparta), (DHA) 
Osmanlılar Hakkında Az Bilinen 7 Şey
etiket
Osmanlı'nın kuruluş tarihi 1299 olarak kabul edilmektedir. Ancak ortaya çıkan yeni bulgular bunun böyle olmadığını gösteriyor. Tarihçilerin kutbu Halil İnalcık yaptığı çalışmalardan sonra şöyle izah ediyor:''Osmanlı, Karacahisar'da payitahtını kurduğu zaman, çoğu Müslüman olan halk, kadı tayin edilmesini ve hutbe okutulmasını istemişti. Bunun üzerine camilerde hutbe okutulup kadı tayin edildi. Bunun olduğu tarihi tarihçiler iki asır sonra 1299 olarak kabul etmişlerdir ve öyle süregelmiştir. Bu zamanlarda sikke basımı da söz konusu değildir. Bunların çoğu hurafeden ibarettir.Türk ananelerinde hakanlığa namzet olanlardan birisinin zafer kazanması gerekiyor. Bu, Tanrının ona bir kut vermesi şeklinde tasvir edilir. O halde araştırmalarımızda bu konuları ön plana çıkaracağız. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, (Osmanlı'nın 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı kazandığı) büyük Bafeus Zaferi'dir.Bu savaşın neticesinde Osman'ın şöhreti yayılmıştır. Her taraftan onun emri altına Türkler gelmeye başladı. Demek ki bir ordu sahibidir. Demek ki bu zafer Türk ananesine göre kut sahibi olduğu zaferdir. Kendisinden sonra Orhan hiç itirazsız tahta geçmiştir. İşte bu sebeple bu tarihte bir hanedan olarak kurulduğunu söylüyorum' (Kaynak: Halil İnalcık)
Reklam
70'lerin Başından, Hiç Görmediğiniz Renkli Fotoğraflarla İstanbul
Daha birinci köprünün bile yapılmadığı, iki yaka arasında ulaşımın sadece arabalı arabasız vapurlarla sağlandığı zamanlar. Telefon numaraları 6 hane. 212, 216 ayrımı yok. Yıl 70'lerin başı. Nüfus ise 2-2.5 milyon.Kısacası; İstanbul'un sadece gezilecek değil, hem yaşanacak hem de gezilecek bir şehir olduğu zamanlara bakarken, 'Ahh nerde o eski İstanbul' diye iç geçireceksiniz.Kaynak
Reklam
Binlerce Yıllık Tarih Suda Boğulacak
Erzincan Kemah’ta yapımına başlanan Kemah Baraj ve HES projesiyle Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarına ait onlarca arkeolojik mirasın sular altında kalacağı ortaya çıktı. Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapan bölgede acilen arkeolojik çalışma yapılmazsa, koca bir tarih baraj ve HES projesiyle, öğrenilmeden tarih olacak.Erzincan Kemah’ta yapımına başlanan Kemah Baraj ve HES projesiyle Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarına ait onlarca arkeolojik mirasın sular altında kalacağı ortaya çıktı. Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapan bölgede acilen arkeolojik çalışma yapılmazsa, koca bir tarih baraj ve HES projesiyle, öğrenilmeden tarih olacak.Erzincan ve Kemah arasında Fırat Nehri’nin ana kolu olan Karasu Nehri üzerinde AK-EL Kemah Elektrik Üretim AŞ tarafından yapımına başlanan ve sondaj çalışmaları bitirilen Kemah Barajı ve 2 HES projesi yaklaşık 20 kilometrelik bir alanı su altında bırakacak ya da etkileyecek. Şirketin Çevre ve şehircilik Bakanlığı’ndan 2013’te olur almayı başardığı ÇED raporunda, bölgedeki 3 tarihi yapı (Alp Tren İstasyonu, Ardos Mezarlığı ve Acemoğlu Köprüsü) dışında hiçbir korunması gereken kültürel varlıktan söz edilmiyor.