46 Fotoğraf ile Vatikan Arşivinde Çanakkale
İBB Kültür A.Ş., Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yıldönümünde, Vatikan Gizli Arşiv belgelerinin ışığında ve genç bir Anzak teğmeninin yaşanmış hikayesinden yola çıkarak Çanakkale Savaşı'nın insani yönünü gözler önüne seren bir kitap yayınladı. 'Çanakkale 1915 Vatikan Gizli Arşiv Belgeleri Işığı'nda Frank Coffee Vakası' ismini taşıyan kitapta daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olan yüze yakın belge bulunuyor. Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu Basın Sözcüsü ve Kültür Ataşesi Rinaldo Marmara'nın yaklaşık 3 yıl süren araştırmaları neticesinde elde ettiği belgeler, gazeteci-yazar Bülent Günal tarafından kaleme alındı.Sabah
Mar Del Plata'da En İyi Film Türkiye'den
Were Dengê Min - Sesime Gel', Latin Amerika'nın en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali'nde en iyi film dahil üç ödül birden kazanarak tarih yazdı.Hüseyin Karabey’in yönettiği ‘Were Dengê Min – Sesime Gel’, Arjantin’de düzenlenen Latin Amerika’nın 60 yıllık en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali’nde en iyi film dahil üç ödül birden kazanarak tarih yazdı. Festival tarihinde büyük ödülü ilk kez Türkiye’den bir filme verildi. 5 Aralık’ta Başka Sinema kapsamında gösterime girecek Hüseyin Karabey’in yönettiği ‘Were Dengê Min – Sesime Gel’, Arjantin’de düzenlenen Latin Amerika’nın 60 yıllık en köklü sinema etkinliği Mar Del Plata Film Festivali’nde büyük ödülle beraber üç ödül birden kazandı. Festivalin uluslararası yarışma bölümünde en iyi film seçilen ‘Sesime Gel’, Kiliseler Birliği’nin verdiği onursal ödül olan ‘Signis’ ve seyirci ödülünün de sahibi oldu. Yönetmen Karabey, büyük ödülü ‘Taxi Driver’, ‘Günaha Son Çağrı’ gibi Oscar’lı filmlerin senaristi Paul Schrader’in elinden aldı. Karabey, ödülü alırken yaptığı konuşmada Türkiye ve Arjantin arasında kurduğu köprü üzerine söyledikleriyle büyük alkış aldı.Paul Schrader’ın yanı sıra 2009 yılında yabancı film Oscar’ı alan ‘Gözlerimdeki Sır’ filminin başrol oyuncusu Soledad Vilamil ve yine aynı filmin yapımcısı Gerardo Herrero’nun da yer aldığı jüri, büyük ödülü “Yerel bir hikayeyi evrensel bir kültür aktarımıyla verdiği hikaye anlatımındaki başarısı” için oybirliğiyle ‘Sesime Gel’e verdi. 130 BİN KİŞİ İZLEDİLatin Amerika’nın en büyük festivali olan ve bu yıl 500’e yakın filmin gösterildiği Mar Del Plata Film Festivali’ni 130 bin kişi izledi. 800 kişilik ana salonda üç seans gösterilen ‘Sesime Gel’ de salonu tamamen dolduran izleyiciler gösterimlerin sonunda Hüseyin Karabey’i dakikalarca alkışladı. Beyazperde
'Hitler Atatürk Hayranıydı' Denilen Kitapta Ne Anlatılıyor?
Adolf Hitler’in Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu hayranlığa dair belge ve iddiaları derleyen yeni bir kitap yayımlandı. Stefan Ihrig’in kaleme alığı ‘ Nazilerin Hayalindeki Atatürk (Atatürk in the Nazi Imagination) ‘ isimli kitapta, Hitler’in 1’inci Dünya Savaşı sonrasında Atatürk’ün Anadolu’da verdiği mücadeleden ve bazı politikalarından ilham aldığına dair tezler sıralanıyor.Kitapta, ‘ çaresiz ve perişan haldeki ‘ Almanya’nın gözünde, Türkiye’de yaşananların ‘ milliyetçi bir hayalin gerçekleşmesi ‘ olarak algılandığı belirtiliyor; tarihsel bir perspektiften, savaş sonrası ‘ küllerinden doğmak isteyen ‘ Almanların, kurtuluş mücadelesini kazanan bir Türkiye’ye nasıl baktığı anlatılıyor.Yıldıray Oğur ve Hilal Kaplan’ın da gündemindeHarvard Üniversitesi Yayınları tarafından 27 Kasım 2014’te yayımlanan kitap, hükümete yakın yazarlar tarafından da adeta altın madeni muamelesi gördü. Türkiye gazetesinden Yıldıray Oğur iki gündür köşesini bu kitaba ayırırken, bugün Yeni Şafak’tan Hilal Kaplan da aynı konuyu