Ali Atay: 'En Sevdiğim İş Tiyatro'
Parayla düzeyli bir ilişkim var. Ama önemli olan sevdiğin işi yaparak para kazanmak. Mesela ben reklam filmlerinde oynamadan para kazanabiliyorsam, ne mutlu bana! 'Leyla ile Mecnun' dizisiyle ekranın en popüler isimleri arasına giren Ali Atay, rol aldığı sinema filmleriyle de adından söz ettiriyor. Kariyerinin en güzel zamanlarını yaşayan genç oyuncu, Esquire dergisine hakkında bilinmeyenleri anlattı: *Rize'de doğdum ama çocukluğum Kocamustafapaşa'da geçti. Çocukluk arkadaşlarıma çok değer veririm. Onlar ve aileleri benim hayatıma yön vermiştir çünkü. BERBAT BİR TOPÇUYDUM *Yedikule Spor Kulübü'nde top oynuyordum ama berbat bir topçuydum; çok kötü oynuyordum. Sırf mahalledeki herkes oynuyor diye ben de lisans çıkarmıştım. O kadar kötüydüm ki, sürekli oyuna alıp sonra çıkarıyorlardı. Hâlâ da kötüyüm. *Okulda matematikte çok iyiydim. Geometride kendime bir oyun alanı yaratmıştım. Sorunları bulmaca çözer gibi ele alırdım. Ben matematiğin hayatın her yerinde olduğunu sonradan çok iyi anladım. Matematik sayesinde gerek tiyatroda, gerek televizyonda ya da arkadaş gruplarında bir problem olduğunda soğukkanlılıkla çözmeye başladım. Bence oyunculukta da çok büyük önemi var matematiğin. Matematik zekası gelişmiş bir aktör, hemen kendisini belli eder. Bence konservatuvarlarda haftada bir saat de olsa geometri dersi koymaları çok faydalı olabilir. Mesela bir dansçının da matematiği bilmesi gerekir. Daha doğrusu matematik algısına sahip olması... Matematik insanın zihninde bir patika açıyor. Hayatım boyunca benim işlerimi kolaylaştırdı. YOKLUĞA ALIŞIĞIM *Parayla düzeyli bir ilişkim var. Hiç yalan söylemeyeceğim, para şart. Paranın getirdiği rahatlık duygusuna ihtiyacı var insanın. Paran olacak, kendini iyi hissedebileceksin ki, istediğin işi yapabilesin. O yüzden para kazanmanın gerekli olduğuna inanıyorum ama doğru imkanlarla kazanabilirsek daha da iyi. Mesela ben reklam çekmeden para kazanabiliyorsam ne mutlu bana. Sırf sevdiğim işi yaparak para kazanabilmek... *Ben bu işe başlayıp evden ayrılırken anneme dedim ki, 'Anne sen yine de bana bir yer ayır yanında. Ne olacağı belli olmaz. Çok para kazanabilirim ama sonra hepsini kaybedebilirim de.' Ben yokluğa da alışığım, çok fazla paraya da. Önemli değil benim için. Parasızken de şu an ne yaşıyorsam onu yaşıyordum. Para ile parasızlık arasındaki en büyük sıkıntı, istemediğin işleri yapmak zorunluluğu. *En sevdiğim iş, tiyatro. Arkadaşım Berkun Oya ile televizyon için pek çok proje tasarladık. Gel gör ki, hikaye biraz bizim düşündüğümüzün gerisindeymiş o zamanlar. O yüzden hep bir yerlere tosladık, önümüze duvarlar çıktı. *Magazin muhabirlerinden gerçek anlamda korkuyorum. Asılsız şeyler yazdıkları da oluyor. Başlarda ne yapacağımı şaşırıyordum. Sonra kanıksamaya, görmezden gelmeye başladım. Annem telefon açıp bana soruyordu 'Doğru mu?' diye. 