Türk sinemasının yapı taşlarından biri olan Türkan Şoray'ın en güzel fotoğrafları, '50 Yıllık Aşk Türkan Şoray' kitabında bir araya geldi.İlk filminde 1960 yılında rol alan Türkan Şoray o zaman henüz 15 yaşındaydı. Kısa zamanda Yeşilçam içerisinde güzelliği ve yeteneğiyle fark edilip, büyük roller oynamaya başladı. Yaşamı, kendisi henüz hayattayken bir efsaneye dönüştü ve Türkan Şoray üzerine tezler yazılan, filmleri ders olarak okutulan ve hepsinin yanında halkın en sevdiği sanatçılardan biri oldu. Haliyle de Şoray, defalarca dergilerin kapaklarında, birbirinden güzel fotoğraflarla boy gösterdi.Son olarak Esen Kitap etiketiyle raflarda yerini alan '50 Yıllık Aşk Türkan Şoray' kitabında yaşamı anlatılan usta oyuncunun en güzel fotoğrafları yazar Ercan Akarsu tarafından kaleme alınmış. Dönemin Ses, Hayat, Sinema ve Hey gibi dergilerinden derlenen kitapta, Şoray hayranları aynı zamanda onun yaşamını bir film şeridi gibi gözlerinin önüne getirebilecek. Ayrıca gazeteci Agah Özgüç'ün kısa süre önce gerçekleştirdiği Türkan Şoray röportajının da yer aldığı kitap arşivlik bir çalışma niteliğinde.Al Jazeera
Barış Manço, efsane şarkılarıyla herkesi birleştirmeyi başaran, eşeğinden, ayısına, sebzesinden, bitkisine herkes ve her şey hakkında bir şarkısı olan hepimizin Barış Ağabeyi... Şarkıları ile bir çok şeyi öğretti, öğütler verdi bizlere. Onu asla unutmayacağımızı anlamak için onu kaybetmemizin ardından yetişen neslin bile Barış Manço şarkıları ile büyümeye başladığını, hiç tanımadan Barış Ağabeylerini seviyor olmalarını görmemiz yeterlidir.
Emrah Serbes’in öykülerinden oluşan 'Öykülerden Oyunlar' 25 Kasım Salı günü garajistanbul sahnesinde tiyatroseverlerle buluşacakTiyatro Keyfi, Emrah Serbes’in öykülerini sahneye taşıyor. Emrah Serbes'in yazdığı ve Tayfun Dinçer'in yönettiği 'Öykülerden Oyunlar'da Hakkı Ergök ve Kemal Başar, Savaş Başar anısına sahne alıyor. Oyun, 25 Kasım Salı günü saat 20:30'da garajistanbul sahnesinde izleyiciyle buluşacak.Işık tasarımı Yüksel Aymaz tarafından yapılan oyunun müzikleri Orhan Enes Kuzu'nun imzasını taşıyor. Oyunda yardımcı yönetmen koltuğunda Vedat Vural ve Elif Şahin oturuyor.İlerihaber
17 Kasım gecesi yayınlanacak olan Banksy Does New York isimli belgesel ile, sanatçının ekim ayı boyunca New York'ta geçirdiği dönem hayranları ile paylaşılacak. Belgeselin üzerinde durduğu nokta, Banksy'nin estetik anlayışı ve sanatı ile sormak istediği sorular.Bu soruların günümüz gençlerinin birçoğu tarafında da sorulduğu çok aşikar. Bu nedenle, Banksy'nin her geçen gün sayıca artmakta ve belli bir bilinç etrafında toplanmakta olan dünya gençliğinin sesi olduğu söylenebilir. İşte bu yetenekli insanın ellerinden çıkmış, birbirinden şahane 40 sokak sanatı eseri;
