onedio
2020-2021 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni
ANKARA (AA) - YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, 'Hepimizin takip ettiği Türk yükseköğretimi, pandemi sürecinde dijitalleşmede önemli bir aşama katetti. Elbette ki gelişmeye açık noktaları var. Ama akademinin dijital dünyada elde ettiği birikim, yükseköğretimin geleceğini ve yönetimini ciddi olarak etkileyecek niteliktedir.' dedi.Saraç, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2020-2021 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin toplumun beklentileri ve ihtiyaçlarını yeniden şekillendirdiğini, YÖK'ün bu değişim ve dönüşüme hayata geçirdikleri yeni ve yenilikçi proje ve icraatlerle ayak uydurduğunu belirtti.Toplumsal beklenti ve taleplerdeki değişmelere bağlı olarak geçmişte oluşturulan bazı kurumların yapı ve fonksiyonlarında zaman içinde değişmelerin kaçınılmaz olduğunu ifade eden Saraç, bu bağlamda son yıllarda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da verdiği destekle YÖK'ün artık yeni bir yapıya dönüştüğünü dile getirdi.Bir kurumun dıştan müdahalesiz kendisini dönüştürmesinin zor olduğu şeklinde yaygın kanaat bulunduğuna işaret eden Saraç, fakat bazen kurumların kurumsal değişim ihtiyacını hissederek dıştan müdahale gerekmeksizin bunu planlayıp gerçekleştirebildiğini söyledi.Kamu yararını ve çıkarını, kurumsal ve bireysel çıkarların ötesinde ve önünde görenlerin kurumsal değişimi bizzat kendilerinin arzu ettiğine ve bunu gerçekleştirmek için çalıştığına dikkati çeken Saraç, 'YÖK olarak son 5-6 yıl içindeki icraatımızla bu zoru başarmak üzere olduğumuzu rahatlıkla ifade edebiliriz. Geçmişte kalan müdahaleci YÖK'ten şikayetler, ortaya koyduğumuz uygulamalarımızla, yetki paylaşımı ve yetki devirleri sonrasında artık kalkmıştır.' diye konuştu.Saraç, son dönemde YÖK'ün dışında yapılan anketlerin öğrenci ve öğretim üyesi nezdinde YÖK'e duyulan güvenin gittikçe artarak yüksek oranlara ulaştığını gösterdiğini belirtti.'Öğretim üyeleri açık ara kadınlardan oluşacak'Kadın öğretim elemanı sayısının 2003'te toplam öğretim elemanının yüzde 38'i iken bugün bu oranın yüzde 45'e yükseldiğini bildiren Saraç, şunları kaydetti:'Bugünün araştırma görevlileri yarının öğretim üyeleridir. 2003'te 27 bin 380 araştırma görevlisinin yüzde 42'si kadın iken bugün bu oran, yüzde 51'nin üstüne çıktı. Araştırma görevlilerinin 26 bin küsuru kadın, 24 bini erkektir. Yani yarısından çoğu kadındır. Diğer bir ifadeyle son yıllardaki bu artış önümüzdeki bir iki yıl daha sürerse beş yıl içinde öğretim üyelerinin açık ara kadınlardan oluştuğu bir yükseköğretim sistemi söz konusu olacaktır. Hukuk alanından bir örnek verelim. Hukuk alanında 2003 yılında yüzde 24 olan kadın öğretim üyesi oranı, bugün yüzde 38'e yükseldi. Daha da dikkat çekici olanı ise hukuk fakültelerindeki araştırma görevlilerinin de şu an yarısından çoğunun, yüzde 52'sinin, kadın olması. Bu araştırma görevlileri öğretim üyesi olduklarında, yani dört beş yıl sonra bütün akademide olduğu gibi hukuk fakültelerinde de kadın akademisyen sayısının erkeklerden fazla olacağı açıktır.'Saraç, yakın bir gelecekte, yani 4-5 yıl içinde kız öğrencilerin ve kadın öğretim üyelerinin çoğunlukta bulunduğu bir yükseköğretim sistemi oluşacağının kesin göründüğünü ifade etti.YÖK Gelecek Projesi ile Türkiye'de ilk defa başarılı bölümlerin, akademik kadro takviyesiyle ödüllendirilmeye başlandığını hatırlatan Saraç, şöyle devam etti:'İnşallah bu ay sonuna doğru yine üniversite akademik personel istihdamına yeni bir vizyon kazandıracak olan YÖK Kariyer-Liyakat Projesi'ni hayata geçireceğiz. Liyakat sahibi nitelikli doktoralı gençlerimiz ile üniversitelerimizi ülkemizde ilk defa uygulanacak bir kurgu ile eşleştireceğiz. YÖK Gelecek Projesi de YÖK 100/2000 Projesi gibi aslında bir Türkiye projesidir. Ülkemizin bilim hayatına yön verecek bir projedir.'Saraç, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının dünyada yükseköğretimi, eğitim-öğretim sistemlerini derinden etkilediğini, öğrenme, öğretme ve iletişim yöntemlerini yeniden şekillendiğini dile getirdi.Dünyada neredeyse bütün üniversitelerin, salgını takiben birkaç gün içinde yüz yüze eğitimden vazgeçip, dersleri çevirim içi ortama aktarmak zorunda kaldığını anımsatan Saraç, şu değerlendirmelerde bulundu:'Bugünlerde de yüz yüze eğitime dönen pek çok üniversite görülen vakalar dolayısıyla tekrar online eğitime dönüyorlar. Yükseköğretim Kurulu olarak, Mart 2020'den bu yana üniversite yönetimlerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte aldığımız esnek kararlarla, Sağlık Bakanlığımızın tavsiyeleri çerçevesinde yükseköğretime ilişkin bütün süreçleri dinamik süreçler şeklinde yürütmekteyiz. YÖK olarak bu dönemde; sisteme kazandırdığımız hibrit/karma öğretim modelinin ve üniversitelerimizin bu dönemdeki olağanüstü çabalarının bugünün sorunlarını çözmekten daha da öte bir noktada yükseköğretimimize ve ülkemize kalıcı fayda sağlamasını hedefliyoruz. 'Yekta Saraç, küresel salgından önce, 2019'da başlattıkları 'Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm Projesi'ni bu dönemde daha da geliştirip genişlettiklerini söyledi.'Eğitim ve öğretimde esas olan örgün, yani yüz yüze eğitimdir'Çevirim içi eğitimi, zor zamanlara has bir konu olarak değil Kovid-19 salgını döneminden 1,5 yıl önce başlattıkları 'Dijital Dönüşüm Projesi' kapsamında, eğitimde bir sistem ve yöntem farklılaşması, paradigma değişikliğinin temel bir unsuru olarak ele aldıklarına işaret eden Saraç, şu açıklamalarda bulundu:'Hepimizin takip ettiği Türk yükseköğretimi, pandemi sürecinde dijitalleşmede önemli bir aşama katetti. Elbette ki gelişmeye açık noktaları var. Ama akademinin dijital dünyada elde ettiği birikim, yükseköğretimin geleceğini ve yönetimini ciddi olarak etkileyecek niteliktedir. Eğitim ve öğretimde esas olan örgün, yani yüz yüze eğitimdir. Fakat bütün dünya gibi Türkiye de; yükseköğretimin durmaması, öğrenme ve öğretme sürecinin kesintiye uğramaması için bu imkandan yararlanıyor.'Saraç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hitaben, 'Sizin liderliğinizde ülkemiz, diğer alanlarda olduğu gibi yükseköğretimde de bu zor süreci inşallah en az hasarla atlatacaktır.' dedi.YÖK Başkanı Saraç, yükseköğretimin dijital dünyasının bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığını, bilgi kaynaklarını zenginleştirdiğini ve başkaca pek çok imkan sunduğunu belirtti.Bununla birlikte online eğitimin, kendi içinde, toplumlardaki sınıfsal farklılıkları derinleştirme tehlikesini de barındırdığına dikkati çeken Saraç, şunları söyledi:'Yeni YÖK olarak özellikle 2006'dan sonra kurulan üniversitelerimizi özel bir hassasiyetle kurumsal olarak destekliyoruz. Dijital Dönüşüm Projemizin merkezine bu üniversiteleri koyduk. Onlar için yeni ve yenilikçi programlar başlattık.'Saraç, Erdoğan'a hitaben 'Sizin ülkemiz için koyduğunuz yüksek hedeflere ulaşmak için ülkemizin küresel bir güç olma yolundaki yürüyüşüne katkı sağlamak için bilim dünyasının tekellerini yıkmak, bu vatan ve toplum için bilimsel faaliyetler yapmak, bilim emperyalizmine yenilmemek, eğitimde sosyal adalet ve fırsat eşitliğini sağlamak için gayret göstermeye ve çalışmaya devam edeceğiz.' diye konuştu.
