“Seks Kasedi” Geliyor
Romantik komedilerin aranan ismi Cameron Diaz, olay yaratacak bir filmle geliyor. 42 yaşındaki güzel oyuncu Cameron Diaz yeni bir romantik komedi filminde rol aldı. “Seks Kasedi” adlı romantik komedide Cameron Diaz ve Jason Segel rutin ilişkilerini canlandırmak için bir seks kaseti çeken evli bir çifti canlandırıyor.Filmin 2 Eylül’de gösterime girmesi planlanıyor.haber kaynağı: sanattakvimi.info/sinema
Büyükada Rum Yetimhanesi'nin 15 Etkileyici Fotoğrafı
Büyükada Rum Yetimhanesi, Büyükada'nın Manastır Tepesi'ndedir (eski adıyla Yunanca İsa anlamına gelen Hristos Tepesi). Bina 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury'dir. Yapı günümüzde boş olmakla birlikte Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin kontrolü altında bulunmaktaydı. Dünya'nın en büyük ahşap binalarından biridir.. Ülkemizdeki mimarlar mimarlık ile milli kimlik arasındaki bağı genel olarak reddederken, bir yabancı mimar Alexandre Vallaury kültürümüze saygı göstermiş ve İstanbul'daki diğer eserleri gibi bu yapıda da geleneksel mimarimiz unsurlarını ve geleneksel yapı malzememiz olan ahşabı kullanmıştır.
Avrupalı Zengin Roman'ların Hiç Bilmediğiniz Hayatlarından İlginç Fotoğraflar
1990 yılındna bu yana her sene 8 Nisanda çeşitli etkinliklerle kutlanan Roman Günü hakkında bir çoğumuz haberdarız. Daha da ötesi romanlar yani daha çok çingene adıyla tanınan, Avrupa ve Asyada yerleşen hemen-hemen her ülkede sık-sık rastlayabileceğimiz göçebe bir halk. Hayat tarzlarına uygun işler yaparak geçim sağlarlar. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederler. Erkekler çalgı çalar, lehimcilik, kalaycılık, hayvan ticareti gibi mesleklerde çalışırlar. Ama göreceğiniz çingeneler bildiğiniz tarzlardan değil.
Lady Gaga İstanbul'a Geliyor
Lady Gaga, 4Mayıs’ta başlayacak dördüncü dünya turnesi kapsamında 16 Eylül’de İstanbul’da olacak İlginç sahne kostümleri ve sıra dışı sahne şovlarıyla tanınan ABD’li pop yıldızı Lady Gaga, “ArtRave: The Artpop Ball” adını verdiği dördüncü dünya turnesine 4 Mayıs’ta başlıyor. Ünlü şarkıcı, 10 Kasım’da tamamlamayı planladığı turnenin Avrupa ayağında toplam 25 konser verecek. Gaga’nın turnesinin Avrupa ayağı, İstanbul’da başlayacak. Sinem Vural ’ın Hürriyet’te yer alan haberine göre, milyonlarca hayranı bulunan popçu, Pozitif’in organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul’da sahneye çıkacak. Konsere İTÜ Stadyumu ev sahipliği yapacak. Şarkıcı, İstanbul konserinin ardından soluğu Yunanistan’da alacak ve 19 Eylül’de Atina’da sevenleriyle buluşacak. T24
7 Korkunç Senaryo İle İstanbul'dan Kıyamet Manzaraları
Ankaralı sanatçı Cihan Engin, photoshop ve tablet kullanarak İstanbul’da kıyameti resmetti. Şehrin simgelerinden Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, FSM Köprüsü ve Galata Kulesi’nin dev tsunami dalgaları ve buzullar altında kaldığı, kasırgalarla yerle bir olduğu, zombie istilasına uğradığı hatta çöle döndüğü bu senaryolar gerçekten tüyler ürpertici. Sanatçının diğer çalışmalarını görmek için: http://onedio.com/haber/ankara-dan-kiyamet-manzaralari-243792 http://onedio.com/haber/10-etkileyici-illustrasyon-ile-mustafa-kemal-ataturk-244030
Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında
'Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında' sergisi hem şairin yaşamını hem de 'Garip' akımının bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarıyor. Türk edebiyatında ‘Garip’ akımının öncüsü, 1914 doğumlu şair Orhan Veli Kanık’ın doğumunun yüzüncü yılı bir sergiyle kutlanıyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında’ adını taşıyan sergi 3 Mayıs tarihine kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilir. Büyük bir arşiv çalışmasının sonucu olan sergi, gerek 36 yaşında hayatını kaybeden Orhan Veli’nin kendine ait fotoğraf ve belgelerinden, gerekse koleksiyonerlerdeki dokümanlardan seçilerek oluşturuldu. Kısa yaşamında yeni bir akımın öncülüğünü yapacak kadar etkili olan Orhan Veli’nin sergide, resim, heykel, fotoğraf, imzalı şiir, mektup ve kitapları yer alıyor. Ayrıca şairin yaşadığı döneme ait gazete ve dergiler de hem Orhan Veli ve arkadaşlarının çalışmalarına, hem de Garip akımının nasıl şekillendiğine dair önemli bilgiler veriyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında’ sergisinin bir başka özelliği de, Orhan Veli’nin yayın yönetmenliğini yaptığı ‘Yaprak’ dergisinin 28 sayısının da kopyalarının yer alması. Bu dergiler içerikleri itibariyle, şairin bir yayıncı olarak da edebiyata nasıl baktığını gösteriyor. “Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında” 4 Nisan – 1 Mayıs 2014  Yapı Kredi Kültür Merkezi, 1. kat İstiklal Caddesi, No: 161 Beyoğlu / İstanbul aljazeera.com
Reklam
Güneş Sistemi Dışındaki İlk Uydu
