Bankalar Müşteriye Sormadan Enflasyon Artı Yüzde 20 Zam Yapabilecek
Bankaların, bankalar ve diğer bireysel kredi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşların alacakları ücretlere ilişkin yasal düzenleme tamamlandı. Bankalar, ücretleri enflasyonun yüzde 20 fazlasına kadar müşterisine sormadan, yalnızca bilgilendirme yaparak artırabilecekler.Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) finansal tüketicilerden alınacak ücretlere ilişkin esasları belirleyen yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.Tebliğe göre, finansal tüketiciler ile yapılacak sözleşmeler kapsamında sunulacak ürün veya hizmetlerin ücret tarifesini ve bilgi verilmesi gereken diğer hususları göstermek üzere sözleşmeye ilişkin her bir ürün veya hizmetin asgari olarak; adı ya da tanımı, vadesi ya da süresi, tahsil edilecek faiz, kar payı veya ücret kalemleri ile bunların tahsil yöntemi, geçerli olduğu süre, geçerlilik süresi sonunda yapılacak değişikliğin tutarı, oranı ya da değişikliğin hangi esasa göre yapılacağı hususlarını içerecek şekilde bilgilendirme formu hazırlanması zorunlu olacak.BİLGİLENDİRME FORMUBilgilendirme formu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilecek. Sözleşmenin yazılı olarak kurulması durumunda bu formun taraflarca imzalanmış bir nüshasının finansal tüketiciye verilmesi zorunlu tutuldu. Ürün veya hizmetlere ilişkin sigorta sözleşmeleri, ürün veya hizmetlere ilişkin sözleşmelerden ayrı olarak düzenlenecek.ÜCRETLERDE ENFLASYON +YÜZDE 20’YE KADAR ARTIŞ SERBESTBir takvim yılı içinde ücretlerde, Türkiye İstatistik Kurumunca bir önceki yılsonu itibariyle açıklanan yıllık tüketici fiyatları endeksi artış oranının yüzde 20 fazlası ve üzerinde artış yapılabilmesi için finansal tüketiciden onay alınması gerekiyor.Bunun altında artış öngören değişikliklerin ise finansal tüketiciye en az 30 gün önce yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı yoluyla veya kaydı tutulan telefon vasıtasıyla bildirilmesi zorunlu olacak.15 GÜN İÇİNDE VAZ GEÇME HAKKIBu bildirim üzerine finansal tüketicinin kendisine bildirim yapıldığı tarihten itibaren 15 gün sonrasına kadar ürünün veya hizmetin kullanımından vazgeçme hakkı saklı olacak. Bu hakkın kullanılması h?linde uygulanacak ücret artışının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilave ücret alınamayacak.Tahsil edilen ücretlerin, kuruluşların karar birimleri veya adli, idari ve yetkili diğer makamların kararları neticesinde finansal tüketiciye iadesinin gerekmesi h?linde, banka ve kurumlar, bu ücretlerin tüketicinin bildireceği hesaba ücretsiz şekilde gönderilmesine veya finansal tüketicinin talebine istinaden nakden ödenmesine imk?n sağlayacak sistemi kurmakla yükümlü olacak.Finansal tüketicilerden alınacak faiz, k?r payı, ücret ve diğer kesintilere ilişkin güncel bilgiler açık, anlaşılır ve kolay erişilebilir bir şekilde kuruluşların internet sitelerinde karşılaştırmaya uygun bir biçimde yer alacak.KREDİ TAHSİS ÜCRETİ DE YASALLAŞTIYönetmeliğe göre, finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı ücreti gibi her ne ad altında olursa olsun başkaca bir ücret alınamayacak.Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının yüzde 0.5’ini geçemeyecek. BDDK, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırabilecek veya azaltabilecek. Taşınır ve taşınmazlara ilişkin rehin, ipotek ve ekspertiz işlemlerinde yalnızca üçüncükişilere ödenen ücretler alınabilecek.KREDİLİ MEVDUAT KREDİLERİNE ÜCRET YOKKredili mevduat hesaplarından kullandırılan krediler ile kredi kartlarından yapılan taksitli nakit avans işlemleri için ücret tahsil edilemeyecek. Belirli süreli kredi sözleşmesine ilişkin bir hesap açılması ve bu hesaptan sadece kredi ile ilgili işlemler yapılması durumunda, bu hesaba ilişkin herhangi bir ücret alınamayacak. Bu hesap, finansal tüketicinin aksine yazılı talebi olmaması h?linde kredinin ödenmesi ile kapanacak.Finansal tüketicinin onayı olmaksızın, belirli süreli kredi sözleşmesi ile ilişkili bir kredili hesap sözleşmesi yapılamayacak ve kredi tahsil?tları bu hesaptan gerçekleştirilemeyecek.ÜCRETSİZ KREDİ KARTI ZORUNLULUĞUKart çıkaran kuruluşlar, yıllık üyelik ücreti ve benzeri ad altında ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı türü sunmak zorunda olacaklar. Finansal tüketiciler tarafından yapılan ücretsiz kredi kartı başvurularının kuruluşlarca reddedilmesi h?linde, bu başvuruya istinaden yıllık üyelik ücreti olan kredi kartı verilemeyecek.Finansal tüketicinin kredi kartı iptal talepleri, ilgili kredi kartıyla ilişkilendirilen herhangi bir borç bakiyesi bulunduğu gerekçe gösterilerek reddedilemeyecek Bu şekilde iptal edilen kredi kartlarının borç geri ödeme dönemlerinde yıllık üyelik ücreti tahsil edilemeyecek.Banka kartları ile sanal kredi kartlarından yıllık üyelik ücreti de alınamayacak. Kesintisiz olarak, en az 180 gün süreyle hareket görmeyen kredi kartları hareketsiz kart kabul edilecek ve bu kartlara hareketsiz kaldığı müddetçe yıllık üyelik ücreti yansıtılamayacak.PARA YATIRMALARDAN ÜCRET ALINAMAYACAKBDDK yönetmeliğine göre, finansal tüketicinin hesabının bulunduğu kuruluşun işlem alanlarından herhangi birini kullanmak yoluyla kendi hesabına para yatırması ile hesabın bulunduğu şubeden finansal tüketici adına üçüncü kişilerin para yatırması işlemlerinden ücret alınamayacak.Kuruluşlarda herhangi bir hesabı bulunmayan finansal tüketicilerin gerçekleştirdiği para transfer işlemlerinde, bu işlemler gerçekleşmeden önce finansal tüketiciye ilgili ücrete dair bilgi verilecek. İşlem tutarı ve ücret bilgisi işlem fişi üzerinde açıkça gösterilecek.DHA
Yılmaz Erdoğan 'Sansür' Sessizliğini Bozdu: Sorumlu Değilim
Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanı Yılmaz Erdoğan, Gezi belgeseline uygulanan sansür için “Sorumlu ben değilim” dedi.Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' belgeseline uygulanan sansür nedeniyle tepki çeken Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını yapan Yılmaz Erdoğan sessizliğini bozdu. Tartışmanın kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını öne süren Erdoğan, “Sorumlu ben değilim” dedi.Suskunluğu nedeniyle eleştirilen Erdoğan, “Ben, Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj yarışmasının jüri başkanıyım. Yapılan tartışmanın benim jürimle ilgisi yok. Olayın sorumlusu olarak beni yansıtmaları doğru değil. Konu, belgesel bölümündeki bir filmle ilgili. Filmi izlemediğim için herhangi sanatsal bir tartışmaya girmem mümkün değil' diye konuştu.'KİMSE BİRBİRİNİ DİNLEMİYOR'Erdoğan, “Sansürün olduğu yerde ben olmam. Ben de diğer jüri arkadaşlarım da herhangi bir sansür çabasına hiçbir zaman ortak olmadık, olmayız. Ama kimse birbirini dinlemiyor, sosyal medyada bana hakaretler ediliyor. Amacımız sonuç almaya çalışmak mı, kavga etmek mi?” dedi.Yılmaz Erdoğan, çözüm olarak ise filmin tekrar izlenmesi ve jüriyle uzlaşmaya varılması yolunu gösterdi.Reyan Tuvi’nin yönettiği 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı belgeseli, bu yıl 51'incisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma bölümünden çıkarılmıştı.BirGün
Enflasyon Yüzde 9'un Altına İndi
Eylül ayı enflasyonu beklentilerin altında çıkarak 5 ay sonra yüzde 9'un altına indi ve altı ayın en düşüğünde gerçekleşti.Eylül'de TÜFE yüzde 0,14 yıllık TÜFE yüzde 8,86 oldu. Ekonomistler, TÜFE'nin yüzde 0,44 artmasını bekliyordu.AYLIK EN YÜKSEK ARTIŞ EĞİTİMDEAna harcama grupları itibariyle 2014 yılı Eylül ayında lokanta ve otellerde yüzde 1,21, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 0,72, konutta yüzde 0,49, sağlıkta yüzde 0,42 artış gerçekleşti.Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 2,44 ile giyim ve ayakkabı oldu.Ana harcama grupları itibariyle 2014 yılı Eylül ayında endekste yer alan gruplardan alkollü içecekler ve tütünde yüzde 1,12, haberleşmede yüzde 0,05 düşüş gerçekleşti.YILLIK EN FAZLA ARTIŞ LOKANTA VE OTELLERDETÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 13,95, sağlık yüzde 9,37, ev eşyası yüzde 9,25, eğlence ve kültür yüzde 8,64 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları oldu.sondakika.com
7 Milyar TL'ye Taksit Taksit Kurban
AKP'den önce 1,5 maaşla büyükbaş alınabiliyordu şimdi 3 maaş anca yetiyorAKP döneminde besicinin yem fiyatı yüzde 465 zamlandıCHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, son 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandığını belirterek, “2002’de ortalama 550 kiloluk bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor. Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için 2002’de gereken 1.5 memur maaşı, şimdi 3 maaşa çıkmış durumda. Bu durum besicinin de suçu değil çünkü Besi yeminin 2002’de 194 TL olan ton fiyatı, bugün 900 lira dolayına ulaşmış durumda. Türk besicisi dünyanın en pahalı yemini kullandığı için Türk halkı da dünyanın en pahalı etini tüketiyor” dedi.Umut Oran, son 12 yıl içinde besicinin durumu ve kurbanlıkların fiyatlarını inceledi. Oran, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti.Bu yıl Kurban’da 2 milyon dolayında küçükbaş, 800 bin kadar da büyükbaş hayvan kesileceği tahmin ediliyor. Küçükbaşlarda 350-1.350 TL, büyükbaşlarda 2000-11.200 TL arasında el yakan kurbanlık fiyatları, dar gelirli vatandaşların dini vecibesini yerine getirmesini güçleştiriyor. Ortalama fiyatlara göre hesaplandığında, kurban kesecek vatandaşın cebinden çıkacak toplam para 7 milyar liraya yakın.Son 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandı. 2002 yılında küçükbaş kurbanlık fiyatları 100-200 TL, büyükbaş olanlar 500-1.100 TL aralığında alınabiliyordu.Canlı hayvan-kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirlilerin alım gücü son 12 yılda önemli oranda aşındı. 2002’de ortalama 550 kiloluk bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor. Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için 2002’de gereken 1.5 memur maaşı, şimdi 3 maaşa çıkmış durumda. 