ele aldı. İki yazar da, Hitler’in Atatürk hayranlığını ‘ Atatürk’ün suçuymuş ‘ gibi lanse ederek dillerine doladı.Amerikan haber sitesi Daily Beast’in derlemesine göre, kitapta öne çıkan belge ve iddialar arasında şunlar yer alıyor:‘Hitler ve Goebbels kişisel olarak hayrandı’Hitler, iktidara yükselirken İtalyan diktatör Benito Mussolini’yi değil, Atatürk’ü örnek aldı. Öyle ki, Türkiye’yi kendisinin ‘ parlayan yıldız ‘ı olarak görüyordu.Naziler, ‘Türk Ulusal Hareketi’ni model aldı; Hitler ve propaganda bakanı Joseph Goebbels Atatürk’e kişisel hayranlık besliyordu.1’inci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanlar, özellikle de ülkedeki muhafazakar kesimler, Paris Barış Konferansı’nda kendilerine adil davranılmadığına, hatta bürokratlar ve Berlin’deki azınlıklar tarafından ihanete uğradıklarına inanıyordu. 1’inci Dünya Savaşı’nda kendileri gibi yenilgiye uğrayan Türklerinse, Sevr Anlaşması’ndan sonra ‘ küllerinden doğması ‘, Almanları derinden etkiledi.Ihrig bu konuda şu ifadeleri kullanıyor: ” Çaresiz ve perişan haldeki Almanya’nın gözünde, bu durum milliyetçi bir hayalin gerçek olması ya da daha ziyade bir tür aşırı ulusal bir pornografiydi.’ ‘‘Aşk hikayesi’ yaşanıyorduAlman gazeteleri 29 Haziran 1919’da, Paris’te imzalanan ve toprak kaybedip devasa bir tazminat ödemek zorunda bırakan Versay Barış Anlaşması’nı manşetlerine taşımıştı. Sadece iki gün sonraysa, Daily Beast’in deyimiyle, ‘ Mustafa Kemal Paşa’yla bir aşk hikayesi ‘ başladı. Türkiye, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na dair haberler gazete manşetlerine yükseldi.
Türk Resminin Klasik Tabloları Satışta
Türk resmine örnek teşkil edebilecek 200 tablo, bir açık artırma ile satışa çıkacak. Eserleri satılacak ressamlar arasında Hoca Ali Rıza, Sami Yetik ve İbrahim Çallı bulunuyor.Geleneksel çizgisini 18. yüzyıldan itibaren bulmaya başlayan, doğunun konuları ve batının ekollerini buluşturan Türk resim sanatının örnekleri bir müzayede ile satışa çıkıyor. 14 Aralık'ta düzenlenecek olan müzayedede Şevket Dağ, Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Vecih Bereketoğlu, Şefik Bursalı, Fahrel Nisa Zeid gibi Türk resminin en önemli örneklerine imza atan ressamların tabloları yer alacak.
Reklam
OECD: En Uzun Çalışma Saatleri Türkiye'de
Regional Well-Being raporuna göre Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne üye 34 ülke arasında en uzun çalışma saatleri Türkiye'de. Söz konusu ev içi emek olduğundaysa erkekler OECD ortalamasının gerisinde kalırken kadınlar OECD ortalamasında çok daha fazla çalışıyor.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) ”Bölgesel Selamet” (Regional Well-Being) raporuna göre Türkiye iş-yaşam dengesi söz konusu olduğunda 34 ülke arasında son sırada yer alıyor.Türkiye’de çalışanlar, listenin başında olan Danimarka’dakilere kıyasla yılda 309 saat daha fazla çalışıyor.BulgularRapora göre Türkiye;Hizmete erişim kategorisinde 34 OECD ülkesi arasında 32. Sırada, söz konusu hizmete erişimde OECD bölgeleri karşılaştırmasındaysa son sırada yer alıyor.Sivil toplum kategorisinde Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında 4. sırada yer alıyor.Eğitimdeyse hem OECD ülkeleri arasında, hem de eğitime erişimdeki eşitsizlik konusunda son sırada.