Antalya'ya Önem Katanlar Ödüllerini Alıyor
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri, sahiplerine veriliyor.İnovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın kategorilerinin yer aldığı KÖK'te, faaliyetleri ve eserleriyle kentin gelişimine katkı sağlayanlar ödüllendirildi. Buna göre Akdeniz Üniversitesi Antalya Teknokent'te Ar-Ge faaliyetlerini yürüten Paximum Bilişim kurucusu Erol Türk ve Visirobo Yazılım kurucusu Ali Mert Alta, çalışmalarıyla ödül almaya hak kazandı. ATSO Başkanı Davut Çetin, Türk ile Alta'ya ödüllerini verdi.Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz da Türk ve Alta'yı çalışmalarından dolayı tebrik etti. Önemli çalışmalarıyla kentin gelişimine ve Teknokent'in başarılarına katkı sağlayan girişimciler ile şirket kurucularının önemli başarılarda isimlerini duymanın gurur verici olduğunu aktaran Yavuz, başarıların devamını diledi. Türk ve Alta da verilen destekten dolayı teşekkür etti.
Antalya'ya Önem Katanlar Ödüllerini Alıyor
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri, sahiplerine veriliyor.İnovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın kategorilerinin yer aldığı KÖK'te, faaliyetleri ve eserleriyle kentin gelişimine katkı sağlayanlar ödüllendirildi. Buna göre Akdeniz Üniversitesi Antalya Teknokent'te Ar-Ge faaliyetlerini yürüten Paximum Bilişim kurucusu Erol Türk ve Visirobo Yazılım kurucusu Ali Mert Alta, çalışmalarıyla ödül almaya hak kazandı. ATSO Başkanı Davut Çetin, Türk ile Alta'ya ödüllerini verdi.Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz da Türk ve Alta'yı çalışmalarından dolayı tebrik etti. Önemli çalışmalarıyla kentin gelişimine ve Teknokent'in başarılarına katkı sağlayan girişimciler ile şirket kurucularının önemli başarılarda isimlerini duymanın gurur verici olduğunu aktaran Yavuz, başarıların devamını diledi. Türk ve Alta da verilen destekten dolayı teşekkür etti.
Antalya'ya Önem Katanlar Ödüllerini Alıyor
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri, sahiplerine veriliyor.İnovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın kategorilerinin yer aldığı KÖK'te, faaliyetleri ve eserleriyle kentin gelişimine katkı sağlayanlar ödüllendirildi. Buna göre Akdeniz Üniversitesi Antalya Teknokent'te Ar-Ge faaliyetlerini yürüten Paximum Bilişim kurucusu Erol Türk ve Visirobo Yazılım kurucusu Ali Mert Alta, çalışmalarıyla ödül almaya hak kazandı. ATSO Başkanı Davut Çetin, Türk ile Alta'ya ödüllerini verdi.Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz da Türk ve Alta'yı çalışmalarından dolayı tebrik etti. Önemli çalışmalarıyla kentin gelişimine ve Teknokent'in başarılarına katkı sağlayan girişimciler ile şirket kurucularının önemli başarılarda isimlerini duymanın gurur verici olduğunu aktaran Yavuz, başarıların devamını diledi. Türk ve Alta da verilen destekten dolayı teşekkür etti.
Antalya'ya Önem Katanlar Ödüllerini Alıyor
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri, sahiplerine veriliyor.İnovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın kategorilerinin yer aldığı KÖK'te, faaliyetleri ve eserleriyle kentin gelişimine katkı sağlayanlar ödüllendirildi. Buna göre Akdeniz Üniversitesi Antalya Teknokent'te Ar-Ge faaliyetlerini yürüten Paximum Bilişim kurucusu Erol Türk ve Visirobo Yazılım kurucusu Ali Mert Alta, çalışmalarıyla ödül almaya hak kazandı. ATSO Başkanı Davut Çetin, Türk ile Alta'ya ödüllerini verdi.Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz da Türk ve Alta'yı çalışmalarından dolayı tebrik etti. Önemli çalışmalarıyla kentin gelişimine ve Teknokent'in başarılarına katkı sağlayan girişimciler ile şirket kurucularının önemli başarılarda isimlerini duymanın gurur verici olduğunu aktaran Yavuz, başarıların devamını diledi. Türk ve Alta da verilen destekten dolayı teşekkür etti.
Reklam
Yıllık İzne Gittiği Ülkesi Afganistan'da Kovid-19'A Yakalanan Doktor, Ambulans Uçakla Türkiye'ye Getirildi
SAMSUN (AA) - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda uzmanlık eğitimi alan Afganistan uyruklu Ahmad Zarif Sedeqi, yıllık izin için gittiği ülkesinde yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanınca Sağlık Bakanlığının gönderdiği ambulans uçakla Türkiye'ye getirildi.OMÜ'de araştırma görevlisi olarak görev yapan Sedeqi, geçen ay yıllık izin için gittiği ülkesinde öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurdu. Burada yapılan tetkiklerde Sedeqi'nin Kovid-19 testi pozitif çıktı. Hastalık belirtileri ağırlaşınca başvurduğu hastaneye yeterli imkan olmadığı gerekçesiyle yatırılmayan Sedeqi, kendi imkanlarıyla oksijen tüpü alarak tedavi olmaya çalıştı. Hastalığının ilerlemesi üzerine Sedeqi, tedavisi için Türkiye'den yardım talebinde bulundu. Bunun üzerine Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın talimatıyla, Sedeqi'nin Türkiye'ye getirilmesi için Afganistan'a ambulans uçak gönderildi. Samsun Çarşamba Havalimanı'na uçakla getirilen Sedeqi, buradan da ambulansla tedavi göreceği Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hastanesine götürüldü.İl Sağlık Müdürü Muhammet Ali Oruç, gazetecilere, Ahmad Zarif Sedeqi'nin 2017 yılından bu yana Samsun'da görev yaptığını söyledi.Sedeqi'nin yaklaşık 12 yıldır da Türkiye'nin farklı illerinde doktorluk yaptığını belirten Oruç, 'Afganistan'daki imkanların iyi olmaması nedeniyle tedavisinin Samsun'da yapılması için bizden talepte bulundu. Yaptığımız görüşmeler sonucunda Sağlık Bakanlığımız ambulans uçak tahsis etti. Tedavisini burada sürdüreceğiz. İnşallah Samsun'da şifa bulacaktır. Bir doktorumuzu bu şekilde Afganistan'dan getirmemiz, gerçekten ülkemiz adına gurur vericidir.' ifadelerini kullandı.
