“Çavdar Tarlasında Çocuklar”ın yazarı J.D. Salinger’ın 1940’lı yıllarda küçük dergilerde yayımladığı hikayeler 70 yıl sonra ilk kez kitap halinde satışa sunuldu. Salinger’ın 20’li yaşlarında yazdığı “The Young Folks”, “Go See Eddie” ve “Once a Week Won’t Kill You” adlı üç hikaye, bağımsız bir yayınevinin yayım haklarını almasıyla yeniden basıldı. 2010 yılında hayatını kaybeden Salinger, New Yorker’da “Hapworth 16, 1924” hikayesinin 1965’te çıkmasından sonra hiçbir şey yayımlamamıştı. Kısa öykülerinin iki ciltte bir araya getirilmesinden memnun olmadığını 1974’te New York Times’a “sevdiğiniz ceketinizi birinin dolabınıza girip çaldığını düşünün, işte öyle hissediyorum” sözleriyle anlatmıştı. Bağımsız yayınevi Devault-Graves, üç erken dönem hikayesini bir araya getiren kitabın, Salinger’ın 50 yıldır yasalara uygun şekilde basılacak ilk kitabı olduğunu söylüyor. 2013 yılında yazarla ilgili bir belgeselden, “Çavdar Tarlasında Çocuklar”dan önce yazılmış 21 hikaye olduğunu öğrendikten sonra bunların yayın haklarının peşine düşen yayımcılar Tom Graves ve Darrin Devault, üç tanesinin haklarını yazarın haklarını koruyan Salinger Trust’tan almayı başardı. “The Young Folks” 1940’da Story dergisinde yayımlanmıştı. Bu hikaye Devault ve Graves’in sözlerine göre, “New York’un kokteyl sosyetesinin ve birbirleriyle neredeyse tamamen anlamsız ve boş bir konuşma içerisine giren iki genç insanın etkileyici bir resmini çiziyor.” Aynı yıl Kansas Üniversitesi’nde çıkan dergide yer alan “Go See Eddie” ise, “kötü bir erkek karakterin Eddie adlı bir adamı görmesi için genç bir kadını tehdit edişinin hikayesini anlatıyor.” Son hikaye “Once a Week Won’t Kill You” 1944 yılında Story dergisinde çıkmıştı ve “görünürde bir askerin yaşlanan teyzesine savaşa gittiğini anlatmaya çalışmasını” konu alıyor.Milliyet Sanat
Dünyaca ünlü rock grubu Led Zeppelin, 43 yıl önce yaptığı efsane şarkı Stairway to Heaven'ın daha önce hiç yayımlanmamış bir versiyonunu piyasaya çıkartacak.(soL - Kültür) Ünlü rock grubu Led Zeppelin, yeni yayımlayacağı albümde 'Stairway to Heaven' şarkısının daha önce duyulmamış bir versiyonuna yer verecek.1971 yılında yayımlanan ve Led Zeppelin IV adıyla bilinen albümde yer alan meşhur şarkı, grubun efsanevi gitaristi Jimmy Page tarafından yazılmış ve kaydedilmişti. Tüm dünyada 37 milyon kopya satılan albümde yer alan şarkı, grubun 'simgesi' haline gelmişti.Ekim ayında yeniden yayımlanacak olan albümün yine Jimmy Page gözetiminde düzenlendiği belirtiliyor. Albümün yayıncısı Atlantic Records tarafından yapılan açıklamada, Stairway to Heaven'ın Los Angeles'taki Sunset Sound Studio'da mix edildiği vurgulandı.Alternatif versiyonu, kaybolup gitmekten Jimmy Page'in kurtardığı söylenirken, Page, konu hakkında ayrıntı vermekten kaçındı.Albümün, yine ünlü Led Zeppelin şarkılarından 'Rock And Roll', 'Black Dog' ve 'When The Levee Breaks', 'Misty Mountain Hop', 'Four Sticks' ve 'Going To California'nın da alternatif versiyonlarını içereceği açıklandı.Led Zeppelin - Stairway to Heaven
