Şok Tabancasıyla Elektrik Verilen 21 Kişi ve Verdikleri Muazzam Tepkiler
Düğün fotoğrafçısı Patrick Hall çok çılgın bir çalışmaya imza attı. Sok tabancasıyla elektrik verilen kişilerin verdiği inanılmaz tepkileri fotoğrafladı. Bu çalışmanın bir diğer ilginç tarafı ise şok veren kişiler, çalışmaya katılanların kendi yakınları oldu. Acı, kahkaha ve şaşkınlığın aynı anda yaşandığı bu harika çekim sizlerle...İyi eğlenceler dileriz...
16 Yaratıcı Çizimle Kahve Süsleme Sanatında Son Nokta!
Kahve dükkanında gece vardiyasına çalışırken bu sanata merak salan ve geliştiren Michael Breach harika çalışmalara imza atmış. Latte üzerine hemen hemen her şeyi çizebilen sanatçı, müşterilerin özel isteklerini de geri çevirmiyor.  İyi eğlenceler dileriz...
Efsane Haline Gelen 20 Gırgır Dergisi Kapağı
Türkiye'nin 70 ve 80'lerdeki popüler kültürünü ve sosyal yapıyı anlamak için de paha biçilemez bir kaynak haline gelen Gırgır dergisinin  “efsane” olarak nitelendirilen kapaklarını sizler için derledik. İşte, o kapaklar:
Bilim İnsanları Elektrik Akımıyla Hafızayı Güçlendirdi
Amerikalı bilim adamları, beynin belirli bir bölgesine özel yöntemle elektrik akımı vererek hafızayı güçlendirmeyi başardı. Araştırmacılar, manyetik titreşimler yardımıyla elektrik akımı verilmesine dayanan Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMS) yöntemiyle en az 24 saat içinde olayları hatırlama yeteneğinin arttırılabildiğini ve bu etkinin zaman içinde azalmadığını bildirdi. Yeni yöntemin Alzheimer hastalığının ilk evresi, beyin travmaları ve kalp krizi gibi nedenlerle ortaya çıkan hafıza kayıplarının tedavisinde yeni bir sayfa açması bekleniyor. Araştırma, olayların hatırlanmasının beynin pek çok bölgesiyle, ana hafıza yapısı olarak adlandırılan hipokampüsün tıpkı bir orkestra gibi uyum içinde çalışmasını gerektirdiğini gözler önüne seren ilk çalışma olması açısından önem taşıyor. Yardımcı Doçent Dr. Joel Voss başkanlığında yaşları 21 ile 40 arasında değişen 16 katılımcı üzerinde yapılan araştırma, Science dergisi ve Northwestern Üniversitesi’nin internet sitesinde bilim dünyasına tanıtıldı. Araştırmacılara göre hipokampüsün doğrudan elektrik akımı verilerek uyarılmasıyla hafızanın geliştirilmesi mümkün. Ancak beynin bu bölgesinin manyetik titreşimlerin geçmesine izin vermeyecek kadar derinde olması nedeniyle hipokampüse doğrudan akım vermek mümkün olmuyor. Bu nedenle Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) yardımıyla hipokampüsle yakından bağlantılı, sadece 1 santimetre büyüklüğündeki bir alanın varlığını saptayan araştırmacılar buraya elektrik akımı verme yoluna gitti. Saptanan alana elektrik akımı verilmesinin ardından katılımcılar üzerinde yapılan hafıza testleri bu yöntemin belleğin güçlendirilmesinde etkili olduğunu gösterdi. İnsanlardaki öğrenme gücünün, beyinde birbiriyle uyum içinde çalışan bölgelerinin sayısının çoğalmasına bağlı olarak arttığına işaret eden Voss, elektrik akımıyla uyarılmalarının ardından beyindeki bölgeler arasındaki uyumun arttığını yaptıkları çalışmayla açıkça gösterdiklerini ifade etti. AA
90'larda Çocuk Olanların Görünce Aklında Sahnelerinin Canlanacağı 50 Süper Film
