onedio
"Günün Birinde Ya Birer Bitkiye Dönüşürsek" Temalı Fotoğraf Çalışması
Fotoğrafçı Cal Redback, oturmuş photoshop programının karşısına ve insanların birer bitkiye dönüşmeleri halinde nasıl görüneceklerini tasarlamış. Arkadaşlarının fotoğrafları üzerinde oynayan Redback'in oluşturduğu bu harika fikir ürünü fotoğraflar, ilk bakışta biraz ürkütücü olmakla birlikte insanı 'Acaba bitki olsak daha mı iyi olurdu?' diye düşünmeye de sevk etmiyor değil. İşte o fotoğraflar...
Star Wars Kahramanları 80'lerde Yaşasalardı Nasıl Görünürlerdi?
Profesyonel çizgi roman çizeri ve illüstratör Denis Medri, 1985 yapımı The Breakfast Club  (Kahvaltı Kulübü) adlı filmden yola çıkarak Star Wars kahramanlarını 80'lerde geçen bir lise hikayesine yerleştirmiş. Ve sonucunda ortaya oldukça eğlenceli bir çalışma çıkmış. Bize göre de, şayet Star Wars kahramanları 80'lerde lisede olsalardı; kesinlikle böyle görünürlerdi...
Ultraviyole Işık Altında Parlayan 50 Dövme Çalışması
Ultraviyole ışık altında parlayan bu dövmeler iki çeşittir. İlki gün ışığında normal renkleri görülen bildiğimiz dövmelerden farklı olmayan ayrıca ultraviyole ışık altında parlayan dövmelerdir. İkincisi ise gündüz hiç bir şekilde renkleri belli olmayan ve yalnızca ultraviyole ışık altında ortaya çıkan gizli dövmelerdir. Kullanılan boyalar ne kadar sağlıklıdır pek bilgimiz dahilinde olmasa da görsel olarak epey cezbedici olduğu inkar edilemez.
Johnny Cash'ın Mektubu Gelmiş Geçmiş En Güzel Aşk Mektubu Seçildi
Gelmiş geçmiş en büyük müzik adamlarından birisi olarak kabul edilen Johnny Cash'in 1994 senesinde eşi June Carter'a yazdığı mektup, tüm zamanların en güzel aşk mektubu olarak seçildi.Daily Mail'in gerçekleştirdiği oylamada Cash, Winston Churchil, John Keats, Ernest Hemingway, Napoleon Bonaparte, Richard Burton, 8. Henry, Beethoven, Gerald Ford ve Jimi Hendrix'i geçmeyi başardı. 1994 senesinde Danimarka'dan yazılan mektupta eşinin doğumgününü kutlayan Johnny Cash, 'Tanıştığım en mükemmel kadınla hayatımı paylaştığım için çok şanslıyım' gibi duygu yüklü cümleler kullanıyor.
Osmanlı Döneminde Yaşasaydın Mahlasın Ne Olurdu?
Hepimizin illaki bir nick'i vardır; peki bu zamanda değil de Osmanlı zamanında doğsaydın nick'in yani o zamanki adıyla mahlasın ne olurdu hiç düşündün mü? Karakterine göre Osmanlıca mahlasını öğrenmenin tek yolu bu test!
