onedio
İran Dışişleri Bakanı Zarif, Yaptırımların Kaldırılmaması Halinde Nükleer Faaliyetleri Genişleteceklerini Açıkladı
ANKARA (AA) - İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, ABD ve Avrupa'nın yaptırımları kaldıracak adımlar atmaması halinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerdeki denetimlerini azaltmak dahil olmak üzere nükleer programı genişletecek adımlar atacaklarını söyledi. Zarif, İran devriminin 42'nci yıl dönümü münasebetiyle yayımladığı yazılı mesajında, ABD ve komşu ülkelerle ilişkiler ve ülkesinin nükleer programı hakkında açıklamalarda bulundu. ABD yönetimine nükleer anlaşmaya dönerek yaptırımları kaldırması çağrısını yineleyen Zarif, 'Washington'daki yeni yönetimle yeni bir yaklaşım deneme fırsatı var ancak mevcut pencere hızla kapanıyor.' ifadelerini kullandı. ABD ve Avrupa'nın nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmemesi halinde yakında nükleer alanda yeni adımlar atacaklarını vurgulayan Zarif, mesajında şu ifadelere yerdi:'Meclisimiz tarafından kabul edilen ve nükleer programımızı genişletmek ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın müfettişleri ile işbirliğimizi azaltmak da dahil olmak üzere alınacak bu tedbirler, nükleer anlaşma kapsamındaki haklarımızla da uyumludur. Bu adımlar yalnızca ABD yönetiminin, Trump'ın (İran'a karşı) azami başarısızlığından ders almaya karar vermesi halinde önlenebilir.' değerlendirmesinde bulundu. İran'ın komşularıyla her zaman iyi ilişkilerden yana olduğunu ifade eden Zarif, bölge ülkelerinin yabancı güçlere güvenmek yerine birbirlerine güvenmesi gerektiğini kaydetti. İran ile ABD arasında nükleer anlaşma düğümü İran ile ABD, Çin, Fransa, Almanya, Rusya ve İngiltere arasında 2015'te Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin düzenlendiği ve denetim altına alındığı bir anlaşma imzalanmıştı.ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelmesinin ardından Washington, 8 Mayıs 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilerek, İran'a yeniden yaptırım uygulamaya başlamıştı.Tahran da yaptırımlara karşılık 5 Ocak 2020'de anlaşmadaki taahhütlerini tamamen durdurmuş ve yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme işlemi dahil bir dizi adım atmıştı. İran, 27 Kasım 2020'de bilim insanı Muhsin Fahrizade'ye düzenlenen suikastın ardından hükümetin itirazlarına rağmen 1 Aralık 2020'de Mecliste onaylanan nükleer yasa kapsamında, 5 Ocak'ta uranyumu yüzde 20 zenginleştirdiğini, 13 Ocak'ta da nükleer silah üretiminde de kullanılan uranyum metali üretimi için çalışmalara başladığını duyurmuştu. Yasa ayrıca, nükleer anlaşmanın taraflarının 21 Şubat'a kadar Tahran'ın bankacılık ilişkilerini ve petrol ihracatını normale döndürecek adımlar atmaması halinde, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) kapsamında 2016'dan bu yana gönüllü olarak uyguladığı Ek Protokol'den ayrılmasını zorunlu kılıyor. Tahran yönetimi, Ek Protokol uyarınca, UAEA müfettişlerinin nükleer tesislerini istedikleri anda aniden denetlemelerine izin vermişti. ABD'de göreve gelen Biden yönetimi, Tahran'ın anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesi halinde anlaşmaya geri döneceklerini duyurmuştu. İran ise anlaşmadan çekilen taraf olarak öncelikle ABD'nin anlaşmaya dönmesini ve yaptırımlarını kaldırmasını istiyor.
İçişleri Bakanı Soylu, Yeni Afad Uygulaması Hazırladıklarını Açıkladı:
ANKARA (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığınca yeni bir uygulama geliştirildiğini belirterek 'Deprem olduğu zaman bizi otomatik olarak toplanma alanına götürecek. Enkaz altında kalırsak otomatik olarak mesajlaşma sistemi oluşturacak. Enkaz altında kalır ve konuşmak istersek en yakın cep telefonunu ve en yakın iletişim merkezini santral olarak görecek ve onun üzerinden iletişimi sağlayacak.' dedi.Soylu, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi'nde (GAMER) tüm valilerle telekonferans yöntemiyle görüştü.Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk ile diğer yetkililerin de katılımıyla düzenlenen toplantıda, Yeşilay çalışmaları ve gündemdeki diğer konular ele alındı.Soylu, programda yaptığı konuşmada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, afetler ve toplumsal olayların yanı sıra 2021'de uyuşturucuyla mücadelenin en öncelikli konulardan biri olması gerektiğini söyledi.Uyuşturucu madde bağlantılı ölümlerin 941'den 250'ye kadar gerilediğini ifade eden Soylu, bunun kendileri için önemli bir veri ve doğru istikamette gidildiğinin bir işareti olduğunu bildirdi.Soylu, bu yıl özellikle sokak satıcılarına çok kuvvetli bir baskı istediğini vurgulayarak Açık Kapı ihbarlarını çok iyi değerlendirmek gerektiğine işaret etti.Uyuşturucuyla Mücadele Aplikasyonu'nda (UYUMA) bu yılki hedefin 500 bin indirmeyi yakalayabilmek olduğunu belirten Soylu, uygulamanın şu anki indirilme sayısının 195 bin 800 olduğunu söyledi.Uygulamanın indirilme sayısının artmasına bağlı olarak ihbar sayısının da artacağına işaret eden Soylu, ihbarların artmasını eleştirmediklerini, faydalı olacağını düşündüklerini kaydetti.Soylu, ailelerin 'Benim çocuğum yapmaz' anlayışının uyuşturucuyla mücadelede karşılarındaki en büyük duvar olduğunu belirterek, valilerden bu mücadelede kendilerini kamu yöneticisi olarak değil anne ve baba olarak görmelerini istedi.Metruk Bina Veri Tabanı'nın güncellenmesi gerektiğini ifade eden Soylu, bu uygulamaya başladıklarında 40 bin metruk bina olduğu bilgisinin geldiğini, bunun daha sonra 95 bin 918 sayısına ulaştığını ve bunlardan 62 bininin yıkıldığını, 14 bin 861'inin ise restore edildiğini bildirdi.Kovid-19 nedeniyle 2019-2020 yılları arasında ele geçirilen skunk, kokain ve afyon miktarının azaldığını belirten Soylu, buna karşın içeride esrar ve kenevir üretiminin, sentetik ecza kullanımının arttığına dikkati çekti.Afetlerle mücadeleTürkiye'nin her yerinde depremler yaşandığını belirten Soylu, bütün bilim insanlarının, yakın zamanda yıkıcı deprem yaşanacağına işaret ettiklerini söyledi.Valilerden illerindeki deprem hazırlıklarını kontrol etmelerini isteyen Soylu, 2021 Afet Eğitim Yılı kapsamında, yılbaşından bugüne kadar valilere, 1106 mülki idare amirine ve 132 bin vatandaşa Afet Farkındalık Eğitimi, 1402 personele Afet Farkındalık Eğitmen Eğitimi verildiğini, sosyal medyada paylaşılan afet eğitimi videolarının 500 bin izlenme sayısına ulaştığını aktardı.Soylu, 'Bu kampanyanın bu yıl sonu itibarıyla hedefi 51 milyon vatandaşımıza ulaşmaktır. Öte yandan il risk azaltma planlarını hazırlıyoruz. 