Özge Özdemir Yazio: Teknoloji Çalışanı Oğullar Eve mi Dönüyor?
etiket
Son haftanın çok konuşulanlar listesinde, Netflix’in sosyal medyanın yükselişini ve toplumda yarattığı hasarı konu alan “Sosyal İkilem” adlı belgesel filmi yer alıyor. Jeff Orlowski tarafından yazılan ve yönetilen belgesel film, teknoloji devi şirketlerin eski kıdemli çalışanlarının itiraflarından oluşuyor. İçeride öğrendiklerini artık dışarıdaki kişiler olarak iyisiyle kötüsüyle, ama daha çok kötüsüyle, durumdan bihaber olan bizlere aktarıyorlar. Film, özgürleştirici vaatleriyle dünyayı önümüze seren teknoloji şirketlerinin nasıl finansal büyüme çarkına yakalanarak hem bireyleri hem toplumu manipüle eden mecralar yarattığını anlatıyor. Ancak film bunu öyle bir dille anlatıyor ki, kendimizi adeta bir mitolojik  hikâyenin içerisinde buluyoruz. İzlediğimiz şey, teknolojinin yarattığı toplumsal hasarın bilgisinden çok, evden ayrılıp günaha bulaşan oğulların tövbekâr olup bizi kurtarmak üzere eve geri dönüş hikâyesine dönüşüyor. Daha seküler bir dille söylersek, evden ayrılıp maceraya giden oğulların hatalarını telafi etmek üzere eve dönüş hikâyesi de diyebiliriz.  Oğullar diyorum, çünkü kahramanların çoğu erkek.
Reklam
İdare Mahkemesinden, Ankara Barosunun Talebine Ret
ANKARA (AA) - Ankara Barosunun, meslek kuruluşlarının genel kurullarının koronavirüs salgını nedeniyle 1 Aralık 2020'ye kadar ertelenmesine ilişkin kararın yürütmesinin durdurulması istemi İdare Mahkemesince reddedildi.Baro, Sağlık Bakanlığının yazısı ve Koronavirüs Bilim Kurulu'nun tavsiye kararı doğrultusunda kamu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşların genel kurullarının 2 Ocak 2020'den 1 Aralık 2020'ye kadar ertelenmesine ilişkin Ankara İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle İdare Mahkemesine dava açmıştı.Dava dilekçesinde 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nda baroların olağan genel kurul tarihlerinin belirtildiği, kanunla belirlenen tarihlerin genelgeyle değiştirilemeyeceği savunulmuştu.Barodan yapılan açıklamaya göre, Ankara 5. İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verdi. Baro, bu karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itirazda bulunduğunu da duyurdu.Ankara Barosu, olağan genel kurulunu bu ayın ilk haftası yapmayı planlıyordu.
Halk Sağlığı Uzmanından "El Yıkandığında Bulaşıcı Hastalıkların Üçte Birini Önlemek Mümkün" Uyarısı
EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, doğru el yıkamayla bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemenin mümkün olduğunu belirtti.Yorulmaz, 'Dünya El Yıkama Günü' dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgınla birlikte el yıkamanın öneminin daha fazla anlaşıldığını söyledi. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de el yıkama konusunda sorunlar bulunduğunu dile getiren Yorulmaz, el yıkamanın bulaşıcı hastalıklardan korunmada son derece önemli olduğunu ifade etti.Gün içerisinde farkına varmadan dokunulan her yerin mikroplarla dolu olduğuna dikkati çeken Yorulmaz, 'Dokunduğumuz her yerden ellerimize çok sayıda mikrop bulaşıyor. Bu mikropları da günde ortalama 25 defa dokunarak yüzümüze, oradan da vücudumuza bulaştırıyoruz. Dokunduğumuz yerdeki kimyasal maddeler gibi başka kirleticiler de sağlımızı etkiliyor.' dedi.Yorulmaz, el yıkamada temel olarak su ve sabun kullanılması gerektiğini aktardı.'Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem'Yapılan çalışmaların, su ve sabunun etkisini el dezenfektanıyla elde etmenin mümkün olmadığını gösterdiğini vurgulayan Yorulmaz, şöyle devam etti:'Eğer erişebiliyorsak mutlaka su ve sabunla el yıkamamız doğru olacaktır. El yıkamak bütün bulaşıcı hastalıklardan korunmada önemli. El dezenfeksiyonu, ellerin yıkanması koronavirüsten korunmada da son derece önemli. Koronavirüs hastalığının girmekte olduğumuz mevsimle birlikte başımıza daha çok dert açacağını biliyoruz.Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem. El yıkama bu tür hastalıkların tümü için koruma sağlıyor. Bunun dışında gıdalarla bulaşan hastalıklar, sindirim sistemiyle bulaşan ishal gibi hastalıklardan da korunmada el yıkama son derece önemli. Bulaşıcı hastalıkların azalmasında yapılan çalışmalara göre ilaçlardan çok daha etkili el yıkama. El yıkandığında bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemek mümkün. 'Yorulmaz, tuvalete girmeden, diş fırçalamadan ve yemek hazırlamadan önce de ellerin yıkanması gerektiğine işaret etti. Kovid-19 el yıkama sıklığını değiştirdiVatandaşlardan Serpil Şinikçi de koronavirüs salgınıyla birlikte el yıkama alışkanlığının da değiştiğini söyledi.Salgın döneminde el yıkamanın ne kadar önemli olduğunu anladıklarının altını çizen Şinikçi, 'Bizler gerek mesleğimiz gerekse ailemiz ve kendimiz için ellerimizi sık sık sabunla yıkıyoruz. El yıkamanın da tabii ki bazı püf noktalarını öğrendik. Uzmanların verdiği tavsiyeler doğrultusunda ellerimi sık sık yıkıyorum.' diye konuştu.Levent Yaçi de Türk halkı olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini, her zamankinden daha çok hijyen ve temizliğe önem verdiklerini anlattı.Yaçi, koronavirüsle birlikte günlük el yıkama sayısının arttığını belirterek, 'Eskiden bir veya iki kez elimizi yıkıyorsak şimdi en az 10 defa yıkıyoruz. Lütfen kurallara uyalım. Koronavirüsten kurtulmak istiyorsak temizliğimize dikkat edelim.' ifadelerini kullandı.Yuşa Yılmaz ise pandemi döneminde hijyenin ne kadar önemli olduğunu gördüklerini, temizliğin de el yıkama ile başladığını vurguladı.
