Piramitler Su Yardımı İle İnşa Edilmiş
Bilim insanları, Giza piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair en çok merak edilen sorulardan bir tanesinin cevabını buldu. Araştırmalar, antik Mısırlıların su yardımıyla taş blokları taşıdığını gösterdi. Piramitlerin inşasında kullanılan devasa kayaların, taş ocağından inşaat alanına nasıl taşındığı sonunda anlaşıldı. Araştırmacılar, antik Mısırlıların ağır nesneleri taşımak için kullanılan mekanizmanın önündeki kumları ıslatarak taşımayı kolaylaştırdığını belirtti. Amsterdam Üniversitesi araştırmacıları, çöl kumu üzerinde kurulacak bir kızakta ağır nesneleri çekmek için gerekli olan kuvveti hesapladı. Araştırmada, kızağın önündeki kumun ıslatılmasının, ilkel kızaktaki sürtünmeyi azaltarak taşımayı kolaylaştıracağı anlaşıldı. Physical Review Letters dergisinde yayımlanan araştırma, yüzyıllardır bilim dünyasını meşgul eden en önemli sorulardan birine açıklık getirmiş olabilir. Araştırmacılar, M.Ö 2589 ile 2504 yılları arasında inşa edilen ve dönemin teknolojisiyle ortaya çıkarılması neredeyse imkansız gözüken piramitler hakkında sayısız teori öne sürmüştü. Hollandalı araştırmacılar, savlarını desteklemek için antik Mısır duvar resimlerinden de ipucu çıkartmaya çalıştı. M.Ö 1900 yılına ait, dönemin bölge hükümdarlarından Djehutihotep'e ait mezarda, aranan delile ulaşıldı. Mezardaki duvar resminde, 172 işçi devasa bir heykeli iplerle bir kızak üzerinde çekerken tasvir edilmişti. Tasvirdeki erkeklerden bir tanesi, kızağın önüne su dökerken görülüyordu. Denemeler teoriyi doğruladı Araştırmada yer alan fizik profesörü Daniel Bonn, meslektaşlarıyla minyatür kızaklar inşa ederek, çöl kumu üzerinde antik duvar resimlerindeki yöntemin gerçekliğini sınadı. Kızağın ilerleyeceği kum üzerine su dökülmeden yapılan ilk denemelerde, kayalar ön tarafta birikerek kızağı çekmeyi iyice güçleştirdi. Kuma su döküldüğünde ise zemin sertleşti ve kızak çok daha rahat bir şekilde çekilebildi. Araştırmacılar, su damlalarının kum taneleri arasında köprü görevi görerek birbirlerine yapışmasını sağladığını belirtti. Bu mantık, çocukların kumsalda kuru kum yerine ıslak kumdan daha sert kaleler yapılabilmesini de açıklıyor. Bonn, kızağın dengesinin sağlanması için kullanılacak su miktarının çok önemli olduğuna dikkat çekerek, kumun hacminin yüzde 2-5'i kadar suyun optimum miktar olduğunu belirtti. Araştırmacılar, elde edilen yeni bilgilerin günümüzde de kullanılabileceğini ifade ediyor. Yeni yöntem, asfalt, kömür veya beton gibi tanecikli materyallerin taşınmasında yeni yöntemler sunabilir. aljazeera.com.tr
Mısır'da 50 Mumya Bulundu
Mısır’da daha önceden yağmalanan bir antik mezarda 50 mumya bulunduMısır’da daha önceden yağmalanan bir antik mezarda 50 mumya bulundu. Mısır’da daha önceden yağmalanmış bir yer altı mezarında bulunan ve M.Ö. 1400’lü yıllarda yaşamış aristokratlar olduğu düşünülen 50 mumyanın içinde kraliyet ailesine mensup bir prens ve prenses de yer alıyor.ÇALIŞMALAR TAMAMLANDIKrallar Vadisi’nde bulunan KV 40 bölümündeki ufak bir çöküntünün araştırılması sonucu 3 yıl önce tespit edilen anıt mezardaki arkeolojik çalışmalar kalın kurum tabakası yüzünden güçlükle tamamlanabildi. Rusya'nın Sesi'nin The Daily Mail'den aktardığı haberde, yerin 5 metre altında bulunan ve 4 odadan oluşan mezarın yasadışı define avcıları tarafından 19. yüzyılda yakıldığı, söz konusu kurum tabakasının bu yüzden oluştuğu bildirildi. İlk olarak antik dönemde yağmalanan mezarda bulunan değerli eşyaları çalan hırsızlar, o dönemde mumyalara zarar vermemişti.PRENS DE BULUNDUMezarda çalışmalar yürüten arkeologlar ve Mısır tarihi uzmanları, buradaki vazoların üzerinde bulunan yazıtlardan mumyaların 30’unun kimliğini belirlemeyi başardı. Söz konusu mumyaların içinde IV. Thutmose ve III. Amenhotep’in akrabaları olan ve M.Ö. 14. yüzyılda hüküm sürmüş 18. kraliyet soyundan gelen bir prens ve bir de prenses bulunuyor. Arkeologlar, varlıkları hakkında herhangi bir bilgi olmayan 8 prenses, 4 prens ve birkaç yabancı hizmetçinin de söz konusu mezarda yattıklarını düşünüyor.Birgün
Davut Heykeli Yıkılıyor mu?