2020 sonuna kadar 7 ilin planı tamamlanmıştı. 2021 sonu hedefimiz, tüm illerimizin risk azaltma planlarını tamamlamaktır.' diye konuştu.Yeni bir AFAD uygulaması hazırladıklarını belirten Soylu, uygulamanın dünyada eşi benzeri olmadığını ifade etti.Uygulamanın, operatörlerle iş birliği içinde geliştirildiğini kaydeden Soylu, 'Deprem olduğu zaman bizi otomatik olarak toplanma alanına götürecek. Enkaz altında kalırsak otomatik olarak mesajlaşma sistemi oluşturacak. Enkaz altında kalır ve konuşmak istersek en yakın cep telefonunu ve en yakın iletişim merkezini santral olarak görecek ve onun üzerinden iletişimi sağlayacak.' diye konuştu.Polis, jandarma ve sahil güvenlik telsiz sistemleri entegre ediliyorBir müjde daha vermek istediğini belirten Soylu, şunları kaydetti:'Bunu da Bakanlığımız Bilgi İşlem Birimi gerçekleştirdi. Bu da yerli ve milli yazılım. 4 yıldır bunun peşindeyiz. Biz DMR ile yani emniyet telsiz sistemini, jandarma ve sahil güvenlik telsiz sistemleriyle konuşturmak istiyorduk. Bu, bizim çok istediğimiz bir şeydi. Bunu ne için istiyorduk. Allah muhafaza Türkiye'nin tamamını etkileyen afet, bir saldırı anında Türkiye'nin tüm uçlarına aynı talimatla ulaşabilme mantığını gerçekleştirmek istiyorduk. Bakanlık Bilgi İşlem Birimini de tebrik ediyorum. Polis, jandarma ve sahil güvenlik telsizini ayrı ayrı programlar olmasına rağmen konuşturuyorlar. İlk uygulamayı Ağrı'da gerçekleştirdiler. Orada pilot uygulaması yapılıyor. Tüm Türkiye'ye yayacağız.'Tüm asayiş olaylarında 2020'de bir önceki yıla göre yüzde 3,3 azalma olduğunu belirten Soylu, evden hırsızlık günlük ortalamasının, 172'den 158'e gerilediğini, 2021 yılı hedefinin, bu sayıyı 100'ün altına düşürmek olduğunu söyledi.Trafik kazalarında yaşanan can kayıplarındaki hedefi, 2021 yılı için 4 bin 500 olarak belirlediklerini ifade eden Soylu, bu rakama düşmenin kendileri için çok önemli olduğunu bildirdi.Kadın Destek (KADES) uygulamasında 1 milyon 474 bin indirme ve 83 bin ihbar sayısına ulaşıldığını belirten Soylu, aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla oluşturulan Elektronik Kelepçe İzleme Merkezi'nin devreye alındığını hatırlattı.
Koronavirüs Bilim Kurulu Toplanacak
ANKARA (AA) - Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısı sonrası bugün saat 19.00'da açıklama yapacak. Koronavirüs Bilim Kurulu üyeleri, Bakanlığın Bilkent Yerleşkesi'nde, Sağlık Bakanı Koca başkanlığında saat 17.00'de bir araya gelecek.Toplantı sonrası Bakan Koca, saat 19.00'da basın açıklama yapacak.
Reklam
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Aa Editör Masası'na Konuk Oldu: (5)
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, inaktif, VLP ve adenovirüs olmak üzere şu anda insan deneyleri başlayacak 3 aşı adayının olduğunu belirterek, 'Şu anda ilk faz 1 çalışma ruhsatı alacak bu 3 aşı adayından hangisi faza geçerse ben gönüllü olmaya adayım. Zaten kaydımı da yaptırdım. Tüm Türkiye'ye çağrı yapmak istiyorum.' dedi.Bakan Varank, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.'Herkes aşı üretti biz neden aşı üretmedik' eleştirilerinin sorulması üzerine Varank, 'Dünyada önemli ülkelerin önemli aşı çalışmaları var. 'Herkes aşı üretti biz üretmedik' diyenler bence dünyayı iyi takip etmiyorlar. Dünyada herkes aşı üretmedi. Şu anda aşı geliştirme aşamasında olanlar var, üretmeyi başaranlar var.' yanıtını verdi. Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) Türkiye'de görülmeden toplantı yaptıklarını hatırlatan Varank, bilim insanlarıyla virüsle mücadelede neler yapılabileceğini konuştuklarını söyledi.Varank, toplantı sonucunda TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu'nu kurduklarını anımsatarak, şunları kaydetti:'Özellikle salgınla mücadelede hangi alanlara yoğunlaşmalıyız, bunun planlarını yaptık. Burada 17 farklı aşı ve ilaç geliştirme projesini destekleme kararı aldık. O zamanlar biz Türkiye'deki kabiliyetlerin ne seviyede olduğunu çok da iyi bilmiyorduk. Platformu kurduğumuzda yürütülen çalışmaları doğru şekilde koordine edip desteklediğinizde ve yönlendirdiğinizde aslında bilim insanlarımız dünyadaki bütün çalışmalarla rekabet edebilir işleri yapabiliyorlar. Dolayısıyla o platform çatısı altına aşı ve ilaç çalışmalarını desteklemeye başladık.' 'Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde Türkiye aşı üretebiliyordu, AK Parti geldi bunu ortadan kaldırdı' görüşünün' kamuoyunu yanıltmak için kullanılan bir yalandan ibaret olduğuna işaret eden Varank, enstitüde son aşının 1998'de üretildiğini ve o tarihten sonra altyapının dünyadaki teknolojilere göre geride kaldığı için faaliyetlerin durdurulduğunu anlattı. Varank, 'Biz, AK Parti olarak, 18 yılda Ar-Ge faaliyetlerine verdiğimiz desteklerle, kurduğumuz altyapılarla TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu çatısı altında başladığımız çalışmaları birleştirdiğimizde bu kabiliyetlerimizi çok daha hızlı şekilde ürünleştirecek çalışmanın içerisine girmiş olduk.' dedi.'İnsan denemelerine başlayacak 3 tane aşı adayımız var'Aşı çalışmalarının büyük bir hızla devam ettiğine dikkati çeken Bakan Varank, şu ifadeleri kullandı:'Bizim şu an da klinik çalışma diyebileceğimiz yani insan denemelerine başlayacak 3 tane aşı adayımız var. Bunlardan bir tanesi inaktif aşı dediğimiz, Çin'den de gelen aşıyla aynı teknolojiyi kullanan aşı, ikincisi virüs benzeri parçacıklar (VLP) dediğimiz, dünyada çok fazla üzerine yatırım yapılmayan ama aslında oldukça etkili olduğunu hayvan deneylerinden gördüğümüz bir aşı adayı. Bir tanesi de adenovirüs temelli dediğimiz, Ankara'dan bir hocamızın aşı çalışması. Bu 3 aşıda da gerekli bütün çalışmalarımızı tamamladık, ara sonuçlarımızı Sağlık Bakanlığına teslim ettik. Onlar da bütün değerlendirmeleri yaptıktan sonra bu aşıların insan deneyine geçilip geçilmemesiyle ilgili izni verecekler.'Aşıların Türkiye'de üretilip üretilemeyeceği ilişkin altyapının olup olmadığıyla ilgili de çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Varank, araştırmalar sonucu 3 farklı özel sektör altyapısı bulduklarını bildirdi.Türkiye'nin bu konuda yeterli kabiliyetleri kazandığını dile