Sakarya Nehri'nin doğduğu Eskişehir'in Çifteler ilçesindeki su kaynağı, dalgıçlar tarafından görüntülendi.Sualtı Fotoğrafçısı ve Dalış Eğitmeni Recep Şen, 824 kilometre uzunluğundaki nehrin akmaya başladığı Sakaryabaşı mevkisinde bulunan kaynağa tüple daldı. Şen'in kamerayla çektiği görüntüler, seyri doyumsuz güzellikler sunuyor.Şen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sakarya Nehri'nin doğduğu su kaynaklarını görüntülediklerini, temiz suyun Sakarya’ya ulaşana kadar insan faktörüyle geldiği durumun üzüntü verici olduğunu söyledi.Sakarya Nehri'nin doğduğu kaynaklar hakkında bilgi veren Şen, şunları kaydetti:“Sakarya’da mümkün olduğunca su altı görüntüleme çalışmalarına katılıyorum. Sakarya Nehri’nin doğduğu yer olan Çifteler ilçesinde bulunan kaynaklara birçok dalış gerçekleştirdik. Yaz kış 22 derece olduğunu öğrendiğimiz su, inanılmaz derecede berraktı. Kaynakların bulunduğu alanlar 6-7 metre ortalama derinlikteydi ve çok güzel görsel çalışma gerçekleştirdik ancak Sakarya’ya döndüğümüzde insan faktörüyle nasıl kirlilik yaşadığı ortada. Her taraf pislik, moloz ve çamur. Sakarya Nehri'ni bu hale biz insanlar getiriyoruz.”Sakarya Nehri'ndeki kirlilikSakarya Üniversitesi (SAÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve TEMA Vakfı Sakarya Temsilcisi Yrd. Doç. Dr. Mahnaz Gümrükçüoğlu da nehrin Türkiye’nin önemli havzalarından biri olduğunu anlattı.Eskişehir’den doğan nehrin denize döküldüğü Karasu ilçesine kadar yoğun şekilde kirlendiğine işaret eden Gümrükçüoğlu, “Doğduğu yerdeki suyun ne kadar temiz olduğunu görüp, denize döküldüğü yerde kirliliği gördüğümüzde, aradaki farkı çok daha net anlayabiliriz. Aslında bunun sebeplerini hepimiz çok iyi biliyoruz çünkü su ortamlarını, kaynaklarını alıcı ortam olarak değerlendirdiğimiz için sanayi atıkları, evsel atıklar, kum ocakları ve nehir kenarlarındaki taş ocakları gibi birçok faktör, nehrin kirlenmesine sebep oluyor” diye konuştu.Nehir güzergahında alınacak önlemlerle kirliliğin önüne geçilebileceğini aktaran Gümrükçüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:“Atıkların çok iyi arıtılmadan alıcı ortamlara verilmemesi gerekir. Nehirler, suyu bir yerden bir yere taşıdıkları için su döngüsünde çok önemli paya sahip. Bu nedenle diğer su kaynaklarında olduğu gibi nehirlerin de çok iyi korunması gerekiyor. Hidroelektrik santrallerini (HES) de saymamız gerekiyor. Elbette ki enerjiye ihtiyacımız var ancak 'bir nehrin üzerine gereğinden fazla HES yapılması' demek, nehrin ekosistemini alt üst etmek anlamına geliyor.O sebeple bu sayının çok iyi ayarlanması ve en azından nehirleri boruların içine almayan HES türlerinin yapılması kaynakların korunması için çok önemlidir.”AA
Karşı karşıya gelen iki taraf. İkisi de birbirinden iddialı. Asla kolay kazanmak yok ve karşılaşmaları ne kadar uzun süreli olursa seyir zevki de bir o kadar artıyor.En iyisi bunlar diye bir iddiamız yok, elbet çok sayıda sahne daha mevcut ama bu sahnelerin keyifle izlendiği de ortada. Buyrunuz, keyifli seyirler.Esinlenme burası..