Listeyi yapma sebebim genelde forumlarda çokça sorulan ve adları bilinmeyen filmleri hatırlatmaktır.  Çocuklukta zamanımın çoğunu televizyon karşısında geçirmiş biri olarak gerek 80'lerden gerekse 2000'lerden aklımıza kazınmış bu filmleri unutanlara hatırlatmak istedim. Geçmişinize baktığınızda genelde Polis Akademisi, Chucky, Robocop, Geleceğe Dönüş ve Evde Tek Başına vb. filmler ilk akıllara gelenlerdir. Ama aşağıdaki filmleri hatırlamak için geçmişinizi kurcalamak gerekebilir. Şimdiden iyi nostaljiler. Not: Yoğun ilgi alırsa ikinci 50 filmlik listeyi yapmaktan zevk duyarım ;)
Sözleriyle Arabesk Şarkılara Pabucunu Ters Giydiren, Acının Dibine Vuran 20 Pop Şarkı
Bazı pop - rock şarkılar var ki , damara girme ve yürek tahribatı konusunda arabesk ile kafa kafaya yarışabilecek seviyede. Bu şarkılar sözleriyle bizi doğru zamanda , doğru yerde yakalarsa salya sümük ağlatarak , acaba jiletler nerededir diye düşündürerek ve elimize kadehleri tutuşturup sonunda masaya gümleterek derbeder edebiliyor. İşte sözlerini dikkatlice dinlediğinizde , size ağlama garantili , Kibariye , Müslüm Gürses , Orhan Gencebay , Tüdanya , Bergen gibi isimlerden daha beter edecek 20 tahribatik söz gücünde bir liste. Mendillerinizi yanınızda bulundurmayı ihmal etmeyiniz. NOT :  Bu liste hazırlanırken şarkılar bizatihi dinlenmek suretiyle test edilip onaylandı ve ortaya iki çorba kasesi gözyaşı çıktı.
Reklam
Reklam
Profesör Görür, ‘Üniversiteler Fukaralaştı’ Diyerek Akademisyenliği Bıraktı
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür , 9 Eylül’den itibaren akademisyenliği ve başında bulunduğu Marmara Denizi’nde süren deprem araştırmalarını bırakma kararı aldı. Üniversitelerin bilimden uzaklaştığını düşünerek bu kararı alan Görür, çok sert açıklamalar yaptı. İTÜ’nün artık eskisi gibi olmadığını, bir bilim insanının taşıması gereken evrensel ölçütlerin tehdit olarak görüldüğünü söyleyen Görür, “İTÜ, inanılmayacak ölçüde geriye düşen öğretim üyesi profiliyle inanılmayacak düzeyde fukaralaşan üniversiteye dönüştü. Genel olarak üniversitelerde insanlar uluslararası standartlardaki başarıları ile araştırmaları ile algılanmıyor. Bizden mi bizden değil mi, hangi topluluğa, hangi düşünceye aidiyeti var gibi saçma sapan bir yolun içine girildi. Eğer belirli bir düşüncenin insanı değilseniz sizi görmezlikten geliyorlar. Öyle olunca da gerçek bilim adamları küstürülüyor. İnsanlar artık kendi üniversitelerine aidiyetlerini yitirdiler” dedi. Prof. Dr. Naci Görür, emekliye ayrılarak akademi dünyasından ve beklenen büyük İstanbul depremi açısından çok büyük önem taşıyan Marmara Denizi’ndeki araştırmalardan çekilme kararı ile ilgili Cumhuriyet gazetesine açıklamalar yaptı. ‘İçime sindiremiyorum’ Görür, emekli olduktan sonra üniversitelerde öğretim üyeliğine devam etmenin mümkün olduğunu, birçok üniversiteden teklif de aldığını belirterek “Özel üniversitelerden teklif var, iyi de para veriyorlar. Gidip orada da bu işi yapabilirim ama ben içime sindiremiyorum. Bu üniversite sisteminde bir şeylerin yapılabileceğini düşünmüyorum” dedi. ‘Standardımı düşürdüm’ Görür, öğrencinin de bu kokuşmuş üniversite düzeni içinde daha kolay nasıl mezun olacağına baktığını, birçoğunun neredeyse hiç çalışmadan diploma aldığını vurguladı. Görür, “Bunları dekanlığa, rektörlüğe yazdım. Ben işi ciddiye aldığım için öğrenci açısından da hedef haline geldim. ‘Naci Hoca’nın dersinden geçersen üniversite bitmiştir’ gibi bir algı oluşmuş. Halbuki zor bir hoca değilim. Ben sınav kâğıtlarını ciddi