'Anne sen de inanıyorsan böyle şeylere, ben ne yapayım?' diyordum. *Dünyanın en saçma sorusu şudur: Sinema oyunculuğu mu, tiyatro oyunculuğu mu? Böyle bir şey yok; oyunculuk, oyunculuktur. Eskiden imkansızlıklardan dolayı tiyatrocular daha yüksek sesle oynamak zorunda kalıyordu. En arkaya seslerini duyurabilmek için falan... Bazı tiyatrocular, o durumun, o enerjinin yansımalarının zamanla vücutta yer etmesiyle sinema filminde tiyatrocu gibi oynuyorlar. O tür oyunculuktan hoşlanmadığım için buna hiç izin vermedim. Ölüm, adaletsizlik veya sevdiğim biriyle ilişkimdeki sıkıntılar nedeniyle kısa süreli depresyona girdiğim olur. Ama uzun dönem depresyona girmem. Kaçınılmaz bir şeyse depresyon, gireceksin ama çok durmayıp kaçacaksın! OYUNCU EVİNE İŞ GÖTÜRMEMELİ *Oynadığım karakterle özdeşleşmekten hep korktum. Tiyatroda karakterle selama çıkan oyuncular vardır mesela. Bu, insanı şizofreniye sürükler ve dehşet bir şeydir. Bu konuyla ilgili gerçekten çok sıkıntı yaşayan arkadaşlarımız var. Çok basit fiziksel bir karşılığı var bunun; beyin, senin yaptığın her şeyi ciddiye alıyor. Verdiğin bütün tepkileri, rol icabı olsun olmasın ciddiye alıp gerçek kabul ediyor. Beyin bilmiyor, senin bir dizide, filmde ya da sahnede olduğunu. Sen ağladığın zaman depresyona girdiğini düşünüyor ve sana ekstra adrenalin pompalıyor. Rol devam ettiği sürece de devam ediyor buna. Beyin bir noktada paniğe kapılıyor ve sonra seni şizofreniye sürüklüyor. Gerçek ruhsal hastalıklar yaşamaya başlıyorsun. CİDDİYE ALACAKSIN *Müşfik Kenter bizi 'Tiyatro ciddi bir şakadır' diyerek eğitti. Bunu aklından çıkarmayacaksın. Çok ciddiye alacaksın işini ama işin, hayatın olmayacak. Eve iş götürmeyeceksin. Eve iş götürmemen gereken yegane iş, oyunculuk olabilir. Dünyada bir sürü oyuncuda var bu sıkıntı. Bu yüzden metafiziğe saldırıyorlar. 'Maden işçileri bir, tiyatro oyuncuları iki' derdi Müşfik Hoca. İş yapıyoruz yani. Allah'a şükür ben hiçbir rolde depresyona girmedim. TV'nin korkulacak bir şey olmadığını anladım *'Leyla ile Mecnun' sayesinde televizyonun korkulduğu gibi bir şey olmadığını, istediğin gibi bir şeyin ekranda da yapılabileceğini anladım. Televizyon programlarına çıkmayı sevmiyorum çünkü programlara çıkmanın ne anlama geldiğini çözebilmiş değilim. Benim oradaki gerçek durumum nedir? Onun karşılığı yok bende. Ben halkla ilişkiler, reklam tarzı şeylerden de hoşlanan biri değilim; becerebildiğim bir şey de değil bunlar zaten. Olduğundan farklı gösterilmeye çalışılan her şeyin karşısındayım. O yüzden o alan benim için çok fazla şey ifade etmiyor. Gazeteler, dergiler, röportajlar... O işlere girmek için gerçekten konuşulacak bir durumun olması lazım. O yüzden, saygısızlık etmeden uzak durmaya çalışıyorum.Vatan
Yerli Sinemada Nefes Kesen 9 Kadın Oyuncu Performansı
Anlat İstanbul’u izleyen hemen herkesin film sonrası aklında kalan en keskin performans Yelda Reynaud’a aittir şüphesiz, zira çoğu filmde karikatürize edilmeye mahkum bırakılan trans birey ancak bu kadar gerçek ve abartıdan uzak kotarılır. Karakterin karizmatik duruşu ve hikâyesinin hezimeti bir yana, oyuncunun bu dev kadrolu yapım içinden sıyrılıp birçok festivalde ödüle uzanması da pek rastlantı değil.