Gökbilimciler, bir dış gezegenin yörüngesinde yer alan ilk uyduyu keşfetmiş olabileceklerini duyurdu. İlk dış uydunun, Dünya'dan çok daha büyük bir gezegenin yörüngesinde olabileceği ifade edildi.Bilim insanları, Güneş Sistemi dışında başıboş gezinen veya küçük bir yıldızın yörüngesinde yer alıyor olabileceğini tahmin ettikleri yeni bir dış gezegenin izine rastladı. Dünya'dan yaklaşık 18 kat büyük olduğu düşünülen gezegenin yörüngesinde, bir tane kayalık uydu yer alıyor olabilir.Dış gezegenin keşfinde yerçekimsel hassas mercekleme yöntemini kullanan gökbilimciler, gezegenin yörüngesinde yer aldığına inanılan yıldızın önünden geçişini gözlemliyor. Bu süreçte gezegenin yerçekimsel alanı bükülüyor ve bir mercek görevi görerek yıldızdan gelen ışınları büyütüyor. Gökbilimciler bu yöntemle gezegenin arkasında bir yıldız olup olmadığını ve eğer bir yıldız ise yörüngesindeki gezegenlerin büyüklüğüne kadar birçok bilgi elde edebiliyor. Yeni Zelanda ve Avustralya'nın Tazmanya eyaletindeki teleskoplarla yapılan en son gözlemde, gökbilimciler tespit ettiklerine inandıkları gezegenin yörüngesinde, yüzde 0.05 katı kadar bir başka cismin izine rastladı. Araştırmacılar, keşfin kesin bir şekilde çözümlenebilmesi için yeni sistemin Dünya'dan uzaklığını bilmeleri gerektiğini belirtti. MOA-2011-BLG-262 adı verilen sistem, yıldızı olmayan bir gezegen ve uydusundan oluşuyorsa, Dünya'ya yakın olması ve gerekli mercek etkisini oluşturması için bir yıldız kadar büyük bir sistemi temsil etmesi gerekiyor. Farklı konumlarda iki teleskop gerekiyor Hassas mercekleme gözlemleri bir kez gerçekleştiği için MOA-2011-BLG-262 sisteminin sırrını hiçbir zaman çözemeyebileceklerini belirten araştırmacılar, gök cisimlerinin değişen konumlarını gözlemleyebilmek için iki farklı yerden gözlem yapmayı amaçlıyor. ABD'nin Notre Dame Üniversitesi'nden David Bennett, 'Dış uydu adayını bir daha gözlemleyemeyeceğiz. Ancak ileride yeni fırsatlarımız olacak' dedi. Gökbilimciker, ikisi de yerde bulunan veya biri uzayda, diğeri yerde konumlanan iki teleskopla gök cisimlerinin hareketlerini daha iyi takip etmeyi umuyor. Bugüne kadar 1700'den fazla dış gezegen tespit edilmiş olsa da, bir dış uydu izine hiç rastlanmadı. Japonya, Yeni Zelanda ve ABD tarafından yürütülen MOA (Astrofizikte Hassas Mercek Gözlemleri) ve PLANET programları kapsamındaki en son araştırma, Astrophysical Journal dergisinde yer aldı. Kaynak: Space.com
Reklam
Türk Mühendislerden Büyük Keşif
Hacettepe Teknokentinde faaliyet gösteren Türk mühendisler, kara, deniz ve hava araçlarına radara yakalanmama özelliği kazandıran özel bir teknoloji geliştirdi. Anti-radar özellikli kumaş, sabit ve hareket halindeki tankların ve zırhlı araçların radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağlıyor. Mühendislerin geliştirdiği insansız hava araçlarının gövdelerine uygulandığında anti-radar özelliği kazandıran kompozit malzeme de dünyada ilk  olma özelliği taşıyor.  Hacettepe Teknokentinde faaliyet gösteren Türk savunma sanayi  şirketlerinden TDU Teknoloji Genel Müdürü Ümit Öztürk, 10 yıldır radarda görünmezlik teknolojileri üzerine çalıştıklarını  belirterek, son iki yılda da KOSGEB desteğiyle anti-radar özellikli 'gizleme ağı'  prototiplerini başarıyla geliştirdiklerini bildirdi.  RADARDA GÖRÜNMEZLİK SAĞLIYOR   Geliştirdikleri teknolojinin iki ayrı ürün şeklinde ortaya çıktığını  ifade eden Öztürk, bunlardan birinin radarda görünmezlik sağlayan kumaş yapılar,   diğerinin ise radara yakalanmayan kompozit malzeme olduğunu belirtti.  Kumaş yapıların anti-radar özellikli 'gizleme ağı' olarak bilinen bir  yapı olduğunu anlatan Öztürk, ürünün 'görsel', 'ayar', 'termal' ve 'anti-radar'  özelliklerine sahip olduğunu kaydetti. Dünyada bu kumaşların anti-radar özelliğini sağlayabilen ülkelerin  İsrail ve ABD olduğuna işaret eden Öztürk, 'Dünya pazarını ellerinde bulunduran  bu ülkelerin ardından Türkiye de anti-radar özellikli kumaşları yapabilen üçüncü  ülke oldu' dedi.  Öztürk, anti-radar özellikli kumaşların özel gemoteriye sahip iplikler  kullanılarak yapılan örgü desenlerinin nanoteknoloji temelli olduğunu belirterek,  şöyle devam etti: 'Ürünümüzü farklı renk ve desenlerde basabiliyoruz. Çöl rengi, orman  yeşili ve bozkır iklimi için özel renklerde üretebiliyoruz. Ürün dayanıklı  malzemeden üretildi. Kumaş, sabit duran tankların ve zırhlı araçların üzerine  örtüldüğünde anti-radar ve anti-termal özellik kazandırıyor. Ayrıca mobil  kamuflaj sistemini de geliştirerek, tank ve diğer zırhlı araçların hareket  halindeyken de radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağladık.  TÜBİTAK'TA TEST EDİLDİ TÜBİTAK'ta yaptırılan testlerde özellikle anti-radar özellik için  gerekli değerlerin çok üzerinde radar soğurma değerlerinin elde edilmesi  başarımızı pekiştirdi. Ürün yüzde yüz yerli imkanlar ve yerli mühendisler  tarafından geliştirildi.'  GÖRÜNMEZ UÇAKLAR YAPILACAK Ümit Öztürk, ikinci ürünleri olan anti-radar özellikli kompozit  malzemenin ise dünyada bir ilk olduğunu belirtti. Bu malzemenin mevcut kullanımdaki anti-radar özellikteki boyalara karşı üstün özelliklerinin bulunduğuna işaret eden Öztürk, şöyle konuştu:  'Askeri araçlar, anti-radar özellik boya kullanılmadan bu malzemeyle  yapıldığında büyük avantaj katıyor. İnsansız hava araçlarının gövdelerinin normal  kompozit malzeme ile yapılıp üzerine anti-radar boya uygulaması dünyada  kullanılan geçerli yöntem iken, geliştirdiğimiz kompozitin kullanılması halinde  boya uygulamasının aracın ağırlığını artırması ve atmosferik şartlarda özelliğini  kaybetmesi gibi dezavantajları da ortadan kalkacak.'  