Gelecekte yeme içme alışkanlıklarımızın nasıl değişebileceğini bir çok bilim kurgu filminde görüyoruz. Peki gelecekte gerçekten bizi ne bekliyor? Filmlerdeki gibi tüm yeme içme alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp, küçük bir tabletle mi karnımızı doyuracağız? Yemek yemeyi seven bir ülke olarak bu seçeneğin hayatımıza girmesi pek istenen bişey olmasa gerek. Yeme içme sektöründe ki en son gelişme ise yemek basan 3D yazıcılar. Gelecekte bu teknolojiyle internette bulduğunuz tarifleri anında yapabileceksiniz ya da canınızın çektiği yemeği evde değilken 3d yazıcı ile hazırlayabileceksiniz. Gelecekte bunlar olacak ama şu an bu teknolojide neredeyiz? Ne tür makinalarla ne yapabiliyoruz? İşte size 7 adet yemek basan 3D yazıcı;
Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemlerinde Osmanlı Devleti'ne saray görevlisi olarak hizmet etmiş olan Abdullah Biraderler (Viçen, Hovsep ve Kevork Abdullahyan) fotoğraflarıyla imparatorluk coğrafyasından birçok çehrenin ve eserin bir sonraki yüzyıla taşınmasını sağlayan saygıdeğer sanatçılarımız. Biliyorsunuz, kendileri Ermeni. Eserlerinin çok büyük bir kısmı maalesef devlet arşivlerimizde değil. Bunu bir kültür ayıbımız olarak aklımızda tutalım ve Amerikan Kongre Kütüphenesi'nden (Library of Congress) derlenmiş 19. yüzyıl İstanbulu karelerini seyre koyulalım.(Başlıklar, fotoğraflar üzerindeki Osmanlı Türkçesi açıklamaların Latinize edilmiş şekilleridir.)
Bazı şeylere çok fazla alışıp onlara tamamen tepkisiz olmamız gerçekten acayip. Mesela çalışan klima ya da buzdolabı sesine öyle alışığız ki aniden durduklarında ya da ses kesildiğinde korku ile karışık bir rahatlığa kavuşuyoruz. Aynı şekilde, artık teknolojiyle dolu hayatlarımızın vızıltısına da dikkat vermiyor gibiyiz.Akıllı telefon kullanıcıları her 6,5 dakikada bir telefonlarına bakıyorlar, bu da günde yaklaşık 150 defaya tekabül ediyor. Sessizliğin yerini ahenksiz bir ses uğultusu, yalnız kalabilme lüksümüzü ise sosyal medya ile değiştirmiş durumdayız. Sessizlik ve tenhalık gerçekten de yok olmak üzere olan kavramlar; yine de bünyelerinde çok fazla faydalı ve önemli şeyler barındırıyorlar. İşte sizin için derlediğimiz on örneği:
İnsanların iletişim bilgileri her ne kadar artık dijital dünyaya geçmiş olsa da bu demek değil ki geleneksel kartvizitler artık işe yaramıyor. Konu hatırlanmak ve akılda kalmak olunca firmalar yaratıcılıkta sınır tanımıyorlar ve ortaya bu yaratıcı 'kartvizitler' çıkıyor.
“Rock’n Roll’un Kralı” Elvis Presley’nin 18 yaşındaki ses kaydı ortaya çıktı. Sesinin kayıtta neye benzeyeceğini görmek isteyen ünlü müzisyen, 1953’te My Happiness ve That’s When Your Heartaches Begin parçaları için kayıt yaptı. Efsane müzisyenin yaptığı bu kayıt Presley’nin, 80’inci doğum gününde düzenlenecek olan bir müzayedede açık artırmaya sunulacak. Rock’n Roll tarihinin “kutsal kâsesi” olarak tanımlanan kayıt, açık artırmaya sunulacak 68 üründen sadece biri.BBC