ciddi okursam kimse geçemiyor. Bunun ürküntüsü ile ben de standardımı düşürdüm, buna rağmen unvanım bu. Düşünün artık üniversite ne hale gelmiş” yorumunu yaptı. ‘Profesör olmak kolaylaştı’ İTÜ’de evrensel bilim kriterlerinin tehdit olarak görülüp içinin boşaltıldığına dikkat çeken Görür, “Bu değerler ne kadar sulandırılırsa profesör, doçent olmak, kadro almak daha kolay oluyor. İşin bu hale gelişinde siyasetin büyük etkisi var. Üniversiteler siyasallaştı. Her dönemde bu oldu ama benim asistanlığımdan, yani 1971’den bu yana hiçbir dönemde bu son 10 senedeki gibi üniversiteler siyasallaşmadı” diye konuştu.Kimse dert edinmiyor Türkiye’de üniversitelerin durumunun hiç de iç açıcı olmadığını, evrensel ölçütlerde bilim üretilmediğini, araştırma yapılmadığını söyleyen Görür, eğitimin kalitesinin de buna bağlı olarak düştüğünü vurguladı. İTÜ’deki durumun da aynı olduğunu ifade eden Görür, “Üniversitenin yetkili organlarına da bildirdim. Gördüm ki bunu kimse dert edinmiyor. Siyasi iktidar artan üniversite sayısı ile övünüyor” diye konuştu. ‘Yok sayıyorlar’ Prof. Görür, Türkiye’de bilim insanı profilinin fukaralaştırıldığını vurgulayarak şunları söyledi: “Dünyada bir bilim adamı akademik basamakta yükseltilecekse yayınlarına, aldığı atıflara, yazdığı kitaplara, dünya bilim camiası ile ne kadar iç içe olduğuna bakılır. Bizde ise kesinlikle öyle değil. Eğer uluslararası bilimsel kriterlere uyuyorsan tehdit olarak bakıyorlar. Belki kolayca bileğini büküp harcayamıyorlar ama seni yok saymaya çalışıyorlar. Çünkü o tür ölçütler üniversitedeki insanları rahatsız ediyor. O ölçütlerin gelmesi demek onların değersizleşmesi demek. İşlerinin zorlaşacağını, belirli akademik basamaklara tırmanamayacaklarını düşünüyorlar. Onun için o değerleri bırakıp yeni yeni eften püften değerler üretip kendilerine değer biçiyorlar.” ‘Yerlerde sürünüyoruz’ Kendi fakültesinde yaptığı bir incelemede 40 akademisyen içinde sadece üçünün Avrupa veya Amerika’da profesör olabilecek niteliğe sahip olduğunu gördüğünü ifade eden Görür, “Yerlerde sürünüyoruz. Ama bundan kimse rahatsız olmuyor” dedi. ‘Laboratuvarımızı almaya çalıştılar’ Depremle ilgili Marmara Denizi’nde yaptıkları çalışmalar nedeniyle de hedef haline geldiklerini söyleyen Görür şöyle devam etti: “Türkiye’de deprem araştırmaları fazla yapılmıyordu. Uluslararası kaynaklar, projeler bulup biz yaptık. İTÜ’de deprem araştırmaları yapılıyor, kurumsal desteği var gibi anlaşılıyor ama öyle değil. Biz fazla etkin oluyoruz diye üniversitemiz rahatsız. Laboratuvarımızı elimizden almaya bile çalıştılar. Üretmeyeceksin, çalışmayacaksın. Üretirsen fark yaratıyorsun. O farkı yarattığın zaman da rahatsız oluyorlar. O fark oluşmasın diyorlar. Marmara’yı dünyanın en iyi bilinen denizi haline getirdik. Bunun için sürekli yurtdışından gemiler getirdik, araştırmalar yaptık, aletler yerleştirdik, bizzat çalıştık. Kendi kurumlarımızdan destek istedik, çoğu kez de alamadık.” Görür, artık jeotermal enerji ile ilgili araştırmalar yapacağını belirterek “Bilgi birikimi ve tecrübemle araştırmanın tam içinde olarak Türkiye’ye hizmet edebileceğimi düşünüyorum” dedi.T24
Türk Tarihinde Ağustos Ayında Gerçekleşmiş 12 Önemli Askeri Olay
26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, 'Türklere Anadolu'nun kapılarında kesin zafer sağlayan son savaş' olarak bilinir.
