onedio
Ali Babacan: 'Hukuk ile Demokrasi Ekmek ve Su Gibi Bir İhtiyaç'
Dün akşam 'Bâb-ı Ali Toplantıları'nda konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın, 'Eğer bir ülkede 'Demokrasi var, ancak hukuk konusunda sorunlar var' diyorsanız, işte o ülkede demokrasinin sıhhatli işlemesi bir süre sonra mümkün olmaz. Yargının, mutlaka ve mutlaka evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde, Anayasa, yasalar ve belki de daha önemlisi vicdan ile hareket etmesi gerekiyor. Yargı alanında ne kadar başarılı olursak demokrasimiz ve ekonomimiz o kadar güçlenecek. Eğer bu zayıf tablo devam ederse hem demokraside hem de ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu bile gün gelir mumla arar duruma düşebiliriz. Bu kadar önemli. Hukuk ve demokrasi ekmek ve su gibi bir ihtiyaç' sözleri dikkat çekti.Ali Babacan, dün akşam Gayrettepe'deki Point Hotel'de düzenlenen geleneksel 'Bâb-ı Ali Toplantıları'nın bu ayki konuğu oldu. Babacan, toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, dünyada baş gösteren 2008-2009 krizinden hızla çıkmasının en önemli sebeplerinden birinin, bankaların bünyesinin sağlam oluşundan kaynaklandığını vurguladı. Babacan, şöyle devam etti:“Aksi halde tek bir bankada dahi olabilecek bir zafiyet bütün sisteme bir gecede sirayet edebilir. Bir gece belli başlı bir banka takasında bir zafiyete uğrasın, ertesi günü bunun 10 bankaya, 15 bankaya anında etkilerini görürsün. Dolayısıyla, birbirleriyle kenetlenmiş tek bir bankanın dahi tüm sisteme zarar verebileceği bir yapıdır bankacılık. Bu noktada çok şükür sütun sağlam ve büyümemizi finans edecek bir yapımız var. Ama ileriye doğru dikkat etmemiz gereken bir husus var. O da şu: Bankalarımız şu anda 100 liralık mevduat topladıysa, 121 liralık kredi kullandırmış durumda. Peki, bu parayı nereden buldular diyeceksiniz. Yurtdışından borçlandılar. Ve biraz da kısa vadeli borçlandılar. Bununla ilgili biz düzenlemelerimizi son 3-4 ay içerisinde yaptık. Hem bankalarının mevduata ağırlık vererek finansmanlarını sağlamalarını hem de daha uzun vadeli yurtdışına borçlanmalarını sağlayacak düzenlemeleri yaptık. Ve onlar da sonuç vermeye başladı. Dolayısıyla, bu sağlam bünyenin korunması da çok çok önemli.'“HUKUKTAKİ TABLO BÖYLE DEVAM EDERSE...'Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Biz ekonomi alanında ne yaparsak yapalım, Türkiye için güzel şeyler yaptığımızı iddia edersek edelim, eğer Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olmasıyla ilgili ciddi soru işaretleri oluştuysa, bu başlı başına bir problem. Bu ekonomimiz açısından da problem, demokrasimizin işleyişi açısından da problem. Demokrasi kuşkusuz yönetim şekillerinin en güzeli. Halkın kanaatlerinin, eğilimlerinin bir ülkenin nasıl yönetileceğine yansıdığı güzel bir yönetim modeli. Demokrasi hemen yanı başında sağlam bir hukuk ile ancak ayakta durabilir. Eğer bir ülkede 'Demokrasi var, ancak hukuk konusunda sorunlar var' diyorsanız, işte o ülkede demokrasinin sıhhatli işlemesi bir süre sonra mümkün olmaz. Eğer kurallar açık değilse, kurallar şeffaf değilse, kurallara uymayanlar ile alakalı yaptırımlar yeterince güçlü değilse, eğer ülkenin yargısı iyi işlemiyorsa, burada demokrasi zaafa uğrayabilir. Ekonomi üzerindeki etkilerini zaten iş dünyamız, günlük işlerde gayet güzel bunu hissediyor. Eğer davalar çok uzun sürüyorsa, bilirkişilik müessesesi ile ilgili ciddi sıkıntılar oluştuysa, kararlar tutarlı değilse, alt mahkeme ile üst mahkeme birbirinden tamamen farklı sonuçlara varabiliyorsa, bu iş dünyası açısından ve tabii ki ekonomi açısından son derece sıkıntılı bir tablo oluşturur. Yargının, mutlaka ve mutlaka evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde, Anayasa, yasalar ve belki de daha önemlisi vicdan ile hareket etmesi gerekiyor. Yasaların bir dili var, bir de ruhu var. Onun için vicdan faktörü çok çok önemli. Biz evrensel hukuk normlarını baz alan bir sistem arzu ediyoruz. Anayasamızın kolay, anlaşılır, sade bir anayasa olmasını arzu ediyoruz. Yasalarımızın kısa, öz ve anlaşılır olmasını arzu ediyoruz. Bunun yanında, yargı sisteminin hem bağımsız hem tarafsız işlemesi gerektiğini söylüyoruz. Tabii kolay bir alan değil. Yargı alanında ne kadar başarılı olursak demokrasimiz o kadar güçlenecek. Yargı alanında ne kadar başarılı olursak ekonomimiz de o kadar başarılı olacak. Eğer bu zayıf tablo devam ederse de, hem demokraside hem de ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu bile mumla arar duruma geliriz. Bu kadar önemli. Su ve ekmek nasıl ihtiyaç ise, eğer refah diyorsak, demokrasi diyorsak, hukuk da aynen öyle bir ihtiyaç. Ekmek, su gibi ihtiyaç.'Mehmet AKTARAN / DHA
Avrupa Birliği: Merkez Bankası Başarısız Oldu
Avrupa Birliği (AB) maliye ve ekonomi bakanlarının Batı Balkanlar ve Türkiye ile yıllık olarak düzenlediği ‘Ekonomik ve Mali Diyalog’ (ECOFIN) toplantısından Türk ekonomisine bir dizi uyarı çıktı. Uyarılardan Merkez Bankası da nasibini aldı.Hürriyet'ten Güven Özalp'in haberine göre; Daha önce bakanlar düzeyinde yapılan ancak son yıllarda özellikle Türkiye’den bakan katılımı olmaması nedeniyle seviyesi düşürülen toplantıda alınan kararlarda yer alan tespitleri şu şekilde özetlemek mümkün:Türkiye tarafından 2015-2017 dönemi için hazırlanan ekonomik reform programı, AB Komisyonu tarafından bu tür programlar için hazırlanan ana hatlardaki tüm unsurları kapsamıyor.Türk ekonomisi makroekonomik politikalarda ayarlama gerektiren dış ve iç dengesizliklerle karşı karşıya olmayı sürdürüyor.