Yönetmen, senarist ve yapımcı Fatih Akın, Hamburg Film Festivali'nde Douglas-Sirk Ödülü 2014'e layık görüldü. Wiederspiegel, yönetmen Akın'ın sadece Almanya'daki Türkiye kökenliler için bir örnek olmadığını, özel bir ekol oluşturduğunu belirtti. Fatih Akın'ın filmlerinin ağırlıklı Hamburg'da oynadığını hatırlatan Wiederspiegel, Akın için 'Şehrimizin, sinemanın dünya haritasında yer almasını sağlıyor' ifadelerini kullandı. Douglas-Sirk Ödülü, Hamburg'da doğmuş yönetmen Douglas Sirk'in ismini taşıyor ve 1995 yılından beri film kültürüne destek sağlayan kişilere veriliyor. Hamburg doğumlu olan Fatih Akın'a, ödülü, yeni filmi 'The Cut'ın 27 Eylül'de Almanya galasında verilecek. Fatih Akın, başrollerinde Meltem Cumbul, Güven Kıraç, Sibel Kekilli ve Birol Ünel'in yer aldığı Duvara Karşı (Gegen Die Wand) isimli projesiyle 2004'te Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı Ödülü'nü kazanmıştı. Fatih Akın, bu yıl 71.'si düzenlenecek olan Venedik Film Festivali'nde 'The Cut' filmi ile 'en iyi film' başta olmak üzere birçok kategoride yarışacak.Al Jazeera
#odahacocuk kampanyası çocuk işçiliğinin önüne geçmek ve gerekli önlemleri almak / artırmak için yürütülen bir kampanya olup, Gençlik Bilgi Merkezi (YINFO) tarafından yürütülmektedir.www.odahacocuk.org
Oscar ödüllü İspanyol oyuncu Javier Bardem, İsrail’in Gazze saldırısını ve operasyona ses çıkarmayan Batılı ülkeleri sert bir dille eleştiren bir açık mektup kaleme aldı. Bardem, eldiario.es sitesinde yayımlanan açık mektubunda İsrail’in eylemlerini açıkça ‘ soykırım ‘ diye niteleyip, ‘ Avrupa Birliği’nin sessiz kalması nedeniyle utanç duyduğunu ‘ belirtti. Mektubun tam metni şöyle: Şu an Gazze’de yaşanan dehşetin karşısında mesafeli veya tarafsız durmanın HİÇBİR kabul edilebilir tarafı yok. Bu, hastane, ambulans ve terörist olduğu varsayılan çocukları da hedef alan, küçücük bir bölgeye suyu bile olmadan sıkıştırılmış çaresiz durumdaki bir halka karşı yürütülen bir işgal ve yok etme savaşı. Bunu anlamak ve meşrulaştırmak imkansız. Ve, Batılı ülkelerin böylesi bir soykırıma izin vermesi utanç verici. Yahudi halkının geçmişte yaşadığı bütün korkunç olaylar göz önünde bulundurulduğunda daha da gaddar ve akılalmaz hale gelen bu barbarlığı anlayamıyorum. ABD, AB ve İspanya’nın utanç verici tavrını sadece jeopolitik ittifaklar, işdünyasının o ikiyüzlü maskesi, sözgelimi silah satışı açıklayabilir. Bazılarının, her zamanki gibi, fikrimi açıklama hakkımı kişisel saldırılarla itibarsızlaştıracağını biliyorum. Bu nedenle, şu noktalara açıklık getirmek istiyorum: Evet, oğlum bir Yahudi hastanesinde doğdu çünkü Yahudi olan çok yakın dostlarım var ve çünkü, Yahudi olmak bu katliamı otomatik biçimde desteklediğiniz anlamına gelmiyor. Tıpkı İbrani olmanın Siyonist olduğunuz anlamına gelmediği, Filistinli olmanın sizi otomatikman bir Hamas teröristi yapmadığı gibi. Böyle düşünmek, Alman olmanın Nazi olmak anlamına geldiğini söylemek kadar absürd. Evet, bu tür müdahalelere ve saldırganca siyasete karşı çıkan bir dizi Yahudi arkadaşımın ve tanıdığımın bulunduğu ABD’de çalışıyorum. O arkadaşlarımdan biri bana dün telefonda, ”Çocukları öldürürken yaptığının kendini savunmak olduğunu söyleyemezsin” diyordu. Ve ABD’de, çelişen görüşlerimi tartıştığım başkaları