2002’de yaklaşık üç SSK emekli aylığı ile alınabilen ortalama bir büyükbaş hayvana bugün 6 emekli aylığı gerekiyor.Kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artışın temel nedeni ise yem fiyatları… Besi yeminin 2002’de 194 TL olan ton fiyatı, bugün 900 lira dolayına ulaşmış durumda. Türk besicisi dünyanın en pahalı yemini kullandığı için Türk halkı da dünyanın en pahalı etini tüketiyor.Maliyet artışları dikkate alındığında besicilerin kurbanlıkları kilosu 14-15 lira dolayında satması gerekirken bu yıl canlı ağırlık fiyatının büyükbaşlarda kilo başına 11-12 lira, küçükbaşta 12-13 lira civarında olacağı tahmin ediliyor. Yani vatandaşın elini yakan kurbanlık fiyatları, hayvan yetiştiricisini ise ondurmuyor.Dar gelirli vatandaş, nakdi yetmediği için kurbanlığını, kredi kartına taksitle büyük marketlerden almak zorunda kalıyor. Kurban eti 9 gün dayanmazken, kesilen kurbanın bedelinin ödemesi 9 ay, yani neredeyse bir sonraki Kurban Bayramı’na kadar sürüyor.Kurban Bayramı öncesi artarak ayda 15 bin âdeti bulan Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişleri sektörün dışında, halk sağlığına da ciddi tehdit oluşturuyor.Kurban bayramlarında daha güncel hale gelmekle birlikte kronik bir sorun olan yüksek canlı hayvan ve et fiyatlarının makul seviyelere indirilebilmesi ve Türk halkının et tüketiminin çağdaş ülkeler seviyesine çıkması için etkin önlemlere ihtiyaç bulunuyor.Ülkemizde hayvan varlığı ve et üretimini büyütmek için sektöre yönelik destekler artırılıp verimli hale getirilmelidir. Ulusal Kırmızı Et Konseyi işlevsel olmalıdır. Hayvan ithalatına kesinlikle başvurulmamalıdır. Hayvan ıslahı çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Aile çiftçiliğinin ölmesine izin verilmemeli; sıfır faizli krediler başta bu işletmelere açılmalıdır. Et ve Balık Kurumu daha etkin hale getirilmelidir. Besicilikte maliyetlerin aşağı çekilmesi için girdilerden KDV ve ÖTV alınmamalıdır. Hayvancılığın geliştirilmesi; kaliteli ve sağlıklı et üretimi için başetmemiz gereken bulaşıcı hastalıklara karşı seferberlik başlatılmalıdır. Kaçak, hastalıklı ve sağlıksız hayvanların et olarak piyasaya sürülmesi engellenmelidir.İslam coğrafyasına kan ve gözyaşının hâkim olduğu, ateş çemberinin bize doğru yaklaştığı şu günlerde idrak etmeye hazırlandığımız Kurban Bayramı’na ülkemiz ve halkımız sıkıntılar içinde giriyor. Giderek kötüleşen ekonomik koşullarda ağız tadıyla bir bayram kutlama şansından mahrum işçi, memur, köylü, esnaf ve emeklilerin oluşturduğu geniş halk kitleleri, kıt maddi imkânlarını zorlayarak dini vecibesini yerine getirmeye çalışacak.KURBANLIKLAR EL YAKIYOR…15 milyon dolayında büyükbaş, 42 milyon kadar da küçükbaş hayvan varlığı bulunan Türkiye’de, Kurban Bayramı boyunca yaklaşık 3.5 milyon hayvan yer değiştirecek. Bu trafiğin iyi yönetilmesi gerekiyor. Potansiyel kurbanlık talebi büyükbaşta 850-900 bin, küçükbaşta da 2-2.5 milyon dolayında olmakla birlikte bu yıl 800 bin kadar büyükbaş, 2 milyon dolayında da küçükbaş hayvan kesileceği tahmin ediliyor. Kurbanlık fiyatları ise el yakıyor. Küçükbaş kurbanlıklarda ağırlığına göre adette 350-1.350 TL, büyükbaşlarda 2000-11.200 TL arasında seyreden fiyatlar; işçi, memur, küçük esnaf ve diğer dar ve sabit gelirli kesimin bu dini vecibesini yerine getirmesini güçleştiriyor. Tahmini kesim sayısı ve ortalama fiyatlara göre, vatandaşların cebinden çıkacak toplam para 7 milyar liraya yaklaşıyor.YÜKSEK FİYATLAR ÜRETİCİYİ DE GÜLDÜRMÜYOR…Kurbanlık fiyatlarının yüksek oluşu, girdi maliyetlerindeki artışlardan kaynaklanıyor. Aslında üretici, maliyet artışlarını fiyata tam yansıtamıyor. Geçen Kurban Bayramı’nda kurbanlıklar canlı ağırlık fiyatı kiloda 13-14 liradan pazara getirilmiş ancak bayrama yakın bu fiyat 11 liraya kadar düşmüştü. Maliyet artışları dikkate alındığında bu yıl besicilerin kurbanlıkları kilosu 14-15 liradan satması gerekirken canlı ağırlık fiyatının büyükbaş hayvanlarda kilo başına 11-12 lira, küçükbaşlarda 12-13 lira civarında olacağı tahmin ediliyor. Yani vatandaşın elini yakan kurbanlık fiyatları, hayvan yetiştiricisini ise ondurmuyor, kurtarmıyor. Besicilerin, yem fiyatlarındaki artışların yanı sıra kurbanlık satış yerlerine ödenen kiralar, nakliye ücretlerindeki artışlar, kişisel harcamalar gibi birçok sorunla baş etmesi gerekiyor. Hayvan yetiştiricileri, zaten ağır kredi borcu altında eziliyor. Dini vecibesini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımızca 3-4 günde milyonlarca hayvanın kesildiği bu kısa süreye yığılan canlı hayvan talebinin karşılanmasında rol alan besiciler; ulaşım, barınma, kurban alanı gibi çeşitli sorunlar da yaşıyor.KURBANLIK FİYATLARI AKP DÖNEMİNDE AŞIRI YÜKSELDİSon 12 yılda kurbanlık fiyatlarındaki artış enflasyonu solladı. 2002’de küçükbaş kurbanlık fiyatları 100-200 TL, büyükbaşlar 500-1.100 TL aralığında alınabiliyordu. 12 yılda ortalama fiyat küçükbaşta 150 liradan 825 liraya, büyükbaşta 800 liradan 6.600 liraya çıktı. 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandı. 2002 sonunda bu yana birikimli enflasyonun (TÜFE) yüzde 184 olduğu dikkate alınırsa, kurbanlık hayvan fiyatları enflasyonu 4’e katlıyor. 2002’deki 194 TL’lik ton fiyatı 900 lira dolayına yükselen besi yemindeki pahalanma, bunun ana nedeni.ÜCRETLİ VE EMEKLİNİN KURBAN KESMESİ ZORLAŞTI…Canlı hayvan-kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirlilerin alım gücü son 12 yılda önemli oranda aşındı:Büyükbaş kurbanlık canlı ağırlık fiyatlarına göre 2002’de 127 kilo olan bir asgari ücretlinin alabildiği kurbanlık miktarı 2014’te 74 kiloya geriledi. Bu dönemde ortalama memur maaşı ile alınabilen miktar 397 kilodan 181 kiloya, ortalama SSK aylığı ile alınabilen miktar 190 kilodan 88 kiloya düştü.2002’de ortalama 550 kilo civarındaki bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor.Ortalama ağırlıkta bir büyükbaş kurbanlık için 2002’de 1.5 memur maaşı yeterken, şimdi bu bedeli ancak 3 maaş karşılayabiliyor.Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için gereken tutar 2002’de yaklaşık üç SSK emekli aylığı idi; şimdi ise buna 6 emekli aylığı tutarından daha fazla ödemek gerekiyor.2002-2014 döneminde asgari ücretlinin küçükbaş kurbanlık alım gücü 78 kilodan 69 kiloya, ortalama düzeydeki memurun alım gücü 244 kilodan 167 kiloya, SSK emeklisinin alım gücü de 117 kilodan 82 kiloya geriledi.2002’de bir asgari ücretin yaklaşık yüzde 80’i ile ortalama 64 kilo ağırlığındaki bir kurbanlık küçükbaş hayvan alınabilirken, şimdi aynı hayvan için asgari ücretin tamamına yakınının verilmesi gerekiyor.2002-2014 döneminde ortalama ağırlıktaki bir küçükbaş kurbanlığın fiyatının ortalama memur maaşına oranı yüzde 26’dan yüzde 38’e, ortalama SSK emekli aylığına oranı da yüzde 54’ten yüzde 78’e çıktı. TAKSİTLE KURBANLIK DEVRİ…Kurbanlığını peşin almaya gücü yetmeyen vatandaşlar için yine tüketim ekonomisinin araçları devreye giriyor. Bu yıl da büyük marketlerden kredi kartı ile taksitle kurbanlıklar alınıyor. Geçen yıl 12-20 Ekim arasındaki Kurban bayramı tatili öncesinde taksitle kurbanlık alımlarının da etkisiyle kartlı harcamalarda ciddi bir artış yaşanmıştı. Bu yıl büyük marketlerde 1/7 hisse büyükbaş kurbanlık fiyatları 800-900 TL, küçükbaş kurbanlık paket fiyatları 700-800 TL arasında değişiyor. Kesilen kurbanın eti 9 gün dayanmazken bedelinin ödemesi 9 ay sürüyor, yani neredeyse bir sonraki Kurban Bayramı’nı buluyor.SURİYE’DEN KAÇAK HAYVAN GİRİŞİ CİDDİ TEHDİT!Kurban Bayramı öncesi Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişinde önemli artış yaşanması dikkati çekiyor. Lazkiye’den gemilerle getirilen hayvanlar Hatay’ın Yayladağı ilçesi üzerinden tüm Türkiye’ye dağılıyor. Aylık kaçak hayvan girişi 15 bin dolayında tahmin ediliyor. Bu hayvanların Suriyeli girişimciler tarafından gemilerle Latin Amerika ülkelerinden getirildiği söyleniyor. Kaçak girişler Hatay, Adana, Gaziantep, Kilis başta tüm ülkedeki besicileri zor durumda bırakıyor. Zaten piyasa koşulları nedeniyle yüksek girdi maliyetlerini fiyatlarına yansıtamayan üreticiler, bir de kaçak hayvan girişlerinin fiyat kırması ve haksız rekabeti ile karşı karşıya bulunuyor. Kaçak hayvan girişleri bu sektörü olduğu gibi, halk sağlığına da ciddi tehdit oluşturuyor.PEKİ NE YAPMALI?Hayvancılığın toplum sağlığı açısından taşıdığı hayati öneme ve Türkiye’nin hayvancılık açısından sahip olduğu büyük potansiyele rağmen, ülkemizde bu sektör hak ettiği konuma bir türlü erişemiyor. Türkiye, dünyanın en pahalı etini tüketiyor, çünkü hayvan yetiştiricileri dünyanın en pahalı yemini kullanıyor. Kurban bayramlarında daha güncel hale gelmekle birlikte kronik bir sorun olan yüksek canlı hayvan ve et fiyatlarının makul seviyelere indirilebilmesi ve Türk halkının et tüketiminin çağdaş ülkeler seviyesine çıkması için kapsamlı önlemlere ihtiyaç bulunuyor.Bu bağlamda;Hayvan varlığını ve et üretimini artırmak amacıyla sektöre yönelik destekler artırılmalı ve verimli hale getirilmelidir.Ulusal Kırmızı Et Konseyi işlevsel hale getirilmelidir.Hayvan ithalatı yoluna kesinlikle gidilmemelidir.Hayvan ıslahı çalışmalarına ağırlık verilmelidir.Küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerinin, yani aile çiftçiliğinin ölmesine izin verilmemeli; sıfır faizli krediler başta bu işletmelere verilmelidir.Et ve Balık Kurumu etkin hale getirilmeli, Kurum’un küçük ölçekli tarım işletmelerine yönelik faaliyet göstermesi sağlanmalıdır.Besicilik sektörünün maliyetlerinin aşağı çekilmesi için kullandıkları girdilerden KDV ve ÖTV alınmamalıdır.Son yıllarda gerileyen koyunculuğun hayvansal üretim içindeki payını artıracak düzenlemelere gidilmelidir.Sektörde örgütlenmeyi teşvik edecek ve güçlendirecek önlemler alınmalıdır.Hayvancılığın geliştirilmesi; kaliteli ve sağlıklı et üretimi için yenmemiz gereken bulaşıcı hastalıklara karşı seferberlik başlatılmalıdır.Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, her il, ilçe ve işletmede düzenli olarak ücretsiz aşı faaliyeti yürütmeli, aşı yaptırmayanlara para cezası uygulanmalıdır.Hayvan hareketleri ciddi biçimde denetlenmeli, hastalıklı ve sağlıksız hayvanların et olarak piyasaya sürülmesi engellenmelidir.Yerli sektörü ve halk sağlığını tehdit eden Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişlerine derhal müdahale edilmeli, etkili önlemler uygulanmalıdır.BAYRAM İÇİN ETKİN BİR ORGANİZASYON LAZIM…Kısa süre içinde milyonlarca hayvanın yer değiştirdiği Kurban Bayramı’nda bu trafiğin doğru yönetilmesi, kurbanlıkların naklinin sorunsuz gerçekleşmesi, satış ve kesim yerlerinin sıhhi, çağdaş bir ülkeye yakışır nitelikte olması ve çevre kirliliğine yol açılmaması, bu konularda her yıl ortaya çıkan olumsuz manzaraların tekrar yaşanmaması için etkili önlemler almalıdır. Besicilerin ulaşım, barınma, kurban alanı vb. konulardaki sorunları da bu kapsamda çözülmelidir.Bütün bu önlemler ortak akılla tasarlanarak bütüncül, etkili bir organizasyon yapısı içinde hükümet, belediyeler ve ilgili diğer kamu birimleri tarafından uygulanmalıdır.Milyonlarca vatandaşımızın dini vecibesini rahat bir şekilde yerine getirmesi ve Bayramı ağız tadıyla kutlaması için bu organizasyon ve alınacak önlemler hayati önemdedir.