Erciyes'ten Fenerbahçe'ye Çelme
Süper Lig'in 31'inci haftasında sonuncu Kayseri Erciyesspor ile İstanbul'da 1-1 berabere kalan Fenerbahçe, lider Galatasaray'ın üç puan gerisine düştü.Fenerbahçe bu sonuçla bitime üç hafta kala 67 puana çıktı. Lider Galatasaray'ın 70 puanı var. Bir maçı eksik Beşiktaş ise 65 puanda.Kayseri Erciyesspor ise 23 puana çıktı ve kümede kalma iddiasını en az bir hafta daha sürdürmüş oldu.
Reklam
Turgay Kıran: "Hamzaoğlu'nun Yanında Olacağız"
Galatasaray’da başkan adayı Turgay Kıran, takımda kıymetli bir teknik direktör olduğunu belirterek, Hamza Hamzaoğlu'nun yanında olacaklarını belirtti.Sarı-kırmızılı kulüpte bugün divan toplantısı gerçekleşirken başkan adaylarından Turgay Kıran önemli açıklamalarda bulundu.“Dursun Özbek Çanakkale’de bir algı operasyonu yaptı” diyerek sözlerine başlayan Kıran, “Bu algı operasyonları artık son bulmalı. Bizde biat kültürü olmamalı. Biz sizlerin sayesinde oy güvenine göre buraya gelir ya oy alırız ya da almayız” diye konuştu.“HAR VURUP HARMAN SAVURMA DÖNEMİ BİTMİŞTİR”Ekonomik konuları çok iyi takip ettiklerinin altını çizen Kıran, “Çok farklı bir değişiklik olduğuna inanmıyoruz. 1 milyar Dolara yakın bir borç yükü var. 220 milyon Doları bankalara olan borcumuz. Bir kısmı da diğer borçlar. Bizim buraya gelme anlamında da bir sıcak paraya ihtiyacımız olacak. Bende Galatasaray’ın ekonomik durumunu çok yakından takip ettiğim için listeme 7 ekonomist isim aldım. Ekonomi konusunda kariyer sahibi insanlar bunlar. Bizim hesaplarımız; oraya geldiğimiz anda sıcak parayı nasıl karşılarız ve Galatasaray sermayesini nasıl düzlüğe çıkaracağımızı konuştuk. Borçları düzgün bir biçimde yapılandırmaya ve vadeyi düşürmeye çalışacağız. Galatasaray’ın marka değeri bilançoyla aktif değer olarak düşüyor. Fonlamayı çeşitlemeyi düşünüyoruz. Şu anda Çin ve Körfez sermayesine girmek adına uzun vadeli stratejiler yaparak iki önemli finans devi ile Galatasaray adına iş birliği yapmaya çalışıyoruz. Ön anlaşma yapılmış işler bunlar. Özellikle körfez sermayesinde 150 milyon Dolar gelir getirmeyi planlıyoruz. Bunları daha çok çeşitlendireceğiz. Har vurup harman savurma dönemi bitmiştir. Bunları yaparken bize bugüne kadar borçla borç yaparak yapılandırmaya çalıştıklarını gösterdiler. Hiçbir ürün üretmek adına çalışma yapılmadı bugüne kadar. 1,5 milyar Dolarlık ürün geliri sağlamaya çalışacağız. Riva’yı en kısa dönemde devreye geçirip genel kurulun izniyle birlikte, borçlandığımız parayı yaptığımız yatırımlarımızla beraber karar verip buradan gelir elde etmeyi düşünüyoruz. Bir arkadaş bize 6 adet çok büyük bir arazi getirip işletme sözü verdi. Buraya iş merkezi, tatil köyleri yapıp yatırım ortaklığına Çoşkun Yılmaz’ı ve Feyyaz Atik’i ayrıca Fethi Gürsoy gibi bu konunun uzmanları arkadaşlar, projeleriyle Galatasaray’ın gayrimenkullerini değerlendirmeye çalışacaklar” ifadelerini kullandı.“Devletle olan iş birliğimiz sonucunda alt yapı konusunda bize yatırım ortaklığı sunuldu” diyen Turgay Kıran, “Türkiye’de 7 çeşitli bölgede arazi teşvik ve fon ve yabancı fonlarda genç oyuncular yetiştirmek için ortaklık kuracağız. Bu kaynaktan gelecek paralar için de çalışmalar yapacağız” dedi.'ARENA'NIN ÜZERİ 4 AYDA KAPANACAK'Sarı-kırmızılı başkan adayı Turgay Kıran, “Burada başkan adaylarından Dursun Özbek, Ali Sami Yen İş merkezi projesinde de otel konusu ortaya çıktı. Biz buna inanmadığımızdan orayı Galatasaray’ın bir merkezi haline getirip arkadaşlar maçtan önce gelsin, eğlensin maça gitsin istiyoruz. Statta ise üst kapaması projesinde sevgili Adnan Öztürk bir proje hazırlatmış ve 7 milyon Dolar karşılığında çok şeffaf bir sistemle 4 ayda o stadın üstünün kapanması halledilecek. Bizde Arena konusunda devlet büyüklerimizle sıkıntımızı paylaşacağız. Oranın bir kompleks olmasını sağlamak amacıyla bir 10 bin kişilik basket salonu ve 3 bin kişilik voleybol ve fitness salonu kuracağız. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile bunları yapacağız” diyerek projelerini anlattı.Galatasaray futbol takımı hakkında da açıklamalar yapan Kıran, “Kıymetli bir teknik direktörümüz var takımımızda. Hem ekonomik hem de idari yönden başarılı bir teknik direktör Hamzaoğlu. Sanırım 3 maç sonra Galatasaray şampiyonluğunu ilan edecek. Hamza hocanın yanında olacağız ve onun yanına ise idari direktör diyeceğimiz Bülent Ünder’i getireceğiz. Sportif A.Ş’ye yönetimdeki arkadaşların ilişkisi olmamasını sağlayacağız. İsmini açıklayamayacağım iki tane çok değerli arkadaşı da buraya getireceğiz” diyerek sözlerini sonlandırdı.Skorer
Reklam
Uzun Kalınca Ankara Çok Sevilir!