Rönesans'ın başyapıtlarından Michelangelo'nun Davut heykelinin ayak bileğindeki basınç yüzünden yıkılma riski altında olduğu belirtildi. İtalyan gazetesi La Repubblica'nın haberine göre uzmanlar 5,5 tonluk heykelin bacağındaki küçük çatlaklara dikkat çekti. Ulusal Araştırma Konseyi Floransa’daki heykel üzerinde yaptığı araştırmada Davut heykelinin ağırlığının büyük kısmını taşıyan sağ bacağının arkasında yarıklar olduğunu tespit etti. Bu yarıklar daha önce alçı ile kapatılmasına karşın tekrar ortaya çıktı. Yapılan kapsamlı araştırmalarla da heykelin ayak bileğinde de güçsüzlük olduğu anlaşıldı. Uzmanlar bunun 300 yıl boyunca kent merkezinde öne doğru yaslanmış, kötü bir açı ile durmasından kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor. La Gazetta del Sud'un haberine göre 5 metre boyundaki heykel, Mikelanj'ın kullandığı mermerin kötü kalitesi, ağırlığı ve dengesiz duruşu nedeniyle zaten kırılgan bir durumda. Deprem ya da yol çalışması gibi sebeplerden de heykelin yıkılabileceği konusunda kaygılar var. Davut heykelinin depremden etkilenmeyecek bir müzeye ya da şehir dışında farklı bir alana taşınması öneriliyor. Michelangelo, Davut heykelinin yapımına 1501 yılında başladı ve 3 yılda tamamladı. Heykel, Floransa'nın bir nevi sembolü haline geldi. Heykel geniş çevrelerce, Michelangelo'nun en iyi iki heykelinden biri ve Rönesans heykel sanatının bir başyapıtı olarak kabul ediliyor. Eser, Davut'un Calut'a saldırma anını simgeliyor.T24
Reklam
Yaşasaydı Kral 2. Leopold'u Bile Ağlatmayı Başaracak 5 Dram Filmi
İçlerinde kırmızı paltolu bir kızın saflığını, kemanın tüyleri hizaya getiren notalarını, nüktedanlıktan uzak bir yakarışı, korku ve acıyla yoğrulmuş bir sergüzeşti içeren filmlerdir bunlar.Gustavo Santaolalla'nın, Ithzak Perlman'ın ve daha nice müzisyenin melodramdan uzak müziklerini, yönetmenlerin ve tarihin eşsiz hikayeleri bu filmlerde birleştirdi. Here we go..
Reklam
15 Dünya Şehrinin Harika Tabloları
Dünya çapında ün yapmış müthiş manzaralara sahip şehirlerin Sam Brewster tarafından çizilen mükemmel portreleri sizlerle. İyi eğlenceler dileriz...
