onedio
Sağlıklı Bir Cilt İçin 10 Altın Kural
Güzel ve sağlıklı bir cilt için en temel 10 kuralı biliyor musunuz? Bunları yapın, gerisini kozmetiğe bırakın! Kozmetik dünyasından medet ummadan önce yapmamız gereken bazı temel kurallar var. Cilt sağlığımız için önce bunlara uymalıyız, sonra bakım ürünlerindan fayda beklemeliyiz… 1. Güneş ışınlarına çok fazla maruz kalmayın. 2. Günde en az 8-10 bardak su için. 3. Sigaradan ve sigara içilen ortamdan uzak durun. 4. Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. 5. Hayatınızdaki stres faktörleri ile mücadele etmeyi ve rahatlamayı öğrenin. 6. Düzenli egzersiz yapın. 7. Demir yönünden zengin besinler tüketmeye özen gösterin. 8. Vitamin ve mineral yönünden dengeli ve yeterli beslenin. 9. Kesinlikle güne kahvaltı yapmadan başlamayın. 10. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketin.
Rusya'ya Yaptırımın Bedeli Ağır: 1 Milyon Kişi İşsiz Kalabilir
Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Pegorier, Rusya'ya yönelik yaptırımların büyük bir işsizlik dalgasına neden olabileceği uyarısında bulundu. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Philippe Pegorier, Ukrayna krizi nedeni ile Rusya'ya yönelik yaptırımların Avrupa ülkelerinde istihdam açısından önemli sıkıntı oluşturacağını, 1 milyon civarında işsizin ortaya çıkabileceğini söyledi. Ria Novosti'ye konuşan Pegorier, iş ortamının gelişmesinin refah, istihdam ve istikrar getirdiğini, yaptırımların ise iş dünyasını zayıflatarak tüm bu kalemlerde gerilemeye neden olduğunu belirterek, “Eğer biz Rusya'ya vurursak, Rusya ile ticareti düşündüğümüzde biz Avrupa Birliği ve Ukrayna'da istihdama da vururuz. Böylece Ukrayna'da istikrarsızlık artar…” uyarısı yaptı. Rusya'nın siparişleri nedeni ile Almanya'da 300 bin, Fransa'da 100 bin kişiye istihdam sağlandığı bilgisini paylaşan AEB yetkilisi, tüm Avrupa Birliği'nde bu rakamın 1 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekti. 'İŞSİZLİK ÖDEMELERİNİ DE HESAPLAYIN' “Avrupa liderleri muhtemelen işsizlerin ödemelerini yapmaları gerekecek…” hatırlatması yapan Pegorier, “Bizim Rusya'da yatırımlarımız ve girişimcilerimiz var. Niçin ABD ve Avrupa Birliği'nin yaptırımları Rusya'ya ya da doğrudan Avrupalı girişimcilere yöneliyor? Yaptırımlar doğrudan bize ve hükümetlerimize karşı.” eleştirisi getirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon görüşmesinde, yaptırımların iki ülke ilişkileri ve uluslar arası istikrarı tehdit ettiğini ifade etmişti. Rus lidere göre birbirine bağımlı hale gelmiş küresel piyasalarda yaptırımlar karşılıklı olarak yıkıcı oluyor. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Uzmanlara göre ABD ve AB'nin kaybı da en az bu rakamı bulacak. Rusya'nın AB temsilcisi Vladimir Çizlov, yaptırımların Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptali için çalışacağını açıkladı.  CİHAN
2014'te Doğum Yapacak En Ünlü 10 Kadın
Scarlett Johansson 1998 yılında oynadığı Atlara Fısıldayan Adam filmindeki rolü ile çıkış yaptı. Daha sonra Hayalet Dünyası (Ghost World), Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring) gibi filmlerde rol aldı. 2003 yılında iki Altın Küre adaylığı kazandı.İlk bebeğini bekliyor.
Tüm Zamanların En İyi 10 Şarkıcısı
etiket
Leto, Thirty Seconds to Mars'ın solisti ve gitaristidir. Grubu 1998 yılında Los Angeles'ta abisi Shannon Leto ile birlikte kurmuştur. Thirty Seconds to Mars kendi grup adlarını taşıyan ilk albümlerini 2002'de yayınladı ve olumlu eleştiriler aldı.Daha sonra yayınladıkları albümü A Beautiful Lie (2005) birçok ülkede platinyum almıştır. This Is War (2009) grubun üçüncü albümüdür, 2009 Aralık ayında yayınlanmıştır. Dördüncü stüdyo albümleri Love, Lust, Faith and Dreams (2013) Mayıs ayında çıkmıştır. Ve albümün çıkış şarkısı Up in the Air Mtv Video Müzik Ödüllerinde 'En İyi Rock Klibi' ödülünü almıştır. Leto aynı zamanda müzik videolarını da kendisi yönetmiştir.
Reklam
Arjantin'den Sonra Tehlike Çanları Türkiye İçin De Çalıyor!
Arjantin İflasta İlk domino taşı düştü mü?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Arjantin'in iflasının ardından iki ülke arasındaki ekonomik benzerlikleri ortaya koyarak ekonomi yönetimini ve AKP iktidarını uyardı. bu iflasın domino etkisi yapabileceğine işaret eden Umut Oran, 'Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı. Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var' dedi CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle:  Vadesi gelen dış borcunu ödeyemediği için Standard and Poor’s tarafından iflası ilan edilen Arjantin’in durumu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ekonomiler için yeni bir krizin habercisi niteliğinde... Fed’in geçen yıl para musluklarını kısmasının ardından siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerden biri olan Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. Şimdi, tehlike çanlarının çaldığı bu ülkelere yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler ülke tahvillerine daha ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkânları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme olacaktır. Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, dış borcunda temerrüde düşerek iflas eden Arjantin’den daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye’nin borçluluk düzeyi de cari açığı da bu ülkenin kat kat üzerinde bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. 2013 yılında Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır.  İyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri aksine daha da yükseltmek zorunda kalacak, dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya geçilecektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an benzer bir durum yaşaması riski bulunmaktadır!   Hükümet, Erdoğan’ın kişisel ikbal hesaplarına yoğunlaşmayı bırakıp, kriz tehlikesine odaklanmalıdır. Ekonomiden sorumlu bakanlar yakalarına Erdoğan rozetini takacaklarına ilgili kurumlarla birlikte hemen kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesi için orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir. Türkiye gibi borçluluk oranı yüksek ve aşırı dış kaynağa bağımlı ekonomilerden biri olan Arjantin’in temerrüde düşerek dış borçlarını çeviremez hale gelmesi nedeniyle “iflas”ı, domino etkisiyle gelişen ülkelere yayılma riski taşıyor. Şimdi tehlike çanları özellikle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “kırılgan 5’li” için çalıyor. Fed’in geçen yıl parasal sıkılaştırma kararı ile küresel para musluklarını kısmasının ardından iç siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerin başında gelen Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. ARJANTİN’İN İFLASI Arjantin hükümeti, ülkenin tahvillerine yatırım yapan bir grup yatırımcıyla uzlaşma sağlayıp faiz geri ödemelerinde yüzde 70'e varan indirim ve vadenin uzatılması gibi kolaylıklar sağlasa da “Akbabalar” olarak adlandırılan bir grup spekülatif yatırım fonu ülkeyle uzlaşmaya yanaşmadı. Vadesi gelen 1.3 milyar dolarlık tahvilin geri ödenmesini isteyen kreditörlerle uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından Arjantin tahvillerini elinde tutan fonlar ABD’de mahkemeye başvurdu. Mahkeme, verdiği süre içinde tarafların uzlaşamaması nedeniyle Arjantin’in yükümlü olduğu borcu ödemesi gerektiğine hükmetti. Arjantin, 1.3 milyar dolarlık borcun geri ödenemeyeceğini duyurarak iflas bayrağını çekti. Yani Latin Amerika’nın en büyük ikinci ekonomisi iflas etti. Tıpkı Türkiye gibi 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşayan Arjantin, o zaman da iflas ilan etmiş ve o dönem yaklaşık 100 milyar dolar civarında olan dış borç ödemelerini durdurmuştu. 