10 Maddeyle Direnişe Önceden Başlayan Yazar
 Klasik Marksizm perspektifinde kapitalizm vurgusuna yapılan vurgu, ekolojik kaygıların ekseninde ve toplumsal yapının doğayla ilişkisindeki çatlaklıklarla kendine daha fazla yer bulmuştur. Rahmi Aydemir;  görünenin arkasındaki standart düzeni değiştirmenin yollarını arayan, ekolojinin işçi hareketine karşı olduğunu düşünenlerin aksine farklı bir çizgiyle Gezi Olaylarından önce direnişe başlamış bir yazar, hem de Gezi’den tek bir kelime ile bahsetmeyerek aynı ideolojiyle beslenen kitabıyla… Barış Doğru onun yazıp çizdiklerinin sadece takdire şayan değil aynı zamanda gezegenin geleceği açısından bu konulara kendini vakfetmesinin umut verici olduğunu söylüyor.Bu anlamda genç yazar Rahmi Aydemir ve  “Sürdürülebilir Yaşam ve Enerji Söyleşileri” kitabının; 10 maddeyle Gezi’nin kehanetçi yönü, sosyal adalet direnişi ve değişimi üzerine yaklaşımlarını listeledik.  
Reklam
20 Yakın Çekim Fotoğrafla Renkleriyle Göz Kamaştıran Sinek Kuşları
Sinek kuşu veya kolibri, sinek kuşugiller (Trochilidae) familyasını oluşturan küçük kuş türlerinin ortak adıdır. Havada asılı kalıp kanatlarını çok hızlı çırparak durabilmeleriyle tanınırlar. Türüne bağlı olarak saniyede 15 ila 80 kez kanat çırpabilirler.Havada asılı kalmalarının yanı sıra, geriye doğru ve dikey olarak uçabilirler ve çiçeklerin nektarlarını ince gagalarıyla emerken sabit konumda kalabilirler. Kanatlarını hızlıca çırpmaları, insanın ağzı kapalıyken ses çıkartmaya çalışmasına benzer bir ses sunar. Bu yüzden İngilizce'de 'hummingbird' (hımlayan kuş) ismini almıştır.Bu harika kuşların göz kamaştıran fotoğrafları sizlerle...
Reklam
HDR Nedir, Hangi Koşullarda Kullanılır ?