Dan Brown Açıkladı: 'Cehennem' İstanbul'da Çekilecek
Yazdığı her kitap olay olan Dan Brown NTV'de yayınlanan Gece Gündüz programına konuştu. Brown, yeni kitabı ‘Cehennem’in çok yakında film olacağını ve çekimlerin İstanbul'da yapılacağını açıkladı. Geçtiğimiz mayıs ayında tüm dünya ile aynı anda Türkiye'de de satışa çıkan yeni kitabı 'Cehennem'le ilgili Gece Gündüz programına Floransa'da verdiği röportajda Dan Brown şunları söyledi: 'Kitabın film olması için çok sayıda şirketten teklif var. Bu çok sevindirici. Ama zannedersem Sony Columbia Pictures önce davranacak. Yani yakın bir zamanda film ekiplerini İstanbul'da görebilirsiniz.' TOM HANKS SEMBOLLERİ İSTANBUL'DA TAKİP EDECEK  Sinemada Tom Hanks’in canlandırdığı Harvardlı simgebilim uzmanı profesör Robert Langdon bulmacaları çözerek, sembolleri takip ederek içine ‘yuvarlandığı’ Dante’nin ‘cehennemi’nde dünyayı geri dönülmez bir değişime sürükleyecek çok güçlü bir düşmana karşı savaşacak. Büyük bir bölümü Floransa ve İstanbul'da geçen hikayenin baş kahramanı Robert Langdon’u İstanbul'da Yerebatan Sarayı ve Ayasofya Müzesi’nin sembollerle dolu duvarları arasında dolaşırken göreceğiz. Kaynak : Akşam
Ressam Osman Hamdi Bey'in Bilinmeyen Defterleri
Ressam Osman Hamdi Bey’in kızı Nazlı Hamdi’nin tuttuğu misafir defterleri bir sergi için bir araya getirildi. Günlükler dönemi daha iyi anlamaya yarıyor. Bir ev düşünün ki ziyaretçileri arasında arkeolog ve casus Gertude Bell’den Bavyera Prensi Rupprecht’e kadar dönemin diplomat, şair, ressam, yazarlarının tümü bulunsun. 1907-1911 tarihleri arasında ressam Osman Hamdi Bey’in evi tam olarak böyleydi. Gelen gidenin imzaladığı, düşüncelerini, temennilerini yazdığı ‘misafir defteri’nin sorumluluğu ise Osman Hamdi Bey’in küçük kızı Nazlı Hamdi’ye aitti. O misafir defteri şu an İstanbul’da, Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde sergilenmeye başladı. ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ tablosunun ressamı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in ziyaretçileri arasında Servet-i Fünun yayıncısı Ahmed İhsan başta olmak üzere birçok edebiyatçı da bulunuyordu. Şair Nigar ve diğer misafirleri deftere düşüncelerini yazarken, Osman Hamdi Bey’in evinde geçirdikleri zamandan, kendilerine yapılan ikramlara kadar pek çok ayrıntıyı da not etmişti. Bu defter ve dönemin entelektüel dünyasına ve kültür ortamına dair pek çok ayrıntı Prof. Dr. Edhem Eldem’in küratörlüğünde hazırlanan ‘Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi’ başlıklı sergide bir araya geldi. Prof. Dr. Edhem Eldem, defterde imzası bulunan isimlerin izini sürerek, onların yaşam hikayelerine dair de birçok bilgiyi hem bu sergide hem de aynı isimle yayımlanan kitabında topladı. Ayrıca Eldem, 1907’de 14 yaşında olan Nazlı Hamdi’nin gözünden de döneme bakma fırsatını yarattı. Aile fertlerinin yazıları ve anılarının yanı sıra, Osman Hamdi ve çevresindeki insanların da birbirleri ile bağlantıları yine bu sergi ekseninde ortaya çıkıyor. Defterin titizlikle incelenmiş sayfalarının yanı sıra, imzalayan kişiler için hazırlanmış panolarda belge, görüntü ve objelere de yer veriliyor. Üç bölüme ayrılan serginin başlıkları, ‘Nazlı ve ailesi’, ‘Eskihisar’da bulunan yazlık ve bahçedeki dost ziyaretleri’ ve ‘1909 sonbaharında Münih ve Paris’e yapılan yolculuk’ olarak ayrılıyor. Sergi, 10 Temmuz 2014 tarihine kadar İstanbul, İstiklal caddesi üzerindeki Koç Üniversitesi Anadolu Araştırmaları Merkezi’nde ziyaret edilebilir. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Natali AVAZYAN'ın Albümünden 31 Eski İstanbul Fotoğrafı