2003 yılında iktidara gelen Nestor Kirchner hükümeti kreditörlerin yüzde 93’ü ile yaptığı pazarlıkla, borçların ortalama yüzde 65 oranında indirime gidilmesi ve 2005 ve 2010 yıllarında toplu ödemeler yapılması konusunda anlaşmıştı. Anlaşma dışında kalan yüzde 7’lik kesim ise o tarihten itibaren hukuksal mücadele başlatmıştı. Türkiye’yi AKP’nin yönettiği 2003 yılından bu yana Arjantin’i de Kirchner hükümetleri yönetiyor. Önceki Devlet Başkanı Nestor Kirchner’in eşi yeni Devlet Başkanı Cristina Kirchner’in açıklamalarına göre Arjantin o tarihten bu yana 173 milyar dolar dış borç ödedi. IMF verilerine göre de Arjantin, son on yılda yüzde 73 oranında ödemeyle dünyanın en fazla borç ödeyen ülkesi oldu. Buna göre “akbaba” fonuna 1.3 milyar dolarlık borcu da kolaylıkla ödeyebilecek durumda olmakla birlikte Arjantin’in bu tutarın tamamını ödemesi durumunda borç yapılandırılmasına girmeyen ancak geçtiğimiz aylarda özel bir anlaşma yapan yüzde 7’lik kesimin itiraz etmesi Arjantin’in ödemesi gereken miktarı 15 milyar dolara çıkaracak. Buna 2005 ve 2010’daki yapılandırmalara giren yüzde 93 de eklenirse Arjantin toplam 120 milyar dolarlık ek borç yükü altına girme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Arjantin’in borç yapılandırma anlaşması 2015 yılında sona eriyor. Arjantin, bu tarihten itibaren kreditörlerin herhangi bir kısmına borcunu tamamen öderse yapılandırma sırasında affedilen borçları ödeme riskiyle karşı karşıya kalmayacak. TEMERRÜT NEDİR? Temerrüt, borçlunun borçlandığı kişiye verdiği taahhütleri yerine getirememesi, ödemelerin gecikmesi anlamına geliyor. Borçlarını geri ödeyemeyecek duruma gelen ülkeler için de “temerrüde düşme” kavramı kullanılıyor. Bu durumda ülke uluslararası piyasalardan borçlanamaz hale gelebiliyor. Bu süreçte ülkede sert devalüasyonlar yaşanabiliyor, şirket iflasları, kitlesel işten çıkarmalar, kamu çalışanlarının maaşlarının ödenememesine kadar varan bir dizi kriz patlak verebiliyor. DOMİNO ETKİSİ OLABİLİR… Fed’in küresel likidite bolluğunu sonlandıracak nitelikteki karar ve operasyonlarıyla dünyada yeni bir finansal iklime geçildi. Yüksek enflasyon ve yüksek dış açığı bulunan ekonomiler, yeni küresel iklimin kırılgan ekonomileri olarak tanımlanıyor. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika’nın oluşturduğu kırılgan 5’liye Arjantin, Rusya ve Şili de eklenerek kırılgan ülke sayısını 8’e çıkaranlar da olmuştu. Krizin ilk patlak verdiği ekonomi, ise kendi özel koşulları ile de bağlantılı biçimde Arjantin oldu. Hedge fonlara ödemeyi yap(a)madığı için Standard and Poor’s tarafından iflas ettiği kabul edilen Arjantin’in durumu, finansal dengeleri zaten bıçak sırtındaki Türkiye gibi gelişen ülkelere yayılacak yeni bir krizi tetikleyebilir. Yani Arjantin, sırayla düşecek domino taşlarının ilki olabilir. Şimdi, tehlike çanları diğer gelişen ülkeler için çalıyor. İzleyen süreçte genelde gelişen ülkelere ve özellikle de kalan 7 kırılgan ülkeye yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler bu ülke tahvillerine ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkanları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme şeklinde olacaktır. TÜRKİYE’NİN DURUMU ARJANTİN’DEN İYİ DEĞİL   Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, temerrüde düşerek iflas bayrağını çeken Arjantin’den ve kırılgan ülkelerden daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Merkezi yönetim borcunun milli gelire oranı 2013’te Arjantin’de yüzde 47, Türkiye’de yüzde 36 düzeyinde gerçekleşmekle birlikte asıl borçluluğu özel sektör kaynaklı olan Türkiye toplam borçluluk düzeyinde Arjantin’i çok geride bırakıyor. Böyle bir konjonktürde ise borçta özel sektör-kamu ayrımı değil, toplam borçluluk düzeyi önem taşıyor. Bu yılın ilk çeyrek verilerine göre Arjantin’in toplam 137 milyar dolarlık dış borcuna karşılık Türkiye’nin kamu ve özel toplam 388 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. Üstelik bu gelişmeyle kırılganlığı daha da artacak olan Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde kamu ve özel sektör olarak toplam 165 milyar dolarlık dış borcu çevirmesi gerekiyor. Türkiye’nin cari açığı da Arjantin’in kat kat üzerinde bulunuyor. 2013’te Türkiye’de 65 milyar dolar olan cari açık Arjantin’de sadece 4.5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Arjantin, büyümesinin yüzde 55’ini özel tüketimle sağlarken bu oran Türkiye’de yüzde 70-75 aralığında seyrediyor. Bu da ulusal tasarruflara yansıyor. Arjantin’de yüzde 22’lerde bulunan tasarrufların milli gelire oranı Türkiye’de oran yüzde 13 dolayında kalıyor. Enflasyonda ve faizde de Arjantin’le benzer durumda olan Türkiye’nin bu ülkeye göre belki de tek avantajı uluslararası rezervleri… Arjantin’de 30 milyar doları bulmayan rezervler Türkiye’de 110 milyar doların üzerinde bulunuyor.   TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER?   Gözlerin gelişen ülkelere çevrildiği yeni süreçte kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır. Türkiye’nin Arjantin’le aynı duruma düşmesi şeklindeki kötümser senaryoyu düşünmek dahi istemeyiz. Ancak iyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile, Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri, aksine daha da yükseltmek zorunda kalacaktır. Dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, zaten bu yıla damgasını vuran “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya daha geçilecektir. Bu da maalesef ekonomide yavaşlama, piyasalarda daralma, reel sektörde ve bankacılık kesimi üzerinde sıkıntıların artması, şirketlerin mali yapılarının bozulması, iflaslar ve işsizlikte patlama demektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an Arjantin’le benzer bir durum yaşama riski bulunmaktadır.     YENİ BİR EKONOMİ HİKAYESİNE İHTİYAÇ VAR!   Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı.  Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var. Erdoğan kriz teğet geçer havasında, ülkeyi değil kendi ikbalini düşünüyor. AKP ekonomi yönetimi ise yakalarına Erdoğan rozeti takmakla meşgul. Ekonomi yönetimi 3 maymunu oynuyor; yaklaşan krizi görmüyor, duymuyor, sesini çıkarmıyor! Bakanların yakalarındaki Erdoğan rozetini çıkarıp, akıllarını başlarına toplamaları ve ekonominin gerçek gündem ve önceliklerine odaklanmaları gerekmektedir. Ekonomi ile ilgili tüm kurumlar kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesine yönelik orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Muhtemelen Daha Önce Görmediğiniz 32 İlginç Şey
etiket
Çoğumuz dünyada olup biten pek az şeyin farkındayız. Neyse ki teknoloji ve fotoğrafçıların sayesinde daha fazlasını öğrenebilme şansımız var. Bu galeride sizler bilmediğiniz ilginç şeyleri sunmaya çalıştık.İyi eğlenceler...
Reklam
Kafanızı Kurcalayacak 10 Paradoks
etiket
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Kimi zaman kendiliğinden oluşan paradokslar olduğu gibi matematikçilerin ve ünlü düşünürlerin oluşturduğu dünyaca ünlü paradokslar da vardır: Bu tip paradokslar matematikte yeni buluşlara yol açarken, soyut düşünceyi de beslemiştir. Ne tür paradoks olursa olsun ortaya çıkan sorular ve karışıklık hem ilginç, hem de eğlendiricidir.
Birbirinden Yeni İzlenesi 10 Yabancı Dizi
Biri Vampir mi dedi? The Strain, bir vampir salgını konusunu ele alıyor. Dizinin ilk sezonu 13 bölümden oluşacak. Yapımcılar, Guillermo Del Toro ve Lost'un yapımcıları.
Reklam
Final Yapmış En İyi 20 Yabancı Dizi
etiket
Ekonomik bunalımın bütün dünyayı huzursuz ettiği 1930'lu yıllarda bu olağandışı topluluğun ve ucubelerinin dengeler üzerindeki oyununu konu ediyor. Seyir halinde olan karnavalın son üyesi Ben Hawkins, California'da yaşayan Rahip Justin Crowe'la aynı gizemli ve şifreli rüyaları paylaşıyor. Sihrin bu son çağında, kaderleri birleşen bu iki insan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak iyilik ve kötülük arasındaki büyük çarpışmaya doğru sürüklenirler...