Reklam
Türksoy Genel Sekreteri Kaseinov'dan Azerbaycan'a Destek Mesajı:
SİVAS (AA) - Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik saldırılarına tepki göstererek her zaman Azerbaycan'ın yanında olduklarını söyledi. Kaseinov, beraberindeki heyetle Sivas Valisi Salih Ayhan'ı makamında ziyaret etti. Ziyarette konuşan Kaseinov, Sivas'ı daha yakından tanımak, sanatçıları, bilim ve edebiyat adamlarını tanımak için kente geldiklerini söyledi. Azerbaycan'ın haklı mücadelesinde her zaman yanlarında olduklarını vurgulayan Kaseinov, 'Azerbaycan'ın bu uluslararası normlarını her zaman destekliyoruz. Biz her zaman Azerbaycan tarafındayız. Azerbaycan bizim kardeşimizdir.' dedi. Vali Ayhan ise Azerbaycan ile Türkiye'nin bir millet iki devlet olduğunu ifade etti. Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik saldırılarına tepki gösteren Ayhan, Müslüman Türk dünyasının duasının ve desteğinin Azerbaycan ile olduğunu dile getirdi. Sivassporun UEFA Avrupa Ligi I Grubu'nda Karabağ ile maçının olduğunu anımsatan Ayhan, şunları kaydetti:'Sivaslılar büyük bir heyecan içerisinde. Bunu bir maç olarak görmüyorlar, iki kardeşin buluşması olarak görüyorlar. Sonucun hiçbir ehemmiyeti ve önemi yoktur. Sivaslılar şimdiden Azerbaycan'dan gelecek kardeşlerine özel bir hazırlık yapıyorlar. O gün Türkiye'nin belki de bütün duygularının, düşüncelerinin, hüznünün ve sevincinin fiili yansıması Sivas'ta olacak. O da bizim için anlamlı oldu. Bir maç olarak bakmıyoruz, birbirine sevdalı iki kardeşin buluşması olacak inşallah.' TÜRKSOY Azerbaycan Ülke Temsilcisi Elçin Gafarlı da Türkiye'nin her zaman Azerbaycan'ın yanında yer aldığını belirtti. 'Türkiye yanımızda olunca biz de kendimizi güçlü hissediyoruz.' diyen Gafarlı, Azerbaycan'ın hak ve adalet yolunda işgal altındaki topraklarının azat edilmesini ve 1 milyondan fazla halkın evlerine dönmesini arzu ettiklerini söyledi. Ziyarette, Sivas'ın gelecek yıl 'Türk dünyasının kültür başkenti' ilan edilmesi hususunda görüş birliğine varılarak çalışma başlatılması kararlaştırıldı. Ziyaret karşılıklı hediye takdimiyle sona erdi.
Kozmetik Ürünlerinde Kullanılan Sim, Göl Ve Nehirlere Zarar Verebilir
ANKARA (AA) - Kozmetik ürünlerinde kullanılan simlerin, göl ve nehirlere zarar verebileceğine dair kanıt elde edildi. Anglia Ruskin Üniversitesinden Dr. Dannielle Green liderliğinde yapılan araştırmanın bulguları, 'Journal of Hazardous Materials' dergisinde yayımlandı. İngiltere'nin Norfolk bölgesinde Glaven Nehri'nden su, tortu ve bitki örnekleri toplayan bilim insanları, bunlarla laboratuvar ortamında minyatür göletler kurdu. Bilim insanları, göletlere polyester filmden yapılan plastik dolgunun yanı sıra plastik dolgunun toprakta çözünebilir alternatifine, selüloz ya da mika içeren 6 farklı türde sim koydu. Tüm sim türlerinin, su mercimeği ve mikroskobik yosun gibi yaygın bitki türlerinin miktarını azalttığı gözlendi. Simin, toprakta çözünebilir selüloz formunun ayrıca ortamın yabancısı bir sümüklü böceğin sayısını artırdığı belirtildi. Suyla yıkamak yerine temizleyiciyle çıkarılması daha makulUzmanlar, 36 gün sonra izlenen bu durumun uzun vadeli etkisinin ise bilinmediğine işaret etti. Green, BBC News'e yaptığı açıklamada, 'Sim, bir tür mikro plastiktir. Diğer mikro plastiklerle aynı etkilere sahip olabilir ve yüksek miktarlarda çevreye bırakılmamalıdır. Simli makyaj yaptıysanız, suyla yıkamak yerine temizleyiciyle yüzünüzden çıkarıp, çöp kutusuna atmanız daha makul olacaktır.' diye konuştu.
Reklam
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesinin Eğitim Yılı Açılışında Konuştu:
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ermenistan'ın, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırdığını belirterek, Ermenistan'ın bu eylemlerinin savaş suçu olduğunu bildirdi.Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi 2020-2021 Eğitim-Öğretim Yılı'nın açılış konuşmasını online olarak yapan Çavuşoğlu, 1992'de üniversitenin temelini birlikte attıklarını anımsatarak, bu bilim yuvasının Türkiye-Kazakistan kardeşliğinin en güzel yansımalarından biri olduğunu söyledi.Çavuşoğlu, üniversitenin 30 yılda Türk dünyasının başlıca üniversitelerinden biri haline geldiğini, 'özerklik ve uluslararası statüsünün' başarının anahtarlarından biri olduğunu belirterek, özel statünün Kazakistan tarafından korunmasının önem taşıdığını vurguladı. Türkiye-Kazakistan iş birliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in samimi dostluğunun da sayesinde sağlam temeller üzerinde inşa edildiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, Türkiye için kardeş Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmenin öncellikli bir milli politika olduğunun altını çizdi.Çavuşoğlu, 2019'da bölge ülkeleriyle yaklaşık 8,5 milyar dolar ticaret hacmine ulaşıldığına, Türk firma ve müteahhitlerinin bölgede faaliyetlerini sürdürdüğüne işaret ederek, 'Geçen yıl açıkladığımız 'Yeniden Asya' politikamızda hem kardeş Orta Asya'ya hem yükselen Asya'nın diğer bölgeleriyle ilişkilerimize yeni öncellikler kazandırdık.' ifadesini kullandı.'Ermenistan, savaş suçu işliyor'Çavuşoğlu, Türkiye'nin çevresinin ihtilaflar ve potansiyel çatışmalarla dolu olduğunu belirterek, 'Bölgemizde zafiyet içinde yönetilemez ve saldırgan devletler var. Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik son dönemde yeniden artırdığı saldırganlığı, bize bu gerçeği bir kez daha gösterdi.' dedi.Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'sinin 30 yıldır Ermenistan işgali altında olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, 'Ermenistan, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırıyor. Ermenistan'ın bu eylemleri, savaş suçudur.' ifadesini kullandı.Bu durumda Azerbaycan'ın kendi toprakları ve halkını korumasından daha meşru bir durum olamayacağını dile getiren Çavuşoğlu, bazı aktörlerin Azerbaycan'ın mağduriyetine sessiz kaldığını, 'zalim ile mağduru' aynı kefeye koyduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, bu nedenle kardeş ülkelerin Azerbaycan'la dayanışma sergilemesinin büyük öneme sahip olduğunun altını çizerek, 'Türkiye olarak haklı mücadelesinde can Azerbaycan'ın her zaman yanında durduk, durmaya devam edeceğiz.' diye konuştu. 