Natali Avazyan Twitter hesabından Türkiye'nin 81 iline ait çok özel fotoğraflar paylaşıyor. Biz de sizler için bu özel koleksiyonun İstanbul fotoğraflarından belli başlılarını derledik. Yanına da günümüze ait fotoğrafları koyduk ki değişime tanıklık edin.  Günümüze ait fotoğraflar birebir o mekanın fotoğrafı olmayıp, yakın yerlerden çekilmiş fotoğraflarıdır. Fotoğraflara bakarken bunu göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz.  Daha çok fotoğraf için: https://twitter.com/NataliAVAZYAN
Reklam
Reklam
1949'un Tv  Tabuları
TV hayatımıza onlarca yıl önce girmiş olsa da orada olanlar hâlâ çok konuşuluyor. Bir eğlence programına katılan dansözün giydiği kıyafetin olay olduğu yıllar çok da uzağımızda değil. Öpüşme sahneleri hâlâ ertesi günün gazetelerinde manşet oluyor ve ardından gelen “Araya yastık koyduk” açıklamalarıysa çok daha taze… Televizyonun Amerikalıların hayatına girmesiyse 1940′larda oldu. Günümüzde bile birçok ‘tabu’ya sahip TV’de 60′ların ortalarına kadar evli çiftlerin aynı yatakta olduğu sahneler bile gösterilemezdi. My Retrospace adlı blogda yayınlanan 1949′a ait ‘Television Taboos’ (Televizyon tabuları) isimli bu dergi yazısı o yılların komik yasaklarını hatırlatıyor. Anlaşılan o yıllarda dar kazaklar ve keyifle içki içmek TV’ye göre değildi. Gelin TV’nin ‘Jersey Shore’lu, ‘Bugün Ne giysem’li günlerinden İkinci Dünya Savaşı sonrasına bir yolculuk yapalım. İşte 1949 yılında bir Amerikan dergisinde yer alan makaleye göre o yılların TV tabuları: “TV henüz emekleme döneminde olsa da oldukça sağlıklı bir bebek, ancak sansürler etiği hakkında endişe veriyor. Televizyon tabuları (hoş genç aktrislerin yapmaması gereken şeyler) gittikçe artıyor. Örneğin TV kızları çok fazla bacak ve göğüs gösteremez. İçini gösteren dantelli iç çamaşırları, dar kazaklar giyemez. Öpüşme sahneleri ise ağırbaşlı ve soğuk olmalı. Eğer öpüşme ateşli bir hal alırsa ateşli çiftimiz kararmaya başlar ve yerlerini siyah ekran alır.”
Norveç'in 7 Yaşındaki Starı: Angelina Jordan
Ürdün'lü 7 yaşındaki Angelina Jordan Norveç'in 'Got Talent' yarışmasında seslendirdiği 'Bang Bang' parçası herkesi büyüledi. Onu dinlerken dikkat çeken en önemli özelliklerden birisi Amy Winehouse'un sesine benzerliği.
Dr. House İstanbul'a Geliyor
Türkiye’de ve dünyada Dr. House dizisiyle tanınan Hugh Laurie, 21. İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz’da sahne alacak. 21- İstanbul Caz Festivali’nin programı açıklandı. Festivalde Hugh Laurie’nin yanı sıra, Zülfü Livaneli ‘Rumi Suite – The Eternal Day’ adlı eserini ilk kez seslendirecek. Ayrıca trompetin ustası Hugh Maskela, perküsyon ustası Manu Katche, basgitarın tanınan ismi Richard Bona ve daha birçok konuk İstanbul’da sahne alacak. Bu yıl 1 - 16 Temmuz 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek olan İstanbul Caz Festivali'nin direktörü Pelin Opcin dün akşam düzenlenen bir törenle festivalin bu yıl ağırlayacağı konukları açıkladı. İstanbul’un Santralistanbul, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi başta olmak üzere birçok farklı mekanda düzenlenecek festivalin büyük sürprizi Dr. House dizisiyle tanınan aktör, yazar ve müzisyen Hugh Laurie’nin vereceği konser olacak. Masakela ile trompetin büyüsü Dünyanın en tanınmış trompetçilerinden biri olan Hugh Masakela da İstanbul Caz Festivali'nin konukları arasında. Güney Afrikalı müzisyen ülkesinin farklı etnik kültürlerinden beslenmiş ve müziğinde onları biraraya getirmiş bir isim. Nelson Mandela için yazdığı 'Bring Him Back Home' adlı şarkısı ile birçok ödül kazanan Masakela, bu defa tüm kadrosuyla birlikte İstanbul'da 14 Temmuz'da Ortaköy'de sahne alacak. Al Jazeera
Reklam