Dünyanın en büyük mozaik müzesi unvanını elinde bulunduran ve 3 yılda şehrin simgesi haline gelen Zeugma Mozaik Müzesi, kısa sürede kentin turizm lokomotifi oldu.Sanayisi ve mutfağıyla ünü yurt dışına kadar ulaşan Gaziantep, son yıllarda kültür ve turizmde de öne çıkmayı başladı. Kent merkezinde hizmete açılan çok sayıdaki müzenin yanı sıra ören yerleri ve tarihi yapılar da turistlerin ilgisini çekiyor.Yaklaşık 3 yıl önce ziyarete açılan Zeugma Mozaik Müzesi, tercih edilen mekanlar arasında bulunuyor. Çingene kızıyla ünlenen müzede, Mars heykeli, yaklaşık 150 metrekarelik duvar resmi, Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villaları da görmek mümkün.'Dünyanın en büyük mozaik müzesi' unvanını Tunus Bardo Müzesi'nden devralan müze, 25 bini kapalı, 30 bin metrekarelik alanda hizmet veriyor. Açıldığı günden beri Türkiye'nin yanı sıra dünyanın dört bir tarafından ziyaretçi ağırlayan Zeugma Mozaik Müzesi, şehrin simgesi haline geldi.Kente gelen turistlerin üçte ikisi müzeye uğradıGaziantep Kültür ve Turizm Müdürü Ergün Özuslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda şehre gelen turist sayısında artış gözlendiğini söyledi.Kentin sanayi ve ticaretinin ardından kültür ve turizmde de adından bahsettirdiğini vurgulayan Özuslu, ocak-ekim döneminde yerli turist sayısının 300 bin 273, yabancı turist sayısının da 129 bin 91'e ulaştığını belirtti.Geçen yıl toplam turist sayısının 319 bin olduğunu vurgulayan Özuslu, 10 aylık dilimde geçen yılın sayısını geçmeyi başardıklarını ifade etti.Müzenin 9 Eylül 2011'de hizmete girdiğini hatırlatan Özuslu, o günden bu yana 600 bin 874 bin kişinin müzeyi ziyaret ettiğini dile getirdi.Kente gelen turistlerin yaklaşık üçte ikisinin Zeugma Mozaik Müzesini gezdiğine dikkati çeken Özuslu, 'Müze, şehrin tanıtımına önemli katkı sağlıyor' dedi.Müzeleri görünce fikri değiştiİstanbul'dan iş gezisi için Gaziantep'e gelen Aylin Taşdelen, kenti daha çok mutfağıyla tanıdığını, müzeleri görünce fikrinin değiştiğini söyledi.Müzede birbirinden güzel mozaikleri görme imkanı bulduğunu belirten Taşdelen, 'Gaziantep'e geniş bir zaman diliminde gelip gezmek istiyorum. Mozaikler beni gerçekten etkiledi, özellikle Mars heykeli dikkatimi çekti. Burayı arkadaşlarıma da tavsiye edeceğim' diye konuştu.Samet Güzelyurt da kentin mutfağının yanı sıra kültür sanatta da isim yapmaya başladığını dile getirdi.Arkadaşlarıyla Güneydoğu turuna çıktıklarını anlatan Güzelyurt, ilk uğradıkları yerin de Zeugma Mozaik Müzesi olduğunu, daha önce fotoğraflarından bildiği Çingene Kızı'nın gerçeğini gördüğünü kaydetti.AA
Eski Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen’in eşi Meltem Ünal Erzen de ANA – PARTİ’nin kurucuları arasında yer aldı.Yrd.Doç.Dr. Meltem Ünal Erzen halen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Ve Tanıtım Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak görev alıyor.