Hayal Gücünün Sınırının Olmadığını Gösteren 24 Çalışma
Avusturalya, Melbourne merkezli tasarımcı Domenic Bahmann, günlük objeleri kullanarak ortaya çok yaratıcı çalışmalar çıkartıyor ve yaptığı çalışmaları İnstagram hesabından 46.500'ü aşan takipçisiyle paylaşıyor. Özellikle son dönemlerde oldukça popüler hale gelen bu tarz çalışmalar, insanlardaki hayal gücünün gücünü gösteriyor diyebiliriz. Elbet sizin evinizde de limon vardır, kahve yapabilirsiniz misal, biraz da çizim yeteneğiniz varsa, tüm bunları hayal gücünüzle birleştirip, Bahmann kadar olmasa da ortaya harika şeyler çıkartabilirsiniz. 
Ortaçağ’da Cadılar
Günümüzde fantastik edebiyat oldukça popüler. Harry Potter, ya da Yüzüklerin Efendisi gibi yapıtlarda karşımıza çıkan büyü ve büyücüler bizi eğlendiriyor. Bugün büyü denen şeyin aslında var olmayan, yalnızca masallarda kendine yer bulabilecek bir uğraşı olduğunu biliyoruz. Ne var ki, tarihin her döneminde durum böyle değildi. Bugün bizi güldüren, eğlendiren büyücüler ya da cadılar, geçmişte insanların korkuyla sakındıkları insanlar olmuştu. Şeytanla işbirliği yaptıkları ve havada uçtukları, kötülüklerini dünyaya yaydıkları söyleniyordu. Bunlar çoğunlukla halkın cahilliğinden kaynaklanan hurafelerdi. Ne var ki, ortaçağ Avrupa’sında cehalet o kadar yaygındı ki, açıklanamayan her şey büyüye yoruluyordu. Kilisenin çeşitli amaçlarla yürüttüğü cadı avları da kısa sürede toplumsal bir histeriye neden oldu. Ortaçağda Avrupa’da cadılık ve büyücülük suçlamasıyla yüzlerce kişi canlı canlı yakıldı. Peki bütün bu histerinin ardında yatan şey neydi? Yüzyıllar boyunca ortada görülmeyen cadılar ne olmuştu da ortaçağ Avrupa’sında böylesine ortaya çıkmıştı? Kilise birdenbire cadılara neden düşman kesilmişti?Büyücü avına ilişkin yaygın kuramlardan ikisi, ağırlıklı olarak tıbbi gerekçelere dayandırılmış ve kitlesel bir çılgınlık varsayılmıştır. Savlardan ilkine göre köylü halk aklını kaçırmıştır. Yani büyücü fenomenine, elinde yanan bir meşale ile simgelenen, kana susamış köylü lümpeninin kitlesel öfkesi ve kitlesel paniğinin yarattığı bir salgın hastalık olarak bakılmalıdır. Bir diğer psikiyatrik açıklamaysa daha da inanılmayacak bir savla, bizzat büyücülerin kendilerinin, ruhsal bir bunalım içinde dünyayı tımarhaneye çevirdiği yolunda. Oysa gerçekler ne illegal bir lümpen hareketi ne de histeriye kapılmış kişilerin hezeyanları olarak açıklanabilir.Hemen hemen dünyanın her toplumunda bir çeşit cadı kavramı vardır. Ama Avrupa’nın cadı çılgınlığı, başka yerde patlak veren herhangi bir benzerinden daha canavarca, daha uzun süreli olmuş ve çok daha fazla sayıda kurban ortaya çıkmıştır. İlkel toplumlarda suçu ya da suçsuzluğu belirlemenin bir parçası olarak acı veren çok çetin deneyler kullanılmış olabilir. Ama hiçbirinde cadı olduğu düşünülen kişilere, diğer cadıların adını