'Türkiye izleyen değil, inisiyatif alan ülkedir'Uluslararası ilişkilerde kapsamlı bir değişim dönemi yaşandığına ve çok merkezli yeni bir dünya düzeni oluştuğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şöyle devam etti:'Güç dengeleri değişiyor. Jeopolitik rekabet artıyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen aşınıyor, çok taraflılık zemin kaybediyor. Maalesef popülizm, aşırı milliyetçilik, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı tırmanışta. Bu sınamalar karşısında meselelere erken aşamada müdahil olmak ve gündemi şekillendirmek artık bir zorunluluk haline geldi. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye olarak girişimci ve insani dış politika uyguluyoruz. Artık izleyen değil inisiyatif alan, güçlünün arkasında değil mazlumların yanında bir Türkiye var.''FETÖ tehdidi devam ediyor'Diğer taraftan Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'yi ilk ziyaret eden liderin Nazarbayev olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, 'Kazakistan'ın milletimizin yanında durarak gösterdiği bu desteği unutmamız mümkün değil. FETÖ tehdidi, maalesef bugün hala devam ediyor.' uyarısında bulundu.FETÖ'nün sadece Türkiye değil, Kazakistan ve diğer kardeş ülkelerin milli güvenliği için büyük tehdit olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şunları kaydetti:'(Kırgızistan'da) Karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi FETÖ ve Kırgızistan'da yapılanmasıdır. Türkiye'de hain darbe girişimi olduğu zaman, bizzat ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan'da da güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım ve gün geldiği zaman kardeş Kırgızistan'a da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün Kırgızistan'daki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle bir kere daha gördü.' Çavuşoğlu, öğrencilerden de özellikle FETÖ'nün genç beyinleri zehirleyen faaliyetlerine karşı uyanık olmalarını rica etti. 'Kovid-19 mücadelesinde desteğimiz sürecek'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele bağlamında, Türkiye'nin kardeş ülkelere ve ortaklara yardımlarının sürdüğünü ifade eden Çavuşoğlu, 'Dünyada yurt dışı insani yardımlarda birinci sıradayız ve bu dönemde de 154 ülkeye tıbbı malzeme desteğinde bulunduk.' bilgisini verdi.Çavuşoğlu, Kazakistan'a da tıbbı malzeme ve ilaçlardan oluşan iki kapsamlı sevkiyatın yapıldığını, salgınla mücadeleye desteğin süreceğini söyledi.
"2021 Hacı Bektaş Veli Yılı" Logosu Hazır
İSTANBUL (AA) - KÜBRA KARA - Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli yılı ilan edilmesi kapsamında Paris'te özel logoların hazırlandığını söyledi.Evrensel boyuttaki düşünce ve öğretileriyle, asırlardır sevgi, hoşgörü, birlik ve barışın simgesi olmaya devam eden, Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş Veli, ölümünün 750. yılında tüm dünyada anılacak. UNESCO tarafından '2021 Hacı Bektaş Veli Yılı' ilan edilmesi kapsamında Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelerde etkinlikler düzenlenecek. 2021'in 'Hacı Bektaş Veli Yılı' olması yönündeki öneriyi UNESCO'ya sunan Prof. Dr. Öcal Oğuz, önerinin kabul sürecine ve gelecek yıl bu kapsamda yapılacak faaliyetlere ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu. UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümlerinin 1956 yılında başladığını hatırlatan Oğuz, Türkiye'nin bu programa 1981 yılında sunmuş olduğu Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü ile katıldığını aktardı. Bu tarihten sonra Türkiye'nin kimi zaman, UNESCO tarafından verilen 4 öneri sunma hakkını, kimi zaman ise 1 öneri hakkı kullandığı belirten Oğuz; Itri, Piri Reis, Evliya Çelebi, Mevlana gibi isimlerin ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılının şimdiye kadar kabul edilen öneriler olduğunu kaydetti. UNESCO'nun 2 yılda bir konferans yaparak başvuruları duyurduğu söyleyen Oğuz, Hacı Bektaş Veli'nin önerilme sürecini şöyle anlattı:'Bilim, kültür, iletişim yoluyla hangi alanı kullanıyorsa, o şahsiyetin, bulunduğu topluma vizyon verici, barışçıl, ışık açıcı bir yönü olması lazım. Biz de ülke içerisindeki bütün paydaşlarımızla görüşerek önerileri aldık. 2019 yılı içerisinde 22'nin üzerinde önemli şahsiyet ve olay vardı. İran, Azerbaycan ve Balkan devletleriyle ortaklıklar oluşturarak Hacı Bektaş Veli dosyasını UNESCO'ya sunduk. UNESCO da insanlık için önemli olduğu görüşüne vardı.'UNESCO'nun bir ülke tarafından önerilen ismi 2 farklı ülkeden daha destek almasıyla değerlendirmeye aldığını belirten Oğuz, Hacı Bektaş Veli ismi için farklı ülkelerden de destek geldiğini ifade etti.Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli gibi isimlerin yaşadıkları dönemde insanlığı aydınlattıklarına değinen Oğuz, 'Hacı Bektaş Veli gibi şahsiyetler, bilgi ve görgüleriyle, çevrelerine topladıkları insanlara iyiliği, güzelliği, sanatı, gelişmeyi telkin eden önemli kişilerdir. Ahmet Yesevi, öğretileriyle, büyük oranda İslamiyet'in, Türkler tarafından, göçebelikle yaşayanlar tarafından kolayca kabul edilmesini sağlayan bir yol ve yöntem izledi. Anadolu'da o yöntemi Hacı Bektaş Veli de izledi.' diye konuştu.Nevşehir'de sempozyum yapılması planlanıyorTürkiye'de birçok kurum ve kuruluşun 2021'de Hacı Bektaş Veli'yi anmaya yönelik hazırlıklar yaptığını söyleyen Oğuz, özellikle, Hacı Bektaş Veli'nin ömrünü tamamladığı Nevşehir'de yoğun hazırlıkların sürdüğünü bildirdi. Oğuz, sözlerine şöyle devam etti:'Paris'teki UNESCO Genel Direktörlüğünde hazırlanmış özel bir logomuz var. Sadece Hacı Bektaş Veli için kullanılacak olan özel logo 3 dilden oluşuyor: Türkçe, İngilizce ve Fransızca. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın bulunduğu Nevşehir'de, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi bir sempozyum yapmayı planlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Nevşehir Valiliği ile beraber geleneksel Hacı Bektaş Veli etkinliğini gerçekleştirdi ve 'Gelecek yıla hazırlanıyoruz' mesajı verdi.''Hacı Bektaş Veli'yi anlatmak isteyenlerle birlikte çalışmaya hazırız'2021 yılında dünyanın herhangi bir yerinde Hacı Bektaş Veli ile ilgili etkinlik yapılması istendiğinde, kendilerinin katkı sunmaya hazır olduklarını ifade eden Oğuz, bu konuda birlikte çalışabileceklerini, logo başta olmak üzere birçok konuda destek verebileceklerini kaydetti.