ÇED raporunun aksine bölgede, 20’yi aşkın noktada onlarca kültürel ve arkeolojik eser olduğu ortaya çıktı. Hangi döneme ait olduğu ancak araştırmalar sonucunda bilinebilecek olan bu eserler, Kemah Barajı ve 2 HES projesinin hayata geçmesi durumunda sular altında kalacak ve koca bir tarih, ortaya çıkarılmadan tarih olacak.DAHA KAZMADAN TARİH BULDULARArkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Üyeleri Hasan Binay ve Mertcan Hepgoncalı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Üyeleri Aynur Işık ve Gizem Demirci’den oluşan bir heyet, su altında kalacak olan köylerde hiç kazı yapmadan, sadece fotoğraflama çalışması yaparak 4 günlük bir gezi gerçekleştirdi. Bu gezide, prehistorik (tarih öncesi) dönemden başlayarak, Demir Çağ uygarlıklarından Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait su altında kalacak ya da etkilenecek olan mimari yapı kalıntıları, çanak çömlek parçaları, su değirmenleri, tarihi yol kalıntısı bulundu. Ayrıca, heyetin araştırmasına göre, cumhuriyetin erken dönemlerinin endüstriyel mirasına ait tren yolu işletmesi, istasyon binaları, köprüleri ve onlarca tüneli de yok olacak endüstriyel miraslar arasında.‘BİR ZEUGMA OLABİLİR’Daha önce Marmaray gibi çeşitli kurtarma kazılarında da çalışan ve heyette yer alan Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesinden Hasan Binay, bölgede mutlaka arkeolojik çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Bölgede yapılacak arkeolojik çalışmalarla, Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait hiç bilinmeyen verilere ulaşabileceğini söyleyen Binay, “Zeugma gibi bir mozaik de ortaya çıkabilir. Marmaray kazılarının İstanbul’un bilinen tarihini değiştirmesi gibi, bölgenin tarihini değiştirecek şeyler de çıkabilir. Araştırma yapılmazsa, bunları bilemeyebiliriz” diye konuştu.ERDOĞAN ‘ÇANAK ÇÖMLEK’ DEMİŞTİDönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Marmaray için, “Çanak çömlek yüzünden Marmaray gecikti” açıklamasında bulunmuş, ancak kurtarma kazılarıyla birlikte Neolitik Çağ (Cilalı Taş Devri) buluntularına kadar, nemli eserler gün yüzüne çıkmıştı.Ortaya çıkan bu önemli bilgilerin ardından gözler bilirkişi aşamasında olan mahkemenin vereceği karar çevrildi.
Kültürümüzde Hala Rastlanan 6 İlginç Şamanizm Kalıntısı
etiket
'sen ipek yolu'nun nazlı emanetiışıklı yüzünü ve gülüşününöbetçiler korurben baharat yolundaki şaman dedenin aytutkunu torunu beni bitkiler ve efsaneler korur 'Diyor Vedat Özdemiroğlu. Şamanizm'e dair en güzel kaynaklardan biri Abdulkadir İnan'ın Tarihte ve Bugün Şamanizm kitabıdır. Bu çalışmada, Türkiye'de ve Türk dünyasının kalanında rastlayabileceğiniz 7 şamanizm kalıntısını okuyacaksınız.