Tottenham - Beşiktaş Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Beşiktaş dün gece Tottenham karşısında çok doğru bir oyun oynadı...Gerek savunmada gerek hücumda, açılırken ve kapanırken doğru zamanda ve çok doğru şekilde oynadı. İlk 11'de forma giyen Sosa'yı da çok beğendim. Arjantinli oyuncu performansı ve güzel paslarıyla dikkat çekti. Tabii devamlılığını beklemek lazım.Devamı...
Reklam
Demba Ba'dan Bayram Hediyesi
Arsenal karşısında olduğu gibi Londra'da bu kez Tottenham'a futbol dersi veren Beşiktaş, sayısız gol fırsatından yararlanamadığı maçta Tottenham karşısında 1 puanı 88. dakikada Demba Ba'nın penaltı golüyle kurtardı.UEFA Avrupa Ligi C Grubu ilk maçında Asteras ile berabere kalan temsilcimiz Beşiktaş, gruptaki ikinci maçında deplasmanda Tottenham'la karşılaştı. İngiltere'nin başkenti Londra'nın White Hart Lane Stadı'nda oynanan karşılaşmada Harry Kane'in 27. dakikadaki golüyle 1-0 geriye düşen Beşiktaş, Demba Ba'nın 88. dakikadaki penaltı golüyle sahadan altın değerinde 1 puanla ayrıldı.DEMBA BA DİREĞE NİŞANLADIMaça fırtına gibi başlayan Beşiktaş, Olcay Şahan'la ikinci dakikada, Demba Ba ile 12. dakikada iki net pozisyondan faydalanamadı. Olcay Şahan karşı karşıya pozisyonda yaptığı vuruşta topu direğin bir karış yanından auta gönderirken, Demba Ba'nın 12. dakikada ceza sahası içerisinde çektiği şut direkte patladı.Ev sahibi ekip Tottenham kaleyi bulan ilk şutunda Harry Kane ile golü buldu. Genç oyuncu, 17. dakikada ceza sahası dışından yaptığı yerden düzgün vuruşla topu Tolga Zengin'in solundan ağlarla buluşturdu.ALTIN DEĞERİNDE PENALTIİlk yarıyı 1-0 geride kapatan siyahbeyazılar, rakip kaledeki baskısını ikinci 45 dakikada iyice arttırdı fakat kaleci Lloris engelini bir türlü aşamadı. Olcay-Demba Ba ortaklığında art arda pozisyonlarda Fransız kaleci Hugo Lloris'in koruduğu kalede aradığı golü bulamayan Beşiktaş, maçın 88. dakikasında Tottenham'ın Rumen savunmacısı Criches'in topa elle müdahale etmesi sonrası penaltı kazandı. Penaltıda topun başına geçen Demba Ba, topu ağlara göndererek maçın skorunu belirledi: 1-1Fotomaç
'MÜSİAD'da Hükümete Muhalif Üyeler Var'
MÜSİAD Başkanı Nail Olpak hiçbir parti taraftarlığın MÜSİAD'a girmek için ön şart ya da engel olmadığını ifade ederek, AKP ile ilişkilerini 'Ak Parti bize hiç şaşı bakmadı' şeklinde açıkladı.Ayşegül Akyarlı Güven'in wsj.com.tr'deki röportajında konuşan Başkanı Nail Olpak, hükümetle-MÜSİAD ilişkilerini, 'Hükümet bize şaşı bakmadı' sözleriyle değerlendirdi.wsj.com.tr'de yer alan röportajdan dikkat çeken bölümler şöyle:MÜSİAD'ın üye alırken ciro kriteri nedir?Bize en sık sorulan soru bu ciro kriteridir ama MÜSİAD üyeliğinin ciro limiti yoktur. Siz bir iş insanıysanız biz sizin cironuza bakmayız. Bu ülkeye daha fazla katkı sağlayana daha çok teşekkür ederiz ama her ikisi de eşit olarak MÜSİAD üyesi olabilir. Böylesi bir üye yapısına sahipseniz siz Türkiye'nin aynasısınızdır. Bizde Muğla'dan da Van'dan da üye var. Küçük firma da üye, KOBİ de, Türkiye'nin ilk 10 şirketi arasında yer alan şirket de.. Bu aynanın içerisinde Türkiye genelinde inşaata kayma fazlaysa MÜSİAD üyeleri içinde de bu oran fazladır. Tabiat boşluk kaldırmaz. Biz iki şeyi önemseriz. Kazanırken hukuki ve meşru zeminde kazanmayı, harcarken de hukuki ve meşru zeminde harcamayı.Gerektiğinde MÜSİAD'dan üye ihraç ediyor musunuz hiç?Çıkartırız tabii.Kaç üye çıkardınız bugüne kadar?Arzu etmeyiz ama ana çerçevemize uymayan bir şey söz konusuysa üye ihracı olabilir. Birisi bize 'Ben sizin şu üyenizden şu nedenle zarar gördüm, bu da MÜSİAD değerlerine aykırıdır' diye şikayette bulunursa, bizim tahkim kurulumuz konuyu inceler. Bir şey çıkarsa oradan da ihraç edebiliriz.Hükümete muhalif üye var mı hiç MÜSİAD'da? Hükümete sempati üyelik için bir kriter midir?Biz üyelerimizin bugüne kadar siyasi görüşlerini merak etmedik. Buna göre üye almadık. Üyelerimizin herhangi bir yerine mensubiyetine göre üye almadık. 'Hangi sosyal gruba, cemaate yakınsınızdır?' diye sorup almadık. Diyoruz ki: Bu toplumun içinde benimle yan yana olmaktan rahatsız olmayan insanla ben beraber olurum. Ama bunu da bir zenginlik olarak görürüm. Bir şartla. Oradaki aidiyetini benim bu kurumumun içerisine getirip de bir dayatma olarak ortaya koymadığı sürece. Sizin hangi takım tuttuğunuz da beni çok ilgilendirmiyor. Ama tuttuğunuz takımı MÜSİAD içindeki faaliyetlerde insanları rahatsız edecek şekilde ortaya koyuyorsanız, o partiyi üyeleri rahatsız edecek şekilde gündeme getiriyorsanız, o cemaati ya da sosyal grubu o şekilde getiriyorsanız, 'pardon' deriz. 'Orada' duyalım..Peki hükümete muhalif üye var mıdır MÜSİAD'da?Var. Biliyorum çünkü geçtiğimiz dönemde yerel seçimler oldu. Yerel seçimlerde Türkiye'nin dört bir tarafında üyelerimiz var bizim. Baktık ki bizim üyelerimizden başka partilerin aday adayları var. Oradan gördük bunu. Yoksa özel olarak bir araştırma içine girmedik. 100 aday adayının 50 tanesi hükümet tarafında çıkabilir. Zaten ülkede oran öyleyse 50'si, 60'ı oradaymış. Çok da düşündürücü değil yani. Bu konuda özel bir merakım yok. Birlikte çalıştığım arkadaşlarımın parti yakınlığını da bilmem. Eğer birisi bir gün burada particilik yapmaya çalışırsa 'Bir dakika. Gel buraya. Burada bunu yapmana izin vermeyiz' derim.Yeni Türkiye diye bir kavram var şimdi. Hepimiz bu kavramı çokça konuşuyoruz. Nasıl bir yer Yeni Türkiye? Nasıl bir ekonomik ortam?Geçtiğimiz Çarşamba günü Koç Üniversitesi'nde oranın Eko-politik kulübünün davetlisiydim. Orada da Yeni Türkiye'yi anlatmaya çalıştım.Benim yaş grubumun hafızalarından çıkmayan bir Türkiye var. Şu an dolarda 2.26 TL'den 2.29 TL'ye çıkan bir hareketlilikten bahsediyoruz. O Türkiye'de doların 687 binden 1 milyon 700 bin TL'ye çıktığı bir Türkiye vardı. Yeni Türkiye'de biz bunu istemiyoruz.Eski Türkiye içerisinde bakıldığında şu anda 62'nci hükümet işbaşında. Cumhuriyetin 91'inci yılındayız. Her 1.5 yılda bir hükümetlerin değiştiği bir Türkiye vardı. Hatta Ak Parti gibi 12 yıl kalanları çıkardığında ömrü aylarla ifade edilen hükümetler vardı. Bakan değişse politikaların değiştiği bir ortamda istikrardan bahsedemezsiniz. Her 1.5 yılda bir hükümetlerin değiştiği bir istikrarsızlık ortamını ben arzu etmiyorum Yeni Türkiye'de.Bir ülke işadamından yatırım, istihdam oluştur, sosyal katkı sağla ister. Geçtiğimiz dönemde onaylamadığımız bir şey de şu: Kalkıp siyaseti dizayn etmeye çalışma. Siyaset de seni dizayn etmeye çalışmasın. Ortalama vatandaşın işadamından beklentisi budur. Bunu yaparsa saygı ve sevgi görür. İşadamı da bunları yapabilmek için huzurlu bir ortam ister. Çözüm sürecinin olmadığı dönemleri hatırlayın. O dönem Doğu'ya işadamı gitmiyordu. Niye gitsin. Siz gidip buradan bombanın patladığı bir yerde yatırım yapar mıydınız?Peki şimdi nasıl gitsin? Şimdi bir de IŞİD orada.Başka bir yere geleceğim. IŞİD'i ayrıca konuşuruz. İşadamı huzur ister, güven ister, pozitif istikrar ister. İstikrarın negatifi de var. Hep baş aşağı giden ülke de var. Geçmişte sanayi payından bahsettik az önce. Bize şu söylendi 'Yaa tarım köylü işidir. Biz artık köylü değil kentli olacağız, bırakacağız bu işleri' dendi. İnsanlar her yerden getirilip İstanbul'a plansız programsız şekilde tıkıştırıldılar. Türkiye'nin bugün tarımsal üretimi 61 milyar dolar. Hollanda'nın sadece tarım ihracatı 105 milyar dolar. İnsanları oralardan kopartıp getirirseniz, çözüm süreci besicilik ve tarım açısından da önemliydi, o zaman bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu eski Türkiye'de kalmalı. Yeni Türkiye'de olmamalı.Cari açık geçen sene 65 milyar dolardı. Bu yıl 48 milyar dolar olacak. Güzel. Daha da azaltmak istiyorum ama enerjiye bağımlıyım. Biraz önce tarım dedim size. 61 milyar dolar tarım üretimimi 110 milyar dolar yapsam bitti olay. Biz Yeni Türkiye'yi böyle hayal ediyoruz.Sanayiye gelince.. 'Artık üretim üçüncü dünya ülkelerinin işi, biz hizmet sektörüne gireceğiz' dediler. İspanya, Yunanistan gibi ülkeleri örnek gösterdiler. Ben bunu devlet politikası olarak getirmişim. Sadece rant yüksek diye sanayiden kaçmamışım ki.. Biz bu pompalamalarla büyüdük. 'Avrupa üretimi bizim gibilere yaptırıyor. O zaman biz de üretim yapmayalım' dediler. Yapmazsan yüzde 15'e düşer sanayi payı. 