En İyi Bitiş Cümlesine Sahip 100 Roman
Bir romanın ilk cümlesi, okurun o kitapla ilişkisini belirleyebilir. İlk cümlenin ilginç olması, merak uyandırması, içtenliği ya da çekiciliği romanın okunurluğunu artırabilir. Bu yüzden ilk cümleler önemlidir. Romanların son cümleleri de önemlidir. Okur, kitabı elinden bıraktığında aklında o son cümle yankılanır. Hatta son cümleyi birkaç kez okuma gereksinimi duyabilir. Romanı okuma süreci sona ermiştir ve o son cümle kalmıştır elinde. Bir vedadır. Yazar okura, okur kitaba veda eder. Ve iyi bir veda da iyi bir veda cümlesinden geçer. Notosoloji’de daha önce en iyi başlangıç cümlelerine yer vermiştik. Bu kez en iyi bitiş cümlelerinden bir seçki sunuyoruz. En iyi bitiş cümlelerine sahip romanların tam listesine de yer veriyoruz. Belki bu romanlara bir de böyle bakmak istersiniz. Böylece ilerlemeyi sürdürüyoruz: durmaksızın geriye fırlatılıp dursa da, akıntıya karşı yol alan tekneler. • F. Scott Fitzgerald, Muhteşem Gatsby (1925) … Genç bir kızken ben de bir Dağ çiçeğiydim orada evet saçıma Endülüslü kızların taktığı gibi takınca ya da kırmızı mı taksam evet ve nasıl öpmüştü beni Mağribi surunun altında ben de dedim ki bu da olur bir başkası daha iyi olacak değil ya sonra gözlerimle tekrar sormasını istedim evet sonra ister misin diye sordu evet ne olur evet de dağ çiçeğim dedi önce sarıldım ona evet ve onu kendime çektim göğüslerime dokunsun diye safi parfüm evet kalbi deliler gibi çarpıyordu evet dedim evet isterim Evet. • James Joyce, Ulysses (1922; çeviri Armağan Ekici) Büyük Birader’i çok seviyordu. – George Orwell, 1984 (1949; çeviri Celâl Üster) Bugüne dek yaptığım iyi, en iyi şey bu. Yakında kavuşacağım huzurun bugüne dek yaşadıklarımın en iyisi olacağını biliyorum. • Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi (1859) Ruhu yavaşça bayılır gibi oldu işitince karın hafifçe yağdığını evren boyunca ve yağdığını hafifçe, nihai sonlarının inişi gibi, bütün yaşayanların ve ölülerin üstüne. • James Joyce, Dublinliler (1914; çeviri Murat Belge) Ki bu da seninle benim paylaşabileceğimiz tek ölümsüzlük olabilir, Lolita’m benim. • Vladimir Nabokov, Lolita (1955; çeviri Fatih Özgüven) “Bir dakika,” diyorsun sen, “Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını nerdeyse bitiriyorum.” • Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (1979; çeviri Ülker İnce) Vah Bartleby! Vah insanlık! • Herman Melville, Kâtip Bartleby (1853; çeviri Yusuf Eradam) Son satıra gelmeden önce, o odadan bir daha çıkamayacağını anlamış bulunuyordu. Çünkü elyazmalarında Aureliano Babilonia’nın şifreleri çözdüğü anda aynalar (ya da seraplar) kentinin rüzgârla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenmeyeceği yazıyordu. Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olmazdı. • Gabriel García Márquez, Yüzyıllık Yalnızlık (1967; çeviri Seçkin Selvi) Ya işte böyle, Amerika’da günbatımı olunca bazen nehrin kenarındaki yıkık iskeleye oturur, New Jersey’nin üstünde göz alabildiğine uzanan gökyüzünü seyreder, inanılmayacak kadar büyük bir tümsek halinde Batı Kıyısına doğru yuvarlanan o toy toprakların, başını alıp giden yolların ve sonsuzlukta oturup hayal kuran insanların varlığını hissederim, derim ki Iowa’da çocuklar ağlıyordur şimdi, ağlamalarına izin verilen yerde, o gece gökte yıldız olmayacaktır, Tanrı bir Paf Puf Ayı’dır orada, bilmez misiniz, akşam yıldızı çayırın üstüne ölgün ışıklarını dökmektedir, az sonra esaslı bir gece çökecektir, dünyayı kutsayan, bütün nehirleri karartan, tepeleri sarıp sarmalayan, son kıyıyı da kapayan gece, ve kimse kimseye ne olacağını bilmeyecektir, yaşlanmanın çaresiz sefaletinden başka, işte o zaman Dean Moriarty gelir aklıma, ardından ihtiyar Dean Moriarty, bulamadığımız baba, ve gene Dean Moriarty. • Jack Kerouac, Yolda (1957; çeviri Can Kantarcı) Sen böylece Hıristiyanlık görevini yerine getirmiş, seni sevmeyene iyi nasihat vermiş olursun; ben de yazdıklarının meyvesini bütünüyle, istediği şekilde toplamış ilk kişi olmak şerefine erişirim; çünkü benim tek isteğim, şövalye kitaplarının uydurma, saçma öykülerini, insanların gözünden düşürmekti; benim gerçek Don Quijote’min öyküleri sayesinde tökezlemeye başladılar bile; hiç şüphe yok, sonunda yere kapaklanacaklar. • Miguel de Cervantes, Don Quixote (1605; çeviri Roza Hakmen) Sonra her şey yok oldu birden. Ve denizin alabildiğine geniş kefeni, başladı dalgalanmaya beş bin yıl önce dalgalandığı gibi. • Herman Melville, Moby•Dick (1851; çeviri Sabahattin Eyuboğlu, Mina Urgan) Sonunda, bu küçük kardeşin nasıl büyüyüp ileride kendisi gibi bir kadın olacağını düşündü. Nasıl daha olgun yaşlarda da, çocukluk çağının o saf ve sevgi dolu kalbini taşıyacağını, nasıl çevresine başka küçükleri toplayıp, onların uyanık gözlerini garip masallarla (belki de yıllar önceki Harikalar Ülkesi düşüyle) parlatacağını; kendi küçüklüğünü ve o mutlu yaz günlerini anımsayarak nasıl onların çocuk dertleriyle dertlenip çocuk sevinçleriyle sevineceğini düşündü. • Lewis Carroll, Alice Harikalar Diyarında (1865) Her şey tamam olsun, kendimi pek yalnız hissetmeyeyim diye, benim için artık, idam günümde bir sürü seyirci bulunmasını ve beni nefret çığlıklarıyla karşılamalarını dilemekten başka bir şey kalmıyordu. • Albert Camus, Yabancı (1942; çeviri Samih Tiryakioğlu) Evet beni çiğneyecekler, sayılar üzerimden geçecek bir iki üç, dört yüz milyon beş yüz altı, beni sessiz toz zerrelerine çevirecekler, tıpkı zaman içinde oğlum olmayan oğlumu, onun oğlu olmayan oğlunu ve onun oğlu olmayan oğlunu ezip geçecekleri gibi, ta ki bin birinci nesle kadar ta ki bin bir geceyarısı korkunç yetilerini dağıtana ve bin bir çocuk ölene kadar çünkü geceyarısı çocuklarının ayrıcalıkları ve lanetleri çağlarının hem efendileri hem de kurbanları olmaktır, kendilerinden vazgeçip kalabalıkların imha edici girdabına çekilmek ve yaşarken bulamadıkları huzuru ölürken de bulamamaktır. • Salman Rushdie, Geceyarısı Çocukları (1981; çeviri Aslı Biçen) Durgun gökyüzü altında mezarların etrafında şöyle bir gezindim. Fundalarla çançiçekleri aracında uçuşan pervanelere baktım. Çimenler arasında soluk alan usul rüzgârı dinledim, “insan nasıl olur da bu güzel yerde uyuyanların uykularında rahat bulmadıklarını düşünür?” diye şaşırdım. • Emily