da var. Evet, ben Avrupalıyım ve sessizliği, mutlak utanmazlığıyla beni temsil ettiğini savunan Avrupa Birliği’nden utanıyorum. Evet İspanya’da yaşıyorum, vergilerimi ödüyorum ve paramın, masum çocukları öldürerek zengin olan diğer ülkelerle birlikte silah endüstrisini ve bu barbarlığı destekleyen politikaların finanse edilmesi için kullanılmasını istemiyorum. Bu durum dehşet verici. Öldürenlerin kalplerinde şefkat bulmalarını ve daha nefretle şiddet doğurmaktan başka işe yaramayan bu ölümcül zehirden arınmalarını ümit edebiliyorum sadece. Ve, tek hayalleri barış ve birlikte yaşam olan İsrailli ve Filistinlilerin bir gün birlikte bir çözüm bulmalarını… Javier BardemDiken
İşte Feyza Hepçilingirler‘in Evrensel Gazetesi Kitap eki için hazırladığı yazı dizisinin ilk bölümü... Herkesin popüler olmak istediği bir ortamda, roman yazarak popüler olmak sanıldığı kadar zor değildir. Yeter ki yolu bilinsin. Aşağıda sıralayacağım koşullara uyulduğunda bu şans, % 87, 73 oranında yakalanabilir.(Oranın düşük ve küsuratlı tutulması, umarım önerilerin ne kadar ince hesaplar üzerine oturtulduğunu kanıtlamaya yeter.) • Yazdığınız her tümceyi döne döne okuyun, yeniden okuyun. Daha güzel söylemek için değil, basitleştirmek için. Halk öyle karışık, dolaşık işlerden anlamaz. Ancak anlamadığının yüzüne vurulmasından da pek hoşlanmaz. İşte dikkat gösterilmesi gereken incelikli nokta burasıdır. Alabildiğine basitleştirin; ama kimi acemi popüler romancılarımızın yaptığı gibi, halk anlasın diye basitleştirdiğinizi söylemeye kalkmayın. Bu halkın ne yapacağı belli olmaz. Alınacağı tutarsa kitabınızı bir daha almaz. Siz de popüler olacağım derken edebiyatçı olur kalırsınız. Unutmayın, popüler olmanın ilk koşullarından biri budur:. Basitleştirmek. Alabildiğine. Aptallar da anlasın diye. Hatta, sizin dışınızdaki herkesi aptal saymanızın da ciddi bir sakıncası yoktur. Bütün o aptal kalabalığın kolayca anlayabileceği bir dille yazmanın nimetlerini zaten daha ilk romanınızda görecek, bana fazlasıyla hak vereceksiniz. • Genç olun. Zihinsel değil, bedensel gençlikten söz ediyoruz. Zihinsel gençlik, şu anda eğildiğimiz konunun tümüyle dışında. Bundan budalalığınızın tercih nedeni olduğu sonucuna ulaşmakta acele etmeyin. Çok boyutlu düşünebilme becerisine sahip bir zekâya olan gereksinmeniz üzerinde ayrıca durulacak. Yeri geldiğinde. Şimdi ilk madde olarak bedensel gençlikten söz edelim. Genç, güzel / yakışıklı görünmeniz şart. Gazetelerde yayımlanacak iç gıdıklayıcı pozlarınız için de, televizyonlara çıktığınızda karşı cinsin gönlünü fethetmek için de iyi görüntü vermek zorundasınız. İnce, zayıf, sportmen, zarif, yakışıklı, film yıldızı gibi olun. Unutmayın ki yaşını başını almış roman yazarlarına görüş almak için başvurulsa da kimse onların sarkmış gıdılarını, morarmış göz altlarını, kırışıklıklarını, buruşukluklarını görmeye can atıyor değildir. Roman yazmak ile yakışıklılık arasında neden bir ilişki olduğu konusunda ise düşünmeyin bile. Vardır. “AB’ye girme sürecindeki Türkiye’de” güzellik ve yakışıklılık her zamankinden daha çok önem kazanmıştır. Kısa boylu, kısa bacaklı, tıknaz, göbekli, esmer, kıllı ve