'İnşaatçı rantı gördü' değil tek mesele.. Sen de insanları psikolojik olarak, mahalle baskısıyla buna yönlendirdin. Yeni Türkiye'de biz bunları da istemiyoruz. Hukuk devleti. Hukuk size de bana da lazım. Birleri kafalarında soru işaret olmadan benim karşısına çıktığım hukuki makam hangi görüşe sahipse bunu sağlayabilmelidir. Bunun için anayasaysa anayasa, yasal değişiklikse yasal değişiklik, cesurca birilerinin yapması birilerinin de korkmadan destek vermesi lazım.Ak Parti iktidarı döneminde MÜSİAD için neler değişti? Sonuçta MÜSİAD hükümete yakın iş dünyası örgütü olarak tanınıyor.Biz bazen malımızı kaybediyoruz, sonra da bulduk diye seviniyoruz. MÜSİAD 25 yıllık geçmişe sahip. TÜSİAD da ondan 19 yıl önce kurulmuş.. En babası bunlar yani. 40 yıldan bahsediyoruz. Ondan öncesine gidince böyle bir kavram bile yok. Geçen hafta ahilik haftasıydı. Ahilik güzel bir örgütlenmeydi, vakıflar da bugün dünyada inanılmaz iyi işler yapan kurumlardır. Biz bir vakıf medeniyetiyiz. Unutmuşuz, sonra NGO'dan tercüme bire sivil toplum kuruluşu katmışız hayatımıza. Öyle olunca elbette bunun oturması zaman alıyor. İstikrarsız ortamlardan etkileniyor. Siz kalkıp darbe dönemlerini yaşarsanız, partilerle örgütler kapatılarak bir yere gidilirse bunun adı 80 darbesi de olabilir, 28 Şubat da. Her ikisi de bizim için aynıdır. Buralarda kurumlar hayatlarını bitirirler, sıfırlarlar, zikzaklı şekilde bir daha başlarlar. Son dönemi öncelikle böyle değerlendirmek lazım. En azından bakıldığında bu anlamda bariz engellemelerle karşılaşılmadığını söylemeli. Ayağımızdaki prangaların çıkartılması olabildiğince eşit şartlarda çalışılabilmesi demektir. MÜSİAD'ın bu dönemde özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde bize şaşı bakılmasını engelledi. Hükümet bize şaşı bakmadı.Daha önceki hükümetler çok mu şaşı baktı?28 Şubat'ta üyeleri geceleri çilingirlerle açılarak taciz edilmiş bir kurumun mensuplarıyız biz. 28 Şubat süreci içerisinde bu geçtiğimiz yıl konuşulan fişlemelerin kitaplaştırıldığı, İslami sermaye diye kitaplar içinde yazıldığı bir dönemin üyeleriyiz biz. Böyle bakıldığı zaman bir tek MÜSİAD üyeleri değil, kitap içinde MÜSİAD üyesi olmayan da bir dolu kişi vardı. Böyle bir süreçte bize şaşı bakılmadığını nasıl söyleyebiliriz ki? Benim kurucu Genel Başkanım o dönemde DGM'de yargılanmış. Bir işadamı örgütünün kurucu başkanının DGM'de yargılanabilmesi için vatana ihanet suçu falan olması lazım. Hükümetin bize bu dönemde yapmış olduğu şey bu şaşı bakmayı ortadan kaldırmaktır.DEİK'te yeni oluşumla ilgili hükümetin müdahaleci bir tavır takındığı konusunda belli eleştiriler var. Siz ne düşünüyorsunuz?Öncelikle basında 'DEİK Ekonomi Bakanlığına bağlandı' ifadesi kullanılıyor. Ben şu anki DEİK'in yönetim kurulu üyesiyim. Şu ankinden bir gün önceki DEİK'in de yönetim kurulu üyesiydim. Baktığınızda DEİK'in kurucu kuruluş sayısı 99'a çıktı. 24 olan yönetim kurulu üye sayısı da 35'e çıktı. Pazar günü bir yönetim kurulundaydık. 35 üyenin 35'i de iş aleminin temsilcileriydi. Bir Allah'ın kulu da bakanlık personeli değildi. Rona Bey ne kadar kamu personeli dğeilse Murat Ülker de Fetit Şahenk de Murat Ülker de o kadar değildi. TİM'i emsil edenler de odalarımızın başkanları da kamu değil. İçimizde en yarı kamu olanlar onlardı. Bunların da ağırlıklı kısmı daha önceki yönetim kurulunda vardı. Ekonomi sadece 35 kişi içinden bir kişiyi başkan olarka belirleyecek. Ama o kişi o 35 kişinin içinden olacak. Dışarıdan belirlemedi. Cumhurbaşkanımız, Ekonomi Bakanımız ve Kültür Bakanımız da katıldılar ama saat tutmadım, 15 dakika kadar kalıp çıktılar. Sonrasında Başkan Yarımcılıklarının, icra kurulu üyelerinin de tamamı orada seçildi. Böyle bir algının olmasına kimsenin izin vermemesi lazım. DEİK yine özel sektör temsilcilerinden oluşan bir yapıya sahip. İş Konseyi Başkanları'nın tamamı göreve devam edecek. Çalışmak isteyen personelle de çalışılacak. Ekonomi Bakanlığı'nın 35 kişiden bir kişiyi Başkan olarka atamasını Ekonomi Bakanlığı'na bağlamak olarka ifade etmek bence vicdansızlıktır.
Reklam
Jüri Üyelerinden Altın Portakal Sansürüne Tepki
Reyan Tuvi'nin Gezi belgeseli “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”in belgesel ön jürisi tarafından seçilmesine karşın 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali yönetimince yarışmaya alınmamasına tepkiler büyüyor.Belgesele sansür tartışmaları, bazı jüri üyelerini festivalden çekilme noktasına getirdi.Festivalin çeşitli bölümlerinde görev alan 10 jüri üyesi, yaptıkları açıklamada yaşananları 'vahim' olarak nitelendirdi ve jürilikten çekilebileceklerinin sinyalini verdi.10 jüri üyesinin imzasıyla yapılan açıklamada, belgeselin listeden çıkarılmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği vurgulandı.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Bir film festivalinden beklenen, filmlerin gösterim hakkını, seyircininse filmlere erişim hakkını savunmak ve filmin yaratıcılarının sanatsal ifade özgürlüğünü korumaktır. Bir filmin Türk Ceza Kanunu gerekçe gösterilerek yarışmadan ihraç edilmesi ise, festivalin kendini bir sanat kurumu değil, hukuki bir ceza mercii addederek hareket ettiğini gösterir.Altın Portakal yönetiminin, yarışmasına başvurmuş ve ön elemeyi geçmiş bir filmin yaratıcılarını zan altında bırakması son derece vahimdir. Halihazırda birçok festivalde gösterilmiş olan ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’, festival yönetiminin bu tutumuyla sadece yarışmadan çıkarılmış olmuyor, aynı zamanda söz konusu sanat eserini kriminalize etme anlamına geliyor. Filmin ileride başka etkinliklerde seyirciyle buluşmasının önünü kesebilecek ya da belli bölümlerinin sansürlenmesine zemin hazırlayacak bir uygulama.Tüm bu nedenlerden, bu açıklamayı sadece filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’na geri alınması için yapmıyoruz. Aynı zamanda festivalden, Reyan Tuvi’nin sanatsal ifade özgürlüğüne sahip çıkan bir açıklama bekliyoruz. Sanat eserlerinin suç unsuru olarak görülmesine davetiye çıkaran bu kararın geri alınmasını ve filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda, sanatçının kurguladığı özgün haliyle gösterilmesini talep ediyoruz.Ayrıca, festivalde jüri üyeliği yapmak üzere davet edilen bizlerin, bu uygulamanın ardından karar irademizi güvence altında hissetmesi mümkün değil. Festival yönetiminden, film gösterimlerinin her türlü baskıdan muaf bir şekilde yapılacağını ve seçici kurulların kararlarının manipüle edilmeyeceğini garanti eden, tavizsiz bir açıklama bekliyoruz.”AÇIKLAMAYA İMZA KOYAN JÜRİ ÜYELERİBelmin Söylemez (Ulusal Yarışma, Ana Jüri)Can Candan (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri Başkanı)Ayla Kanbur (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri)Zeynep Dadak (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Belma Baş (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Emre Akay (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Mehmet Açar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Evrim Kaya (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Kaya Özkaracalar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Fırat Yücel (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Demokrat Haber
59 Sinema Yazarı Gezi Belgeseline Sansürü Protesto Etti
Sinema Yazarları Derneği’ne (SİYAD) üye 59 yazar, Gezi eylemleri temalı belgeselin Altın Portakal Film Festivali’nin programından çıkarılmasını protesto etti.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli, ön jüri tarafından yarışmaya değer bulunup festival yönetimine bildirilmişti.Ancak AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festivalin yönetimi, filmi, Türk Ceza Kanunu’nun şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen ‘125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik’ nedeniyle yarışma programına alınmamıştı. Yönetimin bu kararı, ön jüride bulunan üç ismin yazılı açıklamasıyla ortaya çıkmıştı.Yönetim dün yazılı bir açıklamayla kararını filmde ‘insan haklarının rencide edilmesi’ ne bağlarken, aynı zamanda festival komitesinde görev alan SİYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Alin Taşçıyan da Diken’e ortada sansür değil, filmi korumaya yönelik bir karar bulunduğunu söylemişti.SİYAD üyesi gazeteci ve film eleştirmeni Uğur Vardan ve Şenay Aydemir ise festival yönetimince alınan karara eleştirel yaklaşmıştı.59 yazarın bugün yayınladığı açıklama şöyle:Aşağıda imzası bulunan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri olarak, sinemamızın 100 yaşına bastığı, en köklü film festivalimiz Altın Portakal’ın 51 yılı geride bıraktığı koşullarda, sansür denilen çağdışı uygulamayı protesto ettiğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adını taşıyan, Altın Portakal Film Festivali’nin üç kişilik ön jürisinin değerlendirmesinden ve onayından geçmiş belgeselinin, festival programının dışında bırakılmasını kabul edilemez buluyor, sorunun çözümü için tüm sinema kamuoyunun ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz.33. İstanbul Film Festivali, Documentarist-7. İstanbul Belgesel Günleri ve 21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde hiçbir hukuki sorunla ve ceza tehdidiyle karşılaşmadan gösterilen ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ filmiyle dayanışma içindeyiz.Sinema yazarları olarak ilk yılından itibaren çeşitli boyutlarda destek verdiğimiz ve katkıda bulunduğumuz Altın Portakal’ın 35 yıl aradan sonra bir kez daha sansür utancı yaşamamasını diliyor, festival yönetimini bu karardan vazgeçmeye çağırıyoruz.Saygılarımızla…Mehmet AçarKerem AkçaErkan AktuğOkan ArpaçTunca ArslanAlkan AvcıoğluŞenay AydemirBurcu AykarSenem AytaçJanet BarışMelis BehlilAbbas BozkurtBanu BozdemirYeşim BurulCumhur CanbazoğluCüneyt CebenoyanSungu ÇapanTuncer ÇetinkayaAyça ÇiftçiAtilla DorsaySenem ErdineMurat ErşahinEngin ErtanTalip ErtürkÖvgü GökçeBerke GölBurak GöralÇağdaş GünerbüyükSelin GürelYusuf GüvenAyla KanburEvrim KayaAli KocaSerdar KökçeoğluNil KuralEsin KüçüktepepınarGözde OnaranNadir ÖperliMurat ÖzerCeylan ÖzçelikÖzge ÖzdüzenFatih ÖzgüvenKaya ÖzkaracalarOlkan ÖzyurtBarış SaydamFırat SayıcıSelin SevinçNecati SönmezZeynep Tül Akbal SüalpUygar ŞirinYeşim TabakMüge TuranAlper TurgutAli Ulvi UyanıkUğur VardanBurçin S. YalçınDeniz YavuzRasih YılmazFırat YücelDiken
İspanya'da Gündem Arda Turan!