getiren Varank, 'Böyle bir salgın ortamı ortaya çıkmadığı için aşı çalışmalarında sıkı bir koordinasyon oluşturmadığı için belki bu alanda geç kalmış gözüküyor olabiliriz. Bunlar insan sağlığını ilgilendiren hususlar olduğu için süreçler uzun sürüyor. Yani faz 1, faz 2 çalışması yapmamız gerek, daha sonra faz 3 çalışması dediğimiz belki 10 bin insan üzerinde aşı adayınızı deneyerek, daha sonra bu aşı gerçekten hem insan sağlığına zararlı değil, hem istediği etkiyi oluşturuyor diyebiliyorsunuz ama bizim bilim insanlarımızın gösterdiği gayretin ben hiçbir ülkede gösterildiğini düşünmüyorum.' şeklinde konuştu.Varank, Sağlık Bakanlığının izni sonrasında klinik çalışmalara başlayıp, çok hızlı bir şekilde ilerlediklerinde sadece ülkeye değil, tüm dünyaya faydası olabilecek aşılar üretileceğini ifade etti.Bakan Varank, 'Şu anda biz ülkelerle görüşmelerimizi yapıyoruz. Çok büyük nüfuslara sahip ülkelere faz 3 çalışmalarını beraber yapalım diye tekliflerimizi götürdük. Ortak üretim yapabilir miyiz diye, şu anda bunların görüşmelerini yapıyoruz. Şu anda ilk faz 1 çalışma ruhsatı alacak. Bu 3 aşı adayından hangisi faza geçerse ben gönüllü olmaya adayım. Zaten kaydımı da yaptırdım. Tüm Türkiye'ye çağrı yapmak istiyorum. Lütfen vatandaşımız da bu işlerde gönüllü olmayı denesinler. Bilime bu şekilde katkı sağlanıyor.' değerlendirmesinde bulundu.İlaç çalışmalarında da insan deneyine gelmiş 3 ilaç adayı olduğunu vurgulayan Varank, bunların hem virüsün yayılımını engelleyen hem de tedavide kullanılan ilaçlar olduğunu söyledi. 'TÜBİTAK Başkanımız, Uğur Hoca ile irtibat halinde'Almanya merkezli biyoteknoloji firması BioNTech'in kurucuları ve Kovid-19 aşısının geliştiricilerinden Prof. Dr. Uğur Şahin ile Türkiye'nin temasları hakkında da bilgi veren Varank, 'Uğur Hoca'yla TÜBİTAK Başkanımız Hasan Mandal, nisan ayından beri görüşüyorlar. Uğur Şahin Hoca, aslında, Kovid-19'la gündeme gelmiş olsa da başka bir sürü biyoteknoloji alanındaki çalışmalarıyla da ön plana çıkmış değerli bir bilim insanı ve Türkiye'de de özellikle kanser araştırmalarıyla ilgili çalışmalar yapmak istiyor. Bu manada da Türkiye'de bir merkez kurmak için bizimle görüşmelere devam ediyor.' dedi.Türkiye'deki altyapılarla ilgili Şahin'i bilgilendirdiklerini kaydeden Varank, hem kamu kurumları hem de özel sektörün kabiliyetleri konusunda kendisini haberdar ettiklerini belirtti. Kovid-19 aşı çalışmalarının yanı sıra Türkiye'de neler yapabilecekleri konusunda görüştüklerini bildiren Varank, 'Hoca kendi planlamalarını şu anda yapıyor ve dediğim gibi Türkiye'de bir merkez kurmak istiyor.' ifadesini kullandı. Varank, Şahin'e ortak üretim konusunda teklif yaptıklarına da değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:'Kendilerine ortak üretimle ilgili de tekliflerimizi yaptık. Oldukça gündemde bir konu bunun üretimi. Avrupa Birliği, Amerika ilişkileri gibi farklı konular gündemde ama iletişimimiz devam ediyor. Kendilerini Türkiye'de ağırlamaktan, burada onların bir merkezine ev sahipliği yapmaktan memnun oluruz. Küresel firmaların Türkiye'de yatırımları var. Ar-Ge alanında yatırım yapan çok ciddi şirketler var. Eğer Uğur Şahin Hoca da Türkiye'ye gelirse hem buradan fayda görür hem de Türkiye'deki kabiliyetlerle kendi işine katkı sağlar diye düşünüyoruz.'(Bitti)
Reklam
Muğla'da Kovid-19'U Yenen 98 Yaşındaki Kadın Taburcu Edildi
MUĞLA (AA) - Muğla'da kronik rahatsızlarına rağmen yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen 98 yaşındaki kadın, herkese moral oldu.Mide kanaması, halsizlik ve öksürük şikayetiyle Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 98 yaşındaki Behiye Türkler, Kovid-19 testinin pozitif çıkması üzerine tedaviye alındı.Türkler, 17 günlük tedavisinin ardından hastalığı yenerek hastaneden taburcu edildi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Şahin, Behiye Türkler'i taburcu etmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.Salgın sürecinde çok sayıda vaka gördüklerini anlatan Şahin, '10 gün yoğun bakımda, 7 gün serviste tedavi gördü. Bu süreçte kendisi hepimize bir moral kaynağı oldu. Taburcu edilerek evine götürülen 6 çocuk ve 8 torun sahibi Behiye ninemiz yakınları tarafından özenle bakılıyor.' dedi.Kovid-19'un genç, yaşlı demeden bütün insanlığı etkilediğini vurgulayan Şahin, herkesin tedbirlere uyması gerektiğini söyledi.
Yapımcı Bülent Turgut "Süper Kahraman" Evrenini Anlattı:
İSTANBUL (AA) - 'Filinta' ve 'Yüzleşme' adlı dizilerin yapımcıları arasında yer alan Bülent Turgut, Zeytinburnu Belediyesi tarafından düzenlenen 'Konuşmalar' programının konuğu oldu.Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen ve 'Zeytinburnu Kültür Sanat' YouTube kanalından canlı yayınlanan söyleşiyi Anadolu Ajansı (AA) Kültür Sanat Haberleri Editörü Bünyamin Yılmaz yönetti.Turgut, 2015 yılında Filinta dizisini yaptıktan sonra Türkiye'nin ilk süper kahraman evrenini oluşturmak için araştırmalara başladığını belirterek, 'Lost' ve 'Prison Break' adlı dizilerin yönetmenliğini yapan Bobby Roth ile süper kahraman evreni 'T-World'ün hazırlıklarını sürdürdüklerini söyledi.Yaklaşık 2,5 yıl boyunca Türkçe konuşan Müslüman coğrafyada, ortak kültür değerlerinde buluşmuş bir evren oluşturmak amacıyla çalıştıklarına değinen Turgut, 'Hikayesi, karakterleri, işin teolojik ve mitolojik boyutu, kahramanların dayandığı arketipler derken, bir de 'Bu işin prodüksiyon olarak Türkiye'de yapılması için nelere ihtiyacımız var?' sorusuna cevap aradık. Bu işi Amerikalılar çok iyi yapıyor. Biz de onlara öykünmeyen ama bu coğrafyada onların kullandığı üretim teknolojilerini kullanabilen bir süper kahraman evreni ortaya çıkardık.' dedi.'Yakın zamanda T-World'ün prodüksiyonuna başlanacak''T-World' için prodüksiyon, aksiyon ekipleri, sanat, kostüm, dijital efektler, ürün tasarımı, oyun ve kitap gibi pek çok alanda hazırlıklar yaptıklarını dile getiren Turgut, Türkiye, ABD, Meksika ve Macaristan'da dört farklı ekiple çalışıldığının altını çizerek, yakın zamanda prodüksiyona başlanacağını kaydetti.Bület Turgut, yapımda sadece Türk karakterlerin bulunmadığınına vurgu yaparak şu bilgileri verdi:'İlk pakette Türk ağırlıklı ama amacımız bu coğrafyadan beslenmek. Biz 36 karakterden 6-7 tanesini şu an koyuyoruz. Filistinli bir Ahmet karakteri var, ikinci paketimizde girecek. Rus, İranlı, Özbek