Ayasofya'da Şimdi de Medrese Tartışması
Kültür Bakanlığı’nın Ayasofya’nın avlusuna ‘hizmet binası’ olarak tasarladığı medresenin yapımı ihaleye verilince, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), medresenin yapımı halinde Ayasofya’nın “Dünya Mirası” olma durumunun tartışmaya açılacağını duyurdu.Ayasofya, “Dünya Kültür Mirası Listesi”nde yer alan, Türkiye’deki en önemli yapılardan biri. Bin 500 yıldır ayakta kalmayı başarmış olan Ayasofya’nın statüsüyle ilgili tartışmalar ise dinmek bilmiyor. Halen müze olarak ziyaret edilebilen tarihi yapının cami olarak ibadete açılması tartışmalarının ardından, şimdi de Ayasofya’nın avlusuna medrese yapılmak istenmesi gündeme geldi. Agos'tan Uygar Gültekin'in haberine göre, Kültür Bakanlığı, “hizmet binası” olarak tasarladığı medresenin yapımını ihaleye verince, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), medresenin yapımı halinde Ayasofya’nın “Dünya Mirası” olma durumunun tartışmaya açılacağı uyarısında bulundu. Bakanlık, bu açıklamanın ardından geri adım atarak, Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlanmasını istedi. Bakanlık, medresenin yapılıp yapılmayacağına dair nihai kararını, bu raporun ardından verilecek. Medrese yapılmasına ilişkin tepkiler ise günden güne artıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı, medresenin geçmişte var olduğunu ve bu yapıyı yeniden ihya etmek istediklerini belirterek, medresenin din eğitimi için değil, ek bir hizmet binası olarak kullanılmasının tasarlandığını açıkladı. Bakanlığın, 7 milyon liraya medreseyi ihale etmesinin ardından da, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), projeye karşı sert bir açıklama yaptı.Ayasofya, 1985 yılında ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmişti. ICOMOS Türkiye Komitesi, yaptığı açıklamada, medresenin inşası hâlinde bu önemli tarihi yapının Dünya Kültür Mirası Listesi”nden çıkartılmasının gündeme geleceği uyarısında bulundu. Açıklamada, “Ayasofya’nın mimarlık tarihinin belki en önemli birkaç yapısından biri olduğu düşünülecek olursa, onun hemen bitişiğine yeni bir sahte eski eser inşa etmenin vahameti anlaşılacaktır. ‘Üstün Evrensel Değeri’ olumsuz etkileyeceğine inandığımız yeniden yapım projesinin uygulanmasında ısrar edilmesinin, İstanbul’un ‘Dünya Miras Alanları’ için ciddi bir risk yaratacağı kanısında olduğumuzu bildiririz” denildi.Açıklamada, yapıya yönelik işlev değişikliği, planlama ve koruma uygulamalarında kaygı verici gelişmeler yaşandığına da dikkat çekildi.‘Esas problem, bu planın arkasındaki ilkesel sorun’Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Anestis Vasilakeris, Ayasofya’yla ilgili tartışmaları değerlendirdi. Vasilakeris, böylesi bir inşaatın, kültür mirası koruma ilkelerinin ihlali anlamına geldiğini söyledi.Ayasofya’nın avlusunda geçmişte başka yapılar bulunuyor muydu?Evet, Ayasofya'nın etrafında birkaç yapı vardı ve Ayasofya, yapılardan oluşan önemli bir kompleksti. Fakat arkeolojik araştırmalarda şimdiye kadar bu anlamda bir şey bulunamadığından, diğer yapıların nerede olduklarına dair net bir fikrimiz yok. Büyük bir ihtimalle Osmanlı medresesinin kalıntılarının altında, erken dönem Bizans binalarının da kalıntıları olabilir. Ayasofya'nın arazisinde arkeolojik araştırma konusunda ciddi eksikliklerin olması, Ayasofya'nın kendi organik bütünlüğünün bir parçası olarak kültürel ve arkeolojik içeriğine göre anlaşılmasını zorlaştırıyor. Araştırma ve doğru düzgün çalışmaların yapılmamış olması, bu kadar önemli bir anıt için kabul edilemez.Burada yeni yapıların inşa edilmesinin Ayasofya’ya nasıl bir etkisi olur, mimari ve estetik açıdan zarar verir mi?Öncelikle, tarihi bir yapının bu derece yakınında yapılacak her türlü inşaat çalışması, kültür mirasını koruma ilkelerinin ihlalidir. Buradaki asıl mevzu, artık var olmayan bir yapıyı sıfırdan yapmak... Ayasofya gibi tarihin en önemli anıtının bulunduğu bir araziye, alelade bir inşaat projesiyle bina yapmak, gerçekten de saçma bir durum. Tabii ki böyle bir yapı, estetik olarak ve birçok farklı bakış açısına göre, dünya mimarlık tarihinin en önemli yapılarından olan Ayasofya'nın görünüşünü etkiler. Fakat inanıyorum ki, esas problem, bu planın arkasındaki ilkesel sorun. Birisi büyük bir tarihi yapıtla ilgili karar verdiğinde, her karar için öncelikli kriter, söz konusu eseri muhafaza etmek, yapıtın ömrünü uzatan küçük görünmez dokunuşlarda bulunmak yönünde olmalı; yapıtı değiştirecek veya ondan ödün verilmesine sebep olacak kararlarda ısrarcı olmak değil.Burada bir inşaat çalışması başlatılması durumunda Ayasofya’yı korumak için neler yapılmalıdır?İnşaatı meşru bir seçenek olarak tartışmak istemiyorum. İnşaattan önce kazı çalışması yapılacak olmasa bile... Böyle bir durumda, her büyük tehlike ânında olduğu gibi, bu kırılgan, hassas ve dayanıksız yapıtı, onun kendine özgü dekorasyonuyla birlikte fiziksel olarak korumak için gerekli tüm önlemlerin alınmasını öneririm.Uygar Gültekin | AGOS
Reklam
Katledilmek Üzere Olan İztuzu Plajı Hakkında Bilinmeyen 15 Şey
Plajda denize girenlerin yumurtalara zarar verememesi için yumurtaların olduğu bölgeler düzenli olarak işaretlenmektedir. 1988 yılında alınan karara göre plaj, kaplumbağaların rahatsız olmaması için saat 20:00-08:00 arası kapalıdır ve çevresinde gürültü çıkarmak veya ışık yakmak yasaktır.