Birçok akıllı telefonda bulunan HDR özelliği bilinçli bir şekilde kullanıldığında çok net fotoğraflar çekmek mümkün. Akıllı telefonların kameraları öylesine gelişti ki, bir fotoğraf makinesine ihtiyaç duymadan profesyonel fotoğraflar çekilebilir hale geldi. Hatta normal kameralardan daha üstün kameraları bulunan telefonlardan birçok kez bahsettik. Ancak tabii ki fotoğraf çekerken bazı özel durumları bilmek ve yerinde kullanmak şart. Bu özelliklerden birisi de HDR olduğu için nasıl çekilmesi ve kullanılması gerektiği konusunda bu haftaki yazımızda hepsine yer veriyoruz. HDR’ın nasıl kullanılması gerektiği konusuna geçmeden önce, ne anlama geldiğini söylememizde fayda var. HDR aslında “ High Dinamic Range ” açılımı ile nitelendirilen, tek bir fotoğraf çekmek yerine en az üç fotoğraf kullanılarak ve aydınlık noktaları yeniden değerlendirebilen bir özelliktir. BULUNMAZ NİMET “HDR” Normal şartlarda siz çekilen üç ayrı fotoğrafı yazılım yardımları ile bir araya getirebilirken, söz konusu akıllı telefonlarda yer alan HDR ile her şeyi sizin yerinize yapabiliyor. Böylece çektiğiniz karelerin aydınlık ve karanlık noktalarını yeniden düzenleyerek ortaya doğal ve canlı görüntüler çıkartabiliyorsunuz. HDR kullanırken temel olarak üç fotoğraf çektiğimiz için normal çekimlere oran ile akıllı telefonumuz daha yavaş çalışmaktadır. Ancak doğru anlarda HDR kullandığımızda ortaya çıkan sonuçların çok daha güzel olacağından dolayı, akıllı telefon ile birlikte fotoğraf çekmeyi seven her kullanıcı için HDR özelliği bulunmaz nimetler arasında yer alır. HDR’I NEREDE KULLANMALIYIZ ? HDR’ın işlevini artık biliyoruz. Şimdi ise bu özelliği nasıl ve nerelerde kullanabileceğimize bakmamız gerekir. Az önce de söylediğimiz gibi HDR modu bazı durumlarda sizi vezir, bazı durumlarda ise rezil edebilir. İşte HDR modunu kullanmanız gereken durumar: İyi bir fotoğraf çekmek için ışığın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ancak şiddetli güneş ışığının olduğu alanlardan birinin yüzünüzü fotoğraflamak için karanlık gölgelere, parlayan gözlere ve doğal gözükmeyen bir çok duruma yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda HDR kullanmak, aşırı güneş ışığının dezavantajlarını kapatabilecek ve çekilen objenin çok daha düzgün görünebilmesine olanak sağlayacaktır. Manzara çekimlerinde genellikle gökyüzü hem de yerin tonları birbirinden çok farklı olduğu için tek çekimde en doğru sonuca ulaşmak mümkün olmuyor malesef. Fakat eğer manzara fotoğraflarında HDR kullanacak olursanız, gökyüzünün detaylarını yeri karanlıklaştırmadan ölümsüzleştirebilmek mümkün oluyor. Düşük Işık ve Arkadan Aydınlatan Mekanlar Genellikle arkadan gelen ışıktan dolayı eğer fotoğraflarınız biraz karanlık veya bulanık çıkıyorsa, bu durumlarda HDR kullanabilirsiniz. Böylece fotoğrafın ön planı aydınlanmış olacak, ortaya daha detayların gözüktüğü temiz fotoğraflar çıkacaktır. HDR NERELERDE KULLANILMAMALIDIR ? Eğer daha önceden HDR çekimler yaptıysanız, bazı durumlarda bu özelliğin fotoğrafın daha kötü çıkmasına sebep olduğuna şahit olmuşsunuzdur. İşte o durumlardan