karakterler de var. Talip olduğumuz coğrafyada, hitap etmek istediğimiz nüfus yaklaşık iki milyar kişi. Bu yıl sonunda aralık ayında 13 bölümlük ilk paketimizi izleyecekler.'Hikayecilik anlamında ABD'li süper kahraman yapımlarından farklı bir yol izlemek zorunda olduklarına işaret eden Turgut, 'Ölümsüz süper kahraman yapamazsınız. Çünkü Suriye'de, Irak'ta milyonlarca insan öldü. Dolayısıyla siz bunların karşısına böyle kahramanlarla çıkarsanız, algınızda ciddi sıkıntılar doğar, izleyici reddeder. Karakter dünyamızı bu coğrafyanın gerçekliği içerisinde geliştirdik.'Turgut, Türk yapımı dizilerin dünyada gördüğü ilgiye değinerek, 'Türkiye'de dizi endüstrisinde çok iyiyiz. Yani melodram anlatılacaksa bu konuda Türkiye'de gerçekten çok büyük yetenekler var. Çok kısa sürede çok hızlı, çok uzun süreli diziler üretebiliyoruz. Ama süper kahramanlı fantastik yapımların aksiyonu var, bilgisayar efektleri, özel efektleri, kostüm gibi başka özellikleri de var.' diye konuştu.'Bu coğrafyada binlerce kahramanımız var''Batman' ve 'Superman' gibi karakterlerin ortaya çıkışına ve T-World'deki kahramanların özelliklerine ilişkin bilgi veren Turgut, 'Bizim bu coğrafyada, bu kültürün içerisinde yakın tarihimizden tutun da başlangıcına kadar binlerce kahramanımız var.' değerlendirmesinde bulundu.Bülent Turgut, dijital mecraları da kapsayan farklı bir iş modeliyle yola çıktıklarını aktardı.Türkiye'nin genç nüfusu içerisinde teknolojiyi çok iyi bilen çok sayıda insan olduğunu dile getiren Turgut, kendini ifade etmek için bu alanı seçen bazı genç isimlerin de T-World bünyesinde çalışma imkanı bulduğunu, bundan sonra da kurumsal yapıyla gelen taleplerin değerlendirilmesi için çalışmaya devam edeceklerini anlattı.Turgut, Filinta dizisinin günün koşullarında Türkiye'de yapılmış en büyük prodüksiyonlardan biri olduğunu vurgulayarak, 'Bugünkü parayla bölüm başı 250 bin dolara mal oldu. Netflix herhangi bir bilim kurguya, 7 milyon dolar veriyor.' dedi.TRT Belgesel'deki 'Büyük Düşler Büyük İşler' adlı yapıma da değinen Turgut, 'Şu ana kadar 15 bölüm çektik. O kadar iyi ve yetenekli çocuklar gördük ki, bu 15 köyden en az 50 dev bilim adamı çıkacağından eminim.' değerlendirmesini yaptı.Bülent Turgut, gençlere, yaşadıkları coğrafyanın değerlerini keşfetmelerini tavsiye ederek, 'Hiçbir eksiğimiz yok, kendimize inanalım. Bu ülkeden binlerce insan çıktı, dünyanın her tarafında faaliyet gösteriyor. Ben elliden fazla ülkeyi gezdim. Yeter ki koşulları oluşsun, yapamayacağımız bir şey yok.' ifadelerini kullandı.
Cern'deki Çalışmalarıyla Türk Kadınına Örnek Oluyor
KONYA (AA) - ZEHRA MELEK ÇAT - Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) 16 yıldır Türkiye'yi temsil eden ve CERN kurullarından PECFA'nın Türkiye adına genel kurul üyesi olan Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayben Karasu Uysal, Türk kadınına örnek oluyor.Çocukluğundan beri fiziğe ilgi duyan Uysal, Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümündeki lisans eğitiminin ardından doktorasını yapmak için İsviçre'ye gitti. Geçen yıl profesör unvanını alan Uysal, CERN bünyesinde çalışmalar yürüten ALICE Deneyi Türkiye Takımı'nın liderliğini yapıyor. Uysal, CERN bünyesinde yürüttüğü iki projede de kadınlara daha çok yer veriyor. KTO Karatay Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012'den beri CERN-ALICE Deneyi ile Karatay Üniversitesi arasındaki iletişimi sağladığını, bilimsel araştırmalara katıldığını ve öğrenci yetiştirdiğini anlattı.CERN'de veri analizcisi olarak görev yaptığını dile getiren Uysal, 'Işık hızına çok yakın hızlarda çarpışan atom altı parçacıkların analizlerini yapıp evrenin oluşumuyla ilgili bilgiler edinmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda üniversitenin takım lideri olarak Türkiye ile ALICE Deneyi arasında da iletişim sağlıyorum. Karatay Üniversitesi ALICE Deneyi'ne tam üye olan tek Türk üniversitesidir. Bu kapsamda veri analizleri yapmak, dedektörlerin kurulum ve işletme aşamalarında görev almak gibi çok çeşitli sorumluluklarımız bulunmaktadır.' dedi.'CERN'de de kadın bilim insanı az'Prof. Dr. Uysal, bütün dünyada olduğu gibi CERN'de de kadın bilim insanı oranının yüzde 20 seviyelerinde bulunduğunu ve bu sayının arttırılmasının önem taşıdığını vurgulayarak şunları kaydetti:'Bilim ve teknoloji alanlarında çalışan kadınların sayısı tüm dünyada arttırılmaya çalışılıyor. Tabii ki bu çok önemli. Temel bilim alanında 16 yıldır çalışan bir bilim insanı olarak, kız öğrencilere pozitif ayrımcılık yapıyorum. Ben de kadın öğrenciler özellikle yüksek enerji fiziği çalışmalarında çok daha detaycı olabiliyorlar. Kadınların kişilik özellikleri, özellikle fizik ve yüksek enerji fiziği alanına çok uyumlu. Bu nedenle, kadın öğrencilerin özellikle yüksek enerji fiziği alanında yetişmesini çok istiyorum. Deneysel yüksek enerji fiziği çalışmalarında dünyadaki en gelişmiş donanım ve yazılım teknolojileri öğrenilip kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmaların yapay zeka teknolojilerinden tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerine kadar birçok alanda uygulamaları vardır. Türk bilim insanlarının ve özellikle kadınların bu alanlarda tecrübe sahibi olmaları, ülkemizin refah ve gelişmişlik düzeyini yükseltecektir.'Dünyada da bilim alanında kadınlara pozitif ayrımcılık yapıldığını ifade eden Uysal, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin kadınların iş yaşamının her alanında olduğu gibi bilimsel çalışmalarda da yer almasıyla yükseleceğini söyledi.CERN'deki faaliyetlerinin bilimsel çalışma yapmak isteyen kadınlara örnek ve moral olduğunu dile getiren Uysal, kendi alanında kadınların önünü açmaya çalıştığını bildirdi.Uysal, çalışma ekibinde de kadınların sayısının erkeklere oranla daha fazla olduğunu vurgulayarak, CERN'de yürüttüğü iki ayrı projenin birinde sadece 4 kadınla, diğerinde de 1 erkek ve 2 kadınla çalıştığını anlattı.Kız çocukları başta olmak üzere bütün gençlere hedeflerinden 'asla vazgeçmemeleri' çağrısında bulunan Uysal, 'Vazgeçmemek, ısrarla çalışmak, yanlışlardan bir şeyler öğrenmek çok önemli. Yapılan yanlışlar öğrenmenin ilk basamağıdır. Dolayısıyla herhangi bir alanda pes etmeden çalışabilmek başarının garantörüdür. Bu nedenle insanların sevdikleri işi yapmaları çok önemlidir.' değerlendirmesini yaptı.