Reklam
Miki Fare 86 Yaşında!
1928'de Walt Disney tarafından yaratılan çizgi karakter Miki Fare | Mickey Mouse 18 Kasım yani bugün 86. yaşını kutluyor.İnsan özellikleri taşıyan ve 1928 yılında, ilk sesli çizgi film 'Steamboat Willie ile ünlü olan Miki Fare karakteri, sonraları kısa metraj çizgi filmin yıldızı haline dönüştü.Walt Disney'in kendisi tarafından tasarlanan ve seslendirilen Miki Fare karakteri, Disney'in, küçük bir otel odasında gördüğü, yuvasından çıkan sevimli fındık faresinden aldığı ilhamla ortaya çıktı. Karakter, şirketin resmi tarih kayıtlarına göre, 1928 yılında yapılan tren seyahatleri sırasında geliştirildi.Üne kavuşmadan önceki ismi ''Mortimer'' olan karakterin adı, Walt Disney'in eşi Lillian'ın isteğiyle ''Mickey'' olarak değiştirildi. Karakter, ilk olarak, Disney'in şef animatörü Ub Iwerks tarafından çizildi.Walt Disney ve Iwerks, Miki Fare için ''Zırdeli'' ve ''Dörtnala Gauço'' adında iki sessiz çizgi film yarattı. Disney, daha sonra, Al Jolson'un 1927'de yarattığı caz şarkıcısının büyük bir başarı kazanması üzerine, karakterin yer aldığı filmleri şarkı, müzik ve ses efektleriyle süslemeye karar verdi.Miki Fare, 1930'ların sonlarına kadar 100'den fazla çizgi filmde yıldızlaştı. Popülaritesi 1940'larda azalan Miki Fare, 1950'lerde yeni bir hayata başladı ve ''Miki Fare Kulübü''nün televizyonda yayımlanması ve eğlence merkezi Disneyland'ın açılmasıyla tekrar herkesin sevgilisi oldu.-MİKİ FARE VE AİLESİ-İlk 5 yıl yaratılan çeşitli çizgi karakterlerle pek bir yere varılamadıysa da 1928'de Walt Disney'in ürettiği Miki Fare büyük yankı uyandırdı.Walt Disney Company'nin şöhretini de artıran Miki Fare'yi, kız arkadaşı ''Mini Fare'' izledi. Ardından köpek Pluto, Goofy ve Donald Duck geldi. Yaratılan her karakter beğeni toplarken, şirket milyonlarca dolarlık dev yatırım projeleriyle masal kahramanlarını da animasyon haline getirmeye başladı. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Pinokyo, Define Adası ve Davy Crockett ile devam eden seriler, Walt Disney Company'yi giderek büyüyen dev bir endüstri haline getirdi.AA
Reklam
Koruma Kurulu'na Göre Tarihi Kümbetin Yanındaki Yurt Silüeti ‘Fazla’ Etkilemiyor
Selçuklular tarafından 700 yıl önce yaptırılan tarihi Halime Hatun Kümbeti’ne neredeyse bitişik inşa edilen yurt binasıyla ilgili Koruma Kurulu’nun ‘Silüeti fazla etkilemiyor’ dediği ortaya çıktı.Van’ın Gevaş ilçesindeki Selçuklular’dan kalma 700 yıllık tarihi Halime Hatun Kümbeti’ne neredeyse bitişik inşa edilen yurt binasıyla ilgili Koruma Kurulunun “Silüeti fazla etkilemiyor” dediği ortaya çıktı. 1. derece arkeolojik sit alanı olan bölgedeki kaçak ve ruhsatsız yurt binasıyla ilgili soruşturma açılsa da, yetkililer dosyayı 2010 yılında kapatarak, yurt binasının bu şekilde kalmasına göz yumdu. Oysa AKP’li belediye başkanı “Bu görüntü tarihi katleden bir görüntüdür. Mutlaka ortadan kaldırılması lazım” demişti.700 YILLIK ‘ECDAT’ YADİGARİVan’ın Gevaş ilçesindeki Melik İzeddin tarafından 700 yıl önce kızı Halime Hatun için yaptırdığı Halime Hatun Kümbeti’nin güneybatısına 7 yıl önce yurt binası yaptırıldı. Bina, tarihi kümbetin dokusuna görüntü açısından zarar