İspanyol takımında 4. sezonunu geçiren Arda Turan, lig öncesi yaşadığı sakatlığın ardından mükemmel bir dönüş yaparken, dünkü maçta oynadığı futbolla Şampiyonlar Ligi'nde de öne çıkmayı başardı.Marca gazetesi, Arda ismine atıfta bulunarak, 'Ardiente' (Ateşli) başlığını atarken, 'Juventus sahada egemen olan taraftı ama ilk yenilgisini aldı ve bu sezonki ilk golünü yedi. Arda Turan'ın belirleyici olan kalk borusuyla Atletico yürek ve görevini yerine getirme dersi verdi' ifadelerini kullandı. İç sayfasında ise 'Beyler, bu Arda' ve 'Dev ezici Arda' başlıklarını kullanan Marca gazetesi, 'Mükemmel bir taktik savaşını Türk sihri çözdü. Atletico'nun sahadaki en zor anında Tiago ve Juanfran'ın başlatığı pozisyonu Arda sonlandırdı. Türk futbolcu, Bernabeu'da Real Madrid'e karşı alınan galibiyetin golünü attıktan sonra şimdi de Juventus karşısındaki zaferin golünü kaydetti' değerlendirmesinde bulundu.El Mundo Deportivo gazetesi de 'satır başı işareti' anlamına gelen, Atletico Madrid'in stadı Calderon'a atıfta bulunarak, 'Arda, Calderon' başlığını attı. 'Arda finali kazanıyor' ifadesini de iç sayfalarında başlığa çıkaran gazete, 'Türk futbolcu, Atletico'yu ateşleyen golü attı ve yenilmez Juve'yi insanileştirdi. Mükemmel bir sezon başı geçiren Arda, kurtarıcı oldu' ifadelerini kullandı.'Arda'nın klası savaşı kazanıyor' başlığını kullanan AS gazetesi ise 'Kısır bir savaşa dönüşen maçta herkes koşup, çarpışıp, terlerken, Arda, bizlere küçük detaylar hediye ederek sahada uçuştu' yorumunu yaptı.İspanya'nın yüksek tirajlı siyasi gazetelerinden El Mundo, 'Arda saf altın' başlığını atarken, 'Arda sahada yavaş yürüyor ve her koşudan sonra sanki ölecekmiş gibi gözüküyor. Onda asla aceleci bir görüntü aramayın ama Arda, Atletico Madrid için saf altın. Önündeki engelleri aşan, farklı bir futbolcu. Yine Atletico için çok önemli bir gol attı' denildi.El Pais gazetesi de 'İlk futbol sonra Arda' başlığı altında 'Taktik yönü çok ağır basan bir maçta Juventus karşısında Atletico'ya galibiyeti Türk futbolcu kazandırdı' ifadesini kulandı.
Reklam
'Türkiye Kendisini Kullandıracak Bir Ülke Değil'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Teröre karşı verilecek mücadelede her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke değildir' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.Genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade eden Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, 'Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir' dedi.Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti.'Sandık her meselenin çözüm yeridir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir.''Vasilere, velilere ihtiyacı yoktur'Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, 'Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez' bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.Erdoğan, 'Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır' dedi.Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı.'Milli iradeye hürmetsizliktir'Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır.''Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı.'Kültürel kimliklere gösterilen saygı'Erdoğan, Türkiye’nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.Erdoğan, farklı dil ve lehçelerin, üniversitelerde, ortaokul ve liselerde, özel okullarda, kurslarda öğretilmesinin önünün açıldığını, Türkiye'nin parçalanmadığını, daha da bütünleştiğini anlattı.Kültürel kimliklere gösterilen saygının, Türkiye'yi daha huzurlu bir ülke haline getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:'İnançların ifadesi ve ibadetlerin ifası önündeki engeller kalktıkça, Türkiye daha mutlu, daha mesut, daha özgüvenli bir ülke konumuna yükselmiştir. On yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır. TBMM'de, kamu iş yerlerinde, üniversitelerde, şimdi de ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılması, özgürlüklerin önünü açmış, Türkiye'yi normal ve tabii mecrasına sevk etmiştir. Türkiye'de ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü, geçmişle kıyas kabul etmeyecek derecede sağlam bir zemine kavuşmuştur.Son dönemde internet, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmış, öğrencilerimize dağıtılan tablet bilgisayarlar, okullarımıza kurulan bilişim alt yapısı sayesinde, internet günlük hayatın ve eğitimin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Medyanın, basın özgürlüğünün ve internetin, başkalarının özgürlük alanını daraltacak, kişisel hakları ihlal edecek, ulusal güvenliğimizi tehdit edecek şekilde istismar edilmesi elbette tepkisiz kalınacak bir durum değildir. Bu konuda, gelişmiş, demokratik ülkelerin sahip olduğu düzenlemelere Türkiye'nin de sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak ulusal ve uluslararası bazı karalama kampanyaları çerçevesinde, ülkemizin bu alanlarda hedefe konulması da çok büyük haksızlıktır. İsrail'in son Gazze saldırısında, 16 gazeteci hayatını kaybetmiş, uluslararası medyanın çalışanlarına aleni mahalle baskısı uygulanmış, hatta bazı medya mensupları cezalandırılmıştır. 16 gazetecinin öldürülmesi, gazetecilere baskı yapılması dünyadan yeterli tepki almazken, Türkiye'nin, içerden ve dışardan sürekli olarak bu konuda haksız eleştirilere maruz kalması, üzerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir konudur. Başkalarının özgürlük alanlarını daraltmadığı, şiddetin aracı olmadığı ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil etmediği sürece, kim ne derse desin, her türlü özgürlük en geniş manada milletimizle buluşturulmalıdır ve buluşturulacaktır.''Milletimiz çözüm sürecinin arkasındadır'Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinin, Türkiye'nin istikbali, kardeşliği ve demokrasisi açısından hayati derecede önem taşıdığını dile getirdi.Erdoğan, 'Mimarı olduğum, her türlü siyasi riskine rağmen kararlılıkla bugünlere taşıdığımız çözüm sürecinin, yine kararlılıkla, cesaretle, sabırla geleceğe taşınması en büyük arzumuzdur' diye konuştu.Milletin de çözüm sürecinin arkasında olduğuna işaret eden Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir anne, hiçbir babanın, çocuklarının genç yaşta hayattan kopmasını istemeyeceğini anlattı. Erdoğan, sözlerini, 'Rabbim hiç kimseye yaşatmasın; hiçbir anne, hiçbir baba, evlat acısı yaşamak istemez, başkasının da bunu yaşamasına razı olmaz' diye sürdürdü.'Şiddetle aralarına mesafe koymalı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının, bazı istisnai sabotaj girişimlerine rağmen son 2 yılda farklı bir mecraya girdiğine dikkati çekti.Evladı asker ve polis olan anne babaların rahat bir nefes aldıklarını belirten Erdoğan, evladı dağa kaçırılan anne babaların artık yürekli şekilde itirazlarını ortaya koydukları bir süreci yaşadıklarını vurguladı. Erdoğan, şunları söyledi:'Hiç kuşkusuz, bu güzel süreçten rahatsız olanlar da var. Türkiye'de barışı, huzuru, kardeşliği tesis edecek, ekonomiyi prangalarından kurtarıp adeta uçuşa geçirecek bu süreci hazmedemeyenler ve kesintiye uğratmak isteyenler de var. Bu kan ve rant lobilerine karşı her zaman duyarlı olduk, bundan sonra da duyarlı olmaya hep birlikte devam edeceğiz. Son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimleri, sadece ve sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar verecektir. Özellikle 2 yıldır devam eden huzur ortamını teneffüs eden vatandaşlarımız, inanıyorum ki bu tahrik girişimlerine prim vermeyecek, bu sabotajların dimdik karşısında duracaklardır.Türkiye'nin, çözüm yolundaki bu kararlı ilerleyişinin karşısında durmak, akıntıya kürek çekmektir. Tarih, çözüme doğru son derece kararlı şekilde akarken, Meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin sürece destek olmaları da tarihi bir sorumluluktur. Her türlü kaygı, endişe, tereddüt, bu çatı altında özgürce, ama nezaket, hoşgörü ve empati içinde mutlaka tartışılmalı, müzakere edilmelidir. Çözüm sürecinde nihai hedef, şiddetin her türlüsünün dışlanması, siyasetin çözüm aracı olarak devreye alınmasıdır. Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, akan kan, bizim gençlerimizin kanıdır; bunu durdurmak da bu yüce Meclis başta olmak üzere her kesimin ve herkesin sorumluluğudur.'Erdoğan, 23 Nisan 1920 ruhunu, bu kürsü dahil, her platformda müteaddit defalar dile getirdiğini söyledi.'Esasen Yeni Türkiye, 23 Nisan 1920’nin özünü ve ruhunu yeniden kavramış, o ilk Meclis’te oluşan özgürlüğü, renkliliği ve çeşitliliği yeniden hayata geçirmiş bir Türkiye’dir' ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:'Yeni Türkiye, sürekliliği içinde barındıran; geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlam köprüler kurmamıza imkan veren, inşacı, yön gösterici bir kavramdır. Yeni Türkiye, medeniyet köklerimize bağlılık ve tarihsel coğrafyamızla barışma anlamında bir sürekliliğe işaret ederken, topluma ve siyasete bakış anlamında bir kopuşa tekabül etmektedir. Yıllardır bu toplumda ötekileştirilenler, demokratik siyasi süreçlere dahil olmakta, kendi taleplerini siyasete iletebilmektedirler. Bugün bazılarının kutuplaşma olarak gördüğü şey, aslında kimliklerin çoğulcu ifadesinden başka bir şey değildir. Bundan sonra Türkiye, ancak çoğulculukta uzlaşabilir; belli toplumsal talepleri gayrı meşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye’dir ve siyaset bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur; bütün vatandaşlar eşittir. Tabiatıyla Yeni Türkiye’ye bir direnç de söz konusudur. Türkiye’nin yeni sosyolojisi karşısında bu direncin bir başarı şansı olmadığı açıktır; ancak siyasetin burada kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. Yeni Türkiye’ye direnç, eski Türkiye’den tevarüs edilen, eski Türkiye’ye dayanak teşkil eden kronik meseleler üzerinden yürütülüyor. Vesayet, eski Türkiye’nin bir hususiyetidir; ancak yeni bir formda, Yeni Türkiye’ye kastetmek arzusundadır.Paralel devlet yapılanması, siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak, meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Paralel yapı, devlet aygıtını kullanarak siyaseti şekillendirmek arzusundadır, bu anlamda tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez, verdiği anda kendi varlığını inkar eder. Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesidir. Son 2 seçimde ortaya çıkan neticeye rağmen, ortalığa saçılan bütün delil, belge, hukuk ve ahlak dışı teşebbüslere rağmen, paralel yapıya oksijen sağlayacak tavırların içine girilmesi, siyasetimiz adına olduğu kadar, ulusal güvenliğimiz adına da kaygı duyulacak bir durumdur. Herkes bilmelidir ki, ilkesi, kuralı, sınırı, ahlakı olmayan bir yapı, hiç kimseye fayda sağlamaz. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması, bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır.Yeni Türkiye, devlet içinde otonom yapılara, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla pirim vermeyecektir. Özellikle yargı içinde, bir çetenin, bir karanlık şebekenin güç kazanmasına, önce yargıyı, ardından da tüm toplumu dizayn etmeye kalkışmasına asla göz yumulmayacaktır. İnanıyorum ki, öncelikle yargı mensupları, onurlarına, meslek ilkelerine ve ülke çıkarlarına sımsıkı sahip çıkarak, yargıyı teslim alma girişimlerine dur diyeceklerdir. Hükümetin ve yargı mensuplarının olduğu kadar, TBMM'nin, bu yapının mağduru olan siyasi partilerin ve milletvekillerinin, ulusal güvenliğimizi tehdit eden çeteye karşı kararlı, ilkeli duruş sergilemesi milletin de arzusu ve talebidir. Bu Meclis ve Bu yüce Meclis’in çatısı altındaki hiçbir milletvekili, tehdide, şantaja, tuzaklara inanıyorum ki asla boyun eğmeyecektir. TBMM, inanıyorum ki, gelecek nesillerin de örnek alacağı cesur bir duruş sergileyecek, bu paralel yapının tehdit ve şantajlarını boşa çıkaracaktır. Yeni Türkiye’yi daha güçlü kılacak, esasında Yeni Türkiye’yi sağlam bir temele kavuşturacak olan, takdir edersiniz ki, Yeni Türkiye’ye denk düşecek yeni bir Anayasa’dır.''Yeni Anayasa daha fazla geciktirilmemelidir'Bu Meclis'in, toprakların işgal edildiği en zor zamanda açıldığını belirten Erdoğan, Polatlı’dan top sesleri duyulurken, bu Meclis'in, korkmadan, çekinmeden, cesaretle Kurtuluş Savaşı’nı idare ettiğini, zafer kazandığını, gazi bir Meclis olduğunu anımsattı.94 yıl boyunca da bu Meclis'in, her türlü sıkıntıya, krize, tehdide karşı ayakta durduğunu, milli iradenin tecelligahı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu Meclis'in, yeni bir Anayasa yapacak güce, birikime, iradeye ziyadesiyle sahip olduğunu kaydetti.Erdoğan, '77 milyonun ortak talebi olan yeni Anayasanın, artık bir an bile geciktirilmeden yapılmalı, Türkiye, eski dönemin, darbe dönemlerinin prangalarından bir an önce kurtarılmalıdır. 