Reklam
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Aa Editör Masası'na Konuk Oldu: (4)
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 'Biz, tek bir yapı, tek bir ulusal uydu üretim şirketi kurarak hem insan kaynağını bir araya toplamak hem kaynakları bir araya getirmek hem de çok daha verimli bir şekilde hareket etmek ve sinerji oluşturmak istiyoruz.' dedi. Bakan Varank, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu, soruları yanıtladı.Milli Uzay Programı kapsamında önemli hedeflerden birinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dün ilan edilen uydu üretim şirketi kurmak olduğunu belirten Varank, bu alanda ticari marka oluşturmak istediklerini söyledi.Varank, İMECE uydusunun Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü görüntü ihtiyacını karşılamak üzere TÜBİTAK Uzay liderliğinde yürütülen milli bir proje olduğunu, TUSAŞ'ta bunun entegrasyonunun bir kısmının, USET'te de test faaliyetlerinin yürütüldüğünü, önemli ekipmanlar ve kartların tasarımında Aselsan'ın görevlerinin olduğunu ama işin dizayn edilmesinden uygulanmasına kadar tüm süreçlerin TÜBİTAK UZAY tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi.Bu alandaki insan kaynağının tüm bu şirketlere, kurum ve kuruluşlara dağılmış durumda olduğunu vurgulayan Varank, 'Biz, tek bir yapı, tek bir ulusal uydu üretim şirketi kurarak, hem insan kaynağını bir araya toplamak hem kaynakları bir araya getirmek hem de çok daha verimli bir şekilde hareket etmek ve sinerji oluşturmak istiyoruz.' diye konuştu.Roket teknolojilerinde Roketsan ve TÜBİTAK SAGE'nin çalışmalarının olduğuna dikkati çeken Varank, 'İşte tüm bunları aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma planları, programları kapsamında değil, tek bir Milli Uzay Programı kapsamında yönlendirebilmek, onlara destek verebilmek, gerekli katkıyı sağlayabilmek için Türkiye Uzay Ajansını kurduk.' ifadelerini kullandı.Roketsan, Aselsan, TUSAŞ'ın yanı sıra ticari firmaların da bu işi yaptığına işaret eden Varank, geçen hafta Türkiye'nin uzay çalışmalarında kullandığı ya da ürettiği bütün işlerin kablolama işini yapan, iki kardeşin kurduğu bir ticari firmanın açılışına katıldığını, bu firmanın bazı eksikliklerinin bulunduğunu, Türkiye Uzay Ajansının da tek elden bu eksiklikleri belirleyeceğini, verimli yatırım alanlarının takip ve koordinasyonunu yapacağını kaydetti.'Yabancı ülkelerden oldukça güzel dönüşler aldık'Varank, uzayın sivil amaçlarla kullanımının uluslararası iş birlikleri gerektirdiğini, şu anda var olan Uluslararası Uzay İstasyonunu, birçok ülkenin ortak kullanabildiğini, bu alanda daha fazla uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.Türkiye Uzay Ajansının kurulmasıyla yabancı ülkelerden oldukça güzel dönüşler aldıklarına işaret eden Varank, şöyle konuştu:'Şu ana kadar üç ülkeyle uluslararası anlaşma imzaladık. Pakistan ve Azerbaycan ile anlaşmalar hazır, imza aşamasına geldi. Bunun yanında ABD, Rusya, Japonya, Hindistan, Çin'deki şirketlerle görüşmelerimiz devam ediyor. Burada kendimize koyduğumuz hedeflerin bir kısmını yapmak üzere uluslararası iş birliklerine de ihtiyacımız olacak. Uzay alanında ülkelerin farklı yaklaşımları var, iş birliğinin daha fazla ön plana çıktığı bir alandan bahsediyoruz. Bu manada da uluslararası iş birliklerimize elbette devam edeceğiz. Orada bizimle çalışmak isteyen, kendileri geçmişte birtakım teknolojilere sahip olan artık o teknolojileri güncelleyemedikleri için uzay alanında bunları kullanamayan ülkeler, bizimle beraber bu teknolojileri güncellemek istiyorlar. Dolayısıyla bu alanda önemli iş birliklerini önümüzdeki dönemde görebileceğiz.' 'Vatandaştaki heyecanı bize gelen mesajlardan görebiliyoruz'Varank, sosyal medyada dolaşan, uzaya gönderilecek astronota yönelik esprileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya, 'Türkiye'ye heyecan vermenin çok güzel bir şey olduğunu' söyleyerek yanıt verdi. Türkiye'ye bu heyecanı, ülkenin iddialı olabileceği teknoloji alanında verebilmenin çok hoş bir durum olduğunu dile getiren Varank, 'Biz bunlardan çok mutlu oluyoruz. Bu iş çok sahiplenildi. Vatandaştaki heyecanı bize gelen mesajlardan görebiliyoruz. Türk insanı çok zeki, çok ince espriler yapabiliyor. Yani okuduğunuzda, bazen bizi iğneleyen işler de oluyor ama 'Vay be, helal olsun. Böyle bir espriyi yapabilen bir milletimiz var' diyebiliyorsunuz. Biz bunlardan mutlu oluyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.'Türkiye hedefleri başarabilirse dünyadaki 6-7 ülkeden birisi olacak''Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uzay çalışmalarını anlatırken dile getirdiği 6 ülkenin ardından Türkiye'nin 7'nci ülke mi olacağı'na ilişkin soru üzerine Varank, söz konusu ülkelerin kendi roketleriyle uzaya erişebildiklerini söyledi.Varank, bu ülkelerin Ay misyonunun hiç olmadığını belirterek, 'Türkiye eğer bu hedefleri başarabilirse dünyada bunları yapan belki 6-7 ülkeden birisi olacak. Bu işleri başarabilmiş, insanlık tarihine katkı sağlamış, bilimi ve teknolojiyi ileri noktaya götürmüş ülkelerden biri olmayı hedefliyoruz.' ifadelerini kullandı. Eski ABD Başkanı John Kennedy'nin Ay misyonuna ilişkin Soğuk Savaş döneminde yaptığı konuşmanın çok etkileyici olduğunu vurgulayan Varank, şöyle devam etti:'Ben Milli Uzay Programı ilan edilirken, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın konuşmasını da aynı heyecanla takip ettim. Çok da etkilendim, çok güzel bir konuşma yaptı. Biz, kadim medeniyetimizin bize yüklediği sorumluluklarla beraber Türkiye'yi teknoloji pazarı değil, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla kendi teknolojisini geliştirip, üreten ve bundan ekonomik katkı ve fayda sağlayan ülke konumuna getireceğiz. Bunun örneklerini özellikle son 4-5 yılda ciddi biçimde görüyoruz. Bunu uzay alanında da göreceğimizden benim hiçbir şüphem yok. Biz bilim insanlarımıza, insanımıza güveniyoruz. Bu altyapıları 18 yıllık dönemde kurduk, iş artık son gayreti göstermeye bakıyor.' 'Dünyadan çok güzel tepkiler oldu'Varank, Göbeklitepe'de ilgi gören monalitin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı çalışanları tarafından hazırlandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Genç, gündemi sıkı takip eden çalışma arkadaşlarımın böyle bir önerisi oldu. 'Bu monalitler dünyanın her tarafında ortaya çıkıyor, biz de böyle bir şey yapsak, üstüne de böyle mesaj yazsak, bunu da Göktürkçe yapsak gizemi biraz daha artırsak' dediler. Arkadaşlar böyle bir şey hazırladılar. En uygun yer olarak Şanlıurfa'nın Göbeklitepe yakınlarında bir yer seçtik. Bir gece yarısı arkadaşlarımız onu oraya diktiler. Yerel yönetimin haberi vardı. Dünyadan da gerçekten çok güzel tepkiler oldu. Anadolu Ajansı da bir haber yaptı, dünya medyasında ciddi yansımalarını gördük. Milli Uzay Programı'nın heyecanını artıracak güzel bir espriydi.'(Sürecek)
Biontech Almanya'da Aşı Üretimine Başladı
BERLİN (AA) - Türk bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci tarafından kurulan Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in geliştirdiği yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının Almanya'da da üretimine başlandığı bildirildi.BioNTech firmasından yapılan açıklamada, aşı üretimine başlanan Marburg kentindeki tesislerde bu yılın ilk yarısında 250 milyon doz aşı üretileceği ve ilk aşıların nisan başında teslim edilmesinin planlandığı belirtildi.BioNTech, bu yıl dünyanın farklı ülkelerindeki 6 üretim tesisinde toplam 2 milyar doz aşı üretmeyi hedefliyor.