Prototiplerini ürettikleri bu malzemelerin yerli savunma sanayine  ciddi katkı sağlayacağını vurgulayan Öztürk, yerli üretimle birlikte kara, hava  ve deniz platformlarının dünya pazarındaki rekabet gücünün de artacağını söyledi.  Bu malzemelerin yerli ürünlere uygulanması için SSM ve TUSAŞ yanında  diğer büyük savunma sanayi firmaları ile görüşmelerin devam ettiğini ifade eden  Öztürk, şunları kaydetti: 'Türk Silahlı Kuvvetlerinin sadece multispektral gizleme ağı  ihtiyacının yerli olarak giderilmesi halinde yüz milyon Dolardan fazla bir  bedelin yurt dışına çıkmasının engellenecek. Tamamen yerli imkanlarla üretilen  anti-radar özellikli kompozit malzemenin TAI yapımı ANKA insansız Hava aracında  kullanımının gerçekleşmesi durumunda ANKA rakipleri karşısında öne çıkacaktır.  Prototiplerini başarıyla hazırladığımız ürünlerimizin üretim iznini aldıktan  sonra yatırımcılarla birlikte seri üretime başlayacağız.'  Ümit Öztürk, anti-radar özellikli ürünlerini 24-28 Mart 2014  tarihlerinde Katar'da düzenlenen DIMDEX fuarında sergilendiğini ve büyük ilgi  gördüğünü sözlerine ekledi. cumhuriyet
Türkiye'nin 2014 Tanıtım Afişleri
Emrah Yücel'in önderliğindeki, çoğunluğu yurtdışında yaşayan reklamcılardan oluşan bir ekip 'Türkiye'nin markalaşması ve dünyadaki algılanışıyla ilgili bir kampanya hazırlamaya başladı.kaynak:http://gecce.com/
"Hayalet" Anka'lar Geliyor
Sadece İsrail ve Amerika'nın ürettiği anti-radar özelliğine sahip boyalardan sonra, dünyada bir ilk olan anti-radar özellikli kompozit malzeme üretimi Hacettepe Teknokent'te faaliyet gösteren TDU firması tarafından gerçekleştirildi. Gövdelerinin kaplanacağı bu kompozit malzeme ile İHA'lar ve savaş gemileri radara yakalanmayacak. İlk olarak ANKA'ların görünmez olması için çalışmalar başladı. TSK'nın insansız hava araçları ve gemileri hayalet olmaya hazırlanıyor. Amerika ve İsrail'de uzun yıllardır kullanılan ve İsrail'in 25 ülkeye sattığı anti-radar özelliğine sahip boyalarına rakip olarak kompozit malzeme Hacettepe Teknokent'te üretildi. Yüzde 100 yerli imkanlarla üretilen bu kompozit malzeme ile İHA'ların ve savaş gemilerinin gövdeleri kaplanacak. Her türlü görsel, radar, kızılötesi ve termal izi azaltan bu kompozit ürün ile İHA'lar hayalet gibi görünmeyecek. Dünyada milyarlarca dolarlık pazarı bulunan görünmezlik ürünleri pazarına girecek olan firma yetkilisi Ümit Öztürk , kompozit ürünlerinin radar dalgalarını soğurarak radar kesitini azalttığını, gizleme ağının her durumda görsel, radar , kızılötesi ve termal izi azalttığını söyledi. Öztürk, radar kamuflaj teknolojisinin Türkiye dışında dünyada yalnız ABD ve İsrail'de bulunduğunu kaydetti. İlk hedef ANKA TSK'nın insansız hava aracı ANKA , hayalet olmaya hazırlanan ilk hava aracı oldu. Savunma Sanayi Müsteşarlığının önemli projelerinden olan ve İsrail Heronlarıyla denk görev yapacağı için TSK'nın terörle mücadelesinde kritik önem taşıyan milli insansız hava aracı ANKA'nın kompozit gövde ile kaplanması gündemde. Öztürk, milli insansız hava aracı ANKA'ya bu kaplamanın uygulanması için TUSAŞ yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarını, ilk incelemenin ardından olumlu yanıt aldıklarını açıkladı. Ürün hakkında Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na da bilgi verdiklerini anlatan Öztürk, seri üretimin yapılması amacıyla fabrika kurma çalışmalarının da devam ettiğini aktardı. Performansları azalmayacak Ümit Öztürk , ' Amerika ve İsrail'de insansız hava araçları radara yakalanmamak için özel anti-radar boyalarla boyanıyor. Bu boyalar hava şartlarından kolay bir şekilde etkilendiği gibi boyalar gövdeye inanılmaz bir ağırlık veriyor. Türkiye'de üretilen bu kompozit gövdeler hem insansız hava araçlarının performansını etkilemeyecek kadar hafif hem de hava şartlarından etkilenmiyor. İsrail bu antiradar boyaları 25 ülkeye satıyor ' diye konuştu. Büşra Arslan - Sabah
Reklam
Ali Nesin: 'AKP Türk Halkını Anladı'
Abbas Güçlü ile Genç Bakış’a konuk olan, Türkiye’nin yaşayan en ünlü matematikçisi Prof. Dr. Ali Nesin, AK Parti’den, babası Aziz Nesin’e, seçimlerden, matematiğe birçok konuda gençlerin sorularını yanıtladı, çok çarpıcı açıklamalar yaptı. VATANDAŞ ESKİ REJİMİN GERİ DÖNMESİNDEN KORKUYOR, HAKARETE UĞRAMAK İSTEMİYOR Bu seçimlerden çıkan sonuç şu ki; Türk halkının yolsuzluk gibi bir sorunu yok. Birileri yolsuzluk yapmış filan, Türk halkının umurunda değil. İkincisi Türk halkı eski rejimden çok şikayetçi. Eski rejim geri dönecek diye çok korkuyor ve o dönmesin de ne olursa olsun diyor. Eski rejim dediğim Kemalist rejim. Tek parti döneminden 2000’li yılllara kadar devam eden, çoğunlukla beyaz Türk’e hizmet eden ve belirli bir kalıba girmiş vatandaş isteyen rejim. Vatandaş hakarete uğramaktan, türbanlıların üniversiteye girememesinden çok korkuyor ve artık jandarmadan, devletten korkmak istemiyor. İKTİDAR MATEMATİĞİ DİĞERLERİNDEN DAHA İYİ BİLİYOR Belli ki iktidar matematiği diğerlerinden daha iyi biliyor. Siyasette bazı şeylerin içindeyim. Binde bir oy alan sol partiler