Brontë, Uğultulu Tepeler (1847; çeviri Feyza Erbatur) Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzdan bir insana, bir insandan bir domuza, gene bir domuzdan tekrar bir insana baktılar. Fakat hangisinin domuz, hangisinin insan olduğunu bilmek imkânı kalmamıştı. • George Orwell, Hayvan Çiftliği (1945; çeviri Halide Edip Adıvar) Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra. • J. D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar (1951; çeviri Coşkun Yerli) Hastaneden ayrıldım ve yağmurun altında otele doğru yürüdüm. • Ernest Hemingway, Silahlara Veda (1929) Yaşlı adam düşünde aslanları görüyordu. • Ernest Hemingway, Yaşlı Adam ve Deniz (1952; çeviri Yaşar Anday) O zamanlar ki hayatımızı oluşturan, birbirine bitişik izlenimlerin ince bir dilimidirler; belirli bir görüntünün hatırası, belirli bir ânın özleminden ibarettir ve evler, yollar, caddeler de, heyhat, seneler gibi uçup giderler. • Marcel Proust, Swann’ların Tarafı (1913; Roza Hakmen) Ama burada, yeni bir hikâye,bir adamın derece derece yenileşmesinin, yavaş yavaş yeniden hayat buluşunun, bir dünyadan başka bir dünyaya geçişinin, şu ana kadar hiç bilmediği yeni bir gerçekle tanışmasının hikâyesi başlıyor. Bu yeni bir eserin konusu olabilir. Ama bizim şimdiki hikâyemiz burada bitiyor. • Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza (1866; çeviri Hasan Âli Ediz) En İyi Bitiş Cümlesine Sahip 100 Roman 1 Samuel Beckett, Adlandırılamayan (1953) 2 Ralph Ellison, Görülmeyen Adam (1952) 3 F. Scott Fitzgerald, Muhteşem Gatsby (1925) 4 James Joyce, Ulysses (1922) 5 Mark Twain, Huckleberry Finn (1885) 6 Ernest Hemingway, Güneş de Doğar (1926) 7 George Orwell, 1984 (1949) 8 Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi (1859) 9 Joseph Conrad, Karanlığın Yüreği (1902) 10 Virginia Woolf, Deniz Feneri (1927) 11 James Joyce, Dublinliler (1914) 12 Vladimir Nabokov, Lolita (1955) 13 Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (1979) 14 Herman Melville, Kâtip Bartleby (1853) 15 Gabriel García Márquez, Yüzyıllık Yalnızlık (1967) 16 Samuel Beckett, Molloy (1951) 17 Jack Kerouac, Yolda (1957) 18 William Faulkner, Abşalom, Abşalom! (1936) 19 Laurence Sterne, Tristram Shandy (1759–1767) 20 Miguel de Cervantes, Don Quixote (1605) 21 Kurt Vonnegut, Kedi Beşiği (1963) 22 William H. Gass, Willie Masters’ Lonesome Wife (1968) 23 Theodore Dreiser, Sister Carrie (1900) 24 Russell Banks, Continental Drift (1985) 25 Herman Melville, Moby•Dick (1851) 26 Joseph Heller, Madde 22 (1961) 27 Walter Abish, Ne Kadar Alman (1980) 28 Lewis Carroll, Alice Harikalar Diyarında (1865) 29 George Eliot, Middlemarch (1871–72) 30 Mary Shelley, Frankenstein (1818) 31 Thomas Pynchon, Gravity’s Rainbow (1973) 32 Jane Austen, Emma (1816) 33 Don DeLillo, The Names (1982) 34 Albert Camus, Veba (1947) 35 J. M. Coetzee, Barbarları Beklerken (1980) 36 Franz Kafka, Dava (1925) 37 Richard Brautigan, Amerika’da Alabalık Avı (1967) 38 Albert Camus, Yabancı (1942) 39 Salman Rushdie, Geceyarısı Çocukları (1981) 40 Thomas Pynchon, The Crying of Lot 49 (1965) 41 Emily Brontë, Uğultulu Tepeler (1847) 42 James