İsrail'in Demir Kubbe Şirketleri 'Çinlilerce Hacklendi'
BBC, Çinli internet korsanlarının İsrail'in 'Demir Kubbe' adını verdiği füze kalkanı sistemini üreten şirketlerin sitelerini hekleyerek askeri sırları çaldığı haberlerini destekleyen belgelere ulaştı. İsrail savunma şirketlerinin sitelerinin heklendiği haberleri ilk olarak Pazartesi günü güvenlik konularında blog yazan Brian Krebs tarafından duyurulmuştu. İsrail'in devlete ait savunma şirketleri gizli bilgilerinin heklendiği haberlerini yalanlıyor. Ne var ki, hekleme olaylarını ortaya çıkaran ekip BBC'ye, gerçekten yüzlerce dosyanın kopyalandığına işaret eden bir istihbarat raporunu gösterdi. Aylarca süren bir süreç içinde çalınan belgeler şu konularda bilgiler içeriyor: Arrow III füzeleri İnsansız hava araçları ya da yaygın adıyla pilotsuz uçaklar Balistik füzeler Siber Mühendislik Hizmetleri (CyberESI) internet korsanlarının bu heklemeyi 2011 ile 2012 arasında sekiz ay boyunca sürdürdüklerini ortaya çıkarmış. Çalınan bilgilere bakarak, korsanların Demir Kubbe teknolojisinin peşinde oldukları sonucuna varıyorlar. Demir Kubbe, füzeleri ve top mermilerini havada durdurup imha edebilen gelişkin bir füzesavar savunma sistemi. Gazze'den atılan roketlerin ciddi sivil can kaybına yol açmasının engellenmesinde bu sistemin büyük rolü olduğu söyleniyor. Uzman şirket CyberESI tarafından 2013 yılında hazırlanan raporda, bu teknolojiyi üreten şirketlerin sitelerine yapılan siber saldırılarda Çinli korsanların ABD savunma şirketlerine sızmak için kullandığına benzer çok gelişkin araçlara başvurulduğu da aktarılıyor. Çin hükümeti daha önce ortaya çıkan ABD savunma şirketlerine yönelik siber saldırılarla hiç bir ilgisi bulunmadığını söylemişti. Raporda, 'Toplanan veriler siber saldırıların arkasındaki aktörlerin Çinli olabileceğine dair kuvvetli işaretler içeriyor' denildi ve bu şöyle açıklandı: 'Bu varsayım Siber Mühendislik Hizmetlerinin izlediği internet sitelerine geçen yıl boyunca yönelen hekleme faaliyetlerine ve sızdırılan verilerin gittiği IP (internet protokol) adreslerinin coğrafi konumuna dayanmaktadır. 'Sızdırılan bilgilerin niteliği ve bu şirketlerin faaliyet alanları Çinli internet korsanlarının, İsrail'in Demir Kubbe adlı hava savunma sistemlerinin peşinde olduğuna işaret ediyor.' ABD'de Maryland'de faaliyet gösteren internet güvenliği uzmanı CyberESI'ye göre, çalınan bilgiler önde gelen iki İsrail savunma şirketine ait: Füze ve uçak üreten devlet şirketi İsrail Uzay Endüstrisi (Israel Aerospace Industries, IAI) Karadan havaya füzeler üreten 1948'de kurulmuş devlet şirketi, Rafael İleri Savunma Sistemleri (Rafael Advanced Defense Systems) IAI'nin bir sözcüsü önce olayı blogunda duyuran Brian Krebs'e saldırıyı doğrulayıp, olayın ilgili mercilere bildirildiğini söylemişti. Fakat şirket daha sonra 'hassa bilgilerin sızdırıldığına ilişkin haberlerin yanlış' olduğunu, 'yalnızca sivil sektöre ait gizli olmayan bilgilerin heklendiği'ni açıkladı. Diğer şirket Rafael'in sözcüsü ise böyle bir olay hatırlamadığını söylemekle yetindi. Fakat BBC'ye gösterilen rapor IAI ve Rafael'e ait hassas bilgilerin çalındığına ve her iki şirketin internet sistemlerinin de güvenlik yazılımları etkisiz hale getirilmek ve şifreler de dahil kullanıcı bilgilerinin ele geçirilmek suretiyle heklendiğine işaret ediyor. Rapor sonuçta İsrail şirketlerinden gigabitlerce veri çalındığını söylüyor ve çalınan verilerden bazılarını şöyle sıralıyor: Word belgeleri Power point sunuşları Hesap çizelgeleri PDF dosyaları Çalışılabilen dosyalar (.exe dosyaları) CyberESI raporu, çalınan bazı teknik belgelerin entellektüel mülkiyet hakları (patent) kapsamına girdiğini ve ABD hükümetinin Uluslararası Silah Trafiği (ITAR) kurallarına tabi olduklarının belirtildiğini de yazıyor. Gerek IAI gerekse Rafael, İsrail'in Demir Kubbe adını verdiği füze savunma sisteminin geliştirilmesinde önemli rolü olan şirketler. IAI ve Boeing firmalarının ortak tasarımı olan Arrow III füzesi konusunda İsrail ile zaten işbirliği içinde olan ABD şimdi Demir Kubbe teknolojisinin daha ileri yeni modellerine yatırım yapmak istiyor. 2013 yılı Mayıs ayında ABD Savunma Bakanlığı Pentagon Çin'i ABD'nın diplomasi, ekonomi ve savunma örgütlenmelerine karşı gelişkin ir siber casusluk kampanyası yürütmekle suçlamıştı. CyberESI uzmanları BBC'ye İsrail şirketlerine yönelik heklemelerde de benzer özelliklerin görüldüğünü, korsanların Çin kaynaklı hekleme araçlarına başvurduklarını söyledi. Saldırıların ileri sürekli tehdit diye tarif edilen APT tekniğiyle yani (advanced persistent threat) üst düzeyde bir örgütlenme ile ve hedef gözetilerek yapıldığına dikkat çekiliyor. APT geçmişte sanayi casusluğunda kullanılan ve genellikle siber hırsızların büyük çoğunluğu tarafından bilinmeyen çok gelişkin metodlara başvurulan bir saldırı biçimi. CyberESI raporunda, eskiden ABD şirketi olup şimdi İsrail ordusuna en çok malzeme üreten İsrail şirketlerinden biri haline gelen Elisra'nın da gizli elektronik yazışmalarının çalındığını bildiriyor. Demir Kubbe ile ilgili olmayan Elisra'nın internet sitelerine korsanların çok kapsamlı bir şekilde ulaştıkları ve 'Military Spacs', 'UAV' (Pilotsuz uçak) başlıklı dosyalardan belgeler çaldıkları, genel müdür ve çok sayıda şirket üst düzey yöneticisi ait e mail hesaplarına girdikleri kaydediliyor. Elisra BBC'nin konuyla ilgili sorularına yanıt vermedi. Bu yılın Ocak ayında bir başka internet güvenliği şirketi, 15 İsrail savunma şirketinin bilgisayarlarına kötücül e mail eklentisi kullanılarak girildiğini bildirmişti.Joe Miller | BBC Türkçe
Reklam
Hangi İmparatorlukta Yaşamalıydınız?
etiket
Osmanlı, Hun, Moğol, Maya, Hitit... Hangi İmparatorlukta huzuru bulabilirsiniz hiç düşündünüz mü? Sanat, ekonomi, askeri güç, mimari, ticaret ve daha birçok yönüyle size en uygun imparatorluğu buluyoruz.