vermeleri için işkence yapılmamıştır. Hatta Avrupa’da bile işkence, ancak 1480 tarihinden sonra bu amaçla kullanılmıştır. MS 1000 yılından önce komşu-su tarafından sözde şeytanla görüldüğü için öldürülen hiç kimse yoktur. İnsanlar birbirini sihirbaz ya da cadı olmakla ve kötülük yapmak için kullandıkları doğaüstü güçlere başvurmakla suçlamışlardı. Havada uçabilen ve korkunç hızlarla büyük mesafeler geçen bazı kadınlar hakkında çeşitli şeyler anlatılıyordu. Ama yetkililer sözde cadıları yakalayıncaya kadar bunları kovalamak, bulmak için araştırma yapmak ve suçlarını itiraf ettirmek için işkence yapmak benzeri eylemlerle ilgilenmiyorlardı. Aslında, Katolik kilisesi başlangıçta havada uçan cadı gibi şeylerin varolmadığını ısrarla belirtmiştir. MS 1000 yılında böyle uçuşların gerçekten yapıldığına inanmak yasaklanmıştır; sonraları, 1480 yılındaysa bu uçuşların yapılmadığına inanılması yasaklanmıştır. MS 1000 yılında kilise, cadıların süpürgeye binme eylemlerini şeytanın ürettiği bir simge olarak görüyordu. Beşyüz yıl sonra kilise süpürge sopasına binme olayının yalnızca bir simge olduğunu savunanların, şeytanla birlik olduğunu resmen öne sürdü.Daha önceki görüş, Canon Episcopi denilen bir belgede düzenlenmiştir. Cadı çetelerinin geceleri uçtuklarına inanan Canon, şöyle uyarır:“Aklı imansız olan kişi bu şeylerin ruhta değil, vücutta olup bittiğini sanır. Başka deyişle, şeytan sizi ya da başkalarını geceleri uçtuğunuza inandırır, ama ne siz ne de başkaları gerçekten uçuyor olamazsınız.”“Gerçekten” sözcüğünün ne anlama geldiğinin ve gerçek sözcüğünün daha sonraki tanımlarından farkının kesin ölçüsü şu olmuştur: Sizin ya da düşçü arkadaşlarınızın, başkalarıyla havada uçtuğuna inandığınız bir kişi günah işlemiş olmakla suçlanamaz. Başkalarının orada bulunmuş olmaları yalnızca bir düştür, başkaları sizin düşlerinizde yaptıklarınızdan sorumlu tutulamazlar. Ancak, düş gören burada kötü düşünceler taşıyordur ve bu nedenle cezalandırılmalıdır. Bu ceza şekli sonradan olacağı gibi yakılmak değil, aforoz edilmekti.Devamı için..:http://mevzune.com/ortacagda-cadilar/
19 İnanılmaz 3D Seramik Sanat Çalışması
Garip ve tuhaf seramik çalışmlarıyla ün salmış ve ödülleri olan Katharine Morling  tarafından yapılan sanat çalışmalarına ilk bakıldığından bir miktar karton kağıt ve kilden yapıldığı ibaresini veriyor. Ancak bu çalışmalar daha yakından bakıldığında hepsinde sürreal dokunuşun seramikte bıraktıkları izleri görmek mümkün oluyor.
Reklam
Edebiyat Dünyasının Canlandırılmış 9 Sofrası
Dinah Fried, son kitap çalışmasında yemek, edebiyat ve fotoğrafı bir araya getirdi. Fried, edebiyat dünyasının en meşhur 50 sofrasını canlandırarak fotoğrafladı. Bu fotoğrafta, Sylvia Plath'in 'Sırça Fanus' romanındaki sofra yer alıyor. Plath'in belirttiği üzere, bir avokadonun içi yengeçle doldurulmuş.