Nalan Temeltaş / Demokrat Haber Ankara1955 Mersin doğumlu. Torosların asi çocuklarından. Türkiyelilerin vazgeçilmez politik öznelerinden. 12 Eylül faşizmine karşı kır direnişi örgütleyen gerilla komutanlarından. Yazdığı kitaplarda tanıklıklarını tarihe not düşenlerden. Avrupa’ya gitme koşulları olduğu halde Türkiye’yi terk etmemiş, yaşamının 10 yılını cezaevinde geçirmiş, daima mütevazı daima bizden biri.Devrimci yol ana davada 723. sanık.Şimdi HDP Ankara Milletvekili adayı.Mahmut Memduh Uyan.O, “Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a Dönüşü” diyenlerden değil aksine “İnsan Ankara’da kısa kalırsa sevmez ancak uzun kalınca Ankara çok sevilir” diye düşünüyor.Bu da 140 karakterle şaşı olmuş toplumumuzda Mahmut Memduh Uyan’la özet sayılabilecek söyleşimiz:“UZUN KALININCA ANKARA ÇOK SEVİLİR”Biraz kendinizden bahseder misiniz? Memleketiniz, Ankara ve bilhassa politik özne olarak yer aldığınız çalışmalar…Kendimle ilgili çok fazla şey anlatmak, biraz zor. Mersin Toros dağları ve Akdeniz ile başlar hayatım. 17 yaşından sonra Mersin’den ayrıldım. Üniversiteden önce sola eğilimliydim.Üniversite ile daha sınıfsal ve Marksist yaklaşımlarla tanıştım. Sonraki dönem ağırlıklı Ankara’da geçti, geçiyor. Ankara’yı severim. Benim için önemlidir. İnsan Ankara’da kısa kalırsa sevmez ancak uzun kalınca Ankara çok sevilir.Arkadaşlıklarım, toplumsal faaliyetlerim derken benim için Ankara ayrı bir önem taşır. Sonrası ise dağlar. Adıyaman, Malatya, Sivas, Tokat, Ordu ve Dersim dağları. 1982’de kısa bir dönem, 10 ay kadar: Suriye, Lübnan, Filistin Kampları, Filistin örgütleri, PKK ve 7-8 örgütle faşizme karşı birleşik direniş cephesi oluşturduk.Yaşamımız İstanbul’da yakalandıktan sonra 1995’e kadar, 10 yıl cezaevinde devam etti. Ankara’da politik yaşamım aralıksız sürdü. Devrimci, yaşamını bulunduğu yere ve koşullara göre somutlar.Akdeniz insanı olarak hem deniz hem dağları tecrübe etmiş durumdasınız, tercih etmeniz gerekirse hangisi öne çıkar?Hem dağları hem denizi yaşadım. Tercih yapamam, ikisini de severim. İkisi de geniş ufuklara açılır. İnsanın zihnini, gönlünü açar ikisi de…! Şimdi Ankara’dayız tabii..Son kitabınızda annenizin tatlı bir dileğinden bahsetmişsiniz. Bi eviniz olsun diye dua edermiş.Hala bir evim yok. Annem benim evim yok diye üzülüyordu. Çok bilet aldı ancak hiç çıkmadı. “Her halde Allah benim parayı nasıl harcayacağımı bilmiyor” diyordu.“SEÇİLMEYİ DÜŞÜNEREK SEÇİME GİRMİŞ DEĞİLİM”Türkiye sol harketinin sembol isimlerinden biri olarak HDP adaylığınız sempatiyle karşılandı. Devrimci Yol ana dava 723. sanıktınız, şimdiyse HDP Ankara milletvekili adayısınız. 8 Haziran’da seçilmek ve seçilmemek ne anlam ifade ediyor?Çelişki gibi görünse de 8 Haziran’da seçilmeyi düşünerek seçime girmiş değilim. Esas olarak HDP’nin barajı aşmasını hedefledik. Adaylığımız dayanışma gereğidir. Mecliste bulunarak belki bi takım sorunlar çözülebilir ama bizim düşündüğümüz siyasal anlayış ve yaklaşımlar çerçevesinde parlementarizm diye tabir edilen hatta, toplumun köklü sorunlarının o zeminde çözülebileceği inancı taşımıyoruz aslına bakarsanız. Sorunların daha ziyade toplumsal mücadeleler ve toplumun kendi iktidarını oluşturma süreciyle, devrimle çözülebileceğine inanıyoruz. O nedenle mecliste olmak ya da olmamak değil HDP’nin barajı aşması önemli. Seçildik seçilmedik gibi bir duygu ya da ruhsal durumda değiliz.Bizim amacımız Türkiye’deki toplumsal siyasallığın gelişmesi, sıkışmış siyasetin önünün açılması ve AKP’nin geriletilmesi ile bölgedeki olumsuz siyasi hedeflerinin de bir ölçüde kaldırılmasına yöneliktir.Adaylık içinde olmayalım demiştik arkadaşlara, zaten seçim sürecinde HDP’yi destekleyecektik. Kürt halkının kendi kimliğinin tanınması, diline, kültürel yapısına sahip çıkılması ve taleplerinin karşılanması demokratik taleplerdir. Kürt halkının tarihsel mücadelesi ile bir bağ kurmak esastır. Talepleri haklıdır. Ve zaten biz bunlar için yanındayız. Sonrasını da karşılıklı uygun ilişkiler çerçevesinde sürdürme niyetindeyiz.HDP % 10 barajını aşarsa bazı siyasal gelişmelerin önü açılacaktır. Özellikle ANAP’ın son dönemlerine benzeyen yozlaşmış AKP döneminin, Ortadoğu’daki politikaları felaketlere yola açmış bir iktidarın geriletilmesi, çözülmesi açısından da olumlu gelişmeler olabilir.