AB Komisyonu Aşı Stratejisindeki Hatalarını Kabul Etti, Toplu Alım Kararını Savundu
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB'nin yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirilen aşılarla ilgili stratejisinde hatalar yaptığını kabul etti ancak aşıları topluca alma kararının doğru olduğu savunmasını yaptı. Von der Leyen, Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oturumuna katılarak AB genelinde yavaş ilerleyen aşılamalardaki son durum hakkında bilgi verdi ve son günlerde eleştirilen aşı stratejisiyle ilgili eleştirileri yanıtladı.AB Komisyonunun aşı stratejisinde bazı hatalar yaptığını söyleyen von der Leyen, 'Hala olmak istediğimiz yerde değiliz. Aşılara onay vermede geç kaldık. Toplu üretim konusunda çok fazla iyimserdik. Ayrıca verdiğimiz siparişlerin zamanında teslim edileceğine fazla inandık.' diye konuştu. Von der Leyen, AB'nin bugüne kadar 2,3 milyar doza varan toplu aşı alımı yapma kararının ise arkasında durdu. Von der Leyen, şunları söyledi:'Bir avuç büyük üye ülke aceleci davranıp aşıların hepsini alsaydı ve diğer herkesin eli boş kalsaydı ne olacağını tahmin bile edemiyorum. Böyle bir durum iç pazar için ve Avrupa'nın birliği için ne anlama gelecekti? Ekonomik anlamda da saçmalık olacaktı ve bence topluluğumuzun sonu olacaktı.'İlaç firmalarına uyarıAşıların üretimindeki zorluklara dikkati çeken von der Leyen, 'Normalde 5-10 yılda geliştirilecek aşı 10 ayda geliştirildi. Bilim sanayiyi geçti. Ama yeni aşıların üretimi çok karmaşık bir süreç ve bu aşılar için bir gecede üretim tesisi kurulamıyor. Aşılarda 400 kadar içerik madde bulunuyor ve üretimde 100 kadar tesis rol oynayabiliyor.' dedi.Von der Leyen, AB olarak üretim kapasitesinin artırılması için çalıştıklarını, ilaç firmalarının zorluklarını anladıklarını ancak AB olarak kapasitelerin artırılması amacıyla önceden milyarlarca avro yatırım yaptıklarını söyledi.'Şimdi artık öngörülebilirlik istiyoruz.' diyerek ilaç firmalarını uyaran von der Leyen, bunun için AB içinde üretilen aşıların ihracatında izin mekanizması oluşturduklarını vurguladı.Üretimdeki zorluklara örnek veren von der Leyen, 'Şu andaki engellerden biri, iki sentetik molekülle ilgili. Şirketlerin dediğine göre, ellerinde bunlardan 250 gram daha fazla olursa 1 milyon doz daha fazla aşı üretebilecekler.' ifadesini kullandı.'Kuzey İrlanda konusunda hatalıydık'Von der Leyen, AB’nin Birleşik Krallık’a geçiş için kullanılabileceği gerekçesiyle Kuzey İrlanda’yı Kovid-19 aşısı ihracat sınırlamasına başta dahil edip aynı gün geri adım atmasıyla ilgili olarak ise 'Bu kararın alınması sürecinde hatalar yapıldı ve bundan üzüntü duyuyorum ama sonuçta doğru olanı anladık.' diye konuştu.Von der Leyen, AB Komisyonunun Brexit sürecinde olduğu gibi Kuzey İrlanda’daki barışı korumak için elinden geleni yapacağına işaret etti.17 milyon kişi aşılandıAB Komisyonu Başkanı, bu yaz AB ülkelerindeki yetişkin nüfusun yüzde 70'inin aşılanmış olması için koyulan hedefte de değişiklik yapmadıklarını söyledi.AB, yüzde 70'lik hedefe rağmen aşılamalarda tedarikten kaynaklanan sıkıntılar ve kesintiler nedeniyle yavaş ilerliyor ve bu nedenle AB Komisyonuna eleştiriler yöneltiliyor. Aralık sonunda aşılamaların başlamasından bu yana AB ülkelerine 26 milyon doz aşı gönderildi ve 17 milyondan fazla kişi aşılandı.
Reklam
Tayland’da Koronavirüse Çok Benzeyen Yeni Bir Virüs Keşfedildi: RacCS203
Yeni tip corona virüsün (Covid-19) kökenini araştıran bilim insanları, Tayland'ın doğusunda yaşayan alt nalı yasalarında Covid-19'a neden olan Sars-CoV-2 virüsüne yüzde 90’dan daha fazla benzeyen farklı bir virüs türü keşfetti. Araştırmacılar, “RacCS203” adlandırdıkları virüs de dahil olmak üzere, yeni tip corona virüsle akraba olan virüslerin birçok Asya ülkesindeki yarasalarda mevcut olduğunu söyledi. Söz konusu keşif, corona virüsün kaynağı olduğu düşünülen alanı 4 bin 800 kilometrekareye kadar genişletti.
Bahçeli'den Astronot Kelimesi İçin Öneri: Cacabey! Cacabey Kimdir?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı '... gelin Türk uzay yolcularına Türkçe bir isim bulalım' çağrısının ardından astronot kelimesi için Gökbilimci Cacabey'in ismini önerdi. Peki Selçuklular döneminde Keyhüsrev zamanında yaşamış Cacabey kimdir? İşte Cacabey hakkında merak edilen tüm detaylar... 
Reklam
Salgınların Ülkelerdeki Seyri Mobil Uygulamayla Öğrenilebilecek
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Salgınların ülkelerdeki seyri ile tedbirlere yönelik güvenli ve verimli bilgi paylaşımını sağlayan 'PandeVITA' isimli bir mobil uygulama hazırlanacak.Koordinatörlüğünü Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümünün üstlendiği 'PandeVITA' (Pandemik Virüs İzleme Uygulaması), AB Horizon 2020 Araştırma ve İnovasyon Programı kapsamında, Finlandiya, Almanya, İspanya, Belçika ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından yürütülüyor.Buna göre, 11-12 Şubat'ta yapılacak çevrim içi açılış toplantısıyla araştırma ve inovasyon faaliyetleri başlatılacak. Proje kapsamında, salgın krizlerinde vatandaşlar ile bilim adamları, siyaset ve ekonomi dünyası arasında küresel düzeyde daha etkin bilgi transferinin yapılmasını sağlayacak platform ve akıllı telefon uygulaması geliştirilmesi hedefleniyor.Beş aşamadan oluşan projede, ilk olarak temel proje hazırlıklarının yapılmasının ardından iyi örnek analizleri ve proje idaresine ilişkin gelişmeler çerçevesinde vaka analizleri, ülkelerdeki kamu sağlık sistemleri ve mevcut uygulamalara ilişkin karşılaştırmalı incelemeler yapılacak.Üçüncü aşamada, ülkelerdeki hukuki ve etik düzenlemelere ilişkin karşılaştırmalı çalışmalara ve vaka analizlerine yer verilecek projede, Kovid-19 krizi süresince siyasette alınan kararlar ve yaptırımlar inceleme konusu yapılacak. Ayrıca Kovid-19 salgını sırasında bilim ve toplum arasında bilgi alışverişine katılım ve güven, toplumsal gönüllülük hakkında farklı vaka çalışmalarının yürütüleceği projede, dördüncü aşamada, PandeVITA uygulaması ve platformu geliştirilecek. Uygulamanın kullanılabilirliği, kullanıcı deneyimi, benimseme, verimlilik ve etkinliği değerlendirilecek.