Reklam
Tablet Bilgisayarın Atası Yenikapı'dan Çıktı
Yenikapı’daki Marmaray kazısı sırasında ortaya çıkan eserler, İstanbul’un tarihi mirasını 8 bin 500 yıl öncesine götürdü. İstanbul Üniversitesi (İÜ) tarafından yürütülen projede, replikası yapılarak yüzdürülmesi düşünülen batık gemiden çıkan ahşap defter, günümüzde tablet bilgisayarın atası kabul ediliyor. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğunun hayvan kültürüne ilişkin çok çarpıcı bilgilere ulaşan uzmanlar, at etinden yaban eşeğine kadar pek çok hayvanın etinin tüketildiği bilgisine de kazılar sonrası ulaştı.İ.Ü tarafından yürütülen ve kazılar sonrası ortaya çıkan kalıntılar, Türkiye’deki uzmanlar kadar bütün dünyada ses getirdi. Kalıntıların organik ürünler olarak günümüze ulaşması bilim camiasında büyük yankı uyandırdı.Üniversite tarafından AB fonu desteğiyle hazırlanan proje, Yenikapı 12 isimli batığın yeniden yüzdürülmesini amaçlıyor. Batık, 2015 yılı ortalarında yeniden yüzer hale getirilecek. Replika için hazırlıklar sürerken, bölgedeki kazıları yapan ekipten Doç. Dr. Ufuk Kocabaş kalıntılara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi. Bizans’ta Teheodasius Limanı olarak bilinen şimdiki Yenikapı bölgesinde organik ürünlere ulaşıldığını, bunun kara kazılarına oranla nadir karşılaşılan bir durum olduğunu söyledi. Bulunan bir batığın yüzde 60 oranında korunmuş olarak günümüze ulaştığını anlatan Kocabaş, “Bu batık bizim için doktora tezi anlamında incelenen ilk eser oldu. Artık yapının eksik olan bölümlerinin inşası için gereken bilgilere sahip bulunuyoruz. Gemi yaş tespiti ve içinde bulundurduğu anforalar dikkate alındığında rotası olarak Karadeniz bölgesini işaret ediyor. M.S 9. yüzyıla ait olduğu düşünülen geminin Kırım’daki Kersonesos Kentinden ticaret yaptığı ve ürünleri buradan İstanbul’a taşıdığı düşünülüyor. Gemi içinden özel bir bölüm dikkatimizi çekti. Bu bölümden kaptan ya da mürettebata ait olduğu düşünülen çok ilginç eşyalara ulaşıldı.” dedi. TABLET BİLGİSAYARIN ATASI GEMİDEN ÇIKTI Kocabaş, “Ben buna 'Yenikapı’nın mucizesi' diyorum. Batıklardan birinde bizim dipdik dediğimiz, yani not defteri gibi, bugünün belki notebooku gibi bir şey çıktı. Ahşaptan ve defter gibi açılabiliyor. Birkaç sayfası var ve bunlara balmumu sürülerek üzerine notlar almak mümkün. Tablet bilgisayar gibi düşünün. Ayrıca sürgülü olan bölümünü çektiğiniz zaman da küçük ağırlıklar, kuyumcuların hassas terazi olarak kullandığı taşlar var. Küçücük bir terazi var. Yenikapı batıkları her yönüyle bir fenomen. Çıkan 37 batık gemisiyle ve bulunan organik malzemeleriyle. Çünkü organik malzemeleri diğer kazılarda bulmanız pek mümkün olmaz. Bence Yenikapı kazılarının en önemli özelliği organik malzemelerdir.” şeklinde konuştu. Kocabaş, Marmaray Sirkeci İstasyonu kazısı sırasında deniz seviyesinden 28 metre aşağıda bile arkeolojik kalıntılara ulaşıldığını belirterek, “Bu inanılmaz bir şey. Orada bir kaymanın olduğu anlamına geliyor. Rıhtımın normal su seviyesinden biraz da ha altta olduğunu söylediler. İhtimal deprem sonucu denize doğru kayma olduğunu gösteriyor. Yine lastikli araçların geçişi için planlanan güzergahın Bukaleon Sarayı’nın önünden çıkması düşünülüyor. Oradan da önemli eserler çıkabilir.” ifadelerini kullandı. EN BÜYÜK AT KOLEKSİYONU TAMAMLANDI Yenikapı’daki kazılarda hayvan kalıntılarını inceleyen ekibin başında bulunan İ.