“YENİ GELİŞMELERİN ÖNÜNÜ AÇABİLİR”HDP seçimlere parti olarak girmeseydi 35-40 milletvekili çıkarırdı. Ancak bu dengeleri etkilemez, siyasal sonuçlara yol açmaz, statüko devam ederdi. Parti olarak girmesi % 10 barajını tartıştırıyor ve artı sonuç itibarıyla iktidarı sarsabilir, yeni gelişmelerin önünü açabilir.Ayrıca HDP toplumsal kesimlere kendini açarak, toplumsal umut gelişmesi açısından zemin sunmuştur. İnsanlar “yapabiliriz”i görür. Değişmeyecek gibi gözüken bir otoritenin sarsılmasını görür. Yunanistan’ın Syriza’sına benzemese de iktidara gelmesi gibi bir sonuç olmasa da zihinlerdeki bazı şeyleri yıkar ve umut yaratır diye düşünüyorum.Kürt hareketi açısından baraja rağmen parti olarak seçimlere girmek cesur bir karardır. Çünkü baraj altı kalınırsa meclisteki bu imkanını yitirmiş olacak. Diğer alanlardaki mücadelesini yükseltmek durumunda kalacak. Ancak bu haliyle bile baraj tartışması sürer ve meşruiyet sorunu gündeme gelir. Sonrası mücadeleye devam tabii ki. Seçime bunun ötesinde anlamlar atıflar gerekmez.ğlarında cuntaya karşı direniş örgütleyen gerilla komutanlarından biriydiniz. Devrimci olanaklar açısından görüşleriniz neler?…ı ilk etapta dağa çıkan arkadaşların sayısı çok fazlaydı. Özellikle Karadeniz, Ege, Toroslar dahil. Cuntaya karşı iyi bir örgütlenme ve mücadele çizgisi oluşturulamadığı için hızla dağılma ve dökülme yaşandı. Abdullah Öcalan o dönem Taner Akçam’a toparlanma amaçlı Suriye ve Lübnan'da Filistin, FKÖ kamplarını kullanmayı önerir. Akçam bize iletti ve kabul ettik. Suriye’deki kamplarda, siyasi, askeri çalışmalarla toparlanma içinde olduk. Diğer örgütlerle cephe faaliyetleriyle arkadaşlarımızı kırlarda -bir anlamda tekrar- organize ettik. Bu organizasyon esas olarak Malatya, Sivas, Tokat, Ordu kırsalını, Dersim ve Erzincan’ın da bir kısmını kapsar.Bugünden de bakıldığında o dönemde cuntaya, faşizme karşı Türkiye’de yapılanan, en geniş kır örgütlenmesiydi. Kentlerde sınırlıydı ilişkiler. Sayıyı çoğaltmak elimizdeydi ama gerilla faaliyetinde; kendini koruyabilen, saldırabilen, geri çekilebilen yani bir tür hareketliliği yürütebilecek organize gruplar, bizim için sayıdan daha önemliydi. Bu açıdan ortaya koyduğumuz gerilla faaliyetini 250-300 kişi arasında görebiliriz. Daha çok da yerel birimleri, köyleri, ilçelerdeki yerel siyasal birliklerle birlikte ana grupların alanda hareket etmesini kastediyoruz. Kafamızdaki siyasal koşullar ve örgütlülük sürseydi, cuntaya, faşizme karşı birleşik direniş cephesinin kır hattını da içeren, Kürt coğrafyasındaki gerilla faaliyetiyle birleşmesi düşünülen Türkiye faaliyeti düşünülüyordu. Bütünsel olarak bir Türkiye devrimi hedefimiz vardı. FKBDC (Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi) bir başlangıçtı.Avrupa örgütlüğü, kırsal hatlar, cephe gerisi ilişkiler düşünülüyordu. İlerleyen süreçlerde kırsal alan ve kentlerde gelişen mücadeleyle Ortadoğu ve Avrupa’daki desteklerimizle faşizme karşı bir mücadele tasarlanmıştı. Ama bu hareket daha sonra akamete uğradı. Daha çok Avrupa’daki bizim arkadaşların iç tartışmalarıyla örgütlülük dağıldı. Cephe ilişkileri dağıldı. Biz de kendi varlığımızı tam anlamıyla bütünsel gerilla faaliyeti değil de, devrimci faaliyeti yeniden oluşturmak amacıyla, siyasal karakterli askeri faaliyete dönüştürerek sürdürdük. Bir yandan da gelişebilecek mücadeleyi desteklemek, bütünsel bir hareket oluşturmak, kırın avantajlı olanaklarını kullanarak kentlerdeki mücadeleye destek olmak çabasındaydık. Ne yazık ki bu süreçte pek çok imha olayı gerçekleşti. Biz 1985 yılında yakalandık.Dağ süreci ne kadar sürdü?Diyarbakır zindanlarında dörtlerin gecesi yaşanıyor iken neler hissettiniz?O sırada dağlardaydık. Tüm cezaevlerinde şiddet ve işkence olayları vardı. Okullar, kuran kursları, camiler, boş araziler işkence, sorgu alanlarıydı. Çok arkadaşımızı dağlarda kaybettik. Bu nedenle Kürt arkadaşlarımızın acısını da derinden hissettik.Avrupa’ya çıkarak politik hayatınızı devam ettirebilirdiniz lakin Türkiye’de kalmayı seçtiniz..Avrupa’ya gitme koşullarımız her zaman oldu ancak kullanmadık. İsteyen arkadaşlarımız çıktı. Biz Türkiye’de faşizme karşı örgütlenmede aktif rol almayı tercih ettik. Kendi dağlarımızdaydık. O süreçte dönem dönem akamete uğradık. O günler için belki sol hareketin en mühim başarısı Türkiye’de Endonezya’da olduğu gibi büyük kitlesel katliamların yaşanmamış olması. CIA Endonezya’da olan biteni hala açıklamıyor. 