24. dönemde, Meclis’te iktidar partisinin Grup Başkanı ve Başbakan olarak, yeni bir Anayasanın yapılabilmesi için yoğun gayret sarf ettim. Ne yazık ki, yeni bir Anayasa yapabilmek bu dönemde mümkün olmadı. 2015 seçimlerinin hemen ardından, Meclis’teki tüm partiler, ön yargılardan uzak şekilde bir araya gelmeli, uzlaşma içinde yeni bir Anayasayı yazabilmelidir. Milletimizin en büyük arzusu, ülkemizin de yegane kalkınma vasıtası olacak yeni Anayasa, daha fazla geciktirilmemelidir' dedi.'Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz''İçinde bulunduğumuz coğrafyada büyük çalkantıların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Burada en başında belirtmeliyim ki, Türkiye’nin, komşumuz olan ya da bölgemizdeki hiçbir ülkenin iç işlerine müdahale arzusu yoktur, topraklarında da gözü yoktur. Türkiye, komşularına ve bölge ülkelerine, tek taraflı çıkar elde etme zaviyesinden de asla bakmıyor. Öncelikle, bölgenin huzur, istikrar ve güveni, doğrudan doğruya Türkiye’nin huzur, istikrar ve güvenliğini ilgilendirmektedir. İkinci olarak da, bölgemizde yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalmak, tarihe, ecdadımıza ve tevarüs ettiğimiz mesuliyete haksızlık olacaktır. Bölgedeki gelişmeler karşısında herkes susabilir ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği yoktur. Bölgemizde ve dünyada yaşanan insanlık dramlarına herkes gözünü kapatabilir, ama Türkiye’nin böyle bir seçeneği asla yoktur. Libya’da, Filistin’de, Mısır’da, Somali’de, Myanmar’da, Afganistan’da, Ukrayna, Yemen, Irak, Suriye’de gelişen olaylara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak, hem tarihin, hem ecdat mirasının inkarıdır; hem de kendi varlığımızın inkarıdır.Büyük devlet, sınırlarını dünyaya kapatan, krizlerden ve risklerden kaçan devlet değil; sınırlarının ötesine gönlünü açabilen, krizlerde inisiyatif alabilen, risklerle baş edebilen devlettir. Türkiye, mevcutla yetinen, seyirci bir devlet olamaz. Türkiye, oyun kurucu, inisiyatif alan, mesuliyetinin bilinciyle barış ve dayanışma için mücadele eden bir devlet konumuna yükselmiştir; bunu daha da ileriye taşımak zorundadır. Şunu, ülkem ve aziz milletim adına büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, 2013 yılında, acil ve insani yardımlarda, tüm ülkeler arasında milli gelire oran olarak dünya birincisi; miktar olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin ardından Dünya üçüncüsü olmuştur. Alan el Türkiye, artık veren el olmuş, bu alanda da zirveleri yakalamıştır. Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha bir çok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.Aynı Türkiye, Moğolistan’daki Türk anıtlarından Bosna’daki köprülere, Myanmar’daki şehitliğinden Makedonya’daki camilere kadar ulaşmış, tarihi eserlerimizi tek tek bularak restore ettirmiştir. Filistin’de Cenin Osmanlı Kışlası, Kırım’da Zincirli Medrese, Makedonya’da Mustafa Paşa Camii, Kosova’da Murat Hüdavendigar Külliyesi, Sinan Paşa Camii, Fatih Camii, Bosna Hersek’te Drina Köprüsü, Konyiç Köprüsü ve sayısız Osmanlı eseri Türkiye tarafından onarılmıştır. Kosova’daki Mehmet Akif’in köyüne, Makedonya’daki Gazi Mustafa Kemal’in babasının köyüne ulaşılmış, oradaki hatıralar yeniden canlandırılmıştır. Türkiye, kriz bölgelerinden vatandaşlarını başarıyla tahliye eden, hatta başka ülkelerin yardım taleplerini karşılayarak, o ülkelerin de vatandaşlarını tahliye eden; başka ülkelerin vatandaşlarını, gazetecilerini bulan ve ülkelerine sağ salim ulaştıran bir ülkedir.'Musul’un işgal edilmesinin ardından IŞİD elinde alıkonulan 49 Başkonsolosluk çalışanının da, burunları dahi kanamadan alındığını, bunların vatandaş olan 46’sının ülkesine, sevdiklerine kavuşturulduğunu belirten Erdoğan, 'Bu vesileyle bir kez daha Hükümetimize, Milli İstihbarat Teşkilatımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, buradaki ve sahadaki tüm görevlilerimize teşekkür ediyorum' diye konuştu.Erdoğan, Irak ve Suriye'de yaşanan sorunlar, bu ülkelerle ilgili tezkere ve ekonomik politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Suriye'den Avrupa’nın tamamının 130 bin mülteci kabul ederken Türkiye'nin bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısının Irak dahil 1,5 milyona ulaştığını belirten Erdoğan, bu kişilere şimdiye kadar 4 milyar dolar harcama yapıldığını, sınır ötesi yardımlarla bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bununla gurur duyduklarını dile getiren Erdoğan, 'Bu harcamaların, istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi olacağına inanıyoruz' dedi.Türkiye'nin Irak ve Suriye’den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulamadığının, muhtaçların tamamına kapılarını açtığının, onları doyurduğunun,giydirdiğinin ve barındırdığının altını çizen Erdoğan, Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım yapmadan, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye olduğunu ifade etti.Erdoğan, şöyle konuştu:'Burada açıkça ifade etmeliyim ki vatandaşlarımız IŞİD’in elindeyken, yani durum çok büyük hassasiyet arzederken, oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek açıklama ve yayınların yapılması, siyasetimiz ve medyamız açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Ancak hükümet de güvenlik kurumlarımız da son derece sabırlı ve soğukkanlı davranmış, bu şekilde hayırlı bir netice milletimize kazandırılmıştır. Ne topraklarımızda ne bölgemizde ne de yeryüzünde, hiçbir terör örgütüne sempatiyle ya da müsamahayla bakmamız söz konusu bile olamaz. Teröre karşı verilecek mücadelede, ülke olarak her türlü işbirliğine açığız ve hazırız. Ancak şunu da herkes bilmelidir ki Türkiye, geçici çözüm arayışlarında, kendisini kullandıracak bir ülke de değildir.Irak ve Suriye’de devam eden krizleri en iyi analiz edebilen, çözümleri en iyi bilen ülke Türkiye’dir. Türkiye aynı zamanda bölgedeki hemen her tarafla diyalog kurabilen bir ülkedir. Bölgedeki tüm terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sergilenmeli, Türkiye’nin öneri ve uyarıları da dikkate alınmalıdır. Aksi halde, havadan atılacak tonlarca bomba, tehlikeyi ve tehdidi sadece geciktirebilir, sadece erteleyebilir. Irak’ta bu yaşanmıştır. Eski rejim devrilmiş ama yeni rejim, bizim tüm uyarılarımıza, yol gösteren yapıcı eleştirilerimize rağmen Irak’ın tamamını kucaklayan bir tavır sergilememiştir. Geçici çözümlerin, Irak’ı, her 10 yılda bir böyle müdahalelerle karşı karşıya bırakması kaçınılmazdır.Öte yandan, Suriye’nin gündem dışı tutulması da aynı şekilde çözümü palyatif bir hale getirecektir. Bu düşüncelerimizi, gerek Cardiff’te yapılan NATO Zirvesi’nde, gerekse Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğumuz New York’ta ilgili taraflara detaylı şekilde aktarma fırsatımız oldu. İnsanlığın can çekiştiği bölgelere yardım ulaştırma konusunda kararın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dudaklarında olması, küresel adaleti ciddi şekilde yaralamaktadır. Evet… Dünya 5’tenbüyüktür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi, küresel vicdan ve küresel adalet adına ertelenemez bir ihtiyaçtır. Her durumda Türkiye, tezlerini en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir.''Şam yönetiminin uzaklaştırılması önceliğimiz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek IŞİD terör örgütüne, gerek bölgedeki diğer terör örgütlerine karşı etkili mücadelenin öncelikleri olacağını vurguladı.Sadece Türkiye’de sayıları 1,5 milyonu aşan göçmenlerin ülkelerine dönebilmelerinin ya da ülkelerinde barındırılmalarının da öncelikleri olacağını belirten Erdoğan, 'Şamyönetiminin derhal uzaklaştırılması, Suriye’nin toprak bütünlüğü korunarak, Anayasal ve Parlamenter sistemle, herkesi kucaklayan bir yönetimin acilen tesis edilmesi de yine önceliğimiz olmaya devam edecektir' diye konuştu.'Tezkerelerin bu anlayışla değerlendirileceğine inanıyorum'Erdoğan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 1990 yılındaki yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada, 'Körfez bunalımında çekingen, kararsız, başkalarının karar vermesini bekleyen bir tutum ittihaz etmemiz düşünülemez. Aksi takdirde Türkiye'nin ali menfaatlerinin söz konusu olduğu bir meselede tesirli bir ülke olma imkanını büyük ölçüde kaybedeceğimiz aşikardır' dediğini anlatarak, Özal'ın dünya gerçeklerini ve geleceğin dünyasını görerek, Körfez bunalımında çok isabetli tavır sergilediğini söyledi.Özal'ın uyarı ve arzularının ne kadar yerinde olduğunu vefatından sonra tüm Türkiye'nin anladığını dile getiren Erdoğan, 'Bölgemizde yeni ve büyük krizler yaşanırken, bu krizler, Müslüman kardeşlerimizi, Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimizi, sınırlarımızın bu tarafını ve akrabalarımızın olduğu diğer tarafını ilgilendirirken, kayıtsız kalmamız, çekingen kalmamız, mütereddit olmamız düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelmesi beklenen tezkerelerin de bu anlayış doğrultusunda değerlendirileceğine inanıyorum' dedi.'Türkiye gelişmelere seyirci kalacak değildir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yılı olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:'Birinci Dünya Savaşı’na sahne olan coğrafyanın, aradan geçen bir asırlık süreye rağmen, istikrar, huzur, barış ve refahtan halen yoksun olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. 100 yılın ardından, bölgemiz yeniden şekillenirken, Türkiye elbette gelişmelere seyirci kalacak değildir. Komşu ve bölge ülkelerimizde, olaylara mezhepçi ya da çıkar odaklı bir şekilde yaklaşmıyoruz. Her türlü ayrımcılığa, içeride olduğu gibi dışarıda da karşıyız. Halkın demokrasi taleplerine darbeci yöntemlerle set çekilen Mısır gibi ülkelere, tamamen insani ve ilkesel bir duruş sergiliyoruz.Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, şiddetin her türlüsüne karşı mücadele veriyoruz. Kıbrıs meselesinde, Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona erdirilmesinde,Ermenistan’la ilişkiler ve 1915 Olayları’nda, tamamen ilkeli, objektif ve barıştan yana yapıcı tutum izliyoruz.Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda kararlılığımızı muhafaza ediyor, sergilenen olumsuzluklara rağmen reformlarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefidir ve bu yönde gayretlerimiz kesintisiz devam edecektir. Tesis ettiği güven, istikrar ve reformcu yapı sayesinde Türkiye, 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla ilerliyor.''Büyük projeler kesintisiz sürecek'Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra oluşan güven ve istikrar ortamının, milletin bizzat yaşayarak tecrübe ettiği büyüme ve kalkınma tesis ettiğini belirterek, '12 yıl önce telaffuz edildiğinde hayal gibi görünen, gerçekleşeceğine ihtimal verilmeyen nice hedef, bugün gerçeğe dönüştü' dedi.Türkiye'nin 230 milyar dolar olan milli gelirinin 820 milyar dolara, kişi başı milli gelirin 3 bin 500 dolardan 10 bin 500 dolara ulaştığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:'Türkiye, Uluslararası Para Fonu’yla yüksek faizli ağır borç anlaşmaları yaparken, bugün IMF’ye borcu olmayan, IMF’den borç istemeyen, hatta IMF’ye borç verebilecek bir ülke konumuna yükseldi. Merhum Turgut Özal’ın, 1990 yılında yaptığı yeni yasama dönemi konuşmasına baktığımda şunu gördüm; 80’li yıllarda döviz sıkıntısının olduğunu ifade ediyor, ardından da Merkez Bankası rezervinin 11 milyar dolar ile rekor kırdığını belirtiyor. 