verdiği için büyük tepki çekti.Van Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün bilgi edinme hakkı kapsamında yapılan bir başvuruya verdiği yanıta göre, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Gevaş Belediyesine ait olan Selçuklu Mezarlığı ile Halime Hatun Kümbeti, 30 mayıs 1985 tarihinde 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edildi.SİLÜETİ FAZLA ETKİLEMİYORMUŞBölgede yapılaşma yasağı olduğu halde, 7 yıl önce kümbetin hemen yanı başında kaçak ve ruhsatsız olarak inşa edilen yurt binasıyla ilgili Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun skandal bir yorum getirdiği ortaya çıktı. Kurul, 13 mayıs 2010’te kümbetin hemen yanı başındaki binanın sit alanı dışında kaldığını öne sürerek, “Yüksekliğinin türbe silüetini fazla etkilemediği”ni söyledi.Kurul ayrıca, ilçenin eğitim ve öğretim ihtiyacına destek olarak barınma sorununun karşılanmasına yönelik kamu hizmeti yaptığı için inşa edilen yurt binasına yönelik bir fiziki müdahalede bulunulmamasına karar verdiğini bildirdi.BAŞKAN ‘KATLİAM’ DEMİŞTİKümbetin silüetinin bozulmasıyla ilgili AKP’li Gevaş Belediye Başkanı Sinan Hakan, ağustos ayında yaptığı açıklamada, “Bu görüntü bu tarihi katleden bir görüntüdür. Bana göre bir cinayettir. Bunun mutlaka ortadan kaldırılması lazım” demişti.SORUŞTURMA DOSYASI 2010’DA KAPATILMIŞAncak, Van Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı Koruma Bölge Kurulu, 2008 yılında MEB tarafından izinsiz ve ruhsatsız inşaat edilen yurt binasını yapan ve yaptıranlar hakkında adli ve idari soruşturma açılmasına karar verdiği halde, inşaata müdahalede bulunulmasıyla ilgili bir karar almadı. Van Valiliği de, 27 aralık 2010 tarihinde ruhsatsız yurt binasının yapılmasına müsaade eden kamu görevlileriyle ilgili soruşturmaya izin verilmemesini kararlaştırdı. Belediye Başkanı’nın 2014 yılında “Yıktıracağız” dediği kaçak yurt binasının dosyası 2010 yılında tamamen kapatıldığı ortaya çıkmış oldu.‘AZ YA DA ÇOK DİYE BİR ŞEY OLMAZ’Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk “Fazla etkilememek” diye bir kavram olmaz. Bir suç tespit edilmiş ve soruşturma dosyası açılmış. “Fazla etkilemediği” şeklindeki ifade, dosyayı kapatmak için kullanılan bir kitabına uydurma ifadesidir. Bunun azı, çoğu nasıl oluyor? Etkilemiştir. Kültür varlıklarının algılanabilir olması gerekir. En basitinden bir fotoğraf çektiğinizde, o yurt giriyorsa kareye, etkileniyor demektir. Hangi açıdan bakarsanız bakın, kümbet ve yurdu aynı açıda görüyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu yurt, hem imar kanununa, hem de koruma mevzuatına aykırı bir işlemdir.GÜL YÜZÜNÜZE SÖZÜMÜZ OLSUN: KAÇAK YAPIYI YIKTIRACAĞIZArtos Dağları ile Van Gölü arasında kalan kıyıda kuruldu Gevaş. Urartular yaşadı. Sonra Bizans, Arap ve İranlılar geçti bu topraklardan. Anadolu’ya Türkmen akınları başladığında da boyların yerleştiği alanlardan biriydi Gevaş. Artos eski Yunanca’da “ekmek” anlamına geliyordu. Bu “ekmekartos” Hristiyanlıkla birlikte bir tür “kutsal ekmekpasta” görünümü kazandı. Dirilişi temsil eden sembolik bir coğrafyanın adıydı artık Artos. İşte Anadolu’ya gelen Türkmenler de bu mekânı, kutsallığıyla emanet aldılar. Dağın kutsal ekmeğinden besleneceklerini bildiklerinden, kadın savaşçıları için bir mezar yaptılar. Hatunlar mezarlığının başına da bilgeliğin temsilcisi Halime Hatun’un adıyla bir kümbet ördüler. Miladi 1335 yılında, Melik İzeddin’in zamanında.Van Tatvan karayolu bu mezarlığın ortasından, 1940 yılında, geçirilinceye kadar tüm bir tarih neredeyse unutulmuştu. Yolun iki yakasında kalan şahideler ise 1985 yılında yeniden hatırlandı. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Halime Hatun Kümbeti’ni ve Hatunlar mezarlığını sit alanı olarak tescil etti, koruma altına aldı. Mezar alanında, pek çok uygarlığın mezar kültü yanı sıra “türkmen şehidelerin” mezarları vardı. Hatunların mezarlarında, geometrik ve rumi desenler, geçme yıldız ve kandil motifleriyle Selçuklu celi-sülüs hat sanatının en güzel örnekleri bulunuyordu. Mezarlarda en yaygın yazı ise, “Yaşayan herkes, elbet ölecektir” ve “Ölüm, nasihat olarak yeterlidir” idi.Hatun savaşçıların sandukasının bir yüzünde ise Farsça şu Rubai yazılıydı: “Ey mezarın toprağı onu incitmeye çalışma, o çok değerli bir konuktur, onu iyi ağırla, onun misk kokan örgülü saçını çözme, onun gül yüzünü toprağa katma.”Bu asil insanların mezarlarına, Kuran-ı Kerim ve Ayet-el-kürsü’yü incelikle işleyenlerin ruhuna karayolundan sonra, başka bir gölge ise sit alanı ilan edilen mezarlığın ve kümbetin koruma alanına ruhsatsız yurt yapılmasıyla düştü. Halime Hatun Kümbeti’nin ustası Ahlatlı Pehlivan oğlu Esed çıksa gelse, “Bunu mu yaptınız başucumuza” dese vereceğimiz bir yanıt var mı? Evet, var. Onların var. Koruma Kurulu, Anadolu’nun en özgün Türk-İslam “Yapı bütünlüğünün siluetini yurt binasının fazla bozmadığı” yanıtını verecektir, mesela. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından koruma alanına kaçak olarak yaptırılan bu yapıyı, “İlçenin yurt ihtiyacını karşıladığı için yıkmadık” diyebilecektir Kurul üyeleri. Hem de bağlı oldukları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu çiğneyerek. Sandukaların üzerindeki yazıları unuttuğumuz anlarda da riyakarlıklarıyla dillenecekler. Tarihi yeniden yazmaya girişenlerin, tarihin üzerine diktikleri tüyü çıkartmak da yine Anadolu’nun ortak mirasını koruyacak olanlara kalıyor. Pehlivanoğlu’na sözümüz olsun, hatunlara sözümüz olsun. Gül yüzünüzü toprağa katmayacağız, üzerinize düşen gölgeyi kaldıracağız.Sinem UĞURLU | Evrensel
Abdullah Biraderler'den II. Abdülhamit Devrine Ait 13 İstanbul Karesi
Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemlerinde Osmanlı Devleti'ne saray görevlisi olarak hizmet etmiş olan Abdullah Biraderler (Viçen, Hovsep ve Kevork Abdullahyan) fotoğraflarıyla imparatorluk coğrafyasından birçok çehrenin ve eserin bir sonraki yüzyıla taşınmasını sağlayan saygıdeğer sanatçılarımız. Biliyorsunuz, kendileri Ermeni. Eserlerinin çok büyük bir kısmı maalesef devlet arşivlerimizde değil. Bunu bir kültür ayıbımız olarak aklımızda tutalım ve Amerikan Kongre Kütüphenesi'nden (Library of Congress) derlenmiş 19. yüzyıl İstanbulu karelerini seyre koyulalım.(Başlıklar, fotoğraflar üzerindeki Osmanlı Türkçesi açıklamaların Latinize edilmiş şekilleridir.)