70-80 yıl geçti üzerinden. Oysa 40 yılı geçen bilgileri açıklamak zorunda aslında.Silahı zorunlu kılan koşullardan bahsedersek…Somut sorunlar vardı. Okula gitmek için, akademik yaşamını sürdürmek için silah taşımalıydın. Fabrikalarda hak hukuk elde etmek, direniş sürdürmek için silah taşımak zorundaydın. Neoliberal politikalar o günlerde de gündemdeydi. Karaborsa dönemiydi, ekonomi dönmüyordu. Bu ekonomik karmaşada grev ve direnişleri sürdürme bile ancak silahla korunuyordu. Bu iç savaş koşulları Pentagon projesiydi elbette. Devlet güçleri, paramiliter yapılanmalar 70’li yıllarda silahlı direnişi zorunlu kılıyordu. Mesela Maraş’ta mahalleleri yok ettiler. Alevilere yönelik saldırıydı. Direnişlerin olduğu yerlerde silah kaçınılmazdı. Çok ilginçtir mesela bazı kişilerin üzerinde silah yakalandığı halde bazı mahkemeler meşru savunma kapsamında ele alıyor, ceza vermiyorlardı.Bir yandan devrimci mücadeleye her boyutta katılırken diğer yandan yazıyordunuz. Dipnot yayınevinden çıkan son kitabınız “Kardeşim Hepsi Hikaye” 3. baskıda sanırım. Ben size “Devrimci Yol Dengbeji” diyorum. Anlatacaklarınız bitti mi yoksa bu sadece başlangıç mı?…Kitaplar hayatın akışı içerisinde oluştu. Yazmak güzel elbette, imkan olsa da sürekli yazabilsek. İlk kitabım “Ben Bir İnsanım” Mamak cezaevinde yazdığım savunmamın bir bölümüydü. İşkencede yaşananların bir kesitini, sorgu sürecini topluma duyurmak istedim. Yaygın okunduğu halde bu kitaba dayanarak hiçbir savcı soruşturma açmadı. Oysa işkencecilerin adlarını da yazmıştım. Ne onlar “yalan söylüyorsun” diye dava açtı ne de savcılar bunlar gerçek olabilir diye. Serbestmiş demek işkence.Diğer kitaplardan “Gerilla Kartaldır” dağlarda yürüttüğümüz mücadelenin deneyimsel aktarımıydı. “Yolcuların Düşü” kitabım 80 sonrası Devrimci Yol çalışmalarının bir tür dökümüdür. “Toplumsal Dalganın Kırılışı Fatsa” diye kitabımız o dönemin yorumlanmasını içerir. “Biriktire Biriktire Parça Parça” diye bir kitabım var. Cezaevi günlüğü gibidir. Oğluma yazdığım mektuplar ise Arkadaş yayınevinden çıktı, “Halil’e Mektuplar” adıyla.En sonuncusu Dipnot’tan ve 3. baskısı hazırlanıyor. “Kardeşim Hepsi Hikaye” geçmişle günümüz, 1970’lerle günümüz arasında illiyet kurma çabasıydı.. O dönemdeki insanları, yaşamları, militanlaşma sürecini, devrimci örgütlenmelerde ortaya çıkanları, eleştirel anlatma ya da öyküleme. Kaba teorik anlatım olmasın istedim. Hikaye bir açıdan tarihtir. Bu yöntemle anlatmayı tercih ettim. Bugün siyasal mücadelelerde yer alacak insanlara da tarih anlatımı, hikayelemedir son kitabım.Toplumsal adalet mekanizması iş görmez durumda, muhalifler giderek artan otoriterleşmeyle kıskaç altında. Bu tabloya bakarak yapabilir, eyleyebilirliğimizi nasıl arttırabiliriz?Yasalar ve hukuk düzeni iktidarın işlerine geldiği gibi uygulanır. Kendi yasalarına bile uymuyorlar. Esas olan toplumsal meşruiyettir. Fiilen toplumun kendi direnişlerini örmesi gerekli, bunu becermemiz gerekli.Mesela bu konuda nasıl ki iktidar, çürümüşlüğü arttıkça otoriterleşmesi artıyorsa, toplumda da Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi devinim artıyor. Giderek iş cinayetlerinde olduğu gibi farklı tepkiler oluşuyor. Örneğin birkaç gündür Bursa’da metal alanında çalışan işçiler direniş geliştirdiler. Ülke genelinde üniversitelerin, aydınların, hepimizin küçük küçük de olsa toplumsal direnişleri takip etme çabamız var. Oluşmasına, var olanların geliştirilmesine çaba harcamamız gerekli.Toplumsal meşruiyet ve toplumsal mücadeleler olmadan demokratik bir yapıya kavuşmak mümkün değil. Neoliberal düzen özellikle Akdeniz ülkelerini kaosa terk etti. Çok oturmuş devlet ve toplum yapıları yok gibi. Bu anlamda Kürt hareketinin varlığı da olumlu bir dinamiktir. Bir dönem Türkiye’nin demokratikleşmesine engel olduğu düşünülürdü. Şimdiyse tam tersi durum söz konusu. Alevi toplumu açısından ürkütücü olan IŞİD meselesi var. Bu anlamda bakılınca hem Kürt hareketinin ve hem de toplumun kendi