Fenerbahçe'den Dev Sponsorluk Anlaşması
Fenerbahçe, 106 milyon Sterlin'lik sponsorluk forma reklamı ve stat isim hakkı anlaşması yaptı. Sözleşme, Fenerbahçe Avrupa kupalarına katıldığı sezon başlayacak.Fenerbahçe, dünyanın en eski futbol takımlarından Sheffield United ile İngiltere'de bir dostluk maçı oynadı ve gelirin tamamı maden kazasında ölen vatandaşlarımızın yakınları için kullanılacak. Fakat Chelsea gibi bir dev yardım maçı için İstanbul'a gelirken Fenerbahçe'nin bir üçüncü lig takımına (League One) takımına konuk olması kafaları karıştırmıştı. Fakat altındaki neden ortaya çıktı. HEDEF BAMBAŞKA Fenerbahçe, Sheffield ile sadece bu hazırlık maçı için değil geleceği yönelik de bir anlaşmanın içinde. İki taraf Galatasaray'ın, Reading, Alaniya ve Watford gibi takımlarla yaptığı anlaşmaların bir benzerini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Ama Sheffield'ın yüzde 50'sinin sahibi Suudi Prens Abdullah bin Musa'ed bin Abdulaziz Al Saud'un ise bambaşka planları var. PRENSİPTE DEV ANLAŞMAYA VARILDI Fenerbahçe yönetimi Arap dünyasının en büyük kağıt üreticisi olan Prens Abdullah'ın 'SMPC Grup'u ile hem stat hem de forma reklamı için anlaşmaya varmış durumda. Tek eksik Fenerbahçe'nin Avrupa'da boy gösteremeyecek olması. Stat anlaşması gelecek sezondan geçerli olacak şekilde yılda 11 milyon 250 bin Sterlin'den 8 yıllık, formadaki göğüs reklamı içinse yıllık 4 milyon Sterlin'den 4 yıllık prensip anlaşmasının yapıldığı bildirildi. Fenerbahçe bu sezon Avrupa'ya gidebilseydi bu anlaşma bu yıldan geçerli olacaktı. Öte yandan F.Bahçe bu sezon tek yıllık forma reklamı da bulamadığı için reklamsız çıkma kararı aldı. PRENS ABDULLAH SIKI BİR FENERBAHÇE TARAFTARI Öte yandan The Star gazetesine konuşan Fenerbahçe yöneticisi Altuğu Acar da, daha önce Fenerbahçe yönetimiyle Prens Abdullah'ın daha önce bir araya geldiklerini açıkladı. Acar, Saracoğulu'nda oynanan Galatasaray maçından önce de Prens Abdullah ve Sheffield'li yöneticileri İstanbul'da konuk ettiklerini doğruladı. Acar ayrıca Prens Abdullah'ın çok sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu ve pek çok Fenerbahçe maçını da bizzat izlediğini ve takım hakkında bilgi aldığını, ayrıca Soma'daki maden kazasından sonra da pek çok yardım yaptığını hatırlattı.Eurosport
Reklam
'Bu Vahşiliğe İlgisiz Kalmamız Söz Konusu Değildir'
MHP Genel Başkanı Bahçeli, İsrail'in Gazze'ye saldırısına ilişkin, 'İsrail insan canı almakla kalmamış, hukuk cinayetleri de işlemiştir. Elbette bu olan biten vahşiliğe ilgisiz kalmamız söz konusu değildir' dedi.KAYSERİ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına tepki göstererek, 'Gerek Türkmeneli'nde gerekse de Gazze'de ölümler otomatiğe bağlanmıştır. İsrail insan canı almakla kalmamış; hukuk cinayetleri de işlemiştir. Elbette bu olan biten vahşiliğe ilgisiz kalmamız söz konusu değildir' dedi. Bahçeli, partisinin il başkanlığı tarafından Kayseri Kadir Has Kongre Merkezi'nde düzenlenen bayramlaşma programında yaptığı konuşmasında, herkesin geçmiş bayramını tebrik etti. Her günün bayram havasında geçmesi temennisinde bulunan Bahçeli, 'Küslükler bizden uzak olsun. Kavgalar bize yabancı dursun. Gerilimden, gerginlikten, cepheleşmeden ve ayrımcılıktan siyasi medet uman kriz ve kaos mihraklarını aramıza sokmayalım. Türkiye'nin önüne engel çıkaran, Kayseri'nin huzuruna kast eden hükümet beslemeli imtiyazlı çevrelere fırsat vermeyelim. İstikbalimizle oynayanlara karşı saflarımızı sıkı tutalım. Lütuf bildiğimiz değerlere hazımsızlık çeken iç ve dış odaklara karşı uyanık ve hazırlıklı olalım' şeklinde konuştu. Türk İslam aleminin çok acil huzur ve sükunete kavuşmasını dileyen Bahçeli, insanlık vicdanının küçücük yavruların şiddete kurban gitmesine gözü kapalı, kundaktaki bebeklerin ölümüne seyirci kaldığını söyledi. İnsan hakları örgütlerinin, küresel adaletin, uluslararası toplumun ölen ve öldürülen Türk ve Müslüman olunca acınacak halde duyarsız kaldığını dile getiren Bahçeli, şunları kaydetti: 'Maalesef İsrail oruç demeden, bayram demeden Gazze saldırısını sürdürmektedir. Batı Şeria'da 12 Haziran'da kaybolan 3 Yahudi yerleşimcinin 18 gün sonra ölü bulunmasının ardından vahşet örtüsü Gazze'nin üzerine serilmiştir. İsrail yönetimi 25 gündür Gazze'ye cehennem azabı yaşatmaktadır. Şu ana kadar bin 300'e yakın Gazzeli hayatını kaybetmiş, 7 bin Gazzeli yaralanmıştır. Yapılan son açıklamalara göre, 70'i aşkın cami bombalanmış, 2 bin 360 ev yıkılmış, 23 bin ev kullanılamaz hale gelmiştir. Ramazan Bayramı'nın ilk gecesi Gazze yine vurulmuş, onlarca masum katledilmiştir. İsrail, bayramın üçüncü gününde, yani dün, bir okulu hedef almış ve yine kan dökmüştür. Gerek Türkmeneli'nde gerekse de Gazze'de ölümler otomatiğe bağlanmıştır. İsrail insan canı almakla kalmamış; hukuk cinayetleri de işlemiştir. Elbette bu olan biten vahşiliğe ilgisiz kalmamız söz konusu değildir.' İsrail'in Gazze'ye ölüm saçarken, vicdan, insanlık, hoşgörü, merhamet yerlerde sürünürken AK Parti hükümetinin etkisiz ve edilgen olduğunu öne süren Bahçeli, 'Aday Erdoğan Gazze çığlığı atarken, Gazze sömürüsü yaparken, kanı durduracak, saldırıları engelleyecek tesirli adımlardan uzaktır' dedi. Türk milletinden özür dilemelidir Gazzeli masumlar ölürken, Erdoğan'ın geri istenen Yahudi Cesaret Madalyası'nı iade edecek dirayeti henüz gösteremediğini ifade eden Bahçeli, Türkiye'nin Washington Büyükelçisinin, aday Erdoğan adına Amerikan Yahudi Kongresi'ne mektup yazdığını, '2004 yılında alınan ödülü iade etmekten memnuniyet duyacağız' açıklaması yaptığını belirtti. Erdoğan'ın ödülü geri vermeye hazır olduğunu elçisi kanalıyla açıkladığını, o halde sözünü, vaadini hemen somut olarak yerine getirmesi gerektiğini dile getiren Bahçeli, şöyle devam etti: 'Hatırlarsanız bayramın ilk günü Erdoğan'a, Ankara'dan bir çağrı da bulunmuş ve 10 yıl önce aldığı cesaret ödülünü yüzsüzce, onursuzca taşımaktansa derhal iade etmesini istemiştim. Bugün de aynı sözümü daha güçlü bir şekilde tekrarlıyorum. Aday Erdoğan boynunda taşıdığı kanlı ödülü derhal çıkarmalı ve sahiplerine göndermelidir. Durmamalı, gecikmemeli, korkmamalıdır. Hatta bununla da yetinmemeli, BOP Eşbaşkanlığının lekesini üzerinden temizlemeli, Müslüman katillerine sesini yükseltmelidir. Erdoğan, Türk milletinden özür dilemelidir. Halen içinde kıvrandığı, halen ortasında çırpındığı emperyalist gaddarlıktan yakasını kurtaracak adamlığı göstermelidir. Aday Erdoğan yıllardır zalimlerle kolkoladır.' Erdoğan'ın bir taraftan İsrail'e 'eften püften' tepkiler vermekle kalmadığını, diğer