Joyce, Finnegans Wake (1939) 43 Saul Bellow, The Adventures of Augie March (1953) 44 Don DeLillo, Beyaz Gürültü (1985) 45 Margaret Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü (1986) 46 Toni Morrison, Sula (1973) 47 Charles Dickens, Noel Şarkısı (1843) 48 William S. Burroughs, Çıplak Şölen (1959) 49 George Orwell, Hayvan Çiftliği (1945) 50 John Gardner, Grendel (1971) 51 William Gaddis, J R (1975) 53 J. G. Ballard, Çarpışma (1973) 54 Willa Cather, My Ántonia (1918) 55 Robert Penn Warren, All the King’s Men (1946) 56 Edith Wharton, Keyif Evi (1905) 57 Voltaire, Candide ya da İyimserlik (1759) 58 William H. Gaddis, The Recognitions (1955) 59 James Joyce, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) 60 Kurt Vonnegut, Mezbaha No:5 (1969) 61 Toni Morrison, Song of Solomon (1977) 62 Raymond Chandler, The Long Goodbye (1953) 63 John Barth, “Dünyazatname” Masal Masal İçinde (1972) 64 Ernest Hemingway, Silahlara Veda (1929) 65 Gertrude Stein, A Novel of Thank You (1958) 66 A. A. Milne, The House at Pooh Corner (1928) 67 Robert Coover, The Public Burning (1977) 68 Richard Brautigan, A Confederate General from Big Sur (1964) 69 Flannery O’Connor, Wise Blood (1952) 70 Richard Wright, Native Son (1940) 71 Patrick White, The Tree of Man (1955) 72 Ernest Hemingway, Yaşlı Adam ve Deniz (1952) 73 Malcolm Lowry, Yanardağın Altında (1947) 74 Richard Powers, Prisoner’s Dilemma (1988) 75 Henry James, The Wings of the Dove (1902) 76 Kathy Acker, Don Quixote (1986) 77 Margaret Mitchell, Gone with the Wind (1936) 78 Cormac McCarthy, Blood Meridian (1985) 79 Roberto Bolaño, By Night in Chile (2000) 80 Graham Greene, Sessiz Amerikalı (1956) 81 Margaret Atwood, Cat’s Eye (1988) 82 John Updike, Tavşan Kaç (1960) 83 Marcel Proust, Swann’ların Tarafı (1913) 84 William T. Vollmann, You Bright and Risen Angels (1987) 85 Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza (1866) 86 Brian Evenson, The Open Curtain (2006) 87 John Hawkes, Second Skin (1964) 88 William Faulkner, Döşeğimde Ölürken (1930) 89 Ronald Sukenick, Out (1973) 90 Gilbert Sorrentino, Mulligan Stew (1979) 91 William Makepeace Thackeray, Gurur Dünyası (Vanity Fair) (1847–48) 92 James Crumley, The Final Country (2001) 93 John Barth, The End of the Road (1958) 94 Carlos Fuentes, Christopher Unborn (1987) 95 Mark Harris, Bang the Drum Slowly (1956) 96 James Weldon Johnson, The Autobiography of an Ex •Coloured Man (1912) 97 Kate Chopin, Uyanış (1899) 98 Philip Roth, Sabbath’s Theater (1995) 99 Zora Neale Hurston, Tanrıya Bakıyorlardı (1937) 100 Terry Southern, Mason Hoffenberg, Candy (1958) Amerikan Book Review | Notosoloji
Reklam
Paris İçin Yazılmış Pek Harika 17 Şarkı
I never knew the charm of springI never met it face to faceI never knew my heart could singI never missed a warm embraceTill April in Paris, chestnuts in blossomHoliday tables under the treesApril in Paris, this is a feeling That no one can ever repriseI never knew the charm of springI never met it face to faceI never knew my heart could singI never missed a warm embraceTill April in Paris Whom can I run to?What have you done to my heart?