sakallı kalarak temsilcisi olduğunuz toplumu AB standartlarının dışına düşürmeye ne hakkınız var? Erkekseniz entel sakalı bıyığı bırakabilirsiniz; ama daha iyisi, Avrupalılar gibi, sakalsız bıyıksız, temiz yüzlü olun. Kadınsanız seksi olun. Nasıl seksi olunacağı konusunda bir fikriniz yoksa televizyonlarımızda gündüz kuşağında yayımlanan kadın programlarını ya da daha iyisi her kanalda hemen her gün yayımlanan televole programlarını sürekli izleyin. Bu programlarla da seksi olamadıysanız sakın üzülmeyin. Uzun süre izlediğiniz için tiryakisi olacağınız televole programları sayesinde belki de yazmaktan vazgeçecek, popüler olmak için çok daha kolay yollar bulunduğunu fark edip onları denemeye karar vererek haftalarca, aylarca bilgisayar başında pineklemekten kurtulacaksınız. • Kitap okurunun ezici çoğunluğu kadınlardan oluşmaktadır. Bu gerçeği asla unutmayın ve hep kadınlar üzerine çalışın. Ayrıca erkekler zaten doğuştan her şeyi bildikleri için okumaya, hele hele roman okumaya hiç meraklı değillerdir. Futbol ya da siyasetle erkek okurun kalbini fethetmek olasıdır; ancak bunlardan daha kestirme yol, elbette cinselliği kurcalamaktır. Demek ki erkeklere seslenebilmenin yolu da kadınları anlatmaktan geçer. Şimdiye kadar hiçbir erkeğin kadın ruhundan anladığı saptanmamıştır; ama bu sizi durdurmasın. Ne yapın yapın kadın ruhundan anlıyor olduğunuz söylentisini yaygınlaştırın. Buna kendiniz inanmıyor olsanız da kadın ruhunun en derinlerindeki gizleri çözmüş biri gibi davranmanızın sakıncası olmaz. Aslında kadınlar gerçekten çözülecek gizleri olup olmadığından bile pek emin değildirler. Siz var olduğunu söylerseniz size, sizden bile daha çabuk inanacaklarından emin olabilirsiniz. Edebiyat Haber
Courtney Love açıkladı: Projede Krist Novoselic, Dave Grohl ve Frances Bean Cobain de yer alıyor! Çekimlerine 2015′te başlanacak Cobain biyografisinde henüz kimlerin rol alacağı netleşmiş değil. Düşündükleri bazı isimler olduğunu söyleyen Courtney Love, yine de net bir isim vermedi. 25 yaşlarında ve gerçekten iyi oyuncu olan isimlerin adayları arasında olduğunu söyleyen Love, aradıkları şeyin güzel bir yüzden fazlası olduğunu söyledi. Filmle ilgili çok heyecanlı olduğunu ama son kararları her zaman ajansların verdiğini söyleyen Love, kendisinin fikirlerine de danışıldığı için mutlu olduğunu belirtti. Söz konusu biyografik filmin dışında bir Kurt Cobain müzikali ve bir Kurt Cobain belgeseli de gündemde! Bantmag
17 Aralık 2014′de gösterime girecek olan Hobbit üçlemesinin son filmi olan Hobbit: Beş Ordular Savaşı‘nın (The Hobbit: The Battle of the Five Armies) ilk fragmanı yayınlandı. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin yönetmeni Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanan Hobbit üçlemesi’nin son bölümü olan Beş Ordular Savaşı; Bilbo Baggins ve yol arkadaşlarının maceralarına ışık tutuyor. J.R.R Tolkien‘in The Hobbit adlı kitabından sinemaya uyarlanan filmin bir an önce vizyona girmesi için sabırsızlanıyoruz. Daha fazla spoiler vermemek adına ve sizi merakta bırakmamak için Warner Bros Pictures tarafından yayınlanan ilk resmi fragmanı sizlere sunuyoruz, iyi seyirler.