İstihdamda 34 ülke arasında 32. sırada yer alan Türkiye çevre kategorisinde 31., gelirde ise 26. Sırada yer alıyor.Sağlıkta 34 ülkede 31. sırada yer alan Türkiye söz konusu sağlığa erişim olduğunda 21. sırada.Türkiye güvenlik ve barınma kategorilerindeyse 30 ve 32. sıralarda yer alıyor.DeğerlendirmeTürkiye için yapılan değerlendirmeler şöyle:Türkiye’de 15-64 yaş arası insanların yüzde 49’u bir iş sahibi. Bu arakam OECD ortalaması olan yüzde 65’in gerisinde. Çalışanlarınn yüzde 69’u erkek, yüzde 29’u ise kadın. İşsizlik oranı ise erkeklerde yüzde 1.8, kadınlarda yüzde 3.4.OECD ortalamasına göre bir yılda bir insanın çalışma saati 1765 saat olması gerekirken, Türkiye’de bu rakam 1855. Rapora göre en uzun çalışma saatlerinin olduğu ülke de Türkiye. Türkiye’yi Meksika, Kore ve İsrail izliyor.Söz konuş ev içi emek olduğunda Türkiye’de erkekler günde 116 dakika ev içi emek harcıyor, bu rakam OECD oratalaması olan 141 dakikanın gerisinde. Kadınlarda günde 377 dakika, yani yaklaşık 6 saat 30 dakikalarını ev içi emeğe harcıyorlar.25-64 yaş arası yetişkinlerin yüzde 32’si lise diplomasına sahipken, bu rakam yüzde 75 olan OECD ortalamasının çok altında. the OECD’s Programme for International Student Assessment’ın (PISA) okuma-yazma, matematik ve bilim testlerine göre ortalama bir öğrencinin puanı 462, ki bu rakamda OECD standartının altında. Kadınlarsa erkekleri 16 puanla arkada bırakıyor.Rapora göre ortalama yaşam süresi 75 yıl. Bu rakam kadınlar 77, erkelerde 72.Sivil topluma katılım oranı yüzde 79. Son seçimlerde hükümete güven ve vatandaş katılımı yüzde 88 oranıydı. Bu oran OECD standartlarına göreyse yüzde 72.Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kaynak: Bianet Haber Merkezi
Reklam
Frozen’ın Devam Filmi Geliyor
Geçtiğimiz yıl beklenmeyen çıkışıyla herkesi şaşırtan, yapımcıların yüzünü güldüren Frozen’ın devam filminin çekileceği açıklandı. Film gişede büyük bir başarı elde ettikten sonra, önce tiyatroda bir müzikal olarak oynanacağı yönünde bir anlaşamaya varılmıştı, sonrasında ise ABC kanalında yayınlanan Once Upon a Time dizisinde tema olarak izleyicilere sunuldu.Dünya çapında 1.274 milyar dolarlık bir hasılat elde eden Frozen’ı (Karlar Ülkesi) tüm zamanların en çok kazandıran beşinci yapımı olarak adını listeye yazdıran filmin devamını biraz daha beklemek gerekecek. Disney çok belirgin bir açıklama yapmasa da, filmin devamının 2018 yılında vizyonda olacağı ön görülüyor.Süper Karga
Film Dünyasından 14 Karizma İsim
Gerek giyimleri gerek konuşmaları gerek tavırlarıyla aklımıza kazınmış 1 film karakterini derledik. Genelde erkek insanlardan oluşan listemizde 1 kadın, 1kurtadam, 1 Whill, 1 Maia bulunuyor. İyi okumalar. (Liste sırasızdır.)
Reklam
Can Dündar'ın Yeni Kitabına Sansür İddiası
Can Öz: “Ethem Sancak'ın TMSF'den devraldığı TV360'da, Can Dündar'ın yeni kitabı Abim Deniz'e en çok satanlar listesinin başında olmasına rağmen sansür uygulandı.'Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Dündar'ın kitabının TV360'ta yayınlanan en çok satan kitaplar VTR'sinden çıkarıldığını öğrendiklerini açıkladı.Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Öz, ' Abim Deniz 3 haftadır tüm listelerde birinci. Ama gelin görün ki, kanal 360'ın yayınladığı ilk 10'da yok, 3 haftadır. Sansürlüyor musunuz ulan?' diye yazdı. Öz daha sonra 'sansür' ün nasıl gerçekleştiğini şöyle anlattı.'Kanal 360'ın bu hafta hazırlanan çok satanlar VTR'sinin aslında en üstte Can Dündar var. Ama bu VTR asla yayına sokulmadı. 360'ın yönetim kurulundan bir üye (kendini bilir) VTR'den haberdar oluyor ve 'Çıkarın lan o Can Dündar pe...'ni o listeden' diyor. Ve Kanal 360'ın listelerie göre bugün Türkiye'de Can Dündar'dan 'Abim Deniz' diye bir kitap yok'Kaynak: Cumhuriyet
Kitap Kurtları İçin Cennet Gibi Kasaba: Hay-On-Wye
Galler’deki Hay-On-Wye adlı kasaba, dünyadaki en büyük kitap koleksiyonunun bulunduğu yerleşim yeri. Kitap kurtlarının “Cennete mi düştüm?” demelerine sebebiyet verecek güzellikteki bu kasabada, toplam 40 bağımsız kitabevi bulunuyor.  İstiklal Caddesi’ndeki tarihi kitapçıların yerlerini bir bir patso’culara kaptırdığı ülkemizde böyle bir kasabanın hayalini kurmak bile oldukça zor.