2002 yılında 27,5 milyar dolara ulaşan o döviz rezervini, biz şu anda altın dahil 132,5milyar dolara yükselttik.Merhum Özal’ın başlattığı ve bin 500 kilometresini de inşa ettiği bölünmüş yol ve otoyol uzunluğu 2002’de 6 bin 100 kilometreye ulaşmıştı. 12 yıl içinde bu ağa 17 bin kilometre yeni bölünmüş yol ekledik. Türkiye’yi Yüksek Hızlı Tren ile tanıştırdık. Abdülhamit Han’ın hayali olan Boğaz’ın altına tüp geçidi, MARMARAY’ı inşa ettik.205 bin yeni dersliği, 99 yeni kamu ve vakıf üniversitesini eğitim sistemine kazandırdık. 633 bin konutun inşasını başlattık ve 12 yıl içinde bunların 535 bin tanesini hak sahiplerine teslim ettik. Burslarla, yurtlarla, nakdi yardımlarla, eğitimin önündeki engelleri kaldırdık. Sağlık sistemi yeniden yapılandı; vatandaşımız hastanelerden insan onuruna yaraşır hizmet almaya başladı.30 büyükşehrimiz dahil, ihtiyaç tespit edilen diğer illerimizle birlikte 52 bin yatak kapasiteli 64 şehir hastanesi ülkemize kazandırılmış olacak. Bu şehir hastaneleriyle birlikte, inşallah, Türkiye’nin sağlık altyapısı adeta yeniden kurulmuş olacak.12 yıl içinde 268 baraj ve 53 gölet inşa edildi; şu anda, 78 baraj ve 426 göletin inşası devam ediyor. Tarımda, sulamada, enerji alanında, çevre ve şehircilikte, savunma sanayinde Türkiye ilklerle, rekorlarla tanıştı. İnanıyorum ki Türkiye, istikrar ve güven içinde, tüm bu kazanımlarını hem koruyacak, hem de çok daha ileri seviyelere taşıyacaktır.İstanbul’a inşa edilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü, üçüncü havalimanı, Boğaz'ın altına inşa edilen iki katlı tüp geçit, İzmit Körfezi’ne inşa edilen asma köprü, İstanbul-İzmirotoyolu, yeni yüksek hızlı tren hatları, Ovit Tüneli, TANAP Projesi, GAP, DAP ve KOP projeleri ve diğer nice büyük projemiz kesintisiz sürecek; bu büyük projelere, Kanal İstanbul gibi yeni büyük projeler eklenecektir.''Türkiye ekonomisini büyüme yolundan alıkoyamaz'Türkiye ekonomisinin son derece sağlam, istikrarlı ve güvenli bir zeminde büyümesini sürdürdüğünü ve sürdürmeye devam edeceğini ifade eden Erdoğan, 'Türkiye'nin2015'te G-20 Dönem Başkanlığını üstlenecek olması, küresel ekonomideki belirleyici yerimizi bir kez daha teyit edecektir' diye konuştu.2023 hedefi olan 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başı milli gelir ve 500 milyar dolar ihracatın hayal olmadığını vurgulayan Erdoğan, Eylül ayı ihracat rakamlarına göre yeni rekor kırıldığını belirtti. Erdoğan, 2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatın bugün itibariyle 158 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını kaydetti.Erdoğan, 'içeriden ve dışarıdan, gerek medya, gerek uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları eliyle yapılan algı operasyonları Türkiye ekonomisini büyüme yolundan asla alıkoyamaz. Emekle ve alın teriyle bugünlere ulaşan Türkiye ekonomisi, yine emekle, alın teriyle, çalışma barışıyla geleceğe yürüyecektir' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetin, muhalefetin, Meclis'in, tüm kurum ve kuruluşların bir arada çalışarak, millet için son derece önemli bu hedefleri tutturacağına dair inancını dile getirdi.Muhabir: Meltem Öztürk-Alp Özden-Ali Hakan Der | AA
'Büyük Para veya Kaynakların Ne İçin Kullanacağına Nasıl Karar Veriliyor?'
Atatürk Orman Çiftliği'ne inşaa edillen yeni Cumhurbaşkanlığı konutu, mimarisinden, yapıldığı araziye kadar birçok boyutu ile tartışılıyor. 300 milyon dolar maliyeti olduğu tahmin edilen Cumhurbaşkanlığı konutu ile Mars'a 3 uydu gönderilebileceğini hesaplayan akademisyen Emrah Aydınonat, inşaat harcamalarını farklı bir bakış ile üstelik herkesin anlayabileceği bir dil ile ele alıyor.Aydınonat'ın analizinden bazı bölümler şöyle: Geçenlerde sosyal medyada paylaşılan bir görsel vardı. Bir tarafta Atatürk Orman Çiftliği arazisine yapılan Başbakanlık (şimdi, Cumhurbaşkanlığı) konutunun maliyetini, diğer tarafta ise Hindistan'ın Mars'a giden uydusunun maliyetini gösteriyordu. Hürriyet'in 3.9.14 tarihli haberine göre Cumhurbaşkanlığı konutunun maliyeti 700 milyon TL'yi (300 milyon doları) aşıyor. Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydu ise 170 milyon TL'ye (74 milyon dolara) malolmuş. Yani, bizim Cumhurbaşkanlığı konutuna harcadığımız para ile Hindistan Mars'a üç uydu daha gönderebilirmiş. Ya da belki de biz, paramızı ve enerjimizi başka şekilde kullanmış olsaydık, şu anda Mars'a giden uydumuzla övünüyor, gelen fotoğrafları paylaşıp dünyaya caka satıyor olurduk. Kim bilir!İşleri biraz daha karıştırabiliriz: Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2013'de bedava kitap dağıtmak için harcadığı para 330 milyon TL civarındaydı.* Yani, Cumhurbaşkanlığı konutuna harcanacak 700 milyon TL ile MEB'in kitap bütçesini üç katına çıkarabilirdik. Ya da bu parayla tanesi yaklaşık 500 bin TL'den satılan yaşam odalarından satın alarak madenlerimizi daha güvenli hale getirebilirdik. Özetle, 700 milyon TL'yi kullanmanın pek çok yolu var: Mars'a uydu göndermek, çocuklara kitap dağıtmak, Cumhurbaşkanlığı konutu inşa etmek, yaşam odası satın almak, sığınmacılara yardım etmek veya başka bir şey yapmak… Benzer bir şekilde Cumhurbaşkanlığı için alındığı söylenen Airbus 330-200 model uçak (500 milyon TL) veya Ankara'ya yapılan kapı ve saatler (31 milyon TL) için harcanan paralar da başka işlerde kullanılabilirdi…Cumhurbaşkanlığı konutunun maliyeti ile Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydunun maliyetinin karşılaştırılmasını anlamsız bulmuş ve hamaset çerçevesinde değerlendirmiş olabilirsiniz. Haklısınız, birbirinden tamamen farklı iki projeyi bu şekilde karşılaştırmak çok da anlamlı değil gibi. Öte taraftan, sosyal medyada yapılan bu tür karşılaştırmaların ilgi çekmesini anlamak da zor değil. Akılları kurcalayan soruların bazıları şunlar: Kamu otoritesi, bu büyüklükte paraları veya kaynakları ne için kullanacağına nasıl karar veriyor? Bir şeyi yaparken, vazgeçtiği diğer şeyleri dikkate alıyor mu? Bunları yapmak yerine daha güzel şeyler yapabilir miydi? Kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına karar verenler açısından can sıkıcı olsa da, bunların hepsi sorulması gereken sorular.Sosyal Bilimlerin Baltalı İlahlarıMustafa Satıcı'nın Baltalı İlah karikatürlerini bilirsiniz. Baltalı İlah'ın bu hayattaki temel misyonu hevesinizi baltalamaktır. Örneğin, evinize harika bir sinema sistemi mi aldınız? Baltalı İlah gelir ve 'Başta birkaç iyi film izlersin, sonra ver elini Show TV' diyerek hevesinizi baltalar. Ya da otobüsü beklemeye üşenip taksiye mi atladınız? Baltalı İlah arkanızdan 'Senin otobüs bomboş gidiyor!' diye seslenir. Bize aldığımız kararın yanlış olabileceğini, alternatifleri yeterince değerlendirmediğimizi hatırlatır. Kaçan fırsatları yüzümüze vurur.İktisada sosyal bilimlerin kasvetli kraliçesi derler. İktisatçılar da sosyal bilimlerin baltalı ilahlarıdır. Çünkü en temel ilkelerinden biri şudur: Yaptığımız her şey bir ödünleşme içerir. Yani, yaptığımız her şey, başka bir şeyden vazgeçmeyi gerektirir. İktisatçıların işlerinden biri, bize vazgeçtiklerimizi ve bunun maliyetini hatırlatmaktır. Tıpkı Baltalı İlah gibi! Bir karar mı verdiniz, iktisatçı hemen atılır ve sorar: Paranızı, zamanınızı, enerjinizi veya kaynaklarınızı daha iyi değerlendirebilir miydiniz? Fırsat maliyetini, yani kaçan en iyi fırsatın değerini, dikkate aldınız mı?Fırsat maliyetiBir şeyi yapmaya karar verdiğimizde başka şeylerden vazgeçtiğimizin farkında olsak da çoğu zaman fırsat maliyetlerini hesaba katmayız. Genellikle sadece görünür maliyetleri dikkate alırız. Örneğin, evimizi boyamak için yaptığımız harcamayı toplayıp maliyet hesabı yaparız ama bu işe harcadığımız zamanın değerini çoğu zaman unuturuz. İktisatçılar, başka türlü de kullanabileceğimiz bu zamanın değerini, yani fırsat maliyetimizi de hesaplamamız gerektiğini söyler. Evinizin boyası geldiyse ve bu işi kendiniz yapmayı planlıyorsanız, bunu bir düşünün. Hevesinizi baltalamak gibi olmasın ama zamanınız, boyacıya vereceğiniz paradan çok daha değerli olabilir.Bugün 100 bin TL'si ile bir işe ortak olan ve 1 yılın sonunda bu işten 3 bin TL kazanmayı bekleyen biri, bu işten yıllık kazancının 3 bin TL olduğunu düşünecektir. Ancak, gerçek kazancı bundan çok daha azdır. Çünkü bu parasını başka türlü de kullanılabilirdi. Örneğin, o işe ortak olmak yerine, parasını bir bankaya yatırılabilirdi. Eğer bunu yapsaydı, 1 yılda en az 5 bin TL getiri elde edebilirdi. Yani bu kişi, o işe ortak olarak 5 bin TL kazanmaktan vazgeçip, 3 bin TL'ye razı olmuş demektir. Dolayısıyla, aslında 2 bin TL kaybı vardır. Gördüğünüz gibi 3 bin TL kazandığını düşünen bu kişi, iktisatçılarla konuştuğu anda hevesi baltalanacak ve kaçan fırsatı dikkate almadığına bin pişman olacaktır.Uzun lafın kısası, akılcı iktisadi kararlar almak isteyenlerin kaçacak fırsatları ve dolayısıyla fırsat maliyetini dikkate alması gerekir.Ankara'nın kapıları, saatleri, kafesi ve fırsat maliyetiTabii bireylerin paralarını, kaynaklarını ve zamanlarını nasıl değerlendirdiği, sadece onları ve belki bir de ailelerini ilgilendirir. Ancak, söz konusu olan kamu yatırımları olduğunda, fırsat maliyetlerinin dikkate alınmaması kabul edilemez. Sonuçta kamuya hizmet verenler, kendi paralarını ve kaynaklarını değil, vatandaşın parasını ve kaynaklarını kullanırlar. Sadece ülkenin bugünü için değil, yarını ve gelecek nesiller için de karar alırlar. Bu sebeple, hem ekonomi politikasını idare etmek hem de kamu yatırımları konusunda karar vermek büyük sorumluluk isteyen işlerdir.Siyasetçilerin konuşmalarına bakarsanız, kamu projelerini genellikle bakkal hesabı yaparak gerekçelendirdiklerini görürsünüz. Eğer projenin beklenen getirisi, görünür toplam maliyetinden yüksekse, projenin kârlı bir proje olduğunu övünerek açıklarlar. Ne var ki, akılcı kamu yatırımları yapabilmek için bakkal hesabı yapmak yeterli değildir. Kamu kaynakları sınırlı olduğu için, yapılan her proje, yapılabilecek başka bir projeden vazgeçtiğimiz anlamına gelir. Bu sebeple, fırsat maliyetini ve görünmeyen diğer maliyetleri de dikkate almamız gerekir. Çevreye verilen zararlar ve uzun dönemde ortaya çıkabilecek diğer maliyetler de buna dâhildir.Şimdi, Ankara'ya yapılan ve 31 milyon TL'ye malolan giriş kapılarını ve saatleri düşünün. Kent girişine kapı koyma hevesini baltalamak pahasına sormamız gereken şudur: Belediye bu 31 milyon TL'yi daha faydalı bir iş için kullanabilir miydi? Benzer bir soru, Ankara Söğütözü'ne yapılan, yıllarca işlevsiz olarak durduktan sonra da söktürülen Demir Kafes için de sorulabilir. Tıpkı 3 bin TL kazandığını düşünen adam gibi bakkal hesabı yaparak, Demir Kafes'in belediyeye hiçbir zararının olmadığını söyleyenler var. Ancak, Baltalı İlahlarımız olan iktisatçılar der ki, Demir Kafes'in gerçek maliyeti, sadece ona harcanan paraları içermez, yarattığı görüntü kirliliğini ve o arazinin başka bir iş için kullanılamamasının maliyetini de içerir…Emrah Aydınonat | WSJ Türkiye
Yaşamdan Kitaplara, Kitaplardan Sinemaya Aktarılmış 59 Seçmece Film
Jackass'e yaptığı katkılar ve unutulmaz video klipleri (Beastie Boys/Sabotage) yetmiyormuş gibi John Malkovich Olmak ile zekanın, tuhaf olan ile hayli ilgi çekici bir kesişmesini sunan yönetmen, ilk uzun metrajından pek de farklı olmayan bir filmle geri dönüyor. Üstelik senarist yine John Malkovich, filminin mucize adamı ise Charlie Kaufman.Öykünün merkezinde yer alan karakter bizzat senaryoyu yazan Charlie Kaufman. Susan Orlean'ın The Orchid Thief kitabını senaryolaştırmaya çalışmaktadır. Başındaki orkide belası yetmiyormuş gibi, bir de konvensiyonel bir gerilim senaryosu yazmaya çalışan ikiz kardeşiyle uğraşmaktadır.Filmin bu noktadan itibaren nerelere ilerlediğini öğrenmek için izlemeniz lazım, zaten söylesek de inanmazsınız ! Bir yaprağın damarları gibi çatallanıp budaklanan yapım, günümüz sinemasının en yaratıcı yönetmenlerinden biriyle, en çılgın senaristini bir araya getiriyor. Charlie Kaufman bu filmin senaristidir.