ben kimden oy alacağım, en fazla oyu hangi kesimden çıkaracağım, benim amacım nedir, neyi hedefliyorum diye düşünmüyor. Siyasi partilerin çoğu herkesten oy almak istiyor. Bu olmuyor. AKP belli bir kesimden oy aldı, yavaş yavaş çapını genişletti. Bu da herhalde bir mantık ve matematik. AKP TÜRK HALKINI ANLADI Eskiden araba yoktu, buzdolabı yoktu, köylerde elektrik yoktu. Bugün köylere bakın apartmanlar var, oralarda benim zamanımda buzdolabı olmayan köylüler oturuyor. Paralandılar. Artık hakaret görmek istemiyoruz diyorlar. Artık iktidarda, hükümette payımız olsun diyorlar. Sevin ya da sevmeyin gerçek budur. Ve istenecek oy da onlardan alınacaktır. Ya darbe yaparsın, ya da oyla gelirsin. Oyla gelmek istiyorsan eğer, oy istediğin halka hakaret etme hakkın yoktur. Yapılan şey budur. Zamanında Alevilere hakaret edilmiştir, Müslümanlara hakaret edilmiştir, solculara, Kürtlere hakaret edilmiştir. Demokraside bunları yapamazsın. Bunu anlayacaksın. AKP bunu anladı ve başa geldiler. Gördüğünüz gibi Türk halkı da her şeye rağmen bir defa daha onları seçti. BABAM BU HALK İÇİN ÇOK ÇEKTİ AZARLAMAYA HAKKI VAR Babamın meşhur yüzde 60 sözünün aslı aslında yüzde 92.5. O da Evren anayasasına evet diyenlerin yüzdesi. Ama Türk halkını sevdiği için indirim yapmıştı. Babam Türk halkı için çok çekmişti. O yüzden böyle bir azara hakkı vardı. Bu sözü söylediği için babama çok davalar açıldı o dönem. O da yahu dava açmayın, olur da kazanırsam eğer Türk halkının aptallığı mahkemelerce tescil edilmiş olacak diyordu. BABAM BANA DA APTAL DEDİ Babam bu sözü söylediği sıralar bizim de Sevan Nişan ile birlikte Konya’da orduyu isyana teşvikten davamız vardı, ben de Ankara’dan bu dava için Konya’ya gidecektim. Babam da gelecekti. Beni aradı ve evden bir çanta getirmemi istedi, aman sakın unutma ve kaybetme dedi. Merak etme baba dedim. Kalacağımız oteli de söyledi, sözleştik. Ben çantayı aldım, Konya’ya gittim. Otelin adını unutmuştum. Başka bir otelde kaldım. Sabah babamla mahkemede buluştuk. Otelin adını unuttum başka bir otelde kaldım dedim. Çanta nerede dedi? Otelde unuttum dedim. Hangi otelde kalıyorsun dedi, otelin adını unuttum dedim. Ah benim aptal oğlum dedi. Babam nasıl en sevdiği oğluna aptal dediyse Türk halkına da aptalsınız demiştir. DERSHANELERİN KALDIRILMASI FİKRİ BAŞARILI OLAMAZ Ben sınavlara da dershanelere de karşıyım ancak demokrasinin d’si olan bir ülkede arz ve talep olan bir şeyi yasaklayamazsın. Başka türlü yaptığın zaman diktatör olursun. Her ne kadar dershanelere karşı olsam da böyle bir kararı doğru bulmuyorum ve başarılı olacağına inanmıyorum. BUGÜN HÜKÜMETİN DEDİĞİ HERŞEYE HAYIR DERİM O zamanki koşullar olsa bugün de yetmez ama evet derim. Ama bugün için herhalde hükümetin dediği her şeye hayır derim. Çünkü hükümet değişti. SOSYAL MEDYA YASAKLARI REZALET Sosyal medyayı seviyorum. Son dönemdeki sosyal medya yasakları rezalet. HÜKÜMETLERİN GENÇLERİ BİÇİMLENDİRMEYE HAKKI YOK İçki yasağı olacak iş değil. Doğru değil. 18 yaşını geçmiş biri istediği gibi yaşayabilir. Bu ülkede bütün hükümetler kendilerini, gençleri biçimlendirmekle yükümlü zannediyorlar. Okullarda, kitaplarla, öğretmenlerle onları dindar, Kemalist, ülkesini seven vatandaş yetiştirecek. Hakkı yok buna. TÜRKİYE ZENGİNLEŞTİ Türkiye eski Türkiye değil, benim çocukluğumdaki Türkiye değil. En azından bugün insanlar açlıktan kırılmıyorlar. Türkiye zenginleşti. Sosyal bir problem var tabii ki; bu zenginlik paylaşılamıyor. Ama Türkiye benim çocukluğuma nazaran yüz kat daha zengin bir ülke. SINAVLARA KARŞIYIM Ben bu yapılan sınavlara karşıyım. Sınavlar hiç olmasın. Rezalet bunlar. Ama eğitim sistemi merkezi olduğu sürece, devlet kendinden başka kimseye güvenmediği sürece bunlar yapılmak zorunda. Bir yandan da bakıyorum Türkçe, matematik sorularına filan, çok akıl çalıştıran, olağanüstü sınavlar. Ama maalesef bu güzel sınavlara bile dershaneler ezberle hazırlıyorlar çocukları. Ben bu kadar deneyimime rağmen bir problemi 15 dakikada yaparken 1 dakikada çözüyor çocuklar. ARTIK HİÇ OLMAZSA ÖLDÜRMÜYORLAR HAPSE ATIYORLAR Bazı devrimlerde ilk birkaç yıl demokratik olmayan kararlar alabilirsin ama bu 10 yıl 20 yıl sürerse daha sonra toplumda hastalıklı bir hal alır. Bedeli ne olursa olsun, önce insan hakları. Türkiye’nin şu anki insan hakları notu bence zayıf. Öte yandan da pek faili meçhuller olmuyor artık bu da pozitif bir şey. Hiç olmazsa hapse atıyorlar öldürmüyorlar artık. TÜRBANLI KIZLAR GELEBİLSİN DİYE DERSLERİ EVİMDE YAPTIM Hiç kimsenin giyimine kuşamına karışamazsın. Nokta. Üstelik sen aydınlanmacısın ama türbanla üniversiteye girmeyi yasaklıyorsun. Ne hakkın var ki? İnsan haklarına aykırı. Ayıptır ve bunun ayıp olduğunu anlamadı insanlar. Ben bunu söylediğimde binlerce mesaj küfürler, hakaretler, tehditler geldi. Babasını Sivas’ta yakmaya çalıştılar bak o ne diyor diye üzerime geldiler. Bana ne o yakmaya çalışanlardan ben o türbanlı kızlara bakıyorum. Ben Bilgi Üniversitesi’ndeki derslerimi bazen evimde yapardım, türbanlı kızlar derse girebilsin diye. Müfettişler gelirdi okula. HERKES KÜÇÜK AZİZ NESİN OLMUŞ BANA AKIL VERİYOR Aziz Nesin’i Aziz Nesin