Gökyüzündeki ‘Renk Cümbüşü’ Görüntülendi
Şili'deki gelişmiş yer teleskoplarını kullanan bilim insanları, Güneş'ten 1300 ışık yılı uzaklıktaki (1 ışık yılı = yaklaşık 10 trilyon km) yıldız kümesinin göz kamaştıran görüntülerini elde etti.Atacama Çölü'ndeki Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) teleskopu tarafından görüntülenen ve Carina Takımyıldızı'nda yer alan 'NGC 3532 yıldız kümesi' büyüleyici görünüşü sebebiyle 'Dilek Kuyusu Kümesi' olarak da adlandırılıyor. İçindeki yıldızlar, bir dilek kuyusunun içinde parlayan madeni paralara benzetiliyor.'Dilek Kuyusu'nda yer alan 300 kadar parlak yıldızın yaklaşık 300 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Mavi renkli yıldızların orta büyüklükte oldukları, turuncu ve kırmızı renkli olanların kendi hidrojen yakıtlarını tükettikleri için bu renge büründükleri ve daha ağır oldukları belirtiliyor. NGC 3532 içinde bazı kırmızı devlerin de bulunduğu görülüyor.İlk kez Fransız gökbilimci Nicolas Louis de Lacaille tarafından 1752 yılında keşfedilen NGC 3532 yıldız kümesi, 1830'larda İngiliz bilim insanı John Herschel'in 'ikiz yıldız zengini küme' sınıflandırmasına dahil edilmişti. İkiz yıldızlar birbirlerine çok yakın olarak ortaya çıkıyor ve doğumlarından itibaren birbirlerinin yörüngesinde dönüyorlar.Zaman
Reklam
Hava Koşullarına Müdahale Edilebilir mi?
İnsanlar tarih boyunca yağmur yağdırmaya çalışmış. Bugün de bilim insanları lazerle şimşekleri, okyanusta petrol sızıntılarıyla kasırgaları dizginlemeyi hedefliyor.2000 davulcu, 15000 dansçı ve tonlarca havai fişekle Pekin Olimpiyatları’nın açılışı görülmeye değerdi. Yağmur sezonunda yapılan bu etkinlikte yağmur yağmaması ise ayrı bir şanstı. Ama bunu sağlamak için yetkililer gökyüzüne 1100 roket fırlatarak bulutlar kente ulaşmadan önce yağmur yağdırmayı başarmıştı.Törenin yapıldığı gece, yakındaki Baoding kentine 10 cm yağış düşmüş, ama Pekin’de hiç yağmamıştı. Bazıları bunu, insanın hava koşullarını denetim altına alabileceğinin kanıtı olarak gördü. Peki, böyle bir şey gerçekten mümkün mü?Doğaya bu şekilde müdahale çabası yeni değil. 70 yıl kadar önce Amerikalı bilim insanları bulut oluşturma yoluyla yağmur yağdırmayı deniyordu. Califronia eyaletinde bu teknik 50 yıldır kullanılıyor.‘Bulut ekme’ olarak ifade edilen bu olgu için çeşitli yöntemlere başvuruluyor. Bulutlara gümüş iyodür kristalleri ekleniyor ve bunların etrafında buharın sıvılaşarak yağmur damlasına dönüşmesi sağlanıyor. Bu kristaller genellikle uçaktan bırakılıyor. Ama Çin’de olduğu gibi roket de kullanılabiliyor.2010’da Cenevre Üniversitesi’nden Jerome Kasparian lazer yoluyla yağmur bulutları toplama yöntemini önerdi. Kasparian, laboratuvar ortamında havayı oluşturan atomlardan elektronları arındırma ve böylece pozitif yüklü parçacıklar etrafında buz ya da yağmur damlası olarak gelişebilecek “tohumlar” oluşturma konusunda başarı kaydedildiğini belirtiyor. Fakat bazı uzmanlar, laboratuvarda başarılı olan bir deneyi belirsiz hava koşullarında tekrarlamanın zorluklarına dikkat çekiyor.Bu alandaki yatırımlar bugün daha çok, su stoklarını koruma amacı güden yetkili kurumlar tarafından yapılıyor. (Vietnam Savaşı sırasında da Amerikan ordu stratejisinin bir parçası olarak, muson yağmurları döneminin uzatılması için ‘bulut ekme’ yöntemine başvurulduğu belirtiliyor.) ABD’nin batısında birçok havaalanında sis bulutlarını dağıtmak için de bu yöntem kullanılıyor.Havaalanlarının ayrıca lazer yoluyla şimşek engelleme yöntemini de kullanılabileceği belirtiliyor. 