Usta ellerde yapılmayan dövmeler sonunda hep hayal kırıklıklarına neden olur. Bir hata sonucu yaptırdığınız ya da artık yenilemek istediğiniz dövmeleriniz için size ilham olacak 14 'dövme yenileme' örneği sizlerle.İyi eğlenceler dileriz...
Genç bir İngiliz sanatçı olan Hector Janse van Rensburg, internette şöhreti yakalamak için ilginç bir yol izleyenlerden. Üniversite tercihlerinde hedeflediği okula alınmadığı için minik çaplı bir depresyon yaşayan sanatçı bir süreliğine kendini bu ilginç çalışmalarla meşgul etmiş.Bir sonraki talihli siz olabilirsiniz...
Bir dönem en çok satanlar listesinde zirvede kalan “Grinin Elli Tonu” romanının fanatik okurları aynı adla sinemaya uyarlanan filmin fragmanını beğenmedi. Sevişme sahneleri “klişe” bulunurken, “kitaptaki ‘vahşi çekici’ erkeğin yerine kibar bir yakışıklı bulmakla bu iş olmaz” yorumları yapıldı. Fragmanı izleyen romanın fanatikleri, başrol oyuncularını kitaptaki karakterlere uygun bulmadı. Cinsel içerikli sahneler ise “pek klişe” olmakla eleştirildi. Oysa kitap uçarı seks sahneleriyle okurların hayal dünyasındaki fantezilerine hitap ediyordu. E.L James’ın romanının beyazperde uyarlamasına ait 2 dakikalık ilk fragmanın internette yayınlanması tepkileri çığ gibi büyüttü. Fragman, kitabın hayranları ve film eleştirmenlerinin büyük tepkisini çekti. Filmin erkek başrol oyuncusu Jamie Dornan fazla yakışıklı olmakla eleştiriliyor. “Böyle bir ergen oyuncuyu alın romantik komedi filmlerinde oynatın” diyen kitabın fanatikleri kitaptaki karakterin “vahşi çekici” yönlerinin filme yansımayacağını düşünüyor. Başrol kadın oyuncu Dakota Johnson'ın ise yeteri kadar güzel ve çekici olmadığını dile getiren okurlar, Twitter’da uzun süre bu konu üzerine tartıştı. Hatta, “Hollywood’da Dakota tipinde güzel gözlü on binlerce genç kız var. Durgun ama arzulu taşra kızı tiplemesi hiç olmamış” yorumu yapıldı. Özellikle cinsel içerikli sahneleri klişe bulan film eleştirmenleriyse, filmin tam bir fiyasko olduğunu ifade etti. Kitaptaki erkek karakterin “Bay kötü” olduğu filmdeki tiplemenin ise fazla yakışıklı ve kibar bulunduğu konuşuluyor.T 24
Nişantaşı, günümüz İstanbul’unun en gözde semtlerinden birisi. Özellikle moda, sanat ve lüks alışveriş’in merkezi konumunda. İstanbul’u hiç görmemiş çoğu insanın bile en azından “Avrupa Yakası” sayesinde kulaktan dolma bilgilerle tanıdığı semt, aslında şehrin gelişimini bizzat özetleyen özel bir tarihe sahip.Bölgeye ilk olarak 1791 yılında III.Selim, bugünkü Teşvikiye Camii’nin bulunduğu yere ilk nişantaşını diktiriyor. Daha sonra Abdülmecid döneminde bölge iskana açılıyor. Teşvikiye Camii ve Harbiye Karakolu inşa ediliyor (Teşvikiye ismi de insanları buraya yerleşmeleri için “teşvik etmek”ten gelmekte). Hanedanın Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na ve daha sonradan Yıldız Sarayı’na taşınması sebebiyle, hanedan üyeleri, yüksek devlet görevlileri ve soylu misafirler (Ör: Akaretler, saray konuklarının konaklaması için yapılmış lojmanlardır) tarafından tercih ediliyor. 