mücadelesini yükseltmek lazım.Dünya genelinde sol ya da sosyalizm adına tam olarak tanıma uyan yapı yok. Biz daha çok bu yüzyılın toplumsal mücadelelerini, deneyimlerini biriktiriyoruz. Somut bütünsel bir yapı ortaya çıkmasa da birikiyor bir yandan. Toplumsal devinimler çeşitli, bütünsel ve kalıcı değil henüz. Hazır reçete yok. Siyasal, sınıfsal, sosyal düzeyde neoliberalizmin getirdiklerine karşı örneğin tam sınıfsal bir konumlanmayı çözebilmiş değiliz. İşte bütünlüklü bir konumlanmamız olmadığından mesela kadın cinayetleri de, iş cinayetleri de devam ediyor. Şiddet sürüyor. Ekolojik tahribat sürüyor. En geri sömürülme biçimleri de esnek üretim çerçevesinde gündemde.Bizim bu sürecin siyasal toplumsal sınıfsal karşı mücadele tarzlarını oluşturmamız gerek. Hırpalanma süreci yaşıyoruz ancak 21. yüzyılın devrim sürecinin, toplumsal mücadeleye dayanan, geçmiş sosyalizm deneyimlerinin eleştirisine dayalı, bugün bahsettiğimiz tüm özgürlükleri kapsayan ütopyaya doğru gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu an kalıcı değil, giderek daha toplumsal direniş ve devrimci süreçler önümüzde duruyor.“HİZMETLERİNİ YAPACAKLARIN DIŞINDA KALANLARI İNSAN SAYMIYORLAR”Mülteciler konusu gündemde yeterli yer bulmuyor. Oysa devasa bir sorun. Bu konuda ne düşünürsünüz?Kamuoyuna yansımıyor. Asya Afrika’dan pek çok mülteci akını var. İnsanlar yaşayabileceği bir ortam aramak için hayatını ortaya koyuyor. Ege üzerinden geçen birçok gemi batırıldı. Kadın çocuk yaşlı genç denizde boğuldular. Çok önceden emperyalist ideologlar 21. yüzyılın ana sorununu nüfus kayması olarak öngördüler. Kendi yaşamalarının, rahatlarının bozulmaması için önlem aldılar. Bir yandan yetişmiş insan gücü de istiyorlar. Kendilerinin bir takım alanlarında hizmetlerini yapacak insanları istiyorlar. Bunların dışında kalanları ise insan saymıyorlar. Ortaya koydukları yaşamları kaybetmemek için önlem alıyorlar hala. İnsanları kendi alanlarına sokmayarak ne kadar mutlu oldukları da şüpheli tabii.Türkiye AKP hükümeti sırasında Ortadoğu sorununa çok fazla karıştı. Güya sınırları açtı. Göçmenlere bakıyormuş gibi gözüküyor. 3 milyona yakın insan nerde yaşıyor? Sefalet koşullarında direnmeye çalışıyorlar. Bursa’da İnegöl’de asgari ücretin altında Suriyeliler çalışıyor. Adana, Antakya, Mersin’de kayıtsız ve düşük ücretle çalıştırılıyorlar. Aileleri parçalandı. Memleketlerinden çıktılar. Büyük eziyet altındalar. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu kadar sömürü, bu kadar eziyeti bir gün bütün toplum öder. Uluslararası birçok istihbarat örgütü Ortadoğu’da yaptıklarını Türkiye’de de yapacaklar çünkü.“HALKI KENTLERİN ÇEPERLERİNE SÜRÜYORLAR”Halihazırda pek çok partinin seçim vaatlerine de girmişken yoksulluk, kentsel dönüşüm üzerine akıl yürütürsek…İşin özüne müdahil olmadan, muhalefet partilerinin bahsettiği yaklaşımlarla yoksulluğun çözülmesi mümkün değil. Aynı zamanda kentsel dönüşüm, kentin bugüne kadarki tarihi içerisinde en cazibeli, en ranta dönüştürülebilecek, kârlı görülen alanlarına egemenlerin, müteahhitlerin el koyma olayıdır. Kenti pazarlamış oluyorlar. Rant elde ediyorlar.Bu ve benzeri tüm politikalara bakılınca, yollar, binalar, Türkiye’nin “değişen çehresi” AKP’nin başarısı filan değil. Bunlar bir yandan estetik çirkinlik, ekolojik tahribat ve diğer yandan da dünyada birikmiş olan sermayenin bir şekilde kendini yenilemesine yönelik açılımlar.Halkın kentlerin çeperlerine sürülmesine, egemenlerin rant elde etmesine yaradı. Özal dönemi “yap işlet devret”ten başladılar. Hizmet sektörüne girebilecek yapıları paraya dönüştürme yoluna girdiler. Eğitimden sağlığa her şey parayla yapılır oldu. Bu bir başarı öyküsü gibi sunulsa da başarı değildir. Kendi müteahhit zenginlerini yarattılar. Bu devam edecektir.Aslında iyi ya da güzel yaşam, insani yaşan anlamına gelmiyor. Somut olarak Ankara Şentepe’de 70’li yıllarda halkla birlikte gecekondu yaptığımız Kaletepe mahallesi (Bizim 'Ertuğrul Karakaya' dediğimiz) bir yer var. 270 hane. Örneğin orada gecekondular duruyor. Yenimahalle belediyesi CHP’li belediyedir. TOKİ ile anlaşarak birkaç öneri getirdi, halk kabul etmedi. Tartışmalarda ben de vardım. Yüksek katlı binalar önerdiler, hak sahiplerini borçlandırarak