Ü’den Prof. Dr. Vedat Onar da, Bizans’a ait bugüne kadar ulaşılan en büyük at koleksiyonunun tamamladıklarını belirtti. Bölgenin tüketimi yapılan hayvan kalıtlarının atıl bölgesi olarak kullanıldığını açıklayan Onar, “Atların tüketim amaçlı olarak kesildiğini görüyoruz. Atların kesildiğini ilk kez biz bu kazı çalışmasında gördük. Roma döneminde bu et türü çok tercih edilen bir tür değildi. Ama Bizans'ta bunu gördük. Atların kullanımının çok farklı olduğunu, acıdamak gemi denilen yöntemlerle atların zarar gördüğünü gördük. 10 yaşın üzerinde ata rastlamak zor. Ömürleri kısalıyordu. 57 hayvan türünden kalıntılara ulaşıldı. Yunus ve kaplumbağa avcılığı bile vardı.” dedi. 'SANKİ BİZANS'IN HAYVANAT BAHÇESİNE GİRDİK' Prof. Dr. Onar, hayvan zenginliğinin kendilerini şaşırttığını belirterek, “Sanki Bizans’ın hayvanat bahçesine kazı yapılmış bu sonuçlar elde edilmiş gibi. Lykos Deresi boyunca alüvyonların taşıdığı bulgular da bu alana taşınmış. Sanki Bizans'ın hayvanat bahçesine kazı yapılmış bu sonuçlar elde edilmiş gibi. Tespit edilen ilginç yöntemlerden biri beyin çıkarma olayıydı. Hayvanlardan tek parça halinde beyinleri çıkarılıp tüketiliyordu. Aynı zamanda da ekonomik değeri artıyordu. Beyin tüketiminin olduğunu, sakatat tüketiminin yapıldığını gördük. Atların tüketildiği, yaban eşeklerinin, yunusların, karettaların tüketildiğini görüyoruz.” diye konuştu. Fil, kesilmiş ayı ve hatta son olarak bizon kalıntısına ulaşıldığını anlatan Onar, DNA testi ile bunun kanıtlanması durumunda bulgunun kendileri için önemli olacağının da altını çizdi. Cihan
Lady Gaga Konser Biletleri Satışta
Günümüzün dünya turnesine çıkmış en ünlü sanatçılarından Lady Gaga, “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında ilk kez Türkiye’ye geliyor. Daha önceki turnelerinde 4 milyonun üzerinde bilet satışı gerçekleştiren Lady Gaga’nın 16 Eylül’de İTÜ Stadyumu’nda gerçekleşecek olan Türkiye konseri, Pozitif Live organizasyonu ve Live Nation Global Touring işbirliği ile gerçekleşiyor. Şu anda listelerde 1 numaralı en çok satan albüm olan ARTPOP’un tanıtımı kapsamında gerçekleşecek konserin biletleri satışa sunuldu. İstanbul konseri biletleri 05 Mayıs sabahı saat 10:00’da Biletix gişeleri, biletix.com ve Biletix çağrı merkezi üzerinden elde edilebilir. “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında gerçekleşecek konser, 4 platin plak sahibi sanatçının Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yapan son albümü ARTPOP’un dünya turnesi kapsamında düzenleniyor. Haber Türk
Reklam
Süper Kahramanların Süper Rock Grupları
Süper Kahramanların sanatçılar tarafından bir çok farklı tema içerisinde kullanıldığını daha önce türlü türlü gördük. Ama şimdiye kadar bu sevdiğimiz arkadaşların birer Rock grubunun üyeleri olarak karşımıza getirildiğini görmemiştik.New York’lu Andrés Moncayo saolsun bunu da görmüş olduk. Andrés Moncayo’nun Behance sayfasında paylaştığı Super Rockers çalışması, DC ve Marvel’dan bildiğimiz süper kahramanları rakçı olarak hatta hafif emo rakçı olarak resmetmiş.