2004’te Kasparian ve ekibi fırtına bulutlarına lazer ışınları göndererek şimşekleri emmeye çalışmış, ama başarılı olamamıştı. Kasparian şimşeği tetiklemek için daha güçlü bir lazer ışını kullanmak gerektiğini söylemişti. Fakat 2012’de başka bir ekip laboratuvarda bunu başardı. Yapay yoldan oluşturulan şimşeğin yönü lazerle değiştirilebildi.Peki, hortum ve kasırga gibi tehlikeli hava koşullarını önleyebilir miyiz? Philadephia’daki Temple Üniversitesi’nden Rongjia Tao, bunun yüksek duvarlarla mümkün olabileceğini söylüyor.Amerika’nın orta batısı hortumlarıyla ünlü. Hortum, güneyden gelen sıcak hava ile kuzeyden gelen soğuk havanın karşılaşması sonucu oluşuyor. Tao, Teksas’tan Nebraska’ya kadar uzanan ve kasırga vadisi olarak bilinen bu geniş ovada kurulacak üç adet 300 metre yüksekliğinde duvarın ovadaki hava akışını yavaşlatarak hortum oluşumunu engelleyeceğini iddia ediyor.Fakat bazı meteorologlar doğal dağ engellerine rağmen hortumların Çin’de oluşmaya devam ettiğini söylüyor. Tao ise bu itiraza cevaben, 2013’te Çin’de meydana gelen üç hortuma karşılık ABD’deki sayının 811’i bulduğunu belirtiyor.Hortumun yanı sıra kasırgaları kontrol altına alma çabaları da devam ediyor. 2000’lerde kasırga üstüne uçakla binlerce ton su emici polimer serpilerek fırtına durdurulmaya çalışılmış, ama başarı kaydedilmemişti.Bazı uzmanlar ise zehirsiz petrol sızıntısı yoluyla okyanus yüzeyini sakinleştirme ve kasırga oluşumunu engelleme önerisinde bulunuyor. Bu yıl başlarında da Amerikalı araştırmacılar rüzgâr türbinleri yoluyla kasırganın hızının kesilebileceğini söylüyor.Florida Uluslararası Üniversitesi’nden Hugh Willoughby ise kasırgaları terbiye etme girişimlerini “tam bir saçmalık” olarak görüyor. Kasırgalar tahmin ettiğimizden çok daha güçlü. Willoughby, kasırgaların “20 dakikada bir 10 megaton gücünde nükleer bomba patlatmaya eşdeğer” enerji saldığını söylüyor. Okyanus yüzeyine petrol sızdırarak kasırga henüz oluşmadan önlemini alma yöntemine de sıcak bakmayan Willoughby, okyanusta görülen çok sayıdaki hareketlenmenin hangisinin kasırgaya evrileceğini tahmin etmenin mümkün olmadığını belirtiyor.Hava koşullarını denetim altına almamız hiç mümkün olacak mı sorusuna, bazıları yıllardır zaten bu denetimin bir şekilde uygulandığı cevabını verirken bazıları da bu işin daha uzun yıllar alacağını söylüyor. Yani tartışmanın her iki cephesindekiler orta noktada buluşuncaya kadar daha çok fırtına kopacak gibi görünüyor.Colin Barras | BBC Future
Reklam
18. Yaşını Dolduran Her Türk Gencinin Dinlemesi Gereken 8 Rap Şarkısı
18. Yaşını doldurdunuz, muhtemelen aktifliğinizin zirvesinde ya da diplerindesiniz. Sizi harekete geçirecek şeyler arayışındasınız. Birçok şeyin farkında olduğunuzu zannediyorsunuz. Gençliğiniz de karşılaştığınız sıkıntıları, dünyada ki savaşları, hastalıkları, politik olayları hayretle izliyor ve muhtemelen çok bilinçli bir şekilde yorumladığınızı ya da bunlara anlam veremediğinizi düşünüyorsunuz. İşte size birkaç konuda yol gösterecek ve gerçekleri gerçekten RAP Müziği şeklinde size sunan Türk MC'lerin 8 mükemmel parçası.