yapan öngörülemezliğiydi. Ama şimdi Türkiye’de herkes küçük Aziz Nesin benden başka herkes babamın ne yapacağını biliyor bir ben bilmiyorum. Bana akıl veriyorlar. Gezi Parkı’nda matematik dersleri vermek çok hoşuma gitti. Başbakan çapulcu dedi ya, gerçekten de birkaç çapulcu vardı orada, uyuşturucu kullanan filan, gözlerimle gördüm. Ama zehir gibi çocuklar vardı. HALK BABAMI SEVMEZDİ HALA DA SEVMİYOR Bizim yaşamımız 68’de değişti. O yıllarda babam para kazanmaya başladı. Daha önce çok zor geçinirdik. Kanepeler, perdeler yırtık pırtıktı. Babam günlük gazeteleri biriktirirdi onlardan masa, kanepe filan yapardık. Polisler sabahın köründe evi basar, babamı alıp götürürlerdi. Halk sevmezdi o zamanlar babamı, yaşlandıkça sevmeye başladılar ki yine de hala çoğu insan sevmez. Bana vatan haininin, komünistin, satılmışın oğlu derlerdi. AZİZ NESİN’DEN ÜÇ KEZ DAYAK YEDİM Çok şefkat dolu, bir babaydı. Ama üç kez dayak yedim. Bir defasında hak etmiştim, bir tanesini hatırlamıyorum, bir tanesini hak etmemiştim. BABAMA DÖRT KEZ KURŞUN SIKILDI Ben birkaç kez sormama rağmen babam bize Madımak ile ilgili şöyle oldu, böyle oldu diye hiçbir şey anlatmadı. Anlattığı şey bunun arkasında başka bir şey olduğu, bunun ortaya çıkması gerektiğiydi. Babama dört kez kurşun sıkıldı. Kimse bilmez. Kimseye söylememiştir. Evimize de kurşun sıkıldı. Birkaç kez linç tehlikesi geçirdi. Kendi kişisel sorunlarını hiç konu etmezdi. EĞİTİM SİSTEMİMİZ MİLİTARİST Hemen hemen her eğitim sistemi başarıya çok odaklı. Öğrenciler illa başaracak. Başarmak üzerine, ana, baba, mahalle baskısı var. Çocukların başarısızlıktan ödü patlıyor. Özgürlüğün olmadığı bir ülkede yaratıcılık da olmaz ve Türk eğitim sistemi hiçbir şekilde özgür değil. Militarist bir eğitim sistemimiz var. Okul binalarına bak, resmen hapishane. Demokratik bir ülkede eğitim bakanlığı, milli eğitim bakanlığı bile değil, hükümetlerden, ideolojilerden bağımsız olmalı. ÖĞRETMENLER KENDİLERİNİ GELİŞTİRMİYOR Öğretmenler maalesef üniversiteden mezun olduktan sonra kendilerini hiç geliştirmiyorlar. Çünkü kendisini geliştirmesine gerek yok. Bence öğretmenlere her yıl sınav yapılmalı. TÜBİTAK DESTEĞİ KESTİ TÜBİTAK 2008’e kadar Matematik Köyü’nü destekledi. 2008’de TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nde hazırlanan Darwin özel sayısının son anda engellenmesinden dolayı ben Matematik Dünyası Dergisi’ne bunu protesto eden bir karikatür koyduk. Sonra TÜBİTAK bize düşman kesildi ve bütün desteği kestiler. TÜBİTAK’IN TEK AMACI ELEKTRİKLİ ARABA YAPMAK Bir üniversitede matematik, felsefe, sanat mutlaka olmalı. Çünkü bunlar meslek değildir. Bir varoluş ve düşünme biçimidir. Belli bir işe yaramaz. Hiçbir işe yaramadığı için her şeye yarayan dallardır bunlar. Ama toplumda prim yapmazlar, para kazandırmazlar, bunlar meslek değillerdir. Bunların desteklenmesi gerekir. Temel bilim olmadan teknolojik gelişme olmaz. Türkiye bir mühendisler ülkesi. TÜBİTAK’ı da maalesef mühendisler ele geçirmiş. Bilimsel gelişmeyi teknolojik gelişme olarak algılıyorlar. Tek amaçları elektrikli araba yapmak. En sonunda yapacağım bir tane elektrikli araba önlerine koyacağım. TÜRKİYE’DE MÜCADELE ETMEYİ SEVİYORUM Yurtdışında birçok ülkede bulundum ama Türkiye’yi hiçbirine değişmem. Burada bir şeyler yapabilme, insanların hayatını değiştirebilme şansınız var: Diğer ülkelerde bu hiç yok. Ben mücadele etmeyi seviyorum. Amerika’da mesela düzen o kadar kuvvetli ki hiçbir şeyi değiştiremezsin. MATEMATİKTE GELİŞMEK İÇİN SPOR YAPIN, OKUYUN, YALNIZ KALIN Toplum çok değişti. Sürekli internet, televizyon, cep telefonu… Hep bir dış etken var. Çocuklar hiç yalnız kalamıyor. Oysa düşünmek demek yalnız kalmak demektir. Temel bilimlerde iyi olmak için zeki doğman gerekmiyor, yoğunlaşabilmen gerekiyor. Temel bilimlerde, mantıkta, matematikte iyi olmak bu konuda çalışmaktan değil yazmaktan ve okumaktan geçer. Bana anne babalar ne yapalım çocuğun matematikte gelişmesi için dediklerinde; bol bol kitap okusun, spor yapsın, sıkılıncaya kadar tek başına kalsın derim. İnsanın kendi zihninden zevk almayı öğrenmesi lazım. MATEMATİK KÖYÜ NASIL KURULDU? Bilgi Üniverstesi’nde matematik bölümü kurdum. Ve araştırmacı yetiştirmek üzere, en üst düzeyde bir eğitim kurmak istedim. 30 yıl yaşasam, her yıl 20 öğrenci yetiştirsem, 600 matematikçi yapar. Onların da öğrencileri olacak. Böylece yaklaşık 2 bin bilim adamı yetiştirmiş olurum ve bu Türkiye’yi değiştirir dedim. Yaptım ama ne yazık ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Öğrenciler o kapasitede değildi. Böyle olunca önce çocuklara fazla mesai yaptırdım, evime aldım akşamları ders yaptık. Olmadı hafta sonları vakıfta ders yaptık, olmadı her yıl değişik bir yerde yaz okulu yaptık. Çok başarılı geçti. Sonra Matamatik Köyü kurmaya karar verdik, Sevan Nişanyan ile birlikte. O Matematik Medresesi diyelim diyordu ama ben laikler bize kızar diye korktum. Ve böylece Matematik Köyü’nü kurduk. Benim amacım matematik Köyü’nün bulunduğu bütün o vadiyi bir korsan eğitim vadisine dönüştürmek. Tiyatrosu, felsefesi sanatıyla sıra dışı bir eğitim merkezi. DHA
Beş Sinema Zincirine 'Film' Cezası!