Berlinale'in Siyasi Kimliği
Berlinale, Cannes ve Venedik ile birlikte sinema dünyasının en önemli üç festivalinden biri. Berlinale’i, diğer iki dev festivalden ayıran en önemli özelliklerinden biri ise, siyasi söylemli filmlere ağırlık vermesi.Berlinale'e davet edilen, siyahi kadın yönetmen Ava DuVernay imzalı “Selma” yani “Özgürlük Yürüyüşü”, sadece siyasi değil aynı zamanda tarihi ağırlığı da olan bir film. 1965 yılında Martin Luther King liderliğinde ABD'nin Selma kentinden Montgomery'ye tam 87 kilometrelik yolun katledildiği üç protesto yürüyüşü, Amerikan tarihinin en önemli insan hakları eylemlerinden biri olarak gösterilir.Selma'dan Nijerya'yaSiyahilere gerçek anlamda oy verebilme hakkının önünü açan bu barışçıl eylemlerin yankısı, bugün bile hissedilebiliyor. Martin Luther King'i canlandıran İngiliz aktör David Oyelowo, daha filmin Berlinale'de gösterildiği günün sabahı Nijerya'da olduklarını anlatıyor: “Nijerya'ya davetliydik, bazılarınız haberdardır, ülkede yakında seçimler var, gerçekten önemli seçimler bunlar. Seçimler kısa bir süre önce, ülkenin kuzeyindeki Boko Haram kaynaklı tedirginlik nedeniyle altı hafta ertelenmişti. “Selma” filminde barışçıl protesto ve sevgi konu ediliyor, nefretin, ırkçılığın nasıl alt edilebileceği konu ediliyor. Biz de, ülkede barışı desteklemek için, davetli olarak filmi Nijerya'da gösterdik, bu muhteşemdi. İki gün önceki gösterime tam 4 bin 600 kişi geldi.”22 Şubat'ta yapılacak Oscar Ödül Töreni'nde de en iyi film dalında aday olan “Selma” Berlinale'de özel bir galayla sinemaseverlere sunuldu.Geçmişin sorunları bugünü şekillendiriyorRomanya'dan Altın Ayı yarışına katılan “Bravo!”, yani Türkçesiyle “Aferin!” ise, seyircileri 1835 yılına götürüyor ve Roma azınlığın maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seriyor. 1850'ye kadar kölelik sisteminin devam ettiği ülkede, bırakın Roma kelimesinin telaffuz edilmesini, bu azınlığa mensup olanlar “köle çingene” olarak adlandırılıyor ve ikinci sınıf insan muamelesi görüyordu. Kaçak bir kölenin peşine düşen bir jandarma ile oğlunun yolculuğu, günümüzde de azınlıklara yönelik devam eden önyargıların ve şiddetin ipuçlarını veriyor. Yönetmen Radu Jude, “Geçmiş ile bugünün bağlantısını irdeleyecek bir film yapmak istiyordum, geçmişin sorunlarının bugünü nasıl sekillendirdiğine dair. Geçmişin sorunlarının nasıl olup da devam ettiğini, dönüştüğünü ve bugüne vardığını incelemek istedim.” şeklinde konuşuyor. Siyah-beyaz çekilen ve bir Western olarak tanımlayabileceğimiz “Aferin!” Altın Ayı yarışının iddialı yapımlarından.
Sevimlilikte Sınır Tanımayan Organize Hayvan Halleri
Kediler, köpekler, pandalar hatta kertenkeleler... Birlik olup dünyayı ele geçirebilir mi? Bu fotoğraflardaki dayanışmayı gördükten sonra insan düşünmeden edemiyor. Bir gün hayvanların dünyayı ele geçirmesi mümkün mü? Şayet bu gerçekleşirse, içinde yaşadığımız dünyadan daha iyi bir yerde yaşayabilir miyiz? Şimdilik bu soruların cevabı bekleyedursun, biz bu sevimlilik abidesi hayvanların girdiği hallere bakıp biraz tebessüm edelim.İyi eğlenceler...
'Ben Bertolt Brecht' 26 Şubat'ta Trump'ta