Reklam
Bilimsel Kategorilerde Ödül Alan 3 Kadın, 2020 Nobel Ödüllerine Damgasını Vurdu
ANKARA (AA) - EMEL GÖZELLİK - 'Fizik' ve 'kimya' kategorilerinde ödül alan 3 bilim kadını, bu seneki Nobel Ödüllerine damgasını vurdu.Nobel Ödüllerinin internet sitesindeki bilgilere göre, 1901 ila 2020 yıllarında kadınlara 58 kez Nobel Ödülü verildi. Marie Curie, 1903 Nobel Fizik ve 1911 Nobel Kimya olmak üzere 2 kez ödüle layık görüldüğü için şimdiye kadar 57 kadına Nobel verildi. Kategorilere bakıldığında kadınlar 17 Barış, 15 Edebiyat, 12 Tıp, 7 Kimya, 4 Fizik ve 2 Ekonomi Ödülü kazandı. Şimdiye kadar 57 kadından sadece 23’ü 'temel bilimler' olan fizik, kimya ve tıp alanında Nobel’e layık görüldü. 1901-2020'deki dönemde 'bilim' kategorisinde 23 kadına verilen ödülden 3'ü bu yıl verildi.Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna, Crispr-Cas9 genom düzenleme tekniğinin geliştirilmesindeki emekleri için Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülürken, Nobel Fizik Ödülü kara deliklerin keşfine katkı sağlayan çalışmalarından dolayı aralarında Amerikalı gök bilimci Andrea Ghez’in de bulunduğu 3 araştırmacıya verildi. Nobel Tıp Ödülü ise Hepatit-C virüsünün keşfinden ötürü 3 erkek araştırmacı arasında paylaştırıldı. Böylece 2020 Nobel Bilim Ödülleri'nde cinsiyet dağılımı 3 kadın ve 5 erkek şeklinde gerçekleşti.Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, 'kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek' olduNobel Kimya Ödülü bu yıl, 'genom kurgulamasına olanak sağlayan yöntemin geliştirilmesine katkılarından ötürü' Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna'ya verildi.İsveç Kraliyet Bilimler Akademisinden yapılan açıklamada, Charpentier ve Doudna'nın DNA zincirlerini kesmeye ve yeniden birleştirmeye olanak sağlayan 'CRISPR/Cas9' sisteminin geliştirilmesine katkılarından ötürü ödüle layık görüldüğü belirtildi. Açıklamada, 'hayvanların, bitkilerin ve mikro-organizmaların DNA'larının çok hassas şekilde değiştirilmesine imkan sağlayan sistemin yaşam bilimleri üzerinde devrim niteliğinde bir etki yarattığı, kanserin ve kalıtsal hastalıkları tedavi etmeye yönelik umutlara katkı sağladığı' belirtildi. 'Kazandığım ödül, bilim yolunda ilerlemek isteyen kadınlara olumlu mesaj olsun'Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek oldu. Biyokimyacı Charpentier, ödülle ilgili yaptığı açıklamada, 'Nobel ödülüne layık görülmemin, bilim yolunda ilerlemek isteyen genç kadınlar için olumlu bir mesaj olmasını ümit ediyorum.' dedi. Charpentier, bu ödülün bilim kadınlarının yaptıkları araştırma yoluyla da önemli bir etkiye sahip olabileceklerini göstermesine vesile olmasını dilediğini belirtti.Emmanuelle Charpentier, 1968'de Fransa'da dünyaya geldi. Sorbonne Üniversitesinde biyokimya, mikro biyoloji ve genetik eğitimi alan Charpentier, ABD'de New York Üniversitesi ve Viyana Üniversitesinde klinik çalışmalar yürüttü.Charpentier, halen Almanya'da Max Planck Enstitüsünün enfeksiyon biyolojisi bölümünün direktörlüğünü yapıyor.Jennifer A. Doudna, 1964'te ABD'nin Washington kentinde dünyaya geldi. Ponoma Üniversitesindeki eğitiminin ardından Harvard Tıp Fakültesinde doktora yaptı. RNA çalışmalarında uzmanlaşan Doudna, halen Kaliforniya Üniversitesinde öğretim üyeliği yapıyor. Nobel Kimya Ödülü'ne Charpentier ve Doudna'dan önce 5 kadın layık görülmüştü. Marie Curie 1911'de, kızı Irene Joliot-Curie 1935'te, Dorothy Crowfoot Hodgkin 1964'te, Ada Yonath 2009'da ve Frances H. Arnold 2018'de ödülün sahibi olmuştu. - 'Fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim'Andrea Ghez, Nobel Ödülü'ne layık görülmenin sorumluluğunun farkında olduğunu belirterek, 'Umarım, fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim. Fizik, çok keyif alınabilecek bir alan. Eğer bilim konusunda hırslıysanız, tutkularınız varsa yapılacak çok fazla şey var.' ifadesini kullandı.1965'te ABD'nin New York şehrinde doğan Andrea Ghez de ilk kadın astronot olma hayaliyle başladığı bilim yolculuğunda, Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (MIT) fizik dalında lisans ve Kaliforniya Teknoloji Üniversitesinde (Caltech) yüksek lisans dereceleri aldı. Ghez, Hawaii eyaletindeki W. M. Keck Gözlemevindeki optik ve kızılötesi teleskoplarla Sagittarius A bölgesini incelemek üzere çalışmalar yürüttü.Ödül sahiplerinden Amerikalı gökbilimci Ghez, 1901'den bu yana Fizik Ödülü'nü kazanan 4. kadın oldu. 1903'te Marie Curie, 1963'te Maria Goeppert-Mayer ve 2018'de Dana Strickland ödülün sahibi olmuştu.
Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığından Kabakçıoğlu'nun Ölümüne İlişkin Açıklama:
GÜMÜŞHANE (AA) - Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda vefat eden Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma ile ilgili bazı bilgi ve belgelerin kamuoyuna sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını bildirdi.Başsavcılık Medya İletişim Bürosundan yapılan yazılı açıklamada, Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda 29 Ağustos 2020 tarihinde vefat eden hükümözlü Mustafa Kabakçıoğlu'nun ölümüne dair bazı basın yayın organları ve sosyal medyada haberler yer aldığı anımsatıldı.Bu haberler üzerine açıklama yapma ihtiyacı hissedildiği belirtilen açıklamada, Kabakçıoğlu'nun 27 Temmuz'da Şebinkarahisar K2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan Gümüşhane E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na nakil olarak geldiği ve vefat ettiği tarihe kadar burada bulunduğu bilgisi paylaşıldı.Kabakçıoğlu'nun 20 Ağustos'ta rahatsızlandığını bildirmesi üzerine 112 Acil Servis ekiplerinin arandığı, ambulanstaki görevlilerin Kabakçıoğlu'nun hastaneye gitmesi gerektiğini bildirdiği ancak kendisinin iyi olduğunu beyan ederek hastaneye gitmeyi kabul etmediğinin ve oksijen verildiğinin altı çizilen açıklamada, şunlar kaydedildi:'Kovid-19 ile ilgili bugüne kadar alınan tedbirler kapsamında Ceza İnfaz Kurumumuzun rutin uygulaması olan dışarı ile hastane, duruşma veya Ceza İnfaz Kurumuna yeni girme şeklinde temas eden hükümlülerin 14 gün boyunca tekli odaya alınması uygulamasına istinaden hükümözlü oksijen verilme işlemi sonrası tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği, bahçesi bulunan yaklaşık 50 metrekarelik tekli odaya verilmiştir. 24 Ağustos'ta yoğun nefes darlığı şikayeti olduğunu söylemesi üzerine tekrar 112 ekipleri çağırılmış ancak hükümözlü yine hastaneye gitmeyi reddetmiştir. Bunun üzerine hükümözlünün kaldığı koğuşa gerekli sağlık önlemleri alınarak kurum doktoru tarafından girilmiş, muayenesi yapılarak reçete düzenlenmiş ve reçete haricinde revirde bulunan ilaçlardan da gerekli olanlar kendisine verilmiştir.'Kabakçıoğlu'nun günlük genel durum takiplerinin de yapıldığına işaret edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'27 Ağustos'ta tekrar rahatsızlanması üzerine kurum doktoru tarafından Gümüşhane Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniğine acil olarak sevk edilmek istenmiştir. Ancak hükümözlü sevk olmak istemediğini söylemiş ve kendi rızası ile hastaneye gitmemiştir. Ayrıca hastaneye gitmek istemediğine dair dilekçe vermiş, bu durumda revir görevlileri ve Ceza İnfaz Kurumu infaz koruma memurları tarafından tutanak altına alınmıştır. 29 Ağustos tarihinde saat 05.45 sıralarında hükümözlünün kalmakta olduğu odaya girildiğinde sandalyede hareketsiz bir şekilde oturur durumda olduğu görülmüş, herhangi bir tepki vermemesi üzerine 112 Acil Servis görevlileri kuruma davet edilmiş, yapılan kontrollerde şahsın vefat ettiği anlaşılmıştır.'Vefat eden Kabakçıoğlu'na 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde Karadeniz Teknik Üniversitesi Klinik Laboratuvarı tarafından Kovid-19 tespiti amacıyla iki PCR testi yapıldığı ve sonuçlarının negatif olarak tespit edildiği belirtilen açıklamada, cenazenin otopsi işlemi yapılmak üzere Trabzon Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına gönderildiği, otopsi sonucunun ise henüz Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşmadığı aktarıldı.Açıklamada, şunlar kaydedildi:'Müteveffanın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma ile ilgili bazı bilgi ve belgelerin basına ve sosyal medya platformlarına sızdırılması ile ilgili soruşturmanın gizliliğini ihlal ve TCK'nın sair hükümleri doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmış olup, bu tip haberlerin kasıtlı ve marjinal gruplar tarafından toplumda infial yaratmak amacıyla yapıldığı değerlendirilmektedir. Kovid-19 vakasının ülkemizde ilk görüldüğü 11 Mart'tan bu tarafa Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun tavsiyeleri ve Adalet Bakanlığımızın talimatları doğrultusunda salgınla mücadelede gerekli tüm tedbirler tarafımızdan titizlikle alınmış olup, bugüne kadar Ceza İnfaz Kurumumuzda herhangi bir hükümlü veya tutukluda Kovid-19 vakasına rastlanılmamıştır. Hükümlü ve tutukluların sağlıkları ile ilgili tüm tedbirler bugüne kadar alındığı gibi bugünden sonra da tarafımızdan hassasiyetle alınmaya devam edecektir.'
Sağlık Bakanı Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın Ardından Açıklamada Bulundu: (6)
ANKARA (AA)- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadelede şu an herhangi bir ilave kısıtlama ve sokağa çıkma yasağı gibi bir durumun asla düşünülmediğini bildirdi.Koca, Bilkent Yerleşkesi'nde yapılan Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.Avrupa'da bazı kısıtlamaların yeniden getirildiğinin anımsatılması ve Türkiye'de bir kısıtlama döneminin gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine, Bakan Koca, 'Şu an herhangi bir ilave kısıtlamayı, sokağa çıkma yasağı gibi bir durumu asla düşünmüyoruz.' ifadesini kullandı.Koca, Avrupa'da son haftalarda vakaların giderek arttığına işaret ederek şunları söyledi:'Önümüzdeki haftalar ben daha da artacağı kanaatini taşıyorum. Çünkü bizim dışımızdaki ülkeler bu anlamda tedbir almama noktasında bir çaba içindeler. Maske uygulamaları bazı ülkelerde İspanya, Hollanda gibi daha yeni yeni devreye girmeye başladı. Biz kaç aydır toplumda yaygın olarak kapalı ve açık ortamlarda temasın olduğu durumlarda uygulama zorunluluğu getirmiştik biliyorsunuz. Bu anlamda daha erken tedbiri almıştık.'Bakan Koca, Türkiye'nin Avrupa'dan ve yurt dışı ülkelerinden farklı olarak yaygın test yaptığını da anımsattı.Dünyanın birçok ülkesinde olmayan filyasyon denilen temaslı takibinin de Türkiye'de yapıldığını vurgulayan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:'Avrupa bunu yapmıyor. Özellikle solunum sıkıntısı veya semptomu belirginleşmedikçe, solunum sıkıntısı başlamadıkça İngiltere ve benzeri ülkelerde olduğu gibi kişinin hastaneye gelmesi bile istenmiyor ve o dönem test yapılıyor. Biz ise iki semptomu olduğunda test yapmaya başlıyoruz. Bu kişilerin hepsine semptomu olan ve de pozitif bulduğumuz kişilerin hepsine de temaslı takibi yapıyoruz. Bu kişileri izole ettiğimiz gibi, temaslı olan kişileri de izole edip kolluk kuvvetleriyle takip ederek 10 ve 14 günlük duruma göre değişen, bir izolasyon dönemini geçirmiş oluyoruz.'Bakan Koca, Avrupa ülkelerinin hiçbirinin bu anlamda bir takip sistemi yapmadığına işaret etti.'Türkiye antiviral ilaçlarını erken dönemde kullanıyor'Türkiye'nin erken dönemde antiviral ilaçlarını kullandığını da vurgulayan Koca, 'Dünyanın herhangi bir ülkesinde ücretsiz erken dönemde semptomu gelişen kişilere ilaç veren bir başka ülke