Yeni Nesil Zırhlar Grafenle Güçlenecek
Dünyanın en ince ve sağlam maddesi grafen üzerinde yapılan yeni araştırmalar, grafen ile üretilecek zırhların kurşunları çok iyi yavaşlatabileceğine işaret etti.ABD'nin Rice ve Massachusetts üniversiteleri tarafından yapılan araştırmada, grafen ile üretilecek yeleklerin mermileri durdurma konusunda çelik veya Kevlar'dan daha başarılı olacağı ifade edildi.Massachusetts Üniversitesi Mekanik ve Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden JHae-Hwang'ın başını çektiği araştırmada, silika kürelerinden oluşan mermiler, ince ve neredeyse şeffaf saf karbon levhalara ateşlendi. Gerçekleştirilen küçük ölçekli balistik denemeler, grafenin mermileri yavaşlatma konusunda çelik ve Kevlar zırhlara kıyasla daha başarılı olacağına işaret etti.BBC'de yer alan habere göre, deneyde kullanılan yüzeyler petek şeklinde dizilen tek atomlardan meydana geliyor. İnce, dayanıklı esnek olan materyal, aynı zamanda ısıyı ve elektriği etkin bir şekilde iletiyor. Lee ve ekibi, deneylerde lazerler kullanarak 'mikro mermilerin' kalınlığı 10 ila 100 birim arasınde değişen levhalardan geçişini izledi ve ortaya çıkan kinetik enerjileri karşılaştırdı.Yeni nesil zırhlar üretilebilirDeneyde, grafenin mermilerin çarpmasının ardından koni şeklini aldığı ve enerjiyi birçok yönde dağıttığı ifade edildi. Lee, çeliğe oranla grafenin enerjiyi 8-10 kat daha iyi emdiğini ancak etki alanının daha fazla olduğunu belirtti.Science yayımlanan araştırmada, mikro ölçekli mermilerin kullanıldığı deneyde silah namlusu veya barut yer alamayacağı için lazer yöntemine başvuruldu. Silika mermiler, lazer atışlarıyla oluşturulan gazların etkisiyle saatte 3500 km'yi aşan hızlarla grafen levhalara ateşlendi.Trambolin gibi bir şekil alarak merminin etkisini ters yöne dağıtan grafen, çeliğin yaklaşık 10, mevcut kurşun geçirmez yeleklerde kullanılan Kevlar'ın ise 2 katı daha iyi direnç gösterdi. Grafenin bu özelliği, materyalin aşırı sert ve aynı zamanda son derece düşük kütleli olmasından kaynaklanıyor. Grafen bu sayede çok hızlı hareket ederek mermi kadar süratli bir nesnenin enerjisini bile yayabiliyor.Bilim insanları, araştırmaların devamında düşük maliyete çok daha güçlü zırhlar üretilebileceğini belirtti.Kaynak: Al Jazeera
'Meyve Suyu İçmeyin'
'Süpermarket tipi beslenme bağırsaklardaki yararlı bakterileri azaltıyor, doğal beslenmeye önem verilmeli'Türk Gastroenteroloji Derneği(TGD) tarafından düzenlenen Uluslararası katılımlı 31. Ulusal Gastroenteroloji Kongresi, Antalya Belek’te gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, süpermarket tipi beslenmenin bağırsaklardaki bakterileri azalttığına dikkat çekerek, doğal beslenmeye önem verilmesini istedi ve ' meyve suyu içmeyin, meyve yiyin' önerisinde bulundu.'Kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması gerek'Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Prof. Dr. Şentürk, sık sık gündeme gelen ve kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması önerisinde bulunarak, son zamanlarda sıkça gündeme gelen diyetlerin spekülatif olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şentürk, 'Onu yemeyin, bunu yiyin. Bunların sonu gelmez. Acıkınca yiyorsanız, karnınız doyduğu zaman sofradan kalkıyorsanız ve hep hareket halindeyseniz sorun yok ama bunları yapmıyorsanız Karatay ya da başka diyet önerilerinin eline düşeceksiniz” diye konuştu.'Çok lezzetli gıdadan uzak durun'Kilo alımında en büyük etkenin hareketsiz yaşam olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şentürk, 'Organizmanın şişmanlığa karşı koruyucu bir önlemi yok. Elini uzattığınız her yerde kalorili gıda bulacağınız yer var. Acıkınca yemiyoruz. Masaya oturduğumuz zamana iyi yiyoruz. Beslenme ile  ilgili sorunu kilolu insanlar yapıyor. Beslenme ilgili çok çeşitli reçeteler, çok spekülatif reçetelerdir. Ekmek yemeyin, zeytinyağı yiyin, tereyağı yemeyin türü benzer spekülasyonların sonunun gelmesi mümkün değil. Günümüzde tereyağı yemek doğru değil. Çünkü günümüzde çok oturuyoruz. Yani aslında bir eski deyim var. ‘Kendinizin doktoru olun.’ Eğer acıkınca yemek yiyorsanız sıkıntı yok, fakat gözünüz doyuncaya kadar yiyorsanız sıkıntı vardır.  