Reklam
Unkapanı'ndaki Tarihi Su Kemeri Restoran Oluyor
Bizans ve Osmanlı dönemlerinde kentin önemli su yollarından biri olan Bozdoğan Su Kemeri restore edilip üzerine yürüyüş yolu, seyir terası ve restoran yapılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı proje Anıtlar Kurulu’nda onay bekliyor. İstanbul’un önemli simgelerinden biri olan Su Kemeri’nin tahrip edilmesine en büyük tepki Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Kahraman’dan geldi. Kemerin seyir terası olabilmesi için bu anıt esere yeni ekler ve uygulamalar yapılması gerektiğini hatırlatan Kahraman, “Bizans döneminden kalmış yapıyı bu şekilde bozmaya gerek yok.” diyor. Kemer üzerinde yapılması planlanan seyir terası ve restoran projesinin kültürel mirası koruma değil, tahrip amaçlı olduğunu söyleyen Kahraman, “Kemerin seyir terası amaçlı turizme açılmasından sonra burada ticari amaçlı işletmeler de yapılacaktır.” ifadelerini kullanıyor. Bozdoğan Su Kemeri, halihazırda İstanbulluların seyir mekânlarından biri. Değnekçilerin kontrolü altındaki kemere çıkmak isteyen vatandaşlar, bölgedeki kaçak merdivenleri kullanıyor. Manzarayı seyretmek isteyenler, değnekçilere 1 lira ödüyor, turistlerde ise rakam 5 liraya çıkıyor. Ücret karşılığı merdivenden çıkan vatandaşlar, hatıra fotoğrafı çektirerek sosyal medyada paylaşıyor. Kemerin üzerine çıkan vatandaşlardan biri, “Merdivenden tırmanarak ipe tutunup kemere çıkış oldukça zorlu. Ancak yukarıda izlediğimiz manzara buna değiyor.” diye konuşuyor. Hiçbir koruma önleminin bulunmadığı kemerin üstünde birçok taşın da yola düşme tehlikesi var. Daha önce 921 metre uzunluğundaki kemere çıkışları engelleyecek herhangi bir düzeneği bulunmuyordu. Seyir terası projesi planıyla birlikte Bozdoğan Su Kemeri’ne iniş çıkışların demir tellerle kapatıldığı görüldü. Yurt | Zaman
Hak Ettiği Değeri Görememiş 30 Türk Sanatçı ve Şarkıları
etiket
Listenin adı hak ettiği değeri görememiş Türk sanatçılar ve şarkıları olsa da aslında 30 ilginç grup ve sanatçı ismi de olabilirdi orası ayrı. Hayranı olduğunuz o nice gruplara bin basabilecek bu liste aslında kimilerimiz tarafından sır gibi saklandı, çok bilinmesin istendi çünkü bilirsiniz güzel şeyleri paylaşmak zordur. Ama sizler için bu listeyi derledik ve hak ettikleri değerleri bulmaları umuduyla paylaşıyoruz. Gelin kimler var birlikte bakalım.