bazıları: Hareketli Alanlar Eğer kadrajınızda herhangi bir hareketli cisim varsa HDR kullanmak ortaya bulanık bir fotoğraf çıkartma ihtimalini artıracaktır. Normal çekimlerden farklı olarak HDR’ın üç fotoğraf çekebiliyor olması, neden hareketli nesnelerin olduğu fotoğrafta bu özelliği kullanmamanız gerektiğini çok iyi açıklıyor. Açıkçası PCH Online olarak bu gibi durumlarda HDR’dan uzak durmanızı tavsiye ediyoruz. Çok Canlı Renkler Eğer çekilen alan çok karanlık veya aydınlıksa, HDR bazı renklerin geri gelmesine yardımcı olacaktır. Fakat çok canlı renklerin olduğu bir alanı çekiyorsanız HDR renklerde karmaşaya neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda da HDR çekimlerinden uzak durmanızda fayda var. PCHOCASI
Reklam
Bir Belge de Nazımiye Nüfus Müdürlüğü'nden
Bugün size Ordu tarafından yine 1938’de yapılan, ama bu sefer 54 + 1 = 55 kişilik başka bir aile katliamının çok daha yeni bir belgesini sunmak istiyorum: Nazımiye Nüfus Müdürlüğü tarafından imzalanıp kırmızıyla mühürlenmiş bir nüfus kayıt örneği. Bu hafta içinde, Dersim’le ilgili çok önemli iki haber çıktı, gördünüz mü? “1938 askerî harekatı” sırasında Hozat’a bağlı Karabakır (Bargini) Köyü Saka Sure mevkiinde kadın-çocuk dahil 2 aileden 24 kişinin topluca öldürülmesi hakkındaydı. 1) Yakınlarının 1938’de topluca öldürüldükleri mahalde anıtmezar yapmak isteyen köylüler kemiklere rastlayınca Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı ’na başvurup ayrıntılı inceleme talep ediyorlar. Ama aldıkları cevap, Türk adliyesinin yıllardır verdiği cevaptır: “Bunlar 1938’de ölmüştür, zaman aşımı vardır ”. Bunun üzerine başvurdukları Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi ilk defa hukuka uygun, çok farklı, çok insanca bir şey yapıyor. tarihli kararında özetle iki şey söylüyor: 1) Gerekli teknik-bilimsel inceleme yapılmadan ölüm tarihlerine karar verilemez; 2) Bu ret kararı Anayasa’ya, kanunlara, uluslararası hukuka aykırıdır. “Elimizde tarihli bir mahkeme kararı bulunmaktadır. tarihli olayda ana-babası kurşuna dizilerek öldürülen Rane adlı kadının veraset ilamı için mahkemeye yaptığı başvuru üzerine Hozat Asliye Ceza Mahkemesi ’nin verdiği bu kararda, insanlarımızın askerî harekât sırasında kurşuna dizilerek öldürülmeleri hakkında, ‘Harakatı [Harekât-ı] Askeriyede imha edilmek suretiyle’ tabiri kullanılmıştır”. 1937 ve 38, Dersim’de katliamdan geçilmeyen yıllar. Defalarca yazdım, isyan misyan olmadığı halde Ordu saldırıyor ( link ) ( link ). Amaç, “Dersim’i medeniyete kazandırmak”. Portekiz ve Fransa buna 1870’lerden itibaren “ mission civilisatrice ”i (uygarlaştırma görevi) demişlerdi. Konumuzdan uzaklaşmayalım. Bugün size Ordu tarafından yine 1938’de yapılan, ama bu sefer 54 + 1 = 55 kişilik başka bir aile katliamının çok daha yeni bir belgesini sunmak istiyorum: Nazımiye Nüfus Müdürlüğü tarafından imzalanıp kırmızıyla mühürlenmiş bir nüfus kayıt örneği. Fotokopisini ekte gördüğünüz bu belgeyi bana veren Kazım Arık dostum, 1938’de katledilen o ailenin reisi Bertal Efendi’nin, o sırada evli olup aile dışında bulunmak sayesinde