1920'lerde Konaklar semti olarak anılan Nişantaşı, bundan sonraki dönemde ise şehrin gelişimine paralel olarak hızla apartmanlaşıyor. Ancak bu süreç sırasında belli bir mimari özen ve tertipe bağlı kalınmaya çalışılmış. Çarpık kentleşme süreci sırasında, şık konaklar ve 3-4 katlı lüks apartmanlardan sadece birkaç cadde öteyi mesken edinen çingenelerin kurdukları evlerin, kapattıkları dutlukların çevresine tenekeler dizmesi sebebiyle “tenekeli mahalle” olarak anıldığı da bilinir.Lafı daha fazla uzatmadan Nişantaşı semtinin ismi nereden geliyor, bunu açıklayalım: Efenim eski zamanlarda padişahlar sık sık ava çıkarlarmış. İşte bu avlar veya özel olarak düzenlenen ok atma yarışları sırasında, rekor sayılabilecek uzaklıklara ya da bizzat padişahlar tarafından en uzağa atılan okların düştükleri yerlere anıtsal olarak “nişan taşları” dikilirmiş. Bahsi geçen ok atma yarışlarının ise Okmeydanı’nda yapıldığı söylenir. Okun ta oralardan bu civarlara nasıl atıldığını görmek isterdik...Semtte halen ayakta duran 5 Nişantaşı aşağıdaki gibi:
Fakir genç ve zengin fabrikatör kızının hikâyesinden üç kişilik bir yalnızlığa uzanan sinemamız dünya çapında en fazla başarıyı barından sanat dalımız. Her geçen gün daha cesur ve bakir konular izlerken bir yandan da bu cesareti mümkün kılan insanlara daha fazla hayranlık beslemeye başlıyoruz. İşte sinemamızın son on yılına özgün tutumları ile damga vuran 9 güzel insan:
Yapım: 2002 Film, sanat tarihinin sıradışı insanlarından biri olan Frida Kahlo'nun hayatını anlatıyor. Frida'nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida'ya 'kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O'nu seveceğini' söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.
Suzanne Collins’in dünya çapında çok satan Açlık Oyunları / The Hunger Games serisinin sinema versiyonu da büyük başarılara imza atıyor. Jennifer Lawrence’a dünya çapında ünü hızlandıran, en çok izlenen bilim kurgu aksiyon filmlerinden biri haline gelen Açlık Oyunları serisinin son kitabın ilk bölümü için beklenen fragman geldi.Comic-Con 2014′te yayımlanan fragman, kısa sürede beğeni topladı. İkinci filmi de yöneten Francis Lawrence’ın yönetmenliğini yaptığı Açlık Oyunları: Alaycı Kuş / The Hunger Games: Mockingyaj, Kasım ayında ülkemizde de vizyona girecek.Üçüncü kitabın son dönemin modasına uygun olarak ikiye bölündüğünü belirtelim. Dolayısıyla bu sene Alaycı Kuş Bölüm 1′i izleyeceğiz. İkinci bölüm ise önümüzdeki senenin Kasım ayında vizyona girecek.Çekimler sırasında hayatını kaybeden Phillip Seymour Hoffman’ın da filmden çıkartılmadığını, aksine diyalogsuz kısa bir çekip takvimi kaldığı için farklı yöntemler ile sahnelerinin çekildiğini de belirtelim.Lafı fazla uzatmadan merakla beklenen, pek uzun olmasa da filmden görüntüler bulunan ilk fragmanla baş başa bırakalım.Süper Karga