taraftan Türkmenlere de sırtını döndüğünü iddia eden Bahçeli, 'Türkmenlerin ölümünü korkakça izlemiş, onların varlık mücadelesine en ufak bir destek vermemiştir. Gün be gün soydaşlarımızın erimesine, yerlerinden yurtlarından edilmesine ve sistematik ölümlerine insaflı ve milli bir tavır gösterememiştir. Erdoğan Patani'ye üzülmüş, Myanmar'a sızlanmış, Somali'ye ağlamış fakat Türkmeneli'ne karşı taş kalpli kesilmiştir' diye konuştu. Türkmenlerin hayrına ne yapmış, hangi ihtiyaçlarını gidermiştir Erdoğan'ın bayramın ilk günü, partisinin İstanbul İl Başkanlığınca Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen bayramlaşma töreninde, duyan herkesi pes dedirtecek açıklamalarda bulunduğunu iddia eden Bahçeli, şunları söyledi: 'Bu zihniyet şöyle demiştir: 'İddialı konuşuyorum, cumhuriyet tarihinde Türkiye dışındaki Türkmen kardeşlerinin yanında bizim gibi var olan bir hükümet olmamıştır'. Erdoğan ispatını ispatla mükelleftir. Bugüne kadar Türkmenlerin hayrına ne yapmış, hangi ihtiyaçlarını gidermiştir? Eğer Erdoğan, Kerkük’ü peşmergenin ele geçirmesini, Musul'un IŞİD tarafından işgalini kast ediyorsa, doğrudur, bu alçaklıklara hakikaten de çok emeği geçmiştir. Türkmenler ölüyorken, IŞİD'e göz yuman, Musul'daki diplomatik misyonumuza saldırıyı sineye çeken aday Erdoğan'dır. Türkmenler cinayetlere uğrarken, Barzani'ye 'kardeşim, dostum' diyerek sarılan, Kürdistan nakaratlarıyla başından konfeti temizleyen aday Erdoğan'dır. 'Onlar Şii' diyerek mezhepçilik yapan, Türkmenlere vicdan kapılarını sürgüleyen de aday Erdoğan'dır. Erdoğan, Türkmenlerin yanında olduklarını söylüyorsa; şu anda onbinlerce soydaşımızın aç ve açıkta olmasını nasıl izah edecektir? Yardım konusunda çok iddialı ise Ortadoğu'yu inleten Türkmen çığlığını, toprağa düşen Türkmen bedenlerini ne şekilde açıklayacaktır?' Erdoğan'ın milletin adamı olarak değil, bölücülerin, Siyonizmin, batı hesaplarının, soyguncuların, rüşvetçilerin, açılım, yıkım ve çözüm lobisinin 17-25 numaralı adamı olarak öne çıktığını ileri süren Bahçeli, 'Şimdi siz değerli Kayserili vatandaşlarıma soruyorum, böyle birisinden Cumhurbaşkanı olur mu? Kayseri'nin hemşehrisi Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'e haksızlık yapan, nefis hatırlatması yanlışına düşen, adını doğru dürüst anmayan, siyasi planlamada yok sayan bir adama Kayseri destek verecek midir? Sayın Gül'ü vesayetçi imasıyla zan altında bırakması, koşmayan, terlemeyen, yetkilerini kullanmayan bir Cumhurbaşkanı olarak göstermesi vefasızlık sayılmayacak mıdır?' şeklinde konuştu. Bahçeli, 'Yeni Türkiye denen kepazelik, öze dönüş değil, özden keskin kopuştur. Yeni Türkiye kuruluş ruhuna dönüşme değil, bu ruhu yok etmedir. Aday Erdoğan Diyarbakır’da, 'kimlikler, kültürler, klavyeler, diller üzerindeki baskıyı kaldırdık' diyerek PKK’ya göz kırpmıştır' dedi. Bahçeli, partisinin il teşkilatı tarafından Kayseri Kadir Has Kongre Merkezi'nde düzenlenen bayramlaşma programında yaptığı konuşmada, Başbakan Erdoğan'ın tarihi bir gaflet ve hatanın içinde olduğunu, Türkiye'yi 12 yılda mahvettiğini öne sürdü. Terör örgütü PKK'ya affın kapıda olduğu görüşünü savunan Bahçeli, teröristlerin dağdan indikten sonra bizatihi hükümet tarafından güvenceye alınacağını, el bebek gül bebek muamelesi göreceğini iddia etti. 1 Ekim'de göreve başlayacağı ve çoğunlukla Erbil'de faaliyet göstereceği söylenen Kamu Güvenliği Müsteşarlığı bünyesinde kurulacak özel sekretaryanın teröristlerle koordinasyonu sağlayacağını iddiasında bulunan Bahçeli, Mahmur Kampı'ndan dönüş için hazırlıklar yapıldığını, dağdan inen teröristlere konut yardımı yapılacağını, iş kurmaları için geniş imkanlar sağlanacağını öne sürdü. 'Yeni Türkiye' tepkisi 'Sizlerin evi yokken, işiniz ve aşınız bulunmazken PKK'lılara vergilerinizi peşkeş çekme niyeti hafife alınamayacak bir rezilliktir' diyen Bahçeli, şöyle devam etti: 'Aday Erdoğan PKK'ya diz çökmüştür. Erdoğan 26 Temmuz günü Diyarbakır’da, Türkiye’yi özüne, aslına, kuruluş ruhuna döndürdüklerini açıklamış ve buna da yeni Türkiye demiştir. Yeni Türkiye denen kepazelik, öze dönüş değil, özden keskin kopuştur. Yeni Türkiye kuruluş ruhuna dönüşme değil, bu ruhu yok etmedir. Aday Erdoğan Diyarbakır’da, 'kimlikler, kültürler, klavyeler, diller üzerindeki baskıyı kaldırdık' diyerek PKK’ya göz kırpmıştır. 'Köylerdeki, mezralardaki, yollardaki baskıyı kaldırdık' diyerek bölücülüğü yüreklendirmiştir. Erdoğan, Türkiye'yi ortadan kaldırmak üzeredir. Türk milletinin güvenlik duvarlarını imha etmenin eşiğindedir. Aday Erdoğan sözde çözüm sürecinde, barış, özgürlük, huzur, refah, birlik, beraberlik ve kardeşlik var iddiasındadır. Ne var ki çözüm süreci, çözülmedir, çökmedir, çürümedir.' 'Dünümüzde, bugünümüzde bu toprakların evladı olanları doğdukları yerlere göre tasnif etmek, suçlamak ve yabancı görmek çok büyük bir şuursuzluktur' diyen Bahçeli, şöyle devam etti: 'Bu bir insanlık suçudur. Bu bir nefret suçudur ve bu Türk milletini yok saymadır. Bu durum karşısında Priştine'den, Prizren'den, Sofya'dan, Üsküp'ten, Batı Trakya'dan, Ortadoğu'dan, Kafkaslar'dan gelen kardeşlerim ne diyecekler, Erdoğan'a nasıl dayanacaklardır? Rumeli türküleriyle gözleri nemlenen aziz vatandaşlarım Erdoğan'a kesif bir şekilde itiraz etmek ve varsa desteklerini çekmek için ne beklemektedir? Aday Erdoğan Türk milletinin birliğine suikast yapa yapa ne hakla, hangi yüzle cumhurbaşkanı olmak için mücadele vermektedir? Helal aşımıza haram lokma doğrayan bu adaya 10 Ağustos ders olmalıdır. Doğum yeri çetelesi tutan bu adaya 10 Ağustos'ta kabus yaşatılmalıdır.' AK Parti hükümetinin yolsuzluk ve rüşvet akıntısına kapıldığını iddia eden Bahçeli, rüşvetçilerin, 17-25 Aralık operasyonunu yapan savcılardan, polislerden teker teker intikam aldığını söyledi. Hırsızlığın, dürüstlükten öç aldığını ifade eden Bahçeli, şunları söyledi: 'Adaletsizlik, hukuksuzluk, usulsüzlük, temiz ve vicdanlı tutumları hedefe koymuştur. Türkiye'de suçlular yetki sahibidir. Kanun kaçakları yüksek mevkilerdedir. Kaçakçılar el üstündedir. Organize suç çeteleri altın dönemini yaşamaktadır. AKP'ye rüşveti bastıran işini yürütmektedir. Haracı veren ihaleyi kapmaktadır. Havuzlarda haram birikmiş ve taşmıştır. TÜRGEV'e bağış yapan kim varsa ya boğazdan arsa ya da devletten bol kazançlı, bol karlı iş almaktadır. Böylesi karanlık ve azap verici bir döneme aziz milletimiz müstahak değildir. Kayserili gece gündüz çalışıp evine ekmek götürürken, Erdoğan ve yandaşları malı götürmekte, küplerini doldurmaktadır. Haksızlığa engel olmak milli ve dini sorumluluktur. Erdoğan kamunun her imkanını kendi çıkarı için kullanmaktadır. Devlet, Erdoğan’ın oyuncağı, para kasası, çek defteridir. İşadamları Erdoğan’a bağış kuyruğuna girmiştir. İhalelerden alınan yüzdelere zam yapılmıştır. Terör lobisi, kan lobisi, rant lobisi, Rum lobisi, Barzani, PKK, IŞİD, HDP, Türk düşmanları, Mehmetçik katilleri, komplocular, çözümcüler, açılımcılar, kötü adamlar, 63'lükler Erdoğan demektedir.' 'Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı olacaktır' Türkiye'nin böyle gidemeyeceğini, böyle ayakta kalamayacağını, Türk milletinin bu 'rezaletlere' daha fazla katlanamayacağını belirten Bahçeli, '10 Ağustos, Ankara'da şehit sömürüsü yapıp, Diyarbakır'da PKK'ya tek kelime edemeyen adamın kenara çekileceği tarihtir. 