Genco Erkal’ın Tülay Günal’la birlikte rol aldığı, sahnelendiği ilk günden beri büyük ilgi gören ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği tarafından da “Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü”nü alan oyunu “Ben Bertolt Brecht” , 26 Şubat'ta Trump Kültür ve Gösteri Merkezi'nde sahnelenecek.Genco Erkal’ın Tülay Günal’la birlikte rol aldığı, sahnelendiği ilk günden beri büyük ilgi gören ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği tarafından da “Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü”nü alan oyunu “Ben Bertolt Brecht” , 26 Şubat'ta Trump Kültür ve Gösteri Merkezi'nde sahnelenecek.Genco Erkal  Bertolt Brecht'le tanışmasını şöyle anlatıyor:'Öyle yazarlarım var ki yıllar boyu peşimi bırakmıyorlar, peşlerini bırakmıyorum. İşte Nazım Hikmet, Aziz Nesin; işte Brecht... Tanışmamız 60’lı yıllar... İlk Brecht oyunum, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Asaf Çiyiltepe’nin yönettiği 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi', yıl 1966... Bir önceki oyunuma Nazım Hikmet'le 35 yıl demiştim. Demek ki bu yıl da Bertolt Brecht'le 46 yıl diyebilirim. Gene uzun bir yolculuk...Berlin'e gidip onun tiyatrosu Berliner Ensemble'la tanışmam, Zeliha Berksoy'la birlikte sürekli doğuya geçip Brecht oyunlarını defalarca izleyişimiz, ardından Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluşu... Mehmet Akan'la birlikte kotardığımız, Kafkas Tebeşir Dairesi'nden yola çıkarak Osmanlı dönemine, Celali isyanları ortamına uyarlanan Feleknaz Hatun ile Gülizar Kızın Analık Davası... 1978 yılında Brecht'in şiir, şarkı ve öykülerinden oluşturduğum ilk gösteri, Zeliha Berksoy'la birlikte oynadığımız Brecht Kabare... İki yıl sonra Mehmet Ulusoy'un olağanüstü yorumuyla Kafkas Tebeşir Dairesi...1983 yılında 12 Eylül karanlığını delip aydınlatan Galileo Galilei... Baskının en yoğun olduğu günlerde Baro Han'daki tiyatromuzu bir direniş merkezine dönüştüren oyun... Ardından yeniden şiirlere, şarkılara dönüş ve ilk Ben Bertolt Brecht... Ve 87 yılında Dostlar Tiyatrosu'nun son büyük Brecht yapımı olan Bay Puntila ile Uşağı Matti...1997'de Zeliha Berksoy için uyarladığım Yosma... Brecht'le olan tüm uzun yolculuğumuz boyunca Zeliha Berksoy hep yanımdaydı. Brecht'in şarkılarını Türkiye'de tanıtan, yıllar boyu Kurt Well'ların, Hans Eissler'lerin vazgeçilmez, üstün yorumcusu hep oydu. Onun tiyatromuza katkılarını unutmak mümkün değil. Yosma'dan bu yana, 'Yaşasın Savaş' adlı gösterimizdeki alıntıları saymazsak 15 yıl Brecht'siz bir tiyatro yaşamım oldu.Onun için şimdi Brecht zamanı diyorum. Marks'ın Dönüşü'nden sonra bu da Brecht'in Dönüşü olsun. Onun o sivri dilini özledik. Düşünmeyi keyfe, eğlenceye dönüştüren zekasını, gülmece dehasını özledik. İnsanın gözünü açan, ufkunu genişleten, sorduğu sorularla kışkırtan, uyaran, baştan çıkaran yazarımızı yeniden sahneye davet ediyoruz. Günümüz üstüne söyleyeceklerini dinleyelim. Bir de onun gözüyle bakalım: Nereye gidiyoruz?Brecht'in şiirleri, şarkıları epey uğraştırdı bizi. 1978'de Brecht Kabare, Ankara turnesinde yasaklandı. 12 Eylül döneminde sahnelediğimiz Nazım Hikmet, Haldun Taner ve Aziz Nesin’in yapıtlarının yanı sıra Brecht'in şiir ve şarkılarının yer aldığı 'Her Gün Yeni Baştan' yasaklandı. Bakalım bu kez Brecht usta ülkemizde nasıl karşılanacak?Hınzır yazarımız sanki bugünleri, bizleri düşünerek yazmış kimi şiirlerini. 'Baskının arttığı günlerde karar verdi bizimki/ ekmeğinden olmamak için ağzını sıkı tutacaktı' diyor. 'İnsanların nasıl alınıp satıldığını gördüm insan pazarlarında' diyor. İsyan ediyor: 'Bozuk adalet yeter artık. Acemi ellerde yoğrulan, iyi pişmemiş adalet yeter. Yeter dura dura bayatlayan adalet'.'İleri Haber
İmdb Top 250 Listesinde Olmayan 15 Harika Film
Günümüzün en heyecan verici, bağımsız ruhlu yönetmenlerden biri olan Darren Aronofsky imzalı film, hayattan tokat yemiş hayalperestlerin ve kaybedenlerin hikayesini ele alıyor. Mickey Rourke, The Wrestler’da son yılların en çarpıcı sinema performanslarından biriyle kalbimizi fethediyor.İMDB Puanı: 7.9Oy Sayısı: 233.000
Sürrealizmin fotoğrafla buluşması: Manipülasyon sanatında Salvador Dali etkisi