Rusya’nın üçüncü en büyük şehri Novosibirsk’de beş sinema zinciri, Martin Scorsese’nin son filmi 'The Wolf of Wall Street' filmini gösterdiği için 68 bin Euro’luk para cezasına çarptırıldı. The Moscow Times gazetesinin haberine göre, bölgedeki narkotik birimine gelen şikayet sonucu ceza kararı çıktığı belirtildi. Medyatava
Kalp Düğümü
Hayattaki duygusal bağımlılıklarımızın bizi nasıl etkilediği üzerine farklı bir oyun olan Kalp Düğümü, nisan ayı boyunca izlenebilir.Kabataş’taki küçük mekanlarında büyük bir hikâye anlatan CRAFT Tiyatro yeni oyunu Kalp Düğümü ile seyircinin karşısında. Melisa Sözen’in yürek burkan performansına minimalist bir dekor ve neon ışıklarının eşlik ettiği oyunda, bir arada durmaya çalışan bir anne ve iki kızının hayattaki bağımlılıkları anlatılıyor. İngiliz yazar David Eldridge’e ait oyunun çevirisi Okan Başar Bahar’a ait. Yönetmenliğini Çağ Çalışkur’un üstlendiği Kalp Düğümü’nün sahne önündeki ekibi İpek Bilgin, Ezgi Çelik, Erkan Köstendil, Melisa Doğu ve tüm hikâyenin etrafında döndüğü Lucy karakterini canlandıran Melisa Sözen’den oluşuyor. Oyunda, işinden kovulduktan sonra problemleri iyice artan, madde bağımlılığıyla mücadele eden Lucy (Melisa Sözen) karakterinin annesi ve ablasıyla tamir edilmesi olanaksız gibi görünen ilişkisi anlatılıyor. Lucy kaçtıkça, geçmiş onun peşinden gidiyor. Aslında başarılı bir televizyoncu olacakken, büyük bir çıkmaza giriyor ve derin bir umutsuzluğa kapılıyor. Meselenin üstesinden gelmeye uğraşırken ona arkadaşları, alışkanlıkları engel oluyor. Ama onu en çok yavaşlatan annesinin aşırı ilgisi, ablasınınsa aşırı ilgisizliği oluyor. Oyunda birbirine ya ‘hayır’ demeyi bilmeyen ya da hep ‘hayır’ diyen iki karakter arasında kalırken, sevginin dozunun ayarlanamadığı takdirde en büyük bağımlılıklardan biri haline dönüşebileceğinin de altı çiziliyor. Affetmek ve affedilmek üzerine Kalp Düğümü, bağımlılıklarımızın arkasında birbirimize fazla toleranslı davranmamız yatıyor olabilir mi ya da ailenin, kimi zaman çocuklarının iyiliğine gibi görünen bazı eylemlerinin sonunda aslında çocuklarını gerçekten kaybetmesine neden olabilir mi gibi soruları soran, bu sorulara güçlü bir metin ve başarılı oyunculuklarla yanıt arayan bir oyun. Oyunun ismi Hinduizmdeki bir tariften geliyor. Buna göre ‘kalp düğümü’ insanın hayatta kendini ancak sevdiği insanlara affettirerek açabileceği ve kendini affetmesi ile tamamlanacak bir süreci anlatıyor. Oyunun ana karakteri Lucy (Melisa Sözen) de tam olarak böyle bir sürecin içinde annesi, ablası ve en başta da kendisini affetmeye, affettirmeye çalışıyor. Al Jazeera
Reklam
Titanik'in Batış Teorisi Doğru Değil mi?