ev sahibi yapmayı önerdiler. Orda yaşayanlar neredeyse bir kuşak ömürleri geçmiş, oralar değişecek, büyük binalar kurulacak, apartmanlara düzenli geliri olamayan insanlar borç ödeyecekler. Sen o insanların orda kalamayacağını biliyorsun. Yani kentin biraz daha dışına, çeperine gideceklerini biliyorsun. Dışlayacaksın yani.Bu kent değildir. Kabul etmemek gerekir. Esas olan halkın sosyal yaşamını sürdürebileceği, doğayla uyumlu, çocukların, kadınların, yaşlı ve gençlerin rahatça biraradalığını da getirecek olan sosyal konutlar olmalıydı. Biz de kooperatifleşerek katılmak istedik. Belediye gündemine almadı. Sermayenin egemen politikaları bundan hoşlanmaz. Kabul edilmedi tabii. Geçmişte doğrudan faşizme karşı direniş örgütleniyordu, şimdiyse sosyal hayatın tümünü içerecek direnişler gerekecek. Neoliberalizme karşı köklü direniş kaçınılmaz.“EGEMENLER EGEMENLIK ALANINI BIRAKMAK İSTEMEZ”Kadına yönelik şiddet HDP seçim kriterlerinde somut olarak yer aldı. Adaylarda kadına yönelik şiddet sicili ilk kriterdi, çok eşlilik ise ikinci kriter. Elbette yıllardır partilerde, sendikalarda, kurumlarda kadınların yürüttüğü bireysel ya da örgütlü mücadelenin görünür olmasını sağladığı bu birikime hürmet etmek lazım. Hem bu açıdan bir değerlendirme alalım hem de ne vakit bu kriterlere ihtiyacımız kalmaz diye soralım…Egemenler her anlamda egemenlik alanını bırakmak istemezler. Erkek açısından da böyle. Bi kere macun tüpten çıktı derler. Kadınlar evlerinden çıktılar, siyasal, sosyal alanlarda söz sahibi oldular. Buradan geriye düşmeleri mümkün değil.Biçimsel gibi görünse de siyasette kadınların bir takım güvencelere kavuşması hiç küçümsenmesin. Ayrıca Rojava’da, Kobani’de en ön saflardaydılar. Ortadoğu açısından düşünürsek buradan geriye düşmez. Ama gelişmişliğin ölçütünde sınır yoktur. Bu ilkelere ne zaman ihtiyaç kalmaz? Kadına yönelik duyarlılık bilince çıktığı zaman. Siyasal hayatta şimdilik zorlama gibi görünse de eşbaşkanlık, belediye başkanlığı gibi somutlanması da büyük bir olaydır. Biçimsellik ötesi gerçeklik de var. Gerilla, komutan, toplumsal mücadelelerde ön saflarda kadınlar. Feminist mücadelede toplumsallaşmasa da belirli bir bilinç oluşturdu, sürekliliği var. Daha gelişecektir.“İŞ CİNAYETLERİNDE TÜRKİYE EN ÖNDE”İş cinayetlerinde 1 Umut Derneği’ndeki arkadaşlar ve adalet arayan aileler ve diğer platformlar mümkün olduğunca bu alanlardaki davaları takip ediyorlar, farkındalık yaratıyorlar. Davalar egemen zihniyet tarafından zamana yayılıyor, adalet mekanizması zorlukla işletiliyor. Türkiye ölü işçiler ülkesi bir yandan da neler söylemek istersiniz?Evet , Ostim-İvedik var, dava hala bitmedi. Davutpaşa var, daha uzun sürdü. Devlet bir kısım bürokratların yargılanmasına izin vermedi. 1 Umut Derneği’ndeki arkadaşların bilinç oluşmasında ciddi katkıları oldu bu konuda. Kamuoyuna kabul ettirdikleri ilk gerçeklik: “iş kazası yok iş cinayeti var” oldu. Sanırım her ayın ilk haftasında Galatasaray’da iş cinayetlerinde kaybedilen insanları gündeme taşıyorlar, kamuoyunda farkındalık yaratmak için.Özellikle inşaat sektöründe kar rant ve kapitalizmin çarpık gelişimi, dindar islami yaklaşımlarla birlikte işçi aleyhine durumları çok rahat geliştirdiler.Korkunç olaylar oldu, Soma’da, Ermenek’te. Bütün bunlara karşı insanların hak arayışları, tepkileri ilk anda belirli bir canlılık taşısa da sonra süreklilik problemi doğuyor. Batılı toplumlarda işçi güvenliği daha ileride ama bu patronlardan kaynaklanan bir durum değil işçilerin emekçilerin yoğun mücadelesiyle edinilmiş hak ve mevziler. Kapitalizm bizde de sınırlı yardımlarla, hayırseverlikle çalışanların kanını emmiş oluyor. Gelişmiş ülkeler arasında iş cinayetlerinde Türkiye en önde. Bu nedenle işçi sağlığı ve iş güvenliğinin öncelikli, birincil sorun olarak görülmesi gerek. Yoğun ısrar ve sürekli mücadele gerek.
İşte Dünyanın En Pahalı 10 Tablosu
Pablo Picasso'nun 'Cezayirli Kadınlar' tablosu 179 milyon dolara alıcı bulunca sanat ekonomisi tartışmaları alevlendi.Son on yılda zengin körfez ülkelerinin şeyhleri ve ultra-zenginlerinin sayısı her geçen gün artan Çinliler sanat piyasasında fiyatları yükselttiler.Vesile ile dünyanın halihazırdaki en pahalı 10 tablosunu sizler için hazırladık...