katliamdan kurtulan kızı Azime’nin (Ezima) oğlu. Yani Bertal Efendi’nin torunu. Nasıl Rane Kadın veraset için deyip belge aldıysa, Kazım Bey de kadastro için deyip başvuruyor, mecburen veriyorlar. Zaten, belgenin ikinci sayfasının sol alt köşesinde yazıyor: “ İşbu nüfus kayıt örneği kadostro iş [kadastro işinde] ibraz edilmek üzere düzenlenmiş olup başka amaçla kullanılamaz ”. Katliamı nasıl kanıtlıyor? Doğumlarını gün/ay/yıl olarak verdiği bir dizi aile ferdinin ölüm tarihlerini sadece yıl olarak vererek 0/0/1938 . Ama önce olayın hikayesi anlatayım. Olay, Dersim’in Nazımiye (Kızıl Kilise) ilçesine bağlı 2.000 m. rakımlı dağ köyü Cıvrak ’ta geçiyor. Ailenin reisi, Bertal Efendi. Okumuş kişilere Dersim’de “Efendi” diyorlar. O dönemde çok nadir bir şey yapmış, Rüştiye (orta okul) okumuş. Çocuklarının da okur-yazar olmasına önem veriyor.1934’te verilen soyadı: Tanrıverdi. Bertal Efendi Askeriye’nin yem işinin de (at, katır, eşek) müteahhidi. Lider nitelikli bir adam. Oranın devlet ricaliyle dostluklar kurmuş. 1935 Tunceli Kanunu’nun 1. Maddesi gereği atanmış askerî vali Korkomutan Abdullah Alpdoğan Nazımiye’ye gelince halk onu öne sürüyor sorulara cevap vermesi için. Korkomutan aldığı cevapları yaverine not ettiriyor. 1938 Ağustos başında Bertal Efendi yem bedelini almaya gidiyor, Yüzbaşı Çetin Bey diyor ki: “ Sana kötü haberim var. Bütün aileyi sürgün için Elazığ’a göndermem gerekiyor. Benim yapabileceğim bir şey yok. Emir böyle.” Bertal Efendi şaşkınlıktan çarpılıyor, itiraz edeyim diyor, ama yapacak hakikaten bir şey yok. Neticede, “O zaman ben köye gideyim aileyi toplayayım” diyor. “Gerek yok”, diyor Yüzbaşı. “Sen bir pusula yaz, gelsinler”. Mecburen öyle yapılıyor. Annesi Zarife Hanım (Dakoye) çok yaşlı olduğu için evde bırakılacak, herkes yükte hafif pahada ağır şeyleri alıp gelecek. Yüzbaşı yine diyor: “Bertal Efendi, görüyorum canın sıkkın. Seni birkaç askerle köyüne göndereyim”. “Çok iyi olur” diyor Bertal Efendi. “Ama askerlere gerek yok; buralarda beni herkes tanır, bir sıkıntım olmaz”. Ama Yüzbaşı ısrarlı. Yola çıkıyorlar. Bütün bu konuşmalar orada bulunan Mehmet Beyazgül’ün tanıklığıyla sabit. Nazımiye kışla inşaatında çalışan Usife Kurize’nin anlattığına göre, kafile geçtikten bir süre sonra Nazımiye’ye 3 km mesafedeki Kevle Kıslı denilen yerden silah sesleri geliyor. Gidip gözetliyorlar ve geçen askerlerin terkilerindeki kazma küreklerin hikmeti anlaşılıyor… Pusula ulaşınca aile mecburen toparlanıyor. Askerî müfrezenin nezaretinde yola düzülüyor. Askerler yolda hepsini kurşuna diziyor ve cesetlerini yakıyor. Köye koşup anlatan: Yanlarında işlerine yardımcı olan, aileden olmayan Mela Kali adlı kadın. Kurtulan yok. Bertal Efendi’nin oğlu Aziz’i de, Mazgirt’te hayvan yemi teminiyle meşgulken izini sürüp öldürüyorlar. Sadece, evli oldukları için ayrı evleri olan bazı kızları (Pelgüzar, Ağze, Zöhre, Ezima), Bingöl’de bulunan “Küçük Bertal” denilen oğlan, İstanbul’da bulunan oğulları Memik, bir de askerdeki oğlan Mustafa kurtuluyor. 