İnsanı algılama organları kendisini yanıltabiliyor. Doğal bir sebze ve meyve için bunu söyleyemeyiz tabi ama onun haricinde aldığınız gıda çok lezzetliyse zararlı demektir. Aldığınız gıdanın şekeri, tuzu az derseniz o sağlıklıdır. Çok lezzetli gıdadan uzak durun' şeklinde konuştu.'Ya doğal yiyeceğiz, ya hacmi küçülteceğiz'Gıdalara konulan katkı maddeleriyle ilgili de önemli bir açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şentürk, 'Ben meyve suyu içmem, meyve yerim örneğin. Herkese her şeyin doğalını öneririm, ancak günümüz beslenme sisteminde doğal gıda alabilmek pek mümkün değil. Aldığımız birçok gıdada katkı maddesi var maalesef. Bunlardan kaçamayacağımıza göre hacmini azaltacağız. Çok fazla tüketmeyeceğiz. Örneğin her gün yarım kilo yemek zorunda değiliz. Her şeyi ölçüsüyle tükettiğiniz sürece içinde kanserojen madde bile olsa size çok fazla zararı olmaz' dedi.'Vücudumuzda kilolarca bakteri var'TGD İkinci Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, dünyada toplumsal refah arttıkça gastrointestinal sistem hastalıkların (reflü, irritabl barsak hastalığı) da arttığını, yeme alışkanlıklarının değişmesi, artan stres, kanserojenlerle temasın çoğalmasının irritabl barsak hastalığı gibi fonksiyonel, pankreas, kolon tümörü gibi organik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığını söyledi. Prof.Dr. Şentürk, Türkiye'de, dünyada uygulanan tüm minimal endoskopik tedavilerin uygulanabilir hale geldiğini de vurguladı.Barsaklarda kilolarca bakteri bulunduğunu ifade eden Prof.Dr. Şentürk, 'Bunların sayıları ve çeşitliliği vücudumuzdaki hücrelerden kat kat fazla. Artık insan kendi hücreleri ve bağırsaklarında bulunan bakterilerle birlikte bir süper organizma olarak kabul ediliyor ve barsak bakterilerinin vücudumuz  kadar önemli olduğu kabul ediliyor. Bağırsak bakterileri çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişmesinde önemli bir faktör olduğu gibi erişkinde de, şişmanlık ve şeker hastalığı gibi metabolik olaylarda önemli bir rol oynuyor. Aynı zamanda bağırsak bakterileri, hassas barsak sendromu ve iltihabi barsak hastalıkları gelişiminde de etkili olabiliyor. Süpermarket tipi beslenme sonucunda bağırsak bakterilerinin çeşitliliğinin azalması çeşitli hastalıklara yol açabiliyor' dedi.'Karaciğer yağlanmasının temel nedeni aşırı beslenme ve egzersiz azlığı'Karaciğer dokusu içindeki yağ oranının sağlıklı koşullarda yüzde 5’ten az olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Şentürk, '9-10 kişiden birinde karaciğer yağlanmasını görüyoruz. Bu oran, yağlanmanın derecesine bağlı olarak yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanmasının temel nedeni, çoğunlukla, aşırı beslenme ve egzersiz azlığı, seyrek olarak da yüksek derecede alkol alımı ve genetik hastalıklardır. Alınan yağlar ve şeker yakılarak tüketilmedikleri taktirde karaciğerde yağ birikmesine yol açmaktadırlar. Karaciğerde yağ birikmesinin uzun süre devam etmesi, sertleşme ve sonuçta siroz, karaciğer yetersizliği ve kansere yol açabilmektedir. Toplumda karaciğer yağlanma oranı, son zamanlarda, toplumdaki global şişmanlamanın sonucu olarak, yüzde 15’lere kadar yükselmiştir. Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. Çoğu zaman sessizdir. Bazen halsizlik, yorgunluk, ve karın sağ üst kısmında şişkinlik, dolgunluk gibi bulgular verebilir' diye konuştu.'Hepatit B ve C virüsü bulaşma yollarına dikkat' Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci ise, Hepatit B-C virüsü (HCV) dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü (yaklaşık 170 milyon kişi) hepatit B’nin 400 milyon insanı efekte ettiğini belirtti. Prof. Dr. Örmeci, 'Hastalığın en temel bulaş yolu hasta bireylerin kan ve kan ürünlerinin sağlıklı bireylere verilmesidir. Aile içi bulaş özellikle tıraş bıçaklarının, diş fırçalarının yanlışlıkla kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar. İyi dezenfekte edilmeyen cihazların tanı veya tedavi amacıyla insanlarda kullanılması bulaşa yol açabilir. Cinsel yolla bulaş yüzde 1’in altındadır. Bağımlılık yapan ilaçların damardan veya kalçadan kullanımı, vücuda uygulanan dövmeler, eşcinsellik, berberler bulaşı kolaylaştıran faktörler olarak bilinir' ifadelerini kullandı.'