Üretilip yayınlanmasının ardından uygulamanın ve platformun son sürümleri Haziran 2023'e kadar 30 ay süreyle Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilecek.'Salgında medyada doğru olmayan haberler yer aldı'Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi İletişim ve Tasarım Bölümü Doktor Öğretim Üyesi ve Proje Koordinatörü Lutz Peschke, AA muhabirine projeye ilişkin yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgını sürecinde medyada doğru olmayan haberlerin yer aldığını ve içerikler arasında bir uyum olmadığının görüldüğünü belirtti.Her ülkenin salgınla mücadeleye yönelik tedbirler aldığına işaret eden Peschke, Türkiye'deki HES mobil uygulamasının benzerlerinin Avrupa ülkelerinde de olduğunu ancak bunların arasında bir bağlantı bulunmadığını söyledi.Peschke, bu bağlantının sağlanması için projeyi hazırladıklarını anlatarak, 'PandeVITA uygulamasıyla bütün Avrupa ülkelerinde salgına yönelik mobil uygulamalar arasında bir bağlantı kurmak istiyoruz. İnsanlar bir uygulama aldığında diğeriyle bağlantısı olsun ki salgın sürecinde nasıl hareket etmesi gerektiğini bilsinler. Öyle bir sistem ve uygulama oluşturalım ki insanlar bunu etkin ve gönüllü olarak kullansınlar. İnsanların aklında şüphelerin kesinlikle kalmaması gerekiyor.' diye konuştu.'Avrupa'da salgına yönelik mobil uygulamalar çok fazla kişi tarafından tercih edilmiyor'Bu kapsamda uygulamaya yönelik çalışmanın öncelikle kişisel verilerin korunması açısından ele alınacağını bildiren Peschke, Avrupa ülkelerinde salgına yönelik mobil uygulamaların çok fazla kişi tarafından tercih edilmediğini ve bunun nedeninin araştırılması gerektiğini vurguladı. Platformun internet sitesi ve uygulamanın ise akıllı telefonlar üzerinden hizmet vereceğine işaret eden Peschke, şunları kaydetti: 'Çalışmamız yaklaşık 6 ay teorik açıdan devam edecek. Akademik bir araştırma çerçevesinde farklı ülkelerdeki farklı örnekleri ele alacağız. 6 aydan sonra bu platformun tasarlanması gündeme gelecek. İnşallah bu yıl sonunda da uygulamanın ilk halini halkla paylaşabileceğiz. Daha sonra bunu paylaştığımızda kişilerle çeşitli şekillerle iletişim kurarak uygulamanın kullanılabilirliği üzerinden geri bildirimleri alacağız. Uygulamaya 24 ay sonra son halini vereceğiz. Projenin tamamlanması aslında 30 ay olarak belirlendi ama 24'üncü ayda uygulamanın son halini vermek istiyoruz.Projenin Avrupa Birliği tarafından fonlanması dolayısıyla uygulama öncelikle Avrupa ve Türkiye'de kullanılabilecek. Çünkü proje koordinatörü Bilkent Üniversitesi. Türkiye'de de bunun pilot uygulamalarını yapmak istiyoruz. Daha sonra dünyaya açılmasını da çok isteriz. Bakanlıkların kabul etmesiyle her bir ülke verileri platform ve uygulamaya yükleyerek kendi aralarında bir ilişkiye girebilecek. Mesela Almanya'da Robert Koch Enstitüsü var. Bu Enstitü dataları toplayan bir kurum. Ülkelerle iletişime geçip dataların toplanması sağlanabilecek.'Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin, projenin hukuki düzenlemelerine ilişkin çalışmalarını takip edeceği bildirildi. Projenin 11-12 Şubat'ta çevrim içi düzenlenecek açılış toplantısına, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar, Avrupa Komisyonu'ndan üst düzey yetkililer ve TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal'ın katılacağı belirtildi.
Japonya'nın Yeni Ankara Büyükelçisi Suzuki, Türkiye-Japonya İlişkilerini Değerlendirdi:
ANKARA (AA) - MUHAMMET TARHAN - Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Suzuki Kazuhiro, ticaretin yanı sıra üretim üssü olarak da Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınmasının kendisi için önemli bir konu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a geçen yıl aralıkta güven mektubunu sunarak Ankara'da görevine başlayan Suzuki, AA muhabirine Türkiye'ye yönelik izlenimleri ve Türkiye-Japonya ilişkilerini değerlendirdi. Fırsat buldukça Türk tarihi çalıştığını vurgulayan Suzuki, 'Türkiye'ye tayin olduğumu öğrendiğim zamandan bugüne kadar uzaktan çalışma uygulaması nedeniyle evde çalıştığım saatlerde ve hafta sonlarında mümkün olduğunca Türkiye tarihini çalışıyorum. Türkiye'ye geldiğimde ilk hissettiğim şey, Türkiye ve Japonya’nın birbirine benzeyen modern tarihlerinin her iki ülkenin ulusal karakterine de yansımış olmasıydı.' diye konuştu.Suzuki, 19. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, kendi tarih ve kültürlerine önem vererek 'modernleşmeyi nasıl ileri götürecekleri konusunda duydukları endişe bakımından' iki ülke tarihinin benzer olduğunu aktararak, modernleşme konusunda Türkiye'nin Japonya'dan daha kıdemli olduğunu belirtti. Tarih, kültür ve topluma değer vererek aynı zamanda modernleşmeyi sağlamanın kolay olmadığının altını çizen Suzuki, '19. yüzyılın ortalarından bu yana, yaşanan iniş çıkışlara rağmen 150 yılı aşkın süredir bunu sağlayanlar Türkiye ve Japonya değil midir? Buraya gelip Türklerle bir arada olmaya başladığımda ailevi, sosyal ve bireysel disiplin farkındalığının yüksekliği bakımından kendilerine çok yakın hissettim ancak bunun bir tesadüf olmadığı ve arka planında iki ülke arasındaki tarihsel benzerliklerin bulunduğu kanısındayım.' şeklinde konuştu. Ankara'daki yaşamı 'rahat' bulduğunu dile getiren Suzuki, 'Yeşili bol, sakin kent sokaklarının manzarasını da gerçekten seviyorum. Yürüyüş için çok iyi.' ifadesini kullandı. 'FOIP ve Yeniden Asya girişimleri kavramsal olarak birbirini tamamlıyor'Japonya'nın Özgür ve Açık Hint-Pasifik (FOIP) vizyonunun hayata geçirilmesine yönelik faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydeden Suzuki, 'FOIP vasıtasıyla geniş bir coğrafyada bağlanabilirliğin tesisi hususunun, Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleşme noktasında yer alan Türkiye açısından büyük avantaj sağlayacağını düşünüyorum.' değerlendirmesinde bulundu. Suzuki, 'Yeniden Asya' girişimiyle Türkiye'nin daha fazla somut proje ve benzeri girişimlere hazırlandığını anladıklarını belirterek, şöyle devam etti: 'Japonya’nın sürdürdüğü 'FOIP' girişimi ile Türkiye’nin 'Yeniden Asya' girişiminin, kavramsal olarak birbirlerini tamamladıklarını düşünüyorum. Japonya, coğrafi ve tarihi açıdan bakıldığında, Uzak Doğu, Güney Doğu Asya, Okyanusya ve Pasifik bölgeleriyle derin ilişkilere sahiptir. Aynı şekilde Türkiye de Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya bölgeleri ile derin bağlara sahiptir. Yani, Avrasya kıtasının iki ucunda konumlanmış olan Japonya ve Türkiye’nin ana etkinlik alanları farklılık göstermektedir. Sadece bu açıdan ele alındığında dahi, Japonya ve Türkiye’nin bölgesel girişimlerinde iş birliği yapmalarının anlamı açıktır.' 'Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınması benim için önemli bir konu'Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi verilerine göre, Türkiye'nin dört saatlik uçuşla 76 ülkeden ulaşılabilen, 1,6 milyarlık bir nüfus ve 24 trilyonluk bir gayri safi yurt içi hasıla pazarına erişimi bulunan bir ülke olduğunu aktaran Suzuki, 'Ticaretin yanı sıra bir üretim üssü olarak da Türkiye’nin stratejik cazibesinin Japonya’da tanınması benim için önemli bir konudur.' dedi. Suzuki, iki ülke arasındaki ekonomik iş birliği anlaşmalarının önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Ticari yatırımın artırılması için iki ülke arasında sistemsel açıdan bir teminat oluşturacak Japonya-Türkiye Ekonomik İşbirliği Anlaşması, vergi indirimi, ticari yatırım kurallarının şeffaflığının arttırılması gibi kolaylıklarla daha da geniş kapsamlı ve istikrarlı bir iş ortamı yaratarak her iki ülkeye fayda sağlayacaktır. En önemlisi ise iki ülke halklarının birbirlerini tanıması ve karşılıklı etkileşimin artmasıyla, Japonya’dan gelen yüksek kaliteli yatırımların artarak devam etmesine vesile olacağına inanıyorum.'Büyükelçi, Türkiye'ye yönelik artan Japon yatırımlarının ise 'Evvelden Japonya’dan ihraç edilen ürünlerin, üretim merkezlerinin Japonya’dan Türkiye’ye kaydırılmasıyla, artık Türkiye’den ihraç edilmesi ve bu şekilde Türk ticaretinin gelişimine katkı sağlanması' anlamına gelebileceğini söyledi.Suzuki, 'Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nın avantajlarının Türkiye’de doğru şekilde anlaşılması halinde kısa sürede mutabakat sağlanacağına inanıyorum.' ifadesini kullandı. 