10 Ağustos, Peygamberimizin Mekke'nin fethiyle gurura kapıldığını iddia eden günahkarların, 'akara makara' diyerek yüce kitabımızla alay eden rüşvetçilerin mahcup olacağı tarihtir. 10 Ağustos, rüşvetin, zilletin, hakaretin, iftiranın, iç ve dış politikada dibe vuran itibarın kaybedeceği tarihtir. 10 Ağustos, demokrasi dışı arayışların, özgürlük karşıtı cephenin, korku elçilerinin, teslimiyetçilerin, tavizkarların, müzakerecilerin, şiddetseverlerin boyun eğeceği kutlu bir yenilenmedir. Erdoğan'ın, mahvımız demek olan yeni Türkiye'sine karşı, ekmek kazanacak, Ekmeleddin Bey cumhurbaşkanı olacaktır' şeklinde konuştu. 10 Ağustos'ta huzur için, umut için, birlik için, kardeşlik için, itibar ve güvenlik için 'Ekmeleddin Bey' denilmesini isteyen Bahçeli, içeride dirlik, dışarıda itibar için Ekmeleddin İhsanoğlu'nun tercih edilmesi gerektiğini söyledi. 'Ekmeği bütün Ekmeleddin Bey'i cumhurbaşkanı olarak seçelim. Ekmekle oynayanlara değil, ekmeği nimet görenlere destek verelim. Ekmeğini kazanma derdinde olan kardeşlerim, söz sırası sizdedir' diyen Bahçeli, şunları kaydetti: 'Vatan, millet, bayrak diyen Türkiye sevdalısı ekmek bilen kardeşlerim, karar sizindir. Ülkesini ekmek kapısı gören, milletini ekmek gibi aziz bilen, sözü namus, yüzü nur dolu kardeşlerim, mühür elinizdedir. Ekmek parası için gurbetin yollarına düşen, ekmeğini taştan çıkarmak maksadıyla çalışmayı ibadet gören kardeşlerim yetki sizdedir. Ekmeleddin Bey varken, Cumhurbaşkanlığı makamını 17-25 Erdoğan'a vermeyiniz. Biliniz ki 10 Ağustos'ta ya ekmek kazanacak ya da ekmeksizler ekmek çalmaya devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrulması, Çankaya’yı kurtarmak için Ekmeleddin Bey Cumhurbaşkanı olmalıdır. Bunun için herkes, her dava arkadaşım geceyi gündüze katmalıdır.' Sandıklara mutlaka sahip çıkılması uyarısında bulunan Bahçeli, sandık güvenliğinin çok önemsenmesini, oy ve iradenin sandığa yansıtılmasını istedi. Bahçeli, konuşmasının ardından partililerle bayramlaştı. Muhabir: Musa ÖzyürekAA
Uyarı Levhası Yoksa, Radarla Ceza da Yok
Yargıtay, hız limitini aşarak radara yakalanan sürücüleri yakından ilgilendiren bir karara imza attı. Karara göre, uyarı levhasının olmadığı yerde radara yakalanan sürücülere para cezası kesilemeyecek. Yargıtay'a taşınan dava, Manisa Alaşehir'de başladı. Radara yakalanan ve 343 lira ceza ödeyen sürücü F.A aynı gün mahkemeye başvurdu. Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi, kontrolün yapıldığı yerde radar işaretinin bulunmaması nedeni ile radar cezasının kaldırılmasına hükmetti. Emniyet Genel Müdürlüğü, mahkeme kararına itiraz etti, Adalet Bakanlığı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak kanun yararına bozma talebinde bulundu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da kararın bozulmasını istedi, ancak Yargıtay 12'nci Ceza Dairesi kararı bozmadı, aksine onadı. Milliyet
'Benim En Büyük Suçum Monşer Olmak'
Konuşmasında Muhsin Yazıcıoğlu'nu da anarak başlayan İhsanoğlu,'Onu unutturmak isteyenler olabilir. Ama bu millet ve onun seçeceği Cumhurbaşkanı unutturmayacaktır' dedi. 'TEK PARTİNİN ADAYI MİLLETİN ADAYI OLAMAZ' Sivas'a geldiklerinde iki manzara görüp yaşadıklarını belirten İhsanoğlu konuşmasına şöyle devam etti: 'Bir köye gittik ayran içtik ve köylülerle beraber olduk. Mazotun pahalılığını, borçların yükünü, mahsulün az olduğunu, alımların başlamadığını öğrendik. Yüzde 70'i çiftçilikle geçinen Sivas'ta bu reva değildir. Türkiye'yi borç sarmış, insanlar artık orta direk olmaktan çıkmıştır. Hükümetin buna çare bulması lazım. Ben inşallah seçildiğim anda ilk başa alacağım konulardan birisi bu borç ve vergi meselesidir. Uzmanları, hükümeti, sivil toplum kuruluşlarını davet ederek buna bir çare bulmamız lazım. Aksi takdirde orta sınıf ortadan kaybolacaktır. Bu konuya büyük önem veriyoruz. İkinci manzara ise Valilik sonrası Madımak'a gidip oraya karanfil koyarak hayatını kaybedenlerin ruhuna fatiha okuduk. Orada yalnız değildim. Benim yanımda bana destek veren bütün partilerin hemen hepsinin temsilcisi vardı. CHP, MHP, BBP, DSP, BTP, DYP gibi bütün partiler vardı. Türkiye artık bugün perdenin etrafında değil, bir bayrağın etrafında toplanmıştır ve o bayrak Türk bayrağıdır. Milletin adayı herkesin adayıdır. Tek partinin adayı milletin adayı olamaz. Yeni Türkiye budur. Birliğini, beraberliğini arayan Türkiye budur. Sen şusun, busun, Sünnisin, Alevisin, Türksün, Kürtsün diyen Türkiye istemiyoruz biz. Hepimiz bir ve beraberiz. Kanun ve anayasa karşısında hepimiz eşitiz. O elim hadisede 30'dan fazla insanımızı kaybettik. Ama 3 gün sonra aynı karanlık eller bi kez Erzincan'da üzücü bir hadiseye neden oldu. Orada'da canlarımızı yitirdik. Türkiye'yi bölmek isteyenler var, buna alet olmayalım. Bakın Suriye'de, Irak'ta ne oldu. Bu ülkelerdeki çeşitli etnik gruplar yakın zamana kadar beraber yaşıyordu. Onlar da dostluk içinde yaşıyordu. Bazı kara emelli, kara eller araya giriyorlar. Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. Türkiye'yi hiçbir zaman Suriye, Irak yapmayacağız. O yüzden 10 Ağustos'taki oyunuz çok önemli.' 'MİLLİ GELİRİ ŞİŞMAN KEDİLER YİYOR' Milletin emriyle yola çıktıklarını ifade eden İhsanoğlu, meclisteki 4 partiden 2'sinin kendi adaylarını gösterdiğini diğer 2 partinin ise kendisini tercih ettiklerini belirterek, 'Bu iki partiye teşekkür etmek lazım. Beni seçtikleri için değil. Türkiye'de bu makama layık çok insan var. 76 milyonluk millet kimleri çıkarttı. Bu milletten en 100 kişi bu makama layıktır. Ama bu iki parti anlaştı, fedakarlık yaptı. Kendisini düşünmedi, milleti düşündü' dedi. Partilerin, benim adamım,. senin damın mantığı gözetmeden hareket ettiğini anlatan İhsanoğlu şöyle devam etti: 'Düşündüler, tartıştılar. Dediler ki, 'Biz İhsanoğlu denilen kişiyi seçtik' dediler. Ben teşekkür ettim. 