Çölyak'ın teşhisi geç oluyor'İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Emrah Alper de ince bağırsakların gıdaları emen bağırsak kısımlarında vücudun kendi kendine oluşturduğu hasara bağlı olarak gıdaların yeterince emilmemesine 'Çölyak' hastalığı dendiğini belirterek, buğday, yulaf ve arpa içeren gıdaların içindeki gliadın adlı proteinin bağırsakta oluşturduğu alerji olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alper, 'Çölyak hastalığı ileri hastaların bağırsaklarında emici yüzeylerde oluşan hasara bağlı olarak emilim kusuru oluştuğunda hastalar kansızdır, belirgin zayıftır, adetleri düzensizdir, geç adet görmeye başlamıştır, bağırsak rahatsızlık hissi mevcuttur. Ancak çölyak hastalarının çoğunda bu kadar ileri düzeyde şikayet olmadığı için teşhis konulamamakta ya da geç aşamada teşhis konulmaktadır. Uzun yıllar kansızlık çeken hastaların bir kısmında aslında çölyak hastalığı nedeniyle oluşan demir emilim eksikliğine bağlı kansızlık mevcuttur. Uzun süredir adet düzensizliği olan kadınların bir kısmında aslında çölyak hastalığı mevcuttur. Büyüme, gelişme geriliği ile beraber yaşından daha geç zamanlarda adet görmeye başlayan ya da adet göremeyen kızlarda mutlaka çölyak hastalığı da akla gelmelidir' dedi.'Buğday ve türevlerinden uzak durmalılar'Çölyak hastalarının hayatları boyunca buğday, arpa, yulaf ve bunlardan üretilen ya da bunlarla temas eden gıdalardan uzak durması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Alper, 'Eğer diyete sıkı uyarsanız şikayetleriniz 1 ayda düzelmeye başlayacaktır. Ancak diyetinizi 1 gün bile bozarsanız tekrar başa dönme riskiniz yüksektir. Ülkemizde artık çölyak hastaları için diyet ürünleri ve gıdalar mevcut. Sağlık Bakanlığı, belediyeler ve çeşitli dernekler bu konuda size gereken yardımı yapabiliyor' şeklinde konuştu.'Akşam yatmadan önce yenilen yemek reflüyü tetikler'Dr. Alper, reflüyü yemek borusunun yanması olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: 'Hemen hemen her gün göğüs kafesinizde yanma ve ağrı hissediyorsanız, siz muhtemel reflü (mide asidinin yemek borusuna geri kaçması) hastasısınız. Muhtemelen eskiden beri benzer şikayetleriniz var ve önemsemiyorsunuz. Unutmayın ki mide asidinin yemek borusuna kaçması ve bazen de yemek borusunun alt kısımlarında hasar oluşturması olarak tanımlanan reflü hastalığı yemek borusu kanserine de neden olabiliyor. Sigara kullanmanın, fazla alkol tüketmenin, akşam yatmadan önce yemek yemenin reflüye neden olabildiğini biliyoruz. Hayat standardınızda değişiklikler yaparak, şikayetlerinizde azalma olup olmadığı anlanabilir.''Üç kişiden biri hazımsızlık çekiyor'Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Halil Bahçecioğlu da hazımsızlığı, 'Üst karın orta bölgesinde hissedilen, yemeklerden sonra oluşan ve rahatsız edici dolgunluk hissi, erken doygunluk, ağrı ve yanma hissi yakınmaların olmasıdır. 3 kişiden birinde bu yakınma var. Hazımsızlık nedeni çoğunlukla organik ve yapısal bir bozukluğa bağlı olmaz. Çoğu zaman endoskopi dahil yapılan incelemelerde çok ciddi bir patolojik bulguya rastlanmaz. Mideden beyine gelen uyarıların algılamasında ve yönetilmesinde değişiklik olması, psikososyal faktörler ve midedeki helikobakter pylori enfeksiyonu buna neden olur. Müzmin seyredebilir. Hastalığın selim karakterli olduğu hastaya ifade edilmelidir. Özellikle yağlı gıdalar, çok fazla yemek, çok çeşit yemekte yakınmaların artmasına neden olur' diye konuştu. Hazımsızlık karşısında yapılması gerekenleri ise Prof. Dr. Bahçecioğlu şöyle sıraladı:'Yağlı gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Mide asit salgısını inhibe eden ilaçlar, bazı hastalarda düşük doz antidepressan ilaçlar fayda ediyor. Hazımsızlık nadiren daha ciddi hastalıklara bağlı olabilir. İleri yaşlarda birden bire başlayıp ve devam ediyorsa, açıklanmayan kilo kaybı varsa, ilerleyici yutma güçlüğü varsa, demir eksikliğine bağlı kansızlık varsa, kusma varsa, ailede kanser öyküsü varsa mutlaka tetkik edilmelidir.''Karaciğer olimpiyatları Türkiye'de olacak'Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastoenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve 24. Asya Pasifik Karaciğer Kongresi(APASL 2015) Başkanı Prof. Dr. A. Kadir Dökmeci,  12-15 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul’da, HEBIPA-Hepato Bilio Pankreatoloji Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilecek kongrenin Türkiye’de bugüne kadar karaciğer hastalıkları alanında düzenlenen en büyük bilimsel etkinlik olacağını ve bir ‘olimpiyat’ niteliğinde etkinlik olduğunu kaydetti. Asya Pasifik Karaciğer Derneği’nin (APASL) 3,5 milyardan fazla insanı ilgilendirdiğini dile getiren  Prof. Dr. Dökmeci, 'APASL tarihinde ilk defa, Avrupa’ya köprü olan İstanbul gibi bir merkezde kongresinin düzenlenmesi, sadece Asya-Pasifik bölgesine değil, Avrupa, hatta Amerika kıtasına hitap eden bir etkinlik haline gelmesine imkan vermektedir. Kongre düzenleme kurulu ve bilimsel program kurulu da bu doğrultuda, her 3 kıtayı kucaklayan bir program hazırlamıştır' diye konuştu.T24
Reklam