Mars'taki Kanallar Sıvı Suyla Oluşmadı
Mars Yörünge Kaşifi (MRO) tarafından ilk kez 2010'da görüntülenen ve sıvı suyun etkisiyle oluşmuş olabileceği belirtilen kanalların, kuru buz etkisiyle ortaya çıktığı belirlendi. NASA, görüntülerini ilk kez Mart ayında açıkladığı su kanallarına ait yapıların sıvı suyla değil, kuru buz etkisiyle oluştuğunu açıkladı. Yeni analizler, Mars'ın yüzeyindeki su kanallarının karbon dioksitin mevsimsel olarak donmasıyla belirdiğini destekledi. Icarus dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan ABD Jeolojik Araştırmalar Astrojeoloji Bilim Merkezi'nden Colin Dundas, 'Yaklaşık beş yıl önce Mars'taki kanalların sıvı su etkisiyle oluştuğunu düşündük... Yaptığımız daha fazla gözlemle kanalların zaman içindeki oluşumu ve değişimini inceledik. Sonuçlar, bu hareketliliğin kışın gerçekleştiğini gösterdi' bilgisini verdi. Bilim insanları Mars'ta su kanallarına ait izleri ilk kez 2000'li yıllarda elde etmiş ve Kızıl Gezegen'de sıvı su bulunma ihtimali heyecan yaratmıştı. Su buharı ve donmuş halde su içerse de, Mars'ın yaşamın kaynağı olduğu kabul edilen sıvı halde suya sahip olduğu henüz kanıtlanmadı. Dundas ve meslektaşları, MRO'nun HiRISE kamerasıyla 2006'dan bu yana üzerinde gözlem yapılan 356 su kanalı yapısına ait fotoğrafları inceledi. İncelenen su kanallarının 38'i, tortu birikimi ve kanallarda genişleme gibi aktif hareketlilik gösterdi. Oluşumların öncesi ve sonrasına ait fotoğrafları analiz eden Dundas ve ekibi, değişimlerin karbondioksitin donduğu kış mevsiminde yaşandığı sonucuna vardı. Kısaca, Mars'taki sıcaklık değişimleriyle sıvı suyun ortaya çıktığı düşüncesi doğrulanamamış oldu. Kuru buz olarak adlandırılan donmuş karbondioksit, Dünya'da doğal olarak bulunmasa da Kızıl Gezegen'de bolca bulunuyor. Su kanallarındaki hareketliliğin, kuru buzun gaz haline geçmesi veya eğimli yüzeylerde biriken tortunun akmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Dundas, 'Mars'taki kanalların Dünya'da eşi bulunmayan bir gözlem imkanı sunduğunu' söylerken, araştırmada yer alan NASA Jet İtiş Gücü Laboratuvarı'ndan (JPL) Serine Diniega, 'MRO gibi uzun süreli gözlemler yapan uzay araçları sayesinde belli yüzeyler üzerinde sürekli gözlem yapabiliyoruz' diyerek gelecekte daha fazla bilgi sahibi olacaklarını ifade etti. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
LED Çiftlikte Günde 10 Bin Marul
Japon bir bilim insanı, yarı iletken fabrikasını dünyanın en büyük kapalı çiftliklerinden birine dönüştürdü. LED aydınlatmalı çiftlikte her gün 10 bin marul yetiştiriliyor. Bitki fizyoloğu Şigeharu Şimamura, Sony'nin eski bir yarı iletken fabrikasını marul çiftliğine dönüştürdü. Japonya'da Temmuz ayında açılan ve bitkilerin LED aydınlatma ile yetiştirildiği çiftlik, kıtlık, doğal afet ve tahıl ürünlerini etkileyen hastalıkların önüne geçmek için en iyi yöntem olarak kabul ediliyor. Şimamura, bir futbol sahasının yarısını kaplayacak büyüklükteki çiftliğinde her gün 10 bin marul üretiyor. Her biri 15 katlı toplam 18 tarım rafının yer aldığı çiftlikte, 17 bin 500 LED ışık kullanılıyor. Şimamura, 'bitki yetiştirmeyi donanımla bir araya getirmek istediğini' belirterek, oluşturdukları ortamda bitkiler için daha fazla gün ve gece ayarı yaptıklarını, ayrıca aydınlatmayı ve ortamdaki şartları kontrol ederek en iyi fotosentez düzenini sağladıklarını söyledi. LED aydınlatma, ısı ve nemi kontrol edebilen Japon araştırmacılar, marulları doğal ortamda verilen su miktarının sadece yüzde 1'iyle büyütüyor. Şimamura, marulların kontrollü ortamda doğal ortamdakinden 2.5 kat daha hızlı geliştiklerini belirtti. Japonya, Mart 2011'de yaşanan yıkıcı depremin ardından en fazla zarar gören yer olan Miyagi bölgesinde LED çiftlikler kurmayı planlıyor. Şimamura, 'yakın zamanda gerçek tarım sanayileşmesine başlayacaklarını' söyledi. Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Türkiye'de Bulunan En Etkileyici 15 Arkeolojik Eser