Son yıllarda teknolojik gelişmelerin her sanat akımına olduğu gibi fotoğrafçılığa da yeni bir boyut kazandırdığını gözlemliyoruz. Sizlerle daha önce paylaştığımız birbirinden ilginç fotoğraf manipülasyonlarında, fotoğraf sanatçılarının fotoşop kullanarak ortaya çıkardıkları eserlerin en güzel örneklerini incelemiştik.Polonya’lı sanatçı Dariusz Klimczak, fotoğraf manipülasyon sanatını meslektaşlarından biraz daha farklı şekilde yorumlamış. Klimczak diğerlerinden farklı olarak, fotoğraflarında sürrealist akımın öncülerinden Salvador Dali’nin tarzına yer vermiş. Fotoğraflarda kullanılan ilginç ve abartılı oranlardaki objeler, çöl teması ve karanlık atmosfer Dali’nin tablolarını andırıyor.İşte Klimczak’ın gerçekliğin ötesindeki muhteşem fotoğraf manipülasyonları;
Retro-Fütürizm
Bildiğimiz üzere günümüzde alternatif tarih üzerine yazılar düşünceler var. 'Kennedy öldürülmeseydi nasıl olurdu?', 'İç savaşı güneyliler kazansaydı veya ABD iki parça halinde kalsaydı?', 'Hitler başarılı olsaydı?' Tabi ki çoğu spekülasyondan fazlası değil. Bu konuda konuşmayı, okumayı, yazmayı seven insanların sayısı da oldukça fazla. “Peki, ya teknolojinin ilerleyişinde değişiklikler yaşansaydı nasıl olurdu?” konusu cidden az kişinin konuştuğu bir başlık olarak kalıyor. Günümüz perspektifini, geçmişteki imkanları ve modayı sentezleyerek ortaya koyduğunuz akıma retro-fütürizm diyoruz. Karıştırılmaması gereken nokta şu; geçmişte yapılan fütüristik eserlerden ziyade günümüzde yapılan ve geçmişte gibi gözüken fütüristik kurguları ele alıyoruz. Daha iyi anlaşılması için; Jules Verne (1828-1905) dönemine göre bir fütüristtir fakat eğer bugün yaşasaydı (ve eserleri aynı olsaydı) kendisine retro-fütürist demekte bir sakınca olmazdı. Yine de bugün tekrar okumak (Henüz okumadıysanız zaten çok ayıp!) gayet tabi retro-fütürist iştahımızı giderebilir.Retro-fütürizmi tanımlarken kullandığımız kavramları biraz açalım: Öncelikle geçmişteki imkanları ve modayı ele alalım. Burada geçmişteki bazı dönemler, mevcut teknolojilerine odaklı parçalara ayrılarak kendi alt başlıklarını oluşturur. Kurgunun bahsi geçen döneme ait estetik kaygılara sadık olması oranı, o kurgunun kalitesinin bir göstergesidir. Moda ve tasarım derken kastettiğim şey tam olarak budur. Mimariden endüstriyel tasarıma, giyim-kuşama kadar her şeyi bu kaygıyla tasarlamak gerekir.Retro-fütüristik temalardan en yaygın olanları şu şekildedir:
Emrah Serbes’ten İnsanı Derin Düşüncelere İtecek 7 Alıntı
etiket
'Televizyonun diktatör dediğine diktatör, terörist dediğine terörist, hain dediğine hain, şehit dediğine şehit, şerefsiz dediğine şerefsiz, kahraman dediğine kahraman diyen uydu alıcıları sizi.. Spikerin dudak uçlarında yaşayan; okumaktan, sorgulamaktan, araştırmaktan nefret eden üniversite mezunları sizi.. Hiç okumayın, sorgulamayın, araştırmayın, incelemeyin.. Sadece kumandanin tuşuna basıp ezberleyin.. Televizyonda yemek yiyenlerin görüntüleriyle beslenip, öpüşenlerin sevdasıyla tatmin olup, askere gidenlerin kanlı elbisesiyle cesur olun.. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığınız birini alçak ilan edin, yine dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığınız birini kahraman. Yalnız dua edin elektrikler gitmesin !'Emrah Serbes
Sizi Alıp Karadeniz'in Hırçın Dalgalarına Götürecek Şarkılar
Herkesin hayatında bir gün de olsa görmesi gereken bölgelerden biridir Karadeniz. Sabah esen rüzgarıyla, burnunuza gelen deniz kokusuyla, temiz havayı içinize iyice çektiğiniz yaylalarıyla içinize işleyecek bir yer kendisi Rize'siyle, Trabzon'uyla ve diğer yerleriyle. İşte sizi oralara götürecek nitelikte 15 şarkı, keyifli dinlemeler :)