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin faaliyete geçmesi için çalışmalar sürüyor'İstanbul'da kurulan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ne zaman faaliyete geçeceğine ilişkin soruyu da cevaplandıran Suzuki, Türkiye'den 6 ve Japonya’dan 4 üyeden oluşan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Konseyinin Ağustos 2019'dan itibaren üniversitenin açılmasına yönelik zaman çizelgesi ve öncelikli eğitim öğretim ve araştırma alanları gibi üniversitenin temel ögeleri hakkında özenli bir çalışma sürdürdüğünü anlattı. Suzuki, üniversite bünyesinde şimdiye dek alınan kararlar ve mutabık kalınan hususlar konusunda, 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, eğitim öğretimin yanı sıra temel ilke olarak bir araştırma üniversitesi olmayı hedeflediği için araştırma yönüne ağırlık verecek.' dedi. Büyükelçi, söz konusu üniversitede 'enerji, doğal kaynaklar ve çevre, bilgi bilimi ve dijital teknoloji dallarında geniş uygulamaların yanı sıra yeni endüstriler yaratmaya yönelik disiplinler arası yaklaşımlar, afet risklerinin önlenmesi, doğal afetlerin etkilerinin azaltılması ile şehirler ve toplumların rezilyansı, matematik, fizik ve kimya gibi temel bilim ve uygulamaları ile yeni endüstriler yaratmaya yönelik disiplinler arası yaklaşımlar, yaşamla ilgili temel bilimler, tıbbi bakım, sağlık ve gıda üretimi uygulamaları için disiplinler arası yaklaşımlar ve kültürel çeşitliliği ve gelecekteki dünyayı destekleyecek beşeri ve sosyal bilimler' konularının 'öncelikli araştırma alanları' arasında olduğuna işaret etti. Üniversitede yapılacak eğitim öğretim ve araştırmanın iki ülke arasındaki akademik ve eğitim alanlarında gerçekleşen iş birliklerini daha da ileriye taşımasını beklediklerini aktaran Suzuki, 'Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ileriye dönük tasarıları arasında, Japon dili eğitimiyle ilgili bir merkezin de yer alması planlandığı için üniversitenin, bu alanda da farklı ve yeni katkılar sağlamasını bekleyebileceğimizi düşünüyorum.' diye konuştu. Türkiye-Japonya arasında afet risklerinin azaltılması konusunda iş birlikleriSuzuki, Büyük Doğu Japonya Depremi'nde Türkiye'nin afetzedelere 'gönül desteği' sağladığını, Japon halkının aradan 10 yıl geçmesine rağmen Türkiye’ye derin bir minnet içerisinde olduklarını vurguladı.İki ülkenin afet risklerinin azaltılması konusundaki iş birliklerinin somut adımlarla ilerlediğini vurgulayan Suzuki, 'İki ülke arasında Aralık 2018’de imzalanan Japonya-Türkiye Afet Önlemleri İşbirliğine ilişkin Mutabakat Zaptı'na dayanan bu iş birliği, pek çok alanda Türkiye ile ortak çalışmaların geliştirilmesini amaçlamaktadır.' ifadelerini kullandı.Suzuki, 25 Aralık 2020'de Japonya Arazi, Altyapı, Ulaştırma ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye'nin Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) iş birliğinde 'Afet Risklerinin Azaltılması Türk-Japon Ortak Semineri'nin düzenlendiğini ve iki ülke arasında imzalanan Teknik İşbirliği Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle de teknik iş birliği projeleri ve çeşitli eğitimlerin düzenlenmesinin mümkün olacağını söyledi.Japon turistlerin ilgilerinin 'nasıl çekilebileceğini düşünmek gerekiyor'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Türkiye ile Japonya arasındaki etkileşimin yavaşlamasının üzücü olduğunu kaydeden Suzuki, vatandaşlar arasındaki etkileşimin artmasının iki ülke arasındaki ticari yatırımların artmasına katkıda bulunacağına dikkati çekti. Suzuki, iki ülke için turizmin, ekonomik büyümenin önemli bir aracı olduğunu vurgulayarak, 'Ülke içi ekonomiye katkı açısından bakıldığında, nitelikli ziyaretçilerin değerinin, yani Türkiye'ye daha çok Japon turistin gelmesinin öneminin anlaşılacağını düşünüyorum. Birçok Japon turist İstanbul aktarmalı olarak Avrupa'ya seyahat ediyor, onların Türkiye’yi transit geçmeden nasıl ilgilerinin çekilebileceğini düşünmek gerekiyor.' dedi.Avrupa ve Orta Doğu gibi çok çeşitli bölgelerden turistlerin de Türkiye aktarmalı olarak Japonya'yı da ziyaret etmelerini istediklerini aktaran Suzuki, 'İngilizcedeki 'Seeing is believing' yani 'görmek inanmaktır' sözüyle eş anlamlı bir atasözü Japoncada mevcut. Sanırım Türkçede de var. Özellikle, karşılıklı olumlu imaja sahip olunduğundan, birbirimizin ülkelerine yapılacak ziyaretler ticaretin artmasına ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gerçekten güçlenmesine yol açacaktır. Bu benim, koronavirüs sonrası için hedefimdir.' ifadelerini kullandı.
Sahra Altı Afrika'nın Kuzeyinde Hava Kirliliği Azaldı
İSTANBUL (AA) - Sahra Altı Afrika'nın kuzeyinde fosil yakıt tüketiminin artmasına rağmen anız yangınlarının, tarım alanı kazanmak için ormanlık alanları yakmanın ve gündelik hayatta odun kömürü kullanımının azalması nedeniyle hava kirliliğinin azaldığı bildirildi. İngiltere'deki Cardiff Üniversitesinin araştırmasına göre, Sahra Altı Afrika'nın kuzey bölgelerinde 2005 ile 2017 yılları arasında hava kirliliği yüzde 5'e yakın geriledi. Söz konusu yıllarda kıtadaki nitrojen dioksit (NO2) değerini takip eden bilim adamları, anız yangınlarının, tarım alanı kazanmak için ormanlık alanları yakmanın ve gündelik hayatta odun kömürü kullanımının azalmasının hava kalitesini iyileştirdiğini kaydetti. Afrika kıtasında fosil yakıtların kullanımı 2000'lerin başından bu yana 2 kat artmasına rağmen, bölge ülkelerinin farklı bir eğilim gösterdiği aktarıldı.Kıtada her yıl binlerce kişi halen hava kirliliğine bağlı hastalıklardan hayatını kaybediyor.
Prof. Dr. Özlü'den Korkutan Açıklama: 'Hastalık Alışık Olduğumuz Seyirde Sürmüyor'
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, koronavirüs tedavisi gördükten sonra iyileşen hastaların birkaç ay sonra bile aynı hastalığın belirtilerine maruz kaldığını belirterek, “Hastalık alışık olduğumuz seyirde devam etmiyor. Hastalar atlatıyor ama bazen 6 aya kadar varan sürelerde hastalığın belirtilerini de taşımaya devam ediyorlar” dedi.
Reklam