Reklam
10. Yılını Kutladığımız Efsane, "GTA Vice City"
2004 Yılında PC'ye çıkmış bir efsanedir kendileri. hepimizin 1 kez değil 10 kez oynamışlığı vardır. Çoğumuz RC Helikopter görevini geçememiş, ama yine de zevkini çıkarmaya bakmıştır. İşte hadi oyunu biraz daha inceleyelim ve biraz nostalji yapalım!
Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?
Kış Saati Uygulaması 2014 – Saatler Ne Zaman Geri Alınacak?Adını dağlara yazdığımız, kalbimizin tek sahibi, gelsin diye gözüne baktığımız bir yaz daha bitti.Yazın bitmesiyle beraber Yaz saati uygulamasının bitmesine günler kaldı. 26 Ekim Pazar günü 04.00’ten itibaren saatler 1 saat geri alınacak.Evet 26 Ekim de bir saat fazla uyuyacaksınız. Çoğumuzun bu yaz saati uygulaması hakkında merak ettiği tek şey bu; bir saat fazla mı yoksa bir saat az mı uyuyacağım. Aslında merak ettiğiniz çok şey var bu konuda ama iş, güç, sınavlar, altın günü derken insan merak etmeye bile zaman bulamıyor farkındayım.Merak etmeyin ben sizin yerinize merak ettim ve araştırdım. Yaz saati uygulaması nedir, neden yapılır? İlk ne zaman nerede hangi tarihte başlamış?Bütün bu sorular cevapsız kalmayacakYaz saati uygulaması (YSU) gün ışığından, sabahları daha az, öğleden sonra daha çok yararlanmak için saatlerin bir saat ileri alındığı bir uygulamadır. Kış gelince bu uygulama biter ve saatler eski haline getirilir.Peki bu uygulama ilk ne zaman başladı? Tarihçilere göre günümüzdeki uygulamanın aynısı gibi olmasa da bu uygulama ilk defa Antik Roma’da başlamış. Romalılara uzun yaz günleri yetmemiş daha da uzun olsun demişler ve birbirinden farklı uzunlukta saat dilimleri kullanmışlar. Bu şekilde mevsime göre farklılık gösteren zaman ölçekleri hesaplamışlar. Ama bu uygulama yeni saat sistemlerine geçildikçe unutulmuş, yalan olmuş.Ta ki 1784 yılında Paris’te büyükelçilik yapan Benjamin Franklin’in aklına gelene kadar. Adam büyükelçi olduğu için sabahtan akşama kadar koltuğunda oturuyor ve doğal olarak yorulmuyor. Bu yüzden de sabahın köründe uyanıyor. Artık nasıl bir kişiliği varsa ben bu saatte uyanıyorum millet niye uyuyor onlar da uyumasın ben enayimiyim diyerek orada burada tatava yapmış. Neymiş panjurlara vergi konulsunmuş, mum karneye bağlansınmış (nasıl bir karneymiş arkadaş herşeyi bağlıyorlar bu merete) , gün doğarken kilise çanları çalınsınmış daha da beteri var insanlar top ateşiyle uyandırılsın demiş bu adam. Adam büyükelçi mi koğuş nöbetçisi mi nedir anlamadım gitti. Benjamin bu meseleyi baya ciddiye almış olacak ki vecize bile yumurtlamış, “Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar.” Buyurun burdan yakın, lan sanki Paris’teki işçi kardeşim bir saat erken kalksa zengin olacak. Adamın yevmiyesi belli, ne uzalır ne kısalır. Yok bunun derdi başka tabi, sabahın köründe kendi gibi herkesi ayağa dikmek.Bu fikirleri yüzünden Paris esnafının, işçisinin elinden zor mu almışlar, evine sabahın köründe top mu atmışlar yoksa Fransa bunu ABD‘ye ne biçim büyük elçi göndermişsiniz lan bize, her işimize karışıyor, ya susturun ya da adam gibi bi elçi gönderin diyerek şikayet mi etmiş, Amerika da Benjamin dur Allah’ını seversen zaten ortalık karışık mı demiş artık ne olduysa bu fikirleri kabul görmemiş.Dünyada cins mi biter, bir tanesi de 1895 yılında Yeni Zelanda’da çıkmış ortaya, George Vernon Hudson adlı bir bilim adamı böcek toplayarak çalışmalarını sürdürürken zamanın yetmediğinden şikayet etmeye başlamış ona göre gün erkenden kararmaktaymış. Günün son saatleri onun için çok önemliymiş. Halbuki şöyle bi iki saat ileri alınsa saatler daha çok böcek toplayacağını Yeni Zellanda’da daki cümle haşeratla akraba olacağını düşünerek kaymakamlığa dilekçe yazmış ama dilekçesini böcekler yemiş , yalan olmuş.1916 yılında ise Birinci Dünya Savaşında yedi düvele karşı savaşan Almanya aşırı kömür kullanımından kurtulmak için Benjamin’in ,Hudson’un yaz saati uygulaması önerisine balıklama atlar. Böylece bu yaz saati uygulaması ilk defa Almanya’da uygulanmaya başlar.Bu uygulamanın faydalarını gören diğer anasının gözü devletler de bu furyaya katılmış aynı yıl İngiltere, 1917 yılında Rusya, 1918 yılında ise Amerika derken yaz saati uygulaması yaygınlaşır.Türkiye bu uygulamaya Montreux’de 10.10.1946 tarihinde toplanan Avrupa Doğu Münasebetleri ve Tren seferleri konferansında alınan ve Avrupa’da yaz saati uygulamasının aynı tarihlerde yapılması kararına uyarak, 05.12.1946 tarihli ve 5049 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla başlıyor.
Reklam
'Benden Çok iyi Dedektif Olurdu' Diyenlere: Akıllara Durgunluk Veren 6 Dava
İnternetin, toplumsal getirileri düşünüldüğünde, iyi mi yoksa kötü mü olduğu hala cevaplanamamış bir soru. İnternet üzerinde her türlü bilgi bulunabildiği için, herkes istediği herhangi bir konuda araştırma yapabilir. Örneğin internet yardımıyla ödevlerinizi yapabilir, bilgisayar oyunları hakkında hileler öğrenebilir, ve hatta bir cinayet soruşturması yürütebilirsiniz. Zaman zaman her birimiz bir 'dedektif' kadar gözü açık, ayrıntılara dikkat eden ve zeki bir kişi olduğumuzu söylüyoruz. Hatta Sherlock Holmes olduğunu iddia edenler de yok değil. Peki o halde, elimizin altında internetin nimetlerinden faydalanmak gibi bir şans da varken, bu altı gizemli davayı çözebilecek miyiz?
Mutlaka İzlemeniz Gereken En İyi 16 Çingene Filmi
Latcho Drom, yaşadıkları her yerde ‘öteki’ olarak algılanan Çingeneler’in öyküsü. Cezayir asıllı bir Çingene olan Fransız vatandaşı Tony Gatliff, müzisyenliğinin de getirdiği birikimle filmlerinde müziği ön planda tutarak, genelde Çingene öyküleri anlatıyor bizlere. Latcho Drom sinema-müzik birlikteliğinin belki de doruğa ulaştığı filmlerden. Çingenelerin Hindistan’dan başlayan ve Mısır, Türkiye, Romanya’dan Avrupa’ya ulaşan yolculukları hiç diyalog kullanmadan, muhteşem müziklerle anlatılıyor. Şarkıların sözleri, Çingenelerin hem tarihsel hem de mekansal yolculuklarında yaşadıklarına vurgu yapıyor. Yaşadıkları onca acıya rağmen, coşkulu ve neşe dolu olmayı başarabilmiş bu halk, yanıbaşımızda ‘öteki’ olarak var olmaya ve dans edip şarkı söylemeye devam ediyor. İyi Yolculuklar, bir Hintli Çingene kervanının görüntüsüyle başlar. Göçebe alınyazılarını anlatan şarkılar türküler eşliğinde masallardan fırlamışa benzeyen bir manzarada, portakal rengi Racastan Çölü aşılır. Kendisi de Çingene kökenli olan Fransız vatandaşı Gatlif, köklerine ulaşma arayışı içinde bu filmi yapmaya girişmiştir. Gerçi Çingeneler sinemada hiç de es geçilen bir konu değildir ama Romanların bakış açısından ve Roman dilinde çekilen filmlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gatlif’e göre İyi Yolculuklar, “ne belgesel ne de kurmaca bir film.” Yönetmenin ‘‘senfonik bir şiir’’ diye tanımladığı eseri için belki de en doğrusu Çingene müzikleri antolojisi demek olur. Filmin, envai çeşit telli sazla -sitar, zitar, keman, gitar- aşık atan dümbeleklerden darbukalara, kaşıklardan kastanyetlere dek aklınıza gelebilecek her tür vurmalı çalgıyla icra edilen inleyen ya da stakato (kesik kesik) nağmeli bir müziğe sahip. Ne de olsa müzik, Roman kültürünün özüdür; Gatlif’in müzisyenleri de nereye adım atsalar ocuklardan oluşan bir hayran kitlesi tarafından izlenir. Filmin yapısı da müzik üzerine kuruludur.
Dünden Bugüne 13 Farklı Keira Knightley
1985 Yılında İngiltere'de doğan Keira Knightley, henüz 20 yaşında Oscar ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilerek en yetenekli ve en genç sanatçı ünvanına sahip olmuştur. Gelin 13 karede Keira Knightley'i yad edelim;
Reklam