var mı? Bütün bunlar pandemi ile mücadelemizde bizi yurt dışındaki ülkelere karşı farklı kılıyor, avantajlı kılıyor.' diye konuştu.Koca, Avrupa'da vakaların artışını 3-4 hafta önce öngördüğünü aktararak, şöyle devam etti:'Avrupa bu yaklaşımla sürdürürse daha ciddi tedbirler almak zorunda kalacağını da konuşmuştuk. Bizim burada özellikle Avrupa'da artışın olduğu ve ınfluenzanın, mevsimin değişikliğinin olduğu dönemde, biz de 3-4 hafta öncesinden başlayan düşüşler söz konusu oldu. Niye? Bu tedbirlerdeki farklılığımızdan dolayı oldu. Ankara, İstanbul'un iki katı demiştim, şimdi yarısına düştü dedim. Yüzde 60 oranında Ankara düşmüş oldu. Avrupa her geçen gün artarken Ankara'nın artışın 3-4 hafta da bu noktalara indirebilir olduk.'Bu düşüşlerin ciddi kısıtlamalar yapmamakla da mümkün olduğuna dikkati çeken Koca, maske, mesafe ve el hijyenini tekrar hatırlattı.'Ev içinde en fazla 10 kişi olmalı'Sağlık Bakanı Koca, havanın değişikliği ile ev içi bulaşların arttığını belirterek, 'Bilim Kurulumuzun, 'evlerde 10 kişiyi geçmemek' şeklinde aile içi temasın azaltılması tavsiyesi oldu.' ifadesini kullandı.Açıklanan tabloda vaka ve hasta sayılarının görülüp görülmeyeceği sorusu üzerine Bakan Koca, şu bilgileri verdi:'Bizim test politikamız başından beri değişmedi. Test politikamız rehberimizde belirtildiği şekliyle semptomlu olan kişilere yapılan test politikasıydı. Bu hem rehberimizde yazdığı gibi Dünya Sağlık Örgütü de bunu biliyor ve biz Dünya Sağlık Örgütü'ne de bu çıkan sonuçları ilk günden itibaren bildirmiş oluyoruz. Bunun dışında temmuz ayında değişiklik oldu. Yeni normalleşmeyle birlikte olan değişiklikle ülkeler arası geçişle birlikte, kesitsel taramaları yapma ihtiyacı hissedildi. Bu kesitsel taramalar ve saha çalışmaları semptomlu olan kişilere yapılan çalışmalar değil. Bulgusu olan kişilere değil, tarama anlamında. Bunu ayırmak anlamında temmuz ayında semptomu olan, testi pozitif olan kişileri biz rehberimizde hasta olarak tanımlamıştık zaten. O nedenle vatandaşa karşı sorumluluğumuzun gereği olarak o taramaları ilave etmediğimiz için hasta olarak kullanmış olduk.'Bakan Koca, Milli Eğitimin devreye girmesiyle birlikte okullarda ve üniversitelerde benzer şekilde taramaların yapılabileceğini söyledi.Salgın ile mücadelenin dinamik bir mücadele olduğunu ifade eden Koca, şunları kaydetti:'Saha çalışmaları dışında bu tarz kesitsel çalışmaların niteliği de artmış olacak. Onları vatandaşımızla paylaştığımız gibi Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) de bildirmiş olacağız. Bugün havaalanında yapılmış olan 490 bin testten bahsettim ve pozitif oranlarını söyledim. Bu daha önce hasta olarak bizim ifade ettiğimiz tabloda yer almayan bir sayıydı. Çünkü bu vakaydı. Semptomu olmayan taşıyıcı olan kişilerdi, bunu da bugün söylemiş oldum.''Bu başarıyı lütfen gölgelemeyelim' Yarın veya daha sonraki günler kesitsel çalışmalar ve taramaların yapılacağını aktaran Koca, şöyle konuştu:'Hatta geçmişe dönük kesitsel taramaları da yer yer vatandaşımızla paylaşıp DSÖ ile paylaşacağız demiştik. Temmuz ayından itibaren kesitsel taramalar yani OSB, havaalanı, sporcular hatta özel sektörün önünü açtık biliyorsunuz daha önce özel sektörde yapılmıyordu. Tercihe bağlı olarak semptomu olmayan kişilerin yaptığı testler var. Bunlar da bizim sistemizin içinde. Bunları da yer yer açıklayacağız.'Bakan Koca, şu değerlendirmelerde bulundu:'Vatandaşımız şundan emin olsun, testi pozitif olan semptomu, bulgusu olsun olmasın pandemiyle mücadelede bizim sonuç almamız gerekiyor, testi pozitif olan veya temaslı olup bulgusu olan veya bulgusu olmayan biz herkesi izole ediyoruz. Bu kişilerin temaslılılarını bulduğumuz gibi, izole ettiğimiz gibi, HES sistemine de hepsini kayıt ediyoruz. HES sisteminde sadece pozitif kişiler yok, semptomu olan pozitif kişiler var semptomu olmayan pozitif kişiler var, semptomu olan ya da olmayan pozitif kişilerle temas etmiş olan riskli olarak adlandırdığımız herkes var. Mücadelede sonuç almak için bunu yapmak zorundasınız.'Bu mücadelede rakamların gizlenmeyeceğini vurgulayan Koca, 'Biz ötesini yapıyoruz. Mücadelede şuna inanalım, bütün bu dünyadaki artışa rağmen bu başarı 83 milyonun başarısı 1 milyon 100 bin sağlık çalışanımızın başarısı. Bu başarıyı lütfen gölgelemeyelim hepimiz gurur duyalım. Bundan sonra da 83 milyon bir ve beraber olalım birlikte mücadele edelim. Pandemi ile ancak böyle mücadele edilebilir böyle sonuç alınabilir. Gizlenerek olmaz, mücadeleyi sahada daha dinamik yapıyor olmalıyız.' ifadelerini kullandı. Yoğun bakım yatak doluluk oranlarıSağlık Bakanı Koca, açıklanan yoğun bakım yatak doluluk oranlarına özel hastanelerin dahil olup olmadığı yönündeki soru üzerine, 'Bu bizim üniversiteler dahil olmak üzere olan oranlar, özel sektör bunun içinde yok.' dedi. Koca, şöyle devam etti:'Burada şunu söylemek istiyorum, bizim bu oranlardan bahsederken, 'erişkin yoğun bakım, yüzde 65,4' diyoruz. Yüzde 65 gibi bir rakamın yüzde 100'e yakın olduğunu 3'te 2'sinin dolu olduğunu, 3'te 1 vaka ilavesi veya hasta ilavesiyle kapasitenin dolacağı gibi bir yanlış algı oluşabilir. Yani ağır hastamız 1418, 'yüzde 50 artarsa yataklarımız dolacak' gibi bir algı asla oluşmasın. Yüzde 65'ten kasıt 28 bin 500'e yakın erişkin yoğun bakım yatağımız var, çocuk ve yenidoğanı kast etmiyorum, 44 bin toplam. 28 bin 500'ün yüzde 65'inden bahsediyorum. Dolayısıyla 18-19 bin sadece Kovid hastalarıyla ilgili ayrılmış olan yataklar değil, bunun içinde 1400 ağır hasta, geri kalan hafif olan yatan hasta grubu da var ama yoğun bakımda değil, gerisi bizim normal, rutin devam eden hastalarımızın müdahaleleri sonrası yoğun bakıma giren hastalar. Yani kovid olmayan, ağırlıklı kovid olmayan hasta. Geriye 11 bine yakın boş yatak demektir. Ağır vakamız 1400. Bu durumda 7 kat daha, ağır hastanız olduğunda ve bu hastaları, kovidli hastaları bu boş yataklara ayırdığınızda, kullanabilir olduğunda dolabilir olacak. Dolayısıyla bu anlamda bir sorun yok. Toplam yatağımız 244 bin. Yani yaklaşık 122 bin yatağımız boş demektir.'Koca, Türkiye'nin sağlık altyapısıyla fedakar ve özverili çalışan güçlü bir sağlık ordusunu olduğuna tekrar vurgu yaptı. Gözleri dolarak rakamları açıkladı Bakan Koca, test sonucu pozitif çıkan ve hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısına ilişkin soruyu ise gözleri dolarak yanıtladı.Kovid servisi, yoğun bakım, acil servis gibi alanlarda çalışan sağlık personelinin talepleri halinde haftalık taramalarının yapıldığını bildiren Koca, şunları kaydetti:'Sağlık çalışanlarımız içinde testi pozitif olanların sayısı 40 bini geçti. Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımızın sayısı da son dönem arttı maalesef. Sayıları 100'ü geçti. Hayatını kaybedenlerin sayısının 107 olduğunu söyleyebilirim. Yakınlarına ve hepimize başsağlığı, Allah'tan rahmet diliyorum.' (Bitti)
Reklam