'Biz sizi istiyoruz, halk sizi istiyor' dediler. Sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Bahçeli'nin bu açıklamasından sonra Türkiye'de bulunan 13 parti en sağdan en sola kadar, milliyetçisi, muhafazakarı, merkez partisi, solcusu, sosyal demokratı, herkes geldi. Bu alay edilecek bir şey mi. Milletle mi alay ediyorsunuz. Size oy veren vatanperver ve sizin nimetinizden nimetperver olacak. Ama size oy vermeyen vatan düşmanı, hain olacak. Böyle siyaset olur mu. Bu ülkede yaşayan herkes, aslı vasfı ne olursa olsun, dini, mezhebi, meşrebi, etnisitesi ne olursa olsun Türk milletinin ferdidir, vatandaşıdır, kanunlar karşısında eşittir ve bu devlet ona aynı hizmetleri eşit şekilde vermesi lazım, ayrım yapmaması lazım. Oyunu ister A ister B partisine versin. 3'üncü dünya ülkelerinin ismini burada zikretmek istemiyorum. Çok ayıp olur, Türkiye bu noktaya gidiyor dersek. İşte borçlarımızın hali. Biz oraya mı gitmek istiyoruz yoksa Avrupa'ya mı. Bizim hedefimiz Atatürk'ün kurduğu hedeftir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktır. Muasır medeniyet artık sırf Avrupa'da değil. Latin Amerika'da, Asya'da da var. Bizden çok geride olan, zamanında bizim kurtarmak için gittiğimiz Güney Kore o gün bir köydü. 81'de oraya gittim. O günkü Güney Kore'nin başkenti, o dönemki anadolunun en orta halli fakir kasabaları kadardı. Şimdi milli gelirde 20 bin doları geçtiler. Biz halen 10 bin dolardayız. O on bin dolar da adil şekilde dağılsa. Yunanistan 30, İspanya 30 bin dolar. Yunanistan'da 2-3 sene önce ekonomi dibe vurmuştu. İspanya duman olmuştu. Halen 4-5 senedir bizde milli gelir 10 binin üzerine çıkmadı. Çünkü o şeklen 10 bin dolar. 10 bin doların büyük kısmını şişko kediler yiyor zaten. Bu seçim Türkiye'de demokrasinin önünü açacaktır.' 'BENİM EN BÜYÜK SUÇUM MONŞER OLMAK' Kampanyaya gönüldaş ve fikirdaşlarının desteğiyle başladığını ve dostlarının verdiği arabalarla, bilet alarak, paralarının yettiği kadar otobüs giydirerek çaba gösterdiklerini ifade eden İhsanoğlu, şunları söyledi: 'Karşı tarafta devletin bütün imkanları, başbakanlığın, bakanlıkların tüm imkanları mevcut. Bakanların hepsi bir ağızdan İhsanoglu'na küfür etmek, iftira atmak ve yalan söylemekle meşgul. Suç uydurmakla meşgul. Benim en büyük suçlarımdan bir tanesi monşer olmaktır. 5553 sayılı yasaya göre Monşer olmak yasaktır. Monşer olanlar idama mahkumdur. Böyle bir şey olur mu? Sonra ben İsrail taraftarıymışım. Yahu ben hayatımı Filistin davasına addetmiş insanım. Ben Filistin'in BM'ye girmesi için çalışmış bir insanım. Ben Hamas ile Fetih arasındaki kavgayı ilk durduran, ilk ateşkesi sağlayan insanım. Sayın Abbas adına da beyanat uydurdular dediler ki 'Yok öyle bir şey.' Sayın Cumhurbaşkanı Abbas ile 19 Aralık 2006'da saat 10.00'da metni kabul ettik. 12.00'de bütün dünyaya ilan ettik. Ben bunu söylediğimde 'hayır siz yapmadınız, yok öyle bir şey'. Şimdi yine bir şey uydurmuşlar. 'BM'de Filistin kabul edildiği gün siz neredeydiniz'. Alp dağlarında kayak yapıyormuşum. Böyle saçma şey olur mu. BM'nin kabul edilmesinden önce Unesco'da kabul yaptık. Unesco'da çalıştım. Bazı fireler vardı. Birkaç ülkeden bizim üyemiz olan, olmayan bazı ülkelerde fireler vardı. Bunların olmaması için biz dedik ki 'Bu ülkelere Cumhurbaşkanları, bakanlarını gönderelim, ikna edelim, vazgeçmesinler'. Ben bunun için uğraştım. Ben bunları sağlarken, bir zatı muhterem o gün toplantıya denk geldi. Orada bir zatı muhterem gidiyor, BM salonu, Filistin heyeti başka tarafta, Türk heyeti en sonlarda oturuyor. Karar için oylama yapıldı. Çok parlak şekilde bizim sağladığımız oylarla oturum başkanı ilan etti, Filistin BM gözlemci üyesi oldu diye. Orada durmuş bekliyorlardı. Alkış kopunca, koşarak aşağı inip Abbas'ı kucaklıyor. Neden, ilk fotoğrafta o çıksın diye. Bu fotoğraf her yerde tebessüm konusu oldu başka bir şey değil. Gerisini siz anlayın. Şimdi birileri diyor ki 'Siz Alp dağlarında kayak yapıyordunuz, keyif çatıyordunuz. Sayın bakanımız BM'de Filistin'i savunuyordu'. Bunun aksini iddia edenlerin ortaya delil koyması lazım. Ben söylediğimin deliline sahibim. Benim Alp dağlarında kayak yaptığımı söyleyenler bunu delille ilan etsinler veya özür dilesinler. Bir daha da böyle çirkin iftiralar kullanmasınlar. Siz kendinizden eminseniz, niye iftira atıyorsunuz. Millet seçer sizi. Demokrasi var. Millet istediğini getirir, istediğini götürür. Başkasına iftira etmeyin, hakaret etmeyin bu dinimize aykırıdır. Bu Müslümanlığa yakışmaz. Kötü söz kullanmak, alay etmek. Siz din adına hareket ediyorsanız, bari dinin ahlak kısmına riayet ediniz.' 'ÜLKEYİ 12 SENEDİR KİM İDARE EDİYOR' Cmhurbaşkanlığı seçim kampanyasında kullanılan vesayet sisteminin sona erdirilmesi söylemlerine de değinen Ekmeleddin İhsanoğlu, rakiplerin Türkiye'nin vesayet sistemi altında inlediğini ve bunun kaldırılacağı söyleminin kullanıldığını hatırlatarak, şunları söyledi: 'Vesayet sistemi nedir. Askeri, bürokratik vesayeti kaldıracağız. Peki 12 senedir devleti kim idare ediyor. 7 sene Çankaya'da Türk devletin Cumhurbaşkanı'nı kim seçti, hangi partiden. Böyle bir iddia olur mu. Cumhurbaşkanı başka bir partiden gelir, asker veya sivil olur. Anayasa Mahkemesi başkanı olur. O zaman dersin ki, bu vesayet sistemi. Ama sizin adamınız partinizin kurucusu. Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Hem sayın Cumhurbaşkanımıza hem başbakana o makamları işgal ettiği için saygı duyuyorum. Benim aile terbiyem bunu gerektirir. Vesayet nedir. Efendim 12 Eylül'ün getirdiği kanunlar. E peki. Onların hepsini kaldırıp, değiştirdiniz. YÖK, RTÜK kanunu, Seçim kanunu ve Sendikalar kanunu kaldı. Peki 12 senedir niye bunları değiştirmediniz. (Eliyle Rabia işareti yaparak) İşte burada o 4. 17 Eylül'den beri var. Niye 4, niye sıfırlamadınız bunları. Kanunları yeni vesayeti artırmak için değiştirdiler. Vesayet sistemini kaldıracağım diyenler, kendi vesayet sistemini getirecekler. O partiye oy verenlere saygılıyız. ama siz o oyları kendi şahsi emelleriniz, şahsi propagandanız, kendi şahsi gücünüzü artırmak için kullanamazsınız. Kendi arzunuzla bunu yapamazsınız. Millet bunu kabul etmedi. Meclis de bunu kabul etmedi. Siz mevcut Anayasa'ya göre seçileceksiniz. Seçilecek kişi mevcut Anayasanın hükümlerine göre devleti idare edecek. Millet sadece sana oy veren 45.6 değil. Milletin adı yüzde 100 dür, 76 milyondur. Seçilen Cumhurbaşkanı 76 milyonun hepsinin temsilcisi olmalı. Hepsinin birlik ve beraberliğinin temsilcisi olmalı. Böyle olmadığı takdirde bu gemi su alır. Biz bu geminin su almasını hiç istemeyiz. Bu fırtınalı günlerde Türkiye'nin selametle rotasını çizmeli, biz istiyoruz ki Türkiye istikrar içerisinde büyüsün. Türkiye'de insanlar korkuyor. İnsanlar korkudan kurtulsun. Telefon dinlemelerinden, ortam dinlemelerinden.' 