Reklam
Romeo'dan Kedi Olmanın 14 Altın Kuralı
En önemli ipuçlarını kısa kısa paylaşıyorum. 'Kedi olmak' ile ilgili daha fazla ipucu veya Romeo'nun gün içindeki hallerini görmek için sizi şöyle alalım; Romeo, the persian cat💙 (@oglusromeo) • Instagram photos and videos
Dünyayı Değiştirecek Gelecek: 3 Boyutlu Yazıcılar
etiket
Açıkçası bugün canlı örneklerini görmeden önce benim de aklımda bu soru vardı. Lakin konuyu biraz araştırıp üstüne düşünce iç boyutunun çok farklı ve çok zengin olduğunu fark ettim. Bu nedenle sizleri de bu konuya biraz ısındırmak istiyorum.Öncelikle hiçbir şey düşündüğümüz gibi değil! Pekala, üç boyutlu yazıcılarla küçük biblolar, evimizi çok daha sevimli hale getirecek objeler yapmak mümkün. Peki başka neler yapılabilir hiç düşündünüz mü?
EPDK: ‘Motorine 12 Kuruş Zam Söz Konusu Değil’
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, motorin fiyatlarına 12 kuruşluk zammın söz konusu olmadığını bildirdi.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK), bazı basın yayın organlarında motorin fiyatlarına 12 kuruş zam yapıldığı haberlerine ilişkin yazılı açıklama yapıldı.Açıklamada, bugünden itibaren geçerli olmak üzere TÜPRAŞ tarafından motorin fiyatlarına 1 kuruş zam yapıldığı, bunun dağıtım şirketleri tarafından pompaya yansıtılmasının 1 ila 2 kuruş olduğu ve 12 kuruşluk zammın söz konusu olmadığı belirtildi. Açıklamada, akaryakıt fiyatlarının EPDK tarafından değil, serbest rekabet ortamında piyasada belirlendiği vurgulanırken, 'uluslararası piyasalardaki fiyat değişimlerinin sektör tarafından ülkemizdeki fiyatlara yansıtılıp yansıtılmadığı Kurumumuzca yakından takip edilmektedir' denildi.5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’na göre, petrol fiyatlarının 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak oluştuğunun altı çizilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Rafineri fiyatlarının endeksle oluşturulması, dağıtıcı ve nakliye paylarının tavanı gibi fiyatların dolaylı veya dolaysız olarak kamuca belirlenmesine ilişkin uygulamalar sona erdirilmiştir. Ayrıca petrol piyasasında dolaşımda tüm petrollerin fiyatı, ham petrol fiyatındaki değişimlerden etkilenmekle birlikte, her bir ürünün fiyat teşekkülünün arz-talep mekanizmasına göre ayrı ayrı oluştuğu, fiyatların oluşumuna etki eden birçok faktörün de bu süreçte rol oynadığı bilinmektedir. Ham petrol fiyatı ve benzin, motorin gibi ürünlerin kendi arz-talep koşullarının yanı sıra navlun bedeli, döviz kuru, ülkelerin mevzuatlarına göre gümrük vergileri, ÖTV ve KDV gibi diğer vergileme unsurları gibi hususlar yanında tarafların özel hukuk çerçevesinde aralarında kararlaştırdıkları unsurlar, belirli bir zamandaki konjonktürel gelişmeler gibi birçok husus fiyat oluşumuna etki edebilmektedir.'AA
Reklam
İşsiz Olduğu Her Halinden Belli Olan 11 Tip
Bu abiler o kadar işsizdir ki bir bebeğin anlamsız anlamsız televizyona baktığı gibi inşaat makinelerini izler, içlerinden de 'vay be adamlar nasıl dikiyor koca binayı' diye geçirirler.
Reklam
Hangi Burç Hangi Tatlıyı Soluksuz Yutar?
Öncü ve maceraperest ruhlu Koç burçlarının oburlukları dillere destandır. Abur cubura çok düşkün olan Koç burçları her ne kadar yeni tatlar denemeye açık olsalar da, eninde sonunda sabit alışkanlıklarına geri dönerler. Bitter çikolatalı fondü veya fıstıklı sarma tatlısı Koçlar'ın ideal tatlılarıdır.
Cannes'da Onur Ödülü İlk Kez Bir Kadın Yönetmene
Cannes Film Festivali Onur Ödülü ilk kez bir kadın yönetmene takdim edilecek.Yapılan resmi açıklamaya göre 68. Cannes Film Festivali bünyesinde, ünlü kadın yönetmen Palme d’or Agnes Varda'e Onur Ödülü takdim edilecek. Kapanış töreninde sunulacak olan bu özel ödül daha önce 2002'de Woody Allen, 2009'da Clint Eastwood ve 2011'de ise Bernardo Bertolucci için verilmişti.Onur Ödülü, dünya çapında büyük yankı uyandıran işlere imzasını atmış ancak şimdiye kadar Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ödülü almamış önemli isimlere takdim ediliyor. Agnes Varda ise bu prestijli ödülü alacak ilk kadın yönetmen olma şerefine erişecek.Beyaz Perde
Hayata Karşı Verdikleri Mücadeleler ile Akıllara Kazınmış 10 Ünlü Türk Sanatçı
etiket
Hayat kolay değil. Bu hayatın içinde de ön planda olan insanlar tabii ki bu zorlukların daha bir fazlasını deneyimliyorlar. Bu yüzden de Sezen Aksu'nun tabiriyle iki türlü çıkıyorlar bu deneyimlerin içinden:Ya tatlılaşıyor ya da acılaşıyor. İnsan olmaktan gidiyor tüm yollar. İşte o başarısızlık serüvenlerini size sunan bu galerimize göz atalım...
Reklam