İngiliz bilim insanları, Titanik'in bilinen batış sebebini sorgulamaya açacak yeni bir bilgiye ulaştı. Araştırmaya göre, transatlantiğin buzdağına çarptığı 1912 yılında, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı iddia edildiği gibi anormal seviyede değildi. İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nden bilim insanları, Titanik'in battığı yılı da içine alan 20 yıllık dönemdeki buzul hareketlerini inceledi. Sonuçları Weather Journal'da yayınlanan araştırmaya göre, Titanik'in battığı 1912 yılında Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı 'çok' ancak iddia edildiği gibi 'olağanüstü' değildi. Grant Bigg ve David Wilton'ın, ABD Sahil Güvenlik verilerine dayandırarak yaptığı araştırmaya göre, o yıl 48. paralelin güneyine inen buz dağı sayısı 1038. Bu, çok görünse de, o dönem için alışıldık bir sayı. Zamanının en büyük transatlantik yolcu gemisi Titanik, 15 Nisan 1912'de ilk seferini yaparken, rotasındaki buzdağını ancak 500 metre kala fark edebilmişti. Bu, 269 metre uzunluğundaki yolcu gemisinin manevra yapabilmesi için yeterli bir mesafe değildi. Titanik, çarpmadan iki buçuk saat sonra, Grönland'in güneybatısında, bin 500'den fazla yolcusuyla birlikte sulara gömüldü. Facinanın hemen ardından çıkan haberler, sebebin, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısının normalin üzerine çıkmış olmasını işaret ediyordu. Amerikalı yetkililer, sıcak geçen kış mevsiminin buzulları erittiğini, buzullardan kopan büyük kütlelerin rüzgar ve okyanus akıntılarıyla güneye yani Kuzey Atlantik'e sürüklendiğini iddia etmişti. Hatta İngiltere'de yayınlanan Times gazetesi, Ay'ın Dünya ile konumlanmasında oluşan olağanüstü bir durum nedeniyle yaşanan şiddetli gel-git'in, buzulların bu hareketinde etkili olduğunu yazmıştı. Sheffield Üniversitesi'nden Grant Bigg ve David Wilton'in 1900-1920 yıllarını kapsayan araştırmasına göre ise, 1912 yılında, Kuzey Atlantik'teki buzdağı sayısı olağanüstü düzeyde değildi. Hatta 1909 yılında, 1912'ye kıyasla çok daha fazla buzdağı, bu kadar güneye inmişti. BBC'ye konuşan Profesör Bigg, Titanik'in battığı yıl, Kuzey Atlantik'teki buzul sayısının, 20. Yüzyılın ilk 60-70 yılı için normal sayılabilecek düzeyde olduğunu söyledi. Araştırmacılar, verilere dayanarak geliştirdikleri bilgisayar simülasyonunda, Titanik'in çarptığı buzdağına dair yeni bilgiler de ortaya çıkardı. Tahminlere göre tarihin en büyük deniz faciasına neden olan buzdağı, 1911 sonbaharında büyük bir buzuldan koptu; yaklaşık 500 metre uzunluğunda ve 300 metre derinliğindeydi.bbc.co.ukPaul Rincon
Sanatın Beş Ülkesi, 15 Yüzü
TIO ILAR, Antik Attika lehçesinde “bir çatı sunmak, koruma, yuva sağlamak” anlamına geliyor. Fikir şu: Biz sanatçıların sanatları aracılığıyla birbiriyle iletişim kurabilecekleri, yeni fikirler deneyebilecekleri, ve belki başka bir yerde ticarî olarak addedilmeyek ve bu yüzden gözden kaçabilecek olan işlerini sergileyebilecekleri bir çatı sunuyoruz. Aynı ağaç dikmek gibi: Birinin tohumları, bir diğerinin saksı ve toprağı sağladığı, bir başkasının ise herkes meyvelerden yararlanana kadar bitkiye baktığı bir sistem. En başta genel şöyle bir genel fikir vardı: Sanatçılar ruhlarını en iyi anlatan işlerini, sanatlarını nasıl gösterebilirler? Dünyanın her yerinde sanatçıların sergiledikleri işlerde kısıtlamalar var ve çoğunlukla yaratımın kalbinde olan parçalar atölyelerde gizli kalıyor ve çok daha sonra, anaakım görmeye hazır olduğunda sergileniyor. Biz bu parçaları göstermek istedik. Ama çok kısa sürede TIO ILAR, bir sanat sergisinden çok daha fazlasına dönüştü. Deneyimli sanatçıların, genç sanatçılarla beraber sergilenerek yaratıcılıkla ilişkilerini gençleştirdikleri bir yer hâline geldi. Globalleşen dünyada, haberleşmenin oldukça hızlandığı bu dönemde başka kültürlere sahip, başka ülkelerde yaşayan sanatçılarla biraraya gelmek, kendi yapıtlarımı bu mozaiğin içine eklemlemek ve dışarıdan bakma şansı edinmek adına önemsediğim bir noktada duruyor sergi. İşlerim, elimizde bu denli fazla teknolojik imkân ve değişen bir gündem varken, aynı kuşaktan olduğum sanatçılarla birçok ortak konuyu ele almakla beraber, öznel yorumlarımı ve bakış açımı eklemem sonucunda bana özgü hâle gelen bir dile sahip. Kent- birey ilişkisini, sermaye- toplum ilişkisini, bireyin diğerleriyle ilişkisini, hatta bireyin kendiyle ilişkisini sembolik, biraz da ironik bir biçimde ele almaya çalışıyorum. Gündemin hızını artık takip edemediğimiz bu dönemde, toplumsal belleğin gerekli/ gereksiz bilgi akışında bulandığı, toplumca duyarlı olunması gereken meselelerin neredeyse anlık heyecanlara kurban gittiği, trajedileri dahi film izler gibi izleyip tükettiğimiz bu zamanlarda kentli bireyin yalnızlaşması, “öteki”lerle iletişimini maskeler aracılığıyla gerçekleştirmesi ve apatik, şuursuz hâle gelişi üzerinden işler üretiyorum. Bir de kadın meseleleri üzerine düşünüyorum. Yapıtlarımın büyük bir çoğunluğunu pentür oluşturuyor. Bu da beni doğal olarak geleneksel bir sanatsal üretim yönteminin devamı hâline getiriyor. Ancak yaptığım pentürün yüzü bugüne dönük, konularım, konularımı kompoze edişim de klasik pentür anlayışından uzakta. Figüratif bir ressamım ama fotografik imajları kullanarak ürettiğim karışık teknik işler, beni gelenekten ayırıyor. Bu sergi dünyanın farklı yerlerinden sanatçılar arasında önemli bir diyalog. Bir mekânda sanat eserlerinin yan yana konulması, kişiye çağdaş sanat dünyasında neler olup bittiği konusunda küçük bir fikir verebilir ve böylece insan kendi işi hakkın da daha fazla şeyi anlayabilir. Kendisi içerisinden çıkan resimleri takip eden her sanatçı eşsizdir. Benim işlerim doğanın yabani yönünü ortaya çıkarmak, ama aynı zamanda merak hislerini nasıl algıladığımıza tutmakla ilgili. Daha teknik olmam gerekirse, mecra olarak rengi ortaya çıkarmaya yardım eden porseleni kullanıyorum. Porselen minüskül gözeneklere sahip ve kâğıtta olduğu ve yoğunluğunu kaybettiği gibi boyanın içeriye batmasını engelliyor. Böylece mavi gibi renkler en güçlü halleriyle ortaya çıkıyor. İşlerim resme bakanların keşfetmesi için sessiz manzaralar ortaya koyuyor. Derinliğin türbülansı ve çevremizdeki dünya hakkında bilişsel güçlerimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım her zaman bilinmez bir gizem olduğu ile ilgili... TARAF