'TÜRKMENLER İLE MEŞGUL OLUN' Basın özgürlükleri konusunda Türkiye'nin Bulgaristan ve Ermanistan'dan geride olduğunu, yavaş yavaş Kuzey Kore seviyesine yükseldiğini hatırlatan İhsanoğlu, 'Böyle şey olur mu. Türkiye AB'ye girmek isterken isterken bu seviyeye düştü.' dedi. Ekonominin de sıkıntıda olduğunu iddia eden İhsanoğlu şöyle devam etti: 'Ekonomiden bahsederken sorumlu bakan bunu söylüyor, sanayinin ekonomideki payının azaldığını söylüyor. İnşaat sektörü var. İnşaat sektöründeki balon patlarsa bir çok insan büyük sıkıntıya girecektir. Türkiye'nin gerçekten huzura, istikrara ihtiyacı vardır. Türkiye'nin yurt dışında itibarını korumaya ihtiyacı vardır. Türkiye eğer hale 49 evladını Irak'tan kurtaramamışsa bu çok acı bir şeydir. Her gün sabahtan akşama kadar Gazze'deki kardeşlerimiz için dövünüyorsa, milleti de o şekilde heyecanlandırıyorsa durum böyle olmamalı. Şimdi garip garip insanlar ülkemizde cihad namazı kılıyorlar. Ne demek cihad, kime karşı cihad. Cihadın manasını bilmiyor bunlar. Peygamber efendimiz, müşrikleri def ettikten sonra sahabe kirama diyor ki 'Biz küçük cihaddan zafer çıktık diyor, şimdi asıl büyük cihada yönelmemiz lazım.' diyor. Sahabe diyor ki 'Ey Allah'ın resulu büyük cihad nedir.' Diyor ki , 'Büyük cihad, nefse karşı mücadeledir' diyor. Bir çok ülkede bazı gruplar var. Terörist caniler, hep cihad adını kullanıyor. Bunların hepsi İslam'ın düşmanıdır. En büyük düşmanıdır bunlar. Biz maalesef bunlarla uğraşmayı bıraktık. Sabahtan akşama kadar Gazze diye dövünüyoruz. İyi de Gazze için ne yapıyoruz. Bunu bırakıp yardım edelim, ama bütün kapılar kapalı bize. 'Başkanlar telefona çıkmıyor' diyorlar. Türkiye bu noktaya çıkacak ülke mi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı dost, müttefik bir ülkenin başkanı ile konuşmak istediğinde karşı taraf bundan kaçınıyorsa bunu düşünmek lazım. Türkiye'nin bunlardan kurtulması lazım. Türkiye'nin Türkler ile Türkmenler ile meşgul olması lazım. Varsa yoksa İsrail'i kınıyoruz.' 'AK PARTİLİLERDEN DE OY BEKLİYORUM' 10 Ağustos'ta verilecek oyların önemli olduğunu belirten İhsanoğlu seçim sonucunun Türkiye'nin önünü ya kapayacağını, ya da açacağını belirterek şunları söyledi: '10 Ağustos'taki seçimler parti seçimi değil, mebus seçimi, belediye seçimi değil. Burada bulunan herkes 30 Mart'ta istediği partiye oy vermiştir. Ben de öyle yaptım. Ama bu seçimde 3 tane aday bir sandalye var. Başka yok. Biz 12 partiden olduğu gibi Ak Parti'den de bu desteği bekliyoruz. Onlar bizim kardeşimizdir. Siyasi tercihi öyle kullanmıştır, saygı duyarız. Kardeşlerimize sesleniyorum, siz partinizi de korumak istiyorsanız, ülkenin de öfkeli ellere düşmemesini istemiyorsanız. Siz devletin başında, serinkanlı, dünyanın tanıdığı sevdiği, saygı duyduğu, komşularının, batının tanıdığı bir adam. O adam sizin gibi muhafazakar, milliyetçi, demokrat, dindar, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası'ndaki niteliklerine sahip, milli birlik ve bütünlüğe sahip bir adam. Hem size hem bize yakın. Ama sizden yana bizim, bizden yana sizin aleyhinizde olmayacak bir adam. Gelin bunu seçiniz. Yine siz kendi partinizi de koruyun. Siz de partinin dağılmasını istemiyorsanız, bunu tercih edin. Ben bu yolun başında, teklif geldiği anda çok seçkin arkadaşlarıma danıştım. Ak Parti kurucuları arasında, çünkü bana da kuruculuk teklifi gelmişti teşekkür ettim. Gündelik siyasette olmak istemedim. Ak Parti'nin kurucuları bana 'Lütfen kabul ediniz, memleketin size sizin tecrübenize, sizin gibi sakin bir insana ihtiyacı var. Türkiye'yi rahatlatacak, gerginliği giderecek ve herkesi kucaklayacak insana ihtiyaç var lütfen kabul edin' dediler ve ben böyle yola çıktım, kabul ettim. Ben bize oy verecekler arasında AK Partili kardeşlerimiz olduğuna da inanıyorum.' 'EKMEĞİ PAYLAŞIRIZ, VATANI ASLA' Konuşmasının sonunda mevki kavgası değil, ekmek davası için yola çıktıklarını dile getiren İhsanoğlu sözlerini şöyle noktaladı: 'Biz bu ekmeği büyütmek, refahı artırmak, huzuru getirmek istiyoruz. Türkiye'nin tekrar 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ülküsünde yol almasını sağlamak istiyoruz. Biz sevgi, saygı, birlik tohumları ekmek istiyoruz, dirlik ekmek istiyoruz. Ekmeğimiz büyüsün, mutluluk ve refahımız artsın. Büyüttüğümüz ekmeği ahlaklıca paylaşalım. Karınlarımız doysun. Bize dışarıdan gelen misafirlerimizle de paylaşalım. Paylaştıkça bereket artar. Biz ekmeğimizi paylaşmaya hazırız ama toprağımızı, vatanımızı asla paylaşmayız.' İhsanoğlu programın ardından yürüyerek dinleneceği otele geldi. Sevgi gösterisinde bulunan kişilerle fotoğraf çektirdi. İhsanoğlu her fotoğraf için bir oy istedi. Kentteki bir yerel televizyonun canlı yayınına katıldı. SİVAS, DHA
Ücretsiz Alıp, İnternetten Satıyorlar
Ankara-İstanbul YHT'nin hizmete girmesinin ardından ücretsiz bilet alarak internet üzerinden satmak isteyenlerin biletleri iptal edildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara-İstanbul YHT'nin açılışı dolayısıyla 25 'da düzenlenen törende, Ramazan Bayramı'nı da kapsayan bir hafta boyunca biletlerin ücretsiz olacağı müjdesini vermişti. Her kesimden vatandaşın hızlı trenle seyahat edebilmesine imkan vermeyi amaçlayan uygulama fırsatçıları da harekete geçirdi. Bazı kişiler ücretsiz edindikleri biletleri, tüm seferlere ait biletlerin tükenmesini de fırsat bilerek internet üzerinden satışa çıkardı. TCDD'den uyarı TCDD yetkilileri, vatandaşları, bu şekilde satılan biletlerle seyahat edemeyecekleri, bu nedenle biletleri almamaları yönünde uyardı. AA muhabirine, bu şekilde satılmaya çalışılan biletlerin tespit edilerek iptal edildiğini belirten yetkililer, şunları kaydetti: 'Ücretsiz seferler başlamadan önce, yaşanabilecek bu tür sorunları önlemek için bazı tedbirler aldık. Bu çerçevede ücretsiz seferlerin bazı kişiler tarafından suistimal edilmemesi için biletlere isim ve soy ismi yazılıyor. Vatandaşlar YHT'ye binmeden önce de kimlik kontrolü yapılıyor. Bilette yazan isimle kimliğin uymaması halinde, bilet iptal edilerek kişinin trene binmesine izin verilmiyor. Bu durum Ankara-İstanbul YHT'nin açılışından itibaren gar ve istasyonlarda yapılan anonslarla sürekli duyuruluyor ancak uygulamadan haberdar olmayan vatandaşlarımız olabilir.'Milliyet
Reklam