2. Uluslararası Altın Çınar Film Festivaline Katılmanız İçin 8 Neden
Sinemada çınar ağacı çok kültürlülüğü,kadimliği,köklü bir geçmişi simgeler.5000 yıllık bir geçmişe sahip olan Kayseri bu tarih içerisinde bir çok medeniyete  ev sahipliği yapmıştır.Bu yıl 2.si düzenlenecek olan Uluslararası Altın Çınar Film Festivali 21-25 Mayıs tarihleri arasında Kayseri'de gerçekleşecek.
Müthiş Çalışma! 17 Efsane Filmin Afişleri Hareketli Hale Getirilirse
GIF'in sanat eseri olarak kabul edildiğine geçen bir galerimde değinmiştim. Bunun ispatı olacak derecede güzel bir çalışma yapmış IMGUR'da kullanıcılarından  Rindfleischetikettierungsuberwachungsaufgabenubertragungsgesetz :)Arkadaşın seçtiği nickname biraz garip ama çalışmaları çok güzel.  İşte GIF halinde 17 muhteşem sinema afişi!
Reklam
20 Klasik ve Ünlü Tablonun Modern Uyarlamaları
Hepimizin bildiği klasik batı sanatının ünlü eserlerinin, günümüz sanatçıları tarafından yaratıcı bir şekilde yeniden yorumlanmasını paylaşmak istiyorum.  Ben bored panda'dan gördüm, onlar da buradan görmüş...
Mutlaka Dinlenmesi Gereken 10 Türkçe Eski Okul Rap Şarkısı
Türkçe Rap dinleyen veya yapan herkesin mutlaka dinlemesi gereken 10 parçayı buraya sıraladık. Elbet çok daha fazla var. Bunu part 1 olarak düşünün devamı gelecek şekilde... Çünkü daha bir çok isime yer veremedik. Silahsız Kuvvet,Statik,Sirhot,Barikat,Fuat,Nefret vs vs. hiçbirini unutmadık devamı gelecek. Daha buraya bile ismini yazmayı unutabiliyorum. Playlistim akıp gidiyor. Daha Fazlası için :Facebook: https://www.facebook.com/eski.okul.turkce.rapTwitter: https://twitter.com/TurkceEskiOkulWeb Site: http://www.turkisholdschool.com
Reklam
Jolie ve Pitt 10 Yıl Sonra Aynı Filmde
Hollywood’un gözde çifti Angelina Jolie ve Brad Pitt , 10 yıl aradan sonra tekrar aynı filmde birlikte çalışacak. Angelina Jolie ve Brad Pitt, en son 2005 yılında birlikte rol aldıkları Mr. And Mrs. Smith filminin ardından yeniden bir yapımda birlikte yer alacaklar. Angelina Jolie’nin kaleme aldığı bir senaryodan yola çıkan filmde, ikilinin birlikte rol alması ya da birinin yapım sürecine destek vermesi bekleniyor. Jolie ve Pitt çiftinin 10 yıl önce rol aldıkları aksiyon-komedi filmi 500 milyon dolar gişe yapmıştı. Film setinde tanışan çift, beraberliklerine bu filmle başlamıştı.T24
Reklam