1915’te askerde olan Ermeniler de kurtulmuştu … Katledilenler Bertal Efendi’yle birlikte toplam 54 kişiyi buluyor. Peki, “+1 ” kim? Haberi duyunca kendini asan yaşlı büyükanne Zarife Hanım (Dakoye). Dostum Kazım Arık’ın kadastro deyip aldığı nüfus kaydından okuyoruz: … … Belgede göreceksiniz. Böyle gidiyor. Bütün aile sanki depremde ölmüş. Ölenlerin toplamı, alınan nüfus kaydında 54 kişi değil. Çünkü Nüfus Müdürlüğü Kazım Arık’a sadece mirasçısı olduğu kişilerin kaydını vermeyi kabul ediyor. Kazım Bey nüfus kaydını alamadıklarının mirasçılarını bulup yolluyor alsınlar diye, Nüfus’tan cevap: “ Biz o kayıtları artık Ankara’ya gönderdik, oradan sorun ”. Ankara uyanmış . Daha doğrusu, Dersimlileri uyutmaya devam ediyor. Kazım Bey 13.08.2012′de TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığı’na APS’yle bir dilekçe yolluyor, bugüne kadar cevap alamıyor. Ordu’nun yem müteahhidini ve tüm ailesini niye öldürüyorsun? Bunun cevabı, Dersim Harekatı başlamadan Mareşal Fevzi Çakmak’ın ettiği şu sözlerde: “ Bunların cahiliyle baş edemiyoruz, bir de okumuşunu düşünün ”. Rejim, Kürt’ün okumuşundan korkuyor. (Bugün AKP’nin Batı kültürü almışlardan korktuğu gibi) . Devlet’in sadece Bertan Efendi’yi değil, okuttuğu için bütün ailesini öldürtmesi de bundan. Bütün bunları çekmiş, atasını henüz toprağa verememiş insanlara dil dersi imkanı falan sağlayarak Kürt Meselesi’ni halletmek gibi şeyleri de, Allah kısmet ederse, nasılsınız inşallah, gelecek hafta konuşuruz… Not : Olayın öyküsünü Kazım Arık’tan dinledim. Elimde öldürülenlerin listesi ve TBMM’ye yollanmış dilekçe de var. İsteyen, olayı şu kaynaklardan da okuyabilir: Aziz Akgül, Cıvrak , İstanbul, Peri Yayınları, 2004, s. 169-170 ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi dostum Şükrü Aslan (der.), Herkesin Bildiği Sır: Dersim , İstanbul, İletişim Yayınları, 2011, s. 468-479. Baskın Oran – AGOS BELGELER
ALS Hastası Stephen Hawking de 'Ice Bucket Challenge'a Katıldı
Merkezi sinir sistemi hastalığı ‘Amyotrofik Lateral Skleroz’a (ALS) sahip ünlü fizikçi Stephen Hawking, bu hastalığa dikkat çekmek ve bağış toplamak için yapılan ‘ Ice Bucket Challenge ‘a dolaylı yoldan katıldı. Hawking, buz dolu bir kova suyu geçen yıl zatüreeye yakalandığı için başından aşağı dökemese de, ünlü fizikçinin çocukları Robert, Lucy ve Tim onun yerine meydan okumayı gerçekleştirmeye gönüllü oldu. 21 yaşında yakalanmıştıHawking, videoda herkesi ‘ Bu korkunç hastalığı yok etmeye’ çağırdı. Stephen Hawking, 21 yaşında yakalandığı ALS’ye rağmen alanında sahip olduğu ünle hastalığın sembol isimlerinden biri olmuştu. Ünlü fizikçinin meydan okuduğu isimler ise şöyle: Bilim Müzesi Müdürü Ian Blatchford, Cambridge Üniversitesi Rektörü Lord Sainsbury ve Rektör vekili Sir Leszek Borysiewicz. ABD’de hastalık için şu zamana kadar toplanan bağışlar 100 milyon sınırını aşmış durumda.
Bisiklet Parçalarından Yapılmış 7 Sevimli Köpek
Bisiklet parçalarından yapılmış bu sevimli köpekler; zincir, pedal ve fren parçalarından oluşuyor. Geri dönüşümü başarılı bir şekilde gerçekleştiren Nirit Levav bir hayli sabır gerektiren iş yapıyor doğrusu. İşte o sevimli eserler!
Reklam