Danimarkalı arkeologlar Baltık Denizi'nde balık tutan ilk insanlara delil sunan en eski ayak izlerine ulaştı. Ayak izleri ilk insanların Kuzey Avrupa'daki günlük yaşamları hakkında yeni bulgular sundu.Bilim insanları Baltık Denizi'nin güneyinde yapılan araştırmalarda 3 bin yıl öncesine uzanan ayak izleri ve balık yakalamak için kullanılan bir düzenek ortaya çıkardı.Araştırmada yer alan arkeolog Terje Stafseth, bugüne kadar yapılan kazılarda eski insanlara ait çanak çömlek ve el araçları bulduklarını, ancak ayak izlerinin bir ilk olduğunu belirtti.Arkeologlar, Danimarka'nın Lolland Adası'nı Almanya ile birleştirecek sualtı tünelinin inşası öncesinde bölgedeki antik kalıntıları kurtarmak için zamanla yarışıyor. İnşa edilecek tünel, ayak izlerinin bulunduğu suları çekilmiş birçok fiyortla beraber muhtemelen binlerce yıldır gün yüzü görmeyen kalıntıları da ortadan kaldıracak.Livescience sitesine konuşan arkeolog Lars Ewald Jensen, kurumuş olan fiyortların tarihi eser aramak için çok ideal olduğunu, Taç Çağı'nda insanların günlük faaliyetlerini gerçekleştirmek için fiyortları sıkça kullandığını söyledi.Ağı kurtarmak için suya atladılarArkeologlar, Taş Çağı'nda yaşamış iki balıkçıya ait ayak izinin M.Ö 5000 ile 2000 yılları arasında oluştuğuna inanıyor. Söz konusu zamanda, Baltık Denizi'nin suları Arktik'te eriyen buzullar nedeniyle yükseliyordu ve insanlar fiyortları balık tutmak için kullanıyordu.Balıkçılar, ağaçlardan yonttukları kafes benzeri bir düzeneği sığ sularda balık yakalamak için kullanıyor ve gerektiğinde fiyortların kaygan yüzeyinde bu düzeneği kaydırıyorlardı. Ayak izlerinin de, yaklaşan bir fırtına öncesi av düzeneğini kaldırmak isterken geride kaldığı düşünülüyor.Arkeologlar, insanlara ait kalıntıların yanı sıra bir zamanlar suların kapladığı bölgede birçok hayvana ait kafatası ve kemik buldu. Hayvanların, 4 bin yıl öncesine uzanan dönemde bölgede yaşamış insanlar tarafından suya kurban edildiği tahmin ediliyor.Kaynak: Al Jazeera
Matrix'ten sonra büyük-küçük herkesin ağzına takılan 'Du... Du Hast!' sözlerini hatırladınız mı? Bu sözler bildiğiniz gibi Rammstein'a ait ve bu adamların film müziği olarak kullanılan tek şarkısı bu değil.Rammstein'ın 1997'den günümüze kadar film müziği olan 8 efsane şarkısı sizler için derlendi.
Efsanevi İngiliz rock grubu Pink Floyd yeni albümleri ‘The Endless River’la 20 yıl sonra yeniden liste başı olmayı başardı.20 yılın ardından çıkardıkları ilk ve son albüm olma özelliği taşıyan stüdyo kaydında daha önce kaydedilip yayınlanmamış şarkılarına yer veren Pink Floyd, satış listelerinde ilk sıraya yerleşti.The Endless River, Coldplay’in Ghost Stories ve Ed Sheeran’ın X albümlerinden sonra senenin en hızlı satılan albümü olmayı da başardı.Grubun sözcüsü albüme gösterilen uluslararası ilgi karşısında Pink Floyd üyelerinin hem şaşırdıklarını hem de mutlu olduklarını belirtip tüm hayranlarına teşekkür ettiklerini duyurdu.Diken
“Aşırı güçlü yapay kaslardan” sonra yapay kas teknolojisinde bir adım daha ileriye gidildi. University of Cambridge’den bir grup araştırmacı kaygan plastikten hareketleri öğrenebilen ve hatırlayabilen kaslar yaptı. Nasıl ki insanlar karmaşık piyano vuruşlarını bir süre sonra fazladan düşünmeden yapabiliyor, bu teknoloji de doğadaki aynı taktiği kullanıyor. “Polymeric electromechanical memory” olarak adlandırılan yeni materyal hareketleri hatırlamak için uyarılmaya gerek duymuyor. Çalışmak için düşük miktarda voltaja ihtiyaç duyan yapay kaslar gelecekte insan vücudunda da kullanılabilecek. Teknolojinin biyomedikal alanda daha gerçekçi kas yapımına, robot teknolojilerine ve pek çok farklı alana yardımcı olabileceği belirtiliyor.
Dövme yaptırmak toplumumuzda biraz uçarı bir davranış olarak görünse de kişilerin harika birer anne baba olmasına mani olmuyor gibi görünüyor.İyi eğlenceler dileriz...