Reklam
Kendi Kendini İyileştirebilen Kas Geliştirildi
Bilim adamları, laboravutar ortamında kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirdi. Büyük heyecan yaratan çalışma, “Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinde yayımlandı. Duke Üniversitesi araştırmacıları, laboratuvar ortamında geliştirdikleri kasılabilir kas dokularını gelişmemiş kök hücre havuzu içinde bekleterek yeni kas dokuları elde etmeyi başardı. Elde edilen kas dokularının kök hücreleri kullanarak kendi kendini iyileştirebildiği belirlendi. Kas dokuları farelere nakledildiğinde rahatça uyum sağladığı belirlendi. Araştırmacılardan Nenad Bursac, “ilk defa genetik mühendislik sonucu kas elde ediyoruz ve bu kas dokusu, hem yeni doğan bir bebek kası kadar doğal hem de kendini iyileştirebiliyor” şeklinde konuştu. Laboratuvar ortamında geliştirilen kasın, kaza ya da hastalık sonucu kasları hasar gören insanların tedavisinde kullanılması amaçlanıyor.haber kaynağı: 365haber.org/sağlık-haberleri
Kubrick: Bir Sinema efsanesi(En iyi filmler içerir)
Stanley Kubrick! Sinemanın ego duvarı, kadrajların kaptanı. Görüntü yönetmenlerinin erotik rüyası,  kameranın başına gelebilecek en iyi şeylerden biri. Kendisiyle çalışan herkesi çıldırtacak kadar gıcık, ama seyirciyi kendine hayranı bırakacak kadar zeki bir prens.Daha gençken kararlı bir şekilde söylemiş olduğu sözler bugün bizi mest eden onlarca eserin çıkmasını sağlamıştır. Yaşadığı döneme kadar yapılmış hemen hemen tüm filmleri izleyen fotoğrafçı Kubrick'in ağzından dökülen şu büyülü sözler; ''Ben bu filmlerden daha iyisini çekerim'' sinemanın kalıplarını değiştirecek bir dizi atılımın miladın başlangıcı sayılabilir. Tıpkı, Tarantino ve David Lynch gibi sinema okulu mezunu Stanley Reis, sinema severleri görsel şölene çekmek için okul sıralarında bilet satmaya ihtiyaç duymamış.Küçük bir egosantirik müstesna ile doyumsuz biyografik spoiler'larımıza son verip, filmlerimize geçelim.''Steven Spielberg ölüyor ve cennete gidiyor. Ancak incili kapıdan içeri girmesi engelleniyor. Çünkü tanrı yönetmenleri Sevmiyor. Aynı anda içeriye bisikletiyle, üzerinde yırtık bakımsız eşofmanları ve jimnastik ayakkabılarıyla birisi giriyor. Spielberg: 'İyi de bu Kubrick degil mi?' diye soruyor. Hayır diyor aziz: Tanrı o, ama kendisini Stanley Kubrick sanıyor.PS: Soyadını 'Küubrik' olarak değil, 'Kuubrik'' olarak okumalısınız. Çünkü kendisi öyle diyor. (Spoiler vermeden duramayacağız.)PPS: Bu sunumda yönetmenin 64'ten sonra çekmiş olduğu filmler incelenmiştir. Öncesi neden yok diye soracak arkadaşlar, yönetmenin erken dönem sinemasıyla ilgili cahil olduğumuzu düşünüp derin bir gaflet içine düşmesinler lütfen. Sadece sizleri sıkmamak için. Yoksa Kubrick ile ilgili olarak, torunlarından daha çok konuşur ve ondan bahsederdik. Kam on.
Zorlu Center PSM’de Sezonun Son Müzikali: Notre Dame de Paris
Çingeneler tarafından katedrale bırakılan kambur, çirkin ve sağır Quasimodo’nun, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkını anlatan – Victor Hugo’nun ölümsüz eserinden sahneye uyarlanan – Notre Dame de Paris müzikali, 22 Nisan tarihinde Zorlu Center PSM’de perdesini açacak. 2 hafta boyunca sahnede kalacak müzikal, 15 farklı ülkede gösteriminin ardından, yine orijinal prodüksiyonu ile, ilk defa Türkiye’ye geliyor. Fransız yazar Luc Plamondon ile ünlü müzisyen ve söz yazarı Richard Cocciante’nin Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Notre Dame de Paris’yi (Norte Dame’ın Kamburu) modern sahneye uyarladığı dünyaca ünlü müzikal Türkiye’de ilk kez Zorlu Center PSM’de izleyiciyle buluşuyor. Çingeneler tarafından katedralde yalnızlığa terk edilen Quasimodo’nun çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkını anlatan eser, klasik bir aşk hikayesiyle insanların değer verdikleri şeyleri nasıl ayakta tutabileceğini drama, müzik ve dansla sahneye taşıyor. Belle, Tüm Zamanların En Sevilen Şarkıları Arasında Yer Alıyor 1998 yılında Paris’te Palais des Congres’de ilk defa sergilenen Notre Dame de Paris müzikali oyunculuk ve kostümleriyle izleyenleri 1800’lü yıllara götürüyor. Fransız televizyon izleyicileri tarafından 20. yüzyılın en iyi şarkısı, Rus izleyiciler tarafından ise on yılın şarkısı seçilen Belle başta olmak üzere, tüm beste ve şarkı sözleriyle hayranlık uyandıran müzikal, izleyiciye büyülü bir atmosfer yaşatacak. Dünyanın birçok ülkesinde en iyi müzikal ödülünün sahibi olan ve en çok seyredilen müzikaller arasında yer alan Notre Dame de Paris, 15 ülkeden sonra, orijinal prodüksiyonu ile Türkiye’de, İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor olacak. Orijinal Prodüksiyonu ile Türkiye’de! Oscar ve Grammy ödüllü – ünlü film ‘Titanik’in en bilinen şarkısı ‘My Heart Will Go On’un söz yazarı Will Jennings tarafından İngilizce uyarlaması yapılan Notre Damme de Paris müzikali, tüm dünyada oynayan tek orijinal prodüksiyon olma özelliğini taşıyor. Fransa’da, 1998 yılında açılmasından bu yana İtalya, İspanya ve Rusya’da da sahneye koyulan yapım, dünyanın hiçbir yerinde artık Fransızca diliyle sergilenmiyor. İngilizce olarak sergilenen tek prodüksiyon ise İstanbul seyircisiyle buluşacak. Guiness Dünya Rekorları Kitabı’na Giren Müzikal!
Reklam