5 Bin Yıl Öncesine Ait Ayak İzleri
Danimarkalı arkeologlar Baltık Denizi'nde balık tutan ilk insanlara delil sunan en eski ayak izlerine ulaştı. Ayak izleri ilk insanların Kuzey Avrupa'daki günlük yaşamları hakkında yeni bulgular sundu.Bilim insanları Baltık Denizi'nin güneyinde yapılan araştırmalarda 3 bin yıl öncesine uzanan ayak izleri ve balık yakalamak için kullanılan bir düzenek ortaya çıkardı.Araştırmada yer alan arkeolog Terje Stafseth, bugüne kadar yapılan kazılarda eski insanlara ait çanak çömlek ve el araçları bulduklarını, ancak ayak izlerinin bir ilk olduğunu belirtti.Arkeologlar, Danimarka'nın Lolland Adası'nı Almanya ile birleştirecek sualtı tünelinin inşası öncesinde bölgedeki antik kalıntıları kurtarmak için zamanla yarışıyor. İnşa edilecek tünel, ayak izlerinin bulunduğu suları çekilmiş birçok fiyortla beraber muhtemelen binlerce yıldır gün yüzü görmeyen kalıntıları da ortadan kaldıracak.Livescience sitesine konuşan arkeolog Lars Ewald Jensen, kurumuş olan fiyortların tarihi eser aramak için çok ideal olduğunu, Taç Çağı'nda insanların günlük faaliyetlerini gerçekleştirmek için fiyortları sıkça kullandığını söyledi.Ağı kurtarmak için suya atladılarArkeologlar, Taş Çağı'nda yaşamış iki balıkçıya ait ayak izinin M.Ö 5000 ile 2000 yılları arasında oluştuğuna inanıyor. Söz konusu zamanda, Baltık Denizi'nin suları Arktik'te eriyen buzullar nedeniyle yükseliyordu ve insanlar fiyortları balık tutmak için kullanıyordu.Balıkçılar, ağaçlardan yonttukları kafes benzeri bir düzeneği sığ sularda balık yakalamak için kullanıyor ve gerektiğinde fiyortların kaygan yüzeyinde bu düzeneği kaydırıyorlardı. Ayak izlerinin de, yaklaşan bir fırtına öncesi av düzeneğini kaldırmak isterken geride kaldığı düşünülüyor.Arkeologlar, insanlara ait kalıntıların yanı sıra bir zamanlar suların kapladığı bölgede birçok hayvana ait kafatası ve kemik buldu. Hayvanların, 4 bin yıl öncesine uzanan dönemde bölgede yaşamış insanlar tarafından suya kurban edildiği tahmin ediliyor.Kaynak: Al Jazeera
Napolyon'un Şapkasına 1.9 Milyon Euro
Fransız İmparatoru Napolyon tarafından giyilen bir şapka için açık artırmada, Güney Koreli bir koleksiyoncu 1,9 milyon euro ödedi.İki uçlu şapka, o zamanlar subaylar tarafından yaygın biçimde giyilen bir stile sahip.Şapkanın 1800 yılında Marengo Savaşı sırasında Napolyon tarafından giyildiği düşünülüyor.Daha sonra Napolyon'un veterinerine hediye olarak verilmiş.Monako Kraliyet ailesi şapkayı, diğer öğeleri yüzlerce Napolyon hatırası ile birlikte, Paris yakınlarındaki Fontainebleau'de açık artırmada satışa koydu.BBC Türkçe
Reklam