etiket
Anadolu toprakları, çok eski zamanlardan beri insanların yerleştiği yerlerden biri olması bir çok uygarlığın bu bölgede yaşamalarının ve aynı zamanda bir çok tarihi eser bırakmalarının nedenidir. Bu yüzden ülkenin her yanında tarihi eserlere rastlamak mümkündür. Ne yazık ki tarihi açıdan çok zengin olan bu topraklarda çıkarılan birçok tarihi eser de, kaçırıldıkları ülkelerde sergileniyor. Birbirinden ilginç yöntemlerle yurt dışına kaçırılan tarihi eserler uluslararası anlaşmalara rağmen iade edilmiyor.  Kültürel varlıkların korunması için 1970 UNESCO Sözleşmesi, Avrupa Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara rağmen, 'kültür varlıkları yerinde güzeldir' anlayışından uzak birçok ülke, Anadolu topraklarından çıkarılan tarihi eserleri iade etmemek için direnirken, bu tarihi eserlerin Türkiye'ye geri getirilmesi için mücadeleler de sürdürülüyor. Onedio | Özel
Reklam
Ay'da 440.000 Dönüm Arsa Sahibi Türk
Emre Özerginli hakkında fazla bilgi sahibi değiliz, sadece Moon-Star Limunary adlı aracı şirketin sahibi vede Ay'da arsa satan çeşitli şirketler ile çalıştığını biliniyor.Bunun yanında yurtdışında bilim ve teknoloji dergilerine vede portallara çeşitli beyanatlar vermesiyle adından söz ettirmiştir.Özellikle yer altından çıkabilecek değerli madenler, minareller ve Ay'ın A.B.D'nin eyaleti olması gerektiği konusunda.    Emre Özeginli'nin ardından zirveye doğru 630.000 dönüm ile Tom Cruıse, 700.000 dönüm ile Bill Gates, 880.000 dönüm ile eski A.B.D başkanı George H.W.Bush, 1.000.000 dönüm ile ünlü Rus iş adamı Roman Abramoviç, listenin zirvesinde ise 1.500.000 dönüm ile iş adamı David M.Rothschild bulunuyor.   Peki nasıl olabiliyor da Ay'da arsa sahibi olunabiliyor, bilimsel ve hukuksal bir dayanğı var mı işte yapılan açıklama;Amerikalı bir avukat olan Dennis Hope, 1980 yılında Birleşmiş Milletler Uzay Antlaşması yasasındaki bir boşluğu fark ederek, Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Yasada hiçbir ülkenin uzaydaki bir gezegen üzerinde hak iddia edemeyeceği yazıyordu. Hope bu maddeye dayanarak; ülkelerin gezegenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyeceği, ancak şahısların toprak satın almasında herhangi bir kısıtlayıcı madde olmadığını farketti ve Ay'ı kendi adına tescil ettirdi ardından Beyaz Saraya, Kremlin'e ve birleşmiş milletlere bir mektup yazıp Ay'ın artık kendi tescilinde olduğunu bildirdi hatta belgelerini ve kendi hazırladığı tapu örneğini de gönderdi olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt gelmeyince de kanuni süreç başlamış oldu ve Ay'ı kendi üzerine tescil ettirdi. Hope Ay`ı her biri 4 bin metrekarelik 5 milyon parsele bölerek satışa çıkardı.Bakalım Türkiye'den Emre Özerginli'den başka bu büyük çapta başka yatırımlar olacak mı?Bekleyip görecez.
Koreli Dans Grubu - Waveya  Shakira - La La La ( Brezilya 2014)
Koreli müzisyen PSY'nin 2012 yılı yapımış olduğu Gangnam Style Şarkısına dans videosu çekip internette adeta fenomen haline gelen Waveya